Cumhuriyetçiler, Biden yönetimine sızan bir ‘İran casusu’ hakkında uyarıda bulundu

İran Uzmanlar Girişimi davasına ilişkin geniş bir soruşturma yapılması çağrısında bulundular.

Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey üyesi Senatör Jim Risch ve Cumhuriyetçi müttefikleri, Biden yönetiminin İran- Ukrayna nükleer anlaşmasına ilişkin çabalarını tartışmak üzere düzenlediği basın toplantısında, Mart 2022 (Senato)
Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey üyesi Senatör Jim Risch ve Cumhuriyetçi müttefikleri, Biden yönetiminin İran- Ukrayna nükleer anlaşmasına ilişkin çabalarını tartışmak üzere düzenlediği basın toplantısında, Mart 2022 (Senato)
TT

Cumhuriyetçiler, Biden yönetimine sızan bir ‘İran casusu’ hakkında uyarıda bulundu

Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey üyesi Senatör Jim Risch ve Cumhuriyetçi müttefikleri, Biden yönetiminin İran- Ukrayna nükleer anlaşmasına ilişkin çabalarını tartışmak üzere düzenlediği basın toplantısında, Mart 2022 (Senato)
Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey üyesi Senatör Jim Risch ve Cumhuriyetçi müttefikleri, Biden yönetiminin İran- Ukrayna nükleer anlaşmasına ilişkin çabalarını tartışmak üzere düzenlediği basın toplantısında, Mart 2022 (Senato)

Çok sayıda gözlemci, analist veya Başkan Joe Biden yönetimine muhalif siyasi çevreler, İran Uzmanlar Girişimi meselesinin yeni bir İran- Kontra skandalına benzer bir duruma dönüşmesini bekliyor. Bunun yanında bazı Cumhuriyetçiler, geçtiğimiz Çarşamba günü Beyaz Saray’a gönderdikleri mektupta İran’ın Biden yönetimi içine sızdığını ve ABD hükümeti hakkındaki hassas bilgilere erişim sağladığını belirtti.

Bu durum, Biden yönetiminin bu ayın başlarında milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran fonunun serbest bırakılmasını da içeren esir takası anlaşmasının ardından İran ile gizli müzakerelere giriştiği yönündeki haberleri reddetmesi üzerine yaşandı.

Yönetimde bir casus

Temsilciler Kevin Hearne ve Joe Wilson ile Senatör Bill Hagerty tarafından, Kongredeki en büyük Cumhuriyetçi grup olan Cumhuriyetçi Çalışma Komitesi adına gönderilen mektupta “İran, son birkaç ayda kısıtlı ABD hükümeti e-postalarına veya ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait sunuculara erişimi olduğunu defalarca gösterdi” denildi.

Mektupta, devlet kontrolündeki İran propaganda yayınlarında ortaya çıkan bir dizi sızıntının, ABD hükümetinin mülküne karşı yabancı bir düşman tarafından büyük bir güvenlik ihlali oluşturduğu, bunun Biden yönetimi içinde bir casusun varlığına işaret edilebileceği ve yönetimin bu konuda soruşturma yapılmasını talep edebileceği belirtildi.

Soruşturma talebi, Semaphore web sitesinde Salı günü yayınlanan ve İran rejimiyle bağlantılı geniş bir propaganda ağını ayrıntılarıyla anlatan bir raporun ardından gelişti. İran Uzmanlar Girişimi olarak bilinen bu ağın, üst düzey bir Pentagon yetkilisi olan Ariane Tabatabai’nin yanı sıra İran Dışişleri Bakanlığı’na rapor veren ve Tahran’ın Amerikalı politika yapıcılarla görüşülmesine yardımcı olan diğer etkili dış akademisyenleri içerdiği iddia ediliyor. İran hükümeti tarafından işletilen ağın üyeleri olarak tanımlanan kişiler arasında, bu yılın başlarında gizli bilgileri yanlış kullandığı iddiasıyla güvenlik izni askıya alınan İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in eski yardımcıları da yer alıyor.

Malley’in güvenlik izninin askıya alınmasının ardından Ağustos ayında, İran Dini Lideri’nin ofisine yakın Tehran Times gazetesi, Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen hassas ancak gizli olmayan bir iç mektup da dahil olmak üzere, hassas ABD hükümeti belgeleri içeren raporlar yayınladı.

Sadece bir ay sonra gazete, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk’un özel bir toplantıda, politika yapıcıların mektubunda ‘İran’a yönelik ulusal güvenlik seçenekleri’ olarak tanımladığı konuyu tartıştığı bir ses kaydını yayınladı.

İstihbarat ihlali

Siyasiler, her iki sızıntının da İran istihbarat operasyonunun işaretlerini taşıdığını ve İran istihbarat servisinin bir şekilde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gizli e-postalarına erişim elde ettiğini belirtti.

xz
Güvenlik izni dondurulan ABD’nin İran özel elçisi Robert Malley’in dosyası, İran uzmanlar girişiminin ortaya çıkmasıyla yeniden gündeme geldi. (EPA)

Bu ağlara erişim genellikle yakından kontrol ediliyor. Bu da İran’ın ya sistemi hacklediği ya da bilginin bir insan kaynağından aktarıldığı anlamına geliyor. Siyasiler, “Bu, ABD hükümeti çalışanlarının kısıtlı ve hassas hükümet belgelerini sızdırdığı anlamına gelebilir. Her iki olasılık da son derece rahatsız edici” dedi.

Siyasi isimler ayrıca, Biden yönetimine, Robert Malley’in güvenlik izninin askıya alınmasına yol açan koşullara ilişkin Kongre’de tekrarlanan soruşturma taleplerini görmezden geldiği için öfkesini de dile getirirken, Kongre üyelerinin ABD hükümetinin brifinglerinden çok Tehran Times’tan bilgi aldığını söyledi.

Öte yandan 2019’dan 2021’e kadar ABD Dışişleri Bakanlığı’nda İran Çalışma Grubu için Özel Danışman olarak görev yapan Gabriel Noronha, son on yılda İranlıların Batı’yı hedef alan operasyonlar geliştirmek için çaba sarf ettiğini belirtti.

Noronha, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2013’ten 2017’ye kadar olan dönemde bu faaliyetlerin büyük ölçüde İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili söylemi şekillendirmeye, ayrıca 2018’de ABD yaptırımlarını çarpıtmaya ve ABD’ye yaptırımları hafifletmesi için baskı yapmaya odaklandığını dile getirdi.

Gabriel Noronha, İran Dışişleri Bakanlığı’nın, özellikle Dışişleri Bakanı Cevad Zarif başkanlığında, bu bilgi şekillendirme çalışmalarında başvurabileceği Batılı sesler ve uzmanlar geliştirdiğini açıkladı. Son keşifler, bu faaliyetlerin özellikle şu anda görevden alınmış İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile bağlantılı olanların, ABD’nin karar alma sistemine önceden bilinenden çok daha derin bir şekilde nüfuz ettiğini gösteriyor.

“Şaşırtıcı bir şekilde Biden yönetimi, üst düzey bir Pentagon yetkilisi de dahil olmak üzere olaya karışan hiçbir kişiyi henüz tutuklamadı” diyen Noronha, Kongre’deki Cumhuriyetçilerden bu politikayla yüzleşmek için güçlü bir baskıya tanık olmalarının beklendiğini söyledi.

Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey Cumhuriyetçilerinden Senatör Jim Risch ise X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, “Bunlar, İran’ın küresel güvenliğini ve nükleer programını güçlendirmeye yönelik bir plan aracılığıyla ABD’nin İran’a yönelik politikasını etkileme girişimlerine ilişkin rahatsız edici iddialardır” dedi.

Senatör, “Biden yönetimi yetkililerinin İran Uzmanlar Girişimi’ne olası katılımı ciddiye alınmalı ve daha fazla inceleme gerektirmelidir” dedi.

Senatör Bill Hagerty de X üzerinden açıklamada bulunarak, “Önce Robert Malley skandalı, bugün ise İran yanlısı Biden yetkililerinin ABD’deki nüfuz faaliyetlerinde İran rejimiyle koordineli hareket ettiğine dair şok edici yeni haberler var. Peki kaç tane İran yanlısı Biden yönetimi yetkilisi açığa çıktı?” diye sordu.

Hagerty, “Biden’ın İran politikası, rejim sempatizanlarının hakimiyetinde. Bazıları, savunma ve dışişleri bakanlıklarında üst düzey güvenlik yetkilerine sahiptir” dedi.

Müzakerelere kapı açık

Öte yandan ABD’li bir yetkili, Çarşamba günü Amerika’nın Sesi (Voice of America) sitesine verdiği demeçte İran’la doğrudan görüşmelerin varlığını yalanladı. Yetkili, “Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk’un dahil olduğu herhangi bir doğrudan veya dolaylı görüşme planlanmadı” dedi.

Geçtiğimiz Salı günü İran Dışişleri Bakanlığı da İran’ın uranyum zenginleştirme programını yavaşlatması karşılığında yaptırımları hafifletmek amacıyla Tahran’daki yetkililerin ‘müzakerecilere Washington ile doğrudan görüşmelere girme izni verdiği’ yönündeki basında çıkan haberleri yalanladı. İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre Bakanlık, “Bunlar her zaman siyasi atmosfer yaratmak için kullanılan asılsız medya oyunlarıdır” açıklamasında bulundu.

Washington, bu olasılığa kapıyı açık tutmuş gibi görünüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller, ABD’nin İran’la doğrudan müzakerelere girmeye hazır olup olmadığına ilişkin olarak “İran’la diplomasiye açık olduğumuzu her zaman söyledik” dedi.

Miller, “Bu tür görüşmelerin nasıl gerçekleşeceğine girmek istemiyorum, ancak İran’ın nükleer silah elde etmesini önlemenin en iyi yolunun diplomasi olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Miller ayrıca, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliği de dahil olmak üzere, ABD’nin İran’ın herhangi bir müzakereden önce atmasını istediği bir takım adımlar olduğuna dikkati çekti.



ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
TT

ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)

İnsan hakları örgütleri, ABD'nin Kübalılar için Guantanamo'da "kamp" inşa etme planına tepki gösterdi.

ABD Güney Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) başındaki Francis Donovan, 19 Mart'ta Senato'da yaptığı konuşmada, Küba'dan kitlesel bir göç yaşanması durumunda ülkeye girmeye çalışanların Guantanamo'ya yerleştirilebileceğini söylemişti.

Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde düzenlenen oturumda Donovan, Küba'daki Guantanamo Körfezi'nde yer alan ABD askeri üssünde bir "kamp" kurulacağını belirtmişti.

85 insan hakları grubu, Guardian'a gönderdikleri ortak mektupta Donald Trump yönetiminin planlarına tepki gösterdi.

"Guantanamo geçmişe ait bir kalıntı olmalıdır" denen mektupta, Beyaz Saray'dan Küba'da "insani krize yol açan ambargo ve cezai politikaları sonlandırması" istendi.

Ortak mektubu imzalayanlar arasında, 11 Eylül saldırıları ardından Guantanamo'ya gönderilen tutukluları temsil eden Anayasal Haklar Merkezi de var.

Donovan, SOUTHCOM'un "olası kitlesel göç durumunda İç Güvenlik Bakanlığı'yla koordineli hareket edeceğini" de söyledi.

Donald Trump, geçen yıl ocak ayında imzaladığı başkanlık kararnamesiyle İç Güvenlik Bakanlığı ve Pentagon'a "Guantanamo Körfezi Donanma Üssü'ndeki Göçmen Operasyon Merkezi'ni (MOC) tam kapasiteye çıkarmalarını" emretmişti. Bu kapsamda tesisin kapasitesinin 30 binin üzerine çıkarılması talimatı verilmişti.

Trump yönetimi insan hakları ihlalleriyle tartışma yaratan Guantanamo'ya Venezuelalı göçmenleri de göndermişti.

Guantanamo'daki MOC, üssün içindeki terörle ilgili gözaltı merkezinden ayrı tutuluyor. Hem Pentagon hem de İç Güvenlik Bakanlığı'nın yetki alanına giren MOC, denizde yakalanan göçmenlerin gözaltında tutulması için kullanılıyor.

ABD, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmış, ardından Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlamıştı.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Ortak mektuba imza atan Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi'nden Michael Galant, şunları söylüyor:

Trump yönetimi Küba'dan gelebilecek göçten endişeleniyorsa çözüm basit: Ambargo ve yakıt ablukası yoluyla Küba halkını kasıtlı olarak yoksullaştırmayı bırakın.

Washington, adadaki Komünist rejime karşı baskıyı artırırken Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel, liderlik görevini bırakmayacağını bildirerek "Biz, özgür ve egemen bir devlete sahibiz" demişti.

Independent Türkçe, Guardian, Truthout, Common Dreams, TeleSUR


Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)
TT

Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)

Rusya ve Ukrayna, bugün Ortodoks Paskalyası vesilesiyle savaş esirlerinin değişimi ve gece boyunca insansız hava (İHA) aracı saldırılarının ardından geçici bir ateşkese hazırlanıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, iki taraf arasında az sayıdaki iş birliği alanından birinde, Rusya ve Ukrayna'nın karşılıklı olarak 175 savaş esiri değiştirdiğini duyurdu.

Yetkililerin açıklamasına göre, Rusya dün gece ile bu sabah arasında Ukrayna'ya en az 160 insansız hava aracı fırlattı ve ülkenin doğu ve güneyinde dört kişi öldü.

Odessa'nın güney bölgesi, en çok etkilenen yerler arasındaydı; yetkililer iki ölüm ve sivil altyapıda hasar olduğunu bildirdi.

Yetkililere göre, Ukrayna’nın İHA saldırıları, Rusya'nın güneyindeki Krasnodar bölgesinde bir petrol deposunda yangına ve konut binalarında hasara yol açtı.

Rus yetkililere göre, Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk bölgesinin Rus işgali altındaki kesimine Ukrayna İHA’ları ile düzenlenen saldırıda iki kişi öldü.

Kremlin, bugün saat 16:00'da başlayıp yarın gün sonuna kadar sürecek, 32 saatlik geçici bir ateşkes ilan etti.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna'nın ateşkesi sürdüreceğini ve Rusya'nın herhangi bir ihlaline "aynı şekilde" karşılık vereceğini teyit etti. X platformunda yaptığı paylaşımda şunları belirtti: "Ukrayna ateşkesi sürdürecek ve aynı şekilde karşılık verecektir. Rusya hava, kara veya deniz saldırıları düzenlemezse, biz de karşılık vermeyeceğiz."


Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
TT

Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)

Reuters, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in yakın çevresinden olduğu belirtilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Hamaney’in savaşın başlarında babasının hayatını kaybettiği hava saldırısında yüz ve bacaklarından ağır yara aldıktan sonra hâlâ iyileşme sürecinde olduğunu bildirdi.

Kaynaklara göre, İran’ın başkenti Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde bulunan komuta kompleksine yönelik saldırıda Hamaney’in yüzünde ciddi deformasyon oluştu ve her iki bacağında ağır yaralanmalar meydana geldi.

İsimlerinin gizli kalmasını isteyen kaynaklar, 56 yaşındaki Mücteba Hamaney’in iyileşme sürecinin devam ettiğini, ancak zihinsel kapasitesini koruduğunu ifade etti.

Kaynaklar ayrıca, Hamaney’in üst düzey yetkililerle sesli konferanslar aracılığıyla toplantılara katıldığını ve ABD ile yürütülen müzakereler dahil olmak üzere kritik karar süreçlerine katkı sunduğunu aktardı.

Bu iddialar, İran’ın son yıllardaki en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu ve aynı zamanda İslamabad’da bugün başlaması beklenen barış görüşmeleri öncesinde yönetim kapasitesine ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde geldi.

Reuters, söz konusu bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadığını da not düştü.

19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)

Belirsizlik

Mücteba Hamaney’in nerede olduğu ve sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, ülke yönetimini ne ölçüde yürütebildiğine dair soru işaretleri de devam ediyor. Saldırının ardından kendisine ait hiçbir fotoğraf, video ya da ses kaydının yayımlanmadığı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Mücteba Hamaney, 28 Şubat’ta, savaşın ilk gününde gerçekleştirilen ve eski Dini Lider Ali Hamaney’in hayatını kaybettiği saldırıda ağır yaralandı.

İran makamları, yaralanmaların niteliğine ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, devlet televizyonunda görev yapan bir sunucunun onu göreve getirildikten sonra ‘canbaz’ (savaşta ağır yaralanan kişi) olarak tanımladığı aktarıldı.

Söz konusu iddialar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 13 Mart’ta yaptığı ve Mücteba Hamaney’in yaralandığını ve muhtemelen yüzünün zarar gördüğünü söylediği açıklamayla da örtüşüyor.

ABD istihbarat kaynaklarına dayandırılan bir değerlendirmede ise Hamaney’in bir bacağını kaybetmiş olabileceği ileri sürüldü.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İsrail makamları konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden analist Alex Vatanka, durumun ciddiyetinden bağımsız olarak, tecrübesiz bir yeni liderin babasının sahip olduğu mutlak otoriteyi kısa sürede kurmasının zor olduğunu belirtti. Vatanka, Mücteba Hamaney’in zamanla etkisini artırabileceğini ancak bunun yıllar alabileceğini ifade etti.

Kaynaklardan biri ise önümüzdeki bir iki ay içinde Dini Lider’in görüntülerinin kamuoyuna sunulabileceğini, ancak bunun yalnızca sağlık durumu ve güvenlik koşulları uygun olduğunda gerçekleşeceğini aktardı.

Mücteba’nın rolü

İran’ın siyasi sistemi uyarınca, Dini Lider geniş yetkilere sahiptir. Dini Lider, 88 din adamından oluşan bir kurul tarafından seçilirken, doğrudan seçilmiş cumhurbaşkanını denetler ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) başta olmak üzere kendisine paralel çalışan kurumları da yönlendirir. Bu yapı, DMO’ya önemli bir siyasi ve askerî nüfuz alanı sağlar.

İran’ın ilk Dini Lideri Ruhullah Humeyni, devrimin lideri olarak neredeyse mutlak bir otoriteye sahipti ve döneminin en etkili din adamı kabul ediliyordu. Onun halefi Ali Hamaney ise dini açıdan daha düşük bir otoriteye sahip olmasına rağmen, 1989’da liderliğe getirilmeden önce cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş ve ardından on yıllar boyunca özellikle DMO’nun güçlenmesinden de yararlanarak siyasi etkisini pekiştirmiştir.

grafik

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar, Mücteba Hamaney’in babasıyla aynı mutlak yetki düzeyine sahip olmadığını ve savaş sürecinde stratejik kararlarda en baskın aktörün DMO olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre DMO, Hamaney’in bu göreve gelmesine katkı sağlayan ana güçlerden biri oldu.

Reuters, İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonundan Hamaney’in yaralanmalarının boyutu ve kamuoyu önüne neden çıkmadığına dair sorularına yanıt alamadığını belirtti.

Yetkililer ve süreci yakından takip eden kaynaklar, Mücteba Hamaney’in uzun yıllardır babasının ofisinde en etkili isimlerden biri olduğunu, devletin en üst kademelerinde güç kullanımı konusunda deneyim kazandığını ve DMO içindeki üst düzey isimlerle yakın ilişkiler geliştirdiğini belirtti.

Alex Vatanka ise Mücteba Hamaney’in sert çizgiyi sürdürme ihtimalinin yüksek olduğunu, ancak dünya görüşüne dair belirsizliklerin devam ettiğini ifade etti.

Habere göre Mücteba Hamaney’in kamuoyuna yönelik ilk açıklaması 12 Mart’ta yayımlandı. Bu açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması gerektiği ve bölge ülkelerinin ABD üslerini kapatması çağrısı yer aldı.

O tarihten bu yana ofisinden kısa yazılı açıklamalar yayımlanırken, Nevruz dolayısıyla 20 Mart’ta yapılan açıklamada yeni yılı ‘direniş yılı’ olarak tanımladığı aktarıldı.

Bu süreçte İran’ın dış politika, savaş, diplomasi ve iç güvenlik konularına ilişkin pozisyonlarını ise üst düzey diğer yetkililer kamuoyuna aktarmaya devam etti.

Mizahi paylaşımlar... “Mücteba nerede?”

İran içinde Mücteba Hamaney’in ortadan kaybolması ya da kamuoyuna görünmemesi, sosyal medyada ve mesajlaşma uygulamalarındaki gruplarda geniş tartışmalara yol açtı. İnternet erişiminin zaman zaman kesintili olması nedeniyle bu tartışmaların ancak sınırlı ölçüde yayılabildiği, buna rağmen Dini Lider’in sağlık durumu ve ülkeyi kimin yönettiğine dair çok sayıda soru ve teori ortaya atıldığı bildirildi.

Sosyal medyada dolaşan içerikler arasında, boş bir koltuğun bir ışık altında gösterildiği ve “Mücteba Hamaney nerede?” ifadesinin yer aldığı mizahi paylaşımlar da bulunuyor.

Buna karşılık, hükümete destek veren bazı isimler ise liderin gözlerden uzak kalmasının güvenlik açısından zorunlu olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre, ABD ve İsrail saldırılarının üst düzey isimleri hedef aldığı bir ortamda, kamuya açık görünürlük ciddi bir risk oluşturuyor.

Besic mensubu bir kişi de benzer bir görüşü dile getirerek, “Neden açıkça ortaya çıksın? Onu bu suçluların hedefi haline getirmek için mi?” ifadelerini kullandı.