Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İngiltere, İsrail'in E1 yerleşim projesi için ihale açmasını kınadı

İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
TT

İngiltere, İsrail'in E1 yerleşim projesi için ihale açmasını kınadı

İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, İsrail'in bu hafta “E1” yerleşim projesi için ihale açma girişimini kınadı ve İsrail'in maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığına çağırdı.

Foto İngiliz Dışişleri Bakanı Ed Miliband, salı günü Londra'da Burnham hükümetinin ilk toplantısı için 10 Downing Street'e geldi (AP)

İsrail'in E1 yerleşim planı, Filistinlilerin devlet kurmayı hedeflediği toprakları parçalayabileceği gerekçesiyle geniş çapta tepki çekiyor.

Miliband, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar'a da "İsrail hükümetinin 'E1' planını derhal durdurması, ihaleyi geri çekmesi ve tüm yerleşim genişletme faaliyetlerini sonlandırması gerektiğini" açıkça belirttiğini ifade etti.


Çin, Rusya ile Japonya arasındaki tartışmaya müdahil olarak Tokyo’ya İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını hatırlattı

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)
TT

Çin, Rusya ile Japonya arasındaki tartışmaya müdahil olarak Tokyo’ya İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını hatırlattı

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)

Pekin, Moskova ile Tokyo arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in egemenlik ihtilafına konu Kuril Adaları’nı ziyaret etmesinin ardından tırmanan gerilime güçlü bir şekilde müdahil oldu. Çin Dışişleri Bakanlığı, Kremlin’e destek veren bir tutum sergilerken Japonya’ya, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarından doğan uluslararası hukuk düzenine bağlı kalma çağrısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, ülkesinin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Tokyo’nun Birleşmiş Milletler’e (BM) katılırken imzaladığı BM Şartı’nın hükümlerine uyması gerektiğine ilişkin açıklamasını desteklediğini belirtti.

fdthyj
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz perşembe günü Kuril Adaları’na yaptığı ziyaret sırasında yerel halkla sohbet etti. (AP)

Bu tutum, Putin’in birkaç gün önce ihtilaflı bölgeyi ziyaret etmesinin ardından yaşanan sıcak tartışmaların kapsamını daha da genişletti. Söz konusu ziyaret Japonya’da geniş tepkiyle karşılanırken Moskova’dan da sert açıklamalar geldi. İki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini Dışişleri bakanlıklarına çağırarak sert ifadeler içeren protesto notaları iletti. Yaşananlar, Ukrayna savaşının başlamasından ve Japonya’nın bu çatışmada Kiev’e güçlü destek veren bir tutum benimsemesinden bu yana Moskova ile Tokyo arasındaki ilişkilerdeki en ciddi gerilemeye işaret ediyor.

dfrgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg’daki bir İHA üretim tesisinde (Reuters)

Putin geçen hafta, iktidara gelmesinden bu yana 26 yıl içinde ilk kez gösterişli bir ziyaret gerçekleştirerek İturup Adası’na gitti. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda eski Sovyetler Birliği’nin kontrolüne geçen dört Japon adasından biri olan İturup konusunda iki ülke, onlarca yıl boyunca siyasi bir uzlaşıya vararak nüfuz paylaşımını düzenlemeyi başaramadı. Tokyo ise ziyarete karşı öfkeli bir siyasi kampanya başlatarak iki ülke arasında zaten gergin olan ilişkilerin daha da gerilmesine yol açtı.

Lavrov, bu haftanın başında Japonya’ya tutumunu gözden geçirme çağrısında bulundu. Rus Bakan, Japonya’nın BM’ye katılmasından ve BM Şartı’nı onaylamasından bu yana BM Şartı’nın tüm ilkelerini ve bunların birbirleriyle bağlantılı olduğunu kabul ettiğini hatırlattı. Lavrov, BM Şartı’nın 107. maddesinin, İkinci Dünya Savaşı sırasında BM Şartı’nı imzalayan devletlerden herhangi birinin düşmanı konumunda bulunan bir devlete karşı ilgili hükümetler tarafından alınan tedbirlerin hukuki geçerliliğini teyit ettiğine işaret etti. Lavrov, Japonların Putin’in İturup Adası ziyaretine ilişkin açıklamalarında ‘nezaket sınırlarını aştığını’ savundu. Çin de bu tutumu yakından takip ederek dün Rusya’nın pozisyonuna destek verdi.

ty67jk8
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 28 Ekim 2025’te Tokyo’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir ortaklık belgesi imzaladı. (EPA)

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, Lavrov’un açıklamasına ilişkin değerlendirmesinde, “Çin tarafı, Dışişleri Bakanı Lavrov’un ilgili açıklamalarını destekliyor” dedi. Jian, ‘düşman devletlere’ ilişkin hükümlerin BM Şartı’nın önemli bir bölümünü oluşturduğunu belirterek, ilgili hükümlerin anlamının tekrar tekrar açıklanmasının ve bağlayıcılığının vurgulanmasının, Çin halkının Japon saldırganlığına karşı direniş savaşında ve dünya çapındaki Nazi karşıtı savaşta elde ettiği zaferin sonuçlarını korumak ve Japon militarizminin yeniden canlanmasını önlemek açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.

Jian, Japonya’ya İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçları üzerine kurulu mevcut uluslararası düzene bağlı kalma çağrısında bulundu. Tokyo ile Moskova, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinin ardından 1956’da ateşkes anlaşması imzalamış, ancak iki ülke adaların egemenliği konusundaki anlaşmazlık nedeniyle kalıcı bir barış anlaşmasına hiçbir zaman varamamıştı.

vfgbhefrgth
Ukrayna askerleri, 8 Ağustos’ta Donetsk’in doğusundaki Pokrovsk’ta Rus mevzilerine top ateşi açtı. (AFP)

Japonya tarafı, barışın sağlanmasını Moskova’nın Sovyetler Birliği tarafından kendi topraklarına kattığı dört Kuril Adası’nı geri vermesi şartına bağlıyor. Tokyo, bu talebini 1855 tarihli Rus-Japon Ticaret ve Sınır Anlaşması’na dayandırırken Moskova’nın tutumu ise adalar üzerindeki Rus egemenliğinin hukuka uygun olduğu yönünde. Bununla birlikte iki ülke, adalar üzerindeki nüfuzun paylaşımına ilişkin onlarca yıl boyunca müzakereler yürüttü. Ancak Ukrayna savaşının başlamasının ardından ilişkiler daha da kötüleşti ve taraflar arasındaki tüm iletişim kanalları kesildi.

frg
Ukraynalı askerler, Rus mevzilerine yönelik operasyonlarda kullanılan bir saldırı İHA’sını hazırlıyor. (AP)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Japonya’nın tutumunu destekleyen Batılı ülkelerin açıklamalarını eleştirmişti. Zaharova, ABD’nin Tokyo Büyükelçisi’nin Kuril Adaları’na ilişkin açıklamalarının ‘Japonya’daki rövanşist eğilimleri teşvik ettiğini’ savunarak Moskova’nın adalar üzerindeki egemenliğinin ‘tartışmasız’ olduğunu vurgulamıştı.

Esir değişimi ve karşılıklı saldırılar

Öte yandan Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna ile esir takasının tamamlandığını açıkladı. Operasyon kapsamında 103 Rus askerinin ülkesine geri döndüğü, buna karşılık 103 Ukrayna askerinin Kiev’e teslim edildiği bildirildi. Bakanlık, takasın ‘bu anlaşmaya varılmasını ve esirlerin tahliye edilmesini kolaylaştırmaya yönelik insani nitelikteki arabuluculuk çabaları sayesinde başarıyla gerçekleştirildiğini’ belirtti.

cdfgthyju
St. Petersburg yakınlarındaki bir Rus e-ticaret şirketinin deposuna yapılan saldırının ardından yükselen duman (AFP)

Rusya Savunma Bakanlığı, serbest bırakılan Rus askerlerinin şu anda Belarus topraklarında bulunduğunu bildirdi. Askerlerin karşılanması ve onlarla doğrudan yürütülecek çalışmaların Rusya İnsan Hakları Komiseri Yana Lantaurova’nın gözetiminde gerçekleştirildiği belirtildi. Bakanlık, serbest bırakılan askerlere gerekli ilk tıbbi müdahale ve psikolojik desteğin sağlanmasının ardından Rusya topraklarına nakledileceklerini, burada Savunma Bakanlığı’na bağlı uzman sağlık kuruluşlarında tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanacağını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, savaşın seyrine ilişkin günlük raporunda ise Ukrayna’ya ait 453 İHA’nın dün gece ülkenin güneybatısındaki bölgelerde düşürüldüğünü duyurdu.

Bakanlığın açıklamasına göre İHA’lar Belgorod, Bryansk, Kursk, Voronej, Kaluga, Vladimir, Nijniy Novgorod, Vologda, Oryol, Tula, Lipetsk, Ryazan, Yaroslavl, Volgograd, Rostov, Saratov, Samara, Ulyanovsk ve Moskova bölgeleri ile Krasnodar Krayı, Kırım ve Başkurdistan cumhuriyetleri ile Karadeniz’i hedef aldı.

rthj
Acil durum ekipleri, Ukrayna İHA’larının yarımadaya saldırmasının ardından Kırım’da yangın söndürme çalışmaları yürütüyor. (Arşiv – AP)

Rusya’ya bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti’nin Başkanı Radiy Habirov, başkent Ufa’da bir sanayi tesisinde yangın çıktığını ve Ukrayna’nın İHA saldırısı sonucu bir kişinin yaralandığını açıkladı.

Habirov, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Toplam 6 İHA vardı, bunlardan 4’ünü düşürdük. İHA’lardan biri sanayi bölgesine düştü ve yangın çıktı. Yangını söndürmek için çalışmalarımız sürüyor” ifadelerini kullandı.

Habirov daha sonra yaptığı açıklamada ise İHA saldırısı sırasında petrol rafinerisinde bakım ve onarım çalışmaları yürütülen tesisin hafif hasar gördüğünü bildirdi.

cdfvghyju
 Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düzenlenen Rus bombardımanı sonucu hasar gören bir bölgedeki itfaiyeciler (AFP)

Kiev güçleri, İHA ve füzelerle Rusya’nın iç kesimlerindeki bölgeleri neredeyse her gün hedef almaya devam ederken Rus ordusu da Ukrayna güçlerini, Moskova’nın tek taraflı olarak ilhak ettiği bölgeler dahil olmak üzere Rus topraklarından uzaklaştırmak amacıyla askeri operasyonun kapsamını genişletiyor. Rusya, Ukrayna güçlerinin saldırılarında kullandığı Batı menşeli füzeler ve silahların menzilini de dikkate alıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı ayrıca, ayrı bir açıklama yayımlayarak Ukrayna’nın Çornomorsk Limanı’ndaki yakıt tankları ile Karadeniz’deki bir yük gemisinin hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, “18 Ağustos akşamı, Odesa kentinin güneydoğusundaki Karadeniz sularında, askeri amaçlarla kullanılabilecek malzeme ve ekipman taşıyan bir yük gemisi hedef alındı. (...) 19 Ağustos’ta ise Rus güçleri, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne yakıt ikmali amacıyla kullanılan Çornomorsk Limanı’ndaki yakıt ve madeni yağ depolama tanklarını hedef alan yeni bir saldırı düzenledi” ifadelerine yer verildi.

gthyju
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Mykhailo Fedorov, İsveç’te düzenlenen bir basın toplantısında konuşuyor. (Arşiv – Reuters)

Bakanlık, saldırının silah ve askeri teçhizat taşıyan bir yük gemisini hedef aldığını belirterek söz konusu operasyonların ‘Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin yararlandığı deniz araçları ve liman altyapısına yönelik saldırıların sürdürülmesi2 kapsamında gerçekleştirildiğini bildirdi.

Söz konusu operasyonlar, Ukrayna’nın Batılı müttefiklerinden temin ettiği silah ve askeri malzemeleri taşıdığı deniz ikmal hatlarını sekteye uğratmayı amaçlayan Rus stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya silah taşıyan her türlü sevkiyatın meşru hedef olacağını defalarca açıklarken, Batı’dan Kiev’e silah akışının sürmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.


Trump'ın görevden alınmasını isteyen ve eleştirilerini yineleyen ABD Hava Kuvvetleri subayı ikinci kez gözaltına alındı

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)
TT

Trump'ın görevden alınmasını isteyen ve eleştirilerini yineleyen ABD Hava Kuvvetleri subayı ikinci kez gözaltına alındı

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)

Haftalar içinde ikinci kez gözaltına alınan ABD Hava Kuvvetleri binbaşısı Jason Watson, Başkan Donald Trump karşıtı kamuya açık açıklamalarının ordu içinde tartışma yaratmasının ardından yeniden gözaltına alındı. Yeni gözaltı kararı, CNN'e verdiği özel röportajdan yalnızca birkaç gün sonra geldi. Watson bu röportajda Trump'ı sert biçimde eleştirerek, görevden alınması çağrısını yineledi.

Watson ilk olarak 1 Temmuz'da, Başkan Trump ile Başkan Yardımcısı JD Vance'in görevden alınması çağrısında bulunduğu konuşmasını yaptıktan sonra ABD Kongre Binası'nın merdivenlerinde gözaltına alınmıştı. Salı günü yeniden gözaltına alınması ise açıklamaları ve başkan hakkındaki tutumuyla ilgili askeri soruşturmanın sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

ABD Hava Kuvvetleri Sözcüsü CNN'e yaptığı açıklamada, Binbaşı Watson'ın salı günü “gözaltına alınmasına karar verildiğini” söyledi. Çarşamba akşamı itibarıyla Watson hakkında henüz resmi bir suçlama yöneltilmemişti. Sözcü, soruşturmanın sürdüğünü vurguladı.

Watson, Maryland eyaletindeki bir ilçede gözaltı merkezinde tutuluyor ve askeri gözaltı prosedürlerine tabi bulunuyor. Merkezin basın sorumlusuna göre Watson'a yöneltilmesi muhtemel suçlamaların niteliği henüz netleşmiş değil.

Watson'ın avukatı Chris Motimer, müvekkilinin CNN'e hafta başında verdiği röportajın ertesi günü, görevini yerine getirirken gözaltına alındığını söyledi. Motimer, gözaltı kararının nedenleri arasında Watson'ın askeri üniformasını giymeyi reddetmesinin de bulunduğunu belirtti.

Avukat, “Watson görev sırasında avukatı aracılığıyla komutanlığına artık üniformasını giymeyeceğini bildirdi. Kısa süre sonra kendisinden üniformasını giymesi istendi. Anladığım kadarıyla yaklaşık 20 dakika içinde, saat 15.30 civarında gözaltına alındı ve ilçe cezaevine götürüldü” dedi.

Motimer çarşamba akşamı CNN'e, savunma ekibinin Watson hakkında Askeri Adaletin Tek Tip Kanunu'nun (UCMJ) 88. maddesi kapsamında bir üst düzey yetkiliye hakaret veya 92. madde kapsamında emre itaatsizlik suçlamalarının yöneltilmesini beklediğini söyledi. Bu maddelerin, Watson'ın üniforma giymeyi reddetmesiyle bağlantılı olarak uygulanabileceği belirtildi.

Avukat, Watson'ın gözaltına alınacağını önceden tahmin ettiğini belirterek, “Bunu bekliyordu. Gözaltına alınacağını tahmin etmişti” ifadelerini kullandı.

Hava Kuvvetleri Sözcüsü yaptığı açıklamada, “Askeri personelin Tek Tip Askeri Adalet Kanunu'na ve yürürlükteki tüm düzenlemelere uyması gerekir” dedi. Sözcü ayrıca, “Devam eden görevi kötüye kullanma iddialarını destekleyen yeterli kanıt bulunması üzerine Binbaşı Watson'ın 18 Ağustos 2026'da gözaltına alınmasına karar verildi” dedi.

Watson pazartesi günü CNN'e verdiği röportajda Trump'ı sert biçimde eleştirerek görevden alınması yönündeki çağrısını yinelemişti.

Watson, “Başkan Trump'la yaşananlar normal değil. Bizi hayal kırıklığına uğrattı. O yalnızca başkan olarak başarısız olmakla kalmıyor; aynı zamanda Anayasa'yı açıkça ihlal ediyor, yasaları çiğniyor, yaygın bir yolsuzluğa karışıyor ve Amerikalıları öldürüyor. Bu benim için kabul edilemez ve hepimiz için kabul edilemez olmalı” demişti.

Görevdeki askerler arasında başkana yönelik açık muhalefet nadir görülüyor. Bunun temel nedenlerinden biri, askeri personelin Tek Tip Askeri Adalet Kanunu kapsamında yasal emirlere uymakla yükümlü olması. Kanunun 88. maddesi, başkan, başkan yardımcısı, Kongre üyeleri ve diğer üst düzey yetkililere yönelik aşağılayıcı ifadelerin kullanılmasını suç sayıyor.

Hava Kuvvetleri Sözcüsü de çarşamba günü yayımlanan açıklamasında, “Binbaşı Watson'ın kişisel açıklamalarının Bakanlığın görüşlerini veya politikalarını yansıtmadığını” vurguladı.

Son gözaltı, Watson'ın ilk kez 1 Temmuz'da ABD Kongre Binası'nın merdivenlerinde gözaltına alınmasından haftalar sonra geldi. Watson, o tarihte yaptığı konuşmada Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance'in görevden alınması çağrısında bulunmuştu. Bu olay, görevdeki bir askerin başkana karşı bu denli net ve kamuya açık bir şekilde muhalefet ettiği nadir örneklerden biri oldu.