Hamas ile mücadele için uluslararası koalisyonun canlandırılması önerisi hakkında 5 önemli nokta

Macron, başbakanın odaklandığı ‘insani ateşkesi’ görmezden geldi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)
TT

Hamas ile mücadele için uluslararası koalisyonun canlandırılması önerisi hakkında 5 önemli nokta

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesinin ardından düzenlediği ortak basın toplantısında, DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun çalışma kapsamının Hamas’la mücadeleyi de kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik sunduğu teklif birçok soruyu gündeme getiriyor.

Macron açıklamasında şunları söyledi:

“İsrail’in (ve aynı şekilde Fransa’nın ve tüm demokrasilerin de) önceliği terör gruplarının yenilgiye uğratılmasıdır. Bu yüzden, söz konusu grupların hedefinde olan bizler, basit bir şey söylemek istiyoruz: Yalnız değilsiniz. Bu doğrultuda Fransa, Suriye ve Irak’taki operasyonlarında aktif olarak yer aldığı DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun Hamas’la da mücadele etmesi için çalışmaya hazır. Bu sabah da belirttiğim gibi uluslararası ortaklarımıza, hepimizi tehdit eden terörist gruplarla mücadele etmek için bölgesel ve uluslararası bir koalisyon kurmayı önereceğim. Bunun hem İsrail’in çıkarı ve güvenliğine hem de bu ve benzeri gruplar tarafından tehdit edilen komşularınızın çıkarı ve güvenliğine hizmet edeceğine inanıyorum.”

Macron’dan ‘sürpriz’ hamle

Paris’teki siyasi kaynaklar, Macron’un bu hamlesini ‘sürpriz’ olarak nitelendirerek başbakanın, dışişleri bakanının veya savunma bakanının 7 Ekim’den bu yana hiçbir müdahalesinde ve açıklamasında buna değinmediğine işaret ettiler. Fransa Başbakanı Elisabeth Borne, pazartesi öğleden sonra Fransız Parlamentosu’nda yaptığı uzun konuşmasında ülkesinin politikasını etraflıca ele almıştı. Bu sırada Macron’un İsrail’de Başbakan Netanyahu ve aynı zamanda cumhurbaşkanı, eski savunma bakanı ve muhalefet ile görüşeceği konular üzerinde durmuştu.

Fotoğraf Altı: Fransa Başbakanı Elisabeth Borne dün Parlamento İşleri Bakanı ile Ulusal Meclis’te Gazze’deki savaş hakkında konuşma yaptı. (AFP)
 Fransa Başbakanı Elisabeth Borne dün Parlamento İşleri Bakanı ile Ulusal Meclis’te Gazze’deki savaş hakkında konuşma yaptı. (AFP)

Ancak en büyük eksiklik, özellikle uluslararası kuvvet meselesiydi. Üstelik Macron’un Arap veya Avrupalı ​​liderlerin çoğuyla veya ABD Başkanı ile yaptığı temasların hiçbirinde de bu yönde bir şey gelmemişti. Ayrıca Elysee kaynakları, Macron’un beklenen İsrail ziyaretine ilişkin açıklamalarında uluslararası güçten, Hamas’a karşı mücadeleden ve Fransa’nın bundaki rolünden hiç bahsetmemişti.

Belirsizliğin netleştirilmesi

Macron’un teklifi belirsiz olduğundan, ona eşlik eden kaynaklar bunu açıklığa kavuşturmaya çalıştı. Basın toplantısının ardından, ‘kastının ya yeni bir koalisyon kurmak ya da ABD’nin Irak’taki üsleriyle başını çektiği DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun çalışma kapsamını Hamas’ı kapsayacak şekilde genişletmek’ olduğunu söylediler. Bu konunun “İsrail’in ne istediğine bağlı olduğunu” da sözlerine eklediler.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre siyasi kaynaklar, böyle bir şeyi başarmanın çeşitli nedenlerden dolayı zor olacağını savunuyor. Birincisi, ‘Hamas’ı DEAŞ ile bağlayan hiçbir şey yok’ ve bu nedenle onları aynı kefeye koymak hem siyasi hem de askeri bir hata olur. İkincisi ise Uluslararası Koalisyon çerçevesinde DEAŞ’a karşı mücadeleye katılan Arap ülkeleri, Gazze Şeridi’nde yürütülecek savaşta genel olarak İsrail, ABD ve Batılı güçlerle birlikte çalışmayı kabul etmez.

Fotoğraf Altı: Fransa Cumhurbaşkanı ve Filistin Yönetimi Başkanı dün öğleden sonra Ramallah’ta bir araya geldi. (AP)
 Fransa Cumhurbaşkanı ve Filistin Yönetimi Başkanı dün öğleden sonra Ramallah’ta bir araya geldi. (AP)

Üçüncü sebep; böyle bir planı hayata geçirmek Filistin Yönetimi’ni ve Başkan Mahmud Abbas’ı şu anda olduğundan daha fazla ikinci plana itmiş olur. Dolayısıyla daha sonra siyasi bir rol oynamasını engeller. Özellikle de savaşın bitimini takip eden sözde ‘ertesi gün’ düşünüldüğünde, Hamas’ın ‘ortadan kaldırılması’ sonrasında Filistin Yönetimi’nin ve onun Gazze’ye dönüşünün önemli rolü dikkat çekiyor. Dördüncü sebep; Fransa’nın önerisi, Gazze sakinlerinin tavrının ne olacağını, Arap sokaklarının Gazze’ye karşı saldırıya katılan ABD uçaklarını gördüklerinde nasıl bir tepki göstereceklerini ve bunun ne gibi yansımaları olacağını dikkate almıyor. Son olarak Hamas’ın tepkisinin nasıl olacağını ve elindeki rehineler ile ilgili meselede ne olacağını kimse kestiremez, ki Macron bu rehinelerin serbest bırakılmasını temaslarının esas amacı olarak servis etmişti.

Macron’un önerisini doğaçlama söylemesi

Macron’a eşlik eden kaynakların daha sonra, istenilen şeyin ‘DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu model olarak alıp Hamas ile mücadelede bundan ne alınabileceğine bakmak’ olduğunu belirtmeleri Macron’un önerisini doğaçlama bir şekilde düşünmeden söylediğinin göstergesiydi. Kaynaklar açıklamalarında “Dolayısıyla bu bağlamda ortaklarımızla ve İsrail’le birlikte düşünme sürecindeyiz ve öncelikle ortaklarımız ve İsrail ihtiyaçlarını dile getirecek” ifadesini kullandılar.

Son olarak söz konusu kaynaklar DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun çalışma şekline işaretle şunları söyledi:

“Bu, sadece saha operasyonlarıyla sınırlı değil, Irak güçlerinin eğitilmesini ve istihbarat bilgilerinin paylaşılmasını da kapsıyor.”

Tüm bunlar, Fransa’nın önerisinin ‘olgunlaşmamış’ olduğunu ve İsrail’in Gazze’yi karadan işgal etmeye hazırlandığı bir sırada hayata geçirileceğinin kesin olmadığını gösteriyor. Paris’ten ilk tepki eski cumhurbaşkanı adayı ve aşırı solcu La France Insoumise (LFI, Boyun Eğmeyen Fransa) partisinin lideri Jean-Luc Melenchon’dan geldi. Macron’un önerisini eleştiren solcu lider, bunun, Fransız diplomasisinin vakti zamanında karşı çıktığı eski ABD Başkanı George W. Bush’un desteklediği ‘teröre karşı savaş teorisine geri dönüşü’ temsil ettiğini savundu.

Fotoğraf Altı: İsrail’in bombardımanları Gazze şehrinde büyük bir yıkıma neden oldu. (DPA)
İsrail’in bombardımanları Gazze şehrinde büyük bir yıkıma neden oldu. (DPA)

‘İnsani ateşkes’ göz ardı edildi

Fransa Başbakanı ve Elysee danışmanları ‘insani ateşkes’ meselesine odaklanıp bunu düşmanlıkları durdurmanın ‘olası bir başlangıcı’ olarak nitelendirirken, Netanyahu ile basına kapalı bir toplantı yapan ve daha sonra iki tarafın heyetlerinin katıldığı kapsamlı bir görüşme gerçekleştiren Fransa Cumhurbaşkanı’nın yakından ve uzaktan bu meseleye değinmemesi dikkat çekti.

Aynı şekilde Fransa Cumhurbaşkanı, İsrail Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında İsrail ordusunun gerçekleştirdiği çok yönlü bombalama operasyonlarının kurbanlarına ilişkin de herhangi bir şey söylemedi. İsrail’in bombardımanları Gazze Şeridi’ndeki bölgelerin yıkılmasının yanı sıra, şu ana kadar beş binden fazla Filistinlinin ölümüne ve çok sayıda yaralıya neden oldu.

Elysee danışmanlarından biri, Hamas’ı yok etme hedefiyle Gazze’yi işgal etmeye hazırlanan İsrail ordusunun bunu uluslararası hukuka saygı çerçevesinde yapmasının zor olacağını söyledi. Macron, Netanyahu’ya ‘İsrail demokrasisinin, Hamas’ın rehinesi olarak tanımladığı sivillere zarar vermemek de dahil olmak üzere bir dizi standarda saygı göstermesi gerektiğini’ tekrarladı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.