Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Majalla’dan Lefkoşa’da bir saha araştırması

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
TT

Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)

Ömer Önhon

Kıbrıs’ın başkentinin iki farklı adı var. Rumca Nicosia olarak adlandırılan şehrin Türkçe adı ise Lefkoşa. Kıbrıslı Rumlar ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu için burası, (Berlin'in birleşmesinden sonra) dünyada iki devlet arasında bölünmüş haldeki son şehirken Kıbrıslı Türklere göre dünyada iki farklı ülkenin başkenti olan tek şehirdir.

Venedikliler tarafından 16’ncı yüzyılda inşa edilen Lefkoşa/Nicosia, on bir kulenin aralarına serpiştirildiği surlarla çevrili orijinal tarihi mahallenin merkezi etrafında büyüyüp gelişen bir şehir.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı zamanında Avrupa'yı istila eden Hun İmparatoru Attila'nın anısına ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

İki yaka arasında uzanan bu tampon bölge bazı yerlerde birkaç metreyi geçmiyor. Birleşmiş Milletlere BM) ait olan ve askerleri tarafından korunan kuleler ve diğer gözlem tesislerini içerir.

Lefkoşa çarşısında gezerken sokaklarından birinin girişinin şehrin Türk tarafında, sonu ise Rum tarafında olan binalar gördüm. Sokağın sonu iki metre yüksekliğinde bir duvarla kapatılmıştı ve duvarın arkasındaki insanlar Rumca konuşuyordu. Zira duvarın diğer tarafı Rum kesimine aitti.

Bir defasında Rocas Bastion (Yigitler) Parkı’ndaki kafelerden birinde oturmuş bulunduğum yerden sadece üç metre ötedeki çitin arasında yer alan Rum sokaklarının yayalar ve araçlarla dolup taştığını, her zamanki günlük hayatlarını sürdürdüklerini gördüm.

Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)
Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına ait verilere göre şehirde 25 bin 530 Kıbrıslı Rum ve 14 bin 682 Kıbrıslı Türk yaşıyordu. Kırsal kesimdekileri de hesaba kattığımızda Kıbrıslı Rumların toplam sayısının 64 bin 53, Kıbrıslı Türklerin sayısının ise 22 bin 130 civarında olduğunu görüyoruz.

Günümüzde Lefkoşa'nın nüfusun 100 bin Türk ve 280 bin Rum olmak üzere 380 bin civarı olduğu tahmin ediliyor. Şehrin yakınlarındaki birçok kişi, buranın Türkiye’nin 1974 yılındaki askeri müdahalesi sonucunda bölündüğünü düşünseler de gerçekler, esasında bu bölünmenin İngilizlerin özellikle 1958 yılında Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü’nün (EOKA) başlattığı isyana müdahale çabaları çerçevesinde surlarla çevrili şehrin Türk ve Rum kesimleri arasına bir ayrım hattı çekmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

‘Kanlı Noel’ olarak da bilinen ve Kıbrıs Rum Ulusal Muhafızlar tarafından desteklenen radikal EOKA militanlarının 1963 yılının aralık ayında Kıbrıs Türklerine karşı başlattığı saldırı sonrası başkentteki bu hattın kapsamı genişletildi ve yeniden teyit edildi.

Kıbrıs Rumlarının saldırısının başlamasıyla birlikte 103'ten fazla köyden yaklaşık 30 bin Kıbrıs Türkü kaçtı. Kaçanlar, Kıbrıs Türklerinin küçük topluluklar halinde yaşadığı adanın diğer bölgelerindeki güvenli yerlerin yanı sıra Lefkoşa'daki Türk mahallelerine sığınıp barikatlar kurdular.

Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Kıbrıs Rumları, yıllar içinde Lefkoşa’daki Kıbrıs Türklerinin savunma hatlarını delmek için çeşitli girişimlerde bulundularsa da Faşist EOKA militanlarının soykırım girişimlerine karşı ailelerini ve Türk toplumunu savunduklarını vurgulayan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) her seferinde onları geri püskürtmeyi başardı. Lefkoşa’daki Milli Mücadele Müzesi (Barbarlık Müzesi) Lefkoşa çevresindeki diğer eserlerin yanı sıra ülke tarihinin o acı dönemini hatırlatan fotoğraflarla ve belgelerle dolu.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

Daha sonraki olaylarla birlikte hat adanın tamamını ikiye bölecek şekilde 180 kilometre uzunluğa ulaştı. Kıbrıs adasının Türk ve Rum kesimlerini ayıran bu hat, iki ülkeyi ayıran bir sınır haline geldi.

Bugün Lefkoşa’nın eski şehir bölgesi harap halde görünüyor. Bütçe konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu söylenen belediye tarafından bölgeye yeterince bakım yapılmıyor. Belediye Başkanı beklentileri karşılayamazken birçok kişi bu alanda yetkin ve gerekli yeteneklere sahip olmadığını düşünüyor. Ancak Surlariçi bölgesi olarak anılan bu kısım halen cazibesini ve kimliğini koruyor.

Burada 19. Yüzyıldan kalma Osmanlı evleri, ünlü Arasta Çarşısı, Selimiye Camii ve Arap Ahmet Paşa Camii gibi Osmanlı eserlerinin yanı sıra şehrin çeşitli noktalarındaki kervansaraylar Lefkoşa’nın önemli tarihi ve kültürel simgeleri arasında yer alıyor.

Arasta ve Bandabuliya pazar yerlerindeki yiyecek tezgahları, kitapçılar, antika dükkanları ve el işçiliği ürünlerin bulunabileceği butiklerin yanı sıra giyim ve moda sektörünün en ünlü markalarının taklit ürünlerini satan mağazaların yer aldığı eski çaşıda fiyatlar turistler için oldukça cazip.

Ledra Palace’a bakan Zehra Caddesi’nde sıra sıra dizili kafeler, restoranlar ve barlar bulunuyor. Geceleri öğrenciler, bölge sakinleri ve turistler buraya akın ediyor ve dolayısıyla trafik de artıyor.

Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının yanı sıra diğer milletlerden insanlar da Lefkoşa’nın Türk tarafı ile Rum tarafı arasında yayalar için ayrılmış Lokmacı ve Ledra Palas sınır kapılarından geçiyorlar. Kentteki üçüncü sınır kapısı olan Metehan Sınır Kapısı’ndan ise ağırlıklı olarak araçlar geçiyor.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

İki taraf arasındaki geçişler, ancak 2003 yılında başladı. Sınır kapıları günün 24 saati açık ve Türk tarafındaki sınır görevlileri güneyden kuzeye gelen ziyaretçileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) bayrağı altında karşılıyorlar. Ziyaretçiler uyruklarına bağlı olarak pasaportla ya da sadece kimlik kartlarını göstererek karşıya geçebiliyorlar. Sınır kapılarındaki tabelalarda Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak bilgilendirmeler yapılıyor.

1940’lı yıllarda inşa edilen ünlü lüks otel Ledra Palace, Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün ana simgelerinden biri olarak görülür. Çünkü savaş yıllarında Kıbrıs Rumlarından keskin nişancılar bu otelin çatısını mevzilenip şehrin Türk tarafını hedef alıyordu. Kıbrıs Türklerinden keskin nişancılar ise diğer taraftaki en yüksek binalardan biri olan dört katlı Muharrem Apartmanı’nın çatısından karşılık veriyordu.

Ledra Palace bugün, tampon bölge içinde, 1974’ten beri burada görev yapan Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından karargah olarak kullanılıyor. Bina Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasındaki resmi toplantıların yanı sıra BM’nin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların toplantılarını gerçekleştirdikleri mekan olarak kullanılmıştı.

Ledra Palace Sınır Kapısı’nın yakınlarında yer alan KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin biraz ilerisinde bulunan kalelerden birinde Cumhurbaşkanlığı kompleksi bulunuyor. Şu an Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılan bina, 1939 yılında dönemin İngiliz valisi için kolonyal tarzda inşa edilmişti. Bina daha sonra Kıbrıs Türkleri yönetimi tarafından kullanıldı. 1983 yılında KKTC Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılmaya başlandı.

Kıbrıs Türkleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisi üzerine Lefkoşa’nın yeni gelişen bölgelerinden birinde, Metehan Sınır Kapısı yakınlarında yeni, modern bir Cumhurbaşkanlığı kompleksi inşa etmeye başladılar. Burası 1974 yılı öncesinde 600 Türk askerinden oluşan Türk alayının konuşlandığı ve savaşta Türk askerleri ile Rum askerleri arasındaki en ağır çatışmaların bazılarına sahne olan bölgedir.

Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Lefkoşa’da yeni inşa edilen binalarda dahi halen yatay mimarinin hakim olduğunu görmek gerçekten güzel. Ancak daha fazla bina inşa etme arzusu, gelecekte işlerin değişeceğine işaret ediyor.

Lefkoşa, güney dışında tüm yönlere doğru genişleyerek kuzeyde, eskiden merkeze yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan büyük bir köy olan Gönyeli’ye ulaştı.

Günyeli, son dönemde bir inşaat furyasına tanık oluyor. Yeni villalar ve apartmanlar inşa ediliyor. Artık ‘Yeni Kent’ olarak adlandırılan Gönyeli’de dünyaca ünlü markaların da olduğu birçok modern mağazaya ve hizmete ulaşılabilen bir yer haline geldi.

Üç yıl önce açılan 5 yıldızlı ve 18 katlı Concorde Hotel, Lefkoşa’nın, Girne (Beşparmak) Dağları’nın ve güneydeki Rum kesiminin tamamını panoramik olarak görme imkanı sunuyor.  Beşparmak Dağları üzerlerine boyanmış devasa Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti bayrakları, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) de dahil her yerden görülebiliyor.

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Bölgedeki bir diğer önemli nokta olan Yakın Doğu Üniversitesi ise 2,3 milyon metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Bu yıl 143 ülkeden yaklaşık 27 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversite uluslararası akademik çevrelerde tam akreditasyona sahip. Üniversitede ders dili olarak Türkçe ve İngilizce kullanılırken ekonomi, bankacılık ve finans gibi bazı bölümlerde dersler Arapça olarak da görülüyor.

Üniversite yerleşkesinde fakültelerin yanı sıra üniversite hastanesi, üç müze, kültür merkezi ve alışveriş merkezleri yer alırken yerleşke aynı zamanda Kıbrıs Türklerinden çeşitli sanatçıların onlarca bronz ve mermer heykelinin bulunduğu bir açık hava sergisi olma özelliği de taşıyor.

Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)
Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)

Tüm bunların yanı sıra yerleşkede üniversitenin, Kıbrıs Türklerinden yetkin mühendislerin Türkiye ve diğer bazı ülkelerdeki meslektaşlarıyla birlikte yıllar süren yoğun çalışmalarının ardından, başarılı bir şekilde geliştirilen Günsel marka elektrikli otomobili üretmeyi başardığı bir tesis de bulunuyor. Tüm testleri tamamlanmış olun elektrikli otomobil seri üretime ve satışa neredeyse hazır durumda.

Kısacası Kıbrıs Türkleri Lefkoşa'yı geliştirip tüm temel tesisleriyle tam bir şehir haline getirdiler ve şehir, KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmamasından ve belediyelerin tam bir yetkinlikle yönetilmemesinden kaynaklanan tüm sorunlara rağmen bir sonraki aşamaya geçmeye artık hazır.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal