Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'lilerin yüzde 90'ı yönetimde yolsuzluk olduğuna inanıyor

ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)
TT

ABD'lilerin yüzde 90'ı yönetimde yolsuzluk olduğuna inanıyor

ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, makamını kendisini zenginleştirmek ve arkadaşlarını ödüllendirmek için kullanmakla suçlanıyor (Reuters)

Yeni bir ankete göre ABD vatandaşlarının neredeyse yüzde 90'ı artık Washington DC'de hükümet yolsuzluğunun yaygın olduğuna inanıyor.

Mayıs ve haziran arasında bin kişiye soru soran Gallup'ın son anketinin ortaya koyduğu oran, bir önceki yıla göre yüzde 10'luk bir artışı ve son 20 yılın en yüksek seviyesini temsil ediyor. Bu oran, 2010'la 2025 arasında büyük ölçüde yüzde 72'yle yüzde 79 arasında seyretmişti.

Siyasi eğilimler arasında hafif bir fark vardı. Cumhuriyetçilerin yüzde 83'ü federal yönetimi yolsuz diye değerlendirirken, bağımsızların yüzde 90'ı ve Demokratların yüzde 91'i aynı görüşü paylaşıyordu.

Gallup'a göre bu algı en çok Demokratlar arasında artış gösterdi. Joe Biden'ın 2024'te iktidarda olduğu dönemde Demokratların sadece yüzde 57'si aynı şeyi söylüyordu. Oran, Donald Trump'ın başkanlığında geçen yıl hızla yüzde 76'ya, bu sene ise yüzde 91'e yükseldi.

ABD'nin toplam puanı, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ndeki diğer 37 ülkenin hepsinden daha yüksekti.

Eski Sovyet uydu devletleri bir zamanlar düzenli olarak yüzde 90'ın üzerinde puan alırken, 2023'ten bu yana sadece 4 ülke daha yüksek toplam puan kaydetti. Nijerya ve Gana 2024'te yüzde 90'lık bir oran elde ederken, Lübnan ve Peru sırasıyla 2024 ve 2025'te yüzde 92'yi gördü.

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 71'inin ABD iş dünyasını yolsuz olarak gördüğünü gösterdi. Bu, geçen yıla göre 18 puanlık bir artış olsa da Washington'daki federal yönetime ilişkin olumsuz algının hâlâ 18 puan altında.

George Washington Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan David Szakonyi, Washington Post'a "Washington'da bir şeylerin yolunda gitmediğine dair geniş bir fikir birliği var" diyerek, partizan bölünmeyle parçalanmış bir ortamda nadir bir uzlaşma noktasına dikkat çekti.

Demokratlar ara seçim kampanyalarında bu konuyu kullanmaya ve yolsuzluk karşıtı mesajlar vermeye başladı bile. Ayrıca Trump'ı "kendi çıkarını gözetmek" ve başkanlığı kendisini veya müttefiklerini zenginleştirmek için kullanmakla suçluyorlar.

Trump, mayısta Adalet Bakanlığı'nın Biden döneminde siyasi zulüm gördüğü iddia edilen mağdurlar için 1,8 milyar dolarlık tazminat planı başlatmayı önermesiyle büyük tepki çekmişti. Ancak bu fikir, Trump'ın mağdur destekçilerini ödüllendirmek için tasarlanmış bir "rüşvet fonu" olduğu yönündeki şikayetler üzerine iptal edilmişti.

Siyasi yelpazenin her iki tarafındaki politikacılar da yolsuzluk algısının güçlenmesinde rol oynadı.

Örneğin, New Jersey'nin eski Demokrat senatörü Bob Menendez rüşvet, gasp, dolandırıcılık, adaleti engelleme ve yabancı ajanlık da dahil 16 ağır suçtan hüküm giyerek 2024'te 11 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Kongre üyelerinin kişisel çıkarlarını korumak için borsada işlem yapmaları da endişe kaynağı oldu.

Independent Türkçe


İsrail, Güney Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri'nde Hizbullah tünellerini temizlediğini duyurdu

İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)
İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)
TT

İsrail, Güney Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri'nde Hizbullah tünellerini temizlediğini duyurdu

İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)
İsrail'in Güney Lübnan'da stratejik öneme sahip Ali Tahir Tepeleri'nden çok uzak olmayan Arnun'daki saldırısı sonrası yükselen duman (DPA)

İsrail ordusu, Güney Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri bölgesinde Hizbullah'a ait yer altı altyapısının temizlenmesine yönelik operasyonların sürdüğünü açıkladı. Ordu, birliklerinin söz konusu tesisleri etkisiz hale getirmek amacıyla çalışmalarına devam ettiğini bildirdi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, 36. Tümen'e bağlı güçlerin son dönemde Ali Tahir Tepeleri bölgesinde bulunan ve ordunun "güvenlik bölgesi" olarak nitelendirdiği alanda iki yer altı güzergâhını temizlediği belirtildi. Birliklerin tepelerin hem yer üstünde hem de altında "operasyonel kontrol" sağladığı kaydedildi.

Açıklamaya göre İsrail güçleri bölgeyi Hizbullah mensuplarından temizledi. Bazı Hizbullah mensuplarının öldürüldüğü, bazılarının ise bölgeden kaçtığı öne sürüldü.

Yer altı tesisleri

İsrail ordusu, Hizbullah mensuplarından temizlenen yer altı altyapısının etkisiz hale getirilmesine yönelik operasyonların sürdüğünü belirtti. Operasyonların tamamlanmasının ardından durum değerlendirmesine bağlı olarak ordunun bölgede savunma düzenine geçeceği ifade edildi.

Ordu, söz konusu tesislerde bulunan Hizbullah mensuplarının İsrail ve İsrail ordusuna karşı saldırı planları üzerinde çalıştığını öne sürdü. Son haftalarda bu güzergâhlarda gerçekleştirilen operasyonların, buradan İsraillilere ve İsrail güçlerine yönelik saldırı düzenleme kapasitesini etkisiz hale getirdiği belirtildi.

İsrail ordusu, yer altı yapılarında operasyon odaları, silah ve askeri teçhizat için ayrılmış odalar, jeneratör ve konaklama alanlarının yanı sıra duş tesisleri ve mutfak bulunduğunu açıkladı. Ordunun değerlendirmesine göre bu donanım, Hizbullah mensuplarının çatışmaları yönetmesine ve uzun süre bu tesislerde kalmasına olanak sağlıyordu.

İsrail ordusu söz konusu tesisleri, iki on yıl boyunca inşa edilen "stratejik altyapı" olarak nitelendirdi. Açıklamada, bu yapıların İran rejimi tarafından planlandığı ve finanse edildiği iddia edildi.

Operasyonlar sürüyor

İsrail ordusu, Güney Lübnan'da güvenlik bölgesi olarak adlandırdığı alanda temizleme operasyonlarını sürdürdüğünü belirtti. Ordu, Hizbullah'ın kendisine yönelik herhangi bir saldırı planını hayata geçirmesine izin vermeyeceğini vurguladı.

Açıklamada, Hizbullah'ın İsrail güçlerine karşı herhangi bir faaliyet girişiminde bulunması halinde bunun "güçlü şekilde karşılık bulacağı" ifade edildi. İsrail ordusu aynı zamanda Lübnan'daki ateşkes anlaşmasına bağlılığını sürdürdüğünü bildirdi.


ABD saldırılarında hayatını kaybeden İranlı askerlerin sayısı 13’e yükseldi

Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)
Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)
TT

ABD saldırılarında hayatını kaybeden İranlı askerlerin sayısı 13’e yükseldi

Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)
Bir kadın, Tahran’daki Enghelab Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden geçen araçların arasında yolu geçiyor... 2 Eylül 2026 Çarşamba (AFP)

Tahran yönetimi, perşembe günü yaptığı açıklamada, bu hafta ABD’nin düzenlediği saldırılarda hayatını kaybettiği bildirilen İranlı askerlerin sayısının en az 13’e yükseldiğini duyurdu. Ölenler arasında düzenli ordudan 6 kişi, Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri’nden 4 kişi ve Besic güçlerinden 3 kişi bulunuyor.

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı, ABD’nin salı günü düzenlediği ve son haftaların en geniş çaplı saldırıları olarak nitelendirilen operasyonlarda İran’ın güneyinde düzenli ordudan 6 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Ölenler arasında 3 pilotun da bulunduğu belirtilirken, ajans saldırıların gerçekleştiği noktalar hakkında bilgi vermedi.

Tesnim daha önce, Devrim Muhafızları’nın seferberlik kolu olan Besic güçlerine mensup 3 kişinin Basra Körfezi’ndeki Lavan Adası’nda hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Söz konusu kişilerin cenaze törenleri çarşamba günü ülkenin güneyinde düzenlendi.

Devrim Muhafızları da ülkenin batısında Hava-Uzay Kuvvetleri’ne mensup 4 personelin öldüğünü açıkladı. Reuters’a göre salı günü düzenlenen saldırılarda açıklanan toplam askeri kayıp sayısı en az 13’e ulaştı.

cfdvbg
CENTCOM’un yayımladığı bir videodan alınan ve çarşamba günü şafak vakti İran’ın güneyindeki bir iletişim kulesinin hedef alındığını gösteren görüntü

İran makamları, savaşın şubat ayı sonunda başlamasından bu yana silahlı kuvvetlerinin toplam kayıplarına ilişkin genel bir bilanço açıklamazken, askeri kurumlar ve İran medyası hayatını kaybedenlerin isimlerini farklı zamanlarda duyuruyor.

Tesnim ayrıca  pazar günü ABD’nin İran’ın güneyine düzenlediği ve yaklaşık bir aylık görece sakin dönemin ardından çatışmaların yeniden tırmanmasına yol açan saldırılarda 3 kişinin öldüğünü bildirmişti. Nour News ise bu kişilerden ikisinin Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri mensubu olduğunu açıklamıştı.

Saldırıların bilançosu

İran Sağlık Bakanlığı’ndan bir yetkili, çarşamba günü yaptığı açıklamada, 30 Ağustos ile 2 Eylül tarihleri arasında 18 kişinin hayatını kaybettiğini, 142 kişinin ise yaralandığını duyurdu.

İran makamları, ölenler arasında Hürmüzgan eyaletindeki Kuhestak’ta bir düğün töreninin düzenlendiği noktayı hedef alan saldırıda hayatını kaybettiği belirtilen 4 kişinin de bulunduğunu açıkladı.

Yetkililer, saldırıda onlarca kişinin de yaralandığını belirtirken, ABD tarafı Kuhestak’ta hangi hedefin vurulduğuna ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

Sivillerin hayatını kaybettiğine ilişkin haberler üzerine ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan ordusunun asla sivilleri hedef almadığını belirterek, son saldırıların İran’a ait askeri tesisleri ve askeri kapasiteyi hedef aldığını vurguladı.

sawvef
CENTCOM’a bağlı iki Amerikan F-16 savaş uçağı. CENTCOM, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri operasyonlarını yürütüyor (CENTCOM)

Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi ise perşembe günü Kuhestak saldırısına karşılık verme tehdidini yineledi. İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamasında Vahidi, “Bu şehitlerin temiz kanı yerde kalmayacak ve mutlaka intikamları alınacaktır” ifadelerini kullandı.

Tahran, saldırıdan ABD’yi sorumlu tutarak olayı savaş suçu olarak nitelendirirken, Washington bölgedeki belirli hedefe ilişkin ayrıntılı bilgi vermedi.

Savaşın kayıpları

Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başladı ve ardından çatışmalar bölgedeki diğer cephelere yayıldı.

Farklı kaynaklar tarafından açıklanan verilere göre, çatışmalarda çoğunluğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Ancak askeri ve sivil kayıplara ilişkin üzerinde uzlaşılan toplam bir rakam bulunmuyor.

ABD ise savaşın başlamasından bu yana güçlerine mensup 18 kişinin öldüğünü, 750’den fazla kişinin de yaralandığını açıkladı.

Çatışmalar, aralıklı yaşanan gerilim döneminin ardından bu hafta yeniden geniş çaplı olarak tırmandı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaşan gelişmeler kapsamında ABD güçleri İran’daki hedeflere yönelik saldırılarını yeniden başlatırken, Tahran da bölgedeki ABD’ye ait olduğunu belirttiği hedeflere füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi.