İsrail medyası: Hamas saldırısı büyük ve benzeri görülmemiş hakaret

İsrail kamuoyu başarısızlıktan Netanyahu’yu sorumlu tuttu Netanyahu Hamas’ı güçlendirmekle suçlanıyor

İsrail askerleri, dün helikopterle Beerşeba şehrindeki Soroka Tıp Merkezi'ne nakledilen yaralı bir kişiyi taşıyor (EPA)
İsrail askerleri, dün helikopterle Beerşeba şehrindeki Soroka Tıp Merkezi'ne nakledilen yaralı bir kişiyi taşıyor (EPA)
TT

İsrail medyası: Hamas saldırısı büyük ve benzeri görülmemiş hakaret

İsrail askerleri, dün helikopterle Beerşeba şehrindeki Soroka Tıp Merkezi'ne nakledilen yaralı bir kişiyi taşıyor (EPA)
İsrail askerleri, dün helikopterle Beerşeba şehrindeki Soroka Tıp Merkezi'ne nakledilen yaralı bir kişiyi taşıyor (EPA)

İsrail’e İsraillilerin anlaşmazlıklarını bir kenara bırakıp Hamas’a karşı savaşta birleşmesi ve eleştirileri ve başarısızlıkların sorumluluğunu savaşın sonuna kadar ertelemesi gerektiği yönündeki bir yaklaşım hâkim olurken İsrail medyası da Gazze Şeridi çevresindeki Yahudi kasabalarının sakinlerinin korunması hususundaki ciddi eksiklikler nedeniyle orduya ve istihbarat liderliğine sözlü saldırıda bulundu.

Sağ kampa bağlı medya, savaş öncesinde olduğu gibi orduyu eleştirmeye odaklanırken, bağımsız ve sol medya ise başarısızlıklarda Netanyahu’nun rolüne odaklandı. Haaretz gazetesi, ‘Sorumlu Netanyahu’ başlığıyla bir başyazı yayınladı. İçeriğinde ise “Muazzam siyasi deneyimi ve güvenlik konusundaki yeri doldurulamaz bilgeliğiyle övünen Başbakan, ‘ilhak ve yağma hükümetini kurduğunda, Bezalel, Smotrich ve Itamar Ben Gvir’i iki kilit pozisyona atadığında ve Filistinlilerin varlığını ve haklarını açıkça göz ardı eden bir dış politika benimsediğinde’ ülkeyi içine sürüklediği tehlikeyi bilinçli olarak teşhis etmekte tamamen başarısız oldu” ifadelerine yer verildi.

Haaretz, Netanyahu’nun kesinlikle sorumluluğundan kaçmaya çalışacağını ve sorumluluğu Hamas’ın askeri yeteneklerini hafife alarak bir savaş başlatma olasılığını küçümseyen ordu ve istihbarat komutanlarına yüklemeye çalışacağını belirtti. Ancak ona göre istihbarat ve askeri eksiklikler, İsrail’in dış ve güvenlik işlerinden sorumlu yüksek karar vericisi olarak Netanyahu’yu krizdeki kapsamlı sorumluluğundan kurtarmıyor.

Binyamin Netanyahu, kazandığı 2022 genel seçimlerinden iki gün önce Kudüs yakınlarında kampanya yürütüyor (Getty Images)
Binyamin Netanyahu, kazandığı 2022 genel seçimlerinden iki gün önce Kudüs yakınlarında kampanya yürütüyor (Getty Images)

Netanyahu’nun, kendisini savaşlardan kaçınan ve İsrail tarafındaki ölümleri sınırlamaya çalışan ‘temkinli bir politikacı’ olarak pazarladığına, ancak son seçimlerdeki zaferinden sonra ihtiyatı ‘tamamen sağ’ politikasıyla değiştirdiğine dikkat çekildi. Bu politika ise, ‘Batı Şeria’nın ilhakına yönelik aleni adımlar, El-Halil dağındaki C bölgesinde ve Ürdün Vadisi’nde etnik temizlik, yerleşim yerlerinin yoğun şekilde genişletilmesi ve Aksa’daki Yahudi varlığının güçlendirilmesini’ içeriyor.

Gazete, patlamaya ilişkin göstergelerin Filistinlilerin İsrail işgalinin elinin ağırlığını hissettiği Batı Şeria’da başladığını ve Hamas’ın da bu fırsatı değerlendirerek sürpriz bir saldırı düzenlediğini belirtiyor. Ancak gazete, her şeyden önemlisi, üç yolsuzluk davasıyla suçlanan bir başbakanın ‘devlet işleriyle ilgilenemeyeceğini’ vurguladı.

İsrail’in küstahlığı

Aynı gazeteden Gideon Levy, yaptığı açıklamada “Yaşanan her şeyin ardında İsrail’in küstahlığı var. Her şeyi yapmamıza izin verildiğini, hiçbir bedel veya ceza ödemeyeceğimizi sanıyorduk. Katliamlar gerçekleştiren yerleşimcilerin Filistin topraklarında bulunan Yusuf’un Kabri’ne ve Otniel’in Kabri’ne ve Süleyman Tapınağı’na hac yapmalarını ve Yeşu’nun kurban makamına girmelerini savunuyorduk. Yalnızca Sukot Bayramı’nda 5 binden fazla Yahudi (Müslümanların) kutsal haremine baskın düzenledi” ifadelerini kullandı.

Yerleşimciler, İsrail askerleri korumasında eski El-Halil şehrine saldırdı (WAFA)
Yerleşimciler, İsrail askerleri korumasında eski El-Halil şehrine saldırdı (WAFA)

Masum insanları vurmak, gözleri oymak, yüzleri parçalamak, kovmak, hırsızlık yapmak, insanları yataklarından kaçırmak ve etnik temizlik gibi başka ihlallere de dikkati çekerken, tabi ki Gazze’ye yönelik inanılmaz ablukanın devam ettiğini ve bundan sonra da her şeyin aynı şekilde devam edeceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın gazeteden aktardığına göre Gideon Levy, “Gazze’yi taciz etmeye devam edeceğimizi ve her zaman iyi hal şartına bağlı olarak İsrail’e birkaç on binlerce gruba çalışma izni vererek hayırseverlik kırıntıları atacağımızı düşündük” dedi.

Birkaç yüz Filistinli militanın duvarı bastığını ve ‘hiçbir İsraillinin hayal edemeyeceği bir şekilde’ İsrail’e girdiğini söyleyen Levy, “Yüzlerce Filistinli militan, iki milyon insanın ağır bir bedel ödemeden sonsuza kadar hapse atılamayacağını kanıtladı” dedi.

Aşağılayıcı saldırı

Yediot Ahronot’tan Nahum Barnea, Hamas saldırısını İsrail’e hakaret olarak nitelendirdi. 7 Ekim 2023’ün İsrail ordusunun yıllardır şahit olmadığı büyük bir hakaret olduğunu söylerken, ilk hakaretin istihbarat açısından olduğunu belirtti. Ona göre tıpkı 1973’te olduğu gibi, iktidar sistem tüm göstergeleri gördü ama kibriyle ‘bunun nafile bir manevra ve tatbikattan başka bir şey olmadığı’ sonucuna vardı.

Habere göre ikinci hakaret ise Hamas teröristlerinin engeli kolaylıkla aşmasıydı. Üçüncü hakaretin ‘onlarca rehineyle Gazze’ye dönmenin kolaylığı’ ve dördüncüsünün de ‘İsrail ordusunun saldırıya karşı tepkisinin yavaşlığı’ olduğunu söyledi. Belirttiğine göre onlarca kişi zırhlı kampın etrafında sanki evlerindeymiş gibi dolaşıyordu ve onlara ateş eden bir saldırı helikopteri yoktu.

Filistinliler, cumartesi günü İsrailli bir kadın esiri Gazze Şeridi’ne nakletti (AP)
Filistinliler, cumartesi günü İsrailli bir kadın esiri Gazze Şeridi’ne nakletti (AP)

1973’te Yom Kippur’un çok daha fazla sayıda kurbana mal olduğuna inanan Barnea, “Ancak o dönemdeki çatışma, ikinci sınıf bir terör örgütü değil, en büyük Arap ordularıylaydı” dedi. O acı savaşın ardından ateşkesten sonra 50 yıl sürecek bir barışın geldiğini söyleyen Barnea, mevcut savaşın getireceği iyiliği görmenin zor olduğunu vurguladı. Netanyahu’nun, yönetimi boyunca Hamas’ı Filistin Yönetimi pahasına böl-yönet politikasıyla ileriye itmesini eleştiren Barnea, geçen aylarda Hamas hareketine, yirmi bin Gazzeli için çalışma izni, ithalatın artırılması ve Katar parasının aktarılması da dahil olmak üzere ordu tarafından önerilen bazı kazanımların verildiğini belirtti. Ona göre hükümetindeki yarı savunma bakanı Smotrich, geçtiğimiz günlerde Hamas’ın bir varlık, Otoritenin ise bir yük olduğunu söyleyerek, Netanyahu’un kuralı değiştirmeye hazır olup olmadığını sorgulamıştı.

İlk Hamas formülü

Maariv gazetesinden Ben Caspit, “Gazze’de kara operasyonuna çıkmaktan korkan, kendisi için kara operasyonuna çıkacaktır. Kendisini Hamas’a karşı güçlü olarak görenler, cumartesi günü güçlü Hamas’a karşı kendi zayıflığını gördü” ifadelerini kullandı. Ben Caspit, “Filistin Yönetimi’ni küçültmek için Hamas’ı ayağa kaldırabileceğine inananlar, cumartesi günü kendilerini ikisinin karşısında da küçük şekilde buldu” diyerek, İsrail’in Hamas’ı cesaretlendirerek ilk Hamas formülünde hata yaptığına dikkati çekerken, “FKÖ’yü zayıflatmak için bunun gerçekleşmesine izin verdi ve bu başarısızlıktan ders almadı. Netanyahu, birçok kez Hamas’ı İsrail'in bir varlığı olarak tanımladı. Bu mühimmat, cumartesi günü birkaç mühimmattan fazlasıyla bizi vurdu” dedi.

Ben Caspit, Ehud Olmert’in 2009 yılında Gazze’deki meşguliyete son vermek istediğine dikkat çekerken, “Bu nispeten kolaydı, ama o zamanlar Hamas, topal bir kazdı. Herkes, Aşkelon kapılarında iktidara döndüğünde Hamas’ın Gazze’deki yönetiminin devrilmesi emrini vereceğine söz veren Netanyahu’yu bekliyordu. Ama o, tam tersini yaptı” ifadelerini kullandı.

Yair Lapid’in aşırılık yanlılarının bulunmadığı dar bir acil durum hükümetine katılmayı teklif ederek doğru şeyi yaptığını belirten Ben Caspit, “Doğru bir liderlik adımı ve akıllı bir siyasi manevradır. Ancak Lapid ve Gantz’ın mevcut kâbus hükümetine katılmaları için hiçbir neden yok. Bu yemeği Netanyahu hazırladı, o da içecek” dedi.

Ben Caspit, raporunu şu soruyla sonlandırdı; “Bu vahim felaket, Netanyahu’yu aşırıcılarla olan maceranın artık tükendiğine ikna etmeye yetecek mi? Devlet Netanyahu için gerçekten önemli mi?”

Açlıktan Ölen Gazze

Sağcı İsrail Hayom gazetesinde Ariel Kahane, ‘Gazze’yi Taş Devri’ne geri götürün’ başlığıyla “Yom Kippur Savaşı’ndan tam 50 yıl sonra İsrail, kendisini bir kez daha sürpriz bir saldırı altında buldu” dedi. İstihbarat körlüğünün var olduğunu ve İsrail’in hazırlıksız olduğunu anlamak için çok iyi bir uzman olmaya gerek olmadığını söyleyen Kahane, “Eksiklikleri gidermenin zamanı gelecektir. Şu anda odak noktası, inisiyatifi yeniden kazanarak ve her şeyden önce düşmanı yenerek yenilgiyi zafere dönüştürmek olmalıdır” dedi.

Filistinli bir kadın ve ailesi, İsrail’in dün Gazze’ye düzenlediği saldırıların ardından evinden UNRWA okuluna kaçtı (Reuters)
Filistinli bir kadın ve ailesi, İsrail’in dün Gazze’ye düzenlediği saldırıların ardından evinden UNRWA okuluna kaçtı (Reuters)

Başbakanın söylediği gibi ‘büyük bedeller almanın’ yeterli olmadığını vurgulayan Kahane, “Eğer korku Lahey’den (Adalet Divanı) geliyorsa, o zaman misyonun hayatlarının sonuna kadar ülkede kalmasına yetecek kadar gönüllü var demektir. Hamas’ın üst düzey isimlerini ve çocuklarını kaçırıp, onların Gazze’deki lüks evlerini, yüksek kulelerini, restoranlarını ve parklarını yok ederek Gazze’yi Taş Devri’ne döndüreceğiz” ifadelerini kullandı. İsrail’in Gazze’ye elektrik tedarikini durdurmasının yanı sıra, Gazze’deki elektrik üretim istasyonunun bombalanmasını ve balıkçılığın tamamen yasaklanmasını teklif eden Ariel Kahane, Mısırlılardan Refah sınır kapısını kapatmalarını, su ve yiyecek girişini engellemelerini ve tüm Hamas liderliğine suikast düzenlemelerini de istedi.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.