Dağlık Karabağ'da kalıcı barış fırsatları

Azerbaycan askeri zaferinin siyasi tercümesini istiyor.

Dağlık Karabağ’da yaşananlar bölgede hareketliliğe neden oldu. (Reuters)
Dağlık Karabağ’da yaşananlar bölgede hareketliliğe neden oldu. (Reuters)
TT

Dağlık Karabağ'da kalıcı barış fırsatları

Dağlık Karabağ’da yaşananlar bölgede hareketliliğe neden oldu. (Reuters)
Dağlık Karabağ’da yaşananlar bölgede hareketliliğe neden oldu. (Reuters)

Ömer Önhon

Dağlık Karabağ çatışmasının seyri, beklenmedik bir şekilde ve hızla değişti. Azerbaycan, yaklaşık 30 yılın ardından Karabağ üzerinde egemenliğini mutlak bir zaferle yeniden kazandı. Dağlık Karabağ Ermenileri silahlarını bıraktı ve Azerbaycan'a teslim olarak Karabağ Cumhuriyeti'nin feshini duyurdu.

Bölgede Azerbaycanlıların kötü davranışlarına dair iddialar yayıldı ve bunlar Ermenilerin Karabağ’dan kaçmasına neden oldu. Gerçekten de 120 bin Ermeni nüfusun yarısından fazlası bölgeyi terk etti. Çok daha fazlası da ayrılmaya hazırlanıyor. Ancak onları ayrılmaya iten şey, maruz kaldıkları ihlaller değil, orada kaldıklarında başlarına geleceklerden korkmalarıydı.

Ermeniler, Azerbaycanlıların, son 30 yılda Karabağ dahil olmak üzere Azerbaycan topraklarını işgalleri sırasında Ermenilere kötü davrandıkları için onlardan intikam almasından korkuyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin Karabağ’dan kaçan Ermenilere kucak açacağını söyledi. Ancak bu zaten çalkantılı olan bir ülkeye ek bir yük oluşturacak.

1990'lı yıllara dönersek; Karabağ, ilk savaş sırasında, büyük ölçüde Ermenilerin Karabağ'da işlediği etnik temizlik ve katliamlar nedeniyle büyük kitlesel hareketlere sahne oldu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre 684 bin Azerbaycanlı Karabağ'dan Azerbaycan'a kaçtı. 26 Şubat 1992'de Karabağ'ın Hocalı kasabasında gerçekleşen ve 600'den fazla Azerbaycanlı sivilin öldürüldüğü katliam, bölgedeki Azerbaycanlılara ayrılmaları için bir mesaj niteliğindeydi.

185 bin Azerbaycanlı, Ermenistan'da yaşarken Azerbaycan'a döndü. Ayrıca 299 bin Ermeni, Azerbaycan'da yaşarken Ermenistan'a kaçtı. Karabağ'ın aslen bu bölgeden olan Ermeni nüfusunun veya 1990'larda Ermeniler tarafından işgal edilmesinden sonra oraya yerleşenlerin net bir sayımı yapılmadı.

1990'lı yıllarda, Karabağ, ilk savaş sırasında, büyük ölçüde Ermenilerin Karabağ'da işlediği etnik temizlik ve katliamlar nedeniyle büyük kitlesel hareketlere sahne oldu.

Zaferin ardından Azerbaycan, Karabağ bölgesinde kalmak isteyen Ermenilere, Azerbaycan devletinde eşit vatandaşlar olarak kalmaları için çağrıda bulundu. Azerbaycan makamları, Ermenilerin hiçbirinin Ermeni kimlikleri nedeniyle rahatsız edilmeyeceği konusunda güvence verdiler ancak geçmişte sivillere karşı savaş suçu işleyenlerin hesap verecekleri ifade edildi. Bu nedenle Dağlık Karabağ ayrılıkçı hükümetinin eski başkanı Robin Vardanian tutuklandı ve yakında mahkemeye çıkması bekleniyor.

Tarihin derinliklerine kök salmış uluslararası sorunlar, milliyetçilik, jeopolitik rekabet ve karmaşık meseleler göz önüne alındığında, bölgenin karşı karşıya olduğu zorluklar çok büyük. Savaşta zafer kazanan Azerbaycan'ın şimdi kalıcı barış için çabalaması gerekiyor. Azerbaycanlılar, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in askeri zaferi açık ve sürdürülebilir bir diplomatik anlaşmayla sağlamlaştırabileceğini umuyor.

Ermeni tarafında ise Taşnak gibi aşırı milliyetçiler, aynı zamanda hem vatansever hem de gerçekçi olan Paşinyan'a karşı çıkıyor. Ermenistan Başbakanı, ülkesinin yaşadığı sorunların derinliğinin farkına varıyor ve zor kararlar alarak bunları çözmeye çalışıyor. Paşinyan, bu çoklu zorluklardan kurtulabilecek mi? Darbeler, şiddetli saldırılar ve siyasi suikastların yaygın olduğu bir toplumda, her an her şeyin olabileceği riski her zaman vardır.

Fotoğraf Altı:  Kornidzor yakınlarındaki sınırı 28 Eylül 2023'te geçen mülteciler. (AFP)
Kornidzor yakınlarındaki sınırı 28 Eylül 2023'te geçen mülteciler. (AFP)

Ermenistan şu an ekonomik bir çöküş yaşıyor. Kıyı şeridi olmayan bir ülke ve doğal kaynaklara ve sanayiye sahip değil. Bu da yabancı yatırımcıları uzak tutuyor. Ayrıca Türkiye ve Azerbaycan ile olan ortak sınırları tamamen kapalı. Bu nedenle Kafkasya bölgesindeki uluslararası ticaret ve enerji taşımacılığı projelerinden dışlanıyor.

Ayrıca Ermenistan'ın nüfusu da azalıyor. Ermeniler, daha iyi bir yaşam arayışında, genellikle Batı'ya doğru göç ediyor. Ermenistan'ın toparlanması için komşu ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi ve insanların ve malların serbestçe ve tam olarak geçebileceği sınırları açması gerekiyor.

Bölgesel ve jeopolitik ilişkiler açısından bakıldığında, Rusya tarihsel olarak Ermeni yaşamında tartışmasız önemli bir yere sahiptir. Politikalarının, yüzyıllar boyunca kaderleri üzerinde büyük bir etkisi vardı.

Ancak Başbakan Paşinyan, Batı ile yakınlaşmaya çalışıyor ve Rusya ile de çatışma halinde. Bu, iyi bir şey değil. Rusya'nın Ermenistan içinde destekçileri var ve ayrıca Erivan'ın 120 kilometre uzağındaki Gümrü'deki 102 numaralı askeri üssü ve Karabağ'da 2 bin askeri bulunuyor.

Bölgesel ve jeopolitik ilişkiler açısından bakıldığında, Rusya tarihsel olarak Ermeni yaşamında tartışmasız önemli bir yere sahiptir. Politikaları, yüzyıllar boyunca kaderleri üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur.

Ayrıca 1997 yılında Ermenistan ve Rusya arasında imzalanan dostluk antlaşması da var. Bu antlaşma, herhangi bir tarafın askeri tehdidi durumunda karşılıklı yardım konusunda hükümler içeriyor ve Rus sınır muhafızlarının Ermenistan'ın Türkiye ve İran ile olan sınırlarında devriye gezmesine izin veriyor.

Birçok kişi, Karabağ'da yaşananların Rusya'nın istemediği bir şey olsaydı gerçekleşmeyeceğini düşünüyor. Bu görüş, Rus imkanlarını abartsa da gerçekte büyük ölçüde doğrudur. Çünkü Rusların Karabağ'daki konumlarından vazgeçmeleri veya oradaki olayların gidişatından geri çekilmeleri pek olası değildir. Ukrayna savaşı Rusya'yı biraz etkilemiş olsa da kapasitesini tamamen ortadan kaldırmamıştır, özellikle de arka bahçesi olarak gördüğü veya yakınında bulunan bölgelerde... Bu koşullar altında, Rusya'dan şüphelenen çoğu Ermeni, en azından şu an onun gitmesini istemeyecektir.

Türkiye ile Azerbaycan arasında stratejik ilişki

Türk-Ermeni ilişkileri son dönemde önemli gelişmelere sahne oldu. Ancak iki konu arasında resmi bir bağlantı olmamasına rağmen, bu cephede yaşanan siyasi gelişmeler, Türkiye-Azerbaycan arasındaki özel stratejik ilişkiden ayrı olarak görülemez. Türkiye, Azerbaycan'ı rahatsız etmemek için tek başına hareket etmemeye özen gösteriyor.

Batı'daki uluslararası aktörler, Fransa, ABD ve AB dahil olmak üzere, Karabağ sorununu çözmek için 30 yıldır çaba sarf ediyorlar ancak başarılı olamadılar. Gariptir ki BM ve uluslararası toplumun resmi olarak Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunu kabul etmesine rağmen, tüm çabaları başarısız oldu. Bunun birkaç nedeni var. Rusya'nın Ermeniler ve Azeriler arasında düşmanlık yaratma politikasının yanı sıra Fransa ve ABD geleneksel olarak Ermenistan'a eğilimli oldu. Bu, bu iki ülkede güçlü siyasi ve ekonomik Ermeni topluluklarının varlığına dayanıyor.

Ayrıca uluslararası toplumun iddia edilen çabaları başarısız oldu çünkü ana hedefi aslında Karabağ işgalini sona erdirmek ve uluslararası hukuku yeniden tesis etmek değil, mevcut durumu meşru ve kalıcı hale getirmek ve Azerbaycan'ı çeşitli cazip tekliflerle susturmak.

Fotoğraf Altı: 29 Eylül 2023'te Dağlık Karabağ'dan göç devam ederken Ermeni mülteciler, çeşitli Ermeni şehirlerinde tahliye edilmeden önce Goris'in şehir merkezindeki bir meydanda bekledi. (AFP)
29 Eylül 2023'te Dağlık Karabağ'dan göç devam ederken Ermeni mülteciler, çeşitli Ermeni şehirlerinde tahliye edilmeden önce Goris'in şehir merkezindeki bir meydanda bekledi. (AFP)

Ancak bu ülkeler bu çatışmayı çözmek için uluslararası çabaların ön saflarında yer almak için geri döndüler. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği, taraflar arasında Brüksel'de müzakerelere ev sahipliği yaptı. Ermenilerin Karabağ'da kalma veya ayrılma seçimi ve orada kalmaya karar veren kişilerin güvenliğinin sağlanması, tartışılması gereken temel konular olarak kabul edildi. Diğer yandan, Karabağ'da uluslararası gözlemcilerin konuşlandırılmasına ilişkin öneriler Azerbaycanlılar tarafından pek hoş karşılanmadı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Paşinyan’nın 5 Ekim'de, Granada'da Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi vesilesiyle bir araya gelmesi bekleniyor. Şu an herhangi bir anlaşma imzalamaları beklenmiyor ancak aralarındaki görüşmeler gelecekteki bir anlaşmaya giden yolu açacak.

İki ülke arasında, tanınan sınırlar dahilinde topraklarının bütünlüğünü teyit eden kalıcı bir barış anlaşmasına varmak mümkün ama bu konu her iki tarafın da ciddi katkısını gerektiriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Çin-İran ortaklığını güçlendiren ne?

İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
TT

Çin-İran ortaklığını güçlendiren ne?

İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Shirley Ze Yu

*Al Majalla dergisinin nisan sayısının Riyad ve Washington arasındaki olası savunma anlaşmasına ilişkin kapak haberlerinden biri olan ve İsrail'in İran’ın Şam'daki konsolosluğunu bombalaması ve Tahran'ın ‘misilleme’ tehditleri ile askeri adımlarından ve açıklamalarından önce kaleme alınan bu makale, Tahran ve Pekin arasındaki ilişkilere dair derin bir okuma sunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Kızıldeniz’deki krizi yatıştırmak amacıyla Çin’e, Husilerin Batılı ülkelere ait ticaret gemilerine yönelik saldırılarını durdurması için İran üzerindeki nüfuzunu kullanması yönünde baskı yaptı. Bu diplomatik hamleye göre ABD, Çin'in İran ve Husiler üzerinde mutlak bir nüfuza sahip olduğunu varsayıyor.

ABD’nin hesaplamalarına göre Çin, ticari çıkarlarını Gazze’ye manevi desteğinden daha fazla önceliyor. Ancak ikisi de doğru değil. Çin’in İran'ın başlıca ekonomik ortağı olduğuna şüphe yok. Ancak iki ülkeyi birbirine bağlayan çıkarlar öncelikle ekonomik değil, jeostratejiktir. Her iki ülkenin izlediği jeostratejik hedefler, ticari çıkarlar güçlü olsa da olmasa da ortaklığın devam edeceği anlamına geliyor.

Çin ve İran arasındaki ticaret hacmi

Çin, geçtiğimiz on yılda İran’ın en büyük ticaret ortağı oldu. İran, Çin'in en büyük ticaret ortakları arasında 50’nci sırada yer alıyor. İran petrol ihracatının yüzde 90'ını Çin'e yapıyor. Ancak bu oran Çin'in toplam petrol ithalatının sadece yüzde 10'unu oluşturuyor. İran'a 2012 yılında büyük yaptırımlar uygulanmaya başlamasından bu yana, Çin ve İran arasındaki ticaret hacmi, zaman zaman önemli düşüşlerin kaydedildiği dönemlerle birlikte sabit kalabildi.

Çin'in 2020 yılında İran ile ticareti son 15 yılın en düşük seviyesine 14 milyar dolara gerilerken, Suudi Arabistan ile arasındaki ticaret İran ile olan ticaret hacminin yedi katına çıkarak 106 milyar dolara ulaştı.

İran, geçtiğimiz ocak ayında Çin'e ham petrol sevkiyatını durdurarak Pekin’e yaptığı önemli miktardaki indirimleri sonlandırmak istedi. İran’ın Çin üzerinde ekonomik bir baskı unsuru olduğu doğru, fakat Çin'in küresel petrol piyasasında başka alternatifleri olması sebebiyle bu baskı büyük bir önem arz etmiyor.

Çin'in 2023 yılında İran'a yatırımlarının değeri 50 milyon dolara geriledi.

Çin ile İran arasında doğrudan yatırım

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping 2020 yılında Tahran’a ziyareti sırasında iki ülke arasında Çin'in 2045 yılına kadar İran’a 400 milyar dolar yatırım yapmasını öngören bir yatırım anlaşması imzalandı. Anlaşma 25 yıllık uzun bir vadeye sahip olsa da anlaşmanın ilk üç yılında herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Çin'in 2023 yılında İran’a yaptığı yatırımları 50 milyon dolar ile asgari düzeyde kaldı. Çin'in İran'daki yatırımları 3,5 milyar doları buluyor. Rusya, 2022 yılında 2,7 milyar dolarlık yatırım yaparak İran'daki en büyük yatırımcı oldu. İran’a yatırım yapan ülkeler arasında ikinci sırada Afganistan yer alırken, onu Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) takip etti. Çin Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) bazında ise ilk beşte yer almadı.

Çin’in yatırımları ve yaptırımlar

Çin’in İran ile ticaret hacmindeki ve yatırımlarındaki gerilme İran'a yönelik yaptırımların bir sonucu mu? Çin'in İran ile ticaret hacminin ve yatırımlarının artmamasının ve gerilemesinin   ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlardan kaynaklandığını söylemek makul olsa da bu argümanda bulunmak yaptırımların etkisini abartmak olur.

sdfvrb
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Peki yaptırımlar birçok kişinin düşündüğü kadar etkili mi? Rusya örneğinde kesinlikle değil. Rusya'nın kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) 2020 yılında 10 bin dolarken 2022 yılında 15 bin dolara yükseldi. Rusya’nın GSYİH’sindeki 2022 yılındaki bu yükseliş, petrol gelirlerindeki artıştan kaynaklanıyordu. Rusya’nın GSYİH’si her ne kadar 2023 yılında gerilese de Rusya'nın GSYİH'si Ukrayna'daki savaşın başladığı 2021 yılından daha yüksekti.

Çin, Körfez bölgesinin en büyük ticaret ortağı ve bölgenin limanlarına, sanayi sitelerine, yenilenebilir enerji ve dijital altyapısına istikrarlı bir şekilde yatırım yapıyor.

Peki Rusya Batı'nın uyguladığı yaptırımlara rağmen nasıl ekonomisini büyütmeye devam edebiliyor? Çin'in ekonomik desteği önemli bir değişken. Çin ve Rusya 2018 yılında uzlaşarak aralarındaki ticaret hacmini 2025 yılına kadar 200 milyar dolara çıkarma hedefi koydular. ABD’nin uyguladığı yaptırımlarla hız kazanan ikili ticaret hacmi 2023 yılında 240 milyar dolara ulaştı.

Çin, Rusya ve İran

O halde Çin neden İran'ı değil de Rusya'yı ekonomik olarak destekliyor? Ekonomik açıdan bakıldığında bunun nedeni Çin'in elindeki alternatifler olduğu görülebilir. Bu alternatiflerden biri de Körfez bölgesi. Çin Körfez bölgesinin sadece en büyük ticaret ortağı değil, aynı zamanda bölgenin limanlarında, sanayi sitelerinde, yenilenebilir enerji ve dijital altyapısında düzenli olarak yatırımlar yapan bir yatırımcı. Bununla birlikte Körfez ülkelerinin varlık fonlarının Çin'i de kapsayacak şekilde çeşitlendirilmesinin yanı sıra (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS grubu ülkeleri ve Arjantin, Mısır, Endonezya, Kazakistan, Suudi Arabistan, BAE, Nijerya, Senegal ve Tayland’ın yer aldığı) BRICS Plus platformu aracılığıyla doların hakimiyetini azaltmaya yönelik ortak çabalar da dahil olmak üzere mali alanda da daha fazla iş birliği söz konusu.

Büyük ölçekli yenilenebilir enerji ve dijital altyapı ile teknoloji ve finansal altyapının kurulması gibi büyük ölçekli ekonomik bir vizyon, İran’ın sahip olmadığı açıklık, finansal güç ve elverişli bir küresel ortam gerektiriyor.

Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında stratejik ticaret koridorlarının haritasını çıkarırken uzun süredir Pakistan'ı Ortadoğu, Afrika ve Güney Avrupa ile merkezi bir bağlantı noktası olarak belirlemiş durumda. Hindistan, aynı zamanda Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak bir ekonomi koridoru için ABD destekli son öneride merkez olarak seçildi. Her iki kıtalararası ticaret koridoru da bir zamanlar Asya, Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayan kadim ekonomi koridoru olan İran'ı saf dışı bırakmayı amaçlıyor.

Çin ve İran’ın ortak çıkarlarının başında ABD’nin hegemonyasına karşı çıkmak geliyor.

Çin ayrıca Orta Asya ve Kafkasya koridorları üzerinden Avrasya kıtasındaki ticaret alanlarını da genişletiyor. Çin son zamanlarda Stan devletlerinin (Afganistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan) en büyük ticaret ortağı olarak Rusya'nın yerini aldı.

Çin, coğrafi yakınlığa sahip olması, ABD kontrolündeki (Endonezya'ya bağlı Sumatra adası ve Malezya Yarımadası/Batı Malezya arasında bulunan) Malakka Boğazı’ndan geçmekten kaçınması ve Kuzey Buz Denizi'nde açık deniz enerji araştırmalarında ortak çalışmalar yürütmeleri nedeniyle enerji tedariği için Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı bir ülke.

Öte yandan Çin, yerli yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yapıyor ve bu enerji dönüşümünü ekonomik büyümenin yeni ve kritik bir itici gücü olarak kullanıyor. Yenilenebilir enerji kaynakları 2023 yılında Çin'in toplam enerji kapasitesinin yüzde 50,9'unu oluşturarak fosil yakıtları geride bıraktı. Böylece Çin'in petrol ithalatına olan bağımlılığının zaman içinde azalması bekleniyor.

İran ile ilişkilerin temeli

Eğer Çin ile İran arasındaki ilişkide öncelik ekonomi değil, jeostratejik bir ortaklıktır. İki ülkenin ortak çıkarlarının başında ABD hegemonyasına karşı çıkmak geliyor. İran Cumhuriyeti bölgesel bir güç ve siyasi hedeflerinden biri de ABD'nin küresel hegemonyasına karşı sağlam bir duruş sergilemek belirlendi.

Çin, çok kutuplu bir dünya inşa etme vizyonunu açıkça dile getirirken şu an ABD ve Batı tarafından ekonomik olarak baskılandığını düşünüyor. Çin ister BRICS Plus platformu ister G20 isterse Küresel Güney aracılığıyla olsun, liberal dünya düzeninin kaybolmakta ve çok kutuplu yeni bir dünyanın doğmakta olduğuna, bununla birlikte Batı'nın 20’nci yüzyıldan kalma birkaç uluslararası kurum tarafından yönetilen liberal demokratik değerlerini dünyanın geri kalanına dayattığı dönem, artık gelişmekte olan ülkelerin ahlaki isteklerini ve ekonomik gerçeklerini yansıtmadığına inanıyor. Çin, liberal hegemonyaya karşı Küresel Güney'in ve ‘Küresel Öteki'nin yanında yer alıyor.

Çin, Kızıldeniz'de ABD'nin dikkatini dağıtmak için İran ve 'direniş ekseni’ gruplarını kullanıyor.

Çin'in izlediği jeopolitik çevreleme politikasının İran olmadan daha kötü olacağı gerçeği ikinci faktörü oluşturuyor. Çin'in Ortadoğu'daki konumuna ABD ile olan stratejik rekabeti çerçevesinde daha geniş bağlamda bakılmalı. İran'ın büyük bir bölgesel güç olduğuna şüphe yok. Desteklediği ‘direniş ekseni’ grupları ile birlikte Kızıldeniz'de ABD'nin dikkatini dağıtmaya çalışıyor. Sonuç olarak ABD, aynı anda hem Karadeniz’de hem de Kızıldeniz'de iki ayrı savaşı yönetmek zorunda kaldı. Körfez'e takviye bir uçak gemisi gönderilmesi, Asya-Pasifik bölgesinde bir uçak gemisinin eksilmesi anlamına geliyor.

ABD'nin hayati önem taşıyan savunma kaynaklarının çeşitli coğrafyalara dağıtılması ve askeri harcamalarının arttırılması demek, tartışmalı bir mesele olan Tayvan Boğazı aktif olarak kullanıldığı zaman bazı faydalar sağlamak ve daha az askeri kaynak harcamak demektir.

ymj
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Gücünün sınırlarının farkında olan ve bölgede bir güç dengesi kurmayı isteyen Çin, 2023 yılının ilk yarısında Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yaparak iki ülke arasında yakınlaşma sağlamayı başardı. Bu yakınlaşma, dikkate değer bir şekilde Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının test edilmesi temeline dayanıyordu. Eğer bu yakınlaşma geçtiğimiz ekim ayında Gazze'de başlayan savaştan önce sağlanamamış olsaydı, Ortadoğu'daki çatışma muhtemelen daha fazla bölgesel gücü içine alacaktı. Bu açıdan bakıldığında Çin’in bölgesel barışa katkıda bulunan bir ülke olduğu söyleyebiliriz.

ABD, 20’nci yüzyılın sonlarında Ortadoğu’daki büyük güçler arasında bir denge sağlamayı amaçladıysa da Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi bu dengeyi bozdu. Bu bakımdan Çin’in Ortadoğu’ya müdahil olması, bölgedeki başlıca devletler arasındaki güç dengesini yeniden tesis etme çabalarının bir göstergesidir.

Çin, Ortadoğu’da sınırlı güce sahip olduğunu bildiğinden kısmen müdahaleci olmayan bir tutum sergiliyor.

Dünyanın önde gelen ticaret ülkelerinden biri olan Çin, ihracat pazarının canlanması için büyük ölçüde ticari gemilerinin hayati önem taşıyan deniz yollarından geçişinin devam etmesine bağımlı olsa da ABD liderliğindeki Refah Muhafızı Operasyonu (Operation Prosperity Guardian) girişimine katılmadı. Bunun yerine Kızıldeniz krizini ele almanın birincil yolu olarak iki devletli bir çözümü savunan Çin, barış hedefine ters düştüğü gerekçesiyle ABD liderliğinde Husilere karşı başlatılan askeri operasyonları reddettiğini açıkladı.

Çin, Ortadoğu’da sınırlı güce sahip olduğunu bildiğinden kısmen müdahaleci olmayan bir tutum sergiliyor ve çatışmaya girmektense barış aracısı olarak hareket etmeyi tercih ediyor. Bununla birlikte Çin'in Kızıldeniz'deki durumla ilgili olarak Husileri açıkça kınamaktan kaçınması, uzun vadeli ahlaki vizyonun bir yansıması. Çin'in 1940'lı yıllardan bu yana, hatta Çin Halk Cumhuriyeti kurulmadan önce Filistin davasına verdiği destek, Küresel Güney'deki egemenlik taleplerine uzun süredir verdiği desteğin de bir göstergesi.

Sonuç olarak, uluslararası ticaretin garanti altına alınması ve güvenliğin sağlanması ABD'nin askeri harcamalarına bağlı olduğundan halen Amerikan barışının gölgesinde yaşıyoruz. Çin bir yandan bu durumdan faydalanırken diğer yandan ABD'nin gücünün azalması Çin'in çıkarlarına hizmet edebilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail'in İran saldırısına yanıt seçenekleri arasında ‘siber operasyonlar’ da yer alıyor

İsrail'e ait bir F-35 savaş uçağı (AP)
İsrail'e ait bir F-35 savaş uçağı (AP)
TT

İsrail'in İran saldırısına yanıt seçenekleri arasında ‘siber operasyonlar’ da yer alıyor

İsrail'e ait bir F-35 savaş uçağı (AP)
İsrail'e ait bir F-35 savaş uçağı (AP)

İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, İsrail Ordu Radyosu'na verdiği röportajda ülkesinin İran'ın saldırısının ardından atacağı adımları dikkatle değerlendirdiğini söyledi.

Katz, “Biz şunu söyledik: Eğer İran İsrail'e saldırırsa, biz de İran'a saldırırız. Bu taahhüdümüz halen geçerli” ifadelerini kullandı. Katz ayrıca, olası bir karşılık konusunun Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğinde uygun çerçevede tartışılacağını söyledi.

Katz, uygun ve doğru kararların alınacağından emin olduğunu ifade etti.

İsrail Yayın Kurumu, siyasi ve güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde İsrail hükümetinin bugün (pazar) ilerleyen saatlerde İran saldırısına karşılık vermek için bir dizi seçeneği görüşmek üzere toplanacağını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığı habere göre, İsrail Yayın Kurumu’na konuşan kaynaklar İsrail'in doğrudan askeri bir karşılık vermesinin kesin olmadığını söyledi. Söz konusu kaynaklar, “İsrail'in çeşitli siber operasyonlar olasılığı da dahil olmak üzere çeşitli seçenekleri var” dedi.

İran dün gece, Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlenen ve İranlı komutanların ölümüne yol açan saldırıya yanıt olarak İsrail'e füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenledi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada ‘yeni Siyonist maceralara daha güçlü ve kararlı bir karşılık verileceği’ uyarısında bulundu.


İran, İsrail saldırısının ardından 3 Avrupa ülkesinin büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Tahran'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlediği bir basın toplantısında (DPA)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Tahran'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlediği bir basın toplantısında (DPA)
TT

İran, İsrail saldırısının ardından 3 Avrupa ülkesinin büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Tahran'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlediği bir basın toplantısında (DPA)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Tahran'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlediği bir basın toplantısında (DPA)

İran bugün (Pazar) İngiltere, Fransa ve Almanya büyükelçilerini, Tahran'ın Şam'daki konsolosluğunun bombalanmasına cevaben İsrail'e saldırması konusundaki tutumları nedeniyle Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı.

AFP'nin İran resmi haber ajansı IRNA’ya dayandırdığı habere göre İran Dışişleri Bakanlığı, üç büyükelçiyi ‘söz konusu ülkelerdeki bazı yetkililerin Siyonist rejimin İran vatandaşlarına ve çıkarlarına yönelik eylemine Tahran'ın verdiği karşılıkla ilgili sorumsuz tutumları üzerine’ çağırdı.

İran dün gece (Cumartesi) geç saatlerde İsrail'e insansız hava araçları (İHA) ve füze saldırısı başlattı. Saldırı, İsrail'in 1 Nisan'da Suriye'nin başkentindeki İran konsolosluğuna düzenlediği ve yedi Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensubunun ölümüne neden olan saldırıya yanıt olarak geldi.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock bugün yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail'e yüzlerce roket ve İHA fırlatarak Ortadoğu'yu ‘kasten bir uçurumun eşiğine’ getirdiğini söyledi. Berlin'de yaptığı kısa açıklamada Tahran'ın ‘neredeyse tüm bölgeyi kaosa sürüklediğini’ vurgulayan Baerbock, tüm tarafları ‘ihtiyatlı’ davranmaya çağırdı.


G7 liderleri bugün İran'ın İsrail'e saldırısını görüşecek

İran saldırısı sırasında İsrail semalarında meydana gelen patlamalar (AFP)
İran saldırısı sırasında İsrail semalarında meydana gelen patlamalar (AFP)
TT

G7 liderleri bugün İran'ın İsrail'e saldırısını görüşecek

İran saldırısı sırasında İsrail semalarında meydana gelen patlamalar (AFP)
İran saldırısı sırasında İsrail semalarında meydana gelen patlamalar (AFP)

G7 liderleri bugün (Pazar) bir video konferans düzenleyerek İran'ın dün gece (Cumartesi) İsrail'e düzenlediği insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırısını görüşecek.

Roma'daki hükümetten yapılan açıklamada “İtalya, G7 liderlerini bugün öğleden sonra bir video konferansa davet etti” denildi. Grupta ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada yer alıyor. İtalya şu anda G7'nin dönem başkanlığını yürütüyor.

Geçtiğimiz hafta Şam'daki İran konsolosluğuna yönelik İsrail saldırısında üst düzey bir Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanının öldürülmesinin ardından İran, dün gece geç saatlerde kendi topraklarından İsrail'e yönelik bir İHA ve füze saldırısı başlattı.


İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşta verdiği kayıplar

Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşta verdiği kayıplar

Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)

Macid Keyali

İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı altı aydır sürdürdüğü imha savaşında, askeri gücüne, teknolojik imkânlarına, Batı'dan aldığı desteğe ve Gazze Şeridi'ni yaşanmaz hale getirecek yeteneğe sahip olmasına rağmen ağır kayıplar verdiğini söylersek abartmış olmayız. Filistinlilerin verdiği kayıpların ise çok daha büyük ve ölçülemeyecek kadar korkunç olduğunu söylersek de ne abartmış ne de yanılmış oluruz.

Her şeyden önce İsrail geçtiğimiz yıl 7 Ekim’de güvenlik, askeri ve moral bakımından hiç beklemediği bir darbe aldı. İsrail’in savaşı kısa sürede sonuçlandıramaması, Hamas savaşçılarının çatışmaya ve füze fırlatmaya devam etmeleri ve İsrail ordusunun altı aydır tek bir rehineyi bile kurtaramamasının da gösterdiği üzere bu savaş İsrail’in tarihinin en uzun ve en maliyetli savaşı haline geldi.

sxdvfbrgnty
İsrail'in Gazze şehrindeki Firas Pazarı bölgesini bombalaması sırasında kendilerini korumaya çalışan Filistinliler, 11 Nisan 2024 (AFP)

Savaş, İsrail'in tüm alanlarda sahip olduğu muazzam potansiyele rağmen güvenliğini ve niteliksel üstünlüğünü garanti altına almak için ABD'ye (ve Batılı ülkelere) ihtiyaç duyduğunu, gösterdi. Çünkü bu ülkeler, İsrail’in akciğerleri olduğu yahut bir başka deyişle göbeğinin bu ülkelere bağlı olduğu söylenebilir. Yani bu ülkeler olmasaydı İsrail farklı bir durumda olacak, sürekli risk altında ve tehditlere maruz kalacaktı. Bu durum, İsrail'in bir ‘muz cumhuriyeti’ olmadığını, demokratik ve egemen bir devlet olduğunu ve sanki 7 Ekim'den bu yana Akdeniz'de demirli ABD, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden haberdar değillermiş ya da bu ülkeler deniz ve hava filolarıyla İsrail'e silah sevkiyatında bulunmuyormuş yahut ABD İsrail’e 14 milyar dolar değerinde acil yardım göndermemiş, kısacası bu savaş İsrail'in ABD ile olan yakın bağlarını hiç olmadığı kadar derinleştirmemiş gibi ABD'ye hiçbir şey borçlu olmadığını söyleyerek övünen milliyetçi ve dinci Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcıların gördüğü halüsinasyonların tam tersi bir tablo çiziyor.

Gazze’deki savaşı, her alanda muazzam bir potansiyele sahip olmasına rağmen İsrail'in gücünün sınırlarını ortaya koydu.

Öte yandan Gazze’deki savaş, Filistin'in yüzölçümünün yüzde 1,2'sine (365 kilometre kare) tekabül eden küçük bir bölgede mütevazı bir silahlı milis gücüyle karşı karşıya olan İsrail'in her alanda sahip olduğu muazzam potansiyele rağmen gücünün sınırlarını ortaya koydu. Peki ya daha büyük ve daha güçlü bir orduya karşı bir savaş söz konusu olursa ne olur?

Buradan düzenli bir savaşın hesaplarının, İsrail'i karşı tarafa felç edici darbeler indirebilecek hale getiren asimetrik bir savaşın hesaplarından farklı olduğu anlaşılsa da bu durum, İsrail'in sınırlı insan kaynağına sahip olduğu ve başka bir savaşta, düzenli ya da düzensiz daha büyük bir güçle, istikrarına, güvenliğine ve belki de bekasına yönelik daha fazla riskle karşı karşıya kalacağı gerçeğini gizleyemiyor.

xs dfbgn
Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) önünde toplanan ve Filistin bayrağı taşıyan göstericiler, 26 Ocak 2024

İsrail, uluslararası alanda Batılı ülkelerin kamuoyları nezdinde ‘taş atan çocuklar’ intifadasından (1987-1993) bu yana kaybetmeye başladığı mağdur statüsünü tamamen yitirdi ve Filistinlilere karşı soykırım uygulayan, sömürgeci, saldırgan ve ırkçı bir devlet olarak görülmeye başladı. Artık Filistinliler İsrail’in bu uygulamalarından ötürü küresel vicdanda kurban konumundaydı. Bu nedenle Batılı ülkelerin başkentlerinde ve şehirlerinde halk protestoları bazılarının hayal ettiği gibi, gerçeğe aykırı şekilde Hamas'ı desteklemek için değil, Filistinlileri desteklemek için protesto gösterileri başladı.

Söz konusu protesto gösterilerini, Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) kararı, dünyanın dört bir yanından edebiyat ve sanat camiasından çok sayıda ünlü sanatçının ortaya koydukları tutumlar ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda 193 ülkeden 153'ünün onayıyla alınan kararlar takip etti. Tüm bunlar, Batılı hükümetlerin tutumlarının değiştirmelerine, İsrail'e baskı yapmaktan yana olmalarına ve İsrail'in Gazze karşı yürüttüğü soykırım savaşını reddetmek de dahil olmak üzere Filistinlilerin acılarını ve haklarını daha anlayışla karşılayan mesajlar göndermelerine yol açtı.

İsrail'in imaj kaybıyla birlikte, tüm dünyada bazı Yahudi kesimleri nezdindeki itibarı da zedelendi.

İsrail içinde ise savaş, Netanyahu, Smitrich ve Ben-Gvir hükümetinin yargının altını oyma ve İsrail'in (Yahudi vatandaşlarına göre) Yahudi ve dini bir devlet kimliğini laik, liberal ve demokratik bir devlet kimliğinin önüne geçirme girişimi çerçevesinde savaştan önce patlak vermiş olan İsrail'deki iç krizi derinleştirdi.

Bu durum, Hamas’ın 7 Ekim saldırısının İsrailliler arasında varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları fikrini uyandırdığı gerçeğini gizlemiyor. İsrail’deki farklı kesimler arasında var olan bölünmelerin ardından, dışarıdan, kendi algılarına göre özellikle de Filistinlilerden gelen bir tehdit karşısında kararlılıkları güçlense de kendi içlerindeki anlaşmazlıklar da bir o kadar güçlendi. Milliyetçi ve dinci aşırı sağın devleti ele geçirip karakterini değiştirmesinin tehlikelerine dikkat çekilerek Binyamin Netanyahu hükümetinin düşürülmesi ve erken seçime gidilmesi çağrıları bunun bir göstergesidir. Aynı zamanda Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin ailelerinin rehinelerin serbest bırakılmalarını sağlayacak bir anlaşma yapılması taleplerini destekleyen protesto gösterilerindeki artış da bu durumun bir işareti.

sy6mu7ö8ıl
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu haftalık kabine toplantısında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile konuşurken, 7 Ocak 2024 (AP)

Tüm bunlarla birlikte, savaş nedeniyle laiklere tanınmayan ayrıcalıklardan yararlanan, vergiden ve askerlikten muaf tutulan ve yine de devletin kimliğini kendi lehlerine değiştirmek isteyen ultra Ortodoks Yahudilerin de askere alınmaları çağrıları ülkede bölünme yarattı.

İsrail'in imaj kaybıyla birlikte, İsrail'in dünya Yahudileri için güvenli bir sığınak olduğu fikrinin sarsılırken tüm dünyada bazı Yahudi kesimleri nezdindeki itibarı da zedelendi. Kendi ülkelerinde daha güvende olan İsrailli Yahudiler, hükümetlerinin Filistinlilere karşı düşman, faşist ve ırkçı politikalarının kurbanı oldular.

İsrail’in, Nekbe'ye rağmen Filistinlilerin varlığının üstesinden gelmesi ve onları siyasi haritadan silmesi mümkün görünmüyor.

Ayrıca İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşı, dünya Yahudilerinin bir kısmında Holokost'un (Nazilerin Yahudi soykırımı) hatırlanmasına ve İsrail’in Filistinlilere karşı Nazilerin Yahudilere karşı izlediği politikanın aynısını izlediği, bu devletin kendileri ve yaşadıkları ülkeler için siyasi, ahlaki ve güvenlik yükü haline geldiği izlenimi uyanmasına yol açtı. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'da önde gelen Yahudi isimlerin yanı sıra Yahudi aydınlar, sanatçılar ve akademisyenler tarafından yapılan tarafından açıklamalarda ve Yahudilerin bu ülkelerde Gazze’deki savaşa karşı düzenlenen protesto gösterilerine katılmaları sırasında okunan bildirilerde İsrail'in Yahudileri ya da tek başına Holokost'u temsil ettiği iddiası ve antisemitizmi İsrail karşıtlığıyla bir tutulmasına karşı çıkıldı.

Filistin tarafında ise Nekbe'ye (İsrail güçlerinin Filistinlilere ait yüzlerce köy ve kasabayı yok ettiği Büyük Felaket) rağmen İsrail'in bu halkın varlığının üstesinden gelememiş ve onları siyasi haritadan silememiş gibi görünüyor. Hatta bu savaş Netanyahu hükümetinin isteklerinin aksine, elbette Batı vizyonuna göre olmak kaydıyla bağımsız bir Filistin devleti kurulması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı verilmesi fikrini, özellikle de sadece Filistin-İsrail çatışmasından çıkış yolları bulmak için değil, aynı zamanda İsrail'in bölgedeki varlığını normalleştirmek için de bir anahtar olarak yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Hatta ve hatta Hamas'ın çabalarının Arap ülkelerinin ve uluslararası kamuoyununun nazarında yeni Nekbe'den sonra Filistin'in durumunu yeniden düzenlemek için en uygun merci haline gelen Filistin Yönetimi'nin konumunu güçlendirdiği ya da başka deyişle normalleştirdiği bile söylenebilir. Hani derler ya: “Bazen rüzgarlar gemilerin istemediği taraftan eser.”

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD'li yetkili: Biden, İsrail'in İran'a yönelik herhangi bir karşı saldırısına karşı çıkıyor

ABD Başkanı Joe Biden’ın ulusal güvenlik ekibiyle yaptığı toplantıdan (Beyaz Saray)
ABD Başkanı Joe Biden’ın ulusal güvenlik ekibiyle yaptığı toplantıdan (Beyaz Saray)
TT

ABD'li yetkili: Biden, İsrail'in İran'a yönelik herhangi bir karşı saldırısına karşı çıkıyor

ABD Başkanı Joe Biden’ın ulusal güvenlik ekibiyle yaptığı toplantıdan (Beyaz Saray)
ABD Başkanı Joe Biden’ın ulusal güvenlik ekibiyle yaptığı toplantıdan (Beyaz Saray)

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkilinin bugün (Pazar) CNN'e yaptığı açıklamaya göre Başkan Joe Biden, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ‘ABD'nin İran'a karşı herhangi bir saldırı operasyonuna katılmayacağını’ söyledi. Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığına göre ABD'li yetkili, “Biden Netanyahu'ya ABD'nin değerlendirmesinin İran saldırılarının büyük ölçüde başarısız olduğunu gösterdiğini ve İsrail'in üstün askeri kapasitesini ortaya koyduğunu söyledi” dedi. ABD'li yetkili, Biden'ın Netanyahu'ya İsrail'in İran saldırısını bir ‘zafer’ olarak görmesi gerektiğini söylediğini de sözlerine ekledi.

Söz konusu yorumlar, geçen hafta Şam'daki İran konsolosluğuna yönelik şüpheli bir İsrail saldırısında üst düzey bir Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanının öldürülmesinin ardından İran'ın Cumartesi gecesi (dün) geç saatlerde İsrail topraklarından insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle düzenlediği saldırının ardından Biden ile Netanyahu arasında yapılan bir telefon görüşmesi sırasında geldi.

sdfb rt
İsrail'in kuzeyinde açıklanmayan noktalardaki hedefleri vurmak için fırlatılan insansız hava araçlarını ya da füzeleri gösteren bir görüntü. (EPA)

Axios'a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisine göre, Biden telefon görüşmesi sırasında İsrail Başbakanı’na ABD'nin İsrail'in İran'a yönelik herhangi bir karşı saldırısına da karşı çıkacağını söyledi.

Yetkili, “Yönetim, İsrail'in İran'a yönelik bir saldırıya vereceği yanıtın feci bir bölgesel savaşa yol açmasından korkuyor” dedi.

Biden dün (Cumartesi) İran'ın saldırısı karşısında İsrail'e verdiği ‘kararlı’ desteği yinelerken, ABD güçleri Tahran'ın İsrail'e doğru ateşlediği İHA’lar ve füzelerin ‘neredeyse tamamının’ düşürülmesine yardımcı oldu. Biden yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde ABD'nin ‘İsrail'in güvenliğine olan sarsılmaz bağlılığı’ konusunda güvence verdiğini söyledi.

Biden, “Kendisine İsrail'in eşi benzeri görülmemiş saldırılar karşısında kendini savunma ve bunları engelleme konusunda olağanüstü bir yetenek sergilediğini ve düşmanlarına İsrail'in güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit edemeyeceklerine dair açık bir mesaj gönderdiğini söyledim” dedi.

bgrftb
ABD Başkanı Joe Biden Oval Ofis'te (ABD Başkanı'nın X hesabı)

Biden ayrıca, Washington'un İran'ın İsrail'e fırlattığı İHA ve füzelerin ‘neredeyse tamamının’ düşürülmesine katkıda bulunduğunu söyledi.

İsrail Ordusu bugün (Pazar) yaptığı açıklamada İran saldırısının ‘engellendiğini’ duyurdu ve fırlatılan İHA ve füzelerin yüzde 99’unun önlendiğini bildirdi.

Diğer taraftan Biden, İran'ın ‘küstah’ saldırısına karşı ‘ortak bir diplomatik yanıt’ vermek üzere bugün G7'deki mevkidaşlarıyla temasa geçeceğini söyledi.

Birkaç saat

Biden, iki hafta önce Tahran'ın Şam'daki konsolosluğunun bombalanmasına yanıt olarak düzenlenen İran saldırısının açıklanmasından sonra Washington DC'ye yaklaşık 150 kilometre uzaklıkta bulunan Delaware'deki hafta sonu tatilini yarıda kesti.

Söz konusu füze saldırısı İran tarafından doğrudan İsrail'e karşı düzenlenen ilk saldırı olma özelliği taşıyor.

Cumartesi günü erken saatlerde Beyaz Saray ‘İsrail'e yönelik bir hava saldırısının muhtemelen birkaç saat süreceği’ tahmininde bulundu.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrienne Watson yaptığı açıklamada Biden'ın ekibinin İsrailliler ve diğer ABD müttefikleriyle ‘sürekli temas’ halinde olduğunu söyledi.

Beyaz Saray'a döndükten sonra hemen Oval Ofis'e giden Biden, daha sonra yüksek güvenlikli bir odada Savunma Bakanı Lloyd Austin, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns gibi üst düzey yetkililerin de yer aldığı bir kriz toplantısına katıldı.


Rusya'nın Ukrayna'nın doğusundaki ilerleyişi sürüyor

Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine füze atan Ukrayna askerleri (Reuters)
Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine füze atan Ukrayna askerleri (Reuters)
TT

Rusya'nın Ukrayna'nın doğusundaki ilerleyişi sürüyor

Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine füze atan Ukrayna askerleri (Reuters)
Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine füze atan Ukrayna askerleri (Reuters)

Ukrayna Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy, Doğu Cephesi'ndeki durumun "son günlerde önemli ölçüde kötüleştiğini" kabul etti.  Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre özellikle Chasiv Yar'a doğru ilerleyen Rus ordusunun saldırısında "tırmanış" olduğuna işaret etti.

Sırskiy, Telegram hesabında: “Doğu Cephesinde durum son günlerde önemli ölçüde kötüleşti. Bunun nedeni özellikle Rusya'da mart ortasında yapılan başkanlık seçimlerinin ardından düşmanın saldırılarının büyük ölçüde artmasıdır” ifadelerini kullandı.

Rus kuvvetleri askeri baskıyı artırıp doğu ve güney Ukrayna'ya doğru ilerlerken, Moskova barış görüşmelerine açık olduğunu ima etti. Reuters'ın haberine göre Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov cuma günü, “Rusya ile Ukrayna arasında 2022'de tamamlanmamış bir barış anlaşması yeni müzakerelerin temeli olabilir, ancak Kiev'in müzakerelere hazır olduğuna dair hiçbir gösterge bulunmuyor” açıklamasında bulundu.


Trump: İran'ın İsrail'e saldırısı ABD'nin Biden dönemindeki "zayıflığını" gösteriyor

Eski ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Eski ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump: İran'ın İsrail'e saldırısı ABD'nin Biden dönemindeki "zayıflığını" gösteriyor

Eski ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Eski ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump, İran'ın İsrail'e yönelik saldırısının ABD'nin Demokrat Başkan Joe Biden dönemindeki "büyük zayıflığını" gösterdiğini belirtti.

Eski ABD Başkanı, Pensilvanya'daki mitinginde yaptığı konuşmanın başında, "Tanrı İsrail halkını korusun. Şu anda saldırı altındalar, çünkü biz büyük bir zayıflık gösteriyoruz" ifadelerini kullandı.


Devrim Muhafızları, İsrail ordusu ait önemli askeri hedeflerin imha edildiğini duyurdu

Kudüs semalarında İran füzeleri veya İsrail anti-füzeleri olabilecek parlak nesneler (Reuters)
Kudüs semalarında İran füzeleri veya İsrail anti-füzeleri olabilecek parlak nesneler (Reuters)
TT

Devrim Muhafızları, İsrail ordusu ait önemli askeri hedeflerin imha edildiğini duyurdu

Kudüs semalarında İran füzeleri veya İsrail anti-füzeleri olabilecek parlak nesneler (Reuters)
Kudüs semalarında İran füzeleri veya İsrail anti-füzeleri olabilecek parlak nesneler (Reuters)

İran medyası, Devrim Muhafızlarının İsrail’de orduya ait önemli hedeflerin imha edildiğini doğruladığını bildirdi.

İran Devrim Muhafızları dün gece (Pazar) İsrail’e çok sayıda insansız hava aracı ve füze fırlattı. Bu, iki bölgesel düşman arasında büyük bir gerilime yol açabilecek bir saldırı.


İran ve İsrail… Hesaplaşma gecesi

İran yapımı İHA’ların daha önce düzenlenen tanıtım programından (X)
İran yapımı İHA’ların daha önce düzenlenen tanıtım programından (X)
TT

İran ve İsrail… Hesaplaşma gecesi

İran yapımı İHA’ların daha önce düzenlenen tanıtım programından (X)
İran yapımı İHA’ların daha önce düzenlenen tanıtım programından (X)

İran, Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlenen ve askeri komutanların ölümüne yol açan hava saldırısına misilleme olarak dün gece (cumartesiyi pazara bağlayan) İsrail'e büyük bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenledi. İran'ın günlerdir beklenen gece saldırısı, iki ezeli düşman arasında ‘hesaplaşma’ olarak tanımlanabilecek bir sürecin başlangıcı oldu. İran Ordu Komutanı Abdurrahim Musavi, İsrail'in saldırıya karşılık vermesi halinde ülkesinin saldırıların ikinci aşamasını başlatacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yapılan açıklamada, “Siyonist varlığın Şam konsolosluğuna saldırı ve Suriye'de bazı İranlı komutanların öldürülmesi de dahil olmak üzere işlediği sayısız suça karşılık olarak DMO Hava Kuvvetleri onlarca füze ve İHA’yla işgal altındaki topraklarda bulunan bazı hedefleri vurdu” denildi. Bu gelişme, ABD'li bir yetkilinin İsrail'e Irak, Suriye, Güney Lübnan ve Husiler tarafından 400 ila 500 arasında İHA ve füze fırlatılacağını, ancak bunların büyük bir kısmının İran'dan fırlatılacağını söylemesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Güney Lübnan'dan gece boyunca roket saldırıları kaydedildi ve Husiler ile Iraklı gruplar da benzer saldırılar düzenleyeceklerini duyurdu.

Beyaz Saray, ABD'nin İsrail halkının yanında duracağını ve İran'ın tehditleri karşısında İsrail'in savunmasını destekleyeceğini açıkladı.

Görgü tanıkları tarafından yayınlanan videolarda İHA’ların Irak topraklarına ulaşmadan önce İran'ın batısındaki birçok bölgeden geçtiği görülüyor.

İran'ın İngilizce yayın yapan devlet kanalı Press TV, DMO’nun İsrail hedeflerine İHA fırlattığını bildirdi. Bu haber, İsrail ordusunun İran'ın kendi topraklarından İsrail'e doğru İHA fırlattığını doğrulamasından kısa bir süre sonra geldi. İsrail Ordusu tarafından yapılan açıklamada, “Yüksek alarm durumundayız ve durumu sürekli takip ediyoruz. Hava savunma sistemi, savaş uçakları ve donanma gemileri yüksek alarm durumunda. İsrail Ordusu tüm hedefleri izliyor. Vatandaşlarımızdan iç cephe talimatlarına uymalarını istiyoruz” ifadeleri yer aldı.

İsrail ordusu İran'ın İsrail'e yönelik saldırısının ‘tehlikeli’ olduğunu söyledi. İsrail Kanal 12 televizyonu, İran'ın İsrail hedeflerine toplam 100 kadar İHA ve seyir füzesi fırlattığını bildirirken, bunların bir kısmının Suriye veya Ürdün üzerinde düşürüldüğünü açıkladı.

İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, ordunun İran'ın İHA’larını engellemek için hazırlık yaptığını ve GPS kesintileri olacağını belirterek, İsrail Hava Kuvvetleri'nin İHA’ları izlediğini ve ulaşmalarının saatler alacağını bildiğini söyledi.

İsrail Yayın Kurumu, İHA’ların İran'dan İsrail'e ulaşmasının yedi ila dokuz saat süreceğini bildirdi.

Ürdün hava sahasını kapattığını duyururken, Reuters bölgedeki iki güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde Ürdün hava savunmasının hava sahasını ihlal eden herhangi bir İran İHA'sını ya da uçağını durdurmaya ve düşürmeye hazır olduğunu belirtti.