Malezya Başbakanı Enver’den Şarku’l Avsat’a: Acilen Gazze’deki savaşın durdurulması gerekiyor

KİK-ASEAN zirvesinin, bölgedeki en önemli iki oluşum arasında ekonomik entegrasyonu artırdığını vurguladı

 Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)
Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)
TT

Malezya Başbakanı Enver’den Şarku’l Avsat’a: Acilen Gazze’deki savaşın durdurulması gerekiyor

 Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)
Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Asya’nın en önemli iki bölgesel bileşeninden biri ile ekonomik iş birliğini geliştirmek amacıyla geçtiğimiz iki gün içinde Riyad’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) zirvesinin sonuçlarına ilişkin büyük umutlar besliyor.

Enver İbrahim, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, İsrail ordusu ile Filistinli gruplar arasında devam eden savaşı durdurmak için Suudi Arabistan’ın önderliğindeki Arap ve İslam dünyasının rolünün önemini vurguladı ve bu savaşın derhal durdurulması gerektiğini söyledi.

Malezya Başbakanı, Gazze Şeridi’nde ihtiyaç sahiplerine insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak için İslam ve Arap dünyasının yanı sıra bölgesel ve uluslararası düzeyde de çabaların seferber edilmesi çağrısında bulundu. Ülkesinin Filistin meselesine yönelik tutumunun değişmez olduğunu vurgulayan Başbakan, ABD’nin başını çektiği bazı Batılı ülkelerin Gazze Şeridi’ndeki sivillerin haklarının ihlal edilmesine göz yumup İsrail’i desteklemelerinin ikiyüzlülük olduğunu belirterek bu durumu kınadığını ifade etti.

ascd
Cuma günü KİK ile ASEAN arasındaki Riyad zirvesine katılan Malezya Başbakanı Enver İbrahim (SPA)

İsrail’in yeni bir kriz yaratırken dünyayı kendisini destekleyecek yeni bir saflaşmaya sürüklediği şu günlerde yaşanan olaylarla ilgili olarak İbrahim “Kardeşlerimizle, dostlarımızla, müttefiklerimizle ve komşularımızla olduğu gibi birlikte çok güçlü bir duruş sergiledik. İsrail’in Filistin’de, özellikle de Gazze Şeridi’nde yaptığı katliamlara ve dahası hastanelerde ve halka açık yerlerde masum insanların canlarına kast etmeye devam etme çılgınlığını durdurmak için hep birlikte çalışmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu menfur eylemin sona ermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. İbrahim “Uluslararası toplum barışın sağlanması için elinden geleni yapmalıdır. Burada kastım herkes için barıştır (...) Ancak Gazze şu anda kuşatma altında ve insanlar yaşam mücadelesi veriyor. Su yok, elektrik yok, yiyecek yok, ilaç yok. Gerçekten trajik bir durum” şeklinde sözlerini sürdürdü. Buna ilaveten İbrahim “Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın bu konuda çok net bir duruş sergilediğini açılış konuşmasında duydum. Biz de acil insani yardım ulaştırılması ve bombalamalara, katliamlara, özellikle de Gazze Şeridi’ndeki halka açık yerlerde, hastanelerde ve okullarda kadın ve çocukların yaşadığı trajik koşullara son verilmesi için bu tutumu destekledik” dedi.

Suudi Arabistan liderliğinde Arap ve İslam dünyasının çabaları

Arap dünyasının ve Arap Birliği’nin Gazze’deki savaşa bakış açısıyla ilgili olarak İbrahim, şu ana kadar Suudi Arabistan liderliğinde Arap Barış Girişimi ile ilgili koordineli güvenlik ve iş birliği konferansları düzenlendiğine dikkat çekti. Arap ülkelerinin dışişleri bakanları, özellikle insani yardım ve ateşkes olmak üzere uygulanması gereken net kriterleri vererek uluslararası toplumun savaşın durdurulmasından sorumlu olduğunu vurguladılar.

İbrahim, görüldüğü kadarıyla Batılı ülkelerin, özellikle de ABD’nin, bölgeye barış getirmenin önemini göz ardı ettiğini söyledi. Barış getirmek yerine ülkeleri müdahaleye kışkırttığını ve bunun tehlikeli olduğuna dikkat çekerek “Bu, savaşın diğer ülkelere yayılmasına yol açabilir. Meselenin esas can alıcı noktası da budur. Uluslararası toplumun bunu ne pahasına olursa olsun durdurması gerek. Bunu durdurmanın tek yolu da ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılmasından geçmektedir” dedi.

Zirvenin meyveler

Riyad’ın ev sahipliğinde düzenlenen ASEAN-KİK Zirvesi’ne katılımı ve zirve gündemindeki konulara ilişkin İbrahim şunları söyledi:

Bu ilgi çekici bir olay. Çünkü ekonomik açıdan en canlı iki bölgesel grup işin içinde var; KİK ve ASEAN. Yeni şekliyle bu ekonomik miladı araştırdık. Uzun zaman ticari yatırımları teşvik etmek için birlikte çalıştık. Öyle ki, Veliaht Prens Muhammed bin Selman bu zirveye ev sahipliği yapmayı kabul etti (...) Bunun son derece tarihi bir toplantı olduğuna inanıyorum. Tabii toplantı, bu iki bölgesel oluşumdaki ülkelerin yeşil enerji sektörü ve yeni teknoloji gibi çeşitli alanlarda nasıl iş birliği yapabileceğine odaklanıyor.

Suudi Arabistan ile ortaklığın ufku

Suudi Arabistan-Malezya ilişkileri ve iki ülke arasındaki iş birliği alanlarının geleceği ve ufku konusunda İbrahim “Suudi Arabistan Krallığı ve Malezya’nın tarih boyunca uzun yıllara dayanan kadim ve yakın bir dostluğu vardır. Öyle ki, İslam Konferansı Örgütü’nü kurduğumuzda o dönemde Kral Faysal, eski Malezya Başbakanı’ndan bu büyük İslami oluşumun ilk Genel Sekreteri olmasını istemişti. Bu da Krallığa büyük bir güven duymamızı sağladı” dedi. İbrahim “Tabiki Krallık, şu anda Kral Selman bin Abdulaziz ve Suudi Arabistan Başbakanı Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde kalkınma yatırımları basamaklarını şaşırtıcı bir şekilde yukarılara çekti. Dolayısıyla bildiğiniz gibi Malezya’nın ikili iş birliğini sürdürmeye ihtiyacı var” ifadelerini kullandı. Yorumlarının devamında İbrahim, “Uzun vadeli ticari ve yatırım ilişkileri yürüttük ve yürütmeye de devam ediyoruz. Ancak Krallık’ın bu arzusunu geniş çaplı bir şekilde ifade ettiğine katılıyorum. Tabi şimdi daha fazla iş birliği yapabileceğimiz alanları öğrenmek ve kültür dışı ticari yatırımları ilerletmek için Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşme fırsatım oldu” şeklinde sözlerini sürdürdü. İbrahim “Sonuç olarak ikili ilişkilerin ve iş birliğinin çok ama çok iyi bir şekilde geliştirilmesine yönelik geniş bir alan oluştu. Şirketlerimizin çoğu şu anda burada, Riyad’da, NEOM’da ve farklı alanlardaki bazı büyük projelere katılmaktadır. İkimizin, yani Prens Muhammed bin Selman ile birlikte getirdiğimiz bu yeni odak noktasıyla bu tür iş birliğini daha da artırabileceğimizi düşünüyorum” dedi. İbrahim şöyle devam etti:

Geleceğe süreklilik içinde bakıyoruz ve Malezya’da elbette çok önemli ve çok aktif yeni ortaklıklara imza atmayı kolluyoruz. Bu konuda araştırmalar yapıyoruz ve bunu Suudi Arabistan ile paylaşıyoruz. Bununla birlikte, Aramco gibi büyük şirketleri de kapsayacak şekilde genişlemeye ilgi var. Suudi Arabistan’ın en önemli güçlerinden biri olan yeşil teknoloji konusunun yanı sıra Malezya’nın gerekli uzmanlığı sağlayabileceği alanlara da dikkat kesiliyoruz.

Malezya ve yakın reform

Ülkesindeki iç durumlara ilişkin bir soruya Malezya Başbakanı şöyle yanıt verdi:

Ülkemiz birden fazla etnik ve din yapısına sahip bir ülke. Bu nedenle ulusal felsefemiz tüm bunları dikkate alan bir yurttaşlık anlayışını teşvik etmektedir. Bu da ekonomik olarak çalışmaları yukarıya doğru taşıyacağımız anlamına geliyor. Yatırımların çekilmesi için çalışacağız. Eğitim, araştırma ve Suudilerin nispeten iyi yaptığını düşündüğüm yapay zeka da dahil olmak üzere yeni teknolojilere odaklanacağız. Aynı zamanda insani etik ve değerler meselesine de dikkat kesileceğiz.

Başbakan sözlerinin devamında “Bu zorlu mücadeleye cesur bir şekilde karşılık verdiğimizi düşünüyorum. Bağımsızlıktan 60 yıldan fazla bir süre sonra Malezyalıların yalnızca yeni, canlı ve hoşgörülü bir ulus olarak değil, aynı zamanda tüm etnik topluluklar arasında birlikte çalışmayı teşvik edecek birlik ruhuna sahip güçlü bir ulus olarak olgunlaşma vazifeleri olduğunu savunuyorum” dedi. İbrahim reform planının sonuçlarını açıklayarak “10 aydır iktidardayız. Ancak tabiki bir sistemimiz vardı ve bu eleştirilecek kadar kötü değildi. Bununla birlikte ülkede kalkınma yönünde bazı büyüme işaretleri gördük. Dolayısıyla yapmamız gereken, bu neslin karşısındaki mücadeleyi ilerletmek, yani yeteneklerimizi geliştirmeye çalışmaktır. Bu yüzden şimdilik en azından güçlü ve istikrarlı bir hükümete ve birleşik bir ülkeye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Açık politikalarımız, bir ekonomi politikamız ve esaslı bir endüstriyel planımız var. Aynı zamanda enerji geçişi ülkenin ve yatırımcıların öncelikleri belirleme yolları konusunda karar vermesine de yardımcı olacaktır” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı: Çifte standart

Rusya savaşı konusunda İbrahim “Ukrayna ile Rusya’nın uzun bir süredir kesintisiz bir savaş halinde olduğu doğru. Çözüm bir kez daha barışta yatıyor; önce ateşkes, sonra müzakere. Ancak ilginçtir ki, Ukrayna ve Rusya’dan bahsettiğiniz anda bu çelişkiyi görebiliyorsunuz (...) Mesela Batılılara ‘Neden Ruslara karşı savaşıyorsunuz?’ diye sorduğunuzda ‘Rusların Ukrayna’daki sözde Rus topraklarına girmiş olmaları’ cevabını verirler. Bu yüzden hukuka aykırı olsa da buna karşı çıkılması gerekiyor. Bu bir insanlık suçudur ancak bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir: İsrail’in Filistin topraklarına girme hakkı neden var? Neden iki yasa grubuna çifte standartlı bir yaklaşımınız var?” diye sordu.

Sudan’daki kriz üzücü

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında yaşanan savaşın yol açtığı krize ilişkin İbrahim, “Sudan, kadim bir tarihe, köklü bir medeniyete ve kültüre sahip bir ülke olup, eğitim açısından da büyük bir geleneğe sahiptir. Deneyimlerimden öğrendiğim en güzel şeylerden biri böyle bir gerçekliğin nasıl yaratılacağıdır. Sudan’da entelektüel ve bilimsel farkındalık düzeyi göze çarpıyor. Dolayısıyla bu ülkenin bu kadar uzun süren bir çatışmaya tanık olması talihsiz bir durumdur. Sudan liderlerinin mevcut büyük siyasi ve ekonomik sıkıntılara karşı çözümler bulmak için çalışmasını umuyorum” dedi.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.