ABD’nin Baharat Yolu’na ilişkin sorular…

Bu yolun görevi, Çin nüfuzuna karşı koymakla mı sınırlı?

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

ABD’nin Baharat Yolu’na ilişkin sorular…

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Halid Hamade

152 ülke ve 32 uluslararası kuruluşu kapsayan anlaşmalarla sonuçlanan ve Çin ile 25 ülke arasında ticari ortaklıklar kuran Kuşak ve Yol Girişimi’nin başlatılmasından 10 yıl sonra ABD; Yeni Delhi’de düzenlenen son G20 zirvesinde, Güney Asya ile Avrupa’yı Arap Körfezi ve Ortadoğu üzerinden birbirine bağlayacak Ekonomik Koridor projesini başlattı.

Yeni proje, uluslararası ekonomik kalkınmada ve bütünleşik bir demiryolu ve deniz koridoru ağı aracılığıyla ticari alışverişin güçlendirilmesinde stratejik bir dönüm noktasını temsil ediyor. Öte yandan ABD’nin yanı sıra Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fransa, Almanya ve İtalya’nın da iş birliği anlaşmasına imza atması Kuşak ve Yol Girişimi’nin rekabetçi rolünü aşarak, Çin’in Avrupa ve Arap Körfez ülkeleriyle ortaklık ağını dağıtma ve bölgenin ekonomik ve siyasi merkezlerini değiştirme teşebbüsü doğrultusunda ilerleyen pek çok varsayıma alan açıyor.

Sonucunda zarar gören ülkeler ile fayda sağlayan ülkeler

Ukrayna’daki savaşın yansımaları ABD ile Avrupa’yı, Rusya’nın, Çin’in hızlı ekonomik yükselişiyle birlikte tehlikeleri ikiye katlanan hırsları karşısında ittifak kurmaya sevk etti. Başkan Joe Biden’ın tarihî anlaşma olarak nitelediği yeni proje, Pekin’in tedarikine olan bağımlılığı azaltmaya yönelik Batılı çabaların ışığında, Pekin’in bölgedeki nüfuzuna karşı koyma biçimlerinden birini temsil ediyor. Washington’ın geleneksel müttefikleri aynı zamanda Çin, Hindistan ve diğer Asyalı güçlerle ilişkileri de derinleştirmeye çalışıyor.

ABD’nin projesi duyurulduğu versiyonuyla, Hindistan’ı Arap Körfezi üzerinden deniz yoluyla Ortadoğu’ya bağlayacak ki buna Doğu Hattı deniyor. Kuzey Hattı ise Arap Körfez ülkelerini demiryoluyla Ürdün ve İsrail’e bağlayacak. İsrail’den de deniz yoluyla Güney Avrupa, tam olarak Fransa ve İtalya sahillerine ve bu ikisinden de demiryolu ağlarıyla Avrupa’nın orta, kuzey ve batı ülkelerine bağlanılacak. Proje ayrıca yenilenebilir enerji ve temiz hidrojen ile dijital veri aktarımı sürecini kolaylaştırmak amacıyla bir fiberoptik kablo paketiyle boru altyapısını da içerecek.   

Ukrayna’daki savaşın yansımaları ABD ile Avrupa’yı, Rusya’nın Çin’in hızlı ekonomik yükselişiyle birlikte tehlikeleri ikiye katlanan hırsları karşısında ittifak kurmaya sevk etti. Başkan Joe Biden’ın tarihî anlaşma olarak nitelediği yeni proje, Pekin’in bölgedeki nüfuzuna karşı koyma biçimlerinden birini temsil ediyor.

Proje, Kuşak ve Yol Girişimi’nin Çin’in batısından Türkiye’ye ya da Pakistan’a uzanan koridorlarının geçtiği Orta ve Batı Asya ülkelerini kapsamıyor. Dolayısıyla Çin’in girişiminde uluslararası bir ticari düğümü temsil eden Türkiye, projenin Türkiye’nin dev altyapısını ve yerel boru hattı ağı üzerinden gaz, petrol ve hidrojen taşıma imkânlarını dışarıda tutması nedeniyle zarar gören ülkelerden biri olacak. Ayrıca projenin Akdeniz’e ulaşmak için Kızıldeniz’i geçmeden kara yoluyla BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden geçmekle yetinmesi, Afrika Sahil ülkelerini ve özellikle Arap ülkelerini, sağladığı ekonomik avantajlardan mahrum bırakacak. Kızıldeniz’in iki yakasındaki Afrika ve Arap ülkeleri ilişkilerinin göreceği etkiler de cabası.

ZXSC
Fotoğraf:  Reuters

Proje, malların toplanması ve Avrupa’ya taşınması için ana durak ve lojistik bir üs olarak Hayfa limanını kullanacağı, bunun da Süveyş Kanalı’ndaki seyrüseferi olumsuz etkileyeceği için Mısır da zarar gören ülkelerden biri olabilir. Bunun yanı sıra enerjinin doğudan kuzeye boru hatları ve demiryolları aracılığıyla taşınmasındaki düşük maliyet, düşük risk ve hız da Süveyş Kanalı için büyük bir zorluk oluşturacak. Bu ayrıca, koronavirüs salgını krizinde olduğu gibi deniz taşımacılığı alanında zorunlu kesintiler meydana gelmesi halinde tedarik güvenliğini de artıracak. Proje, ekonomik öneminin yanı sıra ABD ve İsrail açısından siyasi önem de kazanıyor. Zira atacağı ticari temellerle Batı ile Doğu arasında daha derin bir ortaklık tesis edecek. Aynı şekilde İsrail ile Arap Körfez ülkeleri arasındaki normalleşmeyi de bölgede daha fazla bütünleşme doğrultusunda hızlandıracak. Başkan Biden, anlaşmanın bu anlamda ‘tarihî’ olduğunu ve Ortadoğu’nun daha istikrarlı ve müreffeh bir hale gelmesine katkı sağlayacağını söyledi.

Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de proje için, “Kıtalar ve medeniyetler arasında yeşil ve dijital bir köprü… Demiryolu hattı, Hindistan ile Avrupa arasındaki ticareti yüzde 40 oranında hızlandıracak” yorumunu yaptı. Hint Yolu projesinin ABD’ye sağlayacağı en önemli artı, Avrupa’yı doğrudan Arap Körfez ülkelerine bağlayarak, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını güvence altına almak ve tedarik zincirini en hızlı ve en az maliyetli yollarla temin etmek suretiyle Avrupalı müttefiklerinin güvenini geri kazanması olabilir. Üstelik ABD bölgeye yeniden ilgi gösterecek, ortaklara güven verilecek ve Washington’ın nüfuzu teyit edilecek.

Avrupa, İpek Yolu’na dahil olduktan sonra geri adım atabilir mi?

Kuşak ve Yol Girişimi Eylül 2013’te başlatıldığından bu yana çoğunluğu doğudakiler olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin üçte ikisi girişime katıldı. Bu da çok sayıda demiryolu, liman ve otoyol projesine yatırım yapılmasının yolunu açtı. Ekonomilerdeki gerilemeye rağmen bu ülkelerin birçoğu, Kuşak ve Yol Girişimi’ne yatırım yapmanın getirebileceği potansiyel ekonomik kazanımların propagandasını yapmaya devam ediyor. Bu bağlamda Çin’in Avrupa’da derin bir şekilde yayılması ve tedarik zincirleri üzerinde hâkimiyet kurmasından sonra Çin’den kopuşun hiç de kolay olmadığı görülüyor. Zira bu yayılma ve hâkimiyet, Çin’in, rakiplerine karşı yaptırım kartlarını denemesinin yanı sıra birçok hayati faaliyeti kontrol eder hale gelmesini sağladı.

Proje, malların toplanması ve Avrupa’ya gönderilmesi için ana durak ve lojistik bir üs olarak Hayfa limanını kullanacağı, bunun da Süveyş Kanalı’ndaki seyrüseferi olumsuz etkileyeceği için Mısır zarar gören ülkelerden biri olabilir.

Ancak görünüşe bakılırsa İtalya, dört sene önce katıldığı Kuşak ve Yol Girişimi’nden yakın zamanda ayrılma doğrultusunda ilerliyor. Bu, Pekin’in yolunu tıkamaya çalışan ABD ve AB için bir başarı sayılır. Roma, Çin’e karşı daha sert bir tutum benimsiyor. Nitekim eski Başbakan Mario Draghi, Pekin’e teknoloji aktarımını yasakladı ve Çinlilerin İtalyan şirketlerini satın alma operasyonlarını engelledi. Geçtiğimiz 30 Temmuz’da yaptığı net açıklamalarda İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto da İtalya’nın Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılma kararını eleştirerek, bunu ‘gelişigüzel ve berbat’ bir karar olarak niteleyerek şöyle dedi: “Bugün mesele Pekin ile ilişkilere zarar vermeden Kuşak ve Yol Girişimi’nden nasıl geri adım atılacağıdır… Çin’in bir rakip olduğu doğru ama aynı zamanda bir ortak da.”

2020 yılında Çin, ilk kez AB’nin birinci ticari ortağı oldu. Bu kapsamda Eurostat rakamlarına göre AB’nin ABD ile ticaret hacmi 555 milyar dolar iken, Çin’le ticaret hacmi, yani ithalat ve ihracat toplamı 586 milyar dolara ulaştı. AB ile Çin arasında geçtiğimiz yılki toplam ticaret de 912,6 milyar dolardı. Avrupa bloğu ile Pekin arasındaki ticari açık ise 2022 yılında yaklaşık 400 milyar euroya (440 milyar dolar) ulaştı. Yine de Çin, 2023 yılının ilk yarısında açık ara AB’nin en büyük tedarikçisi konumunu korudu.    

Hiç şüphe yok ki Avrupa bloğu, Pekin’e olan bağımlılığı azaltmak için ‘oldukça zorlu’ bir görevle karşı karşıya kalacak. Bununla birlikte AB yetkilileri, küresel mal ihracatının yüzde 14’ünü oluşturan bir ekonomiyle ilişkileri koparmanın zor olacağının giderek daha fazla farkına varacak. Zaten Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bu yılın başlarında bloğun Pekin ile ticareti tamamen ‘koparmasının’ mümkün olmadığını itiraf etti.

Çin’in küresel tedarik zincirinin büyük bir kısmını elinde tutmasına ek olarak, Avrupa’nın Çin’e karşı birleşik bir tutum alma konusunda ayrışması da ABD’nin Avrupa başkentlerine karşı baskıları ve Çin’den uzaklaşmayı teşvik etmek için yakın zamanda benimsediği mali kışkırtma kararlarına rağmen, güç dengesini Pekin lehine güçlendiriyor. Bazı Avrupa ülkeleri Çin konusunda şüpheye düşerken diğerleri, özellikle de AB’ye üye en güçlü iki ülke olan Almanya ve Fransa, Çin’le ekonomik ilişkilerden fayda sağlamaya devam ediyor. Almanya elektrikli araba ve yarı iletken sanayilerinde kullanılan nadir malzemelerin üçte ikisini Çin’den ithal ediyor ki bu oldukça önemli bir şey. Çin’de faaliyet gösteren Fransız ve Alman şirketlerinin gelirleri de Almanya GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7’sine ve Fransa’nınkinin ise yaklaşık yüzde 6’sına denk geliyor.

Çin ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında enerji sınırlarını aşan ilişkiler

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler, petrol ve ticaretin ötesine geçiyor. Nitekim bu iki taraf birlikte küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 22’sini oluşturuyorlar. Başta Ukrayna’daki savaş ve Arap Körfezi’ndeki tehlikelerin artması gibi büyük jeopolitik dönüşümlerin ve dünyanın özellikle petrol ve gaz sahasında sahne olduğu büyük krizlerin etkisiyle de iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilerin derinliği arttı. Söz konusu gelişmeler, iş birliği koşullarını doğurdu ve ümit vaat eden fırsatlar ve beklentiler için önemli ufuklar açtı.

Çin ile Ortadoğu bölgesi arasındaki toplam ticaret, 10 yıl önceki seviyeye göre yüzde 76 büyüme oranıyla 2022 yılında 505 milyar dolara ulaştı. Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki toplam ticaretin bu dönemde 3 katına çıkması ise dikkat çekici. Bu demek oluyor ki iki taraf arasındaki ekonomik bağlar, ticari ilişkiler meselesinin çok ötesinde. Çin’den ve KİK ülkelerinden iş adamları, her iki tarafın iç pazarlarına ilişkin karşılıklı anlayışın nasıl geliştirileceğini ve ortaklıkların nasıl kurulacağını müzakere etmek amacıyla Dünya Ekonomi Forumu’nun geçtiğimiz haziran ayında Çin’in Tianjin [Tiençin] kentindeki yıllık toplantısında bir araya geldi.  

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen: Proje, kıtalar ve medeniyetler arasında yeşil ve dijital bir köprüdür… Demiryolu hattı Hindistan ile Avrupa arasındaki ticareti yüzde 40 hızlandıracak.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2022’de gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinin ardından Suudi Arabistan Krallığı, çoğu özel olmak üzere Çinli şirketlerle 35 mutabakat zaptı imzaladı. Bulut Bilişim (Cloud Computing) ve Suudi şehirlerinde yüksek teknoloji kompleksleri inşa etme konusunda anlaşma yapılan şirketlerden biri de Çinli teknoloji devi Huawei’di. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı habere göre elektrikli araba alanında büyüyen Çinli şirket Innovate de Krallık’ta yerel bir ortakla elektrikli araba üretmek için 500 milyon dolarlık bir yatırım planıyla yeni ekonomik sektörlere doğru bu geçişi öne çıkarıyor. Çin ile Ortadoğu arasındaki yakın ilişkiler, petrol ve tüketim malzemelerini temin etme meselesinin ötesine geçerek, teknolojiden yararlanma, kişileri vasıflandırma, fikirlere ve sermayeye yatırım yapma gibi daha önemli bir aşamaya doğru ilerledi.  

BRICS grubu ile yeni proje arasında kalan Hindistan

Üç gün süren bir zirveden sonra Arjantin, Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, tam üyeler olarak BRICS grubuna katıldı. Grubun 24 Ağustos 2023’te Johannesburg’daki zirvesinde Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa tarafından ilan edildiği üzere üyelik, 1 Ocak 2024’ten itibaren yürürlüğe girecek. Böylece grup, ülkelerinin toplam milli gelirlerinin dünya toplamının yüzde 30’unu ve nüfuslarının da dünya nüfusunun yüzde 40’ını aşmasıyla tüm stratejik düzeylerde güçlenecek ve genişleyecek. Aynı şekilde küresel enerji üretiminin yüzde 76’sından fazlasını da kontrol ediyor ve halihazırda 20’den fazla ülke, gruba katılmayı bekliyor.

BRICS’in iki kutbu Çin ve Rusya’nın temel hedefi uluslararası ilişkilerde denkliği sağlamak değil, ABD ve müttefiklerinin bu iki ülkeye uyguladığı çifte kuşatmaya, doların küresel ekonomi üzerindeki egemenliğine ve ABD’nin BM’de ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki etkinliğine karşı koymaktır. BRICS’in bu iki kutbuna göre ABD Donanması’nın gölgesinde kuzeyde Finlandiya’dan doğuda Japonya’ya kadar bir kuşak halinde uzanan bu kuşatma, özellikle Çin’in petrol türevlerini tedarik etmesi ve üretiminin yüzde 81’inden fazlasını oluşturan ihracatının kısıtlanması konusunda Rusya ile Çin ve dünyanın geri kalanı arasındaki iletişimi tehdit etmeyi hedefliyor. ABD bu kuşatmayı, en açık örneği NATO’da görülen askerî ve siyasi ittifaklarla ya da kısa bir süre önce Hindistan, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD’yi bir araya getiren QUAD gibi ABD’nin kuşatma hedefleriyle örtüşen yeni ittifaklarla tamamlıyor.

Hindistan, G20 zirvesinde ilan edilen Ekonomik Koridor Projesi ile BRICS grubunun son açıklamasında ifade edilenleri nasıl uzlaştıracak?

Grubun açıklaması dikkatle incelendiğinde iki farklı vizyonun birleştirilmesinin imkânsız olduğu görülür. Grup gerek BRICS ülkeleri içinde gerekse ticari ortaklarla uluslararası ticarette ve finansal işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik etmenin öneminin vurgulanması, ticaret ve yatırım akışlarını teşvik etmek ve ülkelerin toparlanıp kalkınmasına yardımcı olmak amacıyla tedarik zincirleri ile ödeme sistemleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmek için BRICS ülkeleri arasında daha fazla iş birliği kurulması çağrısında bulunuyor. Buna karşılık Ekonomik Koridor projesi ise tek kutupluluğu teyit etme, ABD ile müttefik olan ülkelerin ekonomik istikrarını artırma, yeni ortaya çıkan ekonomik toplulukları dağıtma ve tek küresel para birimi olarak doların konumunu güçlendirme eğiliminde.

Tüm bunlara rağmen Ekonomik Koridor Projesi, Başkan Joe Biden’ın dediği gibi oyunun kurallarını değiştirecek mi?

xasc
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 10 Eylül’de Yeni Delhi’de düzenlenen G20 zirvesinde basın açıklaması yaparken (AFP)

İsabetli sorular

Yeni Delhi’deki G20 zirvesinde dünya liderleri tarafından ilan edilen ve Hindistan’ı Ortadoğu üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen Ekonomik Koridor projesinin, daha güvenilir ve maliyet bakımından daha uygun bir ticaret yolu benimsenmesi suretiyle katılımcı ülkelere gelecek vaat eden pek çok fırsat sunacağına şüphe yok. Böylece tedarik zincirlerinin esnekliği artacak, bu da başta koridorun kapsadığı ülkeler olmak üzere dünyanın birçok ülkesini etkileyecek. Üstelik temiz ve yenilenebilir enerji güvenliğinin artırılmasına, malların Güney Asya üzerinden Avrupa’ya taşınmasına ve Avrupa’nın enerji tedarikinin güvence altına alınmasına da gerçek anlamda katkı sağlayacak.

BRICS’in iki kutbu Çin ve Rusya’nın temel hedefi, uluslararası ilişkilerde denkliği sağlamak değil, ABD ve müttefiklerinin bu iki ülkeye uyguladığı çifte kuşatmaya, doların küresel ekonomi üzerindeki egemenliğine ve ABD’nin BM’de ve Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki etkinliğine karşı koymaktır.

İlk anlaşmayı imzalayan ülkelerin yenilenebilir enerji ve temiz hidrojen projelerine küresel yatırımları çekme hırsı, projenin başarılı olması ve getirilerinden herkesin faydalanması için büyük bir iş birliği arzusuyla karşılanacak. Bununla birlikte ABD’nin öngördüğü siyasi boyut, Ortadoğu’da siyasi bakış açılarında yakınlığı güçlendirmek, çatışmaların yoğunluğunu azaltmak ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının İsrail ve Avrupa’nınkilerle birleştirilmesinden sonra istikrara katkı sağlamak açısından yerini koruyor. Yeni projeyi tehdit eden zorlukların başında ise bölge ülkeleri ile ABD arasında hüküm süren güven aşınması ve bu aşınmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak bölge ülkeleri arasında alan ve boyut kazanan büyük Çin nüfuzu geliyor.

xsc
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 18 Eylül’de Yeni Delhi’de (Reuters)

Ekonomik toplulukların iç içe geçmesi ve bölgesel ve uluslararası dengelerin bozulması göz önüne alındığında, Ekonomik Koridor projesinin başlangıcını çevreleyen nesnel koşullar projenin başarı ve başarısızlık ihtimallerini değerlendirmeye yönelik pek çok soru işareti doğuruyor:

Birinci olarak; Çinliler altyapı kurma, birçok endüstriyel tedarik kaynağına sahip olma ve hammadde ile nadir madenlere erişme yeteneklerine sahipken, yeni projenin kendisinden birkaç yıl önce ortaya atılan Çin projesiyle rekabet edebilme yeteneği nedir? Proje, Türkiye ile Mısır’ın koridor ülkelerinden dışlanmasının sonuçlarına rağmen, Asya ile Avrupa arasındaki ticari alışverişini güçlendirmek için gerçek bir fırsat oluşturacak mı?

İkinci olarak; Avrupa’nın Çin tedarikine olan bağımlığı azaltma ya da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in deyimiyle Avrupa’nın Çin’in tedarik kaynaklarına ve ticaret yollarına aşırı bağımlılık sebebiyle yüzleşeceği riskleri ortadan kaldırma konusundaki çabaları başarılı olacak mı?

Üçüncü olarak; Hindistan, Çin’in yeteneklerine denk ve küresel mal üretiminden pay edinmeyi arzulayacak büyük bir sanayi gücüne dönüşmeyi başarabilecek mi? Projenin başarıya ulaşması için denizcilik yeteneklerinin seviyesini yükseltip, Avrupa ve Ortadoğu’nun mal ihtiyacını karşılamak üzere rekabete elverişli altyapıyı artırma ihtiyacını karşılayabilir mi?

Dördüncü olarak; ABD, BM Güvenlik Konseyi’nin, Arap-İsrail çatışmasının nihai çözümü ve ilişkilerde yeni Ekonomik Koridor’un dayattığı normalleşme için bağlayıcı bir şart olmaya devam eden kararlarına göre iki devletli çözümü uygulayıp, Filistin Devleti’ni kurabilecek mi?

Bu soruların ortak paydası, ABD’nin her birine yaklaşımında yatıyor. Bunlar, ABD’nin, Hindistan’dan başlayarak Ortadoğu ve Avrupa’ya uzanan ve başarılı olması dışlayıcı bir projeye dönüşmemesine, hatta bütünleşik küresel ekonomi çevresine dahil olmasına bağlı kalan Baharat Yolu’na dair sorulardır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.