İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

İsrail Silikon Vadisi’ndeki teknoloji şirketlerinin çalışanlarının çoğu orduya çağrıldı

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Kevser Zentur

İsrailli yetkililer, Hamas Hareketi’nin Aksa Tufanı Operasyonu’nu düzenlemesinden birkaç gün sonra 360 bin yedek askerin göreve çağrıldığını duyurdu. İsrail basınında çıkan haberlere göre göreve çağrılan yedek askerlerim çoğunluğunu İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin çalışanları oluşturuyordu. Aslında yedek askerlerin göreve çağrılması, bu durumun ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki ünlü Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın en büyük ikinci sırada yer alan ve Tel Aviv'in ekonomisi için gurur kaynağı olduğunu söylediği teknoloji sektörü üzerindeki olası yansımalarına dair görüş ayrılıklarını ve uyarıları da beraberinde getirdi.

İsrail’de iki hafta önce başlayan tartışmalı zorunlu askerlikle ilgili değerlendirmeler ve haberler iki konuya işaret ediyor. Öncelikle zorunlu askerliğin hem büyük hem de küçük şirketlerin çalışmalarının kesintiye uğramasından dolayı İsrail’den ayrılmalarına ya da iflas etmelerine yol açabileceği şeklindeki yansımalarına dikkat çekildi. İkinci olarak ise teknoloji sektöründe çalışan bu kişilerin, örneğin Hamas'ın kripto para kaynakların kurutulmasında rol üstlenmeleri gibi savaş sahasına ne ölçüde katkıda bulunacağı tartışılıyor.

Reuters, İsrail'in dev teknoloji şirketlerindeki yetkililerin açıklamalarını aktardığı haberde, teknoloji sektörünün Hamas ile savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana savaş halinde olduğunu ortaya koydu. İsrail'deki teknoloji yatırımcıları, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne geniş çaplı bir işgale girişmesi halinde huzursuzlukların baş göstermesi ihtimalinden dolayı Tel Aviv'in burada faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin güvenliğini artırması gerektiğini düşünüyorlar.

İsrail'de faaliyet gösteren yüzlerce çokuluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdüreceklerine dair bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Söz konusu şirketler faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı  habere göre birçok teknoloji şirketinde çalışan personelin yedek asker olarak kaydedilmeleri süreci de başladı. İsrailli yetkililer, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir yedek asker sayısı açıklarken çoğunluğu ABD merkezli teknoloji şirketlerinden olan 360 bin yedek askerin üzerinde bir rakam olabilir.

İsrail, uzun vadeli bir savaş senaryosunun olası yansımalarına ilişkin korkulara karşı teknoloji sektörünün güçlendirildiğini yanıtını verse de özellikle mevcut gelişmeler nedeniyle topraklarında faaliyet gösteren önde gelen teknoloji şirketlerinin ülkeden ayrılmasıyla birlikte ekonomisiyle ilgili ortaya atılan ‘dehşet’ senaryolarıyla mücadele etmek zorunda kalacak. Mumbai merkezli gazete Economic Times’ın haberine göre yüzlerce çok uluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdürecekler, üretim ve kalkınmaya yönelik stratejik çıkarlarını ve yatırımlarını taviz vermeden nasıl koruyacaklarıyla ilgili bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Bilindiği üzere, teknolojik cihazların geliştirilmesine yönelik planlamalar yıllar öncesinden ayrıntılı olarak belirlenen bir takvime göre yapılıyor. Geliştirmede yaşanacak en ufak bir gecikmenin, yoğun rekabet ortamında dev şirketlerin kabul edemeyeceği kadar büyük kayıplar anlamına gelebileceği biliniyor. Şirketler, acil durum planı çerçevesinde faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

sdfe
Fotoğraf: Shutterstock

Bilişim teknolojileri (BT/IT) şirketleri Everest Group’un CEO'su Peter Bettour-Samuel, İsrail’deki teknoloji hizmetlerinin son krizden kısa ve orta vadede etkileneceğini söyledi.

Economic Times gazetesine konuşan Bettour-Samuel, bunun nedenlerinin, ‘çatışmanın şirketlerin genel merkezlerinin ve ekipmanlarının güvenliğiyle ilgili yarattığı korkuların yanı sıra çalışanların çoğunun yedek orduya çağrılması’ olduğunu söyledi.

CEO’lar şirketlerine veda ettiler

Aksa Tufanı Operasyonu, yatırımcılar ve girişimciler arasında zaten var olan ‘belirsizlik’ durumundan şikâyet eden İsrail'in teknoloji sektörünün sorunlarına bir yenisini daha ekledi. Son zamanlarda Tel Aviv’de yargı reformuna karşı düzenlenen protestolara güçlü bir şekilde destek veren teknoloji sektöründen birçok şirket geçtiğimiz ay çalışanlarının gösterilere katılması için ulaşım masraflarını da ödedi. Ancak teknoloji sektöründe istisnasız tüm çalışanlar yedek orduya çağrılabilirler.

İsrail gazetesi Haaretz’in ekonomi üzerine çıkardığı The Marker gazetesi, 17 Ekim'de ‘CEO'lar şirketlerinin sonu olacağını bilerek orduya katıldılar’ başlıklı makalede gelişmekte olan şirketlerdeki çalışanlar da dahil olmak üzere orduya katılımların bu şirketlerin iflasına ve bunun sonucunda İsrail ekonomisi için çok büyük kayıplara yol açacağına işaret edildi.

Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı.

Yüksek teknoloji sektörü savaşın başladığı ilk günlerden beri zarara uğruyor. Gazeteye göre özellikle daha önce finansman bulmakta zorluk çeken küçük start-up şirketleri bu durumdan etkilendi. Çünkü çalışanlarını ve yöneticilerini işe aldıktan sonra faaliyetlerini tamamen durdurması muhtemelen şirketin kapanmasına yol açacak. Örnek olarak yeni kurulan ‘Mata’ adlı tarım teknolojileri şirketinin kurucularından ikisinin orduya katıldığını ve çalışanlarının tamamının yedek asker olduğunu aktaran gazeteye konuşan şirketin CEO'su, bundan iki ay sonra döndüğünde çalışacak bir şirket bulamayacağını düşünüyor.

Teknoloji sektöründen binlerce kişi orduya çağrıldı

İsrail merkezli haber sitesi Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı. Çoğunu genç erkeklerin oluşturduğu bu şirketlerin çalışanlarının yüzde 10 ila 15'i (yaklaşık 400 bin kişi) yedek orduya alındı, diğerleri ise evde kalmaya zorlandı.

Yapay zeka ve bilgisayar grafik teknolojileri ve sistemlerinde kullanılan çiplerin üreticisi Nvidia tarafından yapılan açıklamada, 3 bin 300 çalışanından yüzlercesinin İsrail'de orduya alındığını duyurdu.

Şirketin CEO'su Jensen Huang, şirketinden bir çalışanın rehin alınan İsrail askerleri arasında yer aldığını, ölenlerden birinin eski bir şirket çalışanı olduğunu ve eski bir Nvidia çalışanı olan Mellanox'un kurucusunun kızının da öldüğünü söyledi. Şirket, bu ayın ortalarında Tel Aviv'de ya da diğer adıyla ‘Start-up'lar Şehri'nde düzenlenmesi planlanan ve 2 bin 500'den fazla katılımcının davet edildiği ‘Yapay Zeka Zirvesi’nin ertelendiğini de duyurdu.

scdf
Ağ güvenliği de dahil olmak üzere BT güvenliği için yazılım, gömülü donanım ve program geliştiren çok uluslu Check Point şirketinin logosu (Shutterstock)

Bu yüzden teknoloji şirketleri ve teknoloji geliştirme merkezleri, askere alımlardan kaynaklanan işgücü kıtlığı kriziyle başa çıkmak amacıyla kriz yönetimi ihtiyacı doğuran gerçek bir zorlukla karşı karşıya. Burada herhangi bir iş alanındaki istihdamdan değil, yazılımcılar, mühendisler, programcılar ve yazılım bilimi ve geliştirme, yapay zeka teknikleri, veri, robotik ve siber güvenlik sistemleri konularında yüksek niteliklere sahip kişilere duyulan ihtiyaçtan bahsediyoruz. Bu yüzden yerlerini doldurmak hiç kolay değil.

Hamas'a kripto para akışının önü kesilerek intikam alındı

Bunun İsrail basınında yazılıp çizildiğine göre hızlı gelişmelere karşı ayak uydurmaya çalışan ve Demir Kılıç Harekatı'nda İsrail ordusunu desteklemek için teknolojilerini kullanan şirketlerin hisselerinde düşüş anlamına geleceğine şüphe yok. İsrail merkezli ekonomi gazetesi Globes tarafından yayınlanan ‘Yüksek Teknoloji Girişimcilerinin İntikamı’ başlıklı haberinde İsrail ordusu ve teknoloji şirketlerinin, Hamas'ın finansman kaynaklarını kurutmak için yürüttüğü ortak bir çalışmayla Hamas'a kripto para akışının teknolojik yollardan kesildiği belirtildi.

“The Marker: CEO'lar, şirketlerinin sonunun geldiğini bilerek orduya katıldılar

Hamas’ın finansmanın dijital finansal işlem platformları ve kripto para birimleri aracılığıyla sağlandığı belirtilen haberde Rapid ve PayPal platformlarının Hamas'ın finansman faaliyetlerini daha hızlı takip etmek ve önünü kesmek için İsrail, ABD ve diğer ülkelerde aktif olan özel bir ‘HML’ oluşturduğu aktarıldı. Hamas’a finansman akışı, Telegram, X (eski adıyla Twitter), Facebook ve TikTok gibi sosyal medya sitelerindeki bağış toplama kampanyaları aracılığıyla gerçekleştirilirken PayPal ve Wise platformları aracılığıyla da farklı para birimlerinde ve kripto para transferi yönlendiriliyordu.

Savaşta yapay zeka

Pratikte askere alınan girişimcilerin bir kısmı, Hamas Hareketi’nin finansman kaynaklarını kısıtlamak amacıyla yapay zekadan büyük ölçüde yararlandılar ve her ülkede yerel mevzuat çerçevesinde aktif olarak bir sosyal ağ araştırması yaptılar.

Habere göre İsrail'de yaklaşık 300 çalışanı bulunan PayPal, çalışmalarını özellikle Hamas'a para transferi ve özel bir CML aracılığıyla hesapların kapatılması için daha hızlı onay alınması üzerinde yoğunlaştırdı. Şirket ayrıca Hamas'a destekleyen tüm hesapları ve sayfaları da kapatıyor.

Globes, bir PayPal çalışanının şu açıklamasını aktardı:

Orduya çağrılan pek çok kişinin, savaşta orduya yardımcı olmanın en hızlı yolunu arıyordu. Bu da birkaç saat içinde ulaşılan yöntemlerden biriydi. Sonuç olarak bu çalışanlar (askerlere alınanlar), hesapları bizzat öğrenen ya da vatandaşlardan bilgi alan kişiler.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve Any.do CEO'su Omer Perchik’in rolüne dikkat çekilen haberde, Perchik’in ABD’deki büyük sosyal medya kuruluşlarıyla doğrudan iletişim kanalları açmak olduğu ve askere alınan İsrailli teknoloji öncüleri arasında yer aldığı vurgulandı. Perchik, söz konusu sosyal medya devlerine Hamas'a bağış için paylaşılan bağlantıların gönderildiği sayfaların engellenmesi yönünde talepte bulunuyor.

Habere göre askere alınan girişimciler, yenilikçiler ve startup yöneticileri, başta Binance ve Paybit olmak üzere kripto para platformlarının taranması ve izlenmesi çalışmalarına katıldılar ve Hamas Hareketi’ne para akışı yapılan işlemleri tespit edip bunları engellediler.

Şirketler için psikiyatristler görevlendirildi

Habere göre kripto para akışının izlenmesi faaliyetlerine yeni üyelerden oluşan bir ekiple katılan CryptoJungle'ın kurucusu Ben Smocha, ekibiyle Gazze'ye bağış kampanyası olarak duyurusu çerçevesinde yapılan 600 işlemin takip ettiklerini ve bunun Hamas'ın bağış toplamak için kullandığı bir kripto cüzdana aktarıldığını ortaya çıkardıklarını söyledi.

Globes'un haberine göre deliller İsrail Polisi'ne bağlı siber birim Lahav 433’e gönderildi. Ardından kripto para borsası Binance ile iletişime geçilerek söz konusu kripto cüzdana aktarılan kripto paraların İsrail hazinesine aktarılması amacıyla yapılan bir talep de eşlik etti.

Yoğun baskının yaşandığı bu atmosfer, iş ortamında gerginliğe neden olurken teknoloji şirketleri için bir psikiyatristler görevlendirildi. Bu adım, çalışanları yedek orduya çağrılan şirketlerin savaş sonucunda yaşayacağı dönüşümleri daha iyi anlamalarını sağladı. Finans ve iş dünyasından haberler aktaran İsrail’in günlük gazetelerinden birine göre bu psikiyatristlerden biri olan Aldad Rom yaptığı açıklamada rolünün, kriz yönetimine eşlik etmek ve insanları ‘ulusal psikolojik çalkantı’ ortamında bir arada yaşamaya hazırlamak olduğunu söyledi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor. Bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Teknoloji sektörü, İsrail'deki en eski ve en önemli sektörlerden biridir. Örneğin Intel, İsrail’de 1974 yılında faaliyete geçmiştir. Teknoloji sektöründeki start-up şirketlerinin kuruluş tarihleri 1990’lı yıllara kadar uzanıyor. O yıllardan bu yana İsrail, teknoloji alanında büyük bir itibara sahiptir. İsrail, yarım asırlık yatırımların ardından binlerce firmanın yer aldığı ABD’deki Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın ikinci teknoloji merkezi haline geldi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor ve bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Dünyanın en büyüklerinin de aralarında olduğu 400 teknoloji şirketi

Resmi raporlara göre İsrail'de çok uluslu teknoloji şirketlerine ait yaklaşık 400 geliştirme merkezi faaliyet gösteriyor. İsrail’in yüksek teknoloji sektöründe yaklaşık 70 bini çeşitli milletlerden olmak üzere 400 bin civarı kişi çalışıyor. İsrail’de Intel, Apple, Google, IBM, Facebook, Microsoft, Nvidia, Oracle, Cisco gibi birçok dev firmanın geliştirme merkezleri kuruldu. Ayrıca Check Point, Amdocs gibi dev şirketlere dönüşen İsrailli şirketler de var.

İsrail’deki teknoloji şirketlerine yapılan yatırımlara ilişkin araştırmalar, bürokrasi, ekonomik krizler ve son olarak geniş tartışmalara yol açan yargı değişikliklerinin yanı sıra onlarca yıldır savaşın ve siyasi istikrarsızlığın etkisi altında yaşayan bir ülkede, hesaplanmamış sonuçların ortaya çıkma riskini ortaya koydu.

Buna rağmen İsrail, Intel ve Apple'ın bilgisayar işlemcilerine yönelik uygulamalar, iPhone'daki yüz tanıma teknolojileri ve Samsung cep telefonu kameraları gibi bugün milyarlarca insanın günlük hayatlarında olarak kullandıkları birçok uygulamanın üretim kaynağı olmayı başardı.

Ancak küresel dev şirketlerin yaşadıkları kriz, İsrail'deki durum ve yatırımlarını artırma olasılıklarına ilişkin soru işaretleri aylar önce gündeme gelmişti. Ancak bu soru işaretleri,  Gazze savaşının patlak vermesiyle birlikte daha da belirgin hale geldi.

Globes internet sitesinde yer alan bir haberde, Apple'ın CEO'su kadar dünyaca tanınmış bir isim olan uluslararası teknoloji devi Samsung'un CEO’su Lee Jae-yong’un, Aksa Tufanı Operasyonu’nun başlamasından bir hafta önce gizlice İsrail'i ziyaret ettiği belirtildi. Haberde İsrail anlatısına göre İsrailli şirketlerin merkezinde yer aldığı bu büyüklükteki uluslararası şirketlerin CEO'larının son on yılda hem açıktan hem de gizlice gerçekleştirdiği pek çok ziyaretten biri olan Jae-yong’un ziyareti, yılın başlarından bu yana ciddi bir bozulma yaşayan iş ortamındaki durumu yerinde incelemek üzere yapılmıştı.

İsrail İnovasyon Kurumu (IIA), İsrail'de yüksek teknoloji sektörü ve yüksek teknoloji endüstrisine yapılan yatırımlarda düşüş olduğunu ve bu düşüşün belirsizlikten kaynaklandığını açıklamıştı.

İsrail’de yüksek hassasiyetli teknolojilere yapılan yatırımlar 2019 yılında yaklaşık 5 milyar dolarken 2021’de 25 milyar doları aşarak en yüksek seviyesine ulaştı.

Bugün, devam eden savaşın uzun soluklu bir savaşa dönüşmesiyle korkular belirsizliğin ötesine geçerken yakın zamana kadar yenilmez bir orduyla, siber güvenlik teknolojisiyle, dünyanın en gelişmiş casusluk araçlarıyla ve askeri sistemleriyle dünyanın gözünü kamaştıran İsrail iç cephesinde büyük bir hasar oluştu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.