Nijerya'da kolera salgınında ölenlerin sayısı 94'e çıktı

Batı Afrika ülkelerinden Nijerya'da kolera salgınında bu yıl yaşamını yitirenlerin sayısı 94'e yükseldi

(AA)
(AA)
TT

Nijerya'da kolera salgınında ölenlerin sayısı 94'e çıktı

(AA)
(AA)

Nijerya Hastalık Kontrol Merkezinden (NCDC) yapılan açıklamada, ülkenin 23 eyaletinde son bir ayda 201 kolera vakasının kaydedildiği belirtildi.

Açıklamada, ocak ayından bu yana ülkede 2 bin 860 kolera vakasının görüldüğü, salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 94'e çıktığı belirtildi.

"Vibrio" bakterisinin neden olduğu, gıda ve su yoluyla bulaşan kolera, ishale sebep olup, vücutta su kaybına yol açıyor.

Hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabiliyor.

Nijerya'da temiz su yetersizliği yanında tıbbi müdahalenin etkin yapılamaması da hastalık ve ölüm riskini artırıyor.

Ülkede sıtma, çocuk felci, tifo ve maymun çiçeği virüsü gibi salgın hastalıklara da sıklıkla rastlanıyor.



Rusya, Ukrayna’da ilhak ettiği dört bölgeyi Güney Askeri Bölgesine dahil etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AA)
TT

Rusya, Ukrayna’da ilhak ettiği dört bölgeyi Güney Askeri Bölgesine dahil etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AA)

Rusya Devlet Yasa Bilgi Sistemi'nde yayımlanan Putin'in imzaladığı kararnameye göre, ülkenin Batı Askeri Bölgesinden Moskova ve Leningrad askeri bölgeleri oluşturuldu.

Böylece, Merkez ve Doğu bölgeleri dahil ülkedeki askeri bölge sayısı 5'e çıktı.

Ayrıca kararname gereği, Ukrayna’da ilhak edilen Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson bölgeleri Güney Askeri Bölgesine dahil edildi.

Ukrayna'nın Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson bölgeleri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 30 Eylül 2022'de imzaladığı kararnameyle yasa dışı ilhak edilmişti.


Danimarka Kuzey Akım soruşturmasını kapattı

Kuzey Akım 2'de, Eylül 2022'de sızıntı medana geldi. (Reuters)
Kuzey Akım 2'de, Eylül 2022'de sızıntı medana geldi. (Reuters)
TT

Danimarka Kuzey Akım soruşturmasını kapattı

Kuzey Akım 2'de, Eylül 2022'de sızıntı medana geldi. (Reuters)
Kuzey Akım 2'de, Eylül 2022'de sızıntı medana geldi. (Reuters)

Rusya ile Almanya'yı birbirine bağlayan Kuzey Akım 1 ve 2 boru doğalgaz hattını etkileyen, Eylül 2022'deki sabotajla ilgili soruşturmanın kapatıldığı duyuruldu. Açıklama Danimarka polisi tarafından yapılırken Moskova ise durumu ‘absürt’ olarak nitelendirdi.

Polis açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

Soruşturmayı yürüten yetkililer gaz boru hatlarında kasıtlı bir sabotaj olduğu sonucuna vardı. Ancak değerlendirme, Danimarka'da ceza davası için yeterli gerekçe olmadığı yönünde oldu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise açıklamasında "Bir yandan kasıtlı bir sabotaj olduğu vurgulanıyor, diğer yandan daha fazla ilerleme yok deniliyor” diyerek kararı absürt olarak değerlendirdi.

Komşu ülke İsveç, soruşturmayı sürdürme yetkisine sahip olmadığı gerekçesiyle şubat ayı başlarında soruşturmayı kapatmıştı. Bu da halihazırda operasyonu yalnızca Almanya'nın araştırdığı anlamına geliyor.

Danimarka ve İsveç açıklarında, Rusya'ya ait Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarında dört sızıntı olduğu bildirilmişti.

Rusya'nın Ukrayna'nın işgalinin ardından Batı'nın Moskova'ya uyguladığı yaptırımlara misilleme olarak, şüpheli bir adımla Avrupa'ya gaz tedarikini kesmesi nedeniyle iki boru hattı jeopolitik gerilimin merkezinde yer alıyor.

Sızıntı uluslararası sularda meydana gelirken, ikisi Danimarka'nın münhasır ekonomik bölgesinde, ikisi ise İsveç'in münhasır ekonomik bölgesinde bulunuyordu.

Patlamalarla ilgili Danimarka, İsveç ve Almanya soruşturma başlattı.

Analistlere göre, üç ülkenin soruşturmaları gizli kaldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bunun nedeni, bilginin ifşa edilmesine yol açabilecek potansiyel diplomatik yansımalar.

Danimarka polisi, istihbarat servisi PET ile birlikte yürütülen soruşturmanın hem karmaşık hem de kapsamlı' olduğunu belirtti.


New York Times'dan Gazze'yle ilgili ırkçı paylaşımları nedeniyle İsrailli gazeteci hakkında soruşturma

(AA)
(AA)
TT

New York Times'dan Gazze'yle ilgili ırkçı paylaşımları nedeniyle İsrailli gazeteci hakkında soruşturma

(AA)
(AA)

İsrail'in "Ynet" haber sitesinde yer alan habere göre, New York Times, kendisi için makaleler yazan İsrailli gazeteci Anat Schwart hakkında soruşturma açtı.

Schwart'ın sosyal medya ağlarında beğendiği paylaşımlarından birinde şu ifadeler yer alıyor:

İsrailli rehinelerin tümü derhal gönderilmezse Gazze Şeridi'ni bir mezbahaya dönüştürün. Onların (rehinelerin) saçının bir teline dahi zarar gelirse İsrail hapishanelerindeki Filistinli esirlerinin tümünü infaz edin. Zafere giden yolda her kuralı ihlal edin.

New York Times'dan yapılan açıklamada, "İsrail'den bizimle çalışan bir gazetecinin sosyal medyadaki bir dizi paylaşımı beğendiğini ve bunların da kabul edilemez ihlaller olduğunu biliyoruz. Konuyu gözden geçiriyoruz." ifadeleri kullanıldı.

Bunun üzerine Schwart'ın paylaşımlarından bir çoğunu sildiği ve sosyal medya hesaplarını geçici olarak kapattığı aktarıldı.

Filistinli gazeteci ve aktivistlerin de New York Times gazetesini arayarak Schwart'ın işine son verilmesini istediği ifade edildi.

Sosyal medya aktivistleri de 7 Ekim'den beri X sosyal medya platformu üzerinden sık sık "Filistinlilerin öldürülmesine" yönelik içerikler paylaşan ve beğenen Schwart'a tepki gösteriyor.

Schwart'ın New York Times gazetesinde yayımlanan makalelerinden birinde, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırıları sırasında "cinsel tacizler" olduğu yönündeki iddiaları sosyal medyada tepkilere neden olmuştu.


Gazze'deki soykırıma ortak olmayacağını söyleyerek kendini yakan ABD askeri hayatını kaybetti

(AA)
(AA)
TT

Gazze'deki soykırıma ortak olmayacağını söyleyerek kendini yakan ABD askeri hayatını kaybetti

(AA)
(AA)

Metropolitan Polis Departmanı, yaptığı açıklamada, 25 yaşındaki Bushnell'in, kendisini yakmasının ardından yaşamını yitirdiğini duyurdu.

ABD Hava Kuvvetlerinde aktif görevde olan 25 yaşındaki Aaron Bushnell, İsrail'in Washington Büyükelçiliği önünde, "Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim.", "Şimdi oldukça şiddetli bir protesto düzenleyeceğim ancak Filistinlilerin işgalcilerin elinde yaşadıkları karşısında benim eylemim çok da büyük bir şey değil." ifadelerini kullandıktan sonra başından aşağı benzin dökerek kendini ateşe vermişti.

Kamuflaj elbisesi içerisindeki Bushnell, nefesi kesilene kadar "Filistin'e özgürlük!" diye bağırmıştı.

Olay sırasında büyükelçilik polisinin askere önce "Size yardımcı olabilir miyim?", daha sonra "Yere yat" dediği; bir diğer polisin, "Silaha değil yangın söndürücüye ihtiyaç var." ifadesini kullandığı görülmüştü.


Endonezya'nın yeni Cumhurbaşkanı Prabovo Subianto kimdir?

Endonezya'nın yeni Cumhurbaşkanı Prabovo Subianto kimdir?
TT

Endonezya'nın yeni Cumhurbaşkanı Prabovo Subianto kimdir?

Endonezya'nın yeni Cumhurbaşkanı Prabovo Subianto kimdir?

Prabovo Subianto, internette popüler kişiliği ile milyonlarca beğeni aldığı TikTok hesabında kedisi Poppy'yi seven ve harika dans eden sevimli bir dede olarak tanındı. İşte o popüler kişiliği şimdi seçimlerde ona on milyonlarca oy kazandırdı. Rakipleri Endonezya halkını resmî sonuçları beklemeye çağırırken sonuç neredeyse kaçınılmaz. Prabovo, 14 Şubat'ta gerçekleşen Endonezya başkanlık seçimlerinde zaferini ilan etmeye hazırlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Londra merkezli Al Majalla dergisinden aktardığı habere göre resmî sonuçların 20 Mart'a kadar yayınlanmayacağı Endonezya'daki seçimlere yönelik dört kamuoyu yoklama merkezi tarafından gerçekleştirilen resmi olmayan hızlı sayıma göre, oyların yüzde 58'ini alarak ikinci tura çıkmak için gereken yüzde 50 barajını aştı.

Ancak dünyanın üçüncü büyük demokrasisine liderlik etmek üzere aday gösterilen sosyal medya fenomeni, pek çok genç Endonezyalının bilmediği ya da -belki de- umursamadığı çalkantılı bir geçmişe sahip. Endonezya'nın seçildiği varsayılan başkanı kim ve toplumu bu noktaya getiren yol neydi?

Bay Prabovo zengin bir ailede doğdu ama gençlik yıllarını sürgünde geçirdi. Babası Endonezya'nın en ünlü ekonomistlerindendi, ülkenin ilk Cumhurbaşkanı Sukarno'ya muhalefeti nedeniyle kaçtı ve ailesi, 1970 yılında geri dönüp Endonezya'ya yerleşinceye kadar İngiltere, Singapur ve İsviçre’de yaşadılar. Bay Prabovo, orduya katıldı ve kısaltılmış adıyla COPASS olarak bilinen Endonezya Özel Kuvvetleri’nin komutasını devralana kadar yükseldi.

Prabovo’nun 1983 yılında Endonezya diktatörü Suharto'nun kızıyla evlenmesi, servetini ve bağlantılarını sağlamlaştırmasına yardımcı oldu.

Vefat eden Endonezya diktatörü Suharto'nun kızıyla 1983’te evlenmesi, servetini ve ilişkilerini güçlendirmesine yardımcı oldu. Prabovo'nun Endonezya'nın eski eyaleti Doğu Timor'da işlenen insan hakları ihlalleri ile bağlantılı olduğuna dair iddialar var. Aynı zamanda 1998'de 13’ünün hala kayıp olduğu 20'den fazla demokrasi aktivistinin kaçırılması emrini vermekle de suçlanıyor. Fakat muhalefet suçlamaları yalanlıyor. Protestolar Suharto rejimini tehdit ettiğinde Bay Prabovo askerleriyle birlikte Endonezya'nın başkentine geldi, ancak diktatörlük yine de düştü. Ordu tarafından hızla sınır dışı edildi, eşinden ayrıldı ve tekrar Endonezya'dan kaçtı.

Kendisini Suharto rejimi sonrası demokratik reform döneminin kurbanı olarak tanımlayan Prabovo, ülkesine geri döndü ve 2008'de kendi siyasi partisini kurdu; üç kez Cumhurbaşkanlığına aday oldu. Endonezya'nın şu anki oldukça popüler lideri Jokowi lakaplı Joko Widodo'ya karşı iki kez seçim kaybetti. 2014 ve 2019'da Prabovo, seçimin kendisinden çalındığını iddia etti ve taraftarları sonuçları protesto etmek için sokaklara döküldü, gösterilerde 8 kişi hayatını kaybetti.

Bu durumda eski generalin askeri üniformasını terk ederek ve çoğu zaman öfkeli konuşmalarını yumuşatarak imajını yenilemeye çalışması şaşılacak bir şey değil. Prabovo'nun yeni imajı, nüfusunun beşte dördünü oluşturan büyük bir kısmının akıllı telefona sahip olduğu Endonezya’da sosyal medyada büyük bir başarı elde etti ve halkın desteğini kazanmasına yardımcı oldu.

Mevcut Cumhurbaşkanının oğlunu başkan yardımcısı olarak düşünen Prabovo aynı zamanda Endonezya'nın devasa nikel kaynaklarına dayanan altyapı merkezli bir kalkınma ve sanayi politikası olan “Jokowi ekonomisini” de benimsedi ve Jokowi, kendisinin popülaritesini zafere taşıyan Prabowo aracılığıyla etkisini sürdürmeyi umuyor.

Rakiplerinden 30 kat daha fazla servete sahip olduğu tahmin edilen ve büyük bir seçim fonundan da yardım alan seçilmiş Başkan Prabovo’nun sorunlu geçmişi göz önüne alındığında, Başkan Jokowi'ye razı olması pek mümkün görünmüyor.

Peki ya kendi politikaları? Prabovo, daha önce Endonezyalıları "pirinç ambarındaki aç tavuklara" benzeterek ülkesinin ithal gıdaya daha az bağımlı olmasını istiyor.

DSVDS
Endonezya cumhurbaşkanı adayı Prabovo Subianto oyunu sandıkta kullanıyor

Yetersiz beslenmeyi azaltmak amacıyla okuldaki her öğrenciye ücretsiz süt ve öğle yemeği sağlama sözü verdi. Yıllık ekonomik büyümeyi yaklaşık yüzde 5'ten yüzde 6'ya ve ardından yüzde 7'ye çıkarma taahhüdünde bulundu, ancak bunu gerçekleştirme planları hakkında yalnızca birkaç ayrıntı verdi.

Bazıları eski generalin Jokowi döneminde gerileyen Endonezya demokrasisine daha fazla zarar verebileceğinden endişe ediyor. Prabowo, Endonezya'nın otoriter bir lidere ihtiyacı olduğunu söylemişti. Geçen seçim döneminde rakipleri, genç seçmenlerin siyasetten çok sosyal medyadaki dikkat çekici hilelerle ilgilendiklerinden şikayetçiydi. “Nazik dede”nin takipçilerinin politikayla ilgilenmek yerine cihazlarının ekranlarını karıştırmakla meşgul oldukları ortaya çıktı.

*Bu makale Şarku' Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
TT

Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)

İran’da muhafazakarlar, önümüzdeki cuma günü yapılması planlanan milletvekili seçimleri için başkent Tahran'da ortak seçim listesi oluşturma kararı aldı. Öte yandan İranlı yetkililer, halkın seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyaya ağırlık verdi.

İran resmi haber ajansları ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı medya kuruluşları, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf tarafından oluşturulan Devrimci Güçler Koalisyonu ve katı muhafazakar çizgideki Paydari (Direniş) Cephesi’nin, Şura Meclisi’ndeki çoğunluğu ellerinde tutmaya devam etmek amacıyla başkent Tahran ve çevresindeki 30 bölgede her iki gruptan adayların yer aldığı ortak seçim listesi oluşturma kararı aldıklarını aktardı.

Listenin başında DMO’nun eski liderlerinden Kalibaf'ın yanı sıra Paydari Cephesi lideri ve milletvekili katı muhafazakar din adamı Murteza Ağa Tehrani yer alıyor.

DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Devrimci Güçler Koalisyonu Sözcüsü İbrahim Resuli, yaptığı açıklamada, ortak listenin ‘nihai’ liste olduğunu söyledi. Paydari Cephesi’nden yapılan açıklamada ise tarafların ortak bir liste oluşturma ve iki eş başkan seçme kararı almadan önce olumlu ve olumsuz konuları tartıştığı belirtildi.

Geçtiğimiz hafta, Meclis Başkanı Kalibaf'ın seçim bölgesini Tahran yerine memleketi Meşhed olarak değiştirildiğiyle ilgili haberler basınında yer almıştı. Ancak böyle bir değişikliğe gidilmedi. Kalibaf, Tahran'dan aday olan muhafazakarlar listesinin başında yer almaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta muhafazakar çizgideki bazı isimler, bağımsız adayların, ılımlıların ve muhafazakarların oluşturduğu ittifakların, adayların şansını artıracak seçim listelerinin sayısının fazla olmasına ilişkin korkularını dile getirmişlerdi.

devfdev
Murteza Ağa Tehrani Şura Meclisi’ndeki oturum aralarında katı muhafazakar çizgideki Paydari Cephesi milletvekilleri ile konuşurken (IRNA)

Kalibaf’ın Tahran’dan aday olacağı teyit edilirken, ortak listede yer alan Milletvekili Muhsin Dehnavi, müttefikleriyle listeden çekilme konusunda anlaştığını açıkladı. Bu gelişmeden önce Dehnavi’nin İran’daki bir fabrikanın sahibinden işlemlerini kolaylaştırmak için rüşvet aldığına dair bilgiler sızdırılmıştı.

Dehnavi, 2017 yılının temmuz ayında İran'ın paramiliter teşkilatı Besic Güçleri ile ilişkisi nedeniyle öğrenci olarak bulunduğu ABD’den sınır dışı edildi ve ardından İran’da milletvekili oldu. Dehnavi, daha sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden burs kazandı.

Diğer taraftan halkın ülkenin yönetiminden duyduğu memnuniyetsizlik ve ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle kötüleşen ekonomik durumdan ötürü seçmenlerin sandık başına gitme konusunda isteksizliğinin rekor düzeye çıkmasından korkan yetkililer, seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyalarına da hız verdi.

Milletvekili seçimleri, İran’da 2022 yılının eylül ayında genç kadın Mahsa Amini'nin ‘başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle’ ahlak polisi tarafından gözaltında tutulduğu sırada ölmesinin ardından, İran'ın 31 ilinin büyük bir kısmında başlayan kitlesel halk protestoları sonrası ülkede düzenlenen ilk seçimler olacak.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, pazar günü yaptığı açıklamada, halkı destekleyecek ve hükümete yardım edecek güçlü bir parlamento kurmayı umduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Reisi, şunları söyledi:

Hükümetin hizmetleri ve halkın desteğiyle çeşitli alanlardaki sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Düşmanları engellemekte kararlıyız.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, seçmenlerin verdiği her oyun ‘İran’ın uluslararası alanda elini güçlendireceği’ değerlendirmesinde bulundu.

Reformistlerin hayaleti

Öte yandan reformist çizgideki başlıca partiler, önde gelen adaylarını reddettikten ve siyasi sürece dahil olma taleplerini yanıtladıktan sonra seçimlerden uzaklaşma eğilimi gösterdi. Ancak geçtiğimiz günlerde ılımlıların desteklediği muhafazakar çizgideki eski Milletvekili Ali Mutahhari, Sada-yı Millet (Milletin Sesi) listesinin oluşturulduğunu duyurdu. Mutahhari’nin listesinde bazı reformistler, ılımlılar ve bağımsız adayların isimleri de yer alıyor.

İran’ın önde gelen reformist aktivistleri, geçtiğimiz hafta bazıları İran dışında yaşayan 110 reformist aktivistin imzaladığı ve seçimlere katılım çağrısında bulunan açıklamaya sert eleştiriler yöneltmişti. Bu arada İran’ın resmi haber ajanslarının açıklamayı tekrar tekrar yayınlaması, gözlemcilerin dikkatinden kaçmadı.

dscvds
Cumartesi günü Tahran'da milletvekili adaylarının posterlerinin yapıştırıldığı bir duvarın önünden geçen İranlı kadınlar

Bir önceki milletvekili seçimlerinde ve ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasına izin verilmeyen Mutahhari, milletvekili seçimleriyle adaylığa geri döndü. DMO’ya yakın medya kuruluşlarının dikkatini çeken Mutahhari’nin, bugün DMO’ya yakın Tesnim Haber Ajansı genel merkezinde bir basın toplantısı düzenlenmesi planlanıyor.

Mutahhari, yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:

Bu rejimi kaldırıp başka bir rejim kurmalıyız’ diyenlerin bir kısmı yanılıyor. Kolayca başaramadığımız devrimden vazgeçmemeliyiz. Rejimi devirmek o kadar basit değil. Bunun yerine rejimde reform yapılmalı. Seçimlere katılmaktan ve aday olmaktan kaçmamalıyız.

İran gibi bir ülke için içinden geçilen hassas dönemde Batılılar açısından seçimlere katılım oranının son derece önemli olduğunu belirten Mutahhari, “Katılım oranının düşük olması, kesinlikle onların (Batılıların) müzakere masasına oturmamaları ya da daha fazla imtiyaz arayışına girmelerine yol açacaktır. Ancak yüksek katılım oranı, müzakerelerde bizim elimizi güçlendirecektir” şeklinde konuştu.

Seçim kampanyasına ılık bir atmosfer hakim

Öte yandan İran haber siteleri, Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari’nin devlet televizyonu ekranlarından yaptığı açıklamada, “Düşman, halkın seçimlere katılmasını engellemek için tüm gücüyle çalışıyor. Sandıkları boykot etmek, seçimlere katılmamak düşmanla iş birliği yapmaktır” dediğini aktardı.

Şeriatmedari, sözlerini şöyle sürdürdü:

İnsanlar Yol ve Şehircilik Bakanı konut projesi başlatmadı diye övündüğünde ya da Enerji Bakanlığı görevini yıllardır sürdüren bakanın elektrik kesintilerine rağmen ‘biz santral yapmıyoruz’ dediğinde, Petrol Bakanı petrol rafinerileri kurmayı ‘kirli işler’ olarak nitelendirdiğinde yahut Tarım Bakanı kendi kendine yeterliliği ‘saçma’ bulduğunda bu durum seçmenler açısından doğal olarak sandıklara yansıyacak ama istenenin bu olmadığı uyarısı yapılıyor.

Seçimlerin uygulanmasını denetleyen kurum olan Anayasa Koruma Konseyi'nin (AKK) 15 adayın adaylık taleplerini onayladığını söyleyen Şeriatmedari, ‘meclisteki her bir sandalye için 51 adayın yarıştığını’ vurgulayarak, “Tüm partilerden ve hareketlerden adaylar seçimlere katıldı. Dolayısıyla yer var ama oy alamama korkusuyla adaylıktan çekilmemeli” dedi.

Şeriatmedari, şöyle devam etti:

Seçimlerde çeşitli siyasi partiler yarışıyor. Reformist çizgideki partilerden birinin lideri, bu partilerin ülkenin dört bir yanından aday gösterdiğini söyledi.

Seçim kampanyasının ılımlı bir atmosferde devam ettiğine dikkati çeken Şeriatmedari, “Seçimin şartlarının ve koşullarının sandığınız gibi olmamasının çeşitli sebepleri var. Bunlardan biri de adayların seçim kampanyalarını Radyo Televizyon Kurumu tarafından ilan edilen kanallar ve sosyal medya siteleri üzerinden yürütmeyi tercih etmeleridir. Bu yüzden artık eskisi gibi sokaklarda pankartlar ve posterler görmüyoruz” yorumunda bulundu.

grtbgrt
Cumartesi günü Nevruz hazırlıkları için Tahran Çarşısı'nda alışveriş telaşı başladı (AFP)

Ancak seçim atmosferinin beklendiği gibi hararetli olmadığı görüşüne katıldığını ifade eden Şeriatmedari, “Bunun birtakım nedenleri var. Bu nedenlerden biri, bazılarımızın körüklediği yabancı ve düşman medyanın kötü amaçlı çabaları da dahil, özellikle hayat şartları ve ekonomik koşullardan kaynaklanan bazı memnuniyetsizliklerdir” şeklinde konuştu.

Düşmanın halkın sandık başına gitmesini engellemek için tüm gücüyle çalıştığını ve hedeflerine ulaşmak için her türlü bahaneye başvurduğunu söyleyen Şeriatmedari, “Bundan dolayı seçimlere katılmamak General Kasım Süleymani'nin ifadesiyle ‘düşmana koridor açmak’ anlamına geliyor. Düşman, ulusal birliğin içinde hareket edebilmek için umutsuzca bu birliğin içinde bir çatlak yaratmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

İran’da milletvekili seçimleri için kampanyalar geçtiğimiz perşembe günü başladı. Geçtiğimiz iki gün boyunca Telegram'da, ülke genelindeki bazı aday merkezlerinde düzenlenen etkinliklerde yerel sanatçıların pop şarkıları söylediğini gösteren ve İran’daki seçimlerde genellikle tekrar eden görüntüler yayınlandı.

Beklenen Mehdi

Diğer taraftan ülkede başlayan seçim kampanyası, İran’da ‘Beklenen Mehdi' etkinliklerine denk geldi. Bu yüzden ülkenin nüfuz sahibi din adamları, milletvekili seçimlerini dini olaylarla ilişkilendirdi.

Tahran Cuma Namazı imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, seçimlere katılımla ilgili değerlendirmesinde, “Beklenen Mehdi'ye sadık olanların saflarından isimleri aday göstererek, Beklenen Mehdi’nin sancağını seçimlerde güçlü bir katılımla dalgalandırmalıyız” dedi.

Dini vaazlarıyla ünlü olan etkili din adamı Ali Rıza Penahiyan ise “Seçimler, halkın Beklenen Mehdi'ye yardım ve eşlik etmesi için bir yoldur. Seçimler, yokluğu döneminde imama yardım etmek isteyenler için bir sosyal sorumluluktur” diye konuştu.

bgrft
Ülkede hayat şartlarının ve ekonomik koşulların bozulmasının ardından cumartesi günü Tahran Çarşısı’nda halı ticareti hareketsizdi (AFP)

Kum İlim Havzası Müderrisler Camiası Başkanı Haşim Hüseyni Buşehri, halkın sandık başına gitmesinin ‘Beklenen Mehdi'yi memnun edeceğini’ söyledi. Buşehri, “Su kıtlığı ve gençler arasında işsizlik gibi dış mihraklarla ilgisi olmayan bazı sorunlar halen devam ediyor. Bunlar dışarıdan çözülebilecek sorunlar değil” yorumunda bulundu.

AKK Sözcüsü Hadi Tahan Nazif ise X hesabından yaptığı paylaşımda, “Beklenen Mehdi'nin ortaya çıkışı, İran İslam Cumhuriyeti'nin hedeflerinden biri olarak İran Anayasasası’na da yansımıştır. Bu hedefe çok kısa bir zamanda, hemen yarın ulaşılabilir” şeklinde konuştu.


ABD diplomatik olarak Sahel’deki askeri rejimlere yakınlaşıyor

ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)
ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD diplomatik olarak Sahel’deki askeri rejimlere yakınlaşıyor

ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)
ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)

Mali Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, dün ABD’nin Bamako Büyükelçiliği’nden bir heyetle Mali’deki terörizm ve güvenlik meselelerinin yanı sıra bazı siyasi ve bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bir toplantı gerçekleştirdiklerini duyurdu.

fdb
Genelkurmay Başkanı, ABD Büyükelçisi’ne plaket verirken (Mali Ordusu)

Mali Dışişleri Bakanlığı tarafından koordine edilip organize edilen toplantının Mali, Nijer ve Burkina Faso’daki askeri rejimlerle ilişkileri düzeltmek üzere ABD’nin diplomatik bir hareketliliği çerçevesinde düzenlendiğine inanılıyor. Olağanüstü askeri konseylerle yönetilen bu ülkeler, son yıllarda Batı Afrika’da Rus nüfuzunun üssü haline geldi.

Mali ordusu, Rusya ile askeri ve güvenlik alanında güçlü bir ortaklığı olduğunu, bunun sayesinde büyük miktarda silah elde ettiğini ve Wagner Grubu’nun özel kuvvetleri tarafından desteklendiğini gizlemiyor. Bununla birlikte Ordu Komutanlığı, ABD heyetini ağırlayarak, ABD’lilerle işbirliği yapma isteğini ifade etti.

fdvf
ABD heyeti Mali Dışişleri Bakanı ile Bamako’da toplantıda (Mali Dışişleri Bakanlığı)

Mali ordusu, internet sitesinde yayınladığı bir açıklamada, geçen perşembe günü Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Karargâhı’nda gerçekleştirilen toplantının, ABD’nin Bamako Büyükelçiliği’nden Büyükelçi Rachna Korhonen başkanlığındaki üst düzey bir heyeti ve Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı General Oumar Diarra başkanlığındaki Mali ordu komutanlarından oluşan bir heyeti bir araya getirdiğini duyurdu.

Mali ordusu, iki taraf arasındaki toplantının amacının ‘Mali’de meydana gelen olayların anlaşılmasının’ yanı sıra ‘Mali ile ABD arasındaki işbirliği ilişkilerini güçlendirmek’ olduğunu belirtti. Ordu, ABD tarafından anlaşılması istenen olayların ne olduğunu açıklamazken, bazı kaynaklar ABD’lileri en çok endişelendiren konunun Wagner’in Mali’deki varlığı olduğunu belirtiyor.

Mali ordusu, ABD heyeti ve Genelkurmay Başkanlığı arasındaki görüşmelerde ‘Mali’deki güvenlik durumu, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’ndan (ECOWAS) ayrılma meselesi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, siyasi sıkıntılar ve fırsatlar gibi konuların’ ele alındığını kaydetti.

dcfvdf
Mali Genelkurmay Başkanlığı perşembe günü ABD heyetiyle istişarelerde bulunurken (Mali Ordusu)

Mali Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’nın diplomatik danışmanı Albay Bakary Bocar Maiga, ‘ABD Büyükelçiliği’nin, özellikle de Büyükelçi’nin, geleceğe dair ufku çizmek ve ABD’nin Mali’ye nasıl yardım edebileceğini göstermek amacıyla attığı adımdan memnun’ olduklarını söyledi.

ABD Büyükelçisi, Büyükelçilik ile Mali Genelkurmay Başkanlığı arasındaki bu istişareleri düzenleme çabasından dolayı Mali Dışişleri Bakanlığı’nı tebrik edip, bakanlığa teşekkürlerini iletme fırsatı yakaladı.

Başka bir bağlamda The Washington Post, ABD’nin Batı Afrika’da son yıllarda askeri darbelerin gerçekleştiği ülkelerin (Mali, Nijer ve Burkina Faso) hükümetleriyle işbirliğini ve koordinasyonu geliştirmek için ‘seri diplomatik çabalar’ gösterdiğini yazdı.

Gazete, ABD’nin askeri hükümetlerle ilişkilerini düzeltmek ve normalleştirmek için ‘genel ve özel ziyaretler’ yaptığını ifade etti. Askeri hükümetlerin başta olduğu bölgede dini radikalizmden kaynaklı şiddetin yayılması, son yıllarda Rus nüfuzunun büyümesine kapı aralamıştı.

Gazete, ABD’li yetkililerin, demokratik olarak seçilmiş başkanlara yönelik askeri darbeler sonucunda iktidara gelen bu rejimlerle ABD’yi birbirine bağlayacak ortaklığın niteliğini belirlemekte bazen zorlandıklarını açıkladı. Zira ABD hükümeti, demokratik olmayan herhangi bir rejimle her türlü işbirliğini veya desteği yasaklayan kanunlar nedeniyle daha önce bu ülkelere sağlanan birtakım destekleri durdurmuştu.

Geçtiğimiz günlerde Batı Afrika’ya aralarında yetkililerin ve uzmanların da bulunduğu üst düzey bir ABD heyeti geldi. Heyete, Beyaz Saray’a bağlı ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Sahel İşlerinden Sorumlu Aditi Vira başkanlık etti.

Hafta başında Mali’de çalışmalarına başlayan ABD heyeti, geçiş hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop ile bir toplantı yaptı. Toplantı hakkında yorum yapan Diop, bunun ‘Mali ile ortakları arasındaki düzenli istişareler çerçevesinde gerçekleştirildiğine’ dikkat çekti.

Diop, X platformundan yaptığı paylaşımda, “Görüşmelerde alt bölgedeki sorunların yanı sıra esas olarak Mali Cumhuriyeti ile ABD arasındaki ikili işbirliği ele alındı” ifadelerini kullandı.

Diop, ABD’lilerle görüşülen meselelerin, özellikle de Rusya’nın genel olarak bölgedeki, özel olarak da Mali’deki nüfuzuna ilişkin hassas konuların ayrıntılarına girmedi. Mali’de bir yanda Tuareg isyancılarına, diğer yanda El-Kaide ve DEAŞ’a karşı ordunun yanında savaşan yüzlerce Wagner savaşçısı bulunuyor.

Batı Afrika’da Rusya’nın nüfuzu artarken, Fransa’nın nüfuzu gerilemiş ve Mali, Nijer ve Burkina Faso’dan Fransız güçleri sınır dışı edilmişti. Halkın Fransa’ya ve genel olarak Batı’ya karşı öfkesi artarken, büyük silah anlaşmalarının bir parçası olarak ülkeye çok sayıda silah sağlayan Rusya’yla yeni bir müttefik olarak kurulan ilişkilere medyada daha çok yer veriliyor.

Nijer’de özel kuvvetleri ve Sahel bölgesinde bazı askeri üsleri bulunan ABD’liler, büyük bir uluslararası çekişmeye sahne olan çalkantılı bölgede Fransızlara ve Avrupalılara göre daha temkinli görünüyor.


Ürdün, müfredattan ‘7 Ekim’i kaldırdı

Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)
Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)
TT

Ürdün, müfredattan ‘7 Ekim’i kaldırdı

Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)
Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)

Tarık Dilvani

7 Ekim tarihi, Ürdünlüler üzerinde yaklaşık dört aydır güçlü bir etki bırakmış durumda. Ancak son günlerde Ürdün'deki siyasi akımlar arasında bir çatışma noktasına dönüştü. Bu konu resmi görüşü destekleyenler ile karşıtları arasında çatışmanın bir parçası haline geldi.

Ürdün Müfredat Geliştirme Merkezi, 2023 yılının son aylarında 7 Ekim olaylarını ve bunu takip eden gelişmeleri, Filistin-İsrail çatışmasının tarihine ait bir parça olarak, 10. sınıf müfredatına eklemeye karar verdi. Ancak daha sonra bu konunun müfredattan çıkarılmasına ve konuya kısaca değinilmesi kararı alındı. Bu durum, sosyal medya platformlarında konunun müfredattan çıkarılması kararına destek veren azınlık ile bu kararın İsrail'in baskısı sonucu alındığını düşünen çoğunluk arasında tartışmalara neden oldu.

7 Ekim’in müfredata dahil edilmesi, olumlu tepkiler aldı ve aktivistler ile eğitimciler tarafından, uzun yılların ardından Filistin meselesinin tekrar canlandırılması olarak okundu. ‘Filistin Meselesi’ 1962-1963 eğitim-öğretim yılından itibaren ders olarak okutulmaya başlamış, ancak Vadi Arabe Anlaşması'nın imzalanmasının ardından, 1990'ların başında bu konu rafa kalkmıştı.

Müfredata önce eklendi ve sonra çıkarıldı

7 Ekim olaylarını müfredattan çıkarmaya karşı olanlar, özellikle de geçen ocak ayında İsraillilerin Ürdün’ün güneyindeki Kerak şehrinde bir iş yerine 7 Ekim adının konulmasına karşı çıkışının ardından benzer bir karar alındığını belirterek Ürdün'ün kararında İsrail etkisinin olduğunu savunuyorlar. Devlet kurumlarından bu konuyu müfredattan çıkarma nedenini açıklamasını talep eden normalleşme karşıtı ‘Taharruk’ grubu da bunların arasında yer alıyor. Söz konusu ders müfredata eklenmiş ve Filistin meselesinin geçirdiği ve halen içinden geçtiği süreci anlatmak bağlamında 7 Ekim olaylarını da konu edinmişti.

Taharruk Hareketi açıklamasında, söz konusu kararın İsrail'in Ürdün'ü hedef almak için attığı adımlar ve krallığa karşı açıkça ortaya çıkan her zamandan daha belirgin düşmanca tutumu bağlamında geldiğini bildirdi. Ayrıca, hareket ve diğer aktivistler, Ürdün okullarındaki öğrencileri İsrail'in emelleri konusunda eğitimsel ve kültürel olarak güçlendirmeye çağırdılar.

Eğitim uzmanı Hüda el-Atum Filistin meselesinin müfredata dahil edilmesinin, İsrail müfredatında yer alan Araplara yönelik düşmanlık ve kışkırtmayla yüzleşmek açısından önemli olduğunu düşünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Atum açıklamasında, 7 Ekim'in müfredattan kaldırılmasının Ürdün Müfredat Geliştirme Merkezi ve hatta Milli Eğitim Bakanlığı üzerindeki baskıdan kaynaklanabileceğini ima etti. Eğitim uzmanı, Ürdün müfredatını ve Filistin meselesine ek olarak içerdiği değer ve içerikleri hedefleyen sistematik ve dış destekli bir kampanya olduğunu kaydetti.

Araştırmacı ve eğitimci Zukan Ubeydat, 1994 yılındaki Ürdün-İsrail Barış Anlaşması'nın ardından Filistin meselesinin ders olarak okutulmaya devam ettiğini, ancak düzenlemeye gidilip müfredatta değişiklik yapıldığını söyledi. 1964'teki Ürdün Eğitim Yasası'nın Filistin'in Arap kimliğini ve onu geri kazanma konusundaki taahhüdünü vurgulayan Ubeydat, Ürdünlü öğrencilerin ayrı bir ders olarak Filistin meselesini okuduklarını ancak bu durumun 1992 yılına kadar devam ettiğini kaydetti. Araştırmacı ve eğitimci Zukan Ubeydat bundan sonra Ürdün eğitim politikalarında Filistin'e herhangi bir odaklanma ya da dikkat çekme olmadığını bildirdi.

Tarihsel bağlam

Ürdün Müfredat Geliştirme Merkezi, 7 Ekim olaylarının 10. sınıf öğrencilerinin müfredatına dahil edilmesini, Filistin meselesinin gelişmesi için doğal bir bağlam olarak gerekçelendirdi. 7 Ekim’im müfredata dahil edilmesi, Eğitim Bakanlığı, Yüksek Müfredat Merkezi ve Ürdün devletinin düşünceleriyle tutarlı olarak yapıldı.

Gözlemciler, 1994 yılında İsrail ile yapılan barış anlaşmasından bu yana Ürdün müfredatında Filistin meselesiyle ilgili önemli bir gerileme olduğunu söylüyorlar. Yıllar içinde müfredatlarda yapılan çalışılmış değişikliklerin dini, ahlaki, ulusal ve Filistin meselesi olmak üzere dört seviyeyi etkilediğini belirten gözlemciler, Filistin isminin haritalardan çıkarılması, İsrail'e karşı direnişle ilişkilendirilmiş tarihi figürlerin isimlerinin azaltılması ve daha tarafsız terimlerin kullanılması gibi değişiklikleri zikrederek bu duruma dikkat çekiyorlar.

Eski Ürdün Başbakan Yardımcısı Memduh el-İbadi ise İsrail'i ve planlarını anlamak için Ürdün okullarında İbrani dili ve Yahudi kültürünün öğretilmesi çağrısında bulundu. İbadi aynı zamanda İsrail'in emelleriyle yüzleşmek için Krallık'ta zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi gerekliliğine dikkat çekti.

Ürdün Eğitim Bakanlığı tüm bu iddialar hakkında açıklama yapmadı. Ancak hükümet kaynakları Independent Arabia'ya şunları aktardı:

Ürdün'ün Gazze ve Batı Şeria'daki Filistinlilere sunduğu her şeye rağmen, geçtiğimiz 7 Ekim'den bu yana Amman'ın resmi pozisyonunu sorgulamaya yönelik girişimlerde bulunuldu. Ürdün egemen bir devlettir ve ona iç kararlarında baskı yapılamaz.

Filistin meselesi müfredatta halen mevcut

Bu bağlamda, aktivistler İsrail medyasının Ürdün'ü eleştirmesi ve saldırması ile 7 Ekim'in müfredatlardan çıkarılması arasında bir bağlantı kuruyorlar. Filistin meselesinin müfredattaki varlığının azaltılması ve Filistin meselesi konulu bağımsız bir dersin kaldırılmasına yönelik suçlamalara yanıt olarak Müfredat Geliştirme Merkezi, Filistin meselesinin Ürdün ile tarihsel bağlarını vurgulayarak bu meselenin 1. sınıftan 12. sınıfa kadar tüm derslerde tek bir konu olarak değil, bir dizi konuda işlendiğini belirtti. 2022'de sosyal bilgiler derslerinde Filistin meselesi ve Ürdün'ün bu konudaki destekleyici duruşunu detaylı bir şekilde içeren derslere yönelik değişiklikler yapıldığını aktardı.

Ancak 2014 yılında, birçok Ürdünlü öfkeli bir şekilde, Kudüs ve Filistin meselesine atıfta bulunan derslerin, Ürdünlü askerlerin, özellikle de İsrail’i ilk bombalayan Ürdünlü pilot Feras el-Aclüni'nin Filistin'deki fedakarlıklarını anlatan hikayelerin müfredattan kaldırılması nedeniyle isyan etti. Bu değişiklikler, İslami kitapları içeren hadiseleri veya Yahudilere atıfta bulunan metinleri içeren dini kitapları da kapsadı.

Söz konusu değişikliklere paralel olarak Ürdün'deki ilkokul dördüncü sınıf müfredatındaki bir değişiklik de yıllar önce halk arasında geniş çaplı bir tepkiye neden olmuştu. Söz konusu itirazın nedeni ilkokul ve ortaokul öğrencilerine dağıtılan kitapta, Filistin haritasının üstünde ‘İsrail’ adının yer almasıydı.


Afrika kıyılarında köleliğin eli kanunlardan ağır

Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)
Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)
TT

Afrika kıyılarında köleliğin eli kanunlardan ağır

Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)
Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)

Sağir Haydari

Kanunlar tarafından onlarca yıl önce yasaklanan kölelik, tüm zenginliğine rağmen güvenlik, siyasi kaos ve aşırı yoksulluk içinde olan kıyı Afrika bölgesinde halen görülüyor.

Moritanya'nın başkenti Nuakkşot’ta yıllar sonra efendisinden özgürlüğünü kazanan ve 24 saat kendisi için oto yıkama dükkanında çalışan Muhammed Veled Sidi Embarek, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada halen adalet beklediğini belirterek şunları söyledi:

 Kölelik, Moritanya'da yıllardır süren ortak mücadeleye rağmen halen mevcut. Köleliğin kurbanları olarak fark ettiğimiz şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün yükseliş eğilimi gösteriyor olduğudur.

Moritanya 1981 yılında, köleliği kaldıran son ülke oldu. Ondan kızsa bie süre önce de Afrika'nın diğer dört kıyı ülkesi, Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad da köleliği kaldırmıştı. Ancak eski efendilerin peş peşe serbest bırakılmaları ve vatandaşları ‘modern kölelik’ gibi açık bir şekilde sömürmeleri nedeniyle, köleliği tamamen ortadan kaldırma umutları neredeyse yok oluyor.

Üç pozisyon

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre pek çok kişinin halen ‘köleliğin devam etmesinden’ şikayetçi olduğu tek ülke Moritanya değil. Mali ve Burkina Faso'da da toplumsal kırılganlık ve güvenlik koşulları nedeniyle daha da kötüleşen bu durumun bitirilmesi için sesler yükseliyor.

Afrika kıyı bölgesindeki kölelik, insan hakları ve sivil toplum kuruluşlarına göre, reşit olmayan kızların zorla evlendirilmesi ve binlerce kişinin çalışmaya zorlanması gibi birçok biçimde somutlaşmış durumda.

Nijer'deki sivil toplum örgütü Timidria’nın Genel Sekreteri Ali Bozo, bir süre önce yaptığı açıklamada, 2015 yılı itibarıyla ülkesinde ‘efendiler’ tarafından köleleştirilmiş olanların sayısının 870 bini aştığını bildirdi.

frb rf
Afrika kıyı bölgesindeki kölelik çeşitli biçimlerde devam ediyor. (AFP)

Bozo, Nijer'de ‘vahaya’ olgusunun yaygın olduğunu, reşit olmayan kızların kaçırılıp satılarak beşinci eş olarak evlenmeye zorlandığını, ayrıca zorla çalıştırılıp zorla evlendirildiklerini ve cinsel istismara maruz kaldıklarını söyledi.

Çadlı siyasi araştırmacı Lebibe Gondo, şu an Afrika kıyılarında üç kölelik durumu olduğuna dikkat çekiyor. Birincisi, köleliğin Afrika kıyılarında sosyal bir olgu haline gelmesi. Çünkü kölelerin kendileri kendi durumlarını içselleştirmiş durumdalar ve bu toplumlar değişmeyi reddediyorlar. İkinci durum ise genellikle altın madenleri gibi belirli ekonomilerde zorla çalıştırma durumunda ortaya çıkan, bireylerin zorla köleye dönüştürüldüğü insan kaçakçılığı. Üçüncü durum, belirli bir iktidar konumuna sahip olan veya iktidara yakın yaşayan, insanları küçümseyen, onlara köle veya köle soyundan gelen muamelesi yapan bireyleri çevreleyen zihniyet.

21’inci yüzyılda Afrika kıyılarında köleliğin yayılması, bölgede ve hatta bölge dışında yüksek sesli tartışmalara yol açıyor. Özellikle de beş ülkenin bununla mücadele etmek için yasalar çıkarmış olmalarına rağmen şu ana kadar bu çelişkiyi kontrol altına alamamış görünmeleri tartışmaları alevlendiriyor.

Gondo konuya dair değerlendirmesinde "Kanunların tek başlarına yeterli olmamalarından dolayı sorunun çözümü belirlediğimiz üç düzeyde ele alınmalı. Ülkemizde önemli hukuki metinler var ancak bunlar uygulanmıyor" dedi.

Zor durumlar

Kölelikten bahsederken, Moritanya'daki ‘Haratin’ gibi tarihsel olarak köleliğe maruz kalan belirli azınlıklardan ve Nijer, Mali, Çad, Burkina Faso gibi ülkelerdeki savunmasız kadınlardan söz etmemek mümkün değil.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminlerine göre Sahra Altı Afrika'da köleliğe benzer şartlarda yaşayanların sayısı yaklaşık 3,7 milyon kişi.

Nijeryalı insan hakları aktivisti ve aynı zamanda siyasi araştırmacı Hasan Aval duruma ilişkin şu açıklamada bulundu:

Nijer, Mali ve Moritanya'da kölelik, yasalara rağmen halen mevcut. Bu inkâr edilemez. İster modern ister eski kölelik olsun, on binlerce insan köleliğe maruz kalıyor. Modern kölelik, emeklerinin karşılığını almadan çok uzun saatler boyunca çalışan insanlarda vücut buluyor. Bu tür durumların Nijer’in başkenti Niamey ve Moritanya’nın başkenti Nuakşot ve diğer bölgelerde bile oluyor. Anlaşılması gereken şu ki köleliğin durumunu oldukça zorlaştıran çok kritik bir güvenlik ve siyasi gerçeklik var. Çünkü köleler siyasi çevrelerden ve devlet kurumlarından dinleyen kulaklar bulamıyor. Dolayısıyla kölelikten kurtulmak çok zor.

Kanunların uygulanması

Yasağa rağmen bölgedeki, özellikle Moritanya gibi ülkelerdeki eski efendilerin henüz hesap vermemiş olmaları, yasaların uygulanması ve hesap verilmesi için sokak seferberliğinin devam etmesine neden oluyor. Moritanya'da, örneğin 2007 yılında köle sahiplerini cezalandıracak bir yasa çıkarıldı. Ancak insan hakları çevreleri yasanın henüz uygulamaya konmadığı görüşünde.

dfbd
Hangi formda olursa olsun halen köleliğe maruz kalan on binlerce insan var. (AFP)

Moritanya'daki kölelik karşıtı IRA hareketinin koordinatörü Hac Eid, "Başkent Nuakşot da dahil olmak üzere Moritanya'da köleliğin devam ettiğine dair aldığımız birçok tanıklıklar var" dedi.

Eid, Independent Arabia’ya şu açıklamada bulundu:

Moritanya'da köleliğin halen mevcut olduğunu ve biz IRA hareketi olarak köleliğe maruz kalan kurbanlarının sayısının Moritanya halkının yüzde 20'si olduğunu tahmin ediyoruz.

Eid, Moritanya'da köleliğin devam ettirilmesinin, köleliği suç sayan yasaların uygulanmaması anlamına geldiğini vurgulayarak ‘bunun, köleliğin ülkede kaldırılmasının önündeki temel engel’ olduğunu söyledi. Yasaların efendilere yönelik cezaları sıkılaştırdığını, köle sahibi olduğu tespit edilenlere hapis ve para cezaları verilmesinin öngörüldüğünü ancak bu yasaların büyük ölçüde uygulanmadığını’ vurguladı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


CENTCOM: Husiler ABD tankerine balistik füze fırlattı ancak isabet etmedi

Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)
Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)
TT

CENTCOM: Husiler ABD tankerine balistik füze fırlattı ancak isabet etmedi

Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)
Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran destekli Husilerin 24 Şubat'ta Aden Körfezi'nde bir ABD gemisine gemisavar balistik füze fırlattığını duyurdu.

 CENTCOM’un X platformundan yayınladığı açıklamada, füzenin, ABD bayrağı taşıyan ve kimyasal petrol tankeri olan gemiye isabet etmediği, herhangi bir hasara veya yaralanmaya yol açmadan suya düştüğü aktarıldı.

Husiler dün, Gazze'deki Filistinlilerle dayanışma amacıyla deniz nakliye hatlarına saldırmaya devam ederek tankeri hedef aldığını açıkladı.

CENTCOM, ABD ordusunun meşru müdafaa tedbiri kapsamında Kızıldeniz'in güneyi üzerinde iki tek yönlü saldırı uçağını da düşürdüğünü duyurdu.

Yemen'in en kalabalık bölgelerini kontrol eden Husiler, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlarını protesto etmek amacıyla 19 Kasım'dan bu yana ticari gemilere patlayıcı madde yüklü füzeler ve insansız hava araçları fırlatıyor.