ABD'nin uçak gemisiyle yaptığı "gövde gösterisi" ne anlama geliyor?

USS Gerald R. Ford uçak gemisinin görevleri arasında İsrail’e silah ve mühimmat sağlamak, İran ve Hizbullah'ı izlemek ve caydırmak da yer alıyor

USS Gerald R. Ford uçak gemisindeki ABD'li denizciler (AFP)
USS Gerald R. Ford uçak gemisindeki ABD'li denizciler (AFP)
TT

ABD'nin uçak gemisiyle yaptığı "gövde gösterisi" ne anlama geliyor?

USS Gerald R. Ford uçak gemisindeki ABD'li denizciler (AFP)
USS Gerald R. Ford uçak gemisindeki ABD'li denizciler (AFP)

Tarık eş-Şami 

ABD'nin en yeni ve en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İsrail'i desteklemek üzere Doğu Akdeniz'e ulaştı.

ABD Başkanı Joe Biden, USS Gerald Ford uçak gemisini İsrail'i desteklemek için Doğu Akdeniz'e gönderme kararı aldığında ABD ordusunun bu 'gövde gösterisi' ile neyi amaçladığına dair çok sayıda soru işareti gündeme geldi.

Washington, haftalarca sürebilecek İsrail-Hamas çatışmasında USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve onun dört muhrip (destroyer) ve bir kruvazörden oluşan saldırı grubunu kullanmaya gerçekten hazır mı?

USS Gerald R. Ford uçak gemisi İsrail için ne yapabilir? Dev uçak gemisi kendisini olası füze tehditlerinden koruyabilecek mi?

"Gövde gösterisi"

Hamas Hareketi'nin 7 Ekim Cumartesi günü İsrail'e karşı başlattığı ölümcül saldırıların ardından ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin geçen pazar günü, USS Gerald R. Ford uçak gemisine saldırı grubuyla, ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük müttefiki olarak gördüğü İsrail'i desteklemek üzere Doğu Akdeniz'e gitme talimatı verdi.

Bu da ABD'li askeri uzmanların ve analistlerin 'gövde gösterisi' olarak adlandırılan bu adımı övmelerine neden oldu.

"Gövde gösterisi" ifadesi, ABD'nin gerekirse askeri müdahaleye hazır olduğunu göstermek amacıyla gemilerin, savaş uçaklarının ve diğer silahların potansiyel çatışma bölgelerinin yakınlarına konuşlandırıldığını anlatmak amacıyla kullanılıyor.

ABD'nin önde gelen savunma sanayi yayınlarından Breaking Defense, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin bölgeye gönderilmesini, ABD'nin İsrail'i savunma konusundaki kararlılığının yansıması olarak değerlendirdi.

Uçak gemisinin bölgeye gönderilmesi adımının arkasındaki asıl amaç ABD'nin İran'a gönderdiği dolaylı mesaj olarak görülse de ABD'li askeri uzmanlar, burada gövde gösterisinin ötesine geçen pratik çıkarlar olduğunu belirtiyor. Uçak gemisi ve saldırı grubu İsraillilerin mühimmat ve silah ihtiyaçlarını karşılayabilecek, istihbarat toplanması, gizli dinlenme yapılması, temasların takip edilmesi ve gerekli bilgilerin sağlanması gibi becerilere sahip olduğunu tüm dünyaya gösterebilecek.

Uzmanlara göre ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) böylece bölgedeki diğer aktörlerin çatışmayı genişletmelerini önlemeyi ve İsrail için başka bir uzun vadeli koruma katmanı sağlamayı umuyor. 

Seçenekler listesi

American Enterprise Institute (AEI) analistlerinden John G. Ferrari, ABD Donanmasının Ortadoğu'daki bir savaş bölgesinde olmasının "kritik öneme ship ve yapılacak en doğru şey olduğu" değerlendirmesinde bulundu. Center for a New American Security (CNAS) kıdemli analisti ve ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Hizmetleri Komitesi eski Başkan Yardımcısı Jonathan Lord ise Doğu Akdeniz'e bir uçak gemisi saldırı grubu göndermenin, Başkan Biden'a İsrail'i desteklemek için "eksiksiz bir seçenekler listesi sunacağı" değerlendirmesinde bulundu.

Örneğin USS Gerald R. Ford uçak gemisi ve Normandie kruvazörü ile füze fırlatma rampalarına sahip dört muhripten oluşan saldırı grubunun görevlerinden biri, ordusu başka görevlerle meşgul olan İsrail için balistik füze savunması sağlamak. 

ABD merkezli Foundation for Defense of Democracies (Demokrasileri Savunma Vakfı/FDD) uzmanı emekli Amiral Mark Montgomery'ye göre balistik füze saldırılarına karşı savunmanın, Gazze Şeridi ya da Lübnan'dan yapılacak olası saldırılara karşı etkili olmayacağını, bu yüzden USS Gerald R. Ford uçak gemisi saldırı grubunun başlıca görevinin, İran'dan İsrail'e yönelik herhangi bir saldırı durumunda balistik füze savunması yapmak olduğunu söyledi. 

Caydırıcılık, askeri yardım ve gözetleme

ABD'li üst düzey bir savunma yetkilisi, her ne kadar bazı füzeler Lübnan'dan İsrail topraklarına fırlatıldıysa da ABD'nin USS Gerald R. Ford uçak gemisi ve saldırı grubunu bölgeye göndermesinin sebeplerinden birinin, Hizbullah'ı savaşı başka cephelere doğru genişletmek gibi yanlış bir karar vermekten caydırmak olduğunu vurguladı.

Hizbullah'ın İsrail'e karşı geniş çaplı bir savaş başlatması halinde ABD'nin Hizbullah mevzilerini havadan ve denizden füzelerle bombalayabileceğini söyleyen yetkili, füze rampalarının savaş uçağının mı yoksa saldırı grubundaki muhripler ve kruvazörlerin mi üzerinde olduğunu açıklamaktan kaçındı.

ABD merkezli Politico dergisine göre USS Gerald R. Ford uçak gemisinin başka savaş yetenekleri de var ve bu yetenekler sayesinde İsrail'e daha fazla Demir Kubbe Hava Savunma Sistemi füzesi sağlayabilir.

Politico, ABD yönetiminden yetkililerin Kongre'deki senatörlere ve temsilcilere İsrail'in acilen daha fazla Demir Kubbe Hava Savunma Sistemi füzesine ihtiyacı olduğunu bildirdiğini aktardı.

İsrail merkezli Rafael Advanced Defense Systems şirketi ve İsrail Havacılık ve Uzay Endüstrisi tarafından üretilen ve büyük oranda ABD tarafından finanse edilen Demir Kubbe Hava Savunma Sistemi'nin görevi, Gazze Şeridi'nden ve Güney Lübnan'dan fırlatılan füzeleri etkisiz hale getirmek.

Şarku'l Avsat'ın Independent Türkçe'den aktardığı analize göre USS Gerald R. Ford uçak gemisi, tüm bunların yanı sıra mühimmat taşıyabilen helikopterleriyle de İsrail'e yardım ulaştırabiliyor.

Indianapolis merkezli Sagamore Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan emekli deniz kaptanı Jerry Hendricks, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin çok büyük bir silah deposuna sahip olması nedeniyle bunları yapabildiğine dikkati çekti.

USS Gerald R. Ford ve saldırı grubu aynı zamanda çeşitli gelişmiş istihbarat toplama ve temasları izleme beceriyle de donatılmış durumda.

FFD analistlerinden Bradley Bowman, bu yeteneklerin önümüzdeki olası saldırılardan önce İsrail'e erken uyarıları hızlı bir şekilde iletmek için kullanılabileceğini söyledi.

ABD ordusunun satın alma, lojistik ve teknolojiden sorumlu yetkilisi Douglas Bush, İsrail'e hangi silahların gönderileceğini açıklamak için henüz çok erken olduğunu, ancak teorik olarak bunların küçük silahlardan gelişmiş mühimmatlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabileceğini söyledi.

Bush, ordunun İsrail'e savunma amaçlı füzeler ya da top mermileri gönderebileceğini de belirtti.

Independent Arabia-Independent Türkçe

USS Gerald R. Ford uçak gemisi gidişatı değiştirebilir mi?

USS Gerald Ford uçak gemisi, ilk kez bir savaş için konuşlandırılırken ABD Donanması, yetenekleri bakımından saldırı sınıfına giren uçak gemisini, Başkan Ford'un İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD Donanması'nda subay olarak görev yapmış olmasından dolayı bir onur ve saygı göstergesi olarak ABD'nin 38'inci Başkanı Gerald Rudolph Ford'un adını taşıyan "yenilikçi bir savaş platformu" olarak tanımlıyor.

ABD tarafından son 40 yıl içinde inşa edilen ilk uçak gemisi olan ve 2017 yılında ABD Donanması tarafından kullanılmaya başlayan USS Gerald Ford uçak gemisi, 'yüzen kale' olarak adlandırılıyor.

Uzunluğu 335 metre (bin 100 feet) olan gemi, üç futbol sahasının toplamından daha büyük. Yeni nesil uçak gemileri için sınıfında bir ilk olan gemi, saatte 34,5 mil hızla ilerlemesine olanak tanıyan iki gelişmiş nükleer reaktörden güç alıyor.

Saldırı ve savunma yetenekleri

ABD Donanması'na göre USS Gerald R. Ford uçak gemisi, uçakları fırlatmak için buharla çalışan mancınıklarla donatılmış eski uçak gemilerinin aksine bir yandan işletme ve bakım maliyetlerini azaltırken diğer yandan daha ölümcül olma, daha fazla hayatta kalma ve daha çok birlikte çalışabilirlik sağlama açısından önemli 23 farklı teknolojiyi barındırıyor.

Gemi aynı zamanda, daha fazla kontrol ve otomasyona olanak tanıyan yeni bir elektromanyetik ateşleme sistemine de sahip.

Eski nesil Nimitz sınıfı uçak gemilerinden daha yüksek hızlarda yük başına 24 bin pound (10 bin 886 kilogram) taşıyabilen gelişmiş bir silah asansörü bulunan USS Gerald R. Ford uçak gemisi ağır silahlarla donatılmış savaş uçaklarını istenilen tüm yönlere yüzlerce kilometre fırlatabilecek kapasiteye ve saldırılara karşı kendisini savunabileceği çeşitli silahlara sahip.

Bu silahlar arasında, yüksek hızlı, alçak irtifalı gemi savar kruz (seyir) füzelerine, helikopterler gibi düşük hızlı hava tehditlerine ve yüksek hızlı manevra kabiliyetine sahip yüzey tehditlerine karşı gemi için güvenilir bir savunma yeteneği sunan 'Sea Sparrow' adlı füze sistemi de yer alıyor.

USS Gerald R. Ford ayrıca deniz platformlarının hava ve füze saldırılarına karşı korunmasını amaçlayan Rolling Airframe Missile (RAM) Sistemi'ne de sahip.

'Naval Technology' adlı internet sitesine göre gemi, yaklaşık bin mil menzile sahip F-35 savaş uçaklarının da aralarında bulunduğu 90'a kadar uçak taşıyabiliyor.

F-35'lerin üreticisi Lockheed Martin'e göre de bu uçaklar, 18 bin pounda (8 bin 400 kilogram) kadar silah taşıyabiliyor.

Gemide altı bin denizci görev yapmasından dolayı geminin nüfusu, ABD'nin birçok şehrinden daha fazla kalabalık olmasıyla dikkati çekiyor.

Dünya izliyor

Dünya, Gazze Şeridi'nden başlayıp başka savaş alanlarına da yayılabilecek bu son çatışmada USS Gerald R. Ford uçak gemisinin neler yapabileceğini görmeyi beklerken bir yandan İsrail, Gazze Şeridi'ni bombalamaya devam ediyor.

Ayrıca Hamas ve Filistinli silahlı gruplar, İsrail şehirlerini ve kasabalarını roketlerle hedef alıyor. Tüm bunlarsa ölenlerin ve yaralananların sayısını artırıyor. 

Associated Press (AP) haber ajansına göre ABD ve İsrail, Hamas Hareketi'nin İsrail'e saldırısını, İsrailli sivillerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesini ve onlarca rehinenin kaçırılmasını kınamak için dünya ülkelerini harekete geçirirken Hamas, saldırılarının nedenlerinden biri olarak İsrail'in Filistinlilerin hak iddia ettiği topraklarda giderek artan sayıda yerleşim birimi inşa etmesini gösterdi.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2022 yılında yayınlanan bir raporda, İsrail'in Filistin topraklarını işgalinin, kalıcılığı ve İsrail hükümetinin izlediği fiili ilhak politikaları nedeniyle uluslararası hukuka göre yasa dışı olduğu sonucuna varılmıştı.

Gazze Şeridi sakinleri Hamas Hareketi, Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirdiği 2007 yılından bu yana İsrail'in ablukası altında yaşıyorlar.

BM'ye göre Gazzelilerin gidecek hiçbir yerleri yok ve Gazze Şeridi'nin nüfusun yüzde 63'ü gıda güvensizliği sorunuyla karşı karşıya.

Bunların çoğunluğunu da yarısı çocuk olmak üzere mülteciler oluşturuyor. BM, nüfusun yüzde 95'inin temiz suya erişiminin de olmadığının altını çizdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Gazze'yi 'açık hapishanesi', BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise 'yeryüzündeki cehennem' olarak tanımlamıştı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Hindistan ziyareti, ABD'deki ara seçimler öncesinde Donald Trump yönetiminin enerji ihtiyaçlarını karşılama çabası doğrultusunda şekillendi.

BBC'nin analizinde, Rubio'nun 20-21 Ekim'deki Hindistan ziyaretinde başkent Yeni Delhi yerine devasa petrol rafinerilerinin yer aldığı Jamnagar'a gittiğine dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, İran savaşının küresel enerji arzını sekteye uğratmasından ötürü alternatif kaynaklara yöneldiği yazılıyor.

Günlük yaklaşık 1,4 milyon varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Jamnagar rafinerisi, küresel rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Dizel ve diğer petrol ürünlerinin önemli ihracatçıları arasında yer alan tesis, ABD'nin enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme çabalarında öne çıkıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Michael Kugelman'a göre Rubio'nun ziyaretinin üç temel amacı vardı: Hindistan'ın Rus petrolüne bağımlılığını azaltmak, Venezuela ve ABD petrolünün daha fazla alınmasını teşvik etmek ve enerji işbirliğini iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının bir parçası haline getirmek.

2022'de başlayan Ukrayna savaşının ardından Moskova'nın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelen Hindistan, Aralık 2022-Temmuz 2026 döneminde Rus ham petrol ihracatının yüzde 37'sini oluşturdu. Rus petrolünü işleyen firmalardan biri de Reliance'dı.

BBC'nin aktardığına göre Rubio, Mumbai'de Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan'ın da katıldığı toplantıda enerji güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Ertesi gün 21 Ekim'de Rubio, Jamnagar'a giderek rafineriyi ziyaret edip Ambani'yle bir araya geldi.

Trump yönetimi, Teksas'ın Brownsville Limanı'nda yeni bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor. Kugelman'a göre Rubio, bu proje için Reliance'ın da desteğini istiyor.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD'yle ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve her iki tarafın da süreci tamamlamaya yakın olduğunu geçen hafta söylemişti. Trump da Hindistan'la ticaret anlaşmasının yakında tamamlanabileceğini bildirmişti.

Buna karşın uzmanlar, enerji alanındaki yakınlaşmanın ticaret anlaşmasının kısa sürede imzalanacağı anlamına gelmediğini savunuyor. Hindistan'ın eski ABD Büyükelçisi Meera Shankar, Hindistan'ın ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin tutumunu netleştirmesini istediğini ve ticaret anlaşmasının detaylarının tamamlanmasını beklediğini söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, The Diplomat 


Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)

Kuzey Kore yönetimi, Rusya ve Çin'le bağlarını geliştirirken Pekin'le Moskova, Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırmak istiyor.

Çin'le Kuzey Kore sınırında, Yalu Nehri üzerinde kurulan otoyol köprüsü 15 Ekim'de hizmete açılmıştı.

Çin'in Dandong ve Kuzey Kore'nin Sinuiju şehirlerini birbirine bağlayan 3 kilometre uzunluğundaki köprünün yapımı 2014'te tamamlanmıştı. Fakat Kuzey Kore tarafındaki inşaatlar tamamlanmadığından hizmete açılamamıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugün köprüden geçerek Dandong'a gitti. AP'nin aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi'nin üst düzey isimlerinden Wang Huning'le bir araya geldi.

Xinhua'nın aktardığına göre Kim, şehirde bir araba fabrikasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Çin'le birlikte çalışmaya hazır olduklarını, bunun tarihsel dostluklarını ilerletip pratik işbirliğini genişleterek her iki ülkenin halklarına somut faydalar getireceğini" söyledi.

Kim'in ziyaretinin, Çin'in 1950-1953'teki Kore Savaşı'na katılmasının yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmesi dikkat çekti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, haziranda Pyongyang'a giderek Kim'le görüşmüştü. Zirve, Kuzey Kore'nin Çin'den nispeten uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmasının ardından düzenlenmişti.

Batılı kaynakların rakamlarına göre en az 2 bin 300 Kuzey Kore askeri Rusya adına Ukrayna cephesinde savaşırken öldürüldü.

Diğer yandan Yalu Nehri Köprüsü'nün açılışından yaklaşık bir ay önce Kuzey Kore'yle Rusya arasındaki ilk karayolu köprüsü de hizmete alınmıştı.

Guardian'ın analizine göre son gelişmeler, Pekin ve Moskova'nın Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırma konusunda rekabete giriştiğini gösteriyor.

Pyongyang son üç yılda özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Kremlin'le daha yakın bağlar kursa bile Kuzey Kore ekonomisi büyük ölçüde Çin'e bağımlı.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, bu açıdan Rusya'nın ekonomik olarak Çin'in konumunu dolduramayacağını vurguluyor.

Kore Üniversitesi'nden Kuzey Kore uzmanı Fyodor Tertitski ise Pekin ya da Moskova'nın Pyongyang üzerinde diledikleri gibi bir nüfuza sahip olamayacağını savunuyor:

Her iki ülke de Kim Jong-un'un boyun eğmektense ilişkilerin tamamen kopmasını tercih edeceğini biliyor. Bu yüzden bunun basit bir nüfuz mücadelesi olduğunu sanmıyorum. Kim, iki ülkeyi de birbirine düşürmeye çalışıyor ancak Çin ve Rusya, 1970'lerde olduğu gibi Sovyetler Birliği'yle Çin arasındakine benzer bir rekabet içinde değil.

Independent Türkçe, Guardian, Xinhua, AP 


Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
TT

Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)

Antoine el-Hac 

Fransa’daki kriz artık geçici bir protesto dalgası veya acil önlemlerle kontrol altına alınabilecek ekonomik bir aksaklık olmaktan çıkmış durumda. Birbiri ardına yaşanan gelişmeler; kamu maliyesindeki zayıflığın, artan toplumsal öfkenin, siyasi kurumların kilitlenmesinin ve devletin taahhütlerini yerine getirme kapasitesine olan güvenin azalmasının kesiştiği çok boyutlu bir krizi gözler önüne seriyor. Fransa, 2027 ilkbaharında yapılacak kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, biriken bu faktörlerin Beşinci Cumhuriyet’in istikrarı ile ülkenin Avrupa Birliği (AB) ve dünyadaki konumuna yönelik ciddi bir tehdide dönüşmesinden endişe ediliyor.

Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)
Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)

Birçok şehir ve kasabanın sokaklarında huzursuzluğun farklı yansımaları görülüyor. Ülkede devlet okullarının durumunun kötüleşmesi ve öğretmen yetersizliği protesto edilirken, kamu sektörü çalışanları da maaşların dondurulmasına tepki göstererek eylemlere katıldı. Öncesinde ise balıkçılar, motorin fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla limanları ve akaryakıt istasyonlarını kapattı. Gelişmeler yalnızca gösterilerle sınırlı kalmadı; bazı Fransız şehirlerinde büyük maddi hasara, yüzlerce yaralanmaya ve gözaltına yol açan şiddet ve yağma olayları yaşandı. Bu tablo, toplumun çeşitli kesimleri ile devlet kurumları arasındaki derinleşen kopukluğu yansıtıyor.

Emmanuel Macron’un ilk dönemini sekteye uğratan, yıllardır nerede oldukları ve liderlerinin kimler olduğu bilinmeyen Sarı Yelekliler’in yıllar süren bir aranın ardından sahneye geri dönmesiyle tablo tamamlandı. Sokaktaki bu iktidar karşıtı ittifakın mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu görülüyor.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)

Çeşitli taleplerin oluşturduğu bu mozaiğin merkezinde; alım gücünün düşmesi, kamu hizmetlerine olan güvenin sarsılması ve Fransız sosyal modelinin onlarca yıldır sunduğu vaatleri artık karşılayamadığı hissiyle bağlantılı daha derin bir kriz yer alıyor. Vatandaşlarının geniş bir sosyal koruma ağından yararlanmaya alışkın olduğu devlet, bugün zor bir soruyla karşı karşıya: Finansman maliyetlerinin arttığı ve borç yükünün ağırlaştığı bir dönemde bu kazanımlar nasıl korunabilir?

Borç manevra alanını daraltıyor

Maliye politikasının krizde merkezi bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Fransa’nın kamu borcu (4 trilyon dolar) gayri safi yurt içi hasılanın (3,55 trilyon dolar) yüzde 119’una yaklaşırken, ekonomi 2026 yılı için yüzde 0,4 ila 0,5 civarında büyüme oranlarına geriledi. Aynı zamanda genel bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini aşması beklenmekte olup bu durum, hükümetin kamu hesaplarını yeniden dengeye kavuşturma çabalarını zorlaştırıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte sorun daha da vahim bir hal alıyor. Borç maliyeti artarken devlet, kaynaklarını yatırım ve hizmetlere yönlendirmek yerine yükümlülüklerini ödemek için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Gelen tahminler, Fransa’nın önümüzdeki yıl orta ve uzun vadeli 340 milyar euro değerinde tahvil ihraç etmesi gerekeceğini, bu esnada mali ve siyasi riskler nedeniyle yatırımcıların bu tahvillere olan talebinin azaldığını gösteriyor.

Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)
Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)

Ancak bu durum, Fransa’nın mutlaka 2009-2010 yıllarında Yunanistan’ın yaşadığına benzer bir krizle veya piyasa güveninde ani bir çökmeyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Fransız ekonomisinin büyüklüğü ve AB içerisindeki konumu Paris’e farklı bir ağırlık kazandırıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu ağırlığın kendisi de krizi daha önemli kılıyor; çünkü Paris’in ağır borcunu yönetme kapasitesinde yaşanabilecek keskin bir kötüleşme, tüm Avrupa’nın mali istikrarına yansıyabilir.

Kırk yıllık erteleme

Mevcut durumun tek bir hükümet kararıyla açıklanamayacağı veya sorumluluğun tamamen tek bir cumhurbaşkanına yüklenemeyeceği bir gerçek. Mali dengesizlikler onlarca yıl boyunca birikti, sağ ve sol hükümetler borcun yapısal artışını durdurmayı başaramadan birbirini izledi. Önemli kırılma noktalarından biri, sosyal politikaların ve kamu harcamalarının genişlediği 1980’li yıllardaki Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand dönemine dayanıyor. Emeklilik yaşının 60’a indirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve devletin ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi reformlar, kamu maliyesi üzerindeki yükün artmasına yol açtı.

Ancak krizi yalnızca o dönemde yaşananlara indirgemek yanıltıcı bir basitleştirme olacaktır. Jacques Chirac’tan Nicolas Sarkozy, François Hollande ve Emmanuel Macron dönemlerine kadar sonraki hükümetler de borcun gidişatını tersine çevirmeyi başaramadı. Bu durum, temel olarak halkın refah payından feragat etmeye yönelik tepkisinden duyulan endişeden kaynaklanıyor. 2008 küresel mali krizi, Kovid-19 salgını ve ardından gelen enflasyon dalgası da kamu bütçeleri üzerindeki baskıların artmasında rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Esasen Fransa’nın ‘kapsamlı’ sosyal modeli, tekrarlayan siyasi çatışmaların odak noktası haline geldi. Emeklilik, işsizlik sigortası veya kamu harcamalarını reforme etmeye yönelik her girişim sert bir toplumsal dirençle karşılaşırken, reformların ertelenmesi gelecekteki seçeneklerin daralmasına neden oluyor. Böylece devlet, harcamaları kontrol altına alma ihtiyacı ile yeni protestoları tetikleme korkusu arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi felç ve aşırı sağın yükselişi

Ekonomik çıkmazın ortasında siyasi arenada kara bulutların toplanması şaşırtıcı olmadı. Ulusal Meclis’in 2024 yılında feshedilmesinden bu yana parlamenter tablo istikrarlı bir çoğunluk üretemedi, güçler kalıcı uzlaşılara varmakta zorlanan üç büyük karşıt blok arasında bölündü. Bütçe tasarısının meclisten geçirilmesi hükümetin ayakta kalma kapasitesi için tekrarlayan bir sınava dönüşürken, vatandaşların kurumların etkinliğine olan güveni azaldı.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi liderliğindeki aşırı sağın bu iklimden faydalanması da şaşırtıcı değil. Aşırı sağın söylemi; ekonomik koşulların kötüleşmesini, güvenlik kontrolünün kaybedilmesini ve göç yükünü birbiriyle ilişkilendirmekte, kendisini sisteme yeniden düzen getirebilecek bir alternatif olarak sunmakta. Buna karşılık, Jean-Luc Melenchon liderliğindeki radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, ekonomik ve sosyal politikalara öfkeli kesimlerin bir kısmını kendisine çekmekte. Bu iki kutup arasında, Macron’un siyasi ve toplumsal tabanını oluşturan merkezin gücü zayıflarken, ılımlı oyların bölünmesinin daha radikal rakiplerin şansını artırmasından endişe ediliyor.

Siyasi güçler arasındaki bu çatışmanın devam etmesinin gerekli reformları engelleyebileceğine, yatırımları, tüketimi ve piyasa güvenini etkileyen belirsizlik sürecini uzatabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca, huzursuzlukların yalnızca göçle ilişkilendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasıyla yetinilmesi, toplumsal öfkeyi besleyen temel ekonomik ve sosyal nedenleri çözmeye yetmiyor.

 Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)
Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)

Zorlu seçim sınavı

Fransa bugün oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: Öfkenin nedenlerini göz ardı etmeden düzeni yeniden sağlamak, kamu hizmetlerine zarar vermeden borcu kontrol altına almak ve önümüzdeki seçimler radikal bir şekilde karşıt güçler arasında ‘intihar niteliğinde’ bir çatışmaya dönüşmeden önce siyasi güveni yeniden inşa etmek.

Reform yükünü adil bir şekilde dağıtan, harcama önceliklerini belirleyen ve en hassas kesimleri koruyan net bir planı, siyasi kurumlar bünyesinde karar alma yeteneğini yeniden kazandırarak sunmayı kim başarabilecek?

Macron, 2017 yılında iktidara geldiğinde, kendini yenileme ve uluslararası konumunu geri kazanma kapasitesine sahip iyimser bir Fransa tablosu vaat etmişti. Ancak popülaritesinin düşmesi ve gerileme hissinin yaygınlaşması, bu vaat ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliğini ortaya koyuyor. Buna rağmen Fransızların çoğunluğu kendisine olan güvenini tazeleyerek 2022 yılında onu yeniden seçti.

2027 seçimleri yaklaşırken mücadele, yalnızca bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemekle sınırlı kalmayacak; Fransa’nın kamu maliyesini reforme edip sosyal sözleşmesini yenileyip yenileyemeyeceğini ya da biriken krizlerin ülkenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamasına izin verip vermeyeceğini belirleme noktasına taşınacak.

Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)
Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)

Fransa’nın yalnızca borç sorunuyla karşı karşıya olan büyük bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa projesinin temel sütunlarından biri olduğu unutulmamalı. Ülkedeki krizin kontrol altına alınmasında yaşanacak herhangi bir başarısızlığın, sınırları aşan yansımaları olacak. Fransa’nın başarısı ise reformun bedeli toplumun ve devletin taşıyabileceği kapasiteyi aşmadan önce, erteleme ve bölünme döngüsünün kırılmasıyla mümkün kılınabilecek.

Aydınlanmanın, düşüncenin ve ilerlemenin Fransa’sı hantallaştığını hissediyor; Fransızlar siyasi ve sosyal sistemlerinin artık gelişmeye ve modern hayata ayak uydurmaya elverişli olmadığını fark ediyor. Daha da vahimi, özellikle başka ülkelerdeki ‘varlığın’ sona ermesi ya da bitme noktasına gelmesiyle birlikte, ekonominin eski günleri ihya etmeye yetecek miktarda servet üretemez hale gelmiş olması…

Zaman değişiyor!