ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Birçok medya kuruluşunun bahsettiği müzakereler sızıntı mı yoksa yeni bir Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail
TT

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

ABD-Suudi Arabistan müzakerelerinde İsrail

Pek çok medya kuruluşunun bahsettiği, devam eden ABD-Suudi müzakereleri... Bunlar sadece sızıntı mı, yoksa yeni Ortadoğu'nun özellikleri mi?

ABD basınında yer alan haberlere göre müzakereler üç ana konu etrafında dönüyor:

Birincisi: ABD’nin Suudi Arabistan'a verdiği, onu NATO üyesi bir devlet seviyesine çıkaracak ve Riyad'ın balistik füzelere karşı savunma sistemi THAAD dahil olmak üzere gelişmiş silahlar almasını sağlayacak güvenlik garantileri.

İkincisi: ABD'nin, zenginleştirmeyle başlayan ve tükenmiş uranyum işlemeyle biten, enerji üretiminden geçen bir ‘tam döngünün’ oluşturulmasını içeren sivil amaçlı Suudi nükleer programına katkısı.

Üçüncüsü: 2002 yılında Beyrut Arap Zirvesi'nde açıklanan ve Arap-İsrail ilişkilerine imkan veren Arap Barış Girişimi temelinde Filistin sorununu çözmeye çalışmak.

Diğer yandan Washington ise Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor. Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle Huawei iletişim sistemi ve stratejik askeri satın alımlar gibi güvenlik ve askeri boyutlarıyla Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten kaçınıyor.

Ayrıca Washington, Suudi Arabistan'ın Filistin meselesini 2002'de Beyrut Zirvesi'nde tüm Arap ülkeleri tarafından kabul edilen girişime göre çözme beklentilerine karşılık İsrail ile normalleşmesini bekliyor.

Zorluklar

Washington, Suudi Arabistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelik eğilimini frenleme karşılığında bir dizi teklifte bulunurken, İsrail'le ilişki Riyad'ın hedefi değil, daha ziyade güvenlik stratejisine yönelik önemli taleplerini gerçekleştirmenin aracıdır. Bu politika, Suudi Arabistan'ın eski müttefiki ABD’yi şaşırttı. İlişkiler, Joe Biden'ın başkan seçilmesiyle birlikte kötüleşti. ABD, Biden'ın başkanlığından bu yana, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşına askeri desteğini kesti, istihbarat iş birliğini azalttı ve Suudi Arabistan'ı ‘önemsiz" olarak nitelendirdi.

Suudi Arabistan'ın Çin ile ilişkisini güçlendirme yönündeki ciddi ve sistematik çabaları ve ardından Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Başkan Biden'ı Suudi Arabistan'a geri getirdi. Biden, Temmuz ayı ortasında Suudi Arabistan'ı ziyaret etti. Burada ABD'nin gözden geçirme sürecini başlattı ve bu, Suudi Arabistan'ın beklentilerine uygundu.

ABD'nin vaatlerinin en öne çıkanı ve en önemlisi, Suudi Arabistan'a, Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'yı koruduğu ve bugün de devam eden NATO benzeri bir savunma anlaşması sunmasıydı.

Washington, Suudi-Çin ilişkilerinin seviyesini belirlemek istiyor; Böylece Riyad, Çin pazarı ve ekonomik iş birliği için ana petrol kaynağı olmayı sürdürürken, özellikle güvenlik ve askeri boyutlar olmak üzere Çin teknolojisinin kullanım düzeyini yükseltmekten de kaçınıyor.

Ayrıca ABD'nin, Riyad’ın 2030 Vizyonu kapsamında bir adım olarak değerlendirilen, Suudi Arabistan’da entegre bir sivil nükleer enerji sistemi kurma vaadi var. Birçok kişi, mevcut ABD yönetiminin bu anlaşmayı Kongre'den geçirme yeteneğinden şüphe ediyor. Bu nedenle Biden yönetiminin öncelikle partisini bunu kabul etmeye ikna etmesi büyük çaba gerektirecek.

Biden yönetimi, Kongre'nin desteğini almak için İsrail ile olan ilişkisini, Filistin sorununu ve Çin ile olan askeri stratejik ilişkisini iyileştirme sözü verebilir. Bu, Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaların Kongre'den geçmesini kolaylaştırabilir.

İsrail ile müzakere yakın mı?

ABD’de yayın yapan Wall Street Journal ve New York Times'ın (özellikle, Suudi yetkililerle görüşen ve Başkan Biden ile bir görüşme yapan Thomas Friedman'ın yazdığı yazılar) ve son iki ayda İsrail gazeteleri Times of Israel, Yedioth Ahronot ve Haaretz'in haberlerine göre, görüşmeler hala yolun başında ve büyük zorluklar var. Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby de bu görüşü teyit ederek, görüşmelerin hala ilk aşamalarında olduğunu ve çerçevesinin henüz belirlenmediğini söyledi. Wall Street Journal'ın 9 ila 12 ay içinde ABD-Suudi Arabistan-İsrail anlaşması imzalanabileceğini söylediği haberini de yalanladı.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır. Binyamin Netanyahu'nun şu anki hükümeti, dini köktenci, sağcı ve ırksal üstünlük ve Arapları sınır dışı etme yanlısı politikacılar tarafından yönetiliyor. Bu hükümet, Batı Şeria ve Gazze'de Filistin devleti fikri gündeme getirildiği anda çökecek. İsrail Başbakanı Netanyahu, ya Filistin devleti fikrini kabul eden daha ılımlı ortaklarla alternatif bir koalisyon hükümeti kurmak için çaba gösterecek ya istifa edecek ya da Suudi-ABD projesinden uzaklaşacak.

Suudi Arabistan ile ilişki kurmak için gereken şartların yanı sıra, İsrail Ortadoğu'daki herhangi bir nükleer projeye şüpheyle bakıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın gelişmiş silahlara sahip olması, İran'ın balistik füze tehdidini ortadan kaldıracak olsa da Tel Aviv'i de endişelendiriyor. İsrailli analistler, Suudi Arabistan'a üstün askeri yetenekler kazandırmanın, İsrail'in hava ve füze sistemleri için bir tehdit olarak göreceğini söylüyor.

Washington ve Tel Aviv arasındaki ilişkiler, genellikle güçlü ve uyumludur. Ancak, Biden yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasındaki ilişkiler, iki ülkenin tarihindeki en kötü seviyesinde. Bu, önerilen anlaşmanın önündeki zorlukları daha da arttırıyor. Zira, Suudi Arabistan, önemine ve bölgesel jeopolitik konumuna ve küresel petrol politikasına sürekli atıfta bulunan ABD gazetelerinin değerlendirmelerine göre, Netanyahu hükümetinin Filistin sorunu konusunda uzun vadeli taahhütlere bağlı kalabileceğine dair güven duymuyor.

Suudi Arabistan ile olası ilişki haberleri, özellikle de Filistinliler ile müzakere gerektiren bir anlaşma olduğu sürece, İsrail tarafı için pek de sevindirici değil. Bu tür bir anlaşmanın, İsrail'deki iç durum üzerinde derin bir etkisi olacaktır.

Suudi Arabistan'ın Ürdün'deki büyükelçisi Nayef es-Sudeyri'yi Filistin'e gayri resmi bir büyükelçi olarak ataması, Netanyahu hükümetini daha da karıştırdı. Suudi Arabistan ayrıca, büyükelçinin Filistin Yönetimi'nin bulunduğu Ramallah'ta değil, Doğu Kudüs'te Konsolosluk Genel Müdürü olarak görev yapacağını duyurdu. Bu, İsrail hükümetini kızdırdı ve sadece resmi kanalları aracılığıyla Kudüs'teki diplomatları tanıdığını belirten bir açıklama yayınlamasına yol açtı.

İsrail hükümetindeki aşırı sağcı dini liderleri, Filistinlilere bağımsız bir devlet verme fikrine ikna etmek zor olsa da müzakere fikri, durgunluk içindeki Filistinli sulara bir taş atacak ve Ramallah'taki tembel liderlik ile Gazze Şeridi üzerindeki kontrolleri ve İran'a yakınlığından memnun olan silahlı gruplar arasında bölünmüş olan Filistin'in durumunu yeniden inceleyecek.

Şu an şüpheli bir sessizlik içinde olan İran, doğrudan veya kendisine bağlı gruplar aracılığıyla, bölgedeki dengeleri değiştirebilecek herhangi bir ilerlemeyi engellemeye çalışacak. Bu, Araplar ve İsrailliler arasında onlarca yıldır süren müzakereler sırasında yaptığı gibi, bir savaş veya bombalama başlatarak müzakere sürecini donduracak ya da patlatacak.

ABD yönetimi, bugüne kadar, Ortadoğu'nun siyaseti ve ekonomisinde niteliksel bir değişim yaratacak bir anlaşmaya varmak istediğinde ödeyeceği bedeli netleştirmedi. Bazıları, öneminin önceki tüm barış anlaşmaları ve Araplar ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından daha büyük olduğunu düşünüyor.

Müzakerelerin yapıldığı karmaşık arka plan kâr-zarar dengesiyle sınırlı değil. Dini, tarihi ve hukuki gerekçeleri de kapsıyor. Müzakereciler bunları çok iyi biliyor.

Ancak müzakerelerin, devam etmesi durumunda, öneminin ve hassasiyetinin artacağı açık. Bu müzakereler, 21. yüzyılda Ortadoğu'nun haritasını çizen büyük faktörlerden biri olacak.

Suudi Arabistan’ın seçenekleri

Riyad'ın önündeki seçenekler çok çeşitli ve kendi çıkarlarına uygun olanı seçebilir. ABD yönetimi, pozisyonlarında 180 derecelik bir dönüş yaptı ve şimdi Suudi Arabistan ile çok yakın bir ilişki öneriyor. Bu değişikliğin temelinde, Çin ile mücadele var. Suudi Arabistan, birden fazla düzeyde önemli bir ülke olduğunu kanıtladı ve yeni politikaları, bu önemini daha da artırdı. Suudi Arabistan, ABD'nin askeri ve stratejik olarak önemli teklifini kabul edebilir, Çin ile iyi ekonomik ilişkilere devam edebilir veya Washington ile normal ilişkileri sürdürebilir. Bu durumda, diplomasisi ile İran ile güven inşa etmeye, gerginliği azaltmaya ve Çin ile stratejik ilişkiyi geliştirmeye çalışabilir.

İsrail- Arap barışı:

İşte sürecin en önemli tarihi istasyonların zaman çizelgesi:

1979: İsrail-Mısır barış anlaşması, bir Arap ülkesi ile İsrail arasındaki ilk anlaşma.

1982: Sovyet lideri Leonid Brejnev, Araplar ve İsrail arasında bir barış planını duyurdu.

1989: Mısır, topraklarının son kısmı olan Taba'yı İsrail'den geri aldı.

1990: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Filistinliler ile İsrailliler arasında uluslararası bir barış konferansı düzenlenmesini destekledi.

1991: Madrid Barış Konferansı

1993: ‘Barış karşılığında toprak’ ilkesine göre Birinci Oslo Anlaşması

1994: Gazze ve Eriha için özyönetim anlaşması

Ürdün-İsrail barış anlaşması

Fas ve İsrail, iki ülkede irtibat büroları açmaya karar verdi

Tunus ve İsrail ticari temsilcilik ofisi açtı

Cibuti ve İsrail ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştı

1995: Özerk yönetimin (Gazze Şeridi ve Batı Şeria) kapsamını genişletmeye yönelik İkinci Oslo Anlaşması

1996: Filistin Kurtuluş Örgütü, İsrail'i tanımayan tüm hükümleri Ulusal Şartından çıkardı

1998: İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 13'ünden çekilmesini düzenleyen Wye Nehri Memorandumu

1999: İsrail ile Moritanya arasındaki ilişkilerin normalleşmesi

2000: Yaser Arafat ve Ehud Barak arasında Bill Clinton’ın gözetiminde Camp David görüşmeleri

Barak, Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara ile görüştü

2002: Beyrut'taki Arap Zirvesi Arap Barış Girişimi'ni onayladı

2005: Mısır, İsrail, Ürdün ve Filistin Yönetimi arasındaki Şarm eş-Şeyh Zirvesi

2020: Beyaz Saray'da İbrahim Anlaşmalarının imzalanması (İsrail, BAE ve Bahreyn)

Daha sonra Fas da katıldı ve İsrail ile ilişkileri sürdürmeye karar verdi.

Ardından Sudan da İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararını imzaladı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.