Gazze'deki hastane saldırısına birçok ülke ve uluslararası kuruluştan tepki geldi

(AA)
(AA)
TT

Gazze'deki hastane saldırısına birçok ülke ve uluslararası kuruluştan tepki geldi

(AA)
(AA)

İsrail'in, Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ne düzenlediği ve yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği saldırıya birçok ülke ve uluslararası kuruluştan kınama geldi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Gazze'deki hastaneye yönelik saldırısına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, "Gazze'de bir hastanenin hedef alınması sonucunda yüzlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesinden ve bir o kadarının da yaralanmasından derin bir infial duyuyor, bu barbarca saldırıları en şiddetli biçimde kınıyoruz. Saldırılarda hayatlarını kaybeden Filistinli kardeşlerimize rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Sivilleri doğrudan hedef alan, hastaneleri, okulları vuran bir zihniyetin uluslararası hukuk önünde ve vicdanlarda hesap vermesi kaçınılmazdır." değerlendirmesine yer verildi.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in el-Ehli Baptist Hastanesi'ne düzenlediği ve tüm uluslararası yasa ve normların açık bir ihlali olan "vahşi saldırısının" tamamen reddedildiği belirtildi.

Açıklamada, İsrail'in tüm uluslararası çağrılara rağmen sivillere yönelik saldırılarını sürdürmesinin ve Gazze'deki hastaneyi bombalayarak işlediği "menfur suçun" en güçlü ifadelerle kınandığı kaydedildi.

İsrail'in Gazze'deki hastaneyi vurmasının uluslararası toplumu, İsrail söz konusu olduğunda uygulanan çifte standarttan vazgeçmeye zorladığı aktarılan açıklamada, Gazze'de mahsur kalan sivillere gıda ve ilaç ulaştırılması için güvenli koridorların açılması gerektiği vurgulandı.

ABD

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Sözcü Yardımcısı Sabrina Singh, basın toplantısında, İsrail'in hava saldırısıyla vurduğu Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ne ilişkin soruları cevapladı.

Singh, ABD'nin İsrail'e verdiği askeri yardımlara hiçbir ön şart koşmadığına işaret ederek, "Kesinlikle İsrail'e, Gazze'deki Hamas'ı etkisiz hale getirmesi ve etkili bir şekilde geri püskürtmesi için ihtiyaç duyduğu güvenlik sistemlerini veriyoruz. Bu, masum sivillerin öldürülmesi anlamına gelmiyor." diye konuştu.

Ürdün

Ürdün Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ni hedef alan saldırısına tepki gösterildi.

Saldırının sert bir şekilde kınandığı açıklamada, Filistin halkı için uluslararası koruma sağlanması ve savaşın derhal sona ermesi talep edildi.

Katar

Katar Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, hastane saldırısı, "vahşice bir katliam, sivillere karşı işlenen çirkin bir suç ve uluslararası hukukun ihlali" olarak nitelendirildi.

Uluslararası toplumun, Filistinlilere karşı işlenen, insanlığa karşı suçlara, kimi zaman sessiz kalarak, kimi zaman seçici davranarak "suç ortaklığı" yaptığı ifade edilen açıklamada, bunun daha fazla şiddet ve istikrarsızlık ortamına yol açacağı uyarısı yapıldı.

Açıklamada, "İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki saldırılarının hastane, okul ve yerleşim yerlerini de kapsayacak şekilde genişlemesi, tehlikeli bir tırmanış" olarak değerlendirilerek, bunun bölgenin güvenliği ve istikrarı açısından vahim sonuçları olabileceği uyarısında bulunuldu.

Açıklamada ayrıca uluslararası toplumdan "üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesi ve İsrail'i sivillere karşı daha fazla suç işlemekten caydırması" istendi.

Lübnan

Lübnan Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "İsrail bombardımanına maruz kalan Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'nde yüzlerce şehit ve Filistinli sivilin yaralanmasına yol açan iğrenç savaş suçunu en güçlü şekilde kınıyoruz." ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

İsrail bir kez daha uluslararası hukuku hiçe sayıp, kuşatma altındaki, katledilen ve kasten yok edilen bir halka ve insanlığa karşı savaş suçu işliyor. Lübnan, İsrail'in katliamlarını ve saldırılarını durdurmak, Gazze Şeridi'ne insani ve tıbbi yardım ulaştırmak ve yaralıları tedavi etmek için uluslararası topluma bir kez daha acil müdahale çağrısında bulunuyor.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri de İsrail'in hastaneye yönelik saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada, "İsrail soykırım cinayeti ile insanlığın yüzüne tokat atıyor." ifadelerini kullandı.

Fransa

Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Fransa, Gazze şehrinde çok sayıda Filistinlinin hayatını kaybettiği el-Ehli Hastanesi'ne yönelik saldırıyı sert şekilde kınıyor." denildi.

Açıklamada, tüm tarafların insani hukuka riayet etmesi gerektiği belirtildi.

Uluslararası insani hukukun, sivillerin korunmasını sağlaması gerektiği vurgulanan açıklamada, Gazze Şeridi'ne insani yardım erişiminin derhal sağlanması çağrısında bulunuldu.

Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "İsrail'in Gazze'de yüzlerce masum Filistinli vatandaşın ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan el-Ehli Baptist Hastanesi'ni bombalamasını derin üzüntüyle takip ettim." ifadesini kullandı.

Mısır devleti ve halkının, sivillere yönelik saldırıları reddettiğini belirten Sisi, uluslararası hukukun, uluslararası meşruiyet ve insani kararların açık bir ihlali olan bu kasıtlı bombalamayı en güçlü ifadelerle kınadığını bildirdi.

KKTC

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, İsrail'in Gazze'deki hastaneyi hedef alan saldırısına tepki göstererek, "İsrail'in sivilleri hedef alan saldırılarını endişe ile izliyorum. Bu saldırılar kabul edilemez. Hastaneye yapılan saldırıyı kınıyorum." dedi.

Slovenya

Slovenya Dış ve Avrupa İşleri Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Gazze'de aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzlerce sivilin ölüm haberi karşısında şok olduk, dehşete düştük. Hastane ve okullar asla saldırıların hedefi olmamalı. Slovenya, uluslararası insani hukuka saygı gösterilmesi çağrısında bulunmakta. Siviller hedef alınmamalı, rehine veya kalkan olarak kullanılmamalı." ifadelerine yer verildi.

Norveç

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu saldırıdan dolayı derin endişe duyduklarını belirtti.

Eide, "Hastaneler, uluslararası insani hukuk kapsamında korunmaktadır ve buralara yönelik saldırılar hukuka aykırıdır. Siviller ve sağlık kuruluşları korunmalıdır." ifadelerini kullandı.

Almanya

Almanya Dışişleri Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Sivil hedefler, özellikle de hastalar ve sağlık personelinin bulunduğu tam teşekküllü bir hastane, hiçbir koşul altında hiç kimse tarafından saldırıya uğramamalıdır. Çatışmalarda siviller korunmalıdır." değerlendirmesinde bulunuldu.

Açıklamada, "Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'nde yüzlerce kişinin öldüğüne dair haberler karşısında derinden sarsıldık." ifadesi kullanıldı.

Afrika Birliği

Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed, X hesabından yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'deki hastaneyi bombalayarak yüzlerce insanın can vermesine neden olduğunu belirtti.

Muhammed, "Uluslararası insan hakları hukuku tarafından güvenli alan olarak kabul edilen bir hastaneyi hedef almak insanlık suçudur." ifadesini kullandı.

Musa Faki Muhammed, uluslararası topluma, İsrail'e karşı derhal harekete geçme çağrısı yaptı.

İran

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in hastane saldırısını "vahşi bir savaş suçu" ve "soykırım" olarak nitelendirdi.

Kenani, İsrail'in uluslararası hukukun ilke ve kurallarına en ufak bir bağlılığının olmadığını bir kez daha dünyaya ilan ettiğini belirtti.

İran'ın saldırıyı en güçlü şekilde kınadığını aktaran Kenani, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumdan, Gazze'de işlenen savaş suçunun boyutlarının hızla araştırılması ve olayın sorumlusu İsrailli yetkililerin yargılanması konusunda, sorumluluğunu yerine getirmesini beklediklerini vurguladı.

Pakistan

Pakistan Dışişleri Bakanlığından, AA muhabirinin sorusu üzerine yapılan açıklamada, sivillerin barınma ve acil tedavi arayışında olduğu bir hastaneye saldırmanın "insanlık dışı ve savunulamaz" olduğu belirtildi.

İsrail'in Gazze'de el-Ehli Baptist Hastanesi'ne düzenlediği ve yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırının en güçlü şekilde kınandığı açıklamada, sivil nüfusun ve tesislerin ayrım gözetmeksizin hedef alınmasının uluslararası hukukun ağır bir ihlali olduğu ve savaş suçu teşkil ettiği vurgulandı.

Açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik bombardıman ve kuşatmasına derhal son verilmesi için uluslararası topluma acil önlemler alması çağırısında bulunuldu.

BM kurumlarından kınamalar

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Gazze'de bir okula ve el-Ehli Baptist Hastanesi'ne düzenlenen saldırılarla ilgili, "Yüzlerce insan öldürüldü. Gazze zor durumda. Sağlık, su ve hijyen sistemleri çöküyor. İnsanların onurları ellerinden alınıyor." ifadesini kullandı.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, X sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, "İlk haberler yüzlerce ölü ve yaralı olduğuna işaret ediyor. Sivillerin ve sağlık hizmetlerinin derhal korunması için çağrıda bulunuyoruz." ifadelerini kullandı.

Direktör Ghebreyesus, Gazze'nin kuzeyindeki hastanelerin tahliye talebinin (İsrail tarafından yapılan) geri alınmasını talep ettiklerini bildirdi.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun (UNFPA) sosyal medya hesabından paylaşılan mesajda, "UNFPA, yüzlerce insanın ölümüne neden olan Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'ne yönelik saldırıyı şiddetle kınıyor." ifadesi kullanıldı.

Siviller ve sivil altyapılara yönelik saldırıların sonlandırılması gerektiğinin altı çizilen mesajda, "Sağlık tesisleri hiçbir zaman hedef olmamalıdır." vurgusu yapıldı.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonunun (UNICEF) sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "UNICEF, yüzlerce sivilin ölümüne yol açan Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesine yönelik saldırıyı şiddetle kınıyor." denildi.

Çocuklar, siviller ve onların kullandığı altyapıların korunması çağrısı yapılan mesajda, "Acilen ateşkes ve insani yardım erişimine ihtiyacımız var." ifadesi kullanıldı.

Arap Birliği

Arap Birliği Genel Sekreteri Ebul Gayt, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail'in el-Ehli Baptist Hastanesi'ne saldırısını kınayarak, "Hangi akıl hastası, savunmasız insanların olduğu bir hastaneyi kasten bombalar?" değerlendirmesinde bulundu.

"Arap kurumlarının savaş suçlarını belgelediğini ve suçluların yaptıklarının yanına kar kalmayacağını" vurgulayan Ebul Gayt, "Batı bu trajediyi derhal durdurmalı."ifadesine yer verdi.

AB

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, AB liderlerinin İsrail-Filistin çatışması gündemiyle yaptığı olağanüstü toplantı sonrasında AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile ortak basın toplantısı düzenledi.

AB liderlerinin İsrail'in kendini uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk çerçevesinde savunma hakkını teyit ettiğini belirten Michel, AB'nin iki devletli çözüme bağlılığını, Filistin yönetimini desteklemeye devam edeceğini söyledi.

Michel, Gazze'deki hastane saldırısıyla ilgili bilgiyi toplantıdayken aldıklarını belirterek "Çok fazla ölü var. Bu, orada yaşayan insanlar için sahadaki dramatik durumu gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Bir gazetecinin hastane saldırısının "uluslararası hukuka uygun olup olmadığı" sorusu üzerine Michel, toplantı sırasında aldıkları bilginin doğrulandığını ifade ederek, "Sivil altyapıya saldırı uluslararası hukuka uygun değil." yanıtını verdi.

Aynı sorunun yöneltildiği AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ise, "Olay hakkında henüz bilgilendirildim. Teyide ihtiyacım var. Şu aşamada yorum yapamam." yanıtını verdi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı açıklamada, "Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesi'nden gelen haberler, günlerdir gözlerimizin önünde gerçekleşen trajediye korku ekledi. Bir kez daha masum siviller en yüksek bedeli ödedi." ifadelerini kullanan Borrell, "Bu suçun sorumlusu ortaya çıkarılmalı. Failler hesap vermeli." değerlendirmesinde bulundu.

Libya

Libya Ulusal Birlik Hükümetine bağlı "Hukumetuna" adlı platformun sosyal medya hesabından Başbakan Abdulhamid Dibeybe'nin İsrail'in Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'ni vurmasına tepki açıklaması paylaşıldı.

Açıklamasında, "İşgalci İsrail güçlerinin Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'ni vurması vahşi bir suç. Her türlü sınırı aşan bu suçu kınıyoruz. Tıbbi ve sivillere ait tesislerin vurulması bir savaş suçudur ve bu saldırganlığa son verilmesi gerekir" ifadelerini kullanan Dibeybe, hastane saldırısında hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diledi.

Dibeybe ayrıca, başta büyük devletler olmak üzere tüm devletlere İsrail'in suçlarını durdurma ve abluka altındaki Gazze'ye insani yardımların ulaşması için koridor açma çağrısında bulundu.

IKBY

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Hükümet Sözcülüğünden yapılan açıklamada, "Kürdistan Bölgesi Hükümeti, Gazze'de 500'den fazla kişinin öldüğü el-Ehli Baptist Hastanesi'ne yapılan saldırıyı kınıyor. Kurbanların ekseriyetini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor." ifadelerine yer verildi.

Savaş ve askeri saldırıların çözüm olmadığı vurgulanan açıklamada, "Masum ve sivil vatandaşların tehlikelerden korunması için uluslararası kamuoyuna daha fazla çaba göstermesi çağrısında bulunuyoruz." denildi.

Cezayir

Cezayir Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Cezayir, İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi'ndeki bir hastaneye yönelik kasıtlı saldırısını şiddetle kınıyor." ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, İsrail'in açık bir şekilde uluslararası hukuku ve insani normları hiçe saydığına vurgu yapılarak, uluslararası topluma ve uluslararası kuruluşlara İsrail'in bu saldırılarını durdurmak için müdahale etme çağrısı yapıldı.

Sınır Tanımayan Doktorlar

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından X sosyal medya platformundan yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze'de hastaları tedavi eden ve yerinden edilmiş Gazzelilere ev sahipliği yapan hastaneyi bombalaması karşısında dehşete düşüldüğü belirtilerek, "Bu bir katliamdır. Kesinlikle kabul edilemez." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, hiçbir şeyin bir hastaneye, oradaki çok sayıda hastaya, sağlık çalışanına ve oraya sığınanlara yönelik bu şok edici saldırıyı haklı çıkaramayacağının altı çizilerek, "Hastaneler hedef değildir. Bu kanın durması gerekiyor. Artık yeter." ifadelerine yer verildi.



Büyük Kuzey Amerika: Washington küresel nüfuzunu nasıl yeniden şekillendiriyor?

Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)
Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)
TT

Büyük Kuzey Amerika: Washington küresel nüfuzunu nasıl yeniden şekillendiriyor?

Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)
Trump yönetimi, Büyük Kuzey Amerika kavramı altında Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenlik alanını yeniden tanımlamaya çalışıyor (Reuters)

İsa Nehari

Vestfalya Barışı'ndan bu yana coğrafi sınırlar, herhangi bir merkezi otorite tarafından yönetilmeyen uluslararası düzen içinde her devletin egemenliğini ve bağımsızlığını koruyan kutsal bölümler gibidir. Böylece, sınırlar devletlere kendi toprakları üzerinde manevi ve yasal otorite kazandırırken, aynı zamanda bu sınırları aşan herhangi bir otoriteden de mahrum bırakmıştır.

Ancak gerçeklik, yerel ve uluslararası arasındaki “aldatıcı” teorik ayrımdan daha karmaşıktır. İster kağıt üzerinde çizilmiş ister duvarlar ile somutlaşmış olsun, sınırlar devletleri dış etkilerden veya küresel güç dengesinden korumaz. Aksine bu siyasi faktörler, yalnızca coğrafya tarafından yönetilmeyen ittifakları devletlere dayatabilir.

Küresel Güney

Bu tür bloklara bir örnek, artık “Küresel Güney” olarak bilinen yapıdır. Bu terim, 1990'larda yalnızca tarihsel marjinalleşme ve sömürgecilik deneyimleri ile uluslararası sistemdeki rollerini bağımsız aktörler olarak yeniden tanımlama çabasının birleştirdiği farklı kıtalardan ülkeleri içeren, kapsamlı bir jeopolitik çerçeve olarak ortaya çıkmıştır.

Küresel Güney, Afrika, Latin Amerika ve Asya'dan ülkeler içerir, bu da terimi sadece coğrafi bir tanımlamadan daha fazlası haline getiriyor. Bu, öncelikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen “Küresel Kuzey”in geleneksel hegemonyasına direnmeyi amaçlayan farklı bir bloğu tanımlamaktadır.

Küresel Güney bloğunun meydan okuyan doğası, Batı dünyasında farklı tepkilere neden oldu. Bazıları bunu geçmişteki sömürücü politikalardan kopuşun bir ifadesi ve “üçüncü dünya” gibi aşağılayıcı terimlerin yerine geçen bir kavram olarak desteklemektedir. Buna karşılık, bazıları da bu bloğu üye devletlerinin siyasi ve ekonomik sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle tanımamaktadır.

Ancak Küresel Güney terimini görmezden gelen en yaygın açıklama güçle ilgilidir. Zira Küresel Güney, statükodan fayda sağlayanların çıkarlarına hizmet etmeyecek şekilde güç dengesini bozabilecek önemli bir güç oluşturabilir. Nitekim örneğin, Küresel Güney ülkelerinin daha fazla özerklik arayışı, ABD liderliğindeki uluslararası düzene bir tehdit oluşturuyor. Bu tehdit, Çin ve Rusya'nın bu bölgelerdeki artan nüfuzuyla daha da güçleniyor.

Büyük Kuzey Amerika

Nüfuz alanlarının bölünmesine dayanan Monroe Doktrini, 1823'te ortaya çıkmış ve Washington'un Avrupa'ya müdahale etmeme taahhüdü karşılığında Amerika kıtasına yönelik yabancı müdahalelerin engellenmesini öngörmüştür. İki yüzyıl sonra, ABD bu doktrini terk etmemiş; aksine, bölgede her bir bağımsızlık hareketi baş gösterdiğinde bunu yeniden teyit etmiştir. Böylece doktrin, sömürgeci projelere karşı caydırıcı olmaktan, Batı Yarımküre'de ABD nüfuzunu pekiştirme ve “arka bahçesini” koruma aracına dönüşmüştür.

Bu bağlamda, Başkan Donald Trump, Washington'un daha uzak ve güvenliği üzerinde daha az etkili bölgelere odaklanırken, bu hayati alanı ihmal ettiğine inanıyor. Böylece, Latin Amerika ve Karayipler'i yeniden Amerikan nüfuz alanı olarak belirleyen ve hiçbir yabancı gücün bu alanda faaliyet göstermesine izin verilmeyen “Trump Eki” veya “Donroe Doktrini” doğdu. Dünya, ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasının ardından bu yeni doktrinin etkisini hissetmeye başladı.

Ancak Monroe Doktrini geleneksel olarak Batı Yarımküre'yi korumaya odaklanırken, Trump yönetimi daha da ileri giderek, Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından Büyük Kuzey Amerika olarak adlandırılan ve hâlâ şekillenmekte olan bir kavram altında ABD'ni nüfuz alanını yeniden tanımladı.

Bu proje, ABD'nin savunmaktan sorumlu olduğunu düşündüğü “güvenlik çemberini” Ekvador'dan Grönland ile Karayipler, Orta Amerika, Meksika, Kolombiya, Venezuela ve Guyana'yı kapsayacak şekilde genişletmeyi, bu ülkeleri Washington liderliğindeki tek bir güvenlik alanına yeniden entegre etmeyi amaçlıyor.

Proje, bu ülkelerin güvenliğini doğrudan Amerikan güvenliğine bağlayarak egemenliği yeniden tanımlama girişimi olarak yorumlanabilir. Ayrıca, özellikle göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve hayati kaynakların ve koridorların güvenliğinin sağlanması gibi alanlarda güvenlik yükünü yeniden dağıtma çabasını da temsil ediyor. Dilbilimsel olarak ise bu terim Amerika Birleşik Devletleri'ni merkeze, diğer her şeyi ise çevreye yerleştiriyor.

Yeni stratejik harita, uluslararası öncelikleri veya “ajandayı” yeniden düzenleme çabasıyla küresel bir boyut kazanıyor; zira bu harita, ekvatorun kuzeyindeki tüm ülkelerin artık Küresel Güney’in bir parçası olmadığı, aksine Amerika Birleşik Devletleri'nin doğrudan savunma alanı içinde yer aldığı temel önermesine dayanıyor.

Hiegseth şöyle diyor; “Bu stratejik haritaya Büyük Kuzey Amerika diyoruz. Neden? Çünkü Grönland'dan Ekvador’a, Alaska'dan Guyana'ya kadar ekvatorun kuzeyindeki her egemen devlet veya bölge Küresel Güney’in parçası değildir. Aksine hepimizin yaşadığı bu büyük komşuluk bölgesindeki doğrudan güvenlik çevremizin bir parçasıdır. Bu ülkelerin tamamı ya Kuzey Atlantik'e ya da Kuzey Pasifik'e kıyısı olan ülkelerdir.”

Küresel Güney öncelikle siyasi bir kavram olduğundan, Latin Amerika ülkelerini bu çerçeveden dışlamak, Hegseth'in açıkça belirttiği gibi siyasi bir tercihtir. Buna göre, Washington Latin Amerika ve Karayipler'deki 10'dan fazla ülkeyi Küresel Güney bloğundan dışladı. ABD Savunma Bakanı, “Düşmanlarımız ortak mirasımızı ve ortak coğrafyamızı tehdit ediyor. Bizi her zaman birleştiren tarihi Kuzey-Güney ilişkisini, ABD ve Batı ülkelerini dışlayan ve Batı dışı güçler ile diğer düşmanları içeren sözde Küresel Güney’in yeni bir modeliyle değiştirmeye çalışıyorlar” diyor.

Gelgelelim Meksika, Kolombiya ve Venezuela gibi hükümetler stratejik sessizliği tercih ederek, bu kararı ne onayladılar ne de reddettiler; bu da kendilerine danışılmadan alınmış bir kararı dolaylı olarak reddettikleri anlamına geliyor. Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva da bölgedeki ABD politikalarına yönelik bilinen eleştirilerine rağmen benzer bir tavır sergiledi.

Güvenlik alanının genişletilmesi

Yeni stratejik harita, ABD'nin hayati güvenlik alanını genişletiyor; böylece bu alanda, Alaska, Grönland veya Karayipler yakınlarında herhangi bir düşmanca eylem, ABD topraklarına doğrudan bir tehdit oluşturur hale geliyor. Ayrıca, Çin'in Panama Kanalı gibi geçiş noktalarındaki limanları veya altyapıyı kontrol etmesi veya kartellerin ve düzensiz göçün yayılması, tüm bunlar, birleşik bir güvenlik yanıtı gerektiren tek bir tehdidin uzantıları sayılıyor.

Bu nedenle Washington, ABD'nin kaynaklarını Büyük Kuzey Amerika projesine odaklayabilmesi için Brezilya, Arjantin ve Şili gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerden kendi savunmalarında ve bölgesel çevrelerinin güvenliğini sağlamada daha büyük bir rol üstlenmelerini talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre böylece, bu ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm bölgeyi savunma yükünü doğrudan üstlenmediği, “Amerika Kalkanı” gibi daha geniş bir çerçeve içinde arka cephede güvenlik ortaklarına dönüşecekler.

Uygulamada, bu vizyon coğrafi bir rol dağılımına dayanıyor. ABD Savunma Bakanı'nın belirttiği gibi, “Kuzeyde, Amerika Birleşik Devletleri, bu ortak acil güvenlik çevresini savunmak için sizinle ve egemen ortaklarımızla iş birliği içinde varlığını ve pozisyonlarını güçlendirmelidir. Güneyde yani ekvatorun güneyindeyse, bu büyük komşuluk bölgesinin diğer tarafında, artan yük paylaşımı yoluyla ortaklıkları güçlendireceğiz. Bu, Güney Atlantik ve Güney Pasifik'i savunmada ve hayati altyapı ve kaynakları güvence altına almada daha büyük bir rol oynamanızı sağlayacaktır.”

Hegseth, bu yaklaşımı “Monroe Doktrini”nin yeniden canlandırılmasıyla ilişkilendirerek, Florida'daki kartel karşıtı konferansta Washington'un artık ekvatorun kuzeyindeki bölgeyi Büyük Kuzey Amerika olarak gördüğünü ilan etti. Bu sözler sadece nüfuzu korumaktan stratejik alanı yeniden tanımlamaya yönelik kavramsal bir kaymaya işaret ediyor.

Washington'un bu hassas bölgelerde, Çin'in nüfuzundan giderek daha fazla endişe duyduğu bir dönemde bu değişim, özellikle ABD'nin hayati önem taşıyan su yollarını, en önemlisi de ABD konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ının ve küresel ticaretin yüzde 5-6'sının geçtiği Panama Kanalı'nı korumaya odaklanması göz önüne alındığında oldukça önemli.

Genel olarak, Büyük Kuzey Amerika stratejisi, coğrafya ve siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlama girişimini yansıtmakta ve sınırları bölücü çizgiler olarak değil, nüfuz alanları ve güvenlik bölgeleri olarak görmektedir. Hegseth'in belirttiği gibi, “Bu zorluğun çözümü, evrensel değerler adına coğrafyayı görmezden gelmekte değil, ortak coğrafyayı ulusal çıkarlara hizmet etmek için kullanmakta yatmaktadır.” Bu yeni strateji, güvenlik, egemenlik ve nüfuzu eş zamanlı olarak yeniden tanımlamak için bir çerçeve oluşturmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
TT

Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Pentagon’da yapılan bir dua programı sırasında 1994 yapımı Pulp Fiction (Ucuz Roman) filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Los Angeles Times’tan aktardığına göre Hegseth, bu ifadeyi İran’a yönelik askeri operasyonları ‘ilahi adaletin uygulanması’ olarak gerekçelendirmek için kullandı. Söz konusu anlatımın, filmde Samuel L. Jackson’ın silahsız bir kişiyi öldürmeden önce dile getirdiği sahneyle örtüştüğü belirtildi.

Hegseth, Pentagon’daki haftalık dua programı sırasında yaptığı konuşmada, ifadeyi ‘Sandy 1 görev ekibinin baş planlayıcısından’ öğrendiğini söyledi. Bu ekibin, kısa süre önce İran’da düşen ABD Hava Kuvvetleri personelini kurtardığı iddia edildi.

Bakan, bu cümlenin arama-kurtarma birlikleri tarafından sıkça tekrarlandığını ve ‘CSAR 25:17’ olarak adlandırıldığını, bunun da İncil’deki Hezekiel kitabının 25. bölüm 17. ayetine atıf olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Hegseth’in aktardığı ifade şu şekildeydi: “Ve kardeşimi esir alıp yok etmeye çalışanlara karşı sizden büyük bir intikam ve şiddetli bir öfkeyle intikam alacağım. Ve adımın ‘Sandy 1’ olduğunu bileceksiniz. İntikamımı üzerinize indireceğim.”

Quentin Tarantino’nun yönettiği filmde ise bu repliğin, 1976 yapımı Japon dövüş filmi The Bodyguard’dan esinlendiği belirtildi.

Haberde, Hegseth’in bir dakikayı aşmayan dua konuşmasında İncil’e büyük ölçüde bağlı kaldığı, ancak son iki satırın bunun dışında olduğu ifade edildi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bazı medya kuruluşlarının Hegseth’i, Oscar ödüllü aktör Samuel L. Jackson’ın performansı ile İncil metnini karıştırmakla suçladığını ve bu iddiaları ‘sahte haber’ olarak nitelendirdiğini açıkladı.

Parnell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Hegseth’in çarşamba günü özel bir dua okuduğunu, bunun ‘combat search and rescue (CSAR) duaları’ olarak bilindiğini ve İran’dan bir askerin kurtarılması sırasında görev yapan askerler tarafından kullanıldığını belirtti. Açıklamada, bu duanın açık şekilde Ucuz Roman filmindeki bir diyalogdan esinlendiği ifade edildi. Parnell ayrıca hem CSAR duasının hem de filmdeki diyalogların, İncil’deki Hezekiel 25:17 ayetine dayandığını ve bunun Hegseth tarafından konuşmasında açıklandığını söyledi. Sözcü, “Bakanın Hezekiel 25:17 ayetini yanlış aktardığını iddia eden herkes sahte haber yayıyor ve gerçekleri bilmiyor” ifadesini kullandı.

Öte yandan, Ucuz Roman filminin senaristi Oscar ödüllü Roger Avary, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Askerlerimizi kurşunlardan koruyacaksa, Savunma Bakanı’nın Jules karakterinden alıntı yapmasına hiç itirazım yok” dedi.

sdcvdv
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)

Los Angeles Times, Pete Hegseth’in Pentagon’daki dua programlarını sık sık İran’a yönelik savaşta şiddeti savunmak için kullandığını ve geçen ayki bir konuşmasında Tanrı’dan ‘bu güce şiddet için açık ve adil hedefler vermesini’ istediğini yazdı.

Savunma analizleri konusunda üst düzey bir yetkili, Pentagon içindeki operasyonlara ilişkin olarak gazeteye yaptığı açıklamada, bu dua programlarına katılımın zorunlu olmadığını ancak Pete Hegseth’e yakın bazı isimlerin ‘dolaylı bir baskı’ hissederek katılmaya ve ‘koltukları doldurmaya’ yönlendirildiğini söyledi.

Aynı kaynak, bu durumun bazı çevrelerde askerî operasyonlardan ziyade siyasi mesajlara odaklanılmasına yol açtığını, bunun da savaşla ilgili operasyonel karar süreçlerini yavaşlattığını ifade etti.

Kaynak, “Önemli işlerden sorumlu yöneticiler ve komutanlar, Ucuz Roman filminden alıntılar dinlemek için toplantılardan uzak kalıyor. Bu, savaşla ilgili operasyonel karar alma kapasitemizi geciktiriyor” dedi.

Dua programlarının, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Vatikan lideri Papa 14. Leo arasında süregelen gerilim ortamında gerçekleştiği belirtildi. Son haftalarda Papa’nın ABD-İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarını sert şekilde eleştirdiği aktarıldı.

Vatikan açıklamalarının ardından Trump’ın Papa’ya yönelik eleştirilerde bulunduğu ve ‘ABD başkanını eleştiren bir Papa istemediğini’ söylediği bildirildi. Papa’nın ise dün yaptığı açıklamada, dini ve askeri alanların karıştırılmasına karşı çıkarak, “Dini ve Tanrı’nın adını askerî, ekonomik ve siyasi çıkarlar için kullananlara yazıklar olsun; kutsal olanı kirletiyorlar” dediği aktarıldı.


ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
TT

ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)

ABD medyası, son dönemde uzay, savunma ve nükleer alanlarda görev yapan bazı bilim insanlarının kaybolması veya hayatını kaybetmesiyle ilgili olaylara dikkat çekti.

Bilim çevrelerinde bu vakalara ilişkin soru işaretlerinin arttığı belirtilirken, söz konusu olaylar arasında herhangi bir bağlantı bulunduğu ise henüz doğrulanmadı.

Newsweek dergisi, NASA’ya bağlı bir laboratuvarda çalışan kıdemli bilim insanı Michael David Hicks’in 2023 yılında hayatını kaybettiğini ve ölüm nedeninin açıklanmadığını bildirdi. Hicks’in bu liste kapsamında dokuzuncu vaka olduğu ifade edildi.

The Hill ise ABD Başkanı Donald Trump’ın dün gazetecilere yaptığı açıklamada, nükleer bilim insanlarının kaybolduğuna dair doğrulanmamış raporlar hakkında bir toplantı yaptığını söylediğini aktardı. Trump, “Az önce bu konuda bir toplantıdan çıktım” diyerek durumu ‘son derece ciddi’ olarak nitelendirdi.

F
ABD polisi (Arşiv – DPA)

Trump, “Bunun rastlantısal olmasını umuyorum, ancak gerçeği önümüzdeki bir buçuk hafta içinde öğreneceğiz” dedi ve bazı isimlerin ‘son derece önemli kişiler’ olduğunu belirtti.

Trump’ın açıklamaları, Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in çarşamba günü Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili olası bir soruşturma yürütülebileceğini söylemesinin ardından geldi. Leavitt, “Bu konuda ilgili makamlarla henüz konuşmadım. Bunu mutlaka yapacağım ve size yanıt vereceğiz. Eğer doğruysa, bu yönetimin ve hükümetin konuyu ciddiyetle ele alacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.