Kıbrıs nasıl jeopolitik bir ikilem haline geldi?

Çok karmaşık bir jeopolitik bölge: Kıbrıs

Kuzey Kıbrıs'taki Lefkoşa kenti ve Selimiye Camii (Shutterstock)
Kuzey Kıbrıs'taki Lefkoşa kenti ve Selimiye Camii (Shutterstock)
TT

Kıbrıs nasıl jeopolitik bir ikilem haline geldi?

Kuzey Kıbrıs'taki Lefkoşa kenti ve Selimiye Camii (Shutterstock)
Kuzey Kıbrıs'taki Lefkoşa kenti ve Selimiye Camii (Shutterstock)

Ömer Önhon

Ercan Havalimanı, uluslararası standartlara uygun olarak inşa edilmiş modern bir havalimanıdır ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) giriş kapısı olarak kabul edilir. Ancak, bu havalimanına yalnızca iki Türk şirketi iniş yapıyor. Bunlardan biri Türk Hava Yolları, diğeri ise Pegasus adlı özel bir Türk şirketidir. Bunun nedeni, KKTC'ye yönelik uluslararası yaptırımlar ve kısıtlamalar…

Öte yandan Larnaka Havalimanı'ndaki diğer tüm taşıyıcılar Kıbrıs'ın diğer tarafında yer alıyor.

Bu adada iki devlet var. Bunlardan biri de adanın güney kesiminde yer alan ve Kıbrıs Rumlarının anavatanı olan ve uluslararası alanda tanınmış yapı olan “Kıbrıs Cumhuriyeti” iken diğeri ise, yalnızca Türkiye tarafından tanınan KKTC.

Kıbrıslı Rumlar adanın kendi egemen oldukları kesimini “Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrolü altındaki bölgeler” ve KKTC’nin adada egemen olduğu kuzey kesimini ise “hükümetin etkin kontrolünden yoksun bölgeler” olarak tanımlıyor.

1974 Türk askeri müdahalesine yol açan tarihi gelişmeler

Osmanlı İmparatorluğu, 1571 yılında adayı Venedik'in elinden aldı. 300 yıl boyunca yönetti. 1878 yılında, Rusya'ya karşı desteğini garanti altına almak için siyasi bir jest olarak, geçici yönetimi İngiltere'ye bıraktı.

Ancak İngiltere, Birinci Dünya Savaşı sırasında adayı tek taraflı olarak ilhak etti ve sömürge yönetimi 1960 yılına kadar devam etti.

1960 yılında, Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan Zürih Anlaşması ile İngiltere ve adadaki cemaat liderleri ile imzalanan Londra Anlaşması uyarınca, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin temeli, Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasında siyasi haklar ve statüde eşitlik olarak kabul edildi ve bu, cumhuriyetin anayasasında da yer aldı. Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan, bu durumu memnuniyetle karşılamasalar da koşullar uygun olmadığı için, katılmayı ve adanın tamamını talep etmek için doğru zamanı beklemeyi tercih ettiler.

Kısa süre sonra, Kıbrıslı Rum milliyetçilerinin aşırılıkçı örgütü EOKA, silahlarını Kıbrıslı Türklere doğrulttu. Örgüt, 1955 yılında İngiliz sömürge yönetimine karşı kurulmuştu. Sloganı Enosis yani Yunanistan'a Birleşme idi.

Kıbrıslı Rumlar adanın kendi egemen oldukları kesimini “Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrolü altındaki bölgeler” ve KKTC’nin adada egemen olduğu kuzey kesimini ise “hükümetin etkin kontrolünden yoksun bölgeler” olarak tanımlıyor.

Bunu 1963'te toplumlararası şiddet izledi. Kıbrıslı Türk siviller köylerinden kaçtılar ve Kıbrıslı Rum milisler tarafından kuşatılmış yerleşim bölgeleri haline gelen kasaba ve şehirlerin belirli bölgelerinde toplandılar.

Daha sonra, Kıbrıslı Türkler, ‘Türk Mukavemet Teşkilatı’ (TMT) bayrağı altında kendi silahlı oluşumlarını kurarak karşılık verdiler. 2012 yılında vefat eden Kıbrıs Türk topluluğunun lideri ve KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sık sık Kıbrıslı Türklerin kendilerine ya boyun eğmek ve kendilerine ne kadar küçük olursa olsun verilen haklar altında bir azınlık olarak yaşamak ya da adayı Türkiye'ye veya başka bir yere gitmek için terk etmek olmak üzere iki seçenek sunulduğunu ancak kendilerinin üçüncü bir seçeneği tercih ederek direndiklerini söylerdi.

Yunan milliyetçisi ve faşist EOKA-B, 1974 yılının Temmuz ayında hükümeti devirdi ve Yunan Kıbrıs Ulusal Muhafızları'nın desteğiyle askeri darbe gerçekleştirdi. O sırada Yunanistan'ı yöneten askeri cuntanın hazırladığı ve denetlediği plana göre, sonraki aşama, Türk direnişini bastırmak, Kıbrıs’ı tamamen Helen adası haline getirmek, son aşamada ise adayı Yunanistan'a ilhak etmekti.

1974 yılının Temmuz ayında, Türkiye, garantör devlet olarak Londra Anlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak askeri müdahalede bulundu. 85 yaşındaki eski TMT Milisi ve Kıbrıslı Türk Gaziler Derneği Başkanı Celal Bayar, 1963'ten 1974'e kadar Kıbrıslı Rum milliyetçileri ve EOKA tarafından gerçekleştirilen soykırımlara karşı birlikte mücadele ettiklerini söyledi.

1963'teki toplumlararası şiddet, Kıbrıslı Türk sivillerin köylerini terk etmelerine ve Kıbrıslı Rum milisler tarafından kuşatılmış yerleşim bölgeleri haline gelen kasaba ve şehirlerin belirli bölgelerinde toplanmalarına yol açtı.

Ancak, 1974'te yapılan Türk askeri müdahalesi ve savaş, bu eğilimi tersine çevirdi. Yunanistan'ın Helen adası yaratma hayalleri tamamen suya düştü ve yeni bir gerçek ortaya çıktı.

Adanın güney kesiminde yaşayan Türkler, kuzey kesimine, kuzey kesiminde yaşayan Kıbrıslı Rumlar ise güney kesimine taşındı. O zamandan beri, yaklaşık 380 bin nüfuslu Türkler, adanın yüzde 35,04'ünü oluşturan 3 bin 241 kilometrekarelik bir alanda kuzeyde yaşıyor. Yaklaşık 800 bin nüfuslu Kıbrıslı Rumlar ise güneyde yaşıyor.

Kıbrıslı Türkler başlangıçta Kıbrıs Türk Federal Devleti olarak örgütlendiler ve 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan ettiler.

Anlamsız ve umutsuz müzakereler ve AB’nin rolü

1974 savaşından bu yana, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar ve garantör ülkeler arasında, çatışmaya çözüm bulmak ve adayı birleştirmek amacıyla, Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde sayısız girişim ve plan başlatılmış, sonuçsuz müzakereler yapıldı.

Tüm taraflardan ve partilerden diplomatlar ve devlet adamları yaşlandı, emekli oldu ve bazıları yaşlılıktan öldü. Bir çözüm bulmak için ellerinden geleni yaptılar, ancak Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar bir anlaşmaya varamadı.

Çözüme en çok yaklaştıkları dönem, Annan'ın planının adanın her iki tarafında referanduma sunulduğu 2004 yılıydı. Plan “İki Etnik, İki Bölgeli Birlik” çözümü ekseninde şekillenmişti.

Avrupa Birliği (AB) üyeliği beklentisinin ve ekonomik refah atmosferinde ileriye doğru atılacak bir adımın her iki tarafı da anlaşmaya varmaya yönelik güçlü bir teşvik sağlayacağı ümit ediliyordu ancak işler öyle gitmedi.

cdsfrg
Lefkoşa'daki turistik çarşı (Ömer Önhon)

Kıbrıslı Rumlar, plana yüzde 75,83'lük ezici bir çoğunlukla karşı oy kullandı, Kıbrıslı Türkler ise yüzde 64,91'lik çoğunlukla lehine oy kullandı. İlginç bir şekilde, planı bizzat müzakere eden Kıbrıslı Rumların Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, halkını referandumda hayır demeye çağırdı.

Referandumun hemen ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan 28 Mayıs 2004'te bir rapor yayınladı ve bu raporda “Kıbrıslı Türklerin oylarının onlara baskı ve tecrit için her türlü gerekçeyi geçersiz kıldığını” açıkça belirtti.

Ancak en garip sonuç, Annan Planı'nı reddeden Kıbrıslı Rumların, adanın tamamını temsil ettikleri gerekçesiyle AB'ye kabul edilmesi, planı büyük çoğunlukla kabul eden Kıbrıslı Türklerin ise dışlanması, daha fazla izolasyon ve ambargoya maruz bırakılmasıydı.

“Umudu, Avrupa Birliği üyeliği olasılığının ve ekonomik refahın gölgesinde atılacak adımın, her iki tarafı da bir anlaşmaya varmaları için güçlü bir teşvik oluşturacağıydı. Ancak, işler bu şekilde gitmedi.”

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, AB'nin 2004 yılında çözülmemiş bölgesel çatışmalardan mustarip bir ülkeye, nüfusunun dörtte birini görmezden gelip girişine izin vererek büyük bir hata yaptığına dikkat çekiyor.

AB'nin önde gelen bazı yetkilileri, kamuoyuna açıkça hata yaptıklarını itiraf ettiler. Ancak, bu itiraflar, görevlerinden emekli olduktan sonra yapılacaktı. Son olarak, Birleşik Krallık'ın eski Dışişleri Bakanı Jack Straw, yakın zamanda yayınlanan bir makalede benzer bir itirafta bulundu.

KKTC gerçek bir devlet mi değil mi?

Yunan tarafı, KKTC’yi var olmayan, yasadışı veya başka bir şey olarak görebilir, ancak bir devletin kurulmasını gerektiren tüm koşulları karşılanmış durumda: Sürekli bir nüfusa, belirli bir bölgeye, bir hükümete ve diğer devletlerle ilişki kurma yeteneğine sahip. Yani, 1933'te imzalanan Montevideo Konvansiyonu'nda belirtildiği gibi, uluslararası hukukta devletin standart tanımına uyuyor.

Ancak, KKTC, uluslararası alanda tanınmıyor. Ünlü İngiliz yazar Andrew Mango, 2004 yılında yayınlanan bir makalesinde şu ifadelere yer vermişti: “Ada’da, her biri etnik olarak homojen bir grup içeren ve kendi kendilerini istikrarlı ve demokratik bir şekilde yöneten iki bölge var, fiilen Kıbrıs'ta iki ayrı devlet oluşturuyorlar.”

Ancak, Kıbrıslı Türkler, uluslararası platformlara erişimleri kısıtlıdır. KKTC, yalnızca New York ve Cenevre'deki BM'de ve yaklaşık 20 ülkede ticari ofis olarak temsil edilmeyi başardı.

KKTC de İslam İşbirliği Teşkilatı'nın toplantılarına “Kıbrıs Türk Devleti” adı altında katılıyor ve yakın zamanda Türk Devletleri Teşkilatı'na gözlemci olarak katıldı.

Kıbrıslı Rumlar, KKTC ile yapılan herhangi bir uluslararası temasa tepki gösteriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tezlerini güçlendirmek için kullandığı yöntemlerden biri de AB içinde ilgisiz konularla ilgili kararları engellemektir. ABD Temsilciler Meclisi üyesi Pete Sessions'ın birkaç hafta önce Ankara'dan doğrudan Ercan Havalimanı'na gitmesi ve bunu yapan ilk ABD'li yetkili olması Kıbrıslı Rumları öfkelendirmişti.

zxscd
Lefkoşa'daki halk meydanı (Ömer Önhon)

 KKTC, aralarında AB’nin de bulunduğu uluslararası kuruluşlardan, bazı yardımlar alıyor. Ancak, bu yardımlar, Kıbrıslı Rumlara ayrılan paralarla karşılaştırıldığında çok az. Öte yandan, Arkia, KKTC için önemli bir mali yardım sağlıyor. Bu yardım olmadan, bu cumhuriyette yaşamak çok zor olurdu.

KKTC, içinde bulunduğu zor koşullara rağmen, Türkiye ile birlikte bölgesel bir bakış açısına ve uzun vadeli bir perspektife sahip olan birçok ‘devasa proje’ üzerinde çalışıyor. Bu projelerden biri, Türkiye'den Kıbrıs'a, denizin altında 80 kilometre uzunluğunda bir boru hattıyla 75 milyon metreküp su taşımaktır. Suyun, yakın zamanda inşa edilen Keçiköy Barajı'nda depolanacak ve dağıtılması planlanıyor.

İkinci proje ise geçen Temmuz ayında açılan Ercan Havalimanı'nın genişletilmesi. Havalimanının şu an 10 milyon yolcu kapasitesine sahip. Hazırlık aşamasında olan bir başka proje ise Türkiye ile elektrik bağlantısıdır. Projenin 2028 yılına kadar tamamlanması planlanıyor. Ortadoğu ve Avrupa arasındaki elektrik şebekelerini kısa mesafelerle birbirine bağlamada önemli bir katkı sağlayacak.

csdvgert
Lefkoşa'da bir üniversite (Ömer Önhon)

Kıbrıs Medya Grubu Başkanı ve Kıbrıslı Türkler arasında kamuoyunu şekillendiren en önde gelen gazetelerden biri olan Kıbrıs Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özer Kanlı, “Bu yatırımlar, KKTC'nin kalıcı olduğunun ve Türkiye'nin onu desteklediğinin açık göstergeleridir" dedi. Bu projeler, yalnızca Türkleri değil, tüm adayı da faydalandırabilecek, hatta bölge dışındaki yerleri bile faydalandırabilecek projelerdir.

KKTC'nin gelir kaynakları nelerdir?

Turizm, üniversiteler, kumarhaneler ve yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerden yapılan para transferleri KKTC'nin sahip olduğu başlıca döviz kaynaklarını oluşturuyor.

KKTC'ye gelen yabancılar üç kategoriye ayrılıyor: Türkiye'den gelen turist kategorisi, Kıbrıslı Rum kategorisi ve üçüncü ülke vatandaşları kategorisi.

Kıbrıs'ın Yunan tarafına ait Larnaka Havaalanı'na gelen yabancı turistler, hayalet bir ülkeye girmenin heyecanını yaşamak için KKTC'ye geçiyor. Bu, güvenli bir ortamda vahşi yaşamı keşfetmeye benzeyen bir macera gibi!

Kıbrıslı Rumların KKTC’ye güçlü muhalefetine rağmen, onlar da bu ülkeyi ziyaret etmekten hoşlanıyorlar. Kıbrıslı Rumlar, 2003 yılında Kıbrıslı Türklerin geçişine izin verilmesinden bu yana, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne alışveriş yapmak, yemek yemek, şarap içmek ve orada bulunan yirmi kumarhanede kumar oynamak için ülkeye akın ediyorlar.

Gerçekten de kuzeyde benzin dahil her şey güneyde olduğundan daha ucuz. Ayrıca, Türk lirasının euro karşısındaki değer kaybı, KKTC'yi daha cazip bir yer haline getiriyor. Kıbrıslı Yunan polisinin verilerine göre, 2022 yılında 1 milyon 372 bin 564 Kıbrıslı Yunan, KKTC’ye geçti. Bu, önceki genel sayının iki katı.

2022 yılında, Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye geçen ada sakini olmayan yabancı vatandaşların sayısı da 1 milyon 498 bin 649'a ulaştı. Bu, önceki yıl 471 bin 910 olan rakama kıyasla önemli bir artış. Geçişler, 2004 yılında tarafların üzerinde anlaştığı kontrollere tabi olarak, bölünme hattı boyunca yayılmış 9 noktadan yapılıyor.

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bir başka önemli varlığı, yaklaşık 23 üniversitedir. 2021-2022 akademik yılında, 108 bin öğrenci derslere katıldı. Bu öğrencilerden 13 bini KKTC vatandaşı, 43 bini Türkiye vatandaşı ve 51 bini üçüncü ülke vatandaşıydı. Üçüncü ülke vatandaşlarının çoğu Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika'dan geliyordu.”

Öte yandan 2022 yılında Türkiye'den gelen ziyaretçi sayısı da yüzde 70'i Türkiye'den olmak üzere 1 milyona yakın yabancı uyrukluya ulaştı ve bu ziyaretçiler ya uçakla ya da feribotla ulaştı.

Öte yandan, 2022 yılında da 1,9 milyon Kıbrıslı Türk Güney Kıbrıs'a geçti. Ancak, oradaki Müslümanlara (Suriyeliler ve diğerleri) yönelik son saldırılar, bazı endişeleri uyandırmış olabilir ve Kıbrıslı Türk ziyaretçi sayısını etkileyebilir.

KKTC, yabancılara yönelik gayrimenkul satışlarında ve orada yerleşen yabancıların sayısında bir patlama yaşadı. Kötü haber ise, konut fiyatları neredeyse iki katına çıktı. 1974'ten bu yana, yaklaşık 10 bin İngiliz vatandaşı emekli Kuzey Kıbrıs'a yerleşti.

Bu yeni yabancı göç dalgasında, mülkler satın alan ve kuzeyde yerleşen Ruslar listenin başında geliyor. Hatta bu durum, Rusya Büyükelçiliği'nin Kuzey Kıbrıs'ta konsolosluk ofisi açma planlarını duyurmasına neden oldu.

Diğer önemli gayrimenkul alıcılar arasında Ukraynalılar ve İranlılar bulunuyor. Güneyde çalışan birçok üçüncü ülke vatandaşı, daha ucuz ve daha sakin olduğu için kuzeyde yaşamayı tercih ediyor.

cdv
Lefkoşa'nın havadan görünümü (Ömer Önhon)

KKTC'nin bir başka önemli varlığı, yaklaşık 23 üniversitedir. 2021-2022 akademik yılında, 108 bin öğrenci derslere katıldı. Bu öğrencilerden 13 bini KKTC vatandaşı, 43 bini Türkiye vatandaşı ve 51 bini üçüncü ülke vatandaşıydı. Üçüncü ülke vatandaşlarının çoğu Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika'dan geliyordu.

Kıbrıslı Rumlar, KKTC’ye önemli bir konum kazandıran, onun kârını ve zenginliğini artıran bu kadar hareketli faaliyetten memnun değil.

Bazı Afrikalılar ve diğerleri, AB'ye girmek için bir başlangıç noktası olarak KKTC'ye gidiyor. AB'nin uyarılarına yanıt olarak, Kıbrıs Türk Polisi gerekli önlemleri aldı ve öğrenci vizelerini kötüye kullananlara karşı harekete geçti. Bazı Afrikalılar sınır dışı edildi ve KKTC'ye giriş noktalarında kontroller daha sıkı hale geldi.

İç politika ve Türkiye ile ilişkiler

KKTC'nin cumhurbaşkanı ve başbakanı, her ikisi de kendi sorumluluklarını üstleniyor ve her ikisi de her beş yılda bir yapılan çok partili seçimlerde seçiliyor. Cumhurbaşkanı, Kıbrıs müzakerelerinden ve genel olarak uluslararası ilişkilerden sorumlu iken Başbakan ise diğer dosyaları üstleniyor.

KKTC'de son genel seçimler 23 Ocak 2022'de yapıldı. 8 siyasi partiden 400 aday, parlamentodaki 50 sandalye için yarıştı. Son cumhurbaşkanlığı seçimleri ise Ekim 2020'de yapıldı. 11 adaydan biri olan Ersin Tatar, seçimleri kazanarak KKTC'nin beşinci cumhurbaşkanı oldu.

Kuzeydeki siyasi tartışmanın Kıbrıslı Türklerin geleceği etrafında dönmesi, muhalefet partilerinin ekonominin kötüleşen durumu, kötü yönetim ve kötü yönetişim nedeniyle hükümete saldırması şaşırtıcı değil.

Türkiye ile ilişkiler, KKTC iç siyasetinin özünü oluşturuyor. Türkiye'nin siyaseti, bu cumhuriyetin siyasetini de etkiliyor. KKTC, Türkiye'ye olan bağımlılığı ve Türk lirasını ulusal para birimi olarak kullanması nedeniyle Türkiye'deki son ekonomik dalgalanmalardan da etkilendi.

Ancak, tüm Kıbrıs Türkleri, ayrı bir Kıbrıs Türk devleti kurma fikrinden, Türkiye'ye olan bağımlılığından veya varlığından memnun değil. Bu siyasal kesim KKTC Türkiye’den bağımsızlaşırsa Kıbrıslı Rumlarla iyi ilişkiler kurulabileceğini düşünüyor. Ayrıca, ada topraklarında Yunan veya Türk olsun, herhangi bir yabancı askeri gücün bulunmasına karşı çıkıyorlar.

Kronolojik sıralama:

1571: Osmanlılar Kıbrıs'ı ele geçirdi.

1878: İngiltere, adanın geçici yönetimini Osmanlılardan devraldı.

1914: İngiltere tek taraflı olarak adayı ilhak etti.

1960: İngiliz yönetiminin sonu ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanı.

1963: Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasında toplumsal şiddet başladı.

1974: Türk askeri müdahalesi.

1983: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesi.

2003: Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar savaştan sonra ilk kez adanın ‘yeşil hattını’ geçtiler.

2004: Annan Planı'na ilişkin referandum yapıldı.

2004: Kıbrıs, Avrupa Birliği üyesi oldu.

2017: Crans Montana müzakereleri başarısız oldu.

2020: Türkler iki devletli çözüme işaret etmeye başladı

* Türkiye’nin son Şam ve eski Madrid Büyükelçisi olan Önhon’un makalesi Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.