Çad, Fransa ve Rusya arasında savaş sahası olurken savaşın kazananı kim olacak?

Rusya'nın Afrika kıtasındaki askeri nüfuzu arttıkça Fransa'nın Afrika kıyısındaki askeri varlığı tehlikeye giriyor

Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı
Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı
TT

Çad, Fransa ve Rusya arasında savaş sahası olurken savaşın kazananı kim olacak?

Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı
Paris, Moskova'yı Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalışmakla suçladı

Mina Abdulfettah

Çad rejimine muhalif Değişim ve Uyum Cephesi (FACT), Afrika kıtasındaki darbeler, çatışmalar ve savaşlarla gelen gerginlik çerçevesinde Libya'nın güney şehirlerinden Çad ordusuna saldırdı.

Bu saldırı, kara kıtada özellikle Sahra Çölü'nün kuzeyini ve güneyini Mali'den Çad'a ve Orta Afrika'ya kadar ayıran, Afrika Sahel ülkelerinden geçen bölgede son dönemde olup bitenlere kapıyı araladı.

Ancak tüm bunlar Fransa ve Rusya'nın bölgedeki çatışmasının bir yansımasından ibaretti.

Saldırı, Nijer'deki darbeden günler ve Sudan'da savaşın başlamasından aylar sonra, eski Çad Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno rejiminden kaçan Karaan Kabilesi'nden bazı subayların girişimiyle 2016 yılında kurulan silahlı hareket tarafından gerçekleştirildi.

'Kaka' lakaplı müttefiki Mahamat İdris Deby'yi hükümetinin müttefiki olan Fransa, FACT hareketini Libya-Çad-Nijerya üçgenindeki askeri üssünü hedef almakla suçladı.

FACT hareketi de Fizan bölgesini kontrol eden Libya'nın doğusunu kontrol öden Libya Ulusal Ordusu (LUO) komutanı Halife Hafter tarafından 25 Ağustos'ta hareketin Libya'nın güney bölgelerinden çıkarılması amacıyla başlatılan saldırılara maruz kaldı.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov'un, çatışmaların patlak vermesinden birkaç gün sonra Rusya'nın Libya'daki müttefiki Hafter ile ülkenin güney sınırındaki durum hakkında görüşmek üzere (ülkenin doğusundaki) Bingazi'yi ziyaret etmesi, Moskova'nın Fransa'nın Çad'daki nüfuzunu zayıflatmak amacıyla oynadığı rolün bir göstergesi oldu.

ABD, Rus paralı asker grubu Wagner'i, FACT hareketinin 2021 yılında Çad'a düzenlediği ve hareket ile Tibesti bölgesini terörist unsurlardan temizlemek için harekete geçen Çad ordusu arasındaki çatışmalar sırasında Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno'yu öldüren saldırının arkasında olmakla suçladı.

Cumhurbaşkanı İdris Deby Itno'nun Encemine'de düzenlenen cenaze törenine Avrupalı liderlerden yalnızca, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron katıldı.

Macron, ülkesinin "Çad'ın yanında olacağı ve istikrarını koruyacağı" sözü verirken Wagner ise FACT güçlerini Libya'nın orta ve güneyindeki iki askeri üste eğitmekle suçlanıyordu.

Fransa ve Rusya arasında birçok dosyada ve birçok bölgede çatışma söz konusu.

Rusya, Wagner lideri Yevgeny Prigojin'in 23 Ağustos'ta Moskova yakınlarında düşen uçakta ölmesinin ardından dahi Libya'daki askeri varlığını yoğunlaştırırken Fransa ise Çad, Nijer ve diğer Afrika ülkelerinden müttefiklerini korumaya çalışıyor.

Fransa'nın Çad'a daha fazla asker konuşlandırma olasılığı

İdris Deby Itno'nun öldürülmesinin ardından Fransa'nın Çad'daki askeri varlığının ve Çad'ın iç işlerine müdahalesinin sona ermesine karşı başta FACT ve Wakit Tama (Vakit Tamam) hareketleri başta olmak üzere Çadlı muhalif partiler, sivil toplum kuruluşları ve sendikalar tarafından başlatılan ve Fransa'nın hegemonyasının yanı sıra Ulusal Demokrasi ve Adalet Cephesi'nden (FNDJT) kurtulmanın zamanının geldiği sloganlarının atıldığı protesto gösterileri patlak verdi.

Çad'da 1990'lı yıllardan ölümüne kadar iktidarda kalan Deby İtno'nun öldürülmesi, anayasanın öngördüğü üzere seçimler yapılana kadar geçici hükümetin başkanlığını Meclis Başkanı'na devrederek siyasi güçlere orduyu iktidardan uzaklaştırma fırsatı verdi.

Ancak Çad Askeri Konseyi, askeri açıdan yüksek bir mevkiye sahip olduğu için Mahamat Kaka'yı geçiş döneminin başkanlığına getirdi.

Daha sonra ordu karşıtı silahlı hareketleri kendi yanına çekmek ve çeşitli bahanelerle seçimleri ertelemek amacıyla diyalog konferansları başlattı. 

Çadlı parlamenterler, Paris'le yapılan askeri anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi için geçtiğimiz yıl şubat ayında çağrıda bulundu.

Çad da dahil olmak üzere Fransa'nın hegemonyasına karşı protesto gösterileri düzenlenen ülkelerin halkları ülkelerini Fransa'nın bir müttefik değil 'sömürülen' bir ülke olarak görüyorlar.

Çadlılar, 1990 yılından bu yana ülkenin ordunun vesayetinde yönetilmesinin nedenini, Paris'in İdris Deby Itno'ya ve Çad Askeri Konseyi aracılığıyla ülkeyi yöneten oğlu Mahamat İdris Deby'ye sağladığı korumaya bağlıyorlar.

Cumhurbaşkanı İdris Deby İtno'nun öldürülmesi orduyu iktidardan uzaklaştırmak için bir fırsattı
Cumhurbaşkanı İdris Deby İtno'nun öldürülmesi orduyu iktidardan uzaklaştırmak için bir fırsattı

Rejimin seçimlere hile karıştırma uygulamalarına ve insan hakları ihlallerine göz yumuldu. 

Hükümetin silahlı hareketlere 'diyaloğa' girmeleri yönünde baskı yapmasının ardından protesto gösterileri bir süreliğine dursa da muhalefet kanadındaki tüm taraflar diyaloglara katılmayı kabul etmediler.

Paris'in Mali'den çekildikten sonra Burkina Faso ve Nijer'in yanı sıra Çad'daki askeri üsleri genişletip ülkeye yaklaşık 2 bin 400 asker konuşlandırmayı planladığı yönündeki söylentilerin ardından tüm bu gelişmeler zaman kazanma çabası olarak değerlendirildi.

Sahel ülkelerinin büyük çoğunluğu, Fransa'nın ülkedeki askeri varlığını kınayan ve terörist grupların saldırılarıyla mücadele etmenin yararsızlığından şikayetçi olunan protesto gösterilerine tanık oldu.

Paris'in Nijer ordusunun ve halk gösterilerinin talebi karşısında boyun eğmesinin ve Nijer'den ayrılmayı düşünmesinin ardından Çad'a daha fazla asker konuşlandırma olasılığı arttı.

Ancak durum, bir Fransız askerinin, Çad'ın kuzeyindeki Borkou bölgesinin yönetim merkezi Faya şehrindeki Fransa'ya ait askeri üsse bağlı bir sağlık merkezinde tedavi gören bir Çad vatandaşını öldürmesi ve olayın yeni protesto gösterilerine yol açmasıyla daha da kötüleşti.

Stratejinin merkezi

Fransa'nın hegemonyasından Çadlılarla birlikte diğer Sahel ülkelerinin halkları da şikâyet ederken Fransa, söz konusu ülkelerdeki varlığını demokrasiye giden yol olarak görüyor.

Fakat Fransa kendisini bazen terörist gruplara bazen de isyancı gruplara karşı başlatılan askeri operasyonlara saplanmış halde bulurken Rusya, herhangi bir demokratik sistemi desteklemeyen bir tutum sergiliyor.

Rusya zaman zaman iktidardaki rejimlerle yahut isyancı gruplarla ortaklık ve iş birliği de yapabiliyor.

Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Afrika'ya yaptığı son ziyaret turlarında ülkesinin eski sömürgeleriyle ilişkileri güçlendirmeyi ve Fransa'nın bazılarından çekilmesi ve bazılarından çekilme konusundaki isteksizliği sonrasında konumunu yeniden tesis etmeye çalıştı.

Çad'ın önemi, yalnızca Libya'nın ayırdığı Akdeniz ile yalnızca Sudan'ın ayırdığı Kızıldeniz arasında, Arap ve Afrika bölgelerine bakan konumundan ve Sahel ile Sahra arasında merkezi bir bölgede olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Çad, Fransa'nın terörizmle mücadele stratejisinin merkezinde yer alıyor. Fransa, Çad'dan her türlü dış tehditten korumak için bölgeyi gözetlemek ve eski sömürgeleri de dahil olmak üzere bölge ülkelerine Çad'dan askeri yardım sağlamak amacıyla birçok istihbarat operasyonu başlattı.

Bu çerçevede başkent Encemine, Fransa'nın Batı Afrika bölgesindeki terörle mücadele operasyonu Barkhane'nin komuta merkeziydi.

Paris'in ayrıca ülkenin orta kesimlerinde ve kuzeyde, Libya sınırında yer alan Faya- Largeau bölgesinde iki operasyon üssünün yanı sıra, Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti sınırlarının yakınlarındaki Abeche şehrinde bir başka üssü bulunuyor.

Aynı bölgede ABD'nin de yalnızca eğitim için kullanılan bir askeri üssü var.

Peş peşe gelen krizler

Mahamat İdris Deby, ülkesinin komşu ülkelerde peş peşe patlak veren krizle çevrili olmasından kaynaklanan bir zorlukla karşı karşıya.

Darfur ile doğu sınırından Sudan'daki çatışmaya, Nijer'deki çatışmaya ve terör örgütlerinin tehditlerine, kuzey sınırında Libya'daki çatışmaya kolaylıkla müdahil olabilir.

Ayrıca Orta Afrika'dan gelen tehditler de söz konusu. Fransa'nın özellikle İdris Deby Itno rejimini korumasından kaynaklanan bir alışkanlık nedeniyle Çad, güvenliği için hep uluslararası bir güce ihtiyaç duymuştur.

Fransa ve Çad ilişkileri köklü bir geçmişse sahip olsa da bölgede artan protesto gösterileri başta olmak üzere Wagner aracılığıyla üstlendiği rolün yanı sıra resmi rol oynamaya hazırlanan Rusya Çad hattına girmeye aday ülke.

Fransa ile Çad arasında devletin nasıl yönetileceği ve Çad'ın komşu ülkelerle ilişkileri konusunda gizli bir anlaşmazlığın yaşanması, özellikle diğer ülkelerde bu korumayı sağlamada başarısız olan Fransa'nın gerekli korumayı sağlama becerisine olan güveni baltalıyor. 

Çad Askeri Konseyi'nin birliği, ordu içinde İdris Deby'nin Fransa'nın ekseninde hareket etmesine itiraz eden muhalif bir grubun ortaya çıkmasına engel olamadı. Bu muhalif grup, bölgedeki son darbelerden büyük ölçüde etkilendi.

Ayrıca Macron'un Çad hükümetiyle yakınlaşması Fransız muhalefetinin sesinin daha yüksek çıkmasına yol açarken Deby de eleştiri oklarının hedefi oldu.

Çad Cumhurbaşkanı Mahamat İdris Deby
Çad Cumhurbaşkanı Mahamat İdris Deby

Çad Askeri Konseyi, bu durumun, üzerinde Fransa'nın varlığına karşı çıkan silahlı hareketlerle, özellikle de geçici ateşkesin ardından yeniden silahını eline alan FACT ile müzakere yapması yönünde baskı oluşturmasından korkuyor.

Bir diğer iktidar karşıtı silahlı muhalif hareket Cumhuriyetin Kurtuluşu İçin Askeri Komuta Konseyi (CCMSR), Çad'ın Fransa'dan bağımsızlığının 63'üncü yıl dönümü olan 10 Ağustos'tan bir gün önce, Tibesti bölgesinde altın madenleri bakımından zengin bir yer olan Gori Bogdi'de Çad ordusunu hedef aldı.

Bu tür gelişmeler, Çad Askeri Konseyi'nin yanı sıra mevcut geçiş hükümetine girmesi ya da ikisinin yahut koalisyonunun kazanabileceği seçimlerin yapılması ihtimaline yol açabilir.

Kamuoyu önünde yaşanan çekişme

Fransa, Mali'de Barkhane Operasyonu çerçevesinde konuşlandırdığı 4 bin 500 askeri, Fransız askerleri yerine Rus paralı asker grubu Wagner unsurlarını tercih eden Assimi Goeta liderliğindeki iktidardaki askeri cuntanın baskısı üzerine geri çekti.

Aynı durum, Orta Afrika'da Cumhurbaşkanı Faustin Archange Touadera'nın 2021 yılında yapılan seçimlerde Fransa yanlısı devrik lider François Bozize'nin Değişim için Vatanseverler Koalisyonu (CPC) adlı isyancı koalisyonu karşısında mücadele ederek ve kendisine 300'e yakın askeri uzman gönderen Rusya'dan yardım isteyerek ikinci kez seçildiği zaman da yaşanmıştı.

Wagner, Touadera'yı şiddet olaylarına karşı desteklemenin yanı sıra onun can güvenliğini de sağlarken başkent Bangui'de Rus askerlerinin görülmesi sıradanlaştı.

Şimdi Wagner'in lideri Yevgeniy Prigojin'in 23 Ağustos'ta ölmesine rağmen askeri cuntanın açıkça müdahale çağrısında bulunduğu Nijer'de de aynı durumun yaşanması bekleniyor.

Çad'da ise bu senaryonun, Paris'in müttefikini koruyamaması ve Rusya'nın müdahalesine yol açmasının ardından önce muhalefetin kısmen de olsa kontrol altına alınmasıyla ülkeyi açık bir çatışmaya dönüşebileceği tahmin ediliyor. 

Macron'un Afrika'da istikrarı bozan bir güç olarak eleştirdiği Rusya, Wagner aracılığıyla kıtadaki konumunu güçlendirme fırsatı yakalayacak gibi görünüyor.

Rusya'nın Afrika'ya olan ilgisi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un bu yıl içinde gerçekleştirdiği ziyaretlerde ve "Batı emperyalizminden kurtulmayı" teşvik edici ifadelerinde açıkça görülebiliyor.

Rusya, askeri anlaşmalar ve yumuşak güç bakımından da aktif olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının çalışmalarının yanı sıra Avrupa Birliği (AB), Fransa'nın Sahel bölgesinde olarak askeri var olmasının önemine rağmen istikrarın sağlanması için bu ülkelere maddi destek sağladı.

Ancak tüm bunlara rağmen Batı'nın bölgedeki varlığının yarattığı hoşnutsuzluk ve müdahalelerine eşlik eden siyasi karmaşıklık aynı şekilde devam etti.

Jeopolitik, etnik, ekonomik, dini ve demografik gerilimler daha da katlandı. Herhangi bir dış gücün Afrika'ya, özellikle de istikrarın sağlanamadığı Sahel bölgesine güvenlik ve barış dışında herhangi bir amaçla müdahale etmesi ve bu ülkelerin adil bir sistem kurmasına yardımcı olması durumunda karşılaşacağı zorluklar o kadar büyük olacak ki bu müdahale yahut yardım hiçbir işe yaramayacak.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.