İran'da tutuklu 5 ABD’linin serbest bırakılması süreci

İran kökenli ABD’li mahkumlar geçen salı günü Virginia'daki Davison Askeri Havalimanı'nda aileleriyle buluştular. (AP)
İran kökenli ABD’li mahkumlar geçen salı günü Virginia'daki Davison Askeri Havalimanı'nda aileleriyle buluştular. (AP)
TT

İran'da tutuklu 5 ABD’linin serbest bırakılması süreci

İran kökenli ABD’li mahkumlar geçen salı günü Virginia'daki Davison Askeri Havalimanı'nda aileleriyle buluştular. (AP)
İran kökenli ABD’li mahkumlar geçen salı günü Virginia'daki Davison Askeri Havalimanı'nda aileleriyle buluştular. (AP)

ABD’nin, Arap Körfez devletlerinin gizli arabuluculuğuyla, İran'la yıllarca sürdürdüğü özenli müzakerelerin ardından Başkan Joe Biden'ın üst düzey yardımcıları nihayet 6 Haziran'da İran'ın en ünlü hapishanelerinden birinde tutuklu bulunan beş ABD'linin serbest bırakılmasını öngören bir anlaşmaya vardı. ABD bunun karşılığında, İran'ın petrol gelirlerindeki altı milyar dolarlık donmuş varlıklarını etkinleştirdi ve ABD yaptırımlarını ihlal etmekle suçlanan İranlılara yönelik suçlamaları azalttı.

ABD’li müzakereciler halen son dakika engellerinin ortaya çıkabileceğinin farkındaydı ancak işler yolunda ilerliyordu. Tahran'daki gardiyanlar ABD’li tutukluları hapishane müdürünün ofisine transfer etti, onlara eşyalarını toplamalarını söyledi. Serbest bırakılmaları artık çok yakındı. Üç gün içinde evlerine dönmek için hazır olacaklardı. Ancak Beyaz Saray yetkilileri kötü bir haber almak üzereydi.

Anlaşmaya varıldıktan bir gün sonra FBI'dan, İran'ın Afganistan'da yardım çalışması yapan Kalifornia'dan emekli başka bir ABD vatandaşı bir kadını tutukladığını öğrendiler. Kadının gözaltına alınmasının stratejik bir karar mı olduğu, yoksa sadece İran'ın güvenlik ağına yakalanıp yakalanmadığı konusu o zaman da şimdi de net değil. İran’da sol elin ne yaptığını sağ elin bilmediği yaygın bir belirsizlik durumu hakim. Tutuklamanın gerekçesi ne olursa olsun bu durum ABD’li yetkilileri her halükarda öfkelendirdi.

Biden'ın, son olarak tutuklanan ABD vatandaşı kadını İran'da hapiste bırakacak bir anlaşma imzalaması mümkün değildi. Anlaşma çöktü. Bu aşamada yakın zamanda evlerine dönmeyi bekleyen mahkumların umutları yıkıldı. Halen gizlice çalışma yürüten ABD'li yetkililerin, Umman, Katar ve BAE'deki diplomatların yardımıyla müzakereleri tekrar rayına oturtması haftalar alacaktı. Ne var ki Biden nihayet pazartesi günü, yeni tutuklanan kadın da dahil olmak üzere ABD’lilerin evlerine doğru yola çıktıklarını duyurdu. Bu, yalnızca mahkumların serbest bırakılmasına değil, aynı zamanda sivillerin serbest bırakılmasına da odaklanan, yıllarca süren hassas müzakerelerin doruk noktasıydı. Daha ziyade İran'la gerilimi azaltmayı ve ABD'nin Tahran'ın Orta Doğu'daki istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri olarak değerlendirdiği şeylerle yüzleşmeyi amaçlayan çabaları içeriyordu.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, "Tüm parçalar yerine oturduğunda hepimiz rahat bir nefes alacağız ancak o zamana kadar nefesimizi tutmamız gerekiyor" dedi ve sözlerine şunu ekledi:

"Bu ABD’lilerin katlandığı korkunç çilenin, olması gerekenden bir gün daha uzun sürmesini istemiyoruz."

Bu müzakerelerin öyküsü ABD, İran ve Katar'daki yetkililerin yanı sıra bazı mahkumların aile üyeleri, avukatları ve görüşmelere aşina olan diğer kuruluşların temsilcileri tarafından anlatıldı. Çoğu, mahkumlarla ilgili gizli konuşmalar hakkında konuşurken isimlerini açıklamamayı da şart koştular. Bu anlaşma ile şu sonuca ulaşıldı; şiddetli rakipler bile bazen anlaşmaya varmanın yolunu bulabilir. Ancak anlaşma bütünüyle gerçekleşmedi.

Nükleer müzakereler durduruldu

ABD vatandaşlarını ülkelerine geri döndürme çalışmaları, Biden'ın göreve gelmesinden sadece birkaç hafta sonra, 2021'in başlarında başladı. Siamak Namazi, İmad Şarki ve Murad Tahbaz asılsız casusluk suçlamasıyla hapse atılmıştı. Onlar, işkence suçlamalarıyla nam salmış olan ve İran rejiminin otoriter adalet yaklaşımının sembolü olan Evin Cezaevi'nde tutuluyorlardı. Biden ve danışmanları onları öyle ya da böyle geri getirmeye kararlıydı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken gözaltına alınanların isimlerini aylarca cebinde taşıdı. Ancak öncelikle ABD ve İran'ın daha geniş konular hakkında konuşmanın yollarını bulması gerekiyordu. Washington ve Tahran, 2021 yılı boyunca ve 2022'nin ilk yarısı boyunca, iki ülkenin, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran'ın nükleer programını sınırlayan Obama dönemi nükleer anlaşmasını yeniden canlandırabileceğini umuyordu. Eski Başkan Donald Trump ise nükleer anlaşmadan vazgeçmişti.

ABD’li ve İranlı yetkililer Viyana'da dolaylı görüşmelerde bulundu. Ancak Ağustos 2022'ye gelindiğinde bu görüşmeler tamamen çöktü. Başka bir bağlamda Biden yönetimi, tutuklu ABD’lilerin serbest bırakılması için baskı yaptı.

İran nükleer programıyla ilgili ABD'nin kabul edemeyeceği taleplerde bulundu. Tahran uranyum zenginleştirme oranını hızla yüzde 20'ye, ardından yüzde 60'a çıkardı, bu da artık süresi dolmuş olan Obama dönemindeki nükleer anlaşmada onaylanan seviyelerin ötesinde uranyum stoklamasına yol açtı. Üst düzey İranlı yetkililer, Ukrayna işgalinde Rusya'nın yanında yer aldı ve İran insansız hava araçlarının Rusya'ya satıldığı ve sivilleri hedef almak için kullanıldığına dair haberler ortaya çıktı.

Tutuklu ABD'lilerin serbest bırakılmasına ilişkin perde arkasında yürütülen müzakereler, Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen daha geniş nükleer anlaşmayla iç içe geçti. Her iki taraftaki müzakereciler için, nükleer müzakereler çöktüğünde ABD'nin maliyetli bir mahkum anlaşmasını kabul etmeyeceği açık görünüyordu.

İran, döviz sorunları nedeniyle Güney Kore'deki hesaplarında neredeyse kullanılamaz hale gelen altı milyar dolarlık petrol gelirine ulaşabilmek istiyordu. İranlı müzakereciler paranın kendilerinin kullanabileceği şekilde aktarılmasını talep etti. ABD bu paranın gıda, ilaç, tıbbi cihazlar ve tarım dışında herhangi bir amaçla kullanılmasını imkansız hale getiren kontroller uygularken, paranın kısıtlı hesaplara aktarılmasında ısrar etti. İranlılar bu eğilimi tamamen reddetti. Bundan bir ay sonra, Eylül 2022'nin ortalarında, ahlak polisi tarafından gözaltına alınan Mahsa Amini'nin ölümünün ardından İran genelinde protestolar patlak verdi. İran hükümeti protestoculara acımasız bir güçle karşılık verdi ve İran’da genç erkeklerin vurulduğu, öldürüldüğü, darp edildiği ve tutuklandığı sahneler hakim oldu. İran güçleri Suriye'deki ABD kuvvetlerine yönelik saldırılarını da yoğunlaştırdı.

ABD'deki birçok İranlı göçmen, çeşitli eyaletlerdeki çeşitli şehirlerde protestolar düzenledi ve Washington'a, İran'la tüm müzakereleri sona erdirmesi ve demokratik değişim için mücadele eden İranlıları desteklemesi için baskı yaptı.

Bu arada İran, kimliği gizli tutulan dördüncü bir ABD vatandaşını da tutukladı. Bu kişi iş insanı ve aynı zamanda bilim insanıydı.

Biden yönetimi tutukluların serbest bırakılması için İran’a yönelik baskısını sürdürdü. ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, İran'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi ve Büyükelçisi Emir Said İrvani ile birkaç kez görüştü. Bunlar, ABD ile İran arasında mahkumlarla ilgili yapılan tek önemli yüz yüze görüşmelerdi, ancak herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Fotoğraf Altı: Murad Tahbaz, Siamak Namazi ve İmad Şarki geçen pazartesi günü Doha'ya vardı. (AP)
Murad Tahbaz, Siamak Namazi ve İmad Şarki geçen pazartesi günü Doha'ya vardı. (AP)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ABD'li tutukluların aileleri ve avukatları, Biden'a siyaseti bir kenara bırakıp ailelerini evlerine döndürmesi için açıkça baskı yaptı. 51 yaşındaki iş insanı Namazi, mart ayında Evin hapishanesinden CNN'e verdiği röportajda, ardı ardına gelen ABD başkanlarının kendisini İran'daki bir hücrede çürümeye terk ettiğini söyledi ve yardım istedi.

CNN'e konuşan Namazi, 1979 devrimi sırasında İran'da rehin tutulan ve 444 gün boyunca alıkonulan ABD’lilere atıfta bulunarak, "7 buçuk yıldır rehineyim, yani rehine krizinin süresinin altı katı. İran'a taviz verilmesini içeren herhangi bir konuda anlaşmaya varmak bir milyon mil uzakta görünüyor" dedi.

Mekik diplomasisinin yeniden başlaması

ABD’li diplomatlar geçen mayıs ayında Umman'a büyük bir şüphe ve kuşkuyla geldiler. İran ise arabulucular aracılığıyla Tahran'ın gerilimi azaltmak istediği mesajını verdi.

Sadece birkaç hafta önce Biden, ABD savaş uçaklarına Suriye'nin doğusunda İran istihbarat servisleriyle bağlantılı bir mühimmat deposuna saldırı düzenleme talimatı verdi. Biden yönetimi, İran'ın Suriye'deki ilk ABD’li müteahhidin öldürülmesindeki suç ortaklığına doğrudan bir yanıt olan bu saldırının İranlıları alarma geçirdiğine inanıyor. Ancak aralarında Orta Doğu'nun kıdemli diplomatı Brett McGurk'un da bulunduğu ABD’li yetkililer İran'ın ciddiyeti konusunda şüpheciydi. McGurk ve ABD’li ekibi Umman'ın başkenti Maskat'ta bir otel odasında buluştu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri Kani başkanlığındaki İran heyeti başka bir toplantıda bir araya geldi. Ummanlı arabulucular birbirlerini pencerelerden görebilen iki grup arasında saatlerce gidip geldi.

McGurk'un mesajı basitti: Eğer İran gerilimi azaltmak ve hatta nükleer müzakereleri yeniden başlatmak istiyorsa, ABD kuvvetlerine saldırmayı bırakmalıdır. İran yıllardır tutuklu bulunan 4 ABD’liyi serbest bırakmalıydı.

McGurk pencerelerden İranlıların tartıştığını görebiliyordu, bu da çok az fikir birliğine varıldığının işaretiydi. Ancak Ummanlı arabulucuların hazırladığı mesajlar bir sürpriz içeriyordu. İranlılar petrol satışlarına yönelik yaptırımların hafifletilmesi konusunda taviz istiyorlardı ve tutuklu ABD'lilerin serbest bırakılmasına yönelik ABD’nin taleplerini de dikkate almaya istekliydiler. Birkaç hafta içinde Katar'da yeni görüşmeler düzenlendi. Komşu Körfez ülkesi yıllardır İran’da tutuklu bulunan ABD’lilerin serbest bırakılmasına yardım etmeye çalışıyor.

6 Haziran'da Doha'da Katarlılar ana arabulucu iken ABD’li ve İranlı yetkililer yazılı bir anlaşmaya vardı. Anlaşmaya göre İran’da tutuklu ABD vatandaşları serbest bırakılacak ve ABD, İran'ın, Güney Kore bankalarında dondurulmuş petrol satışlarından elde ettiği altı milyar doları kullanarak insani yardım malzemeleri satın almasına izin verecek. ABD ayrıca, ABD yaptırımlarını ihlal etmekle suçlanan 5 İranlı hakkındaki suçlamaları da azaltacak.

McGurk ve Beyaz Saray ile Dışişleri Bakanlığı'ndaki diğer yetkililere göre geçen baharda Umman ve Katar'da yaşanan diplomasi telaşı bir umut anıydı. Belki de sonunda ABD’lileri evine getirme şansı doğacaktı.

Fotoğraf Altı: Siamak Namazi geçen salı günü Virginia'daki Davison Askeri Havaalanında babası Bakir Namazi ve kardeşi Babak Namazi'ye sarılırken. (AP)
Siamak Namazi geçen salı günü Virginia'daki Davison Askeri Havaalanında babası Bakir Namazi ve kardeşi Babak Namazi'ye sarılırken. (AP)

Bir gecikme daha

Afganistan'da yardım çalışmaları yürüten Kaliforniyalı ABD’li kadının tutuklanması, hızlı bir çözüme yönelik tüm umutları boşa çıkardı. McGurk ve ABD'deki diğer yetkililer birkaç hafta boyunca 6 Haziran'da imzaladıkları anlaşmayı yeniden canlandırmaya çalıştılar. Tekrar arabulucular aracılığıyla çalışan ABD’li yetkililer, anlaşmayı ilerletmenin tek yolunun ABD’li kadının da serbest bırakılmasından geçtiğini söylediler. ABD’li bir yetkilinin de söylediği gibi; ‘ilişkileri koparmak’ biraz zaman aldı. Ancak İranlılar beş mahkumun serbest bırakılması talebini kabul ettiğinde müzakereler bir dönüm noktasına ulaştı.

Katar Devlet Bakanı Muhammed Abdulaziz el-Halifi'nin Ağustos başında Tahran'a yaptığı ziyaretin ardından iki taraf, mahkum değişimi ve fon transferi mekanizması da dahil olmak üzere üzerinde mutabakata varılan şartları belirten nihai bir anlaşmaya vardı. Ayrıca, İran'ın gıda, ilaç ve tıbbi malzeme gibi insani yardım alımları yapmak istemesi halinde, fonların Katar'da tutulması ve doğrudan satıcılara ödenmesi gibi koşullar da anlaşma maddelerinde yer aldı.

10 Ağustos'ta tüm mahkumlar Tahran'ın kuzeyindeki bir otele nakledildi ve paranın tamamının aktarılmasını beklemek üzere ev hapsine alındı. İran'da ABD'nin Menfaatlerini Koruyan İsviçre Büyükelçiliği Maslahatgüzarı, pazartesi günü iki ABD vatandaşını (Namazi'nin annesi Efe ve Murad Tahbaz'ın eşi Vida) daha havaalanına transfer etti.

İran, Namazi'nin annesi Efe ve Murad Tahbaz'ın eşi Vida'nın, Nessa uçağında akrabalarıyla birlikte seyahat etmesini kabul etti. Aile üyelerinin gözaltına alınması nedeniyle bu iki kadının İran'dan ayrılması yasaklanmıştı.

Diğer yandan beş ABD'li mahkum ev hapsinde tutuldukları otelde havaalanına doğru yola çıkmaya hazırdı. Katar hükümeti tarafından, mahkumları Soğuk Savaş tarzı bir değişim için Doha'ya götürmek üzere sağlanan uçak, havaalanında bekledikten sonra kalktı. Bir gecikme daha ayrıca yaşandı. İran'daki yetkililer, Güney Kore'nin sağladığı paranın tamamının Katar'daki banka hesabına ulaşmadığını ve paranın kaderi belirlenmedikçe ABD'lilerin gitmesine izin verilmeyeceğini söylediler. Oradaki herkes iki saatten fazla bekledi.

New York'ta Biden ve yardımcıları yaklaşmakta olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na vardıklarında ulusal güvenlik yetkilileri endişeyle bekliyordu. İranlı yetkililer paranın ulaştığını ve bundan memnun olduklarını bildirince ABD’liler 40 dakika içinde Tahran havaalanına gitmek üzere arabalara bindiler.

Hapsedilmelerinden bu yana ilk kez serbest kalan ABD vatandaşları salı günü sabah saat 5:30'da Doha'da kısa bir duraklamanın ardından kuzey Virginia'daki bir askeri üste uçaktan indiler. Jake Sullivan iki saat sonra serbest kalan ABD'li mahkumların küçük hükümet uçağında toplu bir fotoğrafını paylaştı. Sullivan paylaşımında yer verdiği ABD bayraklı emojinin yanına şu ifadeyi yazdı:

"Evinize hoş geldiniz."

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından *New York Times’tan çevrildi.



Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir askeri ikmal konvoyuna 9 Ocak'ta düzenlediği hava saldırıları, aylar süren ihtiyatlı diplomasi ile uzun süredir ilan edilmiş kırmızı çizgilerin uygulanmasında kararlılığın başladığı yeni bir dönemin başlangıcı olarak bir dönüm noktası oluşturdu. Çeşitli medya haberlerine göre saldırılar Mısır, Sudan ve Libya'yı birbirine bağlayan uzak sınır üçgeninde konvoyu hedef aldı. Konvoyda, HDK’yı takviye etmek üzere Libya'dan yola çıkan zırhlı araçlar ve diğer malzemelerin bulunduğu belirtildi. Bu operasyon, Kahire'nin Sudan'da 2023 yılının nisan atında savaşın patlak vermesinden bu yana benimsediği hassas dengeleme politikasından daha kararlı bir tutuma geçtiğinin sinyaliydi.

Mısır, Sudan'ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarını korumak için Sudan ordusunu diplomatik olarak sürekli destekledi ve HDK'nın bölgedeki başlıca destekçilerini kışkırtmamak için itidalli bir tutum sergiledi.

Kahire, Sudan’daki savaş boyunca, paramiliter bir güç olan HDK’nın ilerleyişini durdurmak ve yabancı müdahaleyi engellemek umuduyla, Sudan Dörtlüsü (Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE ve ABD) içindeki çok sayıda görüşme turu da dahil olmak üzere tüm diplomatik yolları denedi, ancak bu çabalar kalıcı bir başarı sağlamadı.

Müzakerelerin tıkanması ve sınırlarındaki tehditlerin artmasıyla Mısır, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam eden çatışmada itidal politikasını uzatmak yerine, önceliklerini doğrudan dayatmaya yöneliyor.

İlmeğin daha da sıkılması

Sudan'da üçüncü yılına giren savaş güney sınırının çok ötesine yayılarak, Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati damarları için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Diplomatik girişimler çatışmayı durdurmada veya yabancı müdahaleyi engellemede başarılı olamadı. Bu da şiddetin tırmanmasına ve Sudan'ın daha küçük, daha kırılgan varlıklara bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Çatışmanın etkileri ortada. Bir milyondan fazla Sudanlı mülteci Mısır'a geçti ve mevcut ekonomik baskılar altında kaynakları, ortak sınırları ve sosyal hizmetleri zorladı.

Ekonomik açıdan, daha önce yıllık yaklaşık 1,4 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret keskin bir düşüş yaşadı ve mal, yakıt ve temel malzemelerin akışındaki aksaklıklar nedeniyle piyasalar yüz milyonlarca dolar kaybetti.

Jeostratejik düzeyde, Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını karşılayan Nil sularındaki payını korumak için önemli bir müttefikini kaybetme potansiyeli taşıyor.

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Bu durum, Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı konusunda Etiyopya ile devam eden gerginlikte Kahire'nin konumunu zayıflatıyor. Addis Ababa, kuraklık dönemlerinde su tahliyesini sınırlayan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalamayı reddederken, baraj 2025 sonlarından bu yana tam kapasiteyle çalışıyor ve aşağı havza ülkelerine akan su miktarında önemli bir azalma tehdidi oluşturuyor.

Sudan'daki çatışma, Mısır'ın bir başka can damarı ve ulusal gelirin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı için de bir tehdit teşkil ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları küresel deniz taşımacılığının rotasını değiştirmeye zorlar ve Kızıldeniz'de karışıklıklar devam ederken, bazı uluslararası aktörler, Sudan'ın Kızıldeniz kıyılarında nüfuz elde etmek karşılığında Sudan ordusunu desteklemeye istekli görünüyorlar, bu da deniz güvenliğini tehlikeye atabilir.

Kahire'nin kuşatılma endişelerinin yanında, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanıma kararı alması, İsrail, (Kızıldeniz'e erişim arayışında olan) Etiyopya ve diğerlerinden oluşan yeni bir eksenin ortaya çıkacağına dair korkuları artırdı. Bu eksen, Aden Körfezi'nde denizcilik alanında bir dayanak noktası oluşturabilir ve Mısır'ın denizcilik alanındaki etkisini daha da zorlayabilir.

Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın su, ekonomi ve stratejik açıdan hassas noktalarını doğrudan etkileyen bir çatışma olduğu için uzak bir kriz olarak değerlendirilmemeli.

Parçalama stratejisi

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Savaşın seyri ve aynı dış aktörlerin tekrar tekrar müdahil olması arasındaki bariz benzerlikler, Sudan'daki iç savaşın, zaten kırılgan olan devletleri zayıflatan, parçalanmalarını derinleştiren ve onları dış aktörlerin çıkarlarına hizmet eden arenalara dönüştüren, ortaya çıkan jeostratejik sistemin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bu model, bölgedeki paralel sıcak noktalar göz önüne alındığında netleşiyor. Suriye fiilen nüfuz alanlarına bölünmüş durumda, Yemen güneyde tekrarlanan ayrılıkçı çabalarla karşı karşıya, Somali Somaliland'ın bağımsızlık çabalarından şikayetçi ve Libya rakip gruplar arasındaki derin bölünmelerle boğuşuyor.

Sudan'da ise HDK'nın özellikle Darfur gibi ülkenin batı illerinde elde ettiği geniş kazanımlar, ülkeyi batıda HDK'nın doğuda ise Sudan ordusunun hakimiyetinde olmak üzere iki düşman taraf arasında bölünmeye sürüklüyor gibi görünüyor. Ülkenin doğusu Sudan ordusunun aylardır fiili başkenti ve ana uluslararası kapısı olarak kabul ettiği Port Sudan çevresindeki hayati Kızıldeniz kıyılarını da kapsıyor.

Eğer çatışmalar ülkenin doğusuna yayılırsa veya kıyıların kontrolü için rekabet şiddetlenirse, daha fazla parçalanma meydana gelebilir ve bu da dış güçlerin Sudan'ın Kızıldeniz limanları üzerindeki etkilerini genişletmeleri için daha fazla fırsat yaratabilir.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulundu. Kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tüm önlemleri alma ‘tam hakkını’ teyit etti.

Bu tehlike, Kızıldeniz'in güney girişinde, özellikle de Yemen'in Güney Geçiş Konseyi'nin son zamanlarda yaşadığı aksiliklere rağmen ayrılma hedefiyle daha da artmaktadır, zira bu durum bölgedeki güç dengesini değiştirebilir.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması, ardından Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu ayın başlarında Somaliland'ın başkenti Hargeisa'ya yaptığı ziyaret ve muhtemelen güvenlik düzenlemelerini de içeren iş birliğinin genişletilmesi konusundaki görüşmeler, Kahire'nin endişelerini keskin bir şekilde artırdı.

Bu gelişmeler, Aden Körfezi yakınlarında İsrail'in varlığının artacağına dair korkuları güçlendiriyor. Bu durum, İsrail'e denizdeki varlığını sağlamlaştırma veya Mısır'ın denizcilik çıkarlarını kuşatabilecek bir ittifak ağı kurma imkanı sağlayabilir.

Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)

Husilerin Kızıldeniz'deki seyir faaliyetlerini kesintiye uğratan saldırıları, Etiyopya'nın denize doğrudan erişim sağlamak için gösterdiği aralıksız çabalar ve kıyı devletleri dışındaki aktörlerin manevraları da eklendiğinde, Mısır'ı çevreleyen stratejik kıskaç daralmakta ve seyrüsefer özgürlüğünü, Süveyş Kanalı gibi ekonomik can damarlarını ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir.

Sert bir yaklaşımın başlangıcı

Birçoğu, 2023 yılının nisan ayında çatışmanın patlak vermesinden bu yana Kahire'nin güney komşusuna yönelik sertleşen söylemleri ışığında Mısır'ın Sudan iç savaşındaki rolünün derinleşeceğini bekliyordu.

Bu yoğunlaşmanın en açık işareti, 2025 yılının Aralık ayı ortasında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Sudan Ordu K         omutanı Abdulfettah el-Burhan arasında yapılan bir toplantıda ortaya çıktı.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulunarak, Sudan'ın birliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumları da dahil olmak üzere kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alma ‘hakkı olduğunu’ teyit etti ve bunlara yönelik herhangi bir tehdidi Mısır'ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehlike olarak değerlendirdi.

Bu sertleşen üslubun ardından, 9 Ocak'ta Kahire'ye atfedilen hava saldırıları şeklinde bir saha operasyonu gerçekleştirildi.

“Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu.

Saldırılar, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in, Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile acil görüşmeler yapması için Kahire'ye çağrılmasından sadece iki gün önce gerçekleşti.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmelerin ana gündem maddeleri askeri iş birliği, sınır güvenliği ve Kahire ile doğu Libya liderliği arasında kronik bir gerginlik kaynağı olan güney Libya üzerinden silah akışının durdurulmasıydı.

HDK destekçilerine, özellikle Libya'dan gelen ikmal yolları konusunda aylarca tekrar tekrar uyarıda bulunan Mısır, ulusal güvenlik çıkarlarını önceliklendiren bir yaklaşıma kesin olarak geçmiş görünüyordu.

Bu tutum, 14 Ocak'ta Sisi'nin Kahire'de ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos ile görüşmesi sırasında daha da güçlendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ABD’li yetkili Boulos'a, Mısır'ın Sudan'ın güvenliğini ve istikrarını baltalamaya yönelik girişimlerin başarılı olmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti ve iki ülkenin ulusal güvenliği arasındaki varoluşsal bağı vurguladı.

Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)

Ancak Mısır'ın eylemleri Sudan'ın ötesine geçiyor. Çünkü bu eylemler, Yemen'in güneyinde Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) ayrılıkçı çabalarını durdurmak için kararlı bir şekilde müdahale eden Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel güçler tarafından benimsenen daha geniş bir karşı stratejinin parçası.

Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu. Bu durum, Kahire'nin Sudan'da parçalanmayı önleme çabalarını yansıtıyor.

Bu adımlar bir arada değerlendirildiğinde, önemli Arap güçlerinin bölgesel dengeyi yeniden sağlamak, devleti korumak ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için devletlerin kırılganlığını istismar eden parçalanma gündemini engellemek amacıyla koordineli bir çaba içinde olduklarını gösteriyor.

Hedeflerine ulaşmaya kararlı düşmanlarla yüzleşmenin önündeki zorluklara rağmen, Mısır'ın Sudan'a ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesi, bölgede daha fazla çöküşü önlemek için kararlı bir çabanın başlangıcını temsil ediyor.


Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
TT

Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)

Bolşevik siyasetçi, devrimci ve Marksist teorisyen Leon Troçki'nin “Savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor” sözünün, özellikle insan doğasının aynı kaldığı ve siyasi hedefleri gerçekleştirmek için savaşın kalıcı bir araç olduğu düşünüldüğünde, 21. yüzyılda da geçerliliğini koruduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla biz de ‘jeopolitikle ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama jeopolitik sizinle ilgileniyor’ diyebiliriz.

Ancak jeopolitik çıkarların kendi nesnel koşulları vardır. Bunlar zaman ve mekanda sabit olmamakla birlikte mevcut dünya düzeninin yapısının ürettiği jeopolitik oyunun dinamiklerine göre değişir.

Bir ülkenin jeopolitik kaderi, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve bu kaynakların zenginlik üretmede oynadığı role dayanır ve bu da doğal olarak güce dönüşür. Bu güç, diplomasi veya hatta savaş yoluyla, ona sahip olanların ulusal hedeflerine ulaşmak için kullanılmalıdır.

Coğrafya değişmediğinden ve süper güçler arasındaki çatışma dinamikleri, özellikle tedarik zincirleri, imalat ve 21. yüzyıl endüstrileri için (nadir toprak elementleri gibi) hammaddeye erişim alanlarında henüz emekleme aşamasında olduğundan, jeopolitik durum 2026 yılı boyunca da devam edecek. Buna göre gelecekteki dünya düzeninin yapısına ilişkin öncül bir jeopolitik tablo üç düzeyde (üç katman) ortaya çıkacak. Birinci düzey süper güçlerden, ikinci düzey büyük bölgesel güçlerden ve üçüncü düzey ise çatışmanın yaşandığı ve üzerinde çatışmanın bulunduğu ülkelerden devletlerden oluşacak.

Büyük bölgesel güçler olan orta güçler, herhangi bir kontrolün olmadığı bir dünyada davranışları konusunda belirsizlikten şikayetçi olacaklar, ancak hedeflerini uygulamaya çalışacaklar, büyük güçlerin tepkisini bekleyecekler ve ardından yeniden hesaplama yapacaklar. Bunun yanında kazançlarını en üst düzeye çıkarmak için büyük çatışmanın çelişkilerini de kullanacaklar. Coğrafya önceden belirlenmişse, jeopolitik kader o coğrafyanın kaçınılmaz bir sonucudur. Coğrafya doğası gereği statikse, jeopolitik, savaş ya da mevcut dünya düzeninde bir süper gücün yükselişiyle küresel güç dengesindeki değişikliklerin sonucu olarak belirli koşulların yarattığı dinamiktir ve durgunluk halinde olduğu kabul edilir. Bu yüzden jeopolitik dinamiklerin değiştiği, coğrafi kaderin ise sabit kaldığı söylenebilir.

19. yüzyılın Büyük Oyunu, jeopolitik kaderin canlı bir örneğiydi. O dönemde (1830-1907), İngiliz topraklarında güneş hiç batmazdı. Hindistan, Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevherdi. Çarlık Rusya’sı, sıcak sulara erişim de dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmak için Orta Asya'ya yayılmaya çalışırken savaştan kaçınmak istediği için iki taraf 1907'de bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşma, bugün tampon devlet olarak bildiğimiz Afganistan'ın doğuşuna yol açtı. Soğuk Savaş sırasında Pakistan, Orta Asya ülkeleriyle doğrudan sınır komşusu olan ve hem Çin'i hem de Sovyetler Birliği'ni gözetlemek için gelişmiş bir Amerikan üssü olarak kabul edilen ülke olduğundan, Sovyetler Birliği'ni kontrol altında tutmaya katkıda bulunan en önemli ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal ettiğinde, Pakistan Afganistan'daki Sovyet ordusunu zayıflatmada en önemli rolü oynadı.

Ancak, Rus ayısının düşüşünden sonra jeopolitik dinamik değişti. ABD, Pakistan'ı terk etti, ancak 11 Eylül 2001 olayından sonra, Amerikan güçlerinin Afganistan'a giriş koridoru ve fırlatma rampası olarak tekrar geri döndü. Pakistan'ın Çin'in yanında yer alması, özellikle de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki ülkelerden biri olmasından dolayı, ABD Başkanı Donald Trump şimdi “Pakistan'ı seviyorum” diyerek Pakistanlı liderleri kazanmaya çalışıyor.

ABD, Atlantik ve Pasifik olmak üzere iki okyanusa bakmaktadır, bu da ona önemli bir deniz özgürlüğü ve önemli bir coğrafi tampon bölge oluşturdu.

Böylece, coğrafi kader, Sam Amca'nın jeopolitik kaderiyle doğrudan iç içe geçti.

Öte yandan Çin Pasifik Okyanusu ve komşu denizlere bakmaktadır, ancak denizcilik özgürlüğü ABD'nin deniz hakimiyeti nedeniyle sınırlı kalıyor. Çin, ihracat ve ithalatının yüzde 90'ından fazlasını deniz taşımacılığına dayandırdığı için şu anda Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında deniz ve kara alternatif rotalar oluşturarak Malakka Boğazı gibi yoğun deniz yollarını aşmaya çalışıyor.

Ancak ‘Malakka Boğazı'ndaki darboğazı nasıl aşabiliriz?’ sorusu geçerliliğini halen koruyor. Burada, coğrafi kader jeopolitik kaderle birleşerek Myanmar'ı (Burma) Çin'in en önemli seçeneği haline getiriyor. Peki neden? Çin ve Myanmar’ın yaklaşık 2 bin 185 kilometre uzunluğunda ortak sınırı bulunuyor. Benzer şekilde, Çin'in güneyinde Guangzhou ve Shenzhen gibi Çin'in en önemli sanayi şehirleri ile Yunnan eyaletinin başkenti Kunming şehri bulunuyor. Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu'na geçişi güvence altına alabilirse, başta Malakka Boğazı'ndaki darboğazı aşmak, ABD’nin boğazın yakın çevresindeki deniz hegemonyasını atlatmak ve Hindistan'ın hegemonyası altında olduğu varsayılan Bengal Körfezi üzerinden doğrudan Hint Okyanusu'na girerek ihracat ve ithalat işlemlerini kolaylaştıran bir kara-deniz rotası sağlamak olmak üzere birçok jeopolitik hedefe ulaşmış olacak. Özellikle Hindistan'ın Bangladeş ile ilişkileri iyi olmadığından, Hindistan'ı doğudan kuşatabilecek. Son olarak Çin, başlıca rakibi ABD gibi, Pasifik ve Hint olmak üzere iki okyanusa dolaylı olarak hakim olan bir ülke haline gelecek.

Sonuç olarak, küresel bir polis gücünün bulunmaması ve uluslararası kuruluşların rolünün azalması nedeniyle günümüz dünyasının bir dengesizlik durumu yaşadığı söylenebilir. Bunun sonucunda, yeni ve hızlı jeopolitik dinamikler şekillenmeye başladı. O halde İsrail'in kısa bir süre önce Somaliland’ı tanıma kararı alması bu dinamiklerin bir parçası olarak sınıflandırılabilir mi?


ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
TT

ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)

7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısı sonrasında başlayan Gazze savaşının ardından Filistinlilere destek gösterilerinin en fazla yapıldığı yerlerden biri de Birleşik Krallık (BK) oldu. 

Ülkedeki İsrail destekçileriyse onbinlerce sivilin öldürülmesinin protesto edilmesinin antisemitizmden kaynaklandığını öne sürerek Yahudilere yönelik saldırıların artmasına dikkat çekiyor. 

Gazze savaşının ardından BK'de de antisemitik saldırıların arttığını bildiriyorlar. 

Donald Trump'ın avukatı Robert Garson, ABD yönetiminin Birleşik Krallık'ı terk eden ya da ülkeden ayrılma planı yapan Yahudilere iltica hakkı tanımaya hazırlandığını söyledi. 

Telegraph'a konuşan Garson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın artan antisemitizmi gerekçe göstereceğini vurguladı. 

2008'de ABD'ye taşınana kadar Londra'da çalışan 49 yaşındaki avukat, Batı Avrupa ülkesinin artık Yahudiler için güvenli görülmediğini ve BK Başbakanı Keir Starmer'ın da politikalarıyla durumu daha da kötüleştirdiğini öne sürdü. 

Washington'ın bu yönde adım atmasının mantıklı olduğunu sözlerine ekledi:

Anadili İngilizce olan, eğitimli bir topluluk ve suçlu oranı da yüksek değil.

2025'te Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü (JPR) tarafından yapılan bir anket, BK'deki Yahudi toplumunun son yıllarda güvende hissetmediğini ortaya koymuştu.

2023'te Büyük Britanya'daki Yahudilerin yüzde 9'u tehlike altında olduğunu düşünürken bu oran 2025'te yüzde 35'e çıktı. 

Bu topluluğun antisemitizmi "çok büyük" bir problem olarak görme oranı 2012'de yüzde 11'di. Geçen seneyse yüzde 47 bu kanıda olduğunu bildirdi. 

Donald Trump yönetimi ABD'nin kabul edeceği mülteci sayısını büyük oranda azaltma sözü veriyor. Diğer yandan Güney Afrika'daki beyazlara kucak açılıyor. 

Independent Türkçe, Telegraph, Guardian