Güney Afrika'da uyuşturucu içeren kekten zehirlenen 90 ilkokul öğrencisi hastaneye kaldırıldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4559426-g%C3%BCney-afrikada-uyu%C5%9Fturucu-i%C3%A7eren-kekten-zehirlenen-90-ilkokul-%C3%B6%C4%9Frencisi-hastaneye
Güney Afrika'da uyuşturucu içeren kekten zehirlenen 90 ilkokul öğrencisi hastaneye kaldırıldı
(AA)
Gauteng Eyaleti Eğitim Departmanı Sözcüsü Steve Mabona, yaptığı açıklamada, Soshanguve'deki Pulamadibogo İlkokulu'ndaki 90 öğrencide, bir sokak satıcısından aldıkları kekleri yedikten sonra mide bulantısı, mide ağrısı ve kusma gibi zehirlenme belirtileri görüldüğünü ifade etti.
Mabona, eğitimcilerin, sınıftaki öğrencilerin tuhaf davranışlarına şahit olduktan sonra destek için hemen acil servisleri aradıklarını söyledi.
Öğrencilerin çeşitli hastanelerde müşahede altına alındığını dile getiren Mabona, öğrencilerin yedikleri keklerde esrar bulunduğunun tespit edildiğini belirtti.
Mabona, polisin sokak satıcısının kimliğini tespit ettiğini ve konuya ilişkin soruşturma başlattığını kaydetti.
İran yanlısı gruplar, savaş anlatısını kontrol altına almak için yapay zekâyı kullanıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5260614-i%CC%87ran-yanl%C4%B1s%C4%B1-gruplar-sava%C5%9F-anlat%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1-kontrol-alt%C4%B1na-almak-i%C3%A7in-yapay-zek%C3%A2y%C4%B1
İran yanlısı gruplar, savaş anlatısını kontrol altına almak için yapay zekâyı kullanıyor
İran yanlısı grupların, ABD ve İsrail’e karşı savaşta kendi anlatılarını oluşturmak ve muhalefeti güçlendirmek amacıyla İngilizce olarak hazırlanmış gelişmiş dijital memler (alaycı görseller) üretmek için yapay zekâ teknolojilerini kullandığı bildirildi.
Analistler, söz konusu memlerin Tahran’la bağlantılı gruplardan geldiğini ve sınırlı kaynakları kullanarak ABD’ye dolaylı da olsa zarar vermeyi hedefleyen bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Bu strateji, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kontrol etmek için saldırı ve tehditleri nasıl kullandığını da içeriyor. Dün ilan edilen ateşkes, saldırıların durması umudunu artırmış olsa da birçok mesele hâlâ çözüme kavuşmuş değil.
Cambridge Üniversitesi’nde yapay zekâ araştırmacısı olan Neil Lavi-Driver, durumu değerlendirirken, “Bu onlar için bir propaganda savaşı” dedi ve İran’ı işaret etti. Lavi-Driver, “Amaçları, çatışmaya karşı yeterli hoşnutsuzluğu yaymak ve sonunda Batı’yı geri adım atmaya zorlamak. Bu yüzden konu onlar için kritik önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
‘Memler’, Amerikan kültürünü çok iyi biliyor ve Trump’ı hedef alıyor
Memler çatışmalarda ilk kez kullanılmıyor, ancak son yıllarda yapay zekâ ile üretilen görselleri de kapsayacak şekilde evrim geçirdi. Bu tür görseller, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Ukraynalılara yoğun biçimde yönlendirilmişti. Geçen yıl ise İran ile İsrail arasındaki savaş sırasında internete yüklenen kalitesiz yapay zekâ görsellerini tanımlamak için ‘AI slop’ terimi yaygınlaştı. Bunlar Tahran’ın nükleer programını zayıflatmayı amaçlıyordu.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in ortak saldırılarıyla başlayan çatışmada, memler ABD yetkililerini alaycı biçimde ele alan özenli çizgi film tarzı görseller olarak kullanıldı.
Bu memler, yalnızca İngilizceyi değil, Amerikan kültürünü ve ‘trolling’ tarzını da ustalıkla yansıtıyor. Farklı sosyal medya platformlarında paylaşılan görseller milyonlarca görüntüleme aldı, ancak etkilerinin ne ölçüde olduğu net değil.
Söz konusu memlerde dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yaşlı, gelişmelerin gerisinde ve uluslararası alanda izole bir figür olarak tasvir edildi. Sağ elinin arkasındaki morluklar, sağlığına dair spekülasyonları tetiklerken, MAGA destekçisi tabandaki iç anlaşmazlıklara ve geçen yıl tartışmalı biçimde atanan Savunma Bakanı Pete Hegseth’in atanmasına da gönderme yapıldı.
Propaganda alanında ondan fazla kitap yazan araştırmacı Nancy Snow, “İran yanlısı gruplar, popüler kültürü bu alandaki en güçlü devlet olan ABD’ye karşı kullanıyor” dedi.
Paylaşılan görseller arasında Lego animasyon filmi tarzında tasarlanmış sahneler de bulunuyor. Bir görselde, İranlı bir askeri lider rap söyleyerek, “Tahtında oturarak dünyayı yönettiğini sanıyordun; şimdi her üssü taş bir yatağa çeviriyoruz” derken, Trump ise Jeffrey Epstein hakkındaki Amerikan soruşturma kayıtlarını simgeleyen yuvarlak bir yapının içine düşüyor.
Devlet kurumlarıyla olası iş birliği
Analistler, bu memleri üreten grupların İran hükümetiyle iş birliği içinde olduğunu değerlendiriyor. Yapay zekâ tabanlı video ve insan hakları alanında faaliyet gösteren WITNESS organizasyonunda yöneticilik yapan Mahsa Alimardani, bu animasyonların sahip olduğu karmaşıklık ve internet erişim gereksinimlerinin resmî kurumlarla bağlantıya işaret ettiğini belirtti.
Alimardani, “Böyle içerikler üretmek ve yüklemek için gerekli bant genişliğini sağlayabiliyorsanız, resmi ya da gayriresmi şekilde rejimle iş birliği yapıyorsunuzdur” dedi. İran’ın bu yıl geniş çaplı protestoları bastırma kampanyası kapsamında internet üzerinde sıkı kısıtlamalar uyguladığına dikkat çekti.
Resmî medya organları, Lego tarzı videoların arkasındaki ‘Akhbar Enfejari’ (Sarsıcı Haberler) isimli hesabın paylaşımlarını yeniden yayımladı.
Hesap, İran içinde içerik üreten ve paylaşan bir grup İranlıya ait olduğunu iddia ederek, Batı’nın onlarca yıldır süren medya hâkimiyetini kırmayı amaçladıklarını belirtiyor.
Hesap yöneticileri AP’ye Telegram üzerinden yaptıkları açıklamada, “Uzun süre medya sahnesine hâkim oldular ve bu güçle birçok ülkeye kendi anlatılarını dayattılar. Ancak bu sefer durum farklı. Oyun kurallarını değiştirdik. Bu kez daha iyi yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ateşkes ilanının ardından aynı hesap, “İran kazandı! Dünyaya emperyalizmi ezmenin yolu gösterildi. Trump teslim oldu” şeklinde paylaşım yaptı.
ABD ve İsrail’den sınırlı sayıda karşı mesaj
İran yanlısı grupların ürettiği memlerin yanı sıra, İran hükümetine ait hesaplar da ABD’ye yönelik alaycı içerikler paylaştı. Bunlar arasında İran’ın Güney Afrika Büyükelçiliği’nin bir paylaşımı dikkat çekti. Paylaşımda, “Dünyadaki yeni süper güce merhaba deyin” ifadesi yer aldı ve İran bayrağı görseli eklendi. Ateşkes anlaşmasının ardından hem ABD hem İran tarafları zaferlerini ilan etti.
Analistler, Amerikan politika ve kültürüne dair derin anlayışın, yıllarca süren geleneksel propaganda yöntemlerine dayandığını belirtiyor. Bu, ABD ve İsrail karşıtı anlatıları yaymayı amaçlayan uzun soluklu bir İran hükümet programının devamı niteliğinde.
Alimardani, “Bu mem savaşı, kamuoyunun neyi bildiğini ve hangi popüler kültür referanslarının etkili olacağını iyi bilen kurumlar tarafından yürütülüyor” dedi.
Öte yandan analistler, ABD ve İsrail’in benzer bir kampanya yürütmediğini belirtiyor. İran’ın internet üzerindeki sıkı kısıtlamaları göz önüne alındığında, bu mesajları sıradan İran vatandaşlarına ulaştırmanın hâlâ zor olduğu ifade ediliyor.
Savaşın erken dönemlerinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yapay zekâ kullanarak Farsça konuşuyormuş gibi görünen bir video yayımlayarak İranlıları kendi hükümetlerini devirmeye çağırdı. Beyaz Saray da Amerikan kamuoyuna yönelik bir dizi mem paylaştı; bu içerikler arasında televizyon programları ve spor etkinliklerinden kesitler yer aldı.
Öte yandan, ABD hükümeti tarafından yönetilen Voice of America (Amerika’nın Sesi) radyosu hâlâ Farsça olarak yayın yapıyor. Ancak yayın organı, Trump döneminde kapatma emri verilmesinin ardından sınırlı bir kadroyla çalışıyor.
İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5260519-i%CC%87ran-sava%C5%9F%C4%B1-gerginli%C4%9Fin-yat%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1-ve-artmas%C4%B1-ihtimalleri-devrim-muhaf%C4%B1zlar%C4%B1-ordusu
İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı
İsrail’in Lübnan’a yönelik şiddetli saldırıları ve buna karşılık İran’ın ateşkes anlaşmasından çekilme tehdidiyle yeniden gerilimin artması ihtimali arasında temkinli bir bekleyiş hâkim. Diğer yandan İran ile ABD arasında Pakistan arabuluculuğunda başlaması planlanan müzakerelere yönelik hazırlıklar sürüyor.
ABD ile İran, Pakistan’ın arabuluculuğunda iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Altı haftadır süren ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği, Ortadoğu geneline yayılan ve küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açan çatışmaların bu süreçte durması öngörülüyor.
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı deniz kuvvetleri bugün, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerin İran kıyılarına yakın iki alternatif rotayı kullanması gerektiğini duyurdu. Açıklamada, olağan güzergâhta mayın bulunabileceği ihtimaline işaret edildi.
Deniz trafiğini izleyen MarineTraffic verilerine göre, ateşkes ilanından birkaç saat sonra Yunan şirketlerine ait iki gemi Hürmüz Boğazı’ndan geçti.
Öte yandan İsrail, İran’a yönelik saldırılarını durdurmasına rağmen Lübnan’daki operasyonlarını artırdı. Ülke, şimdiye kadarki en büyük hava saldırılarını düzenlediğini belirtirken, Lübnan Sağlık Bakanı bu saldırılarda yüzlerce kişinin öldüğünü ve yaralandığını açıkladı.
Çarların başkenti yeniden Sibirya’nın derinliklerine mi dönüyor?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5260512-%C3%A7arlar%C4%B1n-ba%C5%9Fkenti-yeniden-sibirya%E2%80%99n%C4%B1n-derinliklerine-mi-d%C3%B6n%C3%BCyor
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
Çarların başkenti yeniden Sibirya’nın derinliklerine mi dönüyor?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
İran’daki savaş, Rusya’da büyük bir alarm zili çaldı. Bu durum yalnızca dış politika açısından kaygı yaratmıyor. Zira önemli bir ortak, varlığını zayıflatmayı veya mümkün olan en fazla ölçüde azaltmayı hedefleyen ciddi bir darbe ile karşı karşıya kalmış durumda. Bu gelişme, Moskova’nın etki alanı ve Hazar Denizi ile Güney Kafkasya’daki tedarik zincirleri üzerinde gelecekteki olası tehditleri de gündeme getiriyor. Öte yandan, alarm zilleri iç politikada da aynı derecede ciddi bir önem taşıyor. Rusya’da karar alma merkezlerinin ve ekonomik altyapının hızla doğuya taşınmasının gerekliliği tartışması, daha önce yalnızca ‘geniş toprak alanlarının geliştirilmesi’ ve ‘bölgeler arası eşitsiz kalkınmanın giderilmesi’ üzerine yürütülen teorik tartışmalardan çıkmış, ulusal güvenlik ve ülkenin ortaya çıkan tehditlerle başa çıkma kapasitesinin artırılması açısından hayati bir konu haline gelmiş durumda.
Ukrayna ve İran’dan alınan dersler
Şarku’l Avsat’ın Rusya devlet haber ajansı RIA Novosti’den aktardığı habere göre Fransa hükümetinin askeri planlama yasasını güncelleyerek süreci hızlandıracağını duyurdu. Açıklamada, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışma deneyimlerinin göz önünde bulundurulacağı belirtildi. Raporlara göre Fransa, hava üstünlüğünü sağlamak ve Rusya’nın hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmek amacıyla çok sayıda insansız hava aracı (İHA) geliştirmeye odaklanacak. Bu durum, Fransa Hava Kuvvetleri’ne söz konusu üstünlüğü operasyonlarda kullanma fırsatı sağlayacak.
Bakım işçileri, Rus astronot Yuri Gagarin’in uzaya çıkışının 65. yıldönümü münasebetiyle 8 Nisan 2026’da Moskova’nın merkezinde bulunan heykelini temizliyorlar. (AFP)
Son dönemde Rus medya organlarında sıkça yer alan bu tür raporlar, NATO üyesi ülkelerin askeri doktrinlerinde benzer köklü değişiklikler yapma çabalarını konu alıyor.
Avrupa’da savunma harcamalarının hızla artması ve Ukrayna savaşı ile Kremlin’in gelecekteki niyetlerine dair büyüyen endişeler, Moskova’nın, kısa süre öncesine kadar başlıca ekonomik ortak olarak gördüğü büyük Avrupa komşusuyla ilişkisini yeniden değerlendirmesine yol açtı.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in açıklamaları bu durumu açık biçimde ortaya koyuyor. Medvedev, Rusya’nın çevre ülkelerin, özellikle Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılımına ilişkin tutumunu gözden geçirmesi gerektiğini belirtti. Medvedev, “AB artık sadece ekonomik bir birlik değil; hızla Rusya’ya karşı tamamen askeri bir ittifaka dönüşüyor ve bazı yönlerden NATO’dan daha tehlikeli olabiliyor” dedi. Bu ifadeler, Rus siyasi elitlerinin önemli bir kesiminin görüşlerini yansıtıyor ve Moskova’nın, çatışma sona erse bile Ukrayna’yı Avrupa üzerinde etkisini artıracak stratejik bir alan olarak gördüğünü ve kıta ile düşmanlığın mevcut çatışmadan çok daha uzun süreceğini ortaya koyuyor.
Politikacılar ve uzmanların yorumlarına göre, Ukrayna ve İran savaşlarından çıkarılacak derslere hızla yanıt verilmesi gerekiyor. Artan endişeler, dünyanın askeri çözümlere ve güç gösterisine yönelmesi riskine işaret ediyor. Büyük güçler çıkarlarını dayatmak için bu stratejileri kullanabilir.
Moskova’da Rus Silahlı Kuvvetleri’ni destekleyen pankartın önünden geçen bir adam, Nisan 2026 (EPA)
Bu bağlamda RIA Novosti için yazan bir siyasi analist şunları belirtti:
İlk çıkarım, geniş çaplı bir önleyici saldırının hassas silahlarla hava savunmalarını etkisiz hale getirmek, kritik altyapıyı, nükleer cephaneliği yok etmek ve büyük bir ülkede dahi askeri ve siyasi liderliği devre dışı bırakmak için mümkün olduğudur.
İkinci çıkarım, yeterli güç kullanıldığında, özellikle birbirine yakın kara hedeflerinin tamamen yok edilebileceğidir.
Üçüncü çıkarım ise Batı’nın gelişmiş hava savunma sistemlerinin gerçek etkinliği göz önüne alındığında, çok sayıda İHA’yla etkisiz hale getirildikten sonra eski İran füzelerine bile nüfuz edebildiği; benzer şekilde, Rusya’nın aynı özelliklere sahip hava savunma sistemlerini de benzer bir senaryoda bastırmanın ve etkisiz hale getirmenin mümkün olduğudur.
Moskova... Sürekli tehdit
Bu tartışmalar çerçevesinde, önde gelen Rus uzman Kirill Sterlikov, 2008 yılında ABD merkezli araştırma kuruluşu Stratfor’un ‘Rus Jeopolitiği: Sürekli Tehdit’ başlıklı kritik bir rapor yayımladığını hatırlattı. Rapor, Rusya’nın kalbi sayılan Moskova’nın, doğal engellerin ve batıdan gelen yeterli bir ‘tampon bölge’ eksikliği nedeniyle nesnel olarak savunulamaz olduğunu vurguluyor ve bunun, Rusya tarihinin yabancı işgallere karşı kesintisiz bir savunma serisi olmasının temel nedeni olduğunu belirtiyordu. Batılı analizciler, mantıklı tek çözümün ‘Ural Dağları ile korunan bir üs oluşturmak üzere kuzey ve doğuya çekilmek’ olduğunu ve böylece en kötü senaryolarda (Moskova’nın düşmesi gibi) Rusya’nın varlığını sürdürebileceğini ve yeniden doğabileceğini öngörüyordu.
Sterlikov’un belirttiğine göre, bu fikirler Rusya’da da uzun süredir var. Örneğin, büyük bilim insanı Dmitri Mendeleev ve önde gelen askerî coğrafyacı Pyotr Semenov-Tyan-Shansky (her ikisi de Sovyetler Birliği öncesi dönemde yaşamış) ‘Rusya için yeni bir merkez’ kurulması çağrısında bulunmuştu.
Güneşli bir günde Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan (AP)
Bu tartışma, teknoloji devriminin yarattığı dönüşümlerin (İHA’lar, hassas mühimmat, hipersonik silahlar, robotlar, yapay zekâ vb.) boyutu netleşirken yeniden gündeme geliyor. Bu bağlamda, savaşan bir devlet artık bir iç cepheye sahip değil ve herhangi bir şeyi taşımaya zaman yok.
Forbes dergisinin 2016 yılında yayınladığı bir makalede, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesi sonucu, “Rusya’nın sınırları uzun bir süredir Moskova’ya bu kadar yakın olmamıştı” değerlendirmesi yapıldı. Makale, Rusya nüfusunun büyük bölümünün Batı sınırları boyunca Avrupa ile Güney sınırları boyunca Kafkasya hattında yoğunlaştığını; bunun aynı şekilde başlıca sanayi kapasiteleri ve lojistik ağları için de geçerli olduğunu vurguluyordu. O tarihten bu yana, NATO’nun Rusya sınırlarına yaklaşması ve İsveç ile Finlandiya’nın katılımıyla Baltık Denizi’nin fiilen ‘Atlantik gölü’ haline gelmesiyle durum daha da tehditkâr hale geldi.
Soğuk Savaş döneminde, kuzey başkenti Saint Petersburg NATO güçlerinden yaklaşık bin 600 km, Moskova ise 2 bin 100 km uzaktayken, bugün bu mesafeler sırasıyla yaklaşık 160 km ve 800 km’ye düşmüş durumda.
Rus vatandaşlar, St. Petersburg’un caddelerinden birinde yürürken, arkalarında “Rusya'nın gururu” yazan dev bir asker posteri görülüyor. (EPA)
NATO füzelerinin Moskova’ya uçuş süresi artık dakikalarla ölçülüyor; Saint Petersburg’a ise daha kısa.
Tartışmanın vardığı sonuç şu: “Geçmişin acı derslerini tekrar etme hakkımız yok; Rusya’nın şu an karşı karşıya olduğu tehditleri ve zorlukları en azından köklü biçimde azaltmak için elimizden geleni yapmalıyız. Bu bağlamda, daha önce aşırı olarak görülen konular bile, örneğin başkent taşıma gibi fikirler, günümüzün karmaşık ve patlayıcı dünya koşulları göz önünde bulundurulduğunda tamamen ciddi ve nesnel biçimde tartışılmayı hak ediyor.”
Yeniden canlanan bir fikir
Yıllardır çeşitli isimler ve siyasetçiler, başkentin Moskova’dan taşınması fikrini tekrar tekrar gündeme getirdi. 2016 yılında Siyasi Altyapı Analiz Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Yevgeny Tunik, dönemin Başbakanı Dmitriy Medvedev ile birlikte başkentin Sivastopol’a taşınmasını önerdi.
2021 yılında, Savunma Bakanı Sergey Şoygu, başkentin Sibirya’ya taşınmasını ve Ural Dağları’nın ötesinde nüfusu bir milyona ulaşacak beş yeni şehir kurulmasını önerdi.
Ancak, Çarlık mirasına bağlılığıyla bilinen Vladimir Putin, 2022 sonbaharında farklı bir tutum sergiledi. Ülkesinin ‘aşırı idari merkezileşme’ sorununu kabul etmesine rağmen, ‘tarihsel ve fikirsel olarak Rusya’nın merkezi Moskova ile bağlıdır’ görüşünü savundu. Fakat günümüzde tartışmaların farkı, başkenti Sibirya derinliklerine taşıma olasılığının artık yalnızca geniş bölgelerde kalkınmayı teşvik etmek veya adil bir idari dağılım sağlamak amacıyla değerlendirilmemesi; bunun stratejik güvenlik ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılı hale gelmiş olması.
Stolypin Büyüme Ekonomisi Enstitüsü İcra Direktörü Anton Sviridenko, başkentin kademeli olarak taşınmasını araştıracak politikaların benimsenmesi çağrısına katıldı.
Sviridenko, başkentin Sibirya’ya taşınmasının güvenlik ve diğer gereksinimler nedeniyle uzun yıllar alabileceğini kabul etti, ancak “Bu fikir göz ardı edilmemeli” dedi.
Sviridenko, “Başkent taşıma meselesi her zaman tartışmalı olmuştur. Tam bir taşınmadan söz etmek şu an zor. Konu arzularla ilgili değil; teknik uygulanabilirlik ve gerekli yatırımlar önemli. Sadece iletişim güvenliği bile sürecin onlarca yıl sürmesini gerektirebilir” ifadelerini kullandı.
Aynı zamanda Sviridenko, Moskova’dan başkent taşınması tartışmasının henüz sona ermediğini belirtti ve Sibirya’nın ‘enerjisi ve canlılığı sayesinde sonunda ülkenin merkezi konumunu alabileceğini’, ayrıca doğal engelleri sayesinde daha iyi korunmuş hale geldiğini vurguladı.
Avrasya’nın merkezi
Sviridenko, Sibirya’nın günümüzde ‘canlanma merkezi’ olarak artan önemine işaret ederek, bunun Kremlin’in bu geniş bölgedeki Rusya’nın kapasitesini geliştirme stratejisiyle ve Kuzey Kutbu’na yönelik daha geniş yatırımlar politikasıyla uyumlu olduğunu belirtti.
Bu çerçevede, Rus devlet haber ajansı TASS’ın konuya dair haberine göre, ülke yönetimi şimdiden devlet şirketlerini yalnızca Sibirya’da değil, tüm doğu ve kuzey bölgelerinde kurulan alanlara taşıma planlarına sahip.
10 Şubat 2026 tarihinde Moskova’daki bir mağazada satışa sunulan geleneksel Rus matruşkaları (AFP)
Demografi, Göç ve Bölgesel Kalkınma Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Yuri Krupnov, Sibirya’nın Rusya ve tüm Avrasya bölgesi için güvenlik ve kalkınmanın ana sahnesi haline geleceğini öngördü. Krupnov, “Başkentin büyük Sibirya şehirlerinden birine taşınmasının gecikmesi, ülke için ciddi sonuçlar doğurur” uyarısında bulundu.
Rusya’nın başkenti nasıl taşındı?
Rusya’nın başkenti en son 12 Mart 1918’de taşındı. Sovyetler hükümeti, Vladimir Lenin liderliğinde, şehrin düşme tehlikesi nedeniyle başkenti Petrograd’dan Moskova’ya taşıma kararı aldı. Moskova, devletin siyasi ve kültürel işlevlerini bir araya getiren merkezi oldu ve 1922’den itibaren Sovyetler Birliği’nin başkenti haline geldi.
Şehre dair ilk tarihi kayıtlar, Prens Yuri Dolgoruki tarafından 1147 yılında kurulduğunu ve Moskova Nehri kıyısında küçük bir yerleşim yeri olarak tahkim edildiğini gösterir. Böylece sınır kasabasından önemli bir şehir haline geldi.
O dönemde Moskova, Vladimir-Suzdal Knezliği’nin batı sınırında küçük bir kasabaydı.
1156’da Prens Yuri Dolgoruki, kasabayı ahşap bir sur ve hendekle güçlendirdi. Moğol istilası sırasında, Altın Orda Hanlığı şehri yakıp halkını yok etti. Moskova, sonrasında pek çok istilaya ve zafer ile yenilgiler dönemine tanık oldu. 1462’de ‘Korkunç İvan’ olarak da bilinen 3. İvan, Moskova’nın büyük prensi oldu. Tatarlarla savaşa girişti, devlet topraklarını genişletti ve başkentini zenginleştirdi. 1500 yılına gelindiğinde nüfusu 100 bin kişiye ulaşmış ve dönemin en büyük şehirlerinden biri haline gelmişti. Ardından 3. İvan, kuzeydeki çok daha büyük Novgorod Knezliği’ni fethederek topraklarını yedi katına çıkardı; Moskova, onun döneminde en parlak çağını yaşadı ve birleşecek bölgelerin yönetim merkezi haline geldi.
Nisan 2026’da Moskova’nın batısında, Büyük Vatan Savaşı Müzesi olarak da bilinen Zafer Müzesi’nde bir kadın (AFP)
1712 ve 1713 yılları arasında Büyük Petro, başkenti Moskova’dan kendi kurduğu yeni şehir Saint Petersburg’a taşıdı.
Buna rağmen, siyasi karar merkezi yaklaşık yirmi yıl sonra 2. Peter döneminde kısa süreliğine tekrar Moskova’ya döndü. 1732’de yeniden Saint Petersburg’a taşınan başkent, Rus İmparatorluğu’nun başkenti olarak birkaç yüzyıl boyunca kaldı. 1914’ten itibaren Petrograd olarak anıldı ve 1918’de Bolşeviklerin iktidarı pekiştirildiğinde başkent tekrar Moskava’ya taşındı.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde, karar merkezinin tekrar Saint Petersburg’a taşınması yönünde uzun tartışmalar yapıldı. Bu girişim, ‘Sovyet mirasından kurtulma’ adımlarının bir parçası olarak değerlendirildi, ancak çeşitli nedenlerle hiçbir zaman uygulanmadı; en önemli gerekçe, özellikle kuzey başkentinin eşsiz kültürel ve mimari mirası üzerindeki olası etkilerle ilgili endişelerdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة