İsrail-Filistin olaylarına dünyadan tepkiler

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın abluka altındaki Gazze Şeridi'nden İsrail'e dün başlattığı saldırının ardından Türkiye ve bazı ülkeler, itidal çağrısı yaparken Batı ülkeleri, İsrail'e destek veren açıklamalarda bulundu

Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)
Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)
TT

İsrail-Filistin olaylarına dünyadan tepkiler

Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)
Gazze'nin batısındaki El-Cela Caddesi'nde, içinde bazı hukuk büroları ve ofislerin de yer aldığı 14 katlı "Vatan" apartmanı da bombalandı (AA)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile telefonda görüştü.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Fidan, mevkidaşı Blinken ile telefon görüşmesinde İsrail-Filistin'de yaşanan gelişmeleri ele aldı.

İsrail-Filistin'deki olaylarla ilgili itidal çağrısı

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının X hesabından İsrail ve Filistin'e gerilimi düşürmeleri çağrısı yapılarak, "İsrail-Filistin çatışma bölgesinde sivillere yönelik şiddeti kınıyoruz. Hem İsrail'de hem de Gazze Şeridi'nde çok sayıda sivilin trajik şekilde hayatını kaybetmesinden dolayı taziyelerimizi iletiyoruz. Durumun acilen düşürülmesi çağrısında bulunuyoruz." ifadeleri kullanıldı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, İsrail'deki saldırılar sonrası gelişmeleri büyük üzüntü ve kaygıyla izlediklerini belirterek, ilgili tarafları sağduyulu davranmaya çağırdı.

KKTC Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre Tatar, Kıbrıs Türk halkının, her türlü terör eylemine karşı olduğunu vurgulayarak, özellikle sivilleri hedef alan silahlı saldırıların tasvip edilmesinin mümkün olmadığını bildirdi.

Yıllardır bölgenin kanayan yarası İsrail-Filistin meselesinin, Kıbrıs'ta 1974'te Mutlu Barış Harekatı ile sağlanan barış ve huzur ortamının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Tatar, ana vatan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte her zaman bölgesel ve küresel sorunların diyalog yoluyla çözülmesini desteklediklerine dikkati çekti.

Bölgedeki güçlü devlet Türkiye'nin çatışma sürecinin barış yoluyla çözümüne katkı sağlayabileceğini belirten Tatar, ilgili tarafların, savaşların kazananının olmadığı gerçeğiyle hareket etmeleri gerektiğini vurguladı.

Tatar, "Çatışmalarda sivil can kayıpları yaşanıyor. Bir an önce bunun önüne geçilmesi ve sorunun müzakere yoluyla çözümlenmesi gerekiyor." ifadesini kullandı.

Güney Afrika Cumhuriyeti Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Yaşanan yeni çatışmalar, Filistin topraklarının yasa dışı işgalinin devam etmesin ve yerleşim yerlerinin genişletilmesinden, Mescid-i Aksa'ya ve Hristiyan kutsal mekanlarına saygısızlıktan ve Filistin halkına yönelik devam eden baskıdan kaynaklandı." değerlendirmesinde bulunuldu.

Açıklamada, Güney Afrika'nın, "uluslararası kabul görmüş 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan, İsrail ile barış içinde yan yana var olan Filistin devletinin kurulması amacında" olduğu vurgulandı.

Uluslararası toplumun bölgede barışın sağlanması için sorumluluk alıp harekete geçmesi gerektiğine işaret edilen açıklamada, "Şiddet, cinayet, hapis, zorla yer değiştirmeler, yasa dışı yerleşim yerlerinin kurulması ve Gazze'de devam eden kuşatma, çatışmanın çözümüne yardımcı olmuyor." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, Filistin sınırlarının belirlenmesi, Kudüs'ün statüsü, siyasi tutukluların serbest bırakılması gibi öncelikli konuların çözümüne önem verilmesi gerektiği kaydedilerek, İsrail'in artan gerilim, şiddet ve istikrarsızlıktan kazançlı çıkamayacağı belirtildi.

Sudan Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "işgal altındaki Filistin'de yaşanan tehlikeli gelişmelerin" endişeyle takip edildiği bildirildi.

Bu konunun uluslararası meşru kararlara uygun çözülmesi ve Filistin halkının kendi kaderlerini tayin etme ve bağımsız devlet kurma yetkisine sahip olmaları gerektiği vurgulanan açıklamada, iki devletli çözüm konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemesi de dahil olmak üzere Filistin meselesine uluslararası ilginin azalmasının, bölgede şiddetin ve gerilimin sürmesine yol açtığına işaret edildi.

Açıklamada, dün yaşananların bu meseleye çözüm bulunamamasının, bölgeyi büyük bedeller ödenerek yeni bir istikrarsızlık dönemine sürükleyeceğini doğruladığına işaret edilerek, "Sudan, Filistin halkının bağımsız devlet kurma meşru haklarına verdiği desteği yineliyor. Masum sivillerin korunması çağrısında bulunuyor." ifadeleri kullanıldı.

Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi, Filistin ile İsrail arasında tırmanan şiddetin son derece rahatsız edici olduğunu belirterek, daha fazla kan dökülmemesi ve can kaybı yaşanmaması için taraflara itidal çağrısında bulundu.

Afrika Birliği (AfB), İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi'nde ve işgal altında tutulan Batı Şeria'daki saldırılar sonrası giderek tırmanan gerilimin sonlandırılması ve taraflara müzakere çağrısı yaptı.

Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Filistin ile İsrail arasında gerilimin ve şiddetin artmasından "derin endişe duyulduğu" belirtilerek, "Tüm ilgili tarafları sükunet ve itidalle hareket etmeye, sivillerin korunması için çatışmalara derhal son vererek durumu daha kötüye götürmekten kaçınmaya çağırıyoruz." ifadesi kullanıldı.

Libya ve Fas, uluslararası topluma İsrail'in ihlallerine son verilmesi ve kanlı çatışmanın durdurulması çağrısında bulundu.

Libya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Filistinlilere eziyetler, Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlaller ve Yahudi yerleşim birimlerinin inşasına karşılık Filistin direnişinin tepkisinin sonuçlarından İsrail'in sorumlu olduğu" belirtildi.

Açıklamada, uluslararası topluma İsrail'in ihlallerine son verilmesi ve kanlı çatışmanın durdurulması çağrısı yapıldı.

Fas Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da Gazze Şeridi'nde kötüye giden durumla ilgili derin endişe duyulduğu ve hangi taraf olursa olsun sivillerin hedef alınmasının kınandığı kaydedildi.

Açıklamada, daha önce de siyasi çıkmazın bölgedeki barış üzerindeki etkileri ve bunun neticesinde gerilimin artabileceği konusunda uluslararası topluma uyarıda bulunulduğu hatırlatıldı.

İsrail'e destek açıklamaları

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, X platformunda, üzerine İsrail bayrağı yansıtılmış Başbakanlık binasının fotoğrafıyla paylaşım yaptı.

Tajani, "Az önce ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Almanya, Fransa, İngiltere ile AB'den diğer mevkidaşlarımla görüştüm. Hükümet olarak, Orta Doğu'daki durumu endişeyle takip ediyoruz ve müttefiklerimizle yakın temas halindeyiz. Çatışmanın tırmanmasını önlemek için çalışıyoruz. İsrail'in var olma hakkı var." ifadelerini kullandı.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, "Bugün İsrailli, Filistinli, Mısırlı ve Ürdünlü mevkidaşlarımla görüştüm. Hiçbir şey terörü meşrulaştıramaz." ifadelerini kullandı.

Japonya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "bir dizi roketin fırlatılması ve Gazze Şeridi'nden İsrail topraklarına sızılmasının" şiddetle kınandığı belirtilerek, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileğinde bulunuldu.

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, "Avustralya, bu dönemde dostumuz İsrail'in yanındadır. Hamas'ın İsrail'e ve sivillere yönelik ayrım gözetmeyen ve iğrenç saldırılarını kınıyoruz. İsrail'in kendini savunma hakkını tanıyoruz." ifadelerini kullandı.

Singapur Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Singapur, Gazze'den İsrail'e gerçekleştirilen ve çok sayıda masum sivilin ölümüne ve yaralanmasına yol açan roket ve terör saldırılarını şiddetle kınamaktadır." ifadelerine yer verilerek, şiddete son verilmesi çağrısı yapıldı.

Latin Amerika ülkelerinden İsrail-Filistin'deki gelişmelere tepkiler

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, X'den yaptığı paylaşımda, İsrail'in Filistin'e yönelik işgalinin son bulmasını istedi.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, X hesabındaki paylaşımında İsrailli sivillere yapılan saldırılar karşısında "şok" olduğunu bildirerek, terörün her türlüsünü reddettiklerinin altını bir kez daha çizmek istediklerini belirtti.

Lula da Silva, taraflar arasındaki çatışmanın daha da tırmanmasının önlenmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine çağrıda bulundu.

Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez, X hesabında, "İsrail Devleti'ne karşı işlenen vahşi terör saldırısını güçlü şekilde kınadığımı ifade etmek istiyorum. Bu zor zamanda İsrail'e insani yardıma hazırız." değerlendirmesinde bulunduğu paylaşım yaptı.

Şili Dışişleri Bakanı Alverto Van Klaveren de X sosyal medya hesabında, İsrail'e yönelik "terör" saldırılarını büyük endişeyle takip ettiklerini belirterek, şiddetin durdurulmasını istedi.

Meksika Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da Hamas'ın saldırısı kınanarak İsrail halkına ve ailelere taziye dilekleri paylaşıldı.

Uruguay, Paraguay, Ekvador ve Peru'dan yapılan açıklamalarda da İsrail’e destek verilerek Hamas'ın eylemleri kınandı.

Bolivya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında ise acilen barışa dönülmesinin önemine işaret edilerek, insan haklarının korunması çağrısında bulunuldu.

BM Güvenlik Konseyinin çatışmalar karşısında sessiz kalmasının üzüntüyle takip edildiği kaydedilen açıklamada, "BM ve uluslararası toplum, köklü çözümler bularak tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir." ifadesi kullanıldı.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İsrail ile Filistin arasındaki gerilime ilişkin, "İsrail işgalinin devam etmesi ve uluslararası meşru kararlara uyulmamasının bölgedeki istikrarsızlığın temel nedeni olduğu" değerlendirmesinde bulunarak, olaylardan İsrail'i sorumlu tuttu.

Türkiye, itidal çağrısında bulunmuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün düzenlenen AK Parti 4. Olağanüstü Büyük Kongresi'ndeki konuşmasında, İsrail ve Filistin taraflarına itidalli davranma ve gerilimi daha da tırmandıracak fevri adımlardan uzak durma çağrısı yapmıştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İsrail ve Filistin'de yaşanan gelişmelere ilişkin sabah saatlerinden itibaren Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile telefon görüşmesi yapmıştı.

Dışişleri Bakanlığından gelişmelere ilişkin yapılan yazılı açıklamada, yaşanan şiddet ve gerilimin derin bir endişeyle karşılandığı bildirilirken "Bölgede sükunetin bir an önce yeniden tesis edilmesine büyük önem veriyor, sivil can kayıplarını şiddetle kınıyoruz." ifadesi kullanılmıştı.

Açıklamada, şiddet eylemlerinin ve buna bağlı tırmanmaların kimseye bir fayda sağlamayacağı vurgulanarak, taraflar itidalle hareket etmeye ve fevri adımlardan uzak durmaya çağrılmıştı.

Birçok ülke ve uluslararası örgüt de mesaj yayımlamıştı

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Rishi Sunak saldırıya tepki göstererek İsrail'e destek mesajı yayımlamıştı.

Kanada, Yunanistan, Bulgaristan, Belçika, İspanya, İtalya, İsviçre, İrlanda, Hollanda, Hırvatistan, Avusturya, Çekya, Slovenya, Finlandiya, Polonya, Romanya, Litvanya, Malta, Letonya, Estonya, Ukrayna, Gürcistan ve Kosova yetkilileri de Hamas'a tepki göstererek, İsrail'e destek veren mesajlar yayımlamıştı.

Azerbaycan-İsrail Parlamentolararası İlişkiler Çalışma Grubu, İsrail'e yönelik saldırıları kınayarak, "Bu zor zamanda İsrail'le dayanışma içindeyiz." mesajını paylaşmıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasında, Filistin ve İsrail tarafları ateşkese davet edilerek, gerekli itidallerin uygulanması, kalıcı ve kapsamlı barışın sağlanması için müzakere sürecinin başlatılması çağrısında bulunulmuştu.

Mısır Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasında Filistin ile İsrail arasında devam eden saldırıların ve gerilimin korkunç tehlikelerinin olacağı konusunda uyarı yapılmıştı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de sivil kayıpların olmaması için her türlü tedbirin alınması ve şiddete son verilmesi çağrısında bulunarak, gerilimi azaltma çağrısı yapmıştı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrienne Watson da Hamas'ı kınayarak İsrail hükümetinin ve halkının yanında olduklarını bildirmişti.

Ne olmuştu?

Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları, dün sabah İsrail'e "Aksa Tufanı" isimli kapsamlı saldırı başlattığını açıklamıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken silahlı gruplar, bölgedeki yerleşim yerlerine girmişti. İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığını duyurmuştu.

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 256 kişinin hayatını kaybettiğini, 1788 kişinin yaralandığını açıklamıştı.

İsrail basınında Hamas'ın silahlı kanadının başlattığı saldırılarda şu ana kadar 300 İsraillinin öldüğü, ülke genelindeki yaralı sayısının 1864'e yükseldiği duyurulmuştu.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.