İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

İsrail Silikon Vadisi’ndeki teknoloji şirketlerinin çalışanlarının çoğu orduya çağrıldı

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Kevser Zentur

İsrailli yetkililer, Hamas Hareketi’nin Aksa Tufanı Operasyonu’nu düzenlemesinden birkaç gün sonra 360 bin yedek askerin göreve çağrıldığını duyurdu. İsrail basınında çıkan haberlere göre göreve çağrılan yedek askerlerim çoğunluğunu İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin çalışanları oluşturuyordu. Aslında yedek askerlerin göreve çağrılması, bu durumun ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki ünlü Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın en büyük ikinci sırada yer alan ve Tel Aviv'in ekonomisi için gurur kaynağı olduğunu söylediği teknoloji sektörü üzerindeki olası yansımalarına dair görüş ayrılıklarını ve uyarıları da beraberinde getirdi.

İsrail’de iki hafta önce başlayan tartışmalı zorunlu askerlikle ilgili değerlendirmeler ve haberler iki konuya işaret ediyor. Öncelikle zorunlu askerliğin hem büyük hem de küçük şirketlerin çalışmalarının kesintiye uğramasından dolayı İsrail’den ayrılmalarına ya da iflas etmelerine yol açabileceği şeklindeki yansımalarına dikkat çekildi. İkinci olarak ise teknoloji sektöründe çalışan bu kişilerin, örneğin Hamas'ın kripto para kaynakların kurutulmasında rol üstlenmeleri gibi savaş sahasına ne ölçüde katkıda bulunacağı tartışılıyor.

Reuters, İsrail'in dev teknoloji şirketlerindeki yetkililerin açıklamalarını aktardığı haberde, teknoloji sektörünün Hamas ile savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana savaş halinde olduğunu ortaya koydu. İsrail'deki teknoloji yatırımcıları, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne geniş çaplı bir işgale girişmesi halinde huzursuzlukların baş göstermesi ihtimalinden dolayı Tel Aviv'in burada faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin güvenliğini artırması gerektiğini düşünüyorlar.

İsrail'de faaliyet gösteren yüzlerce çokuluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdüreceklerine dair bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Söz konusu şirketler faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı  habere göre birçok teknoloji şirketinde çalışan personelin yedek asker olarak kaydedilmeleri süreci de başladı. İsrailli yetkililer, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir yedek asker sayısı açıklarken çoğunluğu ABD merkezli teknoloji şirketlerinden olan 360 bin yedek askerin üzerinde bir rakam olabilir.

İsrail, uzun vadeli bir savaş senaryosunun olası yansımalarına ilişkin korkulara karşı teknoloji sektörünün güçlendirildiğini yanıtını verse de özellikle mevcut gelişmeler nedeniyle topraklarında faaliyet gösteren önde gelen teknoloji şirketlerinin ülkeden ayrılmasıyla birlikte ekonomisiyle ilgili ortaya atılan ‘dehşet’ senaryolarıyla mücadele etmek zorunda kalacak. Mumbai merkezli gazete Economic Times’ın haberine göre yüzlerce çok uluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdürecekler, üretim ve kalkınmaya yönelik stratejik çıkarlarını ve yatırımlarını taviz vermeden nasıl koruyacaklarıyla ilgili bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Bilindiği üzere, teknolojik cihazların geliştirilmesine yönelik planlamalar yıllar öncesinden ayrıntılı olarak belirlenen bir takvime göre yapılıyor. Geliştirmede yaşanacak en ufak bir gecikmenin, yoğun rekabet ortamında dev şirketlerin kabul edemeyeceği kadar büyük kayıplar anlamına gelebileceği biliniyor. Şirketler, acil durum planı çerçevesinde faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

sdfe
Fotoğraf: Shutterstock

Bilişim teknolojileri (BT/IT) şirketleri Everest Group’un CEO'su Peter Bettour-Samuel, İsrail’deki teknoloji hizmetlerinin son krizden kısa ve orta vadede etkileneceğini söyledi.

Economic Times gazetesine konuşan Bettour-Samuel, bunun nedenlerinin, ‘çatışmanın şirketlerin genel merkezlerinin ve ekipmanlarının güvenliğiyle ilgili yarattığı korkuların yanı sıra çalışanların çoğunun yedek orduya çağrılması’ olduğunu söyledi.

CEO’lar şirketlerine veda ettiler

Aksa Tufanı Operasyonu, yatırımcılar ve girişimciler arasında zaten var olan ‘belirsizlik’ durumundan şikâyet eden İsrail'in teknoloji sektörünün sorunlarına bir yenisini daha ekledi. Son zamanlarda Tel Aviv’de yargı reformuna karşı düzenlenen protestolara güçlü bir şekilde destek veren teknoloji sektöründen birçok şirket geçtiğimiz ay çalışanlarının gösterilere katılması için ulaşım masraflarını da ödedi. Ancak teknoloji sektöründe istisnasız tüm çalışanlar yedek orduya çağrılabilirler.

İsrail gazetesi Haaretz’in ekonomi üzerine çıkardığı The Marker gazetesi, 17 Ekim'de ‘CEO'lar şirketlerinin sonu olacağını bilerek orduya katıldılar’ başlıklı makalede gelişmekte olan şirketlerdeki çalışanlar da dahil olmak üzere orduya katılımların bu şirketlerin iflasına ve bunun sonucunda İsrail ekonomisi için çok büyük kayıplara yol açacağına işaret edildi.

Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı.

Yüksek teknoloji sektörü savaşın başladığı ilk günlerden beri zarara uğruyor. Gazeteye göre özellikle daha önce finansman bulmakta zorluk çeken küçük start-up şirketleri bu durumdan etkilendi. Çünkü çalışanlarını ve yöneticilerini işe aldıktan sonra faaliyetlerini tamamen durdurması muhtemelen şirketin kapanmasına yol açacak. Örnek olarak yeni kurulan ‘Mata’ adlı tarım teknolojileri şirketinin kurucularından ikisinin orduya katıldığını ve çalışanlarının tamamının yedek asker olduğunu aktaran gazeteye konuşan şirketin CEO'su, bundan iki ay sonra döndüğünde çalışacak bir şirket bulamayacağını düşünüyor.

Teknoloji sektöründen binlerce kişi orduya çağrıldı

İsrail merkezli haber sitesi Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı. Çoğunu genç erkeklerin oluşturduğu bu şirketlerin çalışanlarının yüzde 10 ila 15'i (yaklaşık 400 bin kişi) yedek orduya alındı, diğerleri ise evde kalmaya zorlandı.

Yapay zeka ve bilgisayar grafik teknolojileri ve sistemlerinde kullanılan çiplerin üreticisi Nvidia tarafından yapılan açıklamada, 3 bin 300 çalışanından yüzlercesinin İsrail'de orduya alındığını duyurdu.

Şirketin CEO'su Jensen Huang, şirketinden bir çalışanın rehin alınan İsrail askerleri arasında yer aldığını, ölenlerden birinin eski bir şirket çalışanı olduğunu ve eski bir Nvidia çalışanı olan Mellanox'un kurucusunun kızının da öldüğünü söyledi. Şirket, bu ayın ortalarında Tel Aviv'de ya da diğer adıyla ‘Start-up'lar Şehri'nde düzenlenmesi planlanan ve 2 bin 500'den fazla katılımcının davet edildiği ‘Yapay Zeka Zirvesi’nin ertelendiğini de duyurdu.

scdf
Ağ güvenliği de dahil olmak üzere BT güvenliği için yazılım, gömülü donanım ve program geliştiren çok uluslu Check Point şirketinin logosu (Shutterstock)

Bu yüzden teknoloji şirketleri ve teknoloji geliştirme merkezleri, askere alımlardan kaynaklanan işgücü kıtlığı kriziyle başa çıkmak amacıyla kriz yönetimi ihtiyacı doğuran gerçek bir zorlukla karşı karşıya. Burada herhangi bir iş alanındaki istihdamdan değil, yazılımcılar, mühendisler, programcılar ve yazılım bilimi ve geliştirme, yapay zeka teknikleri, veri, robotik ve siber güvenlik sistemleri konularında yüksek niteliklere sahip kişilere duyulan ihtiyaçtan bahsediyoruz. Bu yüzden yerlerini doldurmak hiç kolay değil.

Hamas'a kripto para akışının önü kesilerek intikam alındı

Bunun İsrail basınında yazılıp çizildiğine göre hızlı gelişmelere karşı ayak uydurmaya çalışan ve Demir Kılıç Harekatı'nda İsrail ordusunu desteklemek için teknolojilerini kullanan şirketlerin hisselerinde düşüş anlamına geleceğine şüphe yok. İsrail merkezli ekonomi gazetesi Globes tarafından yayınlanan ‘Yüksek Teknoloji Girişimcilerinin İntikamı’ başlıklı haberinde İsrail ordusu ve teknoloji şirketlerinin, Hamas'ın finansman kaynaklarını kurutmak için yürüttüğü ortak bir çalışmayla Hamas'a kripto para akışının teknolojik yollardan kesildiği belirtildi.

“The Marker: CEO'lar, şirketlerinin sonunun geldiğini bilerek orduya katıldılar

Hamas’ın finansmanın dijital finansal işlem platformları ve kripto para birimleri aracılığıyla sağlandığı belirtilen haberde Rapid ve PayPal platformlarının Hamas'ın finansman faaliyetlerini daha hızlı takip etmek ve önünü kesmek için İsrail, ABD ve diğer ülkelerde aktif olan özel bir ‘HML’ oluşturduğu aktarıldı. Hamas’a finansman akışı, Telegram, X (eski adıyla Twitter), Facebook ve TikTok gibi sosyal medya sitelerindeki bağış toplama kampanyaları aracılığıyla gerçekleştirilirken PayPal ve Wise platformları aracılığıyla da farklı para birimlerinde ve kripto para transferi yönlendiriliyordu.

Savaşta yapay zeka

Pratikte askere alınan girişimcilerin bir kısmı, Hamas Hareketi’nin finansman kaynaklarını kısıtlamak amacıyla yapay zekadan büyük ölçüde yararlandılar ve her ülkede yerel mevzuat çerçevesinde aktif olarak bir sosyal ağ araştırması yaptılar.

Habere göre İsrail'de yaklaşık 300 çalışanı bulunan PayPal, çalışmalarını özellikle Hamas'a para transferi ve özel bir CML aracılığıyla hesapların kapatılması için daha hızlı onay alınması üzerinde yoğunlaştırdı. Şirket ayrıca Hamas'a destekleyen tüm hesapları ve sayfaları da kapatıyor.

Globes, bir PayPal çalışanının şu açıklamasını aktardı:

Orduya çağrılan pek çok kişinin, savaşta orduya yardımcı olmanın en hızlı yolunu arıyordu. Bu da birkaç saat içinde ulaşılan yöntemlerden biriydi. Sonuç olarak bu çalışanlar (askerlere alınanlar), hesapları bizzat öğrenen ya da vatandaşlardan bilgi alan kişiler.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve Any.do CEO'su Omer Perchik’in rolüne dikkat çekilen haberde, Perchik’in ABD’deki büyük sosyal medya kuruluşlarıyla doğrudan iletişim kanalları açmak olduğu ve askere alınan İsrailli teknoloji öncüleri arasında yer aldığı vurgulandı. Perchik, söz konusu sosyal medya devlerine Hamas'a bağış için paylaşılan bağlantıların gönderildiği sayfaların engellenmesi yönünde talepte bulunuyor.

Habere göre askere alınan girişimciler, yenilikçiler ve startup yöneticileri, başta Binance ve Paybit olmak üzere kripto para platformlarının taranması ve izlenmesi çalışmalarına katıldılar ve Hamas Hareketi’ne para akışı yapılan işlemleri tespit edip bunları engellediler.

Şirketler için psikiyatristler görevlendirildi

Habere göre kripto para akışının izlenmesi faaliyetlerine yeni üyelerden oluşan bir ekiple katılan CryptoJungle'ın kurucusu Ben Smocha, ekibiyle Gazze'ye bağış kampanyası olarak duyurusu çerçevesinde yapılan 600 işlemin takip ettiklerini ve bunun Hamas'ın bağış toplamak için kullandığı bir kripto cüzdana aktarıldığını ortaya çıkardıklarını söyledi.

Globes'un haberine göre deliller İsrail Polisi'ne bağlı siber birim Lahav 433’e gönderildi. Ardından kripto para borsası Binance ile iletişime geçilerek söz konusu kripto cüzdana aktarılan kripto paraların İsrail hazinesine aktarılması amacıyla yapılan bir talep de eşlik etti.

Yoğun baskının yaşandığı bu atmosfer, iş ortamında gerginliğe neden olurken teknoloji şirketleri için bir psikiyatristler görevlendirildi. Bu adım, çalışanları yedek orduya çağrılan şirketlerin savaş sonucunda yaşayacağı dönüşümleri daha iyi anlamalarını sağladı. Finans ve iş dünyasından haberler aktaran İsrail’in günlük gazetelerinden birine göre bu psikiyatristlerden biri olan Aldad Rom yaptığı açıklamada rolünün, kriz yönetimine eşlik etmek ve insanları ‘ulusal psikolojik çalkantı’ ortamında bir arada yaşamaya hazırlamak olduğunu söyledi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor. Bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Teknoloji sektörü, İsrail'deki en eski ve en önemli sektörlerden biridir. Örneğin Intel, İsrail’de 1974 yılında faaliyete geçmiştir. Teknoloji sektöründeki start-up şirketlerinin kuruluş tarihleri 1990’lı yıllara kadar uzanıyor. O yıllardan bu yana İsrail, teknoloji alanında büyük bir itibara sahiptir. İsrail, yarım asırlık yatırımların ardından binlerce firmanın yer aldığı ABD’deki Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın ikinci teknoloji merkezi haline geldi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor ve bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Dünyanın en büyüklerinin de aralarında olduğu 400 teknoloji şirketi

Resmi raporlara göre İsrail'de çok uluslu teknoloji şirketlerine ait yaklaşık 400 geliştirme merkezi faaliyet gösteriyor. İsrail’in yüksek teknoloji sektöründe yaklaşık 70 bini çeşitli milletlerden olmak üzere 400 bin civarı kişi çalışıyor. İsrail’de Intel, Apple, Google, IBM, Facebook, Microsoft, Nvidia, Oracle, Cisco gibi birçok dev firmanın geliştirme merkezleri kuruldu. Ayrıca Check Point, Amdocs gibi dev şirketlere dönüşen İsrailli şirketler de var.

İsrail’deki teknoloji şirketlerine yapılan yatırımlara ilişkin araştırmalar, bürokrasi, ekonomik krizler ve son olarak geniş tartışmalara yol açan yargı değişikliklerinin yanı sıra onlarca yıldır savaşın ve siyasi istikrarsızlığın etkisi altında yaşayan bir ülkede, hesaplanmamış sonuçların ortaya çıkma riskini ortaya koydu.

Buna rağmen İsrail, Intel ve Apple'ın bilgisayar işlemcilerine yönelik uygulamalar, iPhone'daki yüz tanıma teknolojileri ve Samsung cep telefonu kameraları gibi bugün milyarlarca insanın günlük hayatlarında olarak kullandıkları birçok uygulamanın üretim kaynağı olmayı başardı.

Ancak küresel dev şirketlerin yaşadıkları kriz, İsrail'deki durum ve yatırımlarını artırma olasılıklarına ilişkin soru işaretleri aylar önce gündeme gelmişti. Ancak bu soru işaretleri,  Gazze savaşının patlak vermesiyle birlikte daha da belirgin hale geldi.

Globes internet sitesinde yer alan bir haberde, Apple'ın CEO'su kadar dünyaca tanınmış bir isim olan uluslararası teknoloji devi Samsung'un CEO’su Lee Jae-yong’un, Aksa Tufanı Operasyonu’nun başlamasından bir hafta önce gizlice İsrail'i ziyaret ettiği belirtildi. Haberde İsrail anlatısına göre İsrailli şirketlerin merkezinde yer aldığı bu büyüklükteki uluslararası şirketlerin CEO'larının son on yılda hem açıktan hem de gizlice gerçekleştirdiği pek çok ziyaretten biri olan Jae-yong’un ziyareti, yılın başlarından bu yana ciddi bir bozulma yaşayan iş ortamındaki durumu yerinde incelemek üzere yapılmıştı.

İsrail İnovasyon Kurumu (IIA), İsrail'de yüksek teknoloji sektörü ve yüksek teknoloji endüstrisine yapılan yatırımlarda düşüş olduğunu ve bu düşüşün belirsizlikten kaynaklandığını açıklamıştı.

İsrail’de yüksek hassasiyetli teknolojilere yapılan yatırımlar 2019 yılında yaklaşık 5 milyar dolarken 2021’de 25 milyar doları aşarak en yüksek seviyesine ulaştı.

Bugün, devam eden savaşın uzun soluklu bir savaşa dönüşmesiyle korkular belirsizliğin ötesine geçerken yakın zamana kadar yenilmez bir orduyla, siber güvenlik teknolojisiyle, dünyanın en gelişmiş casusluk araçlarıyla ve askeri sistemleriyle dünyanın gözünü kamaştıran İsrail iç cephesinde büyük bir hasar oluştu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.