Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a Riyad ziyaretinin 3 amacını açıkladı.

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
TT

Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, bölgeye yaptığı mevcut ziyaretin üç hedefi olduğunu açıklarken, ikili ilişkileri derinleştirme kapsamında Riyad ile Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik stratejiye dikkati çekti. Ayrıca Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmelerin, iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmeyi, yeni alanlarda iş birliğini geliştirmeyi ve ikili stratejik diyalog çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmayı amaçladığını açıkladı.

Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi toplantısı

Hayashi, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri dışişleri bakanlarının ilk toplantısının, bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmak için önemli bir fırsat sağlamanın yanı sıra, Japonya ile bölge ülkeleri arasında gelişen ekonomik ilişkilere ışık tutacağını vurguladı. Ayrıca ortak öneme sahip meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunmak için sabırsızlandığını dile getirdi.

Japon Bakan, Başbakan Fumiyo Kişida ve Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardığına dikkati çekti. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturmasını beklediğini dile getirirken, müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Hayashi, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, “Başbakan Kişida’nın Temmuz ayında Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretin sonuçlarını takip edeceğim. Ziyaret sırasında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın düzenlediği toplantıda, siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirmek ve uluslararası sahnedeki çabaları koordine etmek amacıyla iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda mutabakata varıldı” dedi. Suudi Arabistan’ın enerji sektöründe ülkesi için önemli bir ortak olduğuna dikkati çeken Bakan, ikili işbirliğinin sektör dışında hızla genişleyerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsadığını belirtti.

Yoshimasa Hayashi, “İkili işbirliğinin en önemli yeni alanlarından biri, Ortadoğu bölgesini temiz enerji kaynakları ve hayati mineraller için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir girişimin çerçevesinde, yeşil bir ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Başbakan Fumiyo Kişida’nın ziyareti sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor” dedi.

Hayashi’ye göre Japonya, özgür ve açık Hint-Pasifik vizyonunu desteklemeye çalışıyor. İki ülkenin hukukun üstünlüğü konusunda ortak bir görüşe sahip olduğuna dikkati çeken Bakan, “Bu amaca ulaşmak için uluslararası alanda Suudi Arabistan’la daha yakın şekilde çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” şeklinde konuştu. Japon Bakan, dünya genelinde 42’den fazla ülkeden danışmanların katılımıyla son Cidde toplantısı aracılığıyla Krallığın Ukrayna krizini kontrol altına alma çabalarını ele aldıklarına, ayrıca Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat sağlandığına dikkati çekti.

Çin ile Tayvan arasındaki mevcut gerginlik ve Japonya’nın Güneydoğu Çin Denizi’ndeki durumu kontrol altına alma vizyonu hakkında ise Hayashi, “Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, Japonya dahil tüm uluslararası toplumun istikrarı için çok önemlidir. Tokyo kararlı tavrını sürdürüyor ve Tayvan’la ilgili sorunların diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini bekliyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı konumda bulunan ülkelerdeki ortaklarla yakın işbirliği içinde çalışarak ortak konumumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım” ifadelerini kullandı.

Güneydoğu Çin Denizi meselesine de değinen Yoshimasa Hayashi, “Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu güçlü bir şekilde değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Aynı tutumu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya, Çin’den gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde almasını istemeye ve ortak öneme sahip konularda ikili işbirliği gerçekleştirmeye devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum” açıklamasında bulundu.

Riyad ve Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik strateji

İşte Hayashi’nin Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın ayrıntıları;

  • Suudi Arabistan ziyaretinizin amaçları nelerdir?

Bugünkü Suudi Arabistan ziyaretim, Başbakan Kişida’nın geçtiğimiz Temmuz ayında Ortadoğu bölgesine yaptığı resmi ziyaretin sonuçlarını takip etmeyi amaçlıyor. Başbakan Kişida ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, siyasi ve ekonomik düzeyde ikili iş birliğini geliştirmek ve uluslararası arenadaki çabaları koordine etmek için iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda anlaştıkları bir toplantı yaptı. Dışişleri Bakanları Arasında Stratejik Diyalog kapsamında Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmenin, bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmanın ve yeni alanlarda iş birliğini geliştirmenin yollarını ele alacağım.

Krallığı ziyaretimin ikinci hedefi ise, Başbakan Kişida ile Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin bir araya geldiği toplantıda periyodik olarak yapılması kararlaştırılan, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin dışişleri bakanlarının ilk toplantısını gerçekleştirmek. Bu toplantının bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmanın yanı sıra Japonya ile KİK ülkeleri arasında büyüyen ekonomik ilişkilere ışık tutmak için önemli bir fırsat olacağına inanıyorum. Öyle ki aralarındaki ticaret hacmi geçen yıl 100 milyar doları aştı. KİK ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla bu konularda görüş alışverişinde bulunmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

frg
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (AP)

Bu bağlamda Başbakan Kişida ve KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında yaptıkları toplantıda, Japonya ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında serbest ticaret anlaşmasına ilişkin müzakerelerin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardıkları belirtilmelidir. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturması bekleniyor. Umuyorum ki Japonya Dışişleri Bakanı ve Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları olarak birlikte çalışarak bu müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sağlayacağız.

  • Suudi Arabistan- Japonya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Japonya, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyor. İki ülke arasında uzun yıllar boyunca gelişen dostane ilişkilere dayanan ortaklık, özellikle son yıllarda ‘Suudi- Japon Vizyonu 2030’ çerçevesinde önemli ölçüde genişledi. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’la çeşitli toplantılarda veya telefon görüşmelerinde yaptığım görüşmelerde, Japonya ve Suudi Arabistan’ın ikili ilişkilerini derinleştirme ve genişletme konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğunu doğrulayabilirim.

  • Suudi Arabistan- Japonya ortaklığının niteliği nedir?

Her şeyden önce Suudi Arabistan, özellikle uzun yıllar boyunca Japonya’ya istikrarlı petrol tedariki sağlama taahhüdü yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında her zaman rol oynamıştır. Bu rol ışığında Japonya için enerji sektöründe önemli bir ortak olmuştur ve bu, hala öyledir. Ancak iki ülke arasındaki ortaklığın tek yönü bu değil. Krallık şu anda Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman liderliğindeki 2030 Vizyonu çerçevesinde endüstriyel çeşitliliği sağlamanın ve karbon emisyonlarından kurtulmanın yollarını arıyor. Japonya, 2017’den bu yana Japonya-Suudi Arabistan 2030 Vizyonu aracılığıyla Krallık tarafından benimsenen sosyal ve ekonomik reformlara tam desteğini ifade ediyor. Ben de iki ülke arasındaki işbirliğinin son yıllarda hızla enerjinin ötesine geçerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsamasından memnuniyet duyuyorum.

  • İkili işbirliğinin en önemli alanları nelerdir?

Suudi Arabistan ile Japonya arasındaki en önemli yeni işbirliği alanlarından biri yeşil ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Japonya Başbakanı Kişida, geçtiğimiz Temmuz ayında Krallığa yaptığı resmi ziyarette, Ortadoğu’yu temiz enerji kaynakları ve hayati madenler için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan ikili işbirliği için yeni bir girişim önerdi. Ziyaret sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, iki ülke arasında, özellikle hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor.

Hiç şüphe yok ki iki ülke arasındaki iş birliği bölgede ve dünyada barış ve istikrarın korunmasına katkı sağlıyor. Ortadoğu’daki ülkeler arasındaki ilişkilerin iyileşmesine ve aralarındaki işbirliğinin güçlenmesine rağmen, hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası düzen dünya genelinde hâlâ tehditlere maruz kalıyor. Bu uluslararası düzeni sürdürmek ve mümkün kılmak, bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refah için Japonya, ‘özgür ve açık Hint- Pasifik’ vizyonunu güçlü bir şekilde desteklemektedir. Suudi Arabistan ve Japonya, hukukun üstünlüğünün önemi konusunda ortak bir görüşü paylaştığı için bu amaçla uluslararası alanda Krallıkla daha yakın çalışmayı dört gözle bekliyorum.

Ukrayna krizini kontrol altına almak için Cidde toplantısı

  • Suudi Arabistan’ın Ukrayna krizine ilişkin düzenlediği Cidde zirvesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, yalnızca Avrupa kıtasının güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda egemenlik ve toprak bütünlüğü de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerini ihlal eden ve tüm uluslararası toplum üzerinde olumsuz etki yaratan iğrenç bir eylemdir. Statükoyu zorla değiştirmeye yönelik bu bireysel girişimi kabul edemeyiz ve etmemeliyiz. Ayrıca yüksek gıda, gübre ve enerji fiyatları nedeniyle zayıf ülkeler de dahil olmak üzere uluslararası toplum düzeyindeki bu saldırganlığın bir sonucu olarak ortaya çıkan gıda ve enerji krizinden de büyük endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz.

Aynı şekilde Japonya’nın başkanlığını yaptığı Hiroşima’daki son G7 zirvesi toplantısında, G7 ülkeleri ve Ukrayna dahil ev sahibi ülkelerin liderleri, dört ilkeye uymayı kabul etti. Buna göre ilki, tüm devletler Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine uymak zorundadır. İkincisi, çatışmayı diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözme ihtiyacını destekliyoruz ve uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine saygıya dayanan adil ve kalıcı bir barışı destekliyoruz. Üçüncüsü, statükoyu güç kullanarak değiştirmeye yönelik herhangi bir bireysel girişim, dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez. Dördüncüsü, hukukun üstünlüğüne dayanan özgür ve açık bir uluslararası düzeni desteklemeye çalışıyoruz.

Hiroşima’daki G7 zirvesine benzer şekilde Suudi Arabistan, Kopenhag’daki eski bir toplantının ardından ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı bu toplantıya Cidde’de ev sahipliği yaptı. Bu vesileyle, toplantıya ilk kez katılan Çin’in yanı sıra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi Küresel Güney olarak bilinen ülkeler de dahil olmak üzere 40’tan fazla ülkenin yer aldığı bu toplantıda, Krallığın liderliğine ve çabalarına olan takdirimi ifade etmek istiyorum. Cidde toplantısına katılanların sayısı bir önceki toplantının neredeyse iki katına ulaştı. Birçoğu, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı ile uluslararası hukuka saygı dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerine bağlı kalmanın gerekliliğini vurguladı. Toplantı, Rusya’nın saldırganlığının en kısa sürede nasıl durdurulacağını ve Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat.

Uluslararası hukuka bağlı kalmak ve hukukun üstünlüğüne dayalı uluslararası düzeni korumak tüm devletlerin sorumluluğundadır ve herkesin çıkarına hizmet eder. Cidde toplantısında elde edilen verimli sonuçların ardından Japonya, Suudi Arabistan dahil uluslararası toplumdaki ortaklarıyla işbirliği içinde hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası sistemi desteklemeye devam ediyor.

  • Size göre Suudi Arabistan ve İran’ın ikili ilişkilerin yeniden başlatılması yönünde vardığı anlaşma, bölgedeki gerilimin azaltılmasına ve Yemen krizinin çözümüne ne ölçüde katkı sağlayacak?

Japonya, Suudi Arabistan Krallığı ile İran’ın diplomatik ilişkileri sürdürme konusunda vardığı anlaşmayı memnuniyetle karşılıyor ve bunu bölgesel istikrara yönelik olumlu bir adım olarak görüyor. Bu anlaşmanın, Yemen’deki durum da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki çeşitli bölgesel sorunların çözümüne olumlu katkı sağlayacağını umuyorum.

Öte yandan Yemen’deki insani durumdan derin endişe duyuyorum. Birleşmiş Milletler’in (BM) gıda güvenliğini sağlamaya yönelik planına verdiği desteğin yanı sıra, Yemen hükümetine sağladığı mali yardım da dahil olmak üzere Krallığın Yemen’e verdiği cömert desteği takdir ediyorum. Bu hususta uluslararası toplumun aktif bir üyesi olan Japonya, 2015 yılından bu yana BM öncülüğünde yürütülen uluslararası yardım çalışmaları aracılığıyla yaklaşık 430 milyon dolar tutarında insani yardım sağlamıştır.

Ülkeye barış ve istikrarın getirilmesi için Yemen halkı arasındaki diyaloğun önemine inancım tamdır. Bu amaçla, Yemen İşlerinden Sorumlu Özel Asistanım Büyükelçi Katsuyoshi Hayashi’yi, ‘mevcut ateşkesin, çatışmayı sona erdirmek üzere Yemenliler arasında diyalog kurulmasına ve BM Özel Temsilcisi ile işbirliği yapılmasına katkı sağlaması için’ Husiler de dahil olmak üzere ilgili taraflara mesajımızı yinelemek üzere Mart ayında ve Temmuz ayı sonunda bölgeye gönderdim.

Bu platformdan Husileri, bölgedeki durumu tırmandırmaya yönelik her türlü girişimden kaçınmaya çağırıyorum. Ayrıca çatışmanın tüm taraflarını, bir bütün olarak Yemen halkının çıkarları doğrultusunda istikrarın sağlanması için yapıcı bir şekilde çalışmaya davet ediyorum.

Tayvan… Diyaloğun alternatifi yok

  • Çin ile Tayvan arasındaki gerginlik ve bunun bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Japonya’nın Çin Denizi’nin güneydoğusundaki durumu kontrol altına alma vizyonu nedir?

Tayvan düzeyinde, Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, yalnızca Japonya’nın güvenliği için değil, tüm uluslararası toplumun istikrarı açısından da son derece önemlidir. Japonya, Tayvan’la ilgili meselelerin diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini beklediği yönündeki kararlı tavrını sürdürüyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı pozisyonu paylaşan ülkelerdeki ortaklarla da yakın çalışarak ortak pozisyonumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım.

Güneydoğu Çin Denizi’nde Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu zorla değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, Japonya dahil olmak üzere bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Tutarlı tavrımızı kesin bir şekilde sürdürüyoruz. Ortak öneme sahip konularda ikili işbirliğinin yanı sıra Çin tarafından gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde ele almasını istemek için konumumuzu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum.



‘Tüm anlaşmaların anası’ gün yüzüne çıkıyor... Hindistan ve AB, iki milyarlık nüfusu ile dünyanın en büyük pazarını hayata geçiriyor

TT

‘Tüm anlaşmaların anası’ gün yüzüne çıkıyor... Hindistan ve AB, iki milyarlık nüfusu ile dünyanın en büyük pazarını hayata geçiriyor

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. (EPA)
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. (EPA)

Yirmi yılı aşkın zorlu müzakerelerin ardından tarihi bir dönüm noktasına ulaşıldı. Yeni Delhi ile Brüksel bugün, ‘tüm anlaşmaların anası’ olarak nitelendirilen kapsamlı bir ticaret anlaşmasına vardıklarını açıkladı. Söz konusu anlaşma, yaklaşık iki milyar tüketiciyi kapsayan devasa bir serbest ticaret bölgesinin önünü açıyor. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık dörtte birini kapsayan bu iddialı anlaşma, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Avrupa Birliği (AB) liderlerinin, yükselen ABD korumacılığına ve Çin kaynaklı ticari meydan okumalara karşı piyasalarını korumayı hedefleyen stratejik bir ‘ekonomik kalkan’ olarak değerlendiriliyor. Anlaşmayla birlikte, binlerce mal ve hizmette gümrük vergilerinin sıfırlanması öngörülürken, taraflar ekonomik açıklıkta yeni bir dönemin başladığını ilan etti.

Anlaşma kapsamında, Avrupa’nın ihracatının yaklaşık yüzde 97’sine uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da tamamen kaldırılması öngörülüyor. Bu düzenlemenin, 27 üyeli AB’ye yıllık 4 milyar euroya (4,75 milyar dolar) kadar gümrük vergisi tasarrufu sağlaması bekleniyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi bugün başkent Yeni Delhi’de AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa ile yaptığı görüşmenin ardından anlaşmayı ‘tüm anlaşmaların anası’ olarak niteledi. Modi, “Bu anlaşma, Hindistan’daki 1,4 milyar insan ile AB’deki milyonlarca vatandaş için çok sayıda fırsat yaratacak” dedi. Modi ayrıca, anlaşmanın küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 25’ini ve dünya ticaretinin üçte birini temsil ettiğini vurguladı.

fvgh
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. (EPA)

AB, dünyanın en kalabalık ülkesi olan Hindistan’ı geleceğin kilit pazarlarından biri olarak görüyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bir gün önce AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile birlikte Hindistan Cumhuriyet Günü törenlerinde onur konuğu olarak ağırlanmasının ardından yaptığı açıklamada, “Avrupa ve Hindistan bugün tarih yazıyor… İki milyar insanı kapsayan bir serbest ticaret bölgesi kurduk ve bundan her iki taraf da fayda sağlayacak” ifadelerini kullandı.

Avrupalı yetkililer, söz konusu anlaşmanın Hindistan’ın bugüne kadar imzaladığı en iddialı ticaret anlaşması olduğunu belirtirken, Avrupa şirketlerinin ‘pazara ilk giren olma avantajı’ elde edeceğini vurguladı. Anlaşmanın özellikle Avrupa’nın tarım, otomotiv ve hizmet sektörlerine önemli kazanımlar sağlaması bekleniyor.

Yeni Delhi yönetimi ise AB’yi, altyapı yatırımlarını hızlandırmak ve milyonlarca yeni istihdam yaratmak için ihtiyaç duyduğu teknoloji ve yatırımlar açısından kritik bir ortak olarak değerlendiriyor.

En yüksek düzeyde pazar erişimi

AB verilerine göre, 2024 yılında iki taraf arasındaki mal ticareti hacmi 120 milyar euroya (139 milyar dolar) ulaştı. Bu rakam, son on yılda yaklaşık yüzde 90’lık bir artışa işaret ederken, hizmet ticaretinin hacmi de 60 milyar euro (69 milyar dolar) olarak kaydedildi.

Anlaşma kapsamında Hindistan’ın, başlıca Avrupa ürünlerine yönelik pazar erişim kısıtlamalarını gevşetmesi bekleniyor. Buna göre otomobillere uygulanan ve azami yüzde 110’a kadar çıkan gümrük vergileri kademeli olarak yüzde 10 seviyesine kadar düşürülecek. Şarapta ise vergiler yüzde 150’den aşamalı biçimde yaklaşık yüzde 20’ye indirilecek. Halihazırda makarna ve çikolata gibi işlenmiş gıdalara uygulanan yüzde 50 oranındaki gümrük vergileri ise tamamen kaldırılacak.

dfv
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Konseyi Başkanı Antonio Luis Santos da Costa ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Hindistan Cumhuriyet Günü kutlamalarına katıldı. (DPA)

Ursula von der Leyen, Hindistan’a yapılan ihracatın iki katına çıkmasını beklediğini belirterek, AB’nin ‘geleneksel olarak korumacı olan Hindistan pazarında bir ticaret ortağına şimdiye kadar tanınmış en yüksek düzeyde pazar erişimini’ elde edeceğini vurguladı.

Anlaşmayla birlikte Avrupa şirketleri, Hindistan’daki finansal hizmetler ve deniz taşımacılığı sektörlerine de ayrıcalıklı erişim hakkı kazanacak. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ise anlaşmanın, tekstil, değerli taşlar ve mücevherat, deri ürünleri ile hizmetler dahil olmak üzere birçok sektörü güçlendireceğini ifade etti.

Görüşmelere yakın kaynaklar, müzakerelerin dün son ana kadar sürdüğünü ve AB’nin uyguladığı sınırda karbon vergisinin çelik sektörü üzerindeki etkileri başta olmak üzere bazı hassas başlıkların ele alındığını aktardı.

Net seçim

Anlaşma, Brüksel ve Yeni Delhi’nin, ABD’nin gümrük tarifeleri ile Çin’in ihracat kısıtlamalarına karşı yeni pazarlar açma arayışında olduğu bir dönemde hayata geçirildi. Aynı zamanda Hindistan ile AB arasında, mevsimlik işçiler, öğrenciler, araştırmacılar ve yüksek vasıflı profesyonellerin hareketliliğini kolaylaştırmaya yönelik bir anlaşmanın yanı sıra güvenlik ve savunma alanlarını kapsayan düzenlemelerin de sonuçlandırılmasının beklendiği belirtildi.

Ursula von der Leyen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Hindistan ve Avrupa açık bir tercih yaptı: stratejik ortaklık, diyalog ve açıklık” ifadesini kullandı. Von der Leyen, “Bölünmüş bir dünyaya başka bir yolun hâlâ mümkün olduğunu gösteriyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) öngörülerine göre Hindistan, bu yıl dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olma yolunda ilerliyor. On yıllar boyunca temel askeri teçhizat konusunda Moskova’ya bağımlı olan Yeni Delhi, son yıllarda ithalatını çeşitlendirerek ve yerli sanayi kapasitesini güçlendirerek Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. AB ise benzer şekilde, ABD’ye olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.


Witkoff: Son İsrailli rehinenin cesedinin iadesi ile Ortadoğu'da yeni bir şafak doğdu

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Son İsrailli rehinenin cesedinin iadesi ile Ortadoğu'da yeni bir şafak doğdu

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde tutulan son İsrailli rehinenin cesedinin geri getirilmesinin, savaş yerine barışın hâkim olduğu yeni bir geleceğin önünü açtığını söyledi.

Witkoff, X platformundaki paylaşımında, “Hayatta olan 20 rehinenin tamamı ile hayatını kaybeden 28 rehinenin tümünün naaşları ailelerine teslim edildi. Bu, pek çok kişinin beklemediği, büyük ve tarihi bir başarı” ifadelerini kullandı.

Bu sonucun, aralarında ABD Başkanı Donald Trump’ın da bulunduğu birçok kişinin yoğun çabaları sayesinde mümkün olduğunu belirten Witkoff, Trump’ın ‘barış için aralıksız çalıştığını’ vurguladı.

Witkoff, “Bu, Ortadoğu’da yeni bir şafak” ifadesini kullanarak, ABD’nin bölgede ‘herkes için kalıcı barış ve refahı sağlama’ konusundaki kararlılığını yineledi.

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Gazze’de bir mezarlıkta yaklaşık 250 ceset üzerinde yapılan incelemelerin ardından, son İsrailli esirin cesedinin bulunduğunu duyurmuştu.


Batı kampı parçalanırken Çin, İran ile ilişkilerini gözden mi geçiriyor?

Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
TT

Batı kampı parçalanırken Çin, İran ile ilişkilerini gözden mi geçiriyor?

Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)

Şerbil Berekat

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun gözaltına alındığı ve ülkenin siyasi gidişatında gecikmiş de olsa öncü bir değişiklik yaratan yıldırım harekâtından birkaç gün sonra, Çin bir kez daha ‘dost’ ülkelerdeki çıkarlarını, bu ülkelerin rejimlerini savunmak zorunda kalmadan ve istenmeyen çatışmaların bedelini ödemeden nasıl koruyabileceğine dair tanıdık bir sınavla karşı karşıya kaldı.

Bu soru, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı askeri bir saldırı emri vermeye çok yaklaşması, ancak son anda geri adım atarak ‘silahı masadan kaldırmadan’ dar bir diplomatik pencere açmasıyla yeniden gündeme geldi.

Venezuela ve İran ile 2024 yılının aralık ayında Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşüşü arasında, Pekin’i coğrafi olarak uzak ama taktiksel olarak yakın olan, ancak ilişkileri ‘karmaşık’ kalan ve ittifaka dönüştürülemeyen siyasi ortaklar şeklindeki tekrarlayan bir ikilemle karşı karşıya bırakan bir model ortaya çıktı.

Bu rejimler, Washington'dan uzak olmaları nedeniyle ideolojik bir yaklaşımla bir şekilde Çin'e bağlı olsalar da Pekin'in tercih ettiği bu rejimlerle ekonomik ilişkiler, yaptırımlar, yolsuzluk, kötü yönetim ve kalkınma eksikliği nedeniyle karmaşık ve kısıtlı olmaya devam ediyor. Bunun yanında söz konusu rejimler Pekin için çeşitli kazançlar sağlamaya devam etmektedir. Bunlar arasında ucuz petrol veya Kuşak ve Yol Girişimi içindeki stratejik coğrafi konum gibi doğrudan kazançlar ve Washington ile ilişkilerin dengelenmesi bağlamında dolaylı da olsa bazı kazançlar bulunuyor.

Trump'ın bu rejimleri hedef alması, özellikle ABD'nin küresel enerji haritasını yeniden çizmek ve kritik mineraller ve ilgili tedarik zincirleri konusunda Çin'e neredeyse tamamen bağımlı olması da dahil olmak üzere stratejik zayıflıklarını azaltmak için sistematik adımlar attığına dair söylentiler ışığında, Çin'in konumu hakkında meşru sorular ortaya çıkarıyor.

Ancak, Trump'ın politikalarına daha geniş bir perspektiften baktığımızda özellikle Grönland konusunda Batılı müttefikleriyle yaşadığı gerilim, Kanada'yı ilhak etme yönündeki tehditleri ve Washington'a sağladıkları gerçek katma değeri göz ardı etmesi, ayrıca ulusal güvenlik stratejisi çerçevesinde Çin ve Rusya’yı etkisiz hale getirme girişimleri, Çin'in ‘dostlarının’ aldığı darbeler karşısında itidalli ve temkinli davranmasına neden oldu. Bunun yanında Çin, özellikle Trump’ın muhtemelen nisan ayında gerçekleşecek olan Pekin ziyareti sebebiyle bir alanda yaşanan kayıpların başka bir alanda kazanca dönüştürülebileceği stratejik yatırım fırsatları arıyor.

Clement Chai: Washington, uluslararası politikada güçlü adam yaklaşımını benimsiyor Ancak, her zamanki pragmatizmleriyle Çinliler, Trump yönetiminin siyasi hataları yüzünden tökezleyeceğine bahse girecekler.

Çin ittifaklar kurmaz

Çin'in davranışını anlamak için, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana Çin dış politikasını yöneten temellere dönip bakmak gerekiyor. Çin ittifaklar kurmaz ve dış politikasını ittifak mantığına dayandırmaz, aksine çıkarlar ve taahhüt sınırları tarafından yönetilen esnek bir etkileşim çerçevesine dayandırır. Bu yaklaşım, 1954 yılında kabul edilen, egemenliğe saygı, müdahale etmeme ve karşılıklı yarar ilkelerine dayanan barış içinde bir arada yaşama beş ilkesine dayanıyor. Bu ilkeler, Pekin'in kesin taahhütlere girmeden çeşitli rejimlerle geniş ilişkiler kurmasını sağladı. Ardından eski Çin Halk Cumhuriyeti Merkezî Askerî Komisyon Başkanı Deng Şiaoping, stratejik hedefleri önceliklendirme, iç güçlenmeye odaklanma ve modernleşmeye hizmet etmeyen çatışmalardan kaçınma çağrısı olarak, temel çıkarlarından ödün vermeden ‘Tao Guang Yang Hui’ yani ‘Yeteneklerini Gizle ve Zamanını Bekle’ ilkesini geliştirdi.

Bu çerçeve, kurucu ilkeleri terk etmeyen, ancak Çin'in uluslararası sistemde daha merkezi bir konuma geçişine paralel olarak bunları yeniden yorumlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dönemine kadar devam etti. ‘Müdahale etmeme’ ilkesi artık pasif tarafsızlık değil, Çin'in doğrudan müdahale maliyetini üstlenmeden çatışma bölgelerindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyan bir yumuşak güç aracıdır. Tao Guang Yang Hui ile Şi Cinping döneminde, zayıflığı korumak için gizlilik politikasından, gücü organize etme ve gösterilme zamanını kontrol etme stratejisine geçti. Bu strateji, Güney Çin Denizi'nden Tayvan'a kadar, açık bir çatışma olmadan daha kendinden emin bir diplomasiyle yansıtıldı.

Bu bağlamda Şi, ittifaka dönüşmeden ilişki düzeylerini ayıran yarı resmi bir ortaklık sınıflandırma sistemi getirdi. Pakistan, askeri ittifak olmaksızın uzun vadeli siyasi taahhüdü güvence altına alan ‘her koşulda stratejik iş birliği ortaklığı’ sınıflandırmasına alındı. Rusya ile ilişkiler ise ‘sınırsız kapsamlı stratejik ortaklık’ olarak tanımlandı. Bu, siyasi açıdan büyük önem taşıyor ancak savunma açısından bağlayıcı değil.

sdcfvghy
İran Savunma Bakan Yardımcısı Macid Rızai ve Çin'in eski ABD askeri ataşesi Zhang Li, Pekin'deki Xiangshan Forumu genel kurulunda konuşmalarını yaptıktan sonra tokalaşırken, 19 Eylül 2025 (AFP)

İran'a gelince, Çin ile ilişkileri 2021'de uzun vadeli iş birliği anlaşmasının imzalanmasından önce, 2016'da ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ düzeyine yükseltildi. Bu, yüksek bir diplomatik sınıflandırmadır, ancak olağanüstü ilişkiler düzeyinin altında kalmaktadır ve stratejik bir uyum veya Çin'in İran'ı savunma taahhüdü anlamına gelmiyor.

İran: “Dalgaları kırmak”

Bu, Çin ile İran arasındaki ilişkinin marjinal veya ikincil olduğu ve hiçbir bedel ödemeden vazgeçilebileceği anlamına gelmez. (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve BAE’dan oluşan) BRICS grubunun bir üyesi olan İran ile Çin arasındaki petrol ticareti, Çin'in toplam petrol ithalatının yüzde 12 ila 14'ünü oluşturuyor. Bunun yanında, Körfez'in doğu kıyısındaki coğrafi konumu ve Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesi, onu sadece Çin'in petrol ihracatında değil, Pekin'in giderek daha fazla bağımlı hale geldiği diğer Körfez ülkelerinden gelen enerji akışının güvenliğinde de kilit bir unsur haline getiriyor.

Siyasi düzeyde İran, özellikle 7 Ekim 2023 olaylarından önce Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki bölgesel güç ağlarında etkili bir rol oynadı. Bir zamanlar Ortadoğu'da ABD ve Batı ülkelerinin nüfuzuna karşı denge unsuru olan ve Çin'in bölgedeki çatışmalara doğrudan müdahil olmadan varlığını ve nüfuzunu dengelemesini sağlayan ‘direniş ekseninin’ lideri olarak kabul ediliyor.

Daha da önemlisi, Suriye ve Venezuela'nın aksine İran, siyasi pragmatizm ve dış baskılara uyum sağlama konusunda açık bir kapasite sergiliyor. Dini Lider’in merkezi rolüne rağmen, İran rejimi ‘tek adam yönetimine’ dayalı değil, on yıllardır hayatta kalmasını ve yaptırımlara ve tehditlere direnmesini sağlayan çok düzeyli bir kurumsal yapıya dayanmaktadır. Bu direnme yeteneği, Pekin'in görüşüne göre, onu Çin standartlarına göre muamele edilebilecek bir ortak haline getiriyor.

Çinli yazar ve araştırmacı Zhao Zhijun, Al-Majalla'ya yaptığı değerlendirmede, İran'ın Asya, Avrupa ve Afrika arasında bir bağlantı noktası olarak kabul edildiği için Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nde çok önemli bir stratejik konuma sahip olduğunu söylüyor. İran'ı kaybetmek, Avrupa ve Ortadoğu'ya giden ana kara yolunun kesilmesi anlamına gelir ve bu da ABD'nin kontrolündeki Malakka Boğazı'nı atlatmak için tasarlanan enerji güvenliği koridorlarının etkinliğini ortadan kaldırır.

Zhao, “İran, Ortadoğu'daki anti-Amerikan güç olarak, uzun süredir ABD'nin stratejik kaynaklarını tüketerek, Asya-Pasifik bölgesinde Çin üzerindeki baskıyı nesnel olarak hafifletmiştir. İran rejimi düşerse veya Batı'ya yönelirse, bu stratejik engel ortadan kalkacak ve Çin, Batı'nın kapsamlı ablukasıyla tek başına yüzleşmek zorunda kalacaktır” yorumunda bulundu.

Zhao, İran'ın Çin para birimi yuanın uluslararasılaşması için hayati bir test alanı olduğunu, çünkü petrol ticaretinin yuan ile yapılması Çin'in doların hakimiyetinden bağımsız bir finansal sistem kurmasına doğrudan yardımcı ettiğini belirtti. Çinli yazar ve araştırmacı, jeopolitik güvenlik açısından İran'ın sadece Çin'in Sincan bölgesine radikalizmin sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Orta Asya'ya girmeye çalışan ve Çin'in stratejisini baltalamaya çalışan Hindistan'ın etkisini engellemenin anahtarı olduğunu söyledi. Zira Tahran'daki mevcut rejim çökerse, Amerikan, İsrail ve Hint güçleri bu boşluğu doldurmak için hiç vakit kaybetmeyecekler.

Zhao Zhijun: İran, sadece radikalizmin Sincan'a sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Hindistan'ın Orta Asya'ya giden yolunu kesmenin de anahtarı.

Çin nasıl tepki verecek?

Bir yandan Çin'in pragmatik ve ölçülü dış politika felsefesi ve sınırlı kurumsal ilişkileri, diğer yandan ise rejimi devirmek veya zayıflatarak sert siyasi koşullar dayatmak amacıyla ABD'nin İran'a saldırmasının yol açabileceği ekonomik ve jeopolitik riskler arasında, Çin dikkatli hesaplar yapacak. Diplomatik tepkisini tasarlarken son derece ihtiyatlı davranacak. Bu tepki, İran hükümetine siyasi ve diplomatik destek, herhangi bir güç kullanımı veya İran'ın egemenliğinin ihlalinin kınanması ve muhtemelen diplomatik arabuluculuk girişiminden oluşacak ve Çin'in hayati çıkarlarını korumak için pratik önlemlerle paralel olarak uygulanacak.

Batı Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nün kıdemli araştırmacısı, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyaset Bilimi Bölümü direktörü ve Çin Orta Doğu Araştırmaları Derneği başkan yardımcısı ve genel sekreteri Tang Zhichao, bununla ilgili olarak şunları söyledi:

“Venezuela'da olduğu gibi İran'da da Çin'in tutumu değişmedi. Çin, uluslararası hukuka saygı çağrısında bulunuyor, diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıkıyor, hegemonyayı ve güç politikasını reddediyor ve uluslararası adaleti savunuyor. Çin aynı zamanda, kendi çıkarlarını kararlılıkla koruyacaktır.”

Tang Zhichao, ABD'nin eylemlerinin sadece Venezuela ve İran'ın egemenliğini ihlal etmekle kalmayıp, Çin'in çıkarlarını da etkilediğini belirtti. ABD'nin Çin'in ‘Batı Yarımküre'deki gelişimini sınırlandırma ve Ortadoğu ülkeleriyle iş birliğini kısıtlama’ girişimleri olduğunu söyleyen Tang Zhichao, bunları ‘yasadışı ve mantıksız çabalar’ olarak nitelendirdi ve ‘hiçbir ülkenin ABD'nin emirlerine boyun eğmeyeceğini’ belirtti.

sdfg
Umman Körfezi'nde İran-Rusya-Çin ortak tatbikatı sırasında bir Rus askeri gemisi, 12 Mart 2025 (AFP)

Çinli araştırmacı ve yazar Zhao, Çin’in ‘rejimi korumak için ekonomik kan pompalama’ politikasını benimseme olasılığının yüksek olduğunu düşünüyor. İran'da Çin'in vereceği herhangi bir tepkinin, İran'ın iç siyasi durumu, jeopolitik diplomatik maliyetler ve askeri teknik gerçekler şeklindeki üç ana kısıtlamaya tabi olacağını belirtti.

Pekin'deki karar alıcıların İran'da güçlü bir ‘Batı yanlısı’ akımın varlığını kabul ettiklerini ve Tahran'ın ‘Doğu'ya yönelme’ stratejisinin genellikle Batı’nın yaptırımları nedeniyle zorunlu bir seçim olduğunu ifade eden Zhao, ‘karşılıklı stratejik güven’ düzeyinde bir eşitsizlik olduğunu söyledi.

Çin'in ABD-İran ilişkilerinde herhangi bir yumuşamanın Tahran'ın diplomatik rotasını değiştirebileceğinin çok iyi farkında olduğunu kaydeden Zhao’ya göre bu yüzden, jeopolitik açıdan istikrarsız ve mutlak sadakatinden yoksun bir ortak uğruna ABD ile doğrudan askeri çatışmaya girme riskini almayacak.

Çin'in jeopolitik diplomasi alanındaki ‘yan hasarların’ bedelini ödeyemeyeceğini, çünkü Çin'in Ortadoğu'daki temel çıkarlarının Körfez ülkeleri ve İsrail ile dengeli ilişkiler sürdürmek olduğunu düşünen Zhao, şu anda İran'a verilecek herhangi bir radikal askeri desteğin kaçınılmaz olarak İsrail'in Çin'e karşı cephe almasına yol açacağını ve ‘bu durumun yüksek teknoloji alanında hayati önem taşıyan iş birliği kanallarını koparacağını’ belirtti. Suudi Arabistan'ın endişelerini artıracak ve ‘enerji ve finans alanında Çin-Suudi Arabistan ittifakının temellerini’ tehdit edeceğini söyleyen Zhao’ya göre sadece İran'ı korumak için Arap dünyasını ve İsrail'i kaybetmek, stratejik açıdan şüphesiz kaybedilen bir anlaşma olur.

Zhao Zhijun: İran, sadece radikalizmin Sincan'a sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Hindistan'ın Orta Asya'ya giden yolunu kesmenin de anahtarı.

Zhao, bunun yanında Çin, Tahran'a herhangi bir ‘acil durum’ askeri desteği sağlamayı düşünse bile ‘askeri sistemlerdeki engellerin’ bunun etkili olmasını engelleyeceğini düşünüyor. Bu bağlamda Zhao, Pakistan ordusuna etkili yetenekler kazandıran, silahlanma, komuta zinciri ve taktiksel düşünce açısından Çin ve Pakistan orduları arasında on yıllardır süren derin entegrasyonu, İran ordusunun karmaşık ve karışık silah cephaneliği ile karşılaştırıyor. Zhao, kısa vadede İran ordusuna gelişmiş Çin silahları tedarik etmenin, bu ordunun hemen savaş kabiliyeti kazanmasını sağlamayacağı sonucuna varıyor. Aksine, uygun eğitim, veri bağlantısı uyumluluğu ve taktiksel entegrasyonun yokluğunda, bu silahlar kolay hedefler haline gelerek Çin askeri sanayisinin itibarını zedeleyebilir.

xsder
İran'ın Tahran kentinde bir binada bulunan ABD karşıtı duvar resmi, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Observer Research Foundation Middle East araştırmacısı Clement Chai, Çin-İran ilişkilerinin Çin lehine dengesiz olduğunu belirtirken Pekin'in orta ve uzun vadede enerji ithalatını çeşitlendirmeye çalıştığı için Tahran'daki herhangi bir rejim değişikliğinin İran'ın petrol arzı üzerindeki etkisini önemsizleştirdiğinin vurguladı. Chai, enerji sektörüyle ilgili olaraksa “Çin, Tahran'daki alternatif bir liderlikle başa çıkmaya hazır olacaktır” yorumunda bulundu.

Şarku'l Avsat'ın Al-Majalla’dan aktardığı değerlendirmede Chai sözlerini şöyle sürdürdü:

“Washington'ın uluslararası politikada güçlü adam yaklaşımını benimsediği açık, ancak Çinliler her zamanki pragmatizmleriyle Trump yönetiminin siyasi hataları yüzünden tökezleyeceğine bahse girecekler. Kanada'nın Çin'e açılması ve Avrupa Birliği'nin (AB) Mercosur (Güney Amerika bölgesel ekonomik örgütü) bloğu ile serbest ticaret anlaşması imzalaması gibi, Washington'un diğer ülkelere itaat dayatmak için uyguladığı zorlayıcı yaklaşıma tepki olarak atılan adımlar da dahil olmak üzere, şimdiden dikkate değer jeopolitik değişikliklere tanık oluyoruz."

Chai, “Bölgesel bloklar ve tek tek ülkeler artık ulusal çıkarlarına göre dış politikalarını yeniden hesaplıyor ve bazı durumlarda Hindistan ve Çin gibi eski düşmanlarıyla yeni kanallar açıyor" diye ekledi.

Grönland'daki kaos ve ABD Başkanı Trump’ın BM’yi yalnızca kendisinin liderlik ettiği bir ‘Barış Konseyi’ ile değiştirme çabalarının hakim olduğu bu yıl Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu, Batı ülkelerinin Trump'ın politikalarına karşı açık bir muhalefet platformu olarak görev yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, forumda yaptığı konuşmada, Çin'in Avrupa'nın hayati sektörlerine yatırımlarını artırması çağrısında bulunarak, ‘emperyalist emellere dönüşe’ karşı uyardı. Aynı platformda, Kanada Başbakanı Mark Carney'nin konuşması daha çok Küresel Güney'den bir devlet başkanının konuşmasına benziyordu. Carney, ABD'yi ismini vermeden, ekonomik entegrasyon, gümrük vergileri ve finansal imkanları kendi iradesini dayatmak için siyasi bir silah olarak kullandığını suçlayarak, stratejik bağımsızlık ve orta güçler arasında ittifaklar kurulması çağrısında bulundu.

Venezuela'daki petrol planları siyasi ve teknik nedenlerle durma noktasına gelen Trump, İran ve Grönland'a yönelik tehditlerini yumuşatsa da daha sonra bu konulara geri dönme olasılığına kapıyı açık bıraktı. Ancak Batı kampındaki bölünme, hızlı bir şekilde onarılması zor bir aşamaya gelmiş görünüyor. Çin bunu objektif bir fırsat olarak görüyor ve bu durum Çin'i bazı müttefiklerinin ayrılmasıyla ilgili stratejik ihtiyatını derinleştirmeye ve kayıpları yönetmeyi ve fırsatları değerlendirmeyi tercih etmeye itiyor.