Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Majalla’dan Lefkoşa’da bir saha araştırması

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
TT

Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)

Ömer Önhon

Kıbrıs’ın başkentinin iki farklı adı var. Rumca Nicosia olarak adlandırılan şehrin Türkçe adı ise Lefkoşa. Kıbrıslı Rumlar ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu için burası, (Berlin'in birleşmesinden sonra) dünyada iki devlet arasında bölünmüş haldeki son şehirken Kıbrıslı Türklere göre dünyada iki farklı ülkenin başkenti olan tek şehirdir.

Venedikliler tarafından 16’ncı yüzyılda inşa edilen Lefkoşa/Nicosia, on bir kulenin aralarına serpiştirildiği surlarla çevrili orijinal tarihi mahallenin merkezi etrafında büyüyüp gelişen bir şehir.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı zamanında Avrupa'yı istila eden Hun İmparatoru Attila'nın anısına ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

İki yaka arasında uzanan bu tampon bölge bazı yerlerde birkaç metreyi geçmiyor. Birleşmiş Milletlere BM) ait olan ve askerleri tarafından korunan kuleler ve diğer gözlem tesislerini içerir.

Lefkoşa çarşısında gezerken sokaklarından birinin girişinin şehrin Türk tarafında, sonu ise Rum tarafında olan binalar gördüm. Sokağın sonu iki metre yüksekliğinde bir duvarla kapatılmıştı ve duvarın arkasındaki insanlar Rumca konuşuyordu. Zira duvarın diğer tarafı Rum kesimine aitti.

Bir defasında Rocas Bastion (Yigitler) Parkı’ndaki kafelerden birinde oturmuş bulunduğum yerden sadece üç metre ötedeki çitin arasında yer alan Rum sokaklarının yayalar ve araçlarla dolup taştığını, her zamanki günlük hayatlarını sürdürdüklerini gördüm.

Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)
Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına ait verilere göre şehirde 25 bin 530 Kıbrıslı Rum ve 14 bin 682 Kıbrıslı Türk yaşıyordu. Kırsal kesimdekileri de hesaba kattığımızda Kıbrıslı Rumların toplam sayısının 64 bin 53, Kıbrıslı Türklerin sayısının ise 22 bin 130 civarında olduğunu görüyoruz.

Günümüzde Lefkoşa'nın nüfusun 100 bin Türk ve 280 bin Rum olmak üzere 380 bin civarı olduğu tahmin ediliyor. Şehrin yakınlarındaki birçok kişi, buranın Türkiye’nin 1974 yılındaki askeri müdahalesi sonucunda bölündüğünü düşünseler de gerçekler, esasında bu bölünmenin İngilizlerin özellikle 1958 yılında Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü’nün (EOKA) başlattığı isyana müdahale çabaları çerçevesinde surlarla çevrili şehrin Türk ve Rum kesimleri arasına bir ayrım hattı çekmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

‘Kanlı Noel’ olarak da bilinen ve Kıbrıs Rum Ulusal Muhafızlar tarafından desteklenen radikal EOKA militanlarının 1963 yılının aralık ayında Kıbrıs Türklerine karşı başlattığı saldırı sonrası başkentteki bu hattın kapsamı genişletildi ve yeniden teyit edildi.

Kıbrıs Rumlarının saldırısının başlamasıyla birlikte 103'ten fazla köyden yaklaşık 30 bin Kıbrıs Türkü kaçtı. Kaçanlar, Kıbrıs Türklerinin küçük topluluklar halinde yaşadığı adanın diğer bölgelerindeki güvenli yerlerin yanı sıra Lefkoşa'daki Türk mahallelerine sığınıp barikatlar kurdular.

Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Kıbrıs Rumları, yıllar içinde Lefkoşa’daki Kıbrıs Türklerinin savunma hatlarını delmek için çeşitli girişimlerde bulundularsa da Faşist EOKA militanlarının soykırım girişimlerine karşı ailelerini ve Türk toplumunu savunduklarını vurgulayan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) her seferinde onları geri püskürtmeyi başardı. Lefkoşa’daki Milli Mücadele Müzesi (Barbarlık Müzesi) Lefkoşa çevresindeki diğer eserlerin yanı sıra ülke tarihinin o acı dönemini hatırlatan fotoğraflarla ve belgelerle dolu.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

Daha sonraki olaylarla birlikte hat adanın tamamını ikiye bölecek şekilde 180 kilometre uzunluğa ulaştı. Kıbrıs adasının Türk ve Rum kesimlerini ayıran bu hat, iki ülkeyi ayıran bir sınır haline geldi.

Bugün Lefkoşa’nın eski şehir bölgesi harap halde görünüyor. Bütçe konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu söylenen belediye tarafından bölgeye yeterince bakım yapılmıyor. Belediye Başkanı beklentileri karşılayamazken birçok kişi bu alanda yetkin ve gerekli yeteneklere sahip olmadığını düşünüyor. Ancak Surlariçi bölgesi olarak anılan bu kısım halen cazibesini ve kimliğini koruyor.

Burada 19. Yüzyıldan kalma Osmanlı evleri, ünlü Arasta Çarşısı, Selimiye Camii ve Arap Ahmet Paşa Camii gibi Osmanlı eserlerinin yanı sıra şehrin çeşitli noktalarındaki kervansaraylar Lefkoşa’nın önemli tarihi ve kültürel simgeleri arasında yer alıyor.

Arasta ve Bandabuliya pazar yerlerindeki yiyecek tezgahları, kitapçılar, antika dükkanları ve el işçiliği ürünlerin bulunabileceği butiklerin yanı sıra giyim ve moda sektörünün en ünlü markalarının taklit ürünlerini satan mağazaların yer aldığı eski çaşıda fiyatlar turistler için oldukça cazip.

Ledra Palace’a bakan Zehra Caddesi’nde sıra sıra dizili kafeler, restoranlar ve barlar bulunuyor. Geceleri öğrenciler, bölge sakinleri ve turistler buraya akın ediyor ve dolayısıyla trafik de artıyor.

Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının yanı sıra diğer milletlerden insanlar da Lefkoşa’nın Türk tarafı ile Rum tarafı arasında yayalar için ayrılmış Lokmacı ve Ledra Palas sınır kapılarından geçiyorlar. Kentteki üçüncü sınır kapısı olan Metehan Sınır Kapısı’ndan ise ağırlıklı olarak araçlar geçiyor.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

İki taraf arasındaki geçişler, ancak 2003 yılında başladı. Sınır kapıları günün 24 saati açık ve Türk tarafındaki sınır görevlileri güneyden kuzeye gelen ziyaretçileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) bayrağı altında karşılıyorlar. Ziyaretçiler uyruklarına bağlı olarak pasaportla ya da sadece kimlik kartlarını göstererek karşıya geçebiliyorlar. Sınır kapılarındaki tabelalarda Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak bilgilendirmeler yapılıyor.

1940’lı yıllarda inşa edilen ünlü lüks otel Ledra Palace, Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün ana simgelerinden biri olarak görülür. Çünkü savaş yıllarında Kıbrıs Rumlarından keskin nişancılar bu otelin çatısını mevzilenip şehrin Türk tarafını hedef alıyordu. Kıbrıs Türklerinden keskin nişancılar ise diğer taraftaki en yüksek binalardan biri olan dört katlı Muharrem Apartmanı’nın çatısından karşılık veriyordu.

Ledra Palace bugün, tampon bölge içinde, 1974’ten beri burada görev yapan Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından karargah olarak kullanılıyor. Bina Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasındaki resmi toplantıların yanı sıra BM’nin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların toplantılarını gerçekleştirdikleri mekan olarak kullanılmıştı.

Ledra Palace Sınır Kapısı’nın yakınlarında yer alan KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin biraz ilerisinde bulunan kalelerden birinde Cumhurbaşkanlığı kompleksi bulunuyor. Şu an Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılan bina, 1939 yılında dönemin İngiliz valisi için kolonyal tarzda inşa edilmişti. Bina daha sonra Kıbrıs Türkleri yönetimi tarafından kullanıldı. 1983 yılında KKTC Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılmaya başlandı.

Kıbrıs Türkleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisi üzerine Lefkoşa’nın yeni gelişen bölgelerinden birinde, Metehan Sınır Kapısı yakınlarında yeni, modern bir Cumhurbaşkanlığı kompleksi inşa etmeye başladılar. Burası 1974 yılı öncesinde 600 Türk askerinden oluşan Türk alayının konuşlandığı ve savaşta Türk askerleri ile Rum askerleri arasındaki en ağır çatışmaların bazılarına sahne olan bölgedir.

Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Lefkoşa’da yeni inşa edilen binalarda dahi halen yatay mimarinin hakim olduğunu görmek gerçekten güzel. Ancak daha fazla bina inşa etme arzusu, gelecekte işlerin değişeceğine işaret ediyor.

Lefkoşa, güney dışında tüm yönlere doğru genişleyerek kuzeyde, eskiden merkeze yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan büyük bir köy olan Gönyeli’ye ulaştı.

Günyeli, son dönemde bir inşaat furyasına tanık oluyor. Yeni villalar ve apartmanlar inşa ediliyor. Artık ‘Yeni Kent’ olarak adlandırılan Gönyeli’de dünyaca ünlü markaların da olduğu birçok modern mağazaya ve hizmete ulaşılabilen bir yer haline geldi.

Üç yıl önce açılan 5 yıldızlı ve 18 katlı Concorde Hotel, Lefkoşa’nın, Girne (Beşparmak) Dağları’nın ve güneydeki Rum kesiminin tamamını panoramik olarak görme imkanı sunuyor.  Beşparmak Dağları üzerlerine boyanmış devasa Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti bayrakları, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) de dahil her yerden görülebiliyor.

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Bölgedeki bir diğer önemli nokta olan Yakın Doğu Üniversitesi ise 2,3 milyon metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Bu yıl 143 ülkeden yaklaşık 27 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversite uluslararası akademik çevrelerde tam akreditasyona sahip. Üniversitede ders dili olarak Türkçe ve İngilizce kullanılırken ekonomi, bankacılık ve finans gibi bazı bölümlerde dersler Arapça olarak da görülüyor.

Üniversite yerleşkesinde fakültelerin yanı sıra üniversite hastanesi, üç müze, kültür merkezi ve alışveriş merkezleri yer alırken yerleşke aynı zamanda Kıbrıs Türklerinden çeşitli sanatçıların onlarca bronz ve mermer heykelinin bulunduğu bir açık hava sergisi olma özelliği de taşıyor.

Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)
Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)

Tüm bunların yanı sıra yerleşkede üniversitenin, Kıbrıs Türklerinden yetkin mühendislerin Türkiye ve diğer bazı ülkelerdeki meslektaşlarıyla birlikte yıllar süren yoğun çalışmalarının ardından, başarılı bir şekilde geliştirilen Günsel marka elektrikli otomobili üretmeyi başardığı bir tesis de bulunuyor. Tüm testleri tamamlanmış olun elektrikli otomobil seri üretime ve satışa neredeyse hazır durumda.

Kısacası Kıbrıs Türkleri Lefkoşa'yı geliştirip tüm temel tesisleriyle tam bir şehir haline getirdiler ve şehir, KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmamasından ve belediyelerin tam bir yetkinlikle yönetilmemesinden kaynaklanan tüm sorunlara rağmen bir sonraki aşamaya geçmeye artık hazır.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
TT

İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)

İsrail medyasında bugün yer alan habere göre, İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etmeyi’ planladığını açıkladı.

Smotrich, dün akşam kendi partisi olan Dini Siyonizm Partisi tarafından düzenlenen etkinlikte, “Bir Arap terör devleti kurma fikrini ortadan kaldıracağız” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Smotrich, “Nihayet Oslo anlaşmalarını hem resmi hem de fiilen iptal edeceğiz. Egemenliğe doğru ilerlerken Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan göçü teşvik edeceğiz” dedi.

Smotrich ayrıca, “Başka uzun vadeli bir çözüm yok” vurgusunda da bulundu.

İsrail güvenlik kabinesi, geçen haftadan itibaren Batı Şeria üzerindeki kontrolü sıkılaştırmayı hedefleyen bir dizi önlemi onayladı. Bu önlemler, aşırı sağcı bakanlar tarafından destekleniyor ve Oslo anlaşmaları çerçevesinde Filistin Yönetimi’nin yetki sahibi olduğu bölgeleri de kapsıyor.

85 ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki misyonları dün bu adımları kınadı. Eleştirmenler, alınan önlemleri Filistin topraklarının fiili ilhakı olarak nitelendiriyor.


İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.