Katolik Kilisesinde "bekarlık şartı" konusunda reform çağrıları

Katolik Kilisesi, başını ağrıtan sorunlardan olan "cinsel istismar" konusunu ve bunun çözümüne yönelik gündeme gelen rahiplere evlilik izini verilmesi talebi ile diğer reform önerilerini ekim ayı boyunca kendi içinde tartışmaya hazırlanıyor

(AA)
(AA)
TT

Katolik Kilisesinde "bekarlık şartı" konusunda reform çağrıları

(AA)
(AA)

Katolik Kilisesinin merkezi Vatikan'da 4-29 Ekim'de yapılacak ve dünyanın dört bir yanından yaklaşık 300 rahibin katılmasının beklendiği Sinod olarak bilinen "Rahipler Meclisi" oturumlarında, rahiplerin evlenmesini yasaklayan "bekarlık şartı"ndan kadınların kiliselerde daha üst düzey yönetime gelmesine ve farklı cinsel kimliği sahip bireylere yaklaşıma kadar kilise içindeki tartışmalı konuların ele alınacağı belirtiliyor.

Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus'un kararıyla, yarısı kadın olacak şekilde piskopos olmayan 70 kişiye de oy kullanma hakkı tanınmasıyla bir ilke sahne olacak "Rahipler Meclisi"nde, farklı reform taleplerinin yanı sıra son olarak Almanya, Güney Amerika ve İsviçre'deki bazı Katolik çevrelerden gündeme getirilen "Kilise'de cinsel istismar hadiselerinin önlenmesi için bekarlık şartının kaldırılması" önerisinin tartışılması bekleniyor.

AA, Katolik Kilisesini sarsan cinsel istismar hadiseleri ve buna önlem olarak gündeme getirilen "bekarlık şartı"na yönelik tartışmayı derledi.

Hristiyanların kutsal kitabı İncil'de geçmemesine karşın Katolik Kilisesinde ilk kez 11. yüzyılda dönemin papalarından; Papa 8. Benediktus (1022) tarafından uygulanan, Papa 9. Leo ve Papa 7. Gregoryus tarafından da onaylanarak sürdürülen "Katolik din adamlarının evlenmemesi" kuralı, namıdiğer "bekarlık şartı", son yıllarda farklı vesilelerle tartışılmaya başlandı.

Alman Katolik Kilisesinde ortaya çıkan cinsel istismar hadiseleri nedeniyle geçen yıl "bekarlık şartı"nın gözden geçirmesi talepleri gündeme gelirken, son olarak İsviçre Katolik Kilisesinde meydana gelen cinsel istismar hadiseleri, bu ülkede Katolik rahiplerin evlenmeme dogmasının tartışılmasına ve reform taleplerinin dillendirilmesine yol açtı.

Kiliselerde önlenemeyen cinsel istismar vakaları

Katolik Kilisesine bağlı İsviçre Piskoposlar Konferansı'nca görevlendirilen Zürih Üniversitesinden araştırmacılar, kilise tarafından toplanan ve 1950'lerden bu yana yayımlanmış gizli dokümanları inceledi ve İsviçre Katolik Kilisesi'nde 20. yüzyılın ortasından bugüne kadar 1002 cinsel istismar vakasının yaşandığını tespit etti.

Cinsel istismara uğrayanların yüzde 56'sının yetişkin erkek ve erkek çocukları olduğu aktarılan araştırmada, vakaların yüzde 39'unu kadın ve kız çocuklarının oluşturduğu, kalan yüzde 5'in cinsiyetinin bilinmediği kaydedildi.

İstismar vakalarının yüzde 30'unun okullar ve evlerde meydana geldiği ifade edildi.

Belgelenen vakaların, birkaç istinası dışında, hepsinde erkekler suçlanırken, mağdurların yarısından fazlasının erkek ve erkek çocukları olduğu belirlendi.

Ayrıca kilise, okul, ev ve yatılı okul gibi farklı mekanlarda yaşanan istismar vakalarının gizlendiği veya vakalarla ilgili belge ile delillerin örtbas edildiği tespit edildi.

Kilise Hukuku Uzmanı Stefan Loppacher, Kilisedeki istismar vakalarının sistematik olarak örtbas edildiğini yayımladığı bir makalede açıkladı.

İsviçreli Katolik din adamlarının isimlerinin karıştığı taciz skandalları, kiliseye karşı güven kaybına, hayal kırıklığı ve öfkeye sebep oldu.

Dinde reform tartışmaları

İsviçre'de ortaya çıkan bu hadise, kilisenin yapısı, piskoposların yetkileri ve medeni durumlarıyla ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Kilisede "çağa ayak uydurmayı" savunanlar ile "eski dogmaları" destekleyen ve mutlak gücünden vazgeçmek istemeyenler arasında bu noktada görüş ayrılığı yaşanıyor.

Ülkede yapılan tartışmalarda, "bekarlık şartı"nın kaldırılmasının Katoliklerin temel doktrinini sarsmayacağı belirtilirken, devam etmesi halinde taciz skandallarının önüne geçilemeyeceği savunuluyor.

İsviçre Piskoposlar Konferansı Başkanı Felix Gmür, yerel basına yaptığı açıklamada, mevcut koşulların sorgulanması gerektiğini vurgulayarak, "Bekarlığın ortadan kaldırılması ve kadınların rahipliğe erişmesine izin vermenin zamanı geldi." dedi.

Daha önce de gündeme gelen "Katolik din adamlarının bekarlığı" konusunun, kiliselerde artan cinsel istismar vakaları nedeniyle Vatikan'ı da baskı altına alabileceği belirtiliyor.

Diğer taraftan belgelenen cinsel istismar hadiseleri İsviçre Katolik Kilisesini sarsmaya devam ediyor. İddialarda adı geçen Hristiyan din adamlarından bazıları görevlerinden ayrıldı.

Saint-Maurice bölgesel manastırının başrahibi Jean Cesar Scarcelle geçen ay görevinden ayrılırken, Lozan, Cenevre ve Fribourg piskoposluklarının genel vekili Bernard Sonney de hafta sonunda görevini geçici olarak bırakan bir diğer isim oldu.

Katoliklerin ruhani lideri Papa, "bekarlık şartı" ile ilgili ne düşünüyor?

Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus, Mart 2023'te Arjantin'de bir yayın organı olan "Infobae"ye yaptığı açıklamada, rahiplerin "bekarlık şartı" için "Bir rahibin evlenmesinde çelişki yok, geçici bir emirdir. Bu revize edilebilir." demesi, Papa'nın Katolik rahiplerin evlenmesine "yeşil ışık yaktığı" şeklinde yorumlara neden olmuştu.

Papa Franciscus, tartışmalara yol açan bu röportajından kısa süre sonra yaptığı başka açıklamada ise "bekarlık şartı"na dair sözlerine açıklık getirerek, "Henüz bunu tekrar gözden geçirmeye hazır değilim ancak bunun bir disiplin konusu olduğu açık. Bu, bugün var ama yarın olmayabilir, dogmayla ilgisi yok." ifadesini kullandı.

Teolog Dr. Zubia: "Katolik din adamları için bekarlık şartı kutsal emirleri almak için bir gerekliliktir"

Roma'da 500 yıldır faaliyet gösteren Katolik Kilisesine bağlı cemaatlerden "Teatini Babaları"nın başpiskopos vekili Teolog Dr. Marcelo Raul Zubia, AA'ya yaptığı açıklamada, Katolik din adamları için bekarlık şartının kutsal emirleri almak için bir gereklilik olduğunu söyledi.

Hristiyanların kutsal kitabı İncil'de bekarlık şartına işaret eden ayetler olduğunu ifade eden Zubia, bekarlık şartının; insanın, ailesini, kardeşlerini, eşini bırakarak kendisini Tanrı'ya, Hz. İsa'ya ve kiliseye adaması anlamına geldiğini dile getirdi.

Son dönemde Katolik rahiplerin evlenebilmelerine yönelik tartışmaları hatırlatılması üzerine Zubia, "Alman Rahipler Meclisinde ve Amazonlar Rahipler Meclisinin etkinliklerinde bu dönemde, toplum içinde gündeme gelen iyi örnek teşkil eden evli bireylerin rahip olmasına yönelik tartışmadan bahsediyorsak, bu konuyu sakince ve derinlemesine bir analiz yaparak ele alan bir yaklaşım sergilemeliyiz. Bekarlık şartının, kilisede sadece bir disiplin kuralı olduğu hatasına düşmemeliyiz." değerlendirmesinde bulundu.

Teolog Dr. Marcelo Raul Zubia (AA)
Teolog Dr. Marcelo Raul Zubia (AA)

Katolik Kilisesinin başını ağrıtan sorunlardan olan cinsel istismar hadiselerinin, rahiplere evlilik izni verilmesiyle çözüleceği önerilerine de değinen Zubia, "Günümüzde yaşanan skandalların, özellikle cinsel istismar ve diğer istismar türlerine yönelik skandalların, bekarlık şartının kaldırılmasıyla çözüleceğine inanılıyor. Ancak bu sorunlara geniş bir açıdan bakacak olursak, bunları engellemek için bekarlık şartını kaldırmanın, yanıt olmadığını anlarız. İki konuyu ayırmamız gerekiyor. İstismar, sadece rahiplerin evlenmemesiyle ilgili bir şey değildir. İstismarlar sadece bekar rahipler arasında değil, aynı zamanda ailelerde de yaşanıyor. Bu dünyanın her yerinde var. Bu, sorunun sadece medeni durumla ilgili olmadığını, yani evli veya bekar olmakla ilgili olmadığını anlamamıza yardımcı olur. Sorun, kilisede otoritenin nasıl kullanıldığı ve ifa edildiği ile ilgilidir." ifadelerini kullandı.

Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus'un bu konudaki açıklamaları anımsatılan Zubia, "Bekarlık konusu, kilise kanunları açısından ve dogmatik olarak kapalı bir konu gibi görünse de Papa, bu dönemde nasıl yaşanacağı ve daha ileri gitme ihtiyacının olup olmadığı konusunda bir diyalog ve tartışma yapılması için bir pencere açtı." dedi.

Teolog Zubia, bekarlık şartı ya da cinsellikle ilgili tartışmaların, Vatikan'da 4 Ekim'de başlayacak genel Rahipler Meclisi (Sinod) oturumlarında ana gündem maddesi olmadığını belirterek, bu toplantıların amacının açık bir kilise modeli oluşturmak ve insanı merkeze koymak olduğunu söyledi. Zubia, öte yandan herkesin her sorun hakkında mutabık olamayacağını da aktardı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.