Fransa’nın Afrika hikâyesi

Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)
Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)
TT

Fransa’nın Afrika hikâyesi

Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)
Uluslararası güçlerin Afrika’daki güç mücadelesi Kıta’da kendini gerek sosyal olaylar gerekse darbeler sırasında belirgin bir şekilde gösteriyor. (AP)

Remzi İzzeddin Remzi

Hangi biçimde ortaya çıkarsa çıksın, her imparatorluğun sona erdiği bir nokta vardır. Bu süreç genellikle uzun vadelidir ve çeşitli gelişmelerle karakterize edilir. Bunlardan bazıları açıkça görülebilir, bazıları ise daha incelikli ve anlaşılması güçtür. Ancak imparatorluğun çöküşünün kabul edildiği son ve yadsınamaz an genellikle belirli bir olayla bağlantılıdır. Modern dünyada geleneksel bir imparatorluğun belki de en göze çarpan örneği, sonunun en önemli anı 1956 Süveyş Krizi olan Britanya İmparatorluğu'dur.

Britanya'nın 20’inci yüzyılın başlarından bu yana emperyal statüsünü kademeli olarak terk ettiği doğrudur ancak Süveyş Krizi, ortaya çıkan iki süper güç olan ABD ve Sovyetler Birliği ile karşılaştırıldığında, onun çöküşünü daha az önemli kıldı. Süveyş Krizi’nden sonra Afrika'daki İngiliz kolonilerinin çoğu çöktü ve beş yıl içinde bağımsızlığa yönelik milliyetçi eğilimler yükseldi. Britanya İmparatorluğu'nun elinde Körfez'in yalnızca birkaç bölgesi kaldı.

İkinci en etkili modern imparatorluk olan Fransa'nın sonu ise daha az netti. Çünkü Fransız İmparatorluğu'nun sonunu işaret eden belirli bir olay yoktu. Bununla birlikte, çöküşünün başlangıcının 1954 yılında Vietnam'daki Dien Bien Phu Muharebesi'ne dayandığı yönünde bir fikir birliği var. Fransa'nın Mısır'ın işgaline katılan üç ülkeden biri olduğu Süveyş Krizi, Afrika'daki Fransız sömürge hakimiyetinin çöküşünü hızlandırdı ve esas olarak 1962'de Cezayir'in zorlukla kazanılan bağımsızlığıyla sona erdi. Cibuti ve Komorlar da 1970'lerde aynı yolu izledi. Fransa'nın, Polinezya ve Karayipler'de, Fransız devleti içindeki çeşitli düzenlemeler uyarınca ‘France d'outre-mer’ (Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu) olarak sınıflandırdığı yalnızca 13 kolonisi kaldı.

Britanya ve Fransa'nın sömürgelerini yönetme biçimleri arasında farklar vardır. Zira İngiliz sömürge politikası dolaylı yönetime dayanırken ve Afrika ülkelerine kaderlerini şekillendirmede daha fazla özerklik verirken, Fransa'nın eski sömürgeleriyle baş etme biçimi farklı bir yol izler. Paris, sömürgeci ‘uygarlaştırma misyonunu’ (yerli halkları uygarlaştırmayı), karmaşık bir ekonomik, askeri, politik ve kültürel mekanizmalar ağı aracılığıyla, onlarca yıl boyunca Fransızca konuşulan Afrika üzerinde hâkim konumunu sürdürmesine olanak tanıyan yenilikçi düzenlemelere dönüştürmeyi başardı. Bu düzenlemeler, 1973 yılında Fildişi Sahili Devlet Başkanı Felix Houphouet Boigny ile ortaklaşa oluşturulan siyasi bir girişim olan Françafrique ile doruğa ulaştı. Pratik açıdan bu, Fransa'nın ekonomik çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuğu ve bu çıkarları koruyan herhangi bir rejimi desteklemekten çekinmediği anlamına geliyordu.

İkinci en etkili modern imparatorluk olan Fransa'nın sonu daha az netti. Çünkü Fransız İmparatorluğu'nun sonunu işaret eden belirli bir olay yoktu. Bununla birlikte, çöküşünün başlangıcının 1954 yılında Vietnam'daki Dien Bien Phu Muharebesi'ne dayandığı yönünde bir fikir birliği var.

Fransa'nın eski Afrika kolonileriyle ilişkilerinin belki de en göze çarpan örneği, Fransızca konuşulan Batı Afrika için ortak para birimi olan ve çoğunlukla CFA frangı olarak kısaltılan Afrika Finansal Topluluğu Frangı'nın (Communauté Financière Africaine) kurulmasıdır. Bu para birimi sistemi, Afrika merkez bankalarının döviz rezervlerinin büyük bir kısmını Fransız hazinesine yatırmasını gerektiriyor ve bu da Fransa'ya eski Afrika kolonilerinin para politikaları üzerinde önemli bir kontrol sağlıyor.

Ayrıca Fransa, birçok Afrika ülkesiyle savunma ve askeri iş birliği anlaşmaları yoluyla da askeri varlığını sürdürdü. Bazıları Fransa'ya hammaddeyi diğer ülkelerden önce satın alma hakkı, Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğünü garanti etme ve kuvvet konuşlandırma hakları karşılığında askeri eğitim sağlama konusunda geniş bir yetki verdi. Bu da Fransa’ya dış tehditler veya ‘iç karışıklıklar’ karşısında askeri müdahalede bulunma zorunluluğu getirdi. Bu düzenleme, Fransa'ya dost hükümetlerin iktidarda kalmasını sağladı.

xscd
Nijer askeri cuntasının liderleri ve destekçileri darbeden bir ay sonra, 26 Ağustos 2023'te başkent Niamey'deki Fransız büyükelçisinin sınır dışı edilmesi talebiyle toplandı. (Reuters)

Aslında Fransa, 1997 ile 2002 yılları arasında 44 bin 500 kişilik Hızlı Eylem Gücü aracılığıyla Afrika'da otuz üç operasyon gerçekleştirdi. Bunlardan on tanesi Birleşmiş Milletler'in talimatıyla ya da onun himayesi altında gerçekleştirildi.

Fransa son olarak, kapsamlı kültür ve eğitim programları aracılığıyla kültürel mirasını korumaya yönelik önemli yatırımlar yaptı. Eski sömürgeleriyle yaptığı ikili anlaşmaların yanı sıra, Afrika ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla 1970 yılında Frankofon formülü gibi çok taraflı mekanizmalar da kurdu.

Bu politikalar onlarca yıldır Fransa'nın çıkarlarına hizmet etti. 1960'larda, 1970'lerde ve 1980'lerde eski sömürgelerinden bazıları sosyalizmi benimseyip Sovyetler Birliği'ne meyletse bile Fransa, 1991 yılında Sovyetler Birliği çöktüğünde ayrıcalıklı konumunu yeniden kazanmasını sağlayacak düzeyde ilişkiler sürdürmeyi başardı.

Fransız İmparatorluğu’nun çöküşünün nedenleri

Ancak Aralık 1993 ile Nisan 1994 arasındaki yaklaşık beş aylık sürede Fransa, Afrika'da Fransız İmparatorluğu’nun çöküşünde önemli kilometre taşları sayılabilecek bir dizi olaya tanık oldu. İlk olarak Aralık 1993'te, Francofrique'in Afrika'daki ana destekçisi olan Fildişi Sahili Devlet Başkanı Felix Houphouet Boigny öldü. Ardından Ocak 1994'te CFA frangının değer kaybetmesi, Fransa ile Afrika arasındaki ekonomik ilişkilerin zayıflamasına neden oldu. Nisan 1994'te birçok Afrikalının Fransa'yı sorumlu tuttuğu Ruanda Soykırımı meydana geldi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı analize göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu yıl Gabon'a yaptığı ziyarette, ülkesinin Afrika'daki günlerinin artık sona erdiğini ilan ederek, Fransa'nın Afrika'daki rolünün azaldığını kabul etti.

Fransa'nın Afrika politikasını ‘sıfırlaması’ gerektiği bir süredir açıktı. Ancak Macron 2017 yılında göreve gelene kadar bunu kabul etmeyi reddetti. Macron, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra ortaya çıkan yeni gerçekleri yansıtabilmek için önceki politikaların güncellenmesinin gerekliliğini kabul ederek, Afrika'daki Fransız politikasını sıfırlamayı amaçladı.

Macron ilk döneminin başlarında, Fransa'nın sömürge mirasına hitap etmek için karşılıklı ortaklıklara dayalı daha gerçekçi bir politika tasarladı. Görünüşe göre bu, dış politikada diplomatik açıklığa yol açan bir başarıyı yansıtıyordu, ancak somut bir değişime ulaşmak her zaman kolay olmadı. Bunun nedeni, Fransız hükümeti içindeki bürokratik direniş ve Afrika toplumlarının Fransa'nın eski bir sömürge gücü olarak sahip olduğu olumsuz izlenimler de dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanmaktaydı. Afrikalı liderlerin Fransa ile müzakere güçlerinden yararlanma yeteneklerine gösterebilecekleri yeterli ilgi, bazı dış güçlerin artan ilgisinin bir sonucu olarak azaldı.

Fransa, kapsamlı kültür ve eğitim programları aracılığıyla kültürel mirasını korumaya yönelik önemli yatırımlar yaptı. Eski sömürgeleriyle yaptığı ikili anlaşmaların yanı sıra, Afrika ile ilişkilerini güçlendirmek amacıyla 1970 yılında Frankofon formülü gibi çok taraflı mekanizmalar da kurdu.

Bununla birlikte Fransa'nın son beş yıldaki yaklaşımı Burkina Faso, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Mali gibi ülkelerde önemli miktarda askerî harekât kullanma kalıbına takılıp kaldı. Fransa'nın güvenlik odaklı yaklaşımı, Sahel bölgesinde süregelen siyasi ve sosyal dinamikleri göz ardı ediyor.

Bu yaklaşım aynı zamanda Fransa'nın Burkina Faso, Çad, Mali ve son zamanlarda Nijer ve Gabon gibi ülkelerin ordularının liderlerini darbe yoluyla devirmelerini engellemek için yeterli çabayı göstermesini de engelledi. BBC’nin yaptığı analize göre, 1990 yılından bu yana Afrika'da (Kuzey Afrika hariç) meydana gelen 27 darbenin yüzde 78'i Fransızca konuşulan ülkelerde gerçekleşti. Fransız politikası aynı zamanda siyasi tıkanıklığın ve istikrarsız güvenlik durumunun dinden ilham alan ahlaki ve sosyal sistemlere yönelik iç talebi nasıl körüklediğini ve bu yeni ahlaki otoritelerin oluşumunu hızlandırdığını da görmezden geldi. Bu aksilikler dikkatleri Fransız politikasının eksikliklerine çekti, ancak bunların gerçek değişimi teşvik etmek için yeterli olup olmadığı belli değil.

xsc
Fransız askerleri 9 Haziran 2021 tarihinde, Mali'deki askeri üslerinden ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir nakliye uçağıyla ayrıldı. (AP)

Sonuç olarak Fransa, Afrika'daki etkisinin azalmasını durduramadı ve başta Çin olmak üzere, Afrika'da nüfuz için rekabet eden birçok güç karşısında zemin kaybetmeye başladı.

Nijer'deki son darbe, Paris'in statüsünün ve etkisinin azaldığını doğrulamış gibi göründüğünden, Fransa'nın bugünkü konumu en zayıf noktasında olabilir. Artık ne yeni askeri rejim ne de Nijer halkı Fransa'nın yapabileceği hiçbir şeyi kabul etmeyecektir. Kabul edilebilir görünen arabulucular ABD, Cezayir ve bir dereceye kadar Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’dur. (ECOWAS).

Süveyş krizi

Şimdi ortaya çıkan soru şu: Nijer'deki darbe Fransa için yeni bir Süveyş krizini mi temsil ediyor?

Fransız İmparatorluğu'nun zamanla yıprandığı doğrudur, ancak bazılarının yeni sömürge düzenlemeleri olarak tanımladığı şeyler sayesinde Fransa'nın Afrika'daki seçkin konumu devam etmiştir. Bu da eski Brezilya Devlet Başkanı Fernando Henrique Cardoso'nun deyimiyle, sömürge döneminde var olan merkez ile çevre arasındaki bağımlılığın devam etmesine yol açtı. Son üç yılda Fransa'nın Mali'den güçlerini çekmesi ve Fransa karşıtı bir dizi askeri hükümetin gelişini takip eden Nijer'deki gelişmeler, Fransa'nın önemli ölçüde varlığını koruyabildiği bir dönemin sonuna mı işaret ediyor? Başka bir deyişle Fransa’nın Afrika'daki nüfuzu azalıyor mu?

Belki de Nijer krizini Britanya'nın 1956 yılındaki Süveyş Krizi algısıyla özellikle alakalı kılan şey, ABD'nin aldığı tutumdur. ABD1956 yılında Mısır'a yönelik bir İngiliz – Fransız – İsrail saldırısının, Batı karşıtı Arap milliyetçiliğini daha da büyüteceğinden ve Ortadoğu'da Sovyet nüfuzuna kapıyı sonuna kadar açacağından endişe ediyordu. Bu nedenle ABD, İngiliz ya da Fransız müttefiklerinin Mısır'dan güçlerini çekmeye zorlayan askeri müdahalesine karşı bir tavır benimsedi. Süveyş Krizi’nde olduğu gibi İngiliz ve Fransız müttefiklerinden uzaklaşan Washington, şimdi Nijer'de Paris'ten farklı bir pozisyon aldı.

Fransız – Amerikan karşıtlığı

Fransa, ECOWAS'ın askeri müdahale tehdidini desteklerken, Washington, sivil yönetimi yeniden tesis etmek için Niamey'deki yeni askeri yöneticilerle müzakere yapmak üzere ikinci en üst düzey Dışişleri Bakanlığı yetkilisini gönderip krize barışçıl bir çözüm çağrısında bulundu.

Bu durum, Washington'ın çıkarlarının mutlaka Paris'in çıkarlarıyla örtüşmediğini açıkça doğruluyor. Washington'un başlıca çıkarları öncelikle Afrika'nın Sahel bölgesindeki terörle mücadele operasyonları için gerekli olan askeri üssünü korumak ve giderek büyük güç rekabetinin önemli bir arenası haline gelen Afrika'da ne Çin'in ne de Rusya'nın nüfuzlarını artırma fırsatına izin verilmemesidir. Eylül 2022'de yayınlanan en son ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne göre ortaya çıkan uluslararası düzeni oluşturan şey budur. Ayrıca Washington bu sefer Afrika'da sevilmeyen bir müttefikle ilişkilendirilmek istemiyor.

Sonuç olarak Washington, Nijer'deki askeri darbeyi darbe olarak sınıflandırmadı ve bu da onun arabuluculuk yapmasına olanak sağladı.

Fransa'nın Afrika politikasını ‘sıfırlaması’ gerektiği bir süredir açıktı. Ancak Macron 2017 yılında göreve gelene kadar bunu kabul etmeyi reddetti. Macron, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra ortaya çıkan yeni gerçekleri yansıtabilmek için önceki politikaların güncellenmesinin gerekliliğini kabul ederek, Afrika'daki Fransız politikasını sıfırlamayı amaçladı.

Süveyş meselesinde olduğu gibi, Afrika'daki Amerikan ve Fransız çıkarları arasında da bir farklılık var gibi görünüyor. Ancak daha da önemlisi Washington, yalnızca Afrika'da değil, uluslararası düzeyde de ana rakipleri olan Çin ve Rusya karşısında çıkarlarını güvence altına almak için geçmişte olduğu gibi artık başkalarına güvenemez.

Gabon'daki askeri darbenin önemi buradan kaynaklanıyor. Her ne kadar buradaki darbe Sahel ülkelerinde gerçekleşen darbelerden pek çok açıdan farklı olsa da onlarla çok açık bir ortak paydayı paylaşıyor: Ülkedeki mevcut siyasi durumun reddedilmesini körükleyen şey artan Fransız karşıtlığı.

Hiçbir şey, eski Gabon Cumhurbaşkan Ali Bongo Ondimba'nın, uzun süredir başında olduğu partinin Fransızca yerine İngilizce olarak ‘ses çıkarma’ konusunda dış dünyaya destek çağrısında bulunmasından daha fazla Fransız nüfuzunun azaldığının göstergesi olamaz.

Fransa'nın çekiciliği ve etkisi 1960'lı yıllardan bu yana farklı aşamalardan geçti. Ancak gerçek şu ki, aşağı doğru bir gidişat içindeydiler. Bunun pek çok nedeni var. Daha önce de belirttiğimiz gibi; bunların bir kısmı Fransa'nın politikalarından, bir kısmı da Afrika'daki dinamiklerden kaynaklanıyor. Ancak Fransa ile Fransızca konuşulan Afrika arasında güçlü bir kültürel bağ varlığını sürdürüyor. Her ne kadar bu tek başına Fransa'nın Afrika'daki etkisinin ve çekiciliğinin azalmasını durdurmak için yeterli olmasa da yeni, karşılıklı yarar sağlayan bir ilişki kurmak için iyi bir temel oluşturuyor. Fransa'nın karşı karşıya olduğu zorluk, Macron'un vizyonunun nasıl uygulanacağıdır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Dünya Sağlık Örgütü: Gazze'de 10 çocuğun açlıktan öldüğü kayıtlara geçti

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
TT

Dünya Sağlık Örgütü: Gazze'de 10 çocuğun açlıktan öldüğü kayıtlara geçti

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta gıda sıkıntısı çeken Filistinliler, yardım mutfağından yiyecek almayı bekliyor (Reuters)

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Christian Lindmeier, Gazze'de 10 çocuğun "açlık" nedeniyle öldüğünün bir hastane tarafından kayıt altına alındığını bildirdi.

Lindmeier, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Sözcüsü Alessandra Vellucci ve BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Sözcüsü Jens Laerke, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

Gazze'de 100'den fazla sivilin yardım beklerken İsrail tarafından öldürüldüğü saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Laerke, bu yardım tırlarının BM ile koordineli olmadığını belirtti.

Laerke, Gazze Şeridi'ndeki, özellikle de kuzeydeki gıda güvenliğiyle ilgili yaşanan olumsuz duruma dikkati çekerek "Şu anki gidişatta eğer bir şeyler değişmezse kıtlık neredeyse kaçınılmaz." dedi.

BM'nin, bu durumun değişmesi için bir şeyler yapabileceğini ve bu konuda istekli olduklarını söyleyen Laerke, bunun için koşulların uygun olması gerektiğinin altını çizdi.

- "Resmi olmayan rakamların ne yazık ki daha yüksek olması beklenebilir"

DSÖ Sözcüsü Lindmeier, Gazze'de yaşanan açlıkla ilgili "Resmi kayıtlar, bir hastanede 10'uncu çocuğun açlıktan öldüğünü söylüyor." dedi.

Bu durumun, Gazze'de 30 binden fazla kişinin ölmesi gibi çok üzücü bir durum olduğunu aktaran Lindmeier, "Bunlar, resmi kayıtlar. Resmi olmayan rakamların ne yazık ki daha yüksek olması beklenebilir." ifadesini kullandı.

Gazze'deki sağlık sisteminin çok zor durumda olduğuna işaret eden Lindmeier, neredeyse tüm yaşam hatlarının kesildiğini vurguladı.

Lindmeier, Gazze'deki bu durumun, dün yaşanan (İsrail'in yardım için toplanan sivilleri öldürmesi) yüzlerce kişinin öldürüldüğü talihsiz ve dehşet verici olaylara neden olduğunu vurguladı.

- "Gazze'de insani bir ateşkese ihtiyacımız var"

AA muhabirinin, "İsrail ordusu, gıda yardımı için bekleyen 100'den fazla Filistinliyi öldürdü. Uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan insani yardımlara erişim imkanının yeni bir katliamla engellendiğine şahit olduk. İsrail'in bu saldırılarına sadece söylemle karşılık veriliyor. Sizce bu katliamların örtbas edilmesine neden olmuyor mu?" sorusunu yanıtlayan Vellucci, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in dün Gazze'de yaşanan olayı çok net ve güçlü şekilde kınadığını belirtti.

Vellucci, "BM olarak orada yaşananları konuşuyoruz. (Gazze'de) İnsani bir ateşkese ihtiyacımız var. Özellikle Gazze'deki kıtlık söz konusu olduğunda bu durumu değiştirmek için ihtiyacımız olan şey bu. Savaşın yaşandığı bir durumda hareket edemiyoruz." ifadesini kullandı.


"Pentagon muhbiri" suçunu itiraf edecek

Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
TT

"Pentagon muhbiri" suçunu itiraf edecek

Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)
Teixeira'nın savcılarla nasıl bir anlaşma yapacağı henüz belli değil (Reuters)

Pentagon sızıntısından sorumlu tutulan Jack Teixeira'nın suçlu olduğunu kabul edeceği bildirildi. 

Massachusetts Bölge Savcılığı'na perşembe günü yapılan başvuruda, Teixeira'nın hakkındaki suçlamaları kabul edeceği belirtilerek, pazartesi günü yeni bir duruşma düzenlenmesi istendi. 

22 yaşındaki genç, Pentagon'a ait gizli belgeleri internette paylaştığı gerekçesiyle nisanda FBI tarafından yakalanmıştı. 

Massachusetts eyaletindeki Cod Burnu yarımadasında yer alan ABD Hava Ulusal Muhafızları Otis Üssü'nde görev yapan Teixeira, aynı ay katıldığı duruşmada suçsuz olduğunu savunmuştu. 

Ulusal Muhafızlar, ABD Hava Kuvvetleri'nin yedek bir askeri kuvveti olarak faaliyet gösteriyor. Teixeira, söz konusu üsteki 102. İstihbarat Birimi'nde çalışıyordu. 

New York Times'ın aktardığına göre, ulusal savunmaya ilişkin gizli bilgileri kasıtlı olarak saklamak ve sızdırmak suçlarından yargılanan Teixeira'nın 60 yıla yakın hapis cezası alması öngörülüyordu. Fakat nisandan beri cezaevinde tutulan gencin suçunu itiraf edip anlaşmaya varması halinde bu sürenin kısalabileceği aktarıldı. 

Massachusetts Bölge Savcılığı, başvuru detaylarına ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

Belgeler nasıl sızdırıldı?

Araştırmacı gazetecilik platformu Bellingcat'in incelemesine göre ilk olarak "Thug Shaker Central" isimli sohbet odasında paylaşılan belgeler, daha sonra buradan Discord'daki "WowMao" isimli bir odaya taşındı. Belgeler, bu odada paylaşılmasının ardından hızlı şekilde diğer sosyal medya platformlarına da yayıldı.

Burada belgeleri "O.G" kullanıcı adına sahip bir kişinin sızdırdığı belirlendi. ABD istihbaratı, bu kişinin Teixeira olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. 

Söz konusu belgelerde, Ukrayna'nın hava savunmasındaki güvenlik açıklarına, İsrail'in ulusal istihbarat servisi Mossad'ın faaliyetlerine, Çin-Nikaragua ilişkilerine ve Rusya'nın Arktika'daki askeri çalışmalarına ilişkin bilgiler yer alıyordu.

Independent Türkçe, New York Times, Guardian, Reuters


DEAŞ-Horasan Pakistan’da yeniden ortaya çıkar mı?

Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
TT

DEAŞ-Horasan Pakistan’da yeniden ortaya çıkar mı?

Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)
Pakistanlı güvenlik görevlileri Karaçi’de Muharrem yas alayı güzergahı boyunca duruyor (EPA)

Pakistan’daki güvenlik ortamı her geçen gün daha karmaşık hale geliyor.

Ülkenin kuzeybatısında Pakistan Talibanı (Tehrik-i Taliban Pakistan) ve DEAŞ-Horasan arasındaki rekabet, Pakistan güvenlik kurumları için ciddi bir ikilem oluşturuyor.

Bu ikilem, bazı Batılı uzmanların, Pakistan Talibanı ve Afganistan Talibanı’nın her iki ülkede de DEAŞ-Horasan’ın zayıflamasında büyük rol oynadığı yönündeki değerlendirmeleri ışığında, karmaşık bir güvenlik sorunu haline geliyor.

tt5hyt
Afganistan sınırındaki Pakistan kontrol noktası (Pakistan medyası)

ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinden bu yana, hem Afganistan Talibanı, hem de onun müttefiki olan Pakistan Talibanı, Afganistan’da DEAŞ-Horasan’a karşı kontrgerilla operasyonları başlattı.

Pakistan Talibanı, Pakistan-Afganistan sınır bölgelerinde DEAŞ-Horasan’ın faaliyet alanını daraltmayı başardı.

Bu durum, Pakistanlı güvenlik kurumları için ciddi bir güvenlik ikilemi oluşturuyor.

Çünkü eğer Pakistan Taliban hareketini ezmeyi (şu ana kadar göründüğü gibi) başarırlarsa, bu otomatik olarak Afganistan ve Pakistan’daki DEAŞ-Horasan’ı güçlendirecektir.

vgbtr
Pakistan askerleri, Peşaver’deki Polis Camisi’nin önünde meydana gelen terör saldırısının ardından alarma geçti (EPA)

Aynı şekilde Afganistan’daki Taliban hükümeti de, Pakistan Talibanı ve DEAŞ-Horasan’a yönelik politikası konusunda bir ikilemle karşı karşıya.

Taliban hükümeti, Pakistan’ın baskısı altında, Pakistan Talibanı’na karşı harekete geçti ve liderlerinin çoğunu tutukladı.

hy6j
Kandahar’da motosiklet sürücüleri ve insanlar denetleniyor (EPA)

Pakistan Talibanı, en büyük müttefiki Afganistan Talibanı’na, Afganistan’da baskıya maruz kalmaları halinde DEAŞ-Horasan ile ittifak yapmak zorunda kalacaklarını bildirdi.

DEAŞ-Horasan’ın Pakistan’da yeteneklerinin güçlendiğine dair ilk işaret, parlamento seçimlerinden bir gün önce, 7 Şubat'ta DEAŞ-Horasan’ın en yoğun olduğu bölge olan Belucistan’da gerçekleştirdiği iki terör saldırısıyla ortaya çıktı.

Pakistanlı uzmanlar, DEAŞ-Horasan’ın Pakistan topraklarına yönelik büyük bir terör tehdidi olarak yeniden ortaya çıktığına dikkat çekti.

Uzmanlara göre Pakistan’ın operasyonel ivmesi bu saldırılardan önce zayıflamıştı.

DEAŞ-Horasan, 2022’de düzenlediği saldırılara kıyasla, 2023’te Pakistan’da daha az sayıda terör saldırısı gerçekleştirdi.

Saldırılardaki düşüş en son, 2016 yılında Afganistan’da bulunan ABD ordusunun ve onun gözetimi altındaki Afganistan Ulusal Ordusu’nun, DEAŞ-Horasan’a güçlü baskı uyguladığı dönemde yaşandı.

ABD Hava Kuvvetleri ve Afgan Ulusal Ordusu’nun yoğun bombardıman operasyonları, DEAŞ-Horasan’ın, Afganistan’ın doğusundaki üssünden tahliye edilmesine yol açtı.

Bu, DEAŞ-Horasan unsurlarının Pakistan topraklarına doğru ilerlemeye başladığı dönemdi.

defvgre
Taliban unsurları, 11 Haziran 2023’te Kandahar şehrinin eteklerinde nöbet tutuyor (AP)

DEAŞ-Horasan, Pakistan Talibanı, El Kaide ve Afganistan Talibanı’nın üyeleri tarafından, 2014 yılında ana örgütlerinin bir kolu olarak kuruldu.

Grup öncelikle Taliban’a karşı şiddetli bir isyana karıştığı Afganistan’da, Hayber-Pahtunhva ve Belucistan eyaletlerinde ve daha az ölçüde Pakistan Pencap’ta faaliyet gösteriyor.

Pakistan’da, Pakistanlı DEAŞ-Horasan üyelerinin ‘Pakistan’daki DEAŞ Vilayeti’ adı altında ayrı ayrı faaliyet göstermeye başlamasıyla bir başka bölünme daha yaşandı.

Bu grup, DEAŞ’ın Pakistan’da örgütsel varlığının olduğu 2016 yılından bu yana Ketta kenti ve çevresi ile Peşaver’de Şii ve Müslümanlara karşı saldırılar düzenliyor.

Ancak Taliban rejiminin Afganistan’da DEAŞ’a karşı başlattığı şiddetli operasyonun ardından, birçok örgüt üyesi Pakistan-Afganistan sınır bölgelerine ve Belucistan’a gitmeye başladı.

Pakistan ordusunun, geçtiğimiz on yılda, Kuzey Veziristan’da başlattığı askeri operasyon, aşiret bölgelerindeki Pakistan Talibanı’nın terör ağlarını ortadan kaldırmayı başardı.

Operasyon Pakistan hükümetinin belirttiği hedeflere ulaştı, ancak aynı zamanda bu terör grupları eylemlerini sürdürmek için başka ilham ve kaynak aramaya itti.

erfer
Kabil’de bir sokakta bulunan Taliban üyesi (AP)

Askeri yetkililere göre, yüzlerce Pakistanlı Talibanı üyesi, kaçıp DEAŞ’a katıldı.

Eylül 2014’ün sonlarında, Pakistan’daki Afgan mültecilerden DEAŞ’a bağlılık sözü vermeleri istendi.

Pakistan hükümeti, DEAŞ’ın Pakistan’daki varlığını her zaman reddetti.

Ancak DEAŞ, Karaçi’de 43 yolcunun ölümüne yol açan otobüs saldırısının sorumluluğunu üstlendiğinde Pakistan’daki varlığı doğrulandı.

Öte yandan DEAŞ-Horasan, Şii hedeflerin yanı sıra Afgan Talibanı ve Pakistan Talibanı’na sempati duyan dini gruplarla bağlantılı tarafları da hedef alıyor.

DEAŞ-Horasan, 30 Temmuz’da İslam Alimler Derneği'nin seçim mitingine intihar saldırısı düzenledi.

Saldırıda, aralarında derneğin bölge liderinin de bulunduğu en az 54 kişi öldü.

Pakistanlı uzmanlara göre, örgütün Pakistan’daki en önemli hedefi, hükümeti devirip yerine hilafet kurmak, ardından Avrupa ve ABD’de terör saldırıları gerçekleştirmek.

Askeri uzmanlar, DEAŞ-Horasan’ım Pakistan devletine ciddi bir askeri tehdit oluşturmadığına inansa da, örgütün eylemleri ülkede sivil yaşamını ciddi şekilde bozabilir.


İsrail Gazze’de sadece Filistinlileri değil tarihi de yok ediyor

Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
TT

İsrail Gazze’de sadece Filistinlileri değil tarihi de yok ediyor

Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)
Filistinli bir adam, İsrail’in Han Yunus yakınlarındaki Zahra şehrine düzenlediği saldırının ardından yıkıntıların arasında oturuyor (DPA)

İsrail, Gazze Şeridi’nde beş aydır süren yıkıcı savaşında sadece insanlara değil, tarihi yapılara da ‘merhamet etmedi’.

ABD Başkanı Joe Biden, Hamas ile İsrail arasında önümüzdeki hafta başında ateşkese varılacağını beklese de, İsrail’in yürüttüğü asıl savaş ‘hafıza ve kimlik’ savaşı olarak görülüyor.

İsrail, savaşta çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla Filistinlinin hayatına mal olan, tüm bir halka karşı katliam gerçekleştirmenin yanı sıra, aynı zamanda Filistin hafızasını ve kimliğini silmeye yönelik eski bir plan çerçevesinde bölgedeki tarihi de silmeyi başardı.

İsrail’in her türlü silahla hedef aldığı Gazze Şeridi, yüzyıllar boyunca Bizans, Roma, Yunan ve Mısır hakimiyetinde önemli bir kültür ve ticaret merkezi oldu ve her medeniyet burada tarihin derinliğini gösteren izler bıraktı.

İsrail merkezli, arkeolojik konularda uzmanlaşmış sol örgüt Emek Shaveh’in X üzerinden yaptığı açıklamaya göre İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ndeki yüzlerce arkeolojik, tarihi ve dinler açısından kutsal alanı hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı habere göre Gazze Şeridi’nde savaş nedeniyle tamamen veya kısmen yok edilen bazı arkeolojik ve kültürel miras anıtları şunlar;

Büyük Ömer Camii 

Filistin’in en önemli, en eski ve en büyük tarihi camilerinden biri olarak kabul edilen Büyük Ömer Camii tamamen yıkıldı.

Gazze’nin Eski Şehir kısmında Daraj mahallesinde yer alan, MS 12. yüzyıla ait bazilika tarzı mimariye sahip cami, 4 bin 100 metrekarelik bir alanı kaplıyordu.

bngtyn
Büyük Ömer Camii (AFP)

Tarihi kayıtlar, güçlü yapısı, mermer sütunları, Memluk ve Osmanlı dönemlerinden kalma kitabe ve süslemeleriyle ünlü olan caminin kademeli olarak inşa edildiğini ve tarihi boyunca farklı kullanımlara sahip olduğunu gösteriyor.

Cami başlangıçta tapınak iken daha sonra kiliseye, İslam fethinden sonra ise camiye çevrildi.

dfvdefv
Büyük Ömer Camii (X)

Seyyid Haşim Camii

Gazze şehrinin kısmen tahrip olmuş önemli tarihi camilerinden biri olan Seyydi Haşim Camii Gazze’nin Eski Şehir kısmında Daraj mahallesinde yer alıyor.

Gazze’nin büyük ve en eski camilerden biri olan cami, 2 bin 400 metrekarelik bir alana sahip.

Seyyid Haşim Camii’nin kubbesinin altında, Gazze’ye yaptığı bir ticaret seferinde ölen, Hz. Muhammed’in büyük dedesi Haşim bin Abdimenaf’ın mezarı olduğuna inanılan bir türbe bulunuyor.

Cami Osmanlı döneminde Memluk mimari tarzında inşa edildi.

rvfr
Seyyid Haşim Camii (X)

Camide kıbleye bakan bir mihrap ve MS 1850 yılında Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in himayesinde yenilenen bir minber bulunuyor.

Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi

Aziz Porphyrius Kilisesi, Eski Gazze şehrinin en eski antik kiliselerinden biri ve en eski mahallelerden biri olan Zeytun mahallesinde yer alıyor.

MS 425 yılında adını aldığı Aziz Porphyrius tarafından yaptırılan kilise, onun mezarını da içeriyor.

sdfdfsr
Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi (AFP)

Doğrudan hedef alınması sonucu kilise neredeyse tamamen yıkıldı.

Es-Sammara Hamamı 

Tarihi Gazze şehrinin kalbi olan Zeytun mahallesinde yer alan bu hamam, Büyük Ömer Camii’nden sonra en eski ikinci simge yapı olarak kabul ediliyor.

Hamam, Osmanlı döneminde 500 metrekarelik alan üzerine kuruldu, daha sonra Memluk döneminde, Kral Sencer bin Abdullah El-Muaydi döneminde restore edilerek yenilendi.

Adını bir dönem orada çalışan Samiriyelilerden alan hamam, halen çalışır durumda olan tek tarihi hamamdı.

erfgr
Tarihi Sammara Hamamı (Facebook hesabı)

Paşa Sarayı

Eski Şehrin doğu tarafındaki Daraj semtinde yer alan Paşa Sarayı İsrail’in saldırılarında yıkıldı.

İslam mimarisinin simge yapılarından biri olarak kabul saray, ana girişindeki aslan ambleminin varlığından anlaşılacağı üzere, Memluk İslam mimarisine dayandığı söyleniyor.

yhnbytn
Paşa Sarayı (Facebook)

Deyr el-Balah Mezarlığı

Tamamen tahrip olan Deyr el-Balah Mezarlığı, Filistin halkının çeşitli dönemlere ait tarihini yansıtması nedeniyle Gazze’deki en önemli tarihi ve arkeolojik mezarlıklardan biri.

1972-1982 yılları arasında Deyr al-Balah kıyısında çok sayıda arkeolojik kazı yapıldı ve Geç Tunç Çağı’na (M.Ö. 1550-1200) uzanan mezarlık ortaya çıkarıldı.

Bizans Kilisesi

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye beldesindeki Bizans Kilisesi’nin tarihi MS 444 yılına kadar uzanıyor.

Kilise, İsrail bombardımanında tamamen yerle bir edildi.

yunu7n
Bizans Kilisesi (X)

Zafer ed-Demri Camii

Gazze’nin Şucaiyye bölgesinde yer alan Zafer ed-Demri Camii, en önde gelen tarihi yapılardan biriydi.

Caminin tarihi, Memluk dönemine kadar uzanıyor. İçerisinde içinde Şahab Zafer ed-Demri’nin türbesi bulunuyor.

vrtbtg
Aziz Hilarius Manastırı (Hızır’ın Türbesi)

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah kentinde yer alan tarihi yapı, Bizans döneminde Aziz Hilarius’un (miladi 278-372) Filistin’de yaptırdığı ve ölümüne kadar ikamet ettiği ilk Hristiyan manastırıdır. 

rrb
Hızır’ın Türbesi’nin içi (Facebook)

İsrail ordusu ayrıca, Gazze Şehri'ndeki İngiliz mezarlığını, Deyr el-Balah Müzesi’ni ve Beni Süheyle’deki Hz. Yusuf Türbesi’ni de hedef aldı.


İsrail heyeti takas anlaşmasını görüşmek üzere birkaç gün içinde Kahire’ye dönecek

7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
TT

İsrail heyeti takas anlaşmasını görüşmek üzere birkaç gün içinde Kahire’ye dönecek

7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)
7 Ekim saldırısından bu yana Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin fotoğrafları Tel Aviv’deki bir duvarda asılı (AFP)

İsrail ile Hamas arasında rehine ve tutuklu takasına ilişkin olası bir anlaşmanın ayrıntılarını görüşmek üzere bu hafta Mısır’ı ziyaret eden İsrail heyeti, önümüzdeki hafta daha ayrıntılı görüşmeler için Kahire’ye dönecek.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre İsrail merkezli Kanal 12, heyetin Mısır’a, Hamas’la anlaşmaya varılması halinde, İsrail’in serbest bırakmaya ‘istekli olmadığı’ Filistinli tutukluların isimlerinden oluşan bir liste sundu.

Hamas ile İsrail arasındaki müzakerelerin ayrıntılarını bilen bir Arap kaynak, Alemu’l Arabi haber ajansına (AWP) yaptığı açıklamada, önünde bazı engeller olmasına rağmen, anlaşmanın önümüzdeki günlerde tamamlanmasına yönelik ayrıntıları görüşmek üzere Katar’da müzakerelerin sürdüğü bilgisini verdi.

Kaynak, şu anda tartışılan konuların, serbest bırakılacak Filistinli tutuklular ve İsrailli rehinelerin isimlerinin belirlenmesiyle ilgili olduğunu sözlerine ekledi.


İsrailli aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir, Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına karşı çıktı

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
TT

İsrailli aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir, Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına karşı çıktı

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)
İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Reuters)

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, işgal altındaki Batı Şeria'daki Filistinli tutukluların ordu ve İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) talimatıyla serbest bırakılması kararına tepki gösterdi.

Ben-Gvir, X sosyal medya platformundan dün gece yaptığı paylaşımda, "Bu akşam serbest bırakılan idari tutuklular, aşırı kalabalık nedeniyle değil, Ramazan öncesinde bir 'jest' olarak Şin-Bet Başkanının doğrudan talimatıyla serbest bırakıldı." ifadesini kullandı.

İsrail Cezaevi Servisi’nin bu konuda "söz hakkı olmadığını" belirten Ben-Gvir, "Şin-Bet Başkanının, 2 Yahudi’nin öldürüldüğü gün jest yapmayı seçmesi kaygı verici" sözleriyle kararı eleştirdi.

Ordu ve Şin-Bet’ten yapılan açıklamada, İsrail hapishanelerinde yer kalmadığı için işgal altındaki Batı Şeria'da gelecek ay serbest bırakılacak bir dizi tutuklu Filistinlinin "daha yüksek tehdit oluşturanlara yer açmak amacıyla" serbest bırakılmasına karar verildiği belirtilmişti.

Filistin Esirler Cemiyeti’nden dün yapılan açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 7 Ekim 2023'ten bu yana gözaltına alınan Filistinlilerin sayısının 7 bin 325'e çıktığı kaydedilmişti.

Gözaltına alındıktan sonra serbest kalanların da bu rakama dahil olduğuna işaret edilen açıklamada, İsrail güçlerinin baskınlar sırasında Filistinlilere ait evlere zarar verdiği ve aileleri korkuttuğu belirtilmişti.

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarında artış yaşanıyor.


AB, Gazze'de insani yardıma erişimin sağlanması çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

AB, Gazze'de insani yardıma erişimin sağlanması çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, dün İsrail'in Gazze'de yardım bekleyen Filistinlilere saldırısıyla ilgili, olayın araştırılması çağrısında bulunurken, insani yardıma erişimin sağlanması gerektiğini bildirdi.Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X hesabından dün İsrail'in Gazze'de yardım bekleyen Filistinlileri hedef almasıyla ilgili açıklama yaptı.

"Gazze'den gelen görüntüler derinden rahatsız etti." ifadesini kullanan von der Leyen, olayın araştırılmasını ve şeffaflığın sağlanmasını istedi.

Von der Leyen, sivillerin uluslararası hukuka uygun şekilde korunması ve insani yardıma erişimin sağlanması çağrısında bulundu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de dün gece geç saatte yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullanmıştı:

Gazze'de insani yardıma muhtaç sivillere yeni bir katliam haberi beni dehşete düşürdü. Bu ölümler kesinlikle kabul edilemez. İnsanları gıda yardımından mahrum bırakmak ciddi bir uluslararası insancıl hukuk ihlali teşkil etmektedir. Gazze'ye engelsiz insani erişime izin verilmelidir.

AB yetkililerinin, dün meydana gelen olaya tepki vermekte geç kalması dikkati çekti.

İsrail'in dün sabah erken saatlerde insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik düzenlediği saldırıda ölü sayısı 112'ye çıkmıştı.


Lavrov, Macron'un Ukrayna'ya asker gönderebilecekleri açıklamasına gülerek cevap verdi

Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA
Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA
TT

Lavrov, Macron'un Ukrayna'ya asker gönderebilecekleri açıklamasına gülerek cevap verdi

Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA
Fotoğraf: Ömer Taha Çetin/AA

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Ukrayna'ya asker göndermenin "ihtimal dışı" bırakılmaması gerektiğine ilişkin açıklamaları hakkındaki soruyu gülerek cevapladı.Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) "Global İletişim Ortağı" olduğu, Belek Turizm Bölgesi'ndeki NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024'te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la görüştü.

Görüşme çıkışında bekleyen basın mensupları, Lavrov'a gündemdeki konulara ilişkin sorular yöneltti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ukrayna'ya asker gönderme açıklaması hakkındaki görüşü sorulan Lavrov, suali gülerek geçiştirdi.

Lavrov, gündeme ilişkin diğer soruları da yanıtsız bıraktı.

Fransa'nın ev sahipliğinde 26 Şubat'ta düzenlenen Ukrayna'ya destek konulu konferansın kapanışında konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "Rusya'nın bu savaşı kazanmaması için ne gerekiyorsa yapacağız." demişti.

Bu amaca ulaşmak için "her şeyin mümkün olduğu" mesajını veren Macron, Ukrayna'ya asker göndermenin "ihtimal dışı" bırakılmaması gerektiğini belirtmişti.


BM raportörü, İtalyan gazetesinin Gazzelilere ateş açılması olayını aktarış şekline tepki gösterdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

BM raportörü, İtalyan gazetesinin Gazzelilere ateş açılması olayını aktarış şekline tepki gösterdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

BM Filistin Özel Raportörü Albanese, İtalyan gazetesi Corriere della Sera'nın, İsrail'in Gazze'de insani yardım bekleyen sivillere düzenlediği saldırıyı sosyal medyadan okuyucularına duyururken kullandığı başlığa ve haberine tepki gösterdi.Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İtalyan gazetesi Corriere della Sera'nın, İsrail'in Gazze kentinin güneyinde insani yardım bekleyen sivillere düzenlediği saldırıyı sosyal medyadan okuyucularına duyururken kullandığı başlığa ve haberine tepki gösterdi.

Corriere della Sera'nın, X hesabından olayı takipçilerine duyururken "Filistinli kalabalık, Gazze'de insani yardım kamyonlarına saldırdı" başlığını kullanması, pek çok kişinin tepkisini çekti.

Albanese, X hesabından bu haberi etiketleyerek, "İsrail, Gazze'de milyonlarca Filistinliyi aç bırakıyor ve dün ordusu, çaresizce insani yardıma ulaşmaya çalışanların üzerine ateş açtı. Corriere della Sera, haberi Filistinlileri suçlayarak aktarıyor. Soykırımı da bu şekilde meşrulaştırıyor. Utanç." ifadelerini kullandı.

Pek çok sosyal medya kullanıcısı da Corriere della Sera'ya, kullandığı başlıktan dolayı "Utanın." ifadesiyle tepki gösterdi.

İsrail ordusu, dün Gazze kentinin güneyinde, Gazze Şeridi'ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi'ndeki Nablusi Kavşağı'nda insani yardım bekleyen Filistinlileri, bombalayarak ve ateş açarak hedef almış, saldırıda 112 kişi hayatını kaybetmiş, 760 kişi yaralanmıştı.


Whakaari Yanardağı patlamasında tur şirketleri 7,8 milyon dolar tazminat ödeyecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Whakaari Yanardağı patlamasında tur şirketleri 7,8 milyon dolar tazminat ödeyecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansını (UNRWA) finanse etmeye devam kararı aldığını, Ajansa gelecek hafta 50 milyon avro aktarılacağını bildirdi.Avrupa Birliği (AB) Komisyonundan yapılan yazılı açıklamada, UNRWA personelinin 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısına dahli olduğuna yönelik iddiaların ardından yapılan değerlendirmenin sonuna gelindiği belirtildi.

Açıklamada, "BM tarafından atılan adımlar ve Komisyonun UNRWA'dan talep ettiği taahhütler dikkate alındı." ifadesi kullanıldı. Bunun sonucunda 2024 yılı için UNRWA aracılığıyla yapılması öngörülen 82 milyon avroluk yardım tutarına ilave yapılmasına karar verildiği, toplam yardım tutarının 150 milyon avroyu bulacağı bilgisi verildi.

Açıklamada, gelecek hafta Ajansa 50 milyon avro aktarılacağı ifade edildi.

Milyonlarca Filistinliye yardım sağlayan UNRWA, İsrail'in hedefinde
BM üyesi devletlerin gönüllü katkılarıyla finanse edilen UNRWA, faaliyetlerine başladığı 1950'den bu yana Filistinli mültecilere gıda, sağlık, eğitim ve barınak gibi insani yardımları sağlayan ana kuruluş konumunda bulunuyor.

Ajans, 5,9 milyon Filistinli mülteciye destek sağlıyor.

UNRWA, yaklaşık 74 yıldır Filistinlilerin yaralarını sarmaya çalışırken bu süreçte tesisleri defalarca İsrail tarafından vuruldu, tonlarca gıda ve ilaç yok edildi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrailli yetkililerin UNRWA personelinin 7 Ekim saldırılarına karıştığına ilişkin iddialarının acilen soruşturulmasını istemişti.

UNRWA da İsrail'in iddialarına yönelik soruşturma başlatmıştı.

Avrupa Birliği, Almanya, İsviçre, İtalya, Kanada, Finlandiya, İzlanda, Avustralya, İngiltere, Hollanda, ABD, Fransa, Avusturya, Japonya ve Estonya UNRWA'ya yönelik finansal desteği geçici süreyle durdurma kararı aldıklarını açıklamıştı.

Norveç, Belçika, Lüksemburg, İrlanda, Brezilya ve İspanya ise UNRWA'ya desteklerini sürdüreceklerini duyurmuştu.