Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Hizbullah ve Hamas heyetleri Hamaney'in cenaze törenine katıldı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Lider'in danışmanı Gulam Ali Haddad Adil, Tahran'daki Büyük Musalla'da düzenlenen Ali Hamaney'in cenaze törenine katılan yetkililer arasında yer aldı. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Lider'in danışmanı Gulam Ali Haddad Adil, Tahran'daki Büyük Musalla'da düzenlenen Ali Hamaney'in cenaze törenine katılan yetkililer arasında yer aldı. (Reuters)
TT

Hizbullah ve Hamas heyetleri Hamaney'in cenaze törenine katıldı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Lider'in danışmanı Gulam Ali Haddad Adil, Tahran'daki Büyük Musalla'da düzenlenen Ali Hamaney'in cenaze törenine katılan yetkililer arasında yer aldı. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Lider'in danışmanı Gulam Ali Haddad Adil, Tahran'daki Büyük Musalla'da düzenlenen Ali Hamaney'in cenaze törenine katılan yetkililer arasında yer aldı. (Reuters)

Resmî İran medyasının haberine göre, Hizbullah ve Hamas'tan temsilciler bugün İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katıldı ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü.

Tahran uzun yıllardır Filistinli Hamas hareketi, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husileri destekliyor. Söz konusu üç yapı, ABD ve bazı Batılı ülkeler tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılıyor ve uluslararası yaptırımlara tabi bulunuyor.

Hizbullah, Lübnan basınına yaptığı açıklamada, heyetinde örgüt yetkililerinin yanı sıra hayatını kaybeden ve yaralanan üyelerinin ailelerinin de yer aldığını bildirdi. Heyete eski bakan Muhammed Feniş başkanlık ediyor.

Hamas ise yaptığı açıklamada, heyete Hareketin Şura Konseyi Başkanı Muhammed Derviş'in başkanlık ettiğini, siyasi büro üyeleri Zaher Cebarin, Musa Ebu Merzuk, İzzet er-Rişk, Usame Hamdan ve Basim Naim'in de heyette yer aldığını duyurdu.

Bir kadın, dün Tahran'da İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçiyor. (AFP)Bir kadın, dün Tahran'da İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçiyor. (AFP)

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, 2024 yılında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yemin törenine katılmak üzere bulunduğu Tahran'daki konaklama yerine düzenlenen ve İsrail'e atfedilen bir suikastta öldürüldü.

Dün, resmî heyetlerin Hamaney'in naaşını ziyaret ederek taziyelerini sunmasına ayrıldı.

Haberde, Hamaney'in 28 Şubat'ta ABD ve İsrail saldırılarında hayatını kaybettiği ve bunun Ortadoğu'daki savaşın fitilini ateşlediği belirtiliyor. Bugün ise başkent Tahran'daki Büyük Musalla Külliyesi'nde çok sayıda kişi Hamaney'e veda etmek için toplandı.

Cenaze törenlerinin Tahran'daki Büyük Musalla'da pazartesi gününe kadar sürmesi bekleniyor. İran hükümeti yarını resmî tatil ilan ederken, ülkede hafta sonu normalde perşembe ve cuma günlerinden oluşuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı da bugün yayımladığı ve çeşitli medya kuruluşlarında yer alan açıklamada, vatandaşları törenlere yoğun katılım göstermeye çağırarak bunun "İran'ın büyüklüğünü, halkının birliğini ve gücünü dünyaya göstereceğini" ifade etti.


Brezilya'da Bolsonaro ailesi birbirine girdi: "Seçimi kaybedeceğiz"

Flavio Bolsonaro, babasının seçim kampanyasındaki tepki çeken cinsiyetçi imajı değiştirmeye çalışıyor (Reuters)
Flavio Bolsonaro, babasının seçim kampanyasındaki tepki çeken cinsiyetçi imajı değiştirmeye çalışıyor (Reuters)
TT

Brezilya'da Bolsonaro ailesi birbirine girdi: "Seçimi kaybedeceğiz"

Flavio Bolsonaro, babasının seçim kampanyasındaki tepki çeken cinsiyetçi imajı değiştirmeye çalışıyor (Reuters)
Flavio Bolsonaro, babasının seçim kampanyasındaki tepki çeken cinsiyetçi imajı değiştirmeye çalışıyor (Reuters)

Eski Brezilya lideri Jair Bolsonaro'nun eşi Michelle Bolsonaro'yla oğlu Flavio Bolsonaro arasında kamuoyu önünde patlak veren anlaşmazlık, ekimdeki seçimler öncesinde radikal sağcı blokta yeni bir krize yol açtı.

Yüksek Mahkeme'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Bolsonaro sağlık sorunları nedeniyle ev hapsinde tutuluyor.

Ekimde devlet başkanlığı seçimlerinde Jair Bolsonaro'nun oğlu Flavio radikal sağcı Liberal Parti'nin (PL) adayı olarak İşçi Partili (PT) Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'ya karşı yarışacak.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın da desteğini alan Senatör Flavio'nun, eski First Lady olan üvey annesi Michelle'le tartışması kampın seçim kampanyasına olumsuz yansıyabilir. 

Michelle geçen hafta yayımladığı videoda, üvey oğlu tarafından "saygısızlığa ve kötü muameleye uğradığını" savunmuştu. Eski First Lady, Flavio'nun kendisine "Siyasetten anlamıyorsun, parti işlerine karışma" dediğini söylemişti.

Flavio ise önce videoyu ciddiye almadığını belirtmiş, daha sonraysa üvey annesine asla saygısızlık etmediğini öne sürerek "Böyle bir şey yaptıysam özür dilerim" demişti.

Washington Post'un analizine göre Michelle Bolsonaro, ülkedeki muhafazakar kadın ve Evanjelist seçmenler arasında önemli etkiye sahip. Anketlerin başa baş seyrettiği bir yarışta bu kitlenin oyları Flavio'nun başarılı olup olmayacağını belirleyebilir.

Sözkonusu kesim, Jair Bolsonaro'nun 2018'deki seçim zaferinde önemli rol oynamış, 2022'deki seçimlerdeyse solcu Lula'ya destek vermişti. Bu seçmen grupları her iki kamp için de kritik.

PL'nin lideri Valdemar Costa Neto, Michelle ve Flavio arasındaki gerginliğin sonlandırılmasının çok önemli olduğunu söyledi:

Eğer anlaşma sağlanamazsa seçimi kaybedeceğiz ve bunun bedelini Jair Bolsonaro ödeyecek.

Reuters'ın analizine göre Flavio, iktidara gelmesi halinde babası hakkındaki mahkeme kararını iptal ettirmeyi planlıyor. 

Eski Brezilya liderinin oğlu, çarşamba günü muhafazakar kadın politikacılarla yaptığı toplantıda Michelle'le arasını düzeltmek istediğini belirterek, "Ona büyük saygı duyuyorum, bu zorluğu aşacağımıza inanıyorum" demişti. Michelle'in ise toplantıya katılmaması dikkat çekmişti.

Independent Türkçe, Washington Post, Reuters


Melania Trump'ın beklenmedik Epstein açıklamasının nedeni nihayet ortaya çıktı

ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)
ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)
TT

Melania Trump'ın beklenmedik Epstein açıklamasının nedeni nihayet ortaya çıktı

ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)
ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)

Josh Marcus ABD Muhabiri 

ABD First Lady'si Melania Trump'ın, Jeffrey Epstein skandalı ve Trump ailesinin hayatını kaybetmiş seks suçlusuyla bağları hakkında nisanda yaptığı konuşma, Washington'ı şaşırtmıştı. First Lady, kamuoyu karşısındaki açıklamasında mağdurların yanında yer alıyor ve dolaylı olarak, Epstein belgelerinin tamamen yayımlanmasına aylarca direnen Trump yönetimine karşı iki partinin ABD Kongresi'nde başlattığı isyanı destekliyordu.

First Lady'nin üst düzey danışmanlarından biri, onu sesini çıkarmaya iten nedenler hakkında daha fazla ayrıntı verdi.

First Lady'nin kıdemli danışmanlarından Marc Beckman, Politico'ya yaptığı açıklamada "Mesele, First Lady'nin Jeffrey Epstein'le geçmişte de şimdi de hiçbir bağlantısı olmadığı gerçeğini kamuoyuna açıkça belirtmekti" dedi.

Mağdurların savunucusu ve lideri olmak istedi ve sonunda da Kongre'ye, mağdurlara isterlerse Kongre kayıtlarına geçme, Kongre huzuruna çıkma ve kayıtlara geçme imkanı vermesi çağrısında bulundu.

Nisandaki konuşmasında Trump, Epstein'le hiçbir zaman arkadaşlık kurmadığını, onun kurbanı olmadığını, suçlarına hiçbir zaman tanıklık etmediğini ve bu suçlarda yer almadığını söylemişti. Ayrıca Epstein'in kendisini Donald Trump'la tanıştırdığı iddialarını da yalanlayarak Kongre'yi, mağdurların sesini kamuya açık bir oturumda doğrudan dinlemeye çağırmıştı.

First Lady, "Bu mağdurlara, yeminli ifade yetkisiyle Kongre karşısında yeminli ifade verme fırsatı sunun" demişti. 

Her bir kadın, hikayesini bir gün kamuoyuna anlatabilmeli.

Trump'ın konuşması şaşkınlık, övgü ve eleştiri gibi karışık tepkiler almıştı.

Bir grup Epstein mağduru o ay yaptıkları açıklamada Trump'ı, davalarını sürdürme yükümlülüğünü ABD Adalet Bakanlığı'na değil de mağdurlara yüklemekle suçlamış, Adalet Bakanlığı ise ABD Başkanı'nın itirazlarına rağmen Kongre'nin zorlamasıyla Epstein belgelerini 2025'te yayımlamaya başlamıştı.

Açıklamada "First Lady Melania Trump; Adalet Bakanlığı, kolluk kuvvetleri, savcılar ve hâlâ Epstein Belgeleri Şeffaflık Yasası'na tam uymayan Trump Yönetimi gibi iktidar sahiplerini koruyan siyasileşmiş koşullar altında, yükü mağdurların omuzlarına yüklüyor" diye yazılmıştı.

Diğerleri ise Melania Trump'ın kamuoyu karşısındaki tutumunu övmüştü.

Kendi cinsel istismar deneyimlerini açıkça paylaşan Temsilciler Meclisi Üyesi Nancy Mace, konuşmanın ardından X'te, "Bir mağdur olarak, bu siyasi değil, kişisel bir mesele ve ABD First Lady'sinin ayağa kalkıp Epstein kurbanları için adalet talep etmesi gerçekten çok önemli bir adım" diye yazmıştı. 

Bu kadınlar duyulmayı hak ediyor. Bugün duyuldular.

ABD Adalet Bakanlığı, mağdurların gizliliğini korumak amacıyla açıklanmaması gerektiğini savunarak Epstein'le ilgili bazı belgelerin yayımlanmasına karşı çıkmaya devam ediyor (AFP)ABD Adalet Bakanlığı, mağdurların gizliliğini korumak amacıyla açıklanmaması gerektiğini savunarak Epstein'le ilgili bazı belgelerin yayımlanmasına karşı çıkmaya devam ediyor (AFP)

ABD Başkanı Trump, First Lady'nin bir açıklama yapacağından haberdar olduğunu ancak açıklamanın içeriğini bilmediğini söylemişti.

Trump, konuşmanın ardından The New York Times'a "Bu beni rahatsız etmiyor" demişti. 

Açıklamanın ne olduğunu bilmiyordum ama bir açıklama yapacağını biliyordum.

Bir federal yargıcın belgeleri ya yayımlaması ya da neden gizlendiğini açıklaması yönündeki emrine rağmen Adalet Bakanlığı, Jeffrey Epstein'le ilgili soruşturma dosyalarındaki bazı sansürlenmiş bilgileri paylaşmayı reddetmeyi sürdürüyor.

Bu belgeler arasında, Başkan Trump hakkında doğrulanmamış saldırı iddialarında bulunan bir kadınla görüşen müfettişlerin sorgu notları da var.

Başkan, Epstein'le bağlantılı herhangi bir cezai eylemle suçlanmadı.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news