Fransa’nın Afrika başarısızlıklarında yeni bölüm: Fas

Tarihî mirasın ağırlığı ve coğrafi yakınlığın gereklilikleri, Fransa’nın Kuzey Afrika’daki jeopolitik değerlendirmelerinin isabetsizliğinde katkı sahibi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve 10 Nisan 2018’de Elysee Sarayı’nda Fas Kralı VI. Muhammed’i ağırladı (Getty Images)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve 10 Nisan 2018’de Elysee Sarayı’nda Fas Kralı VI. Muhammed’i ağırladı (Getty Images)
TT

Fransa’nın Afrika başarısızlıklarında yeni bölüm: Fas

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve 10 Nisan 2018’de Elysee Sarayı’nda Fas Kralı VI. Muhammed’i ağırladı (Getty Images)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve 10 Nisan 2018’de Elysee Sarayı’nda Fas Kralı VI. Muhammed’i ağırladı (Getty Images)

Hattar Ebu Diyab

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Marakeş Safi depreminden sonra Fransa-Fas ilişkilerini normalleştirmek için ‘deprem diplomasisini’ kullanma girişiminde başarısız oldu. Görünüşe bakılırsa Faslı yetkililerin Fransa’nın yardım teklifini reddetmesi, sadece iki ülke ilişkilerine gölge düşüren diplomatik krizle ilgili olmayıp, teklifin sunulma biçimi de bunda pay sahibi oldu. Bilindiği üzere teklif, Rabat’taki ilgili yetkililerle temasa geçmeden önce medyada ilan edilmişti.

Böylece Fas Krallığı’nın başına gelen felaket, gerilimi bitirmek için bir fırsat olacağı yerde, yardım konusunda yaşanan sorun, buna eşlik eden ve ardından gelen tartışma ve karşılıklı medya kampanyaları ile durum daha da içinden çıkılmaz hale geldi ve krizden ve olumsuz hava birikiminden çıkış yolları karıştı. Özellikle de Kuzey Afrika’da yeni bir Fransız politikasının formüle edilmesi, geç kalmış ve birçok etkene ve zıtlığa bağlı görünürken. Zira mevcut diplomatik kriz, Fas’ın eski sömürgeci güçle yeni ve güçlü bir denge kurma çabasını ortaya koyuyor.

Fas’ın itirazının yansımaları

Geçtiğimiz şubat ayında Türkiye ve Suriye’de, sonrasında da Fas’ta yaşanan depremler ve eylül ayındaki Derne kasırgasının ardından 2023 yılında yerleşik sözlüğe ‘deprem diplomasisi’ veya ‘afet diplomasisi’ tabirlerinin eklendiğine şahit olduk. Bu tür diplomasi Suriye ve Türkiye örneklerinde başarılı olsa da Fas örneğinde, özellikle Fransa ile ilişkiler bakımından aynı sonucu vermedi.

“Geçtiğimiz şubat ayında Türkiye ve Suriye’de, sonrasında da Fas’ta yaşanan depremler ve eylül ayındaki Derne kasırgasının ardından 2023 yılında yerleşik sözlüğe ‘deprem diplomasisi’ veya ‘afet diplomasisi’ tabirleri eklendi”

Fas’ın ulusal kurtarma zincirlerini tercih etmekle beraber İspanya gibi yakın bir Avrupa ülkesinin ve uzak Arap ülkelerinin yardımlarını kabul etmesi, Fransız yardımına yönelik itirazın aslında lojistik değil, her şeyden önce siyasi olduğu anlamına geliyor. Bu da Fransa’nın Fas için artık bir önceliğe sahip olmadığını, iki ülke ilişkilerindeki bozulmanın da insani alandaki girişimlerle önlemeyeceğini gösteriyor. Faslı bir kaynağa göre muhtemelen Fas Krallığı, ‘Fransa’nın babalığını veya himayesini’ reddetmek suretiyle ‘Kral VI. Muhammed’in kendi görevlerini yerine getirebilen bir hükümeti ve devleti yönettiğini’ ispatlamak istedi. Bunun ardından iki ülkenin medya ve sosyal medyasında karşılıklı eleştiriler yer aldı.

Foto: Fransız sol siyasetçi Jean Luc-Mélenchon, 4 Ekim 2023’te Yüksek Atlas Dağları’ndaki Amizmiz’de bir depremzede kampını ziyaret etti (AFP)
 Fransız sol siyasetçi Jean Luc-Mélenchon, 4 Ekim 2023’te Yüksek Atlas Dağları’ndaki Amizmiz’de bir depremzede kampını ziyaret etti (AFP)

İnsani kapıdan normalleşme çabası boşa çıkınca Elysee, Emmanuel Macron’un Fas’a bir inceleme ziyareti yapmasını teklif ederek, durumun daha da kötüleşmesinin önünü almaya çalıştı. Dışişleri Bakanı Catherine Colonna da bu acil ziyareti, Cumhurbaşkanı ile Kral arasında daha önce gerçekleşen ve Macron’un Rabat ziyaretine davet edilerek önden bir söz aldığı bir görüşmeye işaret ederek duyurdu. Ancak çok geçmeden Fas, resmî bir kaynağın bunun ‘planlanmamış bir ziyaret’ ve ‘koordinasyonsuz tek taraflı bir açıklama’ olduğuna dair açıklamalarıyla bu girişimi de boşa çıkardı.

Bu bağlamda açıkça görülüyor ki Fas diplomasisinin ‘deprem diplomasisini’ kullanma konusundaki başarısızlığı, köklere ve boyutlara inmeden, bir felaket fırsatını değerlendirmekle çözülemeyecek derecede derin ve köklü bir diplomatik krize işaret ediyor.

Fransa’nın yanlış hesapları

Paris ile Rabat arasındaki ilişkilere 2020 yılından bu yana bir gerginlik hâkim. Fransa-Fas ortaklığının birçok sınav karşısında gösterdiği kararlılık ve sağlamlık bir yana bırakılırsa, bu aşamada anlaşmazlığın giderilmesi açıkça zor görünüyor.

Hiç şüphesiz diyebiliriz ki çetrefilli vize meselesine ve iki ülke liderliği arasındaki kimya uyuşmazlığına ek olarak, Fransa’nın Fas Sahrası meselesine ilişkin temkinli tutumu ve Paris ile Cezayir arasındaki ilişkileri iyileştirme çabası, Fas’ın hoşnutsuzluğunun temel sebeplerini teşkil ediyor.

“Elysee, Emmanuel Macron’un Fas’a bir inceleme ziyareti yapmasını teklif ederek, durumun daha da kötüleşmesinin önünü almaya çalıştı. Dışişleri Bakanı Catherine Colonna da bu acil ziyareti, Cumhurbaşkanı ile Kral arasında daha önce gerçekleşen ve Macron’un Rabat ziyareti davet edilerek bir ön söz aldığı bir görüşmeye işaret ederek duyurdu”

Olumsuz ve yıkıcı etkenlere karşılık, özellikle de Faslı büyükelçinin geçtiğimiz ocak ayından bu yana Paris’e dönmemesiyle temsil edilen gerçek bir diplomatik krizle karşı karşıyayken, ilişkilerin geri dönülmez bir noktaya varmaması yönünde teşvik edici ortak çıkarlar ve iç içe geçmiş insani ve ekonomik bağlar var.

Bu noktada Fransa’nın en az 1,5 milyon kişiden (670 bin çifte vatandaş) oluşan bir Faslı topluluğa ev sahipliği yaptığını belirtmek lazım. Fransa’ya en çok göçmen ihraç eden ülkeler arasında da Fas, yüzde 11,9 oranla Cezayir’den (yüzde 12,5) sonra ikinci sırada yer alıyor. Ayrıca Fransız toplum da Fas’ta ilk sırada (50 binden fazla kişi).

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017 yılında Elysee Sarayı’na gelmesinden sonra Elysee Efendisi, Cezayir’le normalleşmeye öncelik verdi. Bu da Paris ile Rabat arasında güvensizlik tohumları ekti. Son aylarda Cezayir-Fas gerilimi, ‘soğuk savaş’ halinin ötesine geçerek, Mağrib (Arap Batısı) çerçevesinde bir durgunluğu yansıtan benzersiz bir tırmanışa geçti. Bu gerilimin parçaları da Kuzey Afrika’daki karışık Fransız politikasına bulaştı.

Fransa ile Fas arasında zaten gergin olan ilişkiler, vize sorunu yüzünden ciddi şekilde sarsıldı. Nitekim 2021 sonbaharında Fransa, Cezayirli ve Tunuslu yolculara olduğu gibi Faslı yolculara verilen vize sayısını da önemli ölçüde azaltmak istediğini açıkladı. Bu adım, Fransa’nın, düzensiz durumda olan ve Fransa topraklarından sınır dışı edilmek istenen vatandaşlarını kabul etmede tereddüt gösteren bu üç ülkeye yönelik baskıyı artırmak için uyguladığı bir yöntem olarak kabul ediliyor.

“Macron döneminde Fransız diplomasisi, herhangi bir ilerleme kaydetmedi. Bilakis Cezayir’le uzlaşma çabaları, güvenilir tarihî müttefik Rabat’la ilişkilere gölge düşürdü”

Fas açısından bu uygulama, kabul edilemez bir ‘şantaj’ biçimi ve hareket özgürlüğüne bir kısıtlama olarak görülüyor. Bu göç akışı meselesi, Catherine Colonna’nın Aralık 2022’deki Rabat ziyaretine rağmen anlaşmazlık konusu olmaya devam ediyor.

Vize sorunu, Fransa’nın Sahra meselesine yaklaşımı nedeniyle görülen bozulma zemininde yaşandı. Nitekim Rabat, Fas’ın Sahra üzerindeki tam egemenliğini kabul etmemesi veya tanımaması sebebiyle Paris’i eleştiriyor. Bilindiği üzere bu mesele, 10 Aralık 2020’de Donald Trump yönetiminde ABD’nin Fas ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi karşılığında bu egemenliği tanımasından bu yana Fas diplomasisi için mutlak bir öncelik oluşturuyor.

Sahravi Polisario hareketini güçlü bir şekilde destekleyen Cezayir’e yakınlaşma çabasıyla Paris’in bu meselede bir denge sağlaması oldukça zor.  

Foto: 17 Eylül 2023’te Marakeş çarşısında depremde zarar görmüş güvenliksiz bir bina altında yürüyen turistler (Getty Images)
 17 Eylül 2023’te Marakeş çarşısında depremde zarar görmüş güvenliksiz bir bina altında yürüyen turistler (Getty Images)

Macron döneminde Fransız diplomasisi, genel olarak herhangi bir ilerleme kaydetmedi. Bilakis Cezayir’le uzlaşma çabaları, güvenilir tarihî müttefik Rabat’la ilişkilere gölge düşürdü. Bu durum, sağcı Fransız siyasetçileri, Fransa’yı doğrudan kayıplara sürükleyen Elysee Efendisi’ne göz kırpmaya sevk etti. Nitekim Cezayir’le ilişkilerin canlandırılmasına yapılan yatırım, Fas’ın Paris’ten uzaklaşmasıyla sonuçlandı.  

Fransa’nın başarısızlığına karşılık Fas, Fransa ile ilişkilerin önceliğini gözden çıkarttıracak Avrupalı alternatifler bulma olasılığından kaynaklanan dinamizmle öne geçti. Ayrıca Fransa, Fas’ın birçok konuda aracı ve hayati rolünden de kolay kolay vazgeçemeyecektir.

Fransa’nın net bir öncelikler gündemiyle tutarlı ve dengeli bir politika ve bir ülkeyi diğerine tercih etmeyen bir yaklaşım belirleyemediği ortada. Himaye zihniyetinden vazgeçilmesi gerekliliğine de dikkat edilmedi. Nitekim 21’inci yüzyıldaki diplomatik çabalar, önceki iki yüzyılın araçlarına veya mekanizmalarına sahip olamaz.

Tarihî mirasın ağırlığı ve coğrafi yakınlığın gereklilikleri, Fransa’nın Kuzey Afrika’daki jeopolitik hesaplarının isabetsizliğine katkıda bulunuyor ve Kuzey Afrika’daki eski sömürgeci gücün kırılganlığını artırıyor. Buna bir de Afrika’daki aksilikler ve uluslararası değişimlerin ve çatışmaların yaşandığı bu kritik zamanda Fransa’nın diplomatik performansına hâkim olan sıkıntı ekleniyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma