Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a Riyad ziyaretinin 3 amacını açıkladı.

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
TT

Japonya Dışişleri Bakanı, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyoruz

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi, bölgeye yaptığı mevcut ziyaretin üç hedefi olduğunu açıklarken, ikili ilişkileri derinleştirme kapsamında Riyad ile Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik stratejiye dikkati çekti. Ayrıca Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmelerin, iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmeyi, yeni alanlarda iş birliğini geliştirmeyi ve ikili stratejik diyalog çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmayı amaçladığını açıkladı.

Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi toplantısı

Hayashi, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri dışişleri bakanlarının ilk toplantısının, bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmak için önemli bir fırsat sağlamanın yanı sıra, Japonya ile bölge ülkeleri arasında gelişen ekonomik ilişkilere ışık tutacağını vurguladı. Ayrıca ortak öneme sahip meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunmak için sabırsızlandığını dile getirdi.

Japon Bakan, Başbakan Fumiyo Kişida ve Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardığına dikkati çekti. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturmasını beklediğini dile getirirken, müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Hayashi, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, “Başbakan Kişida’nın Temmuz ayında Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretin sonuçlarını takip edeceğim. Ziyaret sırasında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın düzenlediği toplantıda, siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirmek ve uluslararası sahnedeki çabaları koordine etmek amacıyla iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda mutabakata varıldı” dedi. Suudi Arabistan’ın enerji sektöründe ülkesi için önemli bir ortak olduğuna dikkati çeken Bakan, ikili işbirliğinin sektör dışında hızla genişleyerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsadığını belirtti.

Yoshimasa Hayashi, “İkili işbirliğinin en önemli yeni alanlarından biri, Ortadoğu bölgesini temiz enerji kaynakları ve hayati mineraller için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir girişimin çerçevesinde, yeşil bir ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Başbakan Fumiyo Kişida’nın ziyareti sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor” dedi.

Hayashi’ye göre Japonya, özgür ve açık Hint-Pasifik vizyonunu desteklemeye çalışıyor. İki ülkenin hukukun üstünlüğü konusunda ortak bir görüşe sahip olduğuna dikkati çeken Bakan, “Bu amaca ulaşmak için uluslararası alanda Suudi Arabistan’la daha yakın şekilde çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” şeklinde konuştu. Japon Bakan, dünya genelinde 42’den fazla ülkeden danışmanların katılımıyla son Cidde toplantısı aracılığıyla Krallığın Ukrayna krizini kontrol altına alma çabalarını ele aldıklarına, ayrıca Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat sağlandığına dikkati çekti.

Çin ile Tayvan arasındaki mevcut gerginlik ve Japonya’nın Güneydoğu Çin Denizi’ndeki durumu kontrol altına alma vizyonu hakkında ise Hayashi, “Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, Japonya dahil tüm uluslararası toplumun istikrarı için çok önemlidir. Tokyo kararlı tavrını sürdürüyor ve Tayvan’la ilgili sorunların diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini bekliyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı konumda bulunan ülkelerdeki ortaklarla yakın işbirliği içinde çalışarak ortak konumumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım” ifadelerini kullandı.

Güneydoğu Çin Denizi meselesine de değinen Yoshimasa Hayashi, “Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu güçlü bir şekilde değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Aynı tutumu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya, Çin’den gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde almasını istemeye ve ortak öneme sahip konularda ikili işbirliği gerçekleştirmeye devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum” açıklamasında bulundu.

Riyad ve Tokyo arasındaki ilişkilere yönelik strateji

İşte Hayashi’nin Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın ayrıntıları;

  • Suudi Arabistan ziyaretinizin amaçları nelerdir?

Bugünkü Suudi Arabistan ziyaretim, Başbakan Kişida’nın geçtiğimiz Temmuz ayında Ortadoğu bölgesine yaptığı resmi ziyaretin sonuçlarını takip etmeyi amaçlıyor. Başbakan Kişida ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, siyasi ve ekonomik düzeyde ikili iş birliğini geliştirmek ve uluslararası arenadaki çabaları koordine etmek için iki ülkenin dışişleri bakanları arasında stratejik diyalog kurulması konusunda anlaştıkları bir toplantı yaptı. Dışişleri Bakanları Arasında Stratejik Diyalog kapsamında Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile iki ülkeyi bir araya getiren tarihi dostluk ilişkilerini güçlendirmenin, bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına ilişkin koordinasyonu artırmanın ve yeni alanlarda iş birliğini geliştirmenin yollarını ele alacağım.

Krallığı ziyaretimin ikinci hedefi ise, Başbakan Kişida ile Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin bir araya geldiği toplantıda periyodik olarak yapılması kararlaştırılan, Japonya ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin dışişleri bakanlarının ilk toplantısını gerçekleştirmek. Bu toplantının bölgesel ve küresel meselelere ilişkin stratejik görüş alışverişinde bulunmanın yanı sıra Japonya ile KİK ülkeleri arasında büyüyen ekonomik ilişkilere ışık tutmak için önemli bir fırsat olacağına inanıyorum. Öyle ki aralarındaki ticaret hacmi geçen yıl 100 milyar doları aştı. KİK ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla bu konularda görüş alışverişinde bulunmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

frg
Japonya Dışişleri Bakanı Yoshimasa Hayashi (AP)

Bu bağlamda Başbakan Kişida ve KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin Temmuz ayında yaptıkları toplantıda, Japonya ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında serbest ticaret anlaşmasına ilişkin müzakerelerin 2024 yılında yeniden başlatılması ve bununla ilgili ön görüşmelerin yapılması konusunda mutabakata vardıkları belirtilmelidir. Ayrıca anlaşmanın, ülkesi ile bölge ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırımı artıracak yasal bir çerçeve oluşturması bekleniyor. Umuyorum ki Japonya Dışişleri Bakanı ve Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları olarak birlikte çalışarak bu müzakerelerin kısa sürede tamamlanmasını sağlayacağız.

  • Suudi Arabistan- Japonya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Japonya, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasında oynadığı öncü rol nedeniyle Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığa büyük önem veriyor. İki ülke arasında uzun yıllar boyunca gelişen dostane ilişkilere dayanan ortaklık, özellikle son yıllarda ‘Suudi- Japon Vizyonu 2030’ çerçevesinde önemli ölçüde genişledi. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’la çeşitli toplantılarda veya telefon görüşmelerinde yaptığım görüşmelerde, Japonya ve Suudi Arabistan’ın ikili ilişkilerini derinleştirme ve genişletme konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğunu doğrulayabilirim.

  • Suudi Arabistan- Japonya ortaklığının niteliği nedir?

Her şeyden önce Suudi Arabistan, özellikle uzun yıllar boyunca Japonya’ya istikrarlı petrol tedariki sağlama taahhüdü yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında her zaman rol oynamıştır. Bu rol ışığında Japonya için enerji sektöründe önemli bir ortak olmuştur ve bu, hala öyledir. Ancak iki ülke arasındaki ortaklığın tek yönü bu değil. Krallık şu anda Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman liderliğindeki 2030 Vizyonu çerçevesinde endüstriyel çeşitliliği sağlamanın ve karbon emisyonlarından kurtulmanın yollarını arıyor. Japonya, 2017’den bu yana Japonya-Suudi Arabistan 2030 Vizyonu aracılığıyla Krallık tarafından benimsenen sosyal ve ekonomik reformlara tam desteğini ifade ediyor. Ben de iki ülke arasındaki işbirliğinin son yıllarda hızla enerjinin ötesine geçerek finans sektörü, turizm, insan kaynaklarının geliştirilmesi, spor, kültür ve eğlence gibi yeni alanları da kapsamasından memnuniyet duyuyorum.

  • İkili işbirliğinin en önemli alanları nelerdir?

Suudi Arabistan ile Japonya arasındaki en önemli yeni işbirliği alanlarından biri yeşil ekonomiye geçişi ve karbon emisyonlarının ortadan kaldırılmasını teşvik etmektir. Japonya Başbakanı Kişida, geçtiğimiz Temmuz ayında Krallığa yaptığı resmi ziyarette, Ortadoğu’yu temiz enerji kaynakları ve hayati madenler için küresel bir merkeze dönüştürmeyi amaçlayan ikili işbirliği için yeni bir girişim önerdi. Ziyaret sırasında başlatılan Suudi- Japon Manar girişimi aracılığıyla Japonya, iki ülke arasında, özellikle hidrojen ve amonyağın güvenli kullanımına yönelik teknolojiler ve yüksek verimli enerji iletimi ve dağıtımı araçlarına ilişkin iki ülke arasında ortak projeler geliştirmeyi hedefliyor.

Hiç şüphe yok ki iki ülke arasındaki iş birliği bölgede ve dünyada barış ve istikrarın korunmasına katkı sağlıyor. Ortadoğu’daki ülkeler arasındaki ilişkilerin iyileşmesine ve aralarındaki işbirliğinin güçlenmesine rağmen, hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası düzen dünya genelinde hâlâ tehditlere maruz kalıyor. Bu uluslararası düzeni sürdürmek ve mümkün kılmak, bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refah için Japonya, ‘özgür ve açık Hint- Pasifik’ vizyonunu güçlü bir şekilde desteklemektedir. Suudi Arabistan ve Japonya, hukukun üstünlüğünün önemi konusunda ortak bir görüşü paylaştığı için bu amaçla uluslararası alanda Krallıkla daha yakın çalışmayı dört gözle bekliyorum.

Ukrayna krizini kontrol altına almak için Cidde toplantısı

  • Suudi Arabistan’ın Ukrayna krizine ilişkin düzenlediği Cidde zirvesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, yalnızca Avrupa kıtasının güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda egemenlik ve toprak bütünlüğü de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerini ihlal eden ve tüm uluslararası toplum üzerinde olumsuz etki yaratan iğrenç bir eylemdir. Statükoyu zorla değiştirmeye yönelik bu bireysel girişimi kabul edemeyiz ve etmemeliyiz. Ayrıca yüksek gıda, gübre ve enerji fiyatları nedeniyle zayıf ülkeler de dahil olmak üzere uluslararası toplum düzeyindeki bu saldırganlığın bir sonucu olarak ortaya çıkan gıda ve enerji krizinden de büyük endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz.

Aynı şekilde Japonya’nın başkanlığını yaptığı Hiroşima’daki son G7 zirvesi toplantısında, G7 ülkeleri ve Ukrayna dahil ev sahibi ülkelerin liderleri, dört ilkeye uymayı kabul etti. Buna göre ilki, tüm devletler Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine uymak zorundadır. İkincisi, çatışmayı diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözme ihtiyacını destekliyoruz ve uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü ilkelerine saygıya dayanan adil ve kalıcı bir barışı destekliyoruz. Üçüncüsü, statükoyu güç kullanarak değiştirmeye yönelik herhangi bir bireysel girişim, dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez. Dördüncüsü, hukukun üstünlüğüne dayanan özgür ve açık bir uluslararası düzeni desteklemeye çalışıyoruz.

Hiroşima’daki G7 zirvesine benzer şekilde Suudi Arabistan, Kopenhag’daki eski bir toplantının ardından ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı bu toplantıya Cidde’de ev sahipliği yaptı. Bu vesileyle, toplantıya ilk kez katılan Çin’in yanı sıra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi Küresel Güney olarak bilinen ülkeler de dahil olmak üzere 40’tan fazla ülkenin yer aldığı bu toplantıda, Krallığın liderliğine ve çabalarına olan takdirimi ifade etmek istiyorum. Cidde toplantısına katılanların sayısı bir önceki toplantının neredeyse iki katına ulaştı. Birçoğu, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı ile uluslararası hukuka saygı dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün ilkelerine bağlı kalmanın gerekliliğini vurguladı. Toplantı, Rusya’nın saldırganlığının en kısa sürede nasıl durdurulacağını ve Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışmak için önemli bir fırsat.

Uluslararası hukuka bağlı kalmak ve hukukun üstünlüğüne dayalı uluslararası düzeni korumak tüm devletlerin sorumluluğundadır ve herkesin çıkarına hizmet eder. Cidde toplantısında elde edilen verimli sonuçların ardından Japonya, Suudi Arabistan dahil uluslararası toplumdaki ortaklarıyla işbirliği içinde hukukun üstünlüğüne dayalı özgür ve açık uluslararası sistemi desteklemeye devam ediyor.

  • Size göre Suudi Arabistan ve İran’ın ikili ilişkilerin yeniden başlatılması yönünde vardığı anlaşma, bölgedeki gerilimin azaltılmasına ve Yemen krizinin çözümüne ne ölçüde katkı sağlayacak?

Japonya, Suudi Arabistan Krallığı ile İran’ın diplomatik ilişkileri sürdürme konusunda vardığı anlaşmayı memnuniyetle karşılıyor ve bunu bölgesel istikrara yönelik olumlu bir adım olarak görüyor. Bu anlaşmanın, Yemen’deki durum da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki çeşitli bölgesel sorunların çözümüne olumlu katkı sağlayacağını umuyorum.

Öte yandan Yemen’deki insani durumdan derin endişe duyuyorum. Birleşmiş Milletler’in (BM) gıda güvenliğini sağlamaya yönelik planına verdiği desteğin yanı sıra, Yemen hükümetine sağladığı mali yardım da dahil olmak üzere Krallığın Yemen’e verdiği cömert desteği takdir ediyorum. Bu hususta uluslararası toplumun aktif bir üyesi olan Japonya, 2015 yılından bu yana BM öncülüğünde yürütülen uluslararası yardım çalışmaları aracılığıyla yaklaşık 430 milyon dolar tutarında insani yardım sağlamıştır.

Ülkeye barış ve istikrarın getirilmesi için Yemen halkı arasındaki diyaloğun önemine inancım tamdır. Bu amaçla, Yemen İşlerinden Sorumlu Özel Asistanım Büyükelçi Katsuyoshi Hayashi’yi, ‘mevcut ateşkesin, çatışmayı sona erdirmek üzere Yemenliler arasında diyalog kurulmasına ve BM Özel Temsilcisi ile işbirliği yapılmasına katkı sağlaması için’ Husiler de dahil olmak üzere ilgili taraflara mesajımızı yinelemek üzere Mart ayında ve Temmuz ayı sonunda bölgeye gönderdim.

Bu platformdan Husileri, bölgedeki durumu tırmandırmaya yönelik her türlü girişimden kaçınmaya çağırıyorum. Ayrıca çatışmanın tüm taraflarını, bir bütün olarak Yemen halkının çıkarları doğrultusunda istikrarın sağlanması için yapıcı bir şekilde çalışmaya davet ediyorum.

Tayvan… Diyaloğun alternatifi yok

  • Çin ile Tayvan arasındaki gerginlik ve bunun bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Japonya’nın Çin Denizi’nin güneydoğusundaki durumu kontrol altına alma vizyonu nedir?

Tayvan düzeyinde, Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrar, yalnızca Japonya’nın güvenliği için değil, tüm uluslararası toplumun istikrarı açısından da son derece önemlidir. Japonya, Tayvan’la ilgili meselelerin diyalog yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini beklediği yönündeki kararlı tavrını sürdürüyor. Bu açıdan Tayvan Boğazı üzerinden Çin’e doğrudan ulaşan barış ve istikrarın önemini defalarca vurguladım. Aynı zamanda aynı pozisyonu paylaşan ülkelerdeki ortaklarla da yakın çalışarak ortak pozisyonumuzu Çin’e net bir şekilde aktaracağım.

Güneydoğu Çin Denizi’nde Çin’in, Japonya’nın Senkaku Adaları’nı çevreleyen sular da dahil olmak üzere Doğu ve Güney Çin denizlerindeki statükoyu zorla değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimleri ve Çin’in Japonya çevresindeki askeri faaliyetlerini genişletmesi, Japonya dahil olmak üzere bölge ve uluslararası toplum için güçlü bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Tutarlı tavrımızı kesin bir şekilde sürdürüyoruz. Ortak öneme sahip konularda ikili işbirliğinin yanı sıra Çin tarafından gerekli önlemleri sorumlu bir şekilde ele almasını istemek için konumumuzu paylaşan ülkelerle yakın çalışmaya devam edeceğim. Hem Çin’in hem de Japonya’nın aralarında güçlü ve istikrarlı bir ilişki kurmak için büyük çaba sarf etmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum.



Trump neden Grönland’la ilgili U dönüşü yaptı?

Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)
Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)
TT

Trump neden Grönland’la ilgili U dönüşü yaptı?

Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)
Trump, Davos zirvesi öncesinde Grönland'ı ilhak tehditlerini artırmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland konusunda "anlaşma çerçevesi" oluşturulduğunu açıklaması, müttefikleri tarafından şüpheyle karşılandı.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) dün yaptığı açıklamada, çerçeveyi NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirlediklerini söyledi.

ABD Başkanı, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da duyurdu.

Trump, anlaşmanın detaylarına dair bilgi paylaşmazken Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia ediyor.

Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği belirtiliyor. Bu bölgelerin ABD toprağı olarak sayılabileceği savunuluyor. Washington'ın nadir toprak madenleri için Grönland'da çalışma yapabileceği de iddialar arasında.

Wall Street Journal da anlaşma kapsamında Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceğini savunuyor. Böylelikle Beyaz Saray, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

Danimarka'nın ise bunu onaylayıp onaylamadığı belli değil. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtti.

Guardian'ın analizinde, Avrupalı liderlerin Trump'ın "anlaşma çerçevesine" şüpheyle yaklaştığı yazılıyor.

Trump'ın tutumunu değiştirmesinde piyasalar da etkili oldu. Amerikan gazetecilik kuruluşu Semafor, Cumhuriyetçi liderin salı günü ilhak tehditlerini yinelemesinin ABD borsalarında keskin bir satış dalgasına yol açtığına dikkat çekiyor.

Trump'ın çerçeve anlaşmasını açıklayıp gümrük vergisinden vazgeçmesinin ardından küresel piyasalar dün toparlandı.

Analizde BK, Belçika ve Fransa gibi ülkelerin elinde ABD Hazine tahvilleri gibi trilyonlarca dolarlık ABD varlığı bulunduğuna, bunların satılması halinde faiz oranlarının hızla yükselebileceğine işaret ediliyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Guardian, Telegraph


ABD’de göçmenlik operasyonunda 5 yaşındaki çocuk gözaltına alındı

Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)
Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)
TT

ABD’de göçmenlik operasyonunda 5 yaşındaki çocuk gözaltına alındı

Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)
Çocuk ve babası, Teksas'ta göçmenlerin gözaltında tutulduğu tesise gönderildi (Columbia Heights Devlet Okulları)

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ekiplerinin 5 yaşındaki bir çocuğu gözaltına alması tartışma yarattı.

ICE ekipleri, Minnesota eyaletindeki Minneapolis şehrinde salı günü düzenlediği baskında 5 yaşındaki Liam Conejo Ramos'u gözaltına aldı.

Çocuğun, okuldan döndükten sonra evinin önünde babası Adrian Alexander Conejo Arias'la birlikte gözaltına alınıp Teksas'taki göçmenlik merkezine transfer edildiği aktarıldı.

Minneapolis'in kuzeyindeki Columbia Heights'ta gerçekleşen olay, bölgedeki okullardan sorumlu müdür Zena Stevnik'in tepkisini çekti. Müdür, "Neden 5 yaşındaki bir çocuğu gözaltına alıyorsunuz? Bu çocuk tehlikeli bir suçlu olarak sınıflandırılamaz" dedi.

Stevnik, ICE memurlarının 5 yaşındaki çocuğu "yem olarak kullanıp" evin kapısını çalmasını istediğini de söyledi. Evde yaşayan kişinin olay sırasında dışarıda olduğu, daha sonradan ekiplerle iletişime geçip Ramos'u serbest bırakmaları için "yalvardığı" ifade ediliyor.

Ailenin avukatı Marc Prokosch, Ramos ve Arias'ın devam eden bir sığınma başvurusu olduğunu vurguluyor. Baba ve oğlun ülkeye kaçak yollardan girmediğini, buna ait net kayıtlar bulunduğunu belirtiyor. Ramos ve Arias'ın uyruklarına dairse bilgi paylaşılmadı.

İç Güvenlik Bakanlığı Sözcüsü Tricia McLaughlin ise dünkü açıklamasında, ICE'nin Ramos'un babasını yakalamak için nokta atışı operasyon düzenlediğini ve çocuğu hedef almadığını savundu.

McLaughlin, kayıtdışı göçmen olduğunu ileri sürdüğü babanın çocuğunu terk ederek memurlardan kaçmaya çalıştığını savundu. ICE memurlarının çocuğun güvenliğini sağlamak istediğini iddia etti.

Diğer yandan ICE'nin aynı gün düzenlediği operasyonda başka bir adreste yaşayan 17 yaşındaki lise öğrencisinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Geçen hafta düzenlenen baskında da 17 yaşındaki bir lise öğrencisiyle annesi yakalanmıştı.

ICE ekipleri iki hafta önce de 10 yaşındaki bir çocukla annesini gözaltına almıştı.

Ramos, son iki hafta içinde bölgedeki baskınlarda yakalanan 4. çocuk oldu.

Teksas'taki gözaltı merkezinde tutulan Geraldo Lunas Campos'un 3 Ocak'ta yaşamını yitirmesi de gündem olmuştu.

ABD basının aktardığına göre El Paso Adli Tabipliği, Campos'un ölüm nedenini cinayet olarak açıkladı. Asli ölüm nedeninin "boyun ve göğse yapılan baskı kaynaklı oksijen yetersizliğinden boğulma olarak" kaydedildiği aktarıldı.

Renee Nicole Macklin Good'un 7 Ocak'ta Minneapolis'te bir ICE görevlisi tarafından vurularak öldürülmesinin yankıları da sürüyor. 

İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, 37 yaşındaki Amerikalının göçmenlere yönelik bir operasyon sırasında ICE memurlarını "ezmeye çalıştığını ve aracıyla onlara çarptığını" öne sürmüştü.

Cep telefonu görüntüleriyse, ICE görevlilerinin yolun ortasındaki aracında olayları izleyen kadının otomobilinin kapısını zorla açmaya çalıştığını ortaya koymuştu.

Independent Türkçe, Guardian, Washington Post, KATV


Trump yönetimi, Le Pen davasına da el attı: Siyasi yasak kaldırılsın

ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)
TT

Trump yönetimi, Le Pen davasına da el attı: Siyasi yasak kaldırılsın

ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Le Pen hakkındaki hukuki süreci "cadı avı" diye nitelemişti (Reuters)

ABD yönetiminden yetkililerin, radikal sağcı Marine Le Pen'e siyasi yasağın kaldırılması için Fransa'da lobicilik yaptığı aktarılıyor.

Fransız yargıç Magali Lafourcade, AFP'ye açıklamasında Donald Trump yönetiminden iki kişinin kendisiyle irtibata geçip Le Pen'e getirilen siyasi yasağın kaldırılmasını istediğini savundu.

Hükümete danışmanlık yapan bağımsız kurum Fransa İnsan Hakları Komisyonu'nun (CNCDH) genel sekreteri Lafourcade, "Fransa'daki kamuoyu tartışmalarının manipüle edilmesinden" endişe duyduğu için bunu Fransa Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiğini belirtti.

Lafourcade, geçen yıl mayısta Samuel D. Samson ve Christopher J. Anderson'la Paris'te görüştüğünü söyledi. Bu kişiler, ABD Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Demokrasi, İnsan Hakları ve Çalışma Bürosu'nun (DRL) danışmanları.

Yargıç, Samson ve Anderson'ın Le Pen hakkında yürütülen hukuki süreci "siyasi bir dava" olarak gördüğünü belirtti. ABD'li yetkililere göre Le Pen'in cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmesi siyasi saiklerle engelleniyor.

Le Pen davasına dahil olmayan Lafourcade, ABD'li danışmanların bu görüşü destekleyecek argümanları güçlendirmek için lobicilik faaliyetleri yürüttüğünü ifade etti.

CNCDH'nin bağımsız bir kurum olduğunu ve diplomatlarla yaptıkları görüşmeleri raporlamadıklarını vurgulayan yargıç, ABD'li yetkililerin taleplerinin Fransız kamuoyunda "dezenformasyon ve manipülasyona yol açabileceğinden" ve sürece müdahale olarak görülebileceğinden endişelendiği için Fransa Dışişleri Bakanlığı'yla irtibata geçtiğini söyledi.

Guardian, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın iddialara dair yorum talebini yanıtsız bıraktığını aktarıyor.

Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Fransız yargıçla görüşen kişilerin Samson ve Anderson olduğunu doğrulamayı reddetti. Bunun yerine gazeteye gönderilen açıklamada, DRL danışmanlarının Avrupalı yetkililerle rutin görüşmeler yaptığı belirtildi.

Trump yönetiminde yükselen genç muhafazakarlar arasında yer alan Samson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Substack sayfasında "Avrupa'da Medeniyet Müttefiklerine İhtiyaç" başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Geçen ay mayısta yayımlanan yazıda, radikal sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin "aşırılıkçı örgüt" diye nitelenmesini eleştirmişti.

Geçen yıl martta görülen davada radikal sağcı Ulusal Birlik Partisi'nin eski lideri Marine Le Pen, Avrupa Birliği (AB) fonlarını zimmetine geçirmekten suçlu bulunmuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un en dişli rakiplerinden biri olan Le Pen'e 5 yıl siyasi yasak getirilmişti. Ayrıca iki yılı ertelenmiş, iki yılı da elektronik kelepçeyle gözetim altında tutulmak üzere 4 yıl hapis ve 100 bin euro para cezası verilmişti.

Dava, Le Pen'in 2027'de düzenlenmesi öngörülen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olma ihtimalini ortadan kaldırabilecek nitelikte. Siyasetçinin avukatlarının karara itirazı üzerine başlatılan temyiz süreci devam ediyor.

Le Pen, tespit edilen usulsüzlüklerin kasıtlı bir suiistimal değil, münferit hatalardan kaynaklandığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, Telegraph