Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump İran'a saldırı emrini nasıl verdi?

TT

Trump İran'a saldırı emrini nasıl verdi?

Trump İran'a saldırı emrini nasıl verdi?

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü öğleden sonra Beyaz Saray'da gazetecilere İran ile nükleer müzakerelerin ilerleyişinden memnun olmadığını söyledi. Bu açıklamadan üç saat sonra, İran'ın en üst düzey liderlerinden Dini Lider Ali Hamaney ve bazı üst rütbeli askeri komutanlar da dahil olmak üzere bir dizi lideri hedef alan bir operasyon başlatılması emrini verdi.

Olaylar şöyle gelişti:

27 Şubat 2026 - Doğu saatiyle (EST) 12:25: Trump, Beyaz Saray'dan Teksas'a doğru yola çıktı ve gazetecilere İran ile dolaylı müzakereler hakkında yaptığı açıklamada, “Gidişattan memnun değilim” dedi.

Bir sonraki adımla ilgili nihai kararını verip vermediğini sorulduğunda, “Hayır, vermedim” yanıtını verdi.

27 Şubat 2026 - saat 15:38 (EST): Teksas'taki etkinliklere giderken Air Force One uçağında bulunan Trump, Destansı Öfke Operasyonu'nun başlatılmasını emretti.

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Başkan emri verdi, Destansı Öfke Operasyonu onaylandı... İyi şanslar” dedi.

General Keane, bu emrin ABD Ortak Kuvvetler Komutanlığı’ndan tüm unsurların son hazırlıklarını tamamlamasına neden olduğunu, hava savunma sistemlerinin hazırlandığını ve pilotlar ile mürettebatın saldırı planlarının son provalarını yaptığını açıkladı.

Aynı zamanda, uçuş ekiplerinin son teknoloji silahları yüklemeye başladığını ve iki uçak gemisi taarruz grubu da fırlatma noktalarına doğru hareket etti.

Trump, Teksas'a giderken sosyal medya platformu Truth Social'da birkaç mesaj yayınladı. Bunların arasında, saldırı emri verildikten dokuz dakika sonra yazdığı, ABD yönetiminin Anthropic'in yapay zeka teknolojisini kullanmasını durdurma emri mesajı da vardı. Bu emir, Anthropic ile Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında yapay zeka ile ilgili güvenlik önlemleri konusunda yaşanan olağandışı kamuoyu tartışmasının ardından geldi.

27 Şubat 2026 - saat 16:03 (EST): Trump, Teksas'a vardıktan sonra, Corpus Christi Limanı'nda gazetecilere yaptığı açıklamada, operasyonu onayladığını belirtmeden, müzakerelerin gidişatından ‘memnun olmadığını’ yineledi.

Saldırı kararı almaya ne kadar yakın olduğu sorusuna cevap vermekten kaçındı ve şöyle dedi:

“Size söylemek istemiyorum. Tarihin en büyük haberi olurdu, değil mi?”

28 Şubat 2026 – saat 01:15 (EST): General Keane'in sunduğu takvime göre operasyon başladı. General Keane, “Kara, hava, deniz ve siber uzay gibi tüm alanlarda ABD güçleri, İran'ın ABD'ye karşı savaş operasyonları yürütme ve sürdürme kabiliyetini bozmak, zayıflatmak, engellemek ve yok etmek için tasarlanmış çok katmanlı operasyonları eşzamanlı olarak gerçekleştirdi” açıklamasında bulundu. ABD Genelkurmay Başkanı, operasyona ‘tüm kollarından binlerce askeri personel, yüzlerce gelişmiş dördüncü ve beşinci nesil savaş uçağı, düzinelerce yakıt ikmal uçağı ve uçak gemisi grupları USS Abraham Lincoln ve USS Gerald R. Ford ile bunların hava kanatlarının’ katıldığını açıkladı.

General Keane, kapsamlı bir istihbarat ve gözetleme ağının desteğiyle mühimmat ve yakıt akışının devam ettiğini belirterek, bölgeye daha fazla askerin akın etmeye devam ettiğini doğruladı.

Operasyon, Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) Hamaney dahil İranlı üst düzey liderlerin hareketlerini takip etmek için aylarca süren çalışmalarının ardından gerçekleştirildi. Bir kaynak, istihbaratın İsrail ile paylaşıldığını ve cumartesi günkü saldırıların zamanlamasının buna göre ayarlandığını söyledi.

Tahran'da patlamalar duyuldu ve İsrail Savunma Bakanı olağanüstü hal (OHAL) ilan etti. Bir İsrail askeri yetkilisi, bir dakika içinde üç saldırının üç yeri hedef aldığını ve Hamaney ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı ve İran Savunma Bakanı dahil olmak üzere yaklaşık 40 diğer önemli şahsiyetin öldürüldüğünü söyledi.

ds
Şemhani, Nasirzade, Pakpur ve Musavi (Reuters - AFP)

28 Şubat 2026 – saat 16:37: Trump, Truth Social'da Hamaney'in öldüğünü duyurarak, İran Dini Lideri’nin ‘son derece gelişmiş istihbarat ve takip sistemlerimizden kaçamadığını’ söyledi.

1 Mart 2026 – saat 12:21: Trump, paylaşımında ABD güçlerinin ‘İran’a ait dokuz deniz aracını imha edip batırdığını, geri kalanlarını da takip edeceğini ve deniz komuta merkezini büyük ölçüde imha ettiğini’ yazdı.

1 Mart 2026 – saat 16:06: Bir videolu mesajında, ABD ordusu ve ortaklarının İran'da Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tesisleri ve hava savunma sistemleri dahil yüzlerce hedefi ‘birkaç dakika içinde’ vurduğunu söyledi. Hedefleri belirtmeden, saldırıların ‘tüm hedeflerimize ulaşılana kadar’ devam edeceğini ekledi.

Aynı gün üç kaynağa göre ABD yönetiminden yetkililer, Kongre çalışanlarına özel brifinglerde, ABD istihbaratının İran'ın ABD'ye karşı önleyici bir saldırı hazırlığında olduğuna dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Yetkililer, İran füzeleri ve müttefik güçlerinin bölgede daha geniş bir tehdit oluşturduğunu kabul etti.

Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkili, ‘potansiyel yeni İran liderliğinin’ Washington ile görüşmelere açık olduğunu işaret ettiğini söyledi. Trump, The New York Times (NYT) gazetesine verdiği röportajda saldırının ‘dört ila beş hafta’ sürebileceğini de sözlerine ekledi.

frhyjugt
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor (AFP)

2 Mart 2026 – saat 08:00: ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran'da ‘ulus inşa’ çabalarına girmediğini ve devam eden saldırıların uzun vadeli bir çatışmanın başlangıcı olmayacağını söyledi. Hegseth, “Burası Irak değil. Bu sonsuz bir süreç değil. Bu geleneksel anlamda bir rejim değişikliği değil, ancak rejim değişti ve dünya bu sayede daha iyi bir hale geldi” diye ekledi.

Öte yandan piyasa işlemleri sırasında, Hürmüz Boğazı yakınlarında tanker trafiğinin kesintiye uğraması nedeniyle Körfez'den gelen arzın kesintiye uğrayacağına dair endişelerin artmasıyla petrol fiyatları sıçradı.

Pazartesi günü ABD petrolünün fiyatı varil başına 71,97 dolara yükselirken, Marine Traffic internet sitesi boğazdan geçen trafiğin cumartesi gününden bu yana yüzde 70 azaldığını bildirdi.

Küresel piyasalar da sarsıldı. ABD vadeli işlemleri Avrupa ve Asya piyasalarındaki düşüşlere paralel olarak geriledi. S&P 500 ve Dow Jones Industrial Average endekslerinin vadeli işlemleri yaklaşık yüzde 1 düştü.


Trump’ın savaştan çıkış stratejisi olup olmadığına dair sorular

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)
TT

Trump’ın savaştan çıkış stratejisi olup olmadığına dair sorular

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in dün yaptığı ve “Bu savaşı biz başlatmadık ancak biz bitireceğiz” ifadesini kullandığı açıklamalar, kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Analistler, söz konusu açıklamaları, Başkan Donald Trump yönetiminin ABD ulusal güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit bulunmadığı halde başlattığı savaşı gerekçelendirme çabası olarak değerlendirdi. Uzmanlar, İran’ın yaklaşık altı Körfez ülkesinin yanı sıra Irak ve Ürdün’deki ABD varlıkları ile askeri hedefleri hedef almasının ardından çatışmaların birden fazla cepheye yayılma riskine dikkat çekti.

Hegseth dün Genelkurmay Başkanı Dan Caine ile düzenlediği basın toplantısında, İran’ı 47 yıldır ABD’ye karşı savaş yürütmekle suçladı. Hegseth, Beyrut patlamaları, ABD gemilerine yönelik füze saldırıları, büyükelçiliklere yönelik suikastlar ile Irak ve Afganistan’daki bombalı saldırıları hatırlatarak, bu eylemlerin İran’a bağlı Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Kudüs Gücü tarafından finanse edildiğini öne sürdü. Hegseth, ABD’nin İran’daki üç hedefinin ‘füze tehditlerinin ortadan kaldırılması, donanmanın imhası ve nükleer silah kullanılmaksızın nükleer altyapının yok edilmesi’ olduğunu söyledi. İran’ın geniş füze kapasitesi, büyük insansız hava aracı (İHA) envanteri ve yer altındaki nükleer altyapısının ABD güçleri, müttefikleri ve küresel deniz ticaret hatları açısından ‘katlanılamaz bir tehdit’ oluşturduğunu savundu.

Hegseth, çatışmanın uzun süreli olmayacağını, bir ‘ulus inşası’ ya da demokrasi tesisine yönelik bir sürece girilmeyeceğini belirterek, İran’a yönelik saldırıların Irak’takine benzemediğini ve ‘sonsuz’ olmadığını ifade etti. Caine ise görevin ‘kendilerini korumak ve savunmak, bölgesel ortaklarla birlikte İran’ın sınırları ötesinde nüfuzunu genişletmesini engellemek’ olduğunu söyledi. Caine, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) verilen askeri hedeflerin gerçekleştirilmesinin zaman alacağını ve ilave kayıplar yaşanması ihtimalini de kabul etti.

Hegseth ve Caine’in açıklamaları, cumartesi günü başlayan ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarından bu yana Pentagon’dan yapılan ilk kamuoyu açıklamaları oldu. Hegseth, savaşın rejim değişikliğini hedeflemediğini vurgularken, rejimin fiilen değişmiş olabileceğini ve dünyanın daha iyi bir noktada bulunduğunu ileri sürdü. Caine ise daha fazla kayıp yaşanabileceği olasılığını yineledi.

Çelişkili mesajlar

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün CNN’e yaptığı açıklamada, Amerikan ordusunun İran’a ‘ağır bir yenilgi yaşattığını’ söyledi, ancak ‘büyük dalganın’ henüz gelmediğini belirtti. Trump, “Onlara ağır bir yenilgi yaşatıyoruz. İşlerin iyi gittiğini düşünüyorum. Bu muazzam bir güç. Dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz ve onu kullanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Trump, İran’la olası bir çatışmanın nasıl sona ereceğine ilişkin çelişkili mesajlar verdi. ABD’nin ilk saldırıları sırasında İranlı liderlere ya teslim olmaları ya da kesin ölümle karşı karşıya kalmaları çağrısında bulundu. Truth Social platformunda yayımladığı bir videoda, ABD’nin hedeflerine ulaşıncaya kadar bombardımanı sürdüreceğini söyledi. New York Times’a verdiği demeçte ise İran’a yönelik saldırıların ‘4 ya da 5 hafta’ sürebileceğini ifade etti; oysa daha önce bunun birkaç gün içinde sona erebileceğini belirtmişti. Trump ayrıca İranlı generallere ya yetkiyi halka devretmeleri ya da Nicolas Maduro’nun devrilmesinin ardından yeni yönetimin ABD taleplerine uyum sağladığını söylediği Venezuela’ya benzer bir modeli benimsemeleri çağrısında bulundu.

dfevf
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, dün Washington’da düzenlediği basın toplantısında konuşuyor. (AFP)

The Atlantic dergisine konuşan Trump, İranlı liderlerin görüşmek istediğini ve kendisinin de onlarla konuşacağını söyleyerek diplomasiye dönüş ihtimalini gündeme getirdi. Ancak İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani X platformunda yaptığı açıklamada, “ABD ile müzakere etmeyeceğiz” diyerek bu kapıyı kapattı. Bunun ardından Trump, İran liderlerinin önünde üç seçenek bulunduğunu söyledi ancak bu seçenekleri açıklamadı. Yalnızca, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından ülkeyi yönetebilecek üç muhtemel aday bulunduğunu belirtti. Daha sonraki açıklamalarında ise saldırının son derece başarılı olduğunu, düşünülen adayların çoğunun öldüğünü ve ikinci ile üçüncü adaylar dahil hepsinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Trump, pazar akşamı yayımladığı video mesajda, “Askeri operasyonlar tüm gücüyle sürüyor ve tüm hedeflerimize ulaşıncaya kadar devam edecek” dedi. Ancak bu hedeflerin ne olduğu hâlâ netlik kazanmadı. İlk saldırıları duyururken İran’ın nükleer ve füze programlarının oluşturduğu tehdide işaret eden Trump, aynı zamanda 1979’daki İran İslam Devrimi’nden bu yana süregelen çeşitli şikâyetleri de sıralamış ve İran halkını yönetimde ‘kontrolü ele almaya’ çağırmıştı. Şu ana kadar bu yönde bir ayaklanma işareti görülmedi.

ABD müdahalesinin gerekçeleri ve Washington’un İran’a ilişkin daha geniş hedefleri konusundaki çelişkili açıklamalar gölgesinde, analistler ABD’nin amaçlarını net biçimde tanımlaması gerektiğine işaret ediyor. Washington Post’ta yayımlanan makalesinde David Ignatius, savaşları başlatmanın çoğu zaman bitirmekten daha kolay olduğunu, özellikle de hedefin açık bir askerî amaç yerine rejim değişikliği olması durumunda bunun daha da zorlaştığını belirtti. Ignatius, bir başkanın savaş ilan ettiğinde onu başarıyla sonuçlandırmakla yükümlü hale geldiğini vurguladı. Thomas Friedman ise New York Times’taki yazısında İran’ın coğrafi bir bütünlük olarak parçalanması gibi öngörülmeyen risklere dikkat çekti. Friedman, savaşın ne zaman sona ereceğinin petrol piyasalarındaki gelişmeler, finansal piyasaların seyri ve Avrupa ekonomilerinin bundan nasıl etkileneceği gibi unsurlara bağlı olarak şekilleneceğini ifade etti.

‘Sınırlı saldırılar’

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi uzmanlar, Trump’ın İran’ı işgal etmeden zayıflatmayı hedefleyen ‘sınırlı saldırılar’ stratejisine güvendiğini ve rejimi iç baskı altında tutarak zamanla çökmesini amaçladığını değerlendiriyor. Bolton, savaşın haftalardan aylara uzayabileceği uyarısında bulundu. Atlantic Council araştırmacısı Jonathan Panikoff ise saldırıların rejimi kısa sürede devirmemesi halinde ‘tırmanma sarmalı’ riski doğabileceğini belirtti. Panikoff, Trump’ın kara gücü kullanmadan rejimin çöküşüne oynadığını, bunun ise ‘hesaplanmamış bir kaosa’ yol açabileceğini ifade etti. ABD saldırılarının ‘Pandora’nın kutusunu’ plansız biçimde açtığını savunan Panikoff, Trump’ın İsrail’i fazla dinlediğini ve İran’ın kontrolsüz biçimde sert karşılık vermesi durumunda geri dönüşün mümkün olmayabileceğini kaydetti.


Erdoğan, İran ve Ortadoğu'daki kan dökülmesine son verilmesi çağrısında bulundu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)
TT

Erdoğan, İran ve Ortadoğu'daki kan dökülmesine son verilmesi çağrısında bulundu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD-İsrail'in Tahran'a yönelik saldırısının üçüncü gününde, İran ve bölgedeki kan dökülmesine son verilmesi çağrısında bulunarak, ateşkesin sağlanması için elinden gelen her şeyi yapacağına söz verdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üyelerinin katıldığı iftar yemeğinde, "Biz barıştan yanayız. Kan dökülmesini, gözyaşlarını durdurmak ve bölgemizin uzun zamandır özlediği kalıcı barışı nihayet elde etmek istiyoruz" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, "Mübarek Ramazan ayında komşularımızla çatışma veya savaş istemiyoruz" diyerek, cumartesi gününden bu yana ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını "yasa dışı" olarak nitelendirdi.

Erdoğan, "Ateşkes sağlanana ve bölgemize barış geri dönene kadar her düzeyde diplomatik temaslarımızı yoğunlaştıracağız" dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı, İran halkına başsağlığı dileklerini ileterek, acılarını paylaştığını vurguladı ve çatışma sonucunda masum sivillerin ve çocukların çektiği acıları görmekten derin üzüntü duyduğunu ifade etti.

-