Washington Post: CIA bağlantılı Ukraynalı istihbarat servisleri Rusya'ya karşı "gölge savaş" yürütüyor

Washington Post, 2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinden bu yana CIA'in, Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) dönüştürdüğünü ve Ukraynalı istihbarat servislerinin Rusya'ya karşı cephe gerisinde "gölge savaş" yürüttüğünü iddia etti

(AA)
(AA)
TT

Washington Post: CIA bağlantılı Ukraynalı istihbarat servisleri Rusya'ya karşı "gölge savaş" yürütüyor

(AA)
(AA)

Washington Post'un ismi açıklanmayan mevcut ve eski ABD'li, Batılı ve Ukraynalı 30'a yakın yetkilinin röportajlarına dayandırdığı haberine göre, 2014'ten beri CIA ile bağlarını güçlendiren SBU'nun bu sayede geliştirdiği profesyonel kabiliyetleri kendisini Rusya'ya yönelik çeşitli saldırılarla gösterdi.

Ukraynalı istihbarat servislerinin Rusya'ya karşı cephe gerisinde "gölge savaş" yürüttüğünü bildiren yetkililer, Ağustos 2022'de Rusya'yı Kırım'a bağlayan köprünün 2 kez bombalanması, Kremlin'in çatısına insansız hava araçları yerleştirilmesi ve Karadeniz'deki Rus donanma gemilerinin gövdelerinde delikler açılması gibi operasyonların CIA ile yakın işbirliği içinde kurulan, eğitilen ve donatılan birimlerden seçilen Ukraynalı ajanlardan oluşan ekipleri içerdiğini söyledi.

CIA'nin yaklaşık 10 yıldır Ukrayna'nın "Sovyetler Birliği döneminde kurulan servislerini" Moskova'ya karşı "güçlü müttefiklere" dönüştürmek için 10 milyonlarca dolar harcadığını ifade eden yetkililer, CIA'nin Ukrayna'ya gelişmiş gözetleme sistemleri sağladığını, Ukrayna'daki ve ABD'deki tesislerde acemi istihbarat servisi mensuplarını eğittiğini, Ukrayna'nın askeri istihbarat servisindeki bölümler için yeni merkezler inşa ettiğini ve istihbarat paylaştığını kaydetti.

Yetkililer, bu gizli operasyonlar sonucunda Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dugin'in kızı Daria Dugina, eski Rus denizaltı komutanı Stanislav Rzhitsky ve Donbas'taki Ukrayna karşıtı videolarıyla tanınan Rus blogger Maksim Fomin'in öldürüldüğünü aktardı.

Ukrayna'nın "hedefli öldürme" operasyonları ABD ile "anlaşmazlığa" neden oluyor

Yetkililer, CIA'nin Kiev'de hala önemli varlık göstermeye devam ettiğini belirterek, ABD'li istihbarat yetkililerinin, Ukrayna'nın "hedefli öldürme" operasyonlarına dahil olmadığını savundu. ABD'li tarafın Ukraynalı istihbarat servislerinin istihbarat toplama kabiliyetlerini artırmaya yönelik destek verdiği aktarıldı.

Ukrayna tarafının bu gibi operasyonları yapıyor olmasının SBU'nun CIA ile işbirliğini "karmaşıklaştırdığını" ifade eden üst düzey bir istihbarat yetkilisi, "olası operasyonel kaygıların Ukrayna servislerine açık şekilde iletildiğini" belirtti.

Eski üst düzey CIA yetkilisi de İsrail casusluk servisine atıfta bulunarak, SBU için "1970'lerdeki Mossad'a benzeyen istihbarat servisinin doğuşuna tanık oluyoruz." ifadesini kullandı. Yetkili, Ukrayna'nın istihbarat operasyonları daha da "cesur" hale gelir ve üçüncü ülkelerdeki Rusları hedef almaya başlarsa bunun NATO ve Avrupa Birliği (AB) ile anlaşmazlıklara neden olabileceğini savundu.

Yetkililer, CIA yetkililerinin bazı operasyonlardan sonra itirazlarını dile getirdiklerini, ancak teşkilatın desteğini geri çekmediğini söyledi.

SBU-CIA işbirliği

Eski Ukraynalı üst düzey bir güvenlik yetkilisi de "Uluslararası ortaklarımızı hiçbir zaman gizli operasyonlara dahil etmedik. SBU ve Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Ana Müdürlüğü (GUR) ajanlarına CIA meslektaşları eşlik etmedi." diyerek, ülkesinin ABD kaynaklarıyla ilişkilendirilebilecek silah ya da ekipman kullanmaktan kaçındığını aktardı.

Yine de yetkililer sınırların zaman zaman "bulanıklaştığını" kabul ederek, Kiev'deki CIA görevlilerinin Ukrayna'nın bazı saldırı planlarından haberdar edildiğini kaydetti.

Yetkililere göre SBU-CIA işbirliğinin ilk adımı, Rusya Federal Güvenlik Servisi'nin (FSB) "yoğun şekilde" nüfuz ettiğine inanılan SBU'da diğer departmanlarından izole edilecek yeni bir birim kurulmasıyla gerçekleşti.

"Beşinci Müdürlük" olarak adlandırılan bu yeni birimin eğitim alanlarının Kiev'in dışında bulunduğunu bildiren yetkililer, buralarda CIA personeli tarafından seçilmiş acemi askerlere eğitim verildiğini aktardı.

Ukraynalı bir yetkili, bu yeni birimin "cephe gerisinde faaliyet göstermesi ve gizli gruplar olarak çalışması" amacıyla kurulduğunu kaydetti.

Yetkililer, bu birimin ilk zamanlarda Rusya'dan muhbir toplamaya, siber ve elektronik dinleme yapmaya, "ayrılıkçı liderleri ve Ukraynalı işbirlikçileri" yakalamaya için sabotaj operasyonları ile operasyonlar düzenlemeye ve bu kişilerden bazılarını "gizli gözaltı yerlerine götürmeye" odaklandığını ifade etti. CIA'in bu operasyonlar için birime ekipman sağladığı aktarıldı.

Ukraynalı yetkililer, operasyonların zamanla yön değiştirdiğini belirterek, 3 yıllık süre zarfında "yaklaşık 6 Rus ajanının, üst düzey ayrılıkçı komutanın ya da işbirlikçinin, genellikle iç hesaplaşmaya bağlanan ama gerçekte SBU'nun işi olan şiddet olaylarında öldürüldüğünü" öne sürdü.

Bu yön değiştirmenin sebebi olarak "Rusya'nın saldırganlığı, yetkililere atfedilen gaddarlık ve daha güçlü bir düşmanı zayıflatmanın yollarını bulmak için çaresizliği" gösterildi.

GUR-CIA işbirliği

Eski ABD'li istihbarat yetkilisi, 2015'ten beri CIA'in GUR'da da "kapsamlı" bir dönüşüm başlattığını ve birkaç yıl içinde "GUR'u adeta sıfırdan yeniden inşa ettiğini" öne sürdü.

Yetkililer, CIA'in GUR'un elektronik gözetleme ve dinleme sistemleri edinmesine yardımcı olduğunu belirterek, bu sistemler arasında Ukrayna'nın doğusunda yerleştirilebilen mobil ekipmanların yanı sıra Kremlin yetkililerinin cep telefonlarını dinlemek için kullanılan yazılım cihazlarının olduğunu kaydetti.

Bu sistemleri Ukraynalı yetkililerin kontrol ettiğini ancak elde edilen her şeyin ABD tarafıyla paylaşıldığını aktaran eski üst düzey bir GUR yetkilisi, Rus hedeflerinin nerede olduğu gibi hassas bilgilerin bulunduğu verilerin CIA aracılığıyla Washington'a iletildiğini söyledi. Yetkili, ABD'ye ulaşan bu verilerin CIA ve ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) uzmanları tarafından incelendiğini öne sürdü.



Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma