Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a Riyad ziyaretinin 3 amacını açıkladı.

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
TT

Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, bölgeye yaptığı mevcut ziyaretin üç hedefi olduğunu açıklarken, ikili ilişkileri derinleştirme kapsamında Riyad ile Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik stratejiye dikkati çekti. Ayrıca Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmelerin, iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmeyi, yeni alanlarda iş birliğini geliştirmeyi ve ikili stratejik diyalog çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmayı amaçladığını açıkladı.

Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi toplantısı

Hayashi, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri dışişleri bakanlarının ilk toplantısının, bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmak için önemli bir fırsat sağlamanın yanı sıra, Japonya ile bölge ülkeleri arasında gelişen ekonomik ilişkilere ışık tutacağını vurguladı. Ayrıca ortak öneme sahip meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunmak için sabırsızlandığını dile getirdi.

Japon Bakan, Başbakan Fumiyo Kişida ve Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardığına dikkati çekti. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturmasını beklediğini dile getirirken, müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Hayashi, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, “Başbakan Kişida’nın Temmuz ayında Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretin sonuçlarını takip edeceğim. Ziyaret sırasında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın düzenlediği toplantıda, siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirmek ve uluslararası sahnedeki çabaları koordine etmek amacıyla iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda mutabakata varıldı” dedi. Suudi Arabistan’ın enerji sektöründe ülkesi için önemli bir ortak olduğuna dikkati çeken Bakan, ikili işbirliğinin sektör dışında hızla genişleyerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsadığını belirtti.

Yoshimasa Hayashi, “İkili işbirliğinin en önemli yeni alanlarından biri, Ortadoğu bölgesini temiz enerji kaynakları ve hayati mineraller için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir girişimin çerçevesinde, yeşil bir ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Başbakan Fumiyo Kişida’nın ziyareti sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor” dedi.

Hayashi’ye göre Japonya, özgür ve açık Hint-Pasifik vizyonunu desteklemeye çalışıyor. İki ülkenin hukukun üstünlüğü konusunda ortak bir görüşe sahip olduğuna dikkati çeken Bakan, “Bu amaca ulaşmak için uluslararası alanda Suudi Arabistan’la daha yakın şekilde çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” şeklinde konuştu. Japon Bakan, dünya genelinde 42’den fazla ülkeden danışmanların katılımıyla son Cidde toplantısı aracılığıyla Krallığın Ukrayna krizini kontrol altına alma çabalarını ele aldıklarına, ayrıca Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat sağlandığına dikkati çekti.

Çin ile Tayvan arasındaki mevcut gerginlik ve Japonya’nın Güneydoğu Çin Denizi’ndeki durumu kontrol altına alma vizyonu hakkında ise Hayashi, “Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, Japonya dahil tüm uluslararası toplumun istikrarı için çok önemlidir. Tokyo kararlı tavrını sürdürüyor ve Tayvan’la ilgili sorunların diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini bekliyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı konumda bulunan ülkelerdeki ortaklarla yakın işbirliği içinde çalışarak ortak konumumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım” ifadelerini kullandı.

Güneydoğu Çin Denizi meselesine de değinen Yoshimasa Hayashi, “Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu güçlü bir şekilde değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Aynı tutumu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya, Çin’den gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde almasını istemeye ve ortak öneme sahip konularda ikili işbirliği gerçekleştirmeye devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum” açıklamasında bulundu.

Riyad ve Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik strateji

İşte Hayashi’nin Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın ayrıntıları;

  • Suudi Arabistan ziyaretinizin amaçları nelerdir?

Bugünkü Suudi Arabistan ziyaretim, Başbakan Kişida’nın geçtiğimiz Temmuz ayında Ortadoğu bölgesine yaptığı resmi ziyaretin sonuçlarını takip etmeyi amaçlıyor. Başbakan Kişida ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, siyasi ve ekonomik düzeyde ikili iş birliğini geliştirmek ve uluslararası arenadaki çabaları koordine etmek için iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda anlaştıkları bir toplantı yaptı. Dışişleri Bakanları Arasında Stratejik Diyalog kapsamında Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmenin, bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmanın ve yeni alanlarda iş birliğini geliştirmenin yollarını ele alacağım.

Krallığı ziyaretimin ikinci hedefi ise, Başbakan Kişida ile Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin bir araya geldiği toplantıda periyodik olarak yapılması kararlaştırılan, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin dışişleri bakanlarının ilk toplantısını gerçekleştirmek. Bu toplantının bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmanın yanı sıra Japonya ile KİK ülkeleri arasında büyüyen ekonomik ilişkilere ışık tutmak için önemli bir fırsat olacağına inanıyorum. Öyle ki aralarındaki ticaret hacmi geçen yıl 100 milyar doları aştı. KİK ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla bu konularda görüş alışverişinde bulunmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

frg
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (AP)

Bu bağlamda Başbakan Kişida ve KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında yaptıkları toplantıda, Japonya ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında serbest ticaret anlaşmasına ilişkin müzakerelerin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardıkları belirtilmelidir. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturması bekleniyor. Umuyorum ki Japonya Dışişleri Bakanı ve Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları olarak birlikte çalışarak bu müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sağlayacağız.

  • Suudi Arabistan- Japonya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Japonya, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyor. İki ülke arasında uzun yıllar boyunca gelişen dostane ilişkilere dayanan ortaklık, özellikle son yıllarda ‘Suudi- Japon Vizyonu 2030’ çerçevesinde önemli ölçüde genişledi. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’la çeşitli toplantılarda veya telefon görüşmelerinde yaptığım görüşmelerde, Japonya ve Suudi Arabistan’ın ikili ilişkilerini derinleştirme ve genişletme konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğunu doğrulayabilirim.

  • Suudi Arabistan- Japonya ortaklığının niteliği nedir?

Her şeyden önce Suudi Arabistan, özellikle uzun yıllar boyunca Japonya’ya istikrarlı petrol tedariki sağlama taahhüdü yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında her zaman rol oynamıştır. Bu rol ışığında Japonya için enerji sektöründe önemli bir ortak olmuştur ve bu, hala öyledir. Ancak iki ülke arasındaki ortaklığın tek yönü bu değil. Krallık şu anda Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman liderliğindeki 2030 Vizyonu çerçevesinde endüstriyel çeşitliliği sağlamanın ve karbon emisyonlarından kurtulmanın yollarını arıyor. Japonya, 2017’den bu yana Japonya-Suudi Arabistan 2030 Vizyonu aracılığıyla Krallık tarafından benimsenen sosyal ve ekonomik reformlara tam desteğini ifade ediyor. Ben de iki ülke arasındaki işbirliğinin son yıllarda hızla enerjinin ötesine geçerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsamasından memnuniyet duyuyorum.

  • İkili işbirliğinin en önemli alanları nelerdir?

Suudi Arabistan ile Japonya arasındaki en önemli yeni işbirliği alanlarından biri yeşil ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Japonya Başbakanı Kişida, geçtiğimiz Temmuz ayında Krallığa yaptığı resmi ziyarette, Ortadoğu’yu temiz enerji kaynakları ve hayati madenler için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan ikili işbirliği için yeni bir girişim önerdi. Ziyaret sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, iki ülke arasında, özellikle hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor.

Hiç şüphe yok ki iki ülke arasındaki iş birliği bölgede ve dünyada barış ve istikrarın korunmasına katkı sağlıyor. Ortadoğu’daki ülkeler arasındaki ilişkilerin iyileşmesine ve aralarındaki işbirliğinin güçlenmesine rağmen, hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası düzen dünya genelinde hâlâ tehditlere maruz kalıyor. Bu uluslararası düzeni sürdürmek ve mümkün kılmak, bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refah için Japonya, ‘özgür ve açık Hint- Pasifik’ vizyonunu güçlü bir şekilde desteklemektedir. Suudi Arabistan ve Japonya, hukukun üstünlüğünün önemi konusunda ortak bir görüşü paylaştığı için bu amaçla uluslararası alanda Krallıkla daha yakın çalışmayı dört gözle bekliyorum.

Ukrayna krizini kontrol altına almak için Cidde toplantısı

  • Suudi Arabistan’ın Ukrayna krizine ilişkin düzenlediği Cidde zirvesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, yalnızca Avrupa kıtasının güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda egemenlik ve toprak bütünlüğü de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerini ihlal eden ve tüm uluslararası toplum üzerinde olumsuz etki yaratan iğrenç bir eylemdir. Statükoyu zorla değiştirmeye yönelik bu bireysel girişimi kabul edemeyiz ve etmemeliyiz. Ayrıca yüksek gıda, gübre ve enerji fiyatları nedeniyle zayıf ülkeler de dahil olmak üzere uluslararası toplum düzeyindeki bu saldırganlığın bir sonucu olarak ortaya çıkan gıda ve enerji krizinden de büyük endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz.

Aynı şekilde Japonya’nın başkanlığını yaptığı Hiroşima’daki son G7 zirvesi toplantısında, G7 ülkeleri ve Ukrayna dahil ev sahibi ülkelerin liderleri, dört ilkeye uymayı kabul etti. Buna göre ilki, tüm devletler Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine uymak zorundadır. İkincisi, çatışmayı diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözme ihtiyacını destekliyoruz ve uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine saygıya dayanan adil ve kalıcı bir barışı destekliyoruz. Üçüncüsü, statükoyu güç kullanarak değiştirmeye yönelik herhangi bir bireysel girişim, dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez. Dördüncüsü, hukukun üstünlüğüne dayanan özgür ve açık bir uluslararası düzeni desteklemeye çalışıyoruz.

Hiroşima’daki G7 zirvesine benzer şekilde Suudi Arabistan, Kopenhag’daki eski bir toplantının ardından ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı bu toplantıya Cidde’de ev sahipliği yaptı. Bu vesileyle, toplantıya ilk kez katılan Çin’in yanı sıra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi Küresel Güney olarak bilinen ülkeler de dahil olmak üzere 40’tan fazla ülkenin yer aldığı bu toplantıda, Krallığın liderliğine ve çabalarına olan takdirimi ifade etmek istiyorum. Cidde toplantısına katılanların sayısı bir önceki toplantının neredeyse iki katına ulaştı. Birçoğu, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı ile uluslararası hukuka saygı dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerine bağlı kalmanın gerekliliğini vurguladı. Toplantı, Rusya’nın saldırganlığının en kısa sürede nasıl durdurulacağını ve Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat.

Uluslararası hukuka bağlı kalmak ve hukukun üstünlüğüne dayalı uluslararası düzeni korumak tüm devletlerin sorumluluğundadır ve herkesin çıkarına hizmet eder. Cidde toplantısında elde edilen verimli sonuçların ardından Japonya, Suudi Arabistan dahil uluslararası toplumdaki ortaklarıyla işbirliği içinde hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası sistemi desteklemeye devam ediyor.

  • Size göre Suudi Arabistan ve İran’ın ikili ilişkilerin yeniden başlatılması yönünde vardığı anlaşma, bölgedeki gerilimin azaltılmasına ve Yemen krizinin çözümüne ne ölçüde katkı sağlayacak?

Japonya, Suudi Arabistan Krallığı ile İran’ın diplomatik ilişkileri sürdürme konusunda vardığı anlaşmayı memnuniyetle karşılıyor ve bunu bölgesel istikrara yönelik olumlu bir adım olarak görüyor. Bu anlaşmanın, Yemen’deki durum da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki çeşitli bölgesel sorunların çözümüne olumlu katkı sağlayacağını umuyorum.

Öte yandan Yemen’deki insani durumdan derin endişe duyuyorum. Birleşmiş Milletler’in (BM) gıda güvenliğini sağlamaya yönelik planına verdiği desteğin yanı sıra, Yemen hükümetine sağladığı mali yardım da dahil olmak üzere Krallığın Yemen’e verdiği cömert desteği takdir ediyorum. Bu hususta uluslararası toplumun aktif bir üyesi olan Japonya, 2015 yılından bu yana BM öncülüğünde yürütülen uluslararası yardım çalışmaları aracılığıyla yaklaşık 430 milyon dolar tutarında insani yardım sağlamıştır.

Ülkeye barış ve istikrarın getirilmesi için Yemen halkı arasındaki diyaloğun önemine inancım tamdır. Bu amaçla, Yemen İşlerinden Sorumlu Özel Asistanım Büyükelçi Katsuyoshi Hayashi’yi, ‘mevcut ateşkesin, çatışmayı sona erdirmek üzere Yemenliler arasında diyalog kurulmasına ve BM Özel Temsilcisi ile işbirliği yapılmasına katkı sağlaması için’ Husiler de dahil olmak üzere ilgili taraflara mesajımızı yinelemek üzere Mart ayında ve Temmuz ayı sonunda bölgeye gönderdim.

Bu platformdan Husileri, bölgedeki durumu tırmandırmaya yönelik her türlü girişimden kaçınmaya çağırıyorum. Ayrıca çatışmanın tüm taraflarını, bir bütün olarak Yemen halkının çıkarları doğrultusunda istikrarın sağlanması için yapıcı bir şekilde çalışmaya davet ediyorum.

Tayvan… Diyaloğun alternatifi yok

  • Çin ile Tayvan arasındaki gerginlik ve bunun bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Japonya’nın Çin Denizi’nin güneydoğusundaki durumu kontrol altına alma vizyonu nedir?

Tayvan düzeyinde, Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, yalnızca Japonya’nın güvenliği için değil, tüm uluslararası toplumun istikrarı açısından da son derece önemlidir. Japonya, Tayvan’la ilgili meselelerin diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini beklediği yönündeki kararlı tavrını sürdürüyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı pozisyonu paylaşan ülkelerdeki ortaklarla da yakın çalışarak ortak pozisyonumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım.

Güneydoğu Çin Denizi’nde Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu zorla değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, Japonya dahil olmak üzere bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Tutarlı tavrımızı kesin bir şekilde sürdürüyoruz. Ortak öneme sahip konularda ikili işbirliğinin yanı sıra Çin tarafından gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde ele almasını istemek için konumumuzu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum.



Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
TT

Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)

Sırbistan'da, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın otel projesiyle ilgili dava başladı. 

Sırbistan Kültür Bakanı Nikola Selakovic, Kültür Bakanlığı Sekreteri Slavica Jelaca, Sırp Kültür Anıtları Koruma Enstitüsü Başkan Vekili Goran Vasic ve Belgrad Kültür Enstitüsü Müdür Vekili Aleksandar Ivanovic, çarşamba günü mahkemeye çıktı. 

4 yetkili de görevi kötüye kullanma ve belgede sahtecilikle suçlanıyor. 

Selakovic'in avukatı Vladimir Djukanovic, müvekkilinin otel projesinden kişisel kazanç elde etmediğini ve suçlamaların asılsız olduğunu savundu: 

Zarar gören tek taraf Sırbistan Cumhuriyeti oldu, ABD'yle ilişkilerimizi iyileştirebilecek kazançlı bir anlaşma yok edildi.

BBC'nin aktardığına göre sanıklar, suçlu bulunmaları halinde üçer yıl hapis cezası alabilir. Diğer yandan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, böyle bir karar verilmesi durumunda yetkililer hakkında af çıkaracağını söylemişti.

Protestocular, mahkeme binasının önünde toplanarak "Hırsızlar!" sloganlarıyla otel projesinde yer alan yetkililere tepki gösterdi. 

Eylemcilerden öğrenci Dimitrije Radojevic, davayı "Hepimiz için bir sınav" diye niteledi.

 Selakovic ve diğer üç sanık, haklarındaki suçlamaları reddetti. Duruşma 15 Nisan'a ertelendi.

Sözkonusu isimler hakkındaki iddianame, Organize Suçlardan Sorumlu Kamu Başsavcılığı'nın internet sitesinde aralıkta yayımlanmıştı. 

Bunun üzerine Kushner'ın firması Affinity Partners hızlıca bir açıklama yayımlayarak Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin iptal edildiğini duyurmuştu.

Lüks otel Trump markasını taşıyacağı için projede Cumhuriyetçi liderin oğulları Eric ve Donald Jr. tarafından yönetilen Trump Organization da yer alıyordu.

Kushner'ın iki yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı projenin 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı, kültürel koruma statüsüne sahip eski Genelkurmaylık binasının yer aldığı bölgede yapılması öngörülüyordu.

Vucic, bölgenin kültürel koruma statüsünü 2024'te kaldırmıştı. Ayrıca Kushner'ın firması Affinity Partners'la 99 yıllığına kira sözleşmesi imzalanmıştı. Bunun ardından ülkede büyük protestolar patlak vermişti. 

Cumhurbaşkanının liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi, çoğunluğu elinde bulundurduğu Parlamento'da geçen yıl kasımda geçirdiği yasayla inşaatın önünü açmıştı. 

Hükümetin bu hamlesine muhalefetten de sert tepkiler gelmişti. Merkez sol Özgür ve Adalet Parti'den parlamenter Marinika Tepić, hükümeti "Donald Trump'ı memnun etmek uğruna ülke tarihini yok etmekle" suçlamıştı.

Independent Türkçe, BBC, Times of Israel


Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
TT

Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)

Birleşik Krallık'ın (BK) eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson'ın Jeffrey Epstein'le bağlantıları, İşçi Partisi'ni sarsmaya devam ediyor.  

Başbakan Keir Starmer'ın, Parlamento'da dün düzenlenen oturumda Mandelson'ı büyükelçi olarak atamadan önce siyasetçinin Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olduğunu söylemesi şok etkisi yarattı. 

İşçi Partisi lideri Starmer, Mandelson hakkında "Büyükelçi olarak atanmasından önce ve görev süresi boyunca Epstein'le ilişkisi sorulduğunda ekibime defalarca yalan söyledi" dedi.

Mandelson'ı büyükelçi olarak atadığı için pişmanlık duyduğunu dile getiren Starmer, "O zaman bugün bildiklerimi bilseydim, hükümetin yakınından bile geçemezdi" dedi.

"Her şey bitti"

Guardian'ın analizinde, Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen Mandelson'ı büyükelçi olarak ataması nedeniyle Starmer'ın koltuğunu kaybedebileceği yazılıyor. 

Eskiden Starmer'a yakın olan fakat adının paylaşılmamasını isteyen bir parlamenter, oturuma dair "Atmosferin değiştiğini hissedebiliyordunuz, ortam kararmaya başlamıştı" diyor. 

Başka bir parlamenter de "Bu savunulamaz bir şey. Peter'ın Epstein'le ilişkisini bilmelerine rağmen yine de onu göreve getirdiler" ifadelerini kullanıyor ve ekliyor: 

Keir bunu itiraf ettiği anda her şey bitti.

Eski bir bakan da "Yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi, ne kadar erken olursa o kadar iyi" diyerek, Starmer'ın geleceğinin tehlikede olduğunu vurguluyor. 

Starmer, Mandelson'ı atarken, Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerindeki görevinin yanı sıra 2004-2008'de Avrupa Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi olmasının, Donald Trump yönetimiyle ilişkileri yürütmek için onu ideal bir isim kıldığını savunmuştu. 

BBC'nin Newsnight programına katılan İşçi Partili Barry Gardiner, Starmer'ın istifa ihtimaline dair şunları söyledi: 

Bence ülkenin çıkarları için neyin en iyi olduğunu detaylıca düşünmesi gerek.

2020'deki İşçi Partisi liderlik yarışında Starmer'a rakip olan Rebecca Long-Bailey de Mandelson'ın atanmasının "felaket bir karar" olduğunu söyleyerek, başbakanın "yanıtlaması gereken büyük sorularla" karşı karşıya kaldığını ekledi.

Mandelson'ın Epstein'le bağlantıları

ABD'de yürütülen Epstein davasıyla ilgili 9 Eylül'de ortaya çıkan yazışmalarda, Mandelson'ın Epstein'e gönderdiği doğum günü mesajında, iş insanından "En iyi dostum" diye bahsettiği görülmüştü. Bunun ardından Starmer'ın talimatıyla, 10 Şubat 2025'te başladığı büyükelçilik görevinden 11 Eylül 2025'te alınmıştı. 

Geçen hafta yayımlanan belgelerde, 72 yaşındaki siyasetçinin Epstein'den 75 bin dolar civarında ödeme aldığı ortaya çıkmıştı. Ayrıca Epstein'in, Mandelson'ın eşinin osteopati eğitimi için yaklaşık 10 bin sterlin (yaklaşık 592 bin TL) ödeme yaptığı da görülmüştü. 

Mandelson ise bu paraları aldığını hatırlamadığını savunmuş, belgelerin gerçekliğinin araştıracağını söylemişti. 

Mandelson geçen hafta İşçi Partisi'nden, 3 Şubat'ta da Lordlar Kamarası'ndan istifa etmişti. 

frgthy
Son dava belgelerinde Epstein'le Mandelson'un birlikte görüldüğü kareler de paylaşıldı (ABD Temsilciler Meclisi)

Kamu görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan Mandelson'ın, ekonomik olarak zor durumdaki Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere destek sağlamak amacıyla planlanan 500 milyar euroluk kurtarma fonuna ilişkin bazı bilgileri Epstein'e sızdırdığı da yeni belgelerdeki iddialar arasında. 

Buna ek olarak Mandelson'ın 2008-2009 finansal krizi sırasında Londra yönetiminin para politikalarına dair hassas bilgileri Epstein'le paylaştığı da savunuluyor. 

Epstein hakkında reşit olmayan kızlara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla 2005'te soruşturma başlatılmıştı. İş insanı, 2008'de mahkemeyle yaptığı anlaşma kapsamında "fuhuşa teşvik" suçunu kabul etmiş, karşılığında 18 aylığına açık cezaevine gönderilmişti. Haftada 6 gün, günde 12 saat ofisine gitmek için izin alan Epstein, 13 ay sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakılmıştı. 

"Mandelson ülkemize ihanet etti"

Mandelson ve Epstein arasındaki yazışmaların bu döneme denk gelmesi ve Britanyalı siyasetçinin, hapse girip çıktıktan sonra da iş insanıyla ilişkisini sürdürmesi dikkat çekiyor. 

Başbakan Starmer, Mandelson'ın Epstein'le ilişkisinin detaylarının ve iş insanıyla hassas bilgileri paylaşmasının "son derece öfkelendirici" olduğunu belirterek şunları söyledi: 

Mandelson ülkemize, parlamentomuza ve partime ihanet etti.

Starmer, Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması öncesinde yapılan güvenlik soruşturması hakkındaki belgelerin en kısa zamanda yayımlanacağını taahhüt ederken, dokümanlarda ulusal güvenlik ve uluslararası ilişkileri etkileyebilecek unsurların kapsam dışında tutulacağını söyledi. 

Independent Türkçe, BBC, Guardian, CNN, Reuters


Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
TT

Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)

Geçen ay Minneapolis sokaklarında federal ajanların iki ABD vatandaşını vurarak öldürmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump, göçmenlik konusundaki sert önlemlerinde "biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebileceğini" itiraf etti.

Çarşamba günü yayımlanan, Trump'ın Super Bowl öncesinde NBC News'ten Tom Llamas'a verdiği röportajdan bir kesitte başkan, İç Güvenlik Bakanlığı'nın ülke genelinde protestolara yol açan Minnesota'daki geniş kapsamlı göçmenlik operasyonuna değindi.

Minneapolis'ten ne ders çıkardığı sorulunca Trump, "Belki biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebiliriz diye düşündüm. Ama yine de sert olmak zorundayız. Gerçekten tehlikeli suçlularla uğraşıyoruz" dedi.

Trump yönetimi Minnesota'da "kötülerin en kötüsü"nün peşinde olduğunu iddia ederken, üç çocuk annesi Renee Good ve yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti, operasyonda öldürülmüştü.

37 yaşındaki Good, 7 Ocak'ta arabasının direksiyonunda Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza ajanı Jonathan Ross tarafından vurularak hayatını kaybetmişti.

Yine 37 yaşındaki Pretti ise 24 Ocak'ta Sınır Devriyesi ajanlarıyla girdiği arbede sırasında açılan ateş sonucu ölmüştü.

Trump yönetimi her iki olayı da meşru müdafaa olarak nitelendirdi ancak bu gerekçe sorgulanıyor.

İç Güvenlik Bakanlığı'na göre Minnesota'daki federal ajanlar son haftalarda binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Minnesota Star Tribune'un yakın tarihli bir haberine göre, Minnesota'daki bir federal binada tutulanlar, yiyecek ve tıbbi bakımdan mahrum bırakılma da dahil insanlık dışı koşulları anlattı.

Minnesota'daki karışıklık ortamında, Trump'ın sınır sorumlusu Tom Homan çarşamba günü erken saatlerde 700 federal ajanın Minnesota'dan çekileceğini ve eyalette yaklaşık 2 bin görevlinin kalacağını duyurdu.

Homan, "çekilmenin kamu güvenliği tehditlerinin topluma geri salınmasını önlemek için ilçe hapishaneleri ve ICE arasında yasal bir şekilde koordinasyonu artırma" konusunda eyalet ve yerel yetkililerle yapılan "verimli görüşmelerin" sonucu olduğunu söyledi.

Minnesota Valisi Tim Walz, X'te Homan'ın duyurusunun "doğru yönde bir adım olduğunu ancak güçlerin daha hızlı ve daha fazla çekilmesine ihtiyaç duyulduğunu" yazdı. Walz ayrıca Good ve Pretti'nin öldürülmesiyle ilgili eyalet öncülüğünde soruşturulma çağrısında bulundu.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, kalan 2 bin ajanı gerekçe göstererek, çekilmenin "gerilimi azaltma anlamına gelmediğini" savundu. İç Güvenlik Bakanlığı'nın Minnesota'daki operasyonunun "sakinlerle işletmeler için felaket olduğunu ve derhal sona ermesi gerektiğini" söyledi.

Independent Türkçe