Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pentagon, Papa’nın Trump’a yönelik eleştirileri nedeniyle Vatikan Büyükelçisi’nin ‘azarlandığı’ iddialarını yalanladı

ABD’nin Virginia eyaletinin Arlington şehrindeki Pentagon binası, 9 Ekim 2020 (Reuters)
ABD’nin Virginia eyaletinin Arlington şehrindeki Pentagon binası, 9 Ekim 2020 (Reuters)
TT

Pentagon, Papa’nın Trump’a yönelik eleştirileri nedeniyle Vatikan Büyükelçisi’nin ‘azarlandığı’ iddialarını yalanladı

ABD’nin Virginia eyaletinin Arlington şehrindeki Pentagon binası, 9 Ekim 2020 (Reuters)
ABD’nin Virginia eyaletinin Arlington şehrindeki Pentagon binası, 9 Ekim 2020 (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) dün, Vatikan’ın ABD Büyükelçisi’nin ocak ayında çağrılarak Papa’nın açıklamaları nedeniyle ‘azarlandığı’ yönündeki haberleri yalanladı.

Şarku’l Avsat’ın The Free Press’ten aktardığına göre Christophe Pierre, ABD Savunma Bakanlığı’nda politika işlerinden sorumlu müsteşar Elbridge Colby tarafından ‘sert şekilde azarlandı’.

Haberde, Colby’nin Vatikan temsilcisine ABD’nin ‘istediğini yapabilecek askeri güce sahip olduğunu ve kilisenin bu gücün yanında yer alması gerektiğini’ söylediği öne sürüldü.

Ocak ayında yaptığı bir konuşmada Papa 14. Leo, ‘güce dayalı diplomasi’ olarak nitelendirdiği yaklaşımı eleştirmiş, Paskalya mesajında ise ‘savaş çıkarma gücüne sahip olanlara’ barışı tercih etme çağrısında bulunmuştu.

Pentagon, Colby ile görev süresi sona eren Pierre arasında ocak ayında gerçekleştiği belirtilen görüşmeye ilişkin söz konusu iddiaları reddetti.

Pentagon tarafından yapılan açıklamada, “Toplantıya ilişkin son haberler abartılı ve ciddi şekilde çarpıtılmıştır. Pentagon ve Vatikan yetkilileri arasındaki görüşme saygılı ve makul bir tartışmaydı” denildi.

Açıklamada ayrıca, görüşmede dış politikada etik konular, ABD ulusal güvenlik stratejisinin mantığı, Avrupa, Afrika ve Latin Amerika gibi başlıkların ele alındığı belirtildi.

ABD’nin Vatikan Büyükelçisi Brian Burch ise çarşamba günü Kardinal Pierre ile görüştüğünü ve söz konusu haberlerin ‘gerçeği yansıtmadığını’ söyledi.

Burch, Kardinal Pierre’in medyada yer alan iddiaları kesin bir dille reddettiğini, görüşmeyi ‘açık sözlü ancak son derece dostane’ ve ‘rutin bir toplantı’ olarak nitelendirdiğini aktardı.


Uçuş iptallerinden ücret artışlarına... Havayolu şirketleri artan yakıt maliyetleriyle nasıl başa çıkıyor?

Sepang’daki Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’nda Malezya Havayolları uçağına bagajları yükleyen işçiler (EPA)
Sepang’daki Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’nda Malezya Havayolları uçağına bagajları yükleyen işçiler (EPA)
TT

Uçuş iptallerinden ücret artışlarına... Havayolu şirketleri artan yakıt maliyetleriyle nasıl başa çıkıyor?

Sepang’daki Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’nda Malezya Havayolları uçağına bagajları yükleyen işçiler (EPA)
Sepang’daki Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’nda Malezya Havayolları uçağına bagajları yükleyen işçiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın yol açtığı jet yakıtı fiyatlarındaki artış, küresel havacılık sektöründe ciddi bir sarsıntıya neden oldu. Bu durum, havayolu şirketlerini bilet fiyatlarını artırmaya ve finansal beklentilerini gözden geçirmeye zorladı.

Reuters verilerine göre, jet yakıtı fiyatları son haftalarda varil başına 85-90 dolar seviyesinden 150-200 dolar aralığına yükseldi. Yakıtın operasyonel maliyetlerin yaklaşık dörtte birini oluşturduğu sektörde bu artışın ciddi bir finansal yük yarattığı belirtildi.

Havayolu şirketlerinin bu gelişmelere karşı attığı adımlar şöyle sıralandı:

- Aegean Airlines: Şirket, Ortadoğu uçuşlarının askıya alınması ve yakıt fiyatlarındaki artışın ilk çeyrek sonuçlarını ‘önemli ölçüde’ etkilemesini bekliyor.

- AirAsia X: Malezya merkezli şirket, grup genelinde uçuşların yüzde 10’unu azalttığını ve yaklaşık yüzde 20 oranında yakıt ek ücreti uyguladığını açıkladı.

- Air France-KLM: Grup, artan yakıt maliyetlerini dengelemek amacıyla uzun mesafeli uçuşlarda bilet fiyatlarını artıracağını ve gidiş-dönüş sefer başına 50 euro zam yapacağını duyurdu.

- Air India: Şirket, yakıt ücretlerini sabit tarifeden mesafeye dayalı bir sisteme dönüştüreceğini, mevcut uluslararası ücretlerin artan maliyetleri karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti.

- Air New Zealand: 7 Nisan’da yapılan açıklamada, mayıs ve haziran aylarında uçuş sayısının azaltılacağı ve bilet fiyatlarının artırılacağı bildirildi. Şirket ayrıca yakıt piyasasındaki dalgalanmalar nedeniyle yıllık kâr beklentilerini askıya aldı.

- Akasa Air: Hintli şirket, iç ve dış hat uçuşlarında 199 ila bin 300 rupi (yaklaşık 2-14 dolar) arasında değişen yakıt ek ücreti uygulamaya başladığını duyurdu.

- American Airlines: Şirket, yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle ilk çeyrek giderlerinin 400 milyon dolar artmasını beklediğini açıkladı.

- Cathay Pacific: Şirket, 1 Nisan’dan itibaren yakıt ek ücretlerini yüzde 34 oranında artırdığını ve bu ücretleri iki haftada bir gözden geçireceğini bildirdi. Üst yönetim, uçuş kapasitesini korumayı hedeflediklerini, ancak talebin fiyat artışları nedeniyle düşmesi halinde yolcu büyüme planının yüzde 10 oranında revize edilebileceğini belirtti.

- Cebu Pacific: Filipinli şirket, yakıt fiyatlarındaki artışın temel bir endişe kaynağı olduğunu, etkileri sınırlamak için fiyatlandırma ve uçuş ağı stratejilerini gözden geçirmeyi sürdüreceğini açıkladı.

- China Eastern Airlines: Şirket, 5 Nisan’dan itibaren iç hat uçuşlarında yakıt ek ücretlerini artıracağını; 800 kilometre altındaki uçuşlar için 60 yuan (9 dolar), daha uzun uçuşlar için ise 120 yuan ücret uygulanacağını duyurdu.

- Delta Air Lines: Delta, kapasitesini ilk planına göre yaklaşık 3,5 puan azaltacağını ve yakıt maliyetlerini dengelemek için bagaj ücretlerini artıracağını açıkladı. Buna göre ilk iki bagaj için 10’ar dolar, üçüncü bagaj için ise 50 dolar ek ücret alınacak. Şirket ayrıca mevcut çeyrek için planlanan tüm kapasite artışlarını iptal ettiğini, Wall Street beklentilerinin altında kâr öngördüğünü ve yakıt fiyatlarındaki belirsizlik nedeniyle yıllık tahmin güncellemesini ertelediğini bildirdi.

fdvfd
Delta Air Lines’a ait bir yolcu uçağı, Salt Lake City Uluslararası Havalimanı’na iniş için hazırlanıyor. (AFP)

- easyJet: Şirketin CEO’su Kenton Jarvis, mevcut yakıt sözleşmelerinin sona ermesiyle birlikte Avrupa’da yaz sonuna doğru bilet fiyatlarının artmasının beklendiğini söyledi.

- Frontier Airlines: ABD’li şirket, yakıt fiyatlarındaki sert artış nedeniyle yıllık beklentilerini aşağı yönlü revize etti.

- Greater Bay Airlines: Hong Kong merkezli şirket, 1 Nisan’dan itibaren çoğu hatta yakıt ek ücretlerini artırdığını, Çin ve Japonya hatlarında ise ücretleri sabit tuttuğunu açıkladı. Hong Kong-Filipinler hattında ücretlerin iki kattan fazla artırılacağı belirtildi.

- Hong Kong Airlines: Şirket, 12 Mart’tan itibaren yakıt ek ücretlerini yüzde 35’e kadar artırdı. En büyük artışın Hong Kong-Maldivler, Bangladeş ve Nepal uçuşlarında olduğu, ücretin 284 Hong Kong dolarından 384 Hong Kong dolarına (yaklaşık 49 ABD doları) yükseltildiği bildirildi.

- International Airlines Group (IAG): British Airways’in ana şirketi olan grup, 10 Mart’ta yaptığı açıklamada kısa ve orta menzilli yakıt ihtiyacının büyük bölümünü hedge ettiği için fiyatları hemen artırmayı planlamadığını duyurdu.

- IndiGo: Hindistan’ın en büyük havayolu şirketi, 14 Mart’tan itibaren iç ve dış hatlarda yakıt ek ücreti uygulamaya başladı. Buna göre Ortadoğu uçuşları için 900 rupi, Avrupa uçuşları için ise 2 bin 300 rupi ek ücret alınıyor. Şirket ayrıca hükümete yakıt üzerindeki vergilerin düşürülmesi çağrısında bulundu.

- JetBlue Airways: Düşük maliyetli ABD’li taşıyıcı, kayıtlı bagaj gibi isteğe bağlı hizmet ücretlerini 4 ila 9 dolar arasında artıracağını açıkladı.

- Korean Air: Güney Kore merkezli havayolu şirketi, artan petrol maliyetlerine karşı nisan ayından itibaren acil durum yönetimi uygulamasına geçeceğini, kademeli önlemler ve operasyonel verimlilik artışıyla maliyetleri dengelemeyi hedeflediğini bildirdi.

- Pakistan International Airlines (PIA): Şirket, yakıt ek ücretlerindeki artış nedeniyle iç hat bilet fiyatlarını 20 dolar, dış hatları ise 100 dolara kadar artıracağını duyurdu.

- Scandinavian Airlines (SAS): İskandinav havayolu şirketi, petrol ve yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle nisan ayında bin uçuşu iptal ettiğini açıkladı. Şirket, mart ayında da yüzlerce uçuş iptal ettiğini ve artan maliyetlerin sektör için ciddi bir şok oluşturduğunu belirtti.

dsvfdv
Malezya’daki Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’nda kontuar önünde sıraya giren yolcular (EPA)

- Spring Airlines: Çin merkezli düşük maliyetli havayolu şirketi, 5 Nisan’dan itibaren iç hat uçuşlarında yakıt ek ücretlerini artıracağını, detayların daha sonra açıklanacağını duyurdu.

- Southwest Airlines: ABD’li şirket, kayıtlı bagaj ücretlerini 10 dolar artırarak birinci ve ikinci bagaj için sırasıyla 45 ve 55 dolara yükseltti.

- TAP Air Portugal: Şirket, fiyat artışlarının yükselen yakıt maliyetlerinin gelirler üzerindeki etkisini kısmen dengeleyeceğini açıkladı.

- Thai Airways: Taylandlı havayolu şirketi, artan yakıt maliyetlerine karşı bilet fiyatlarını yüzde 10 ila 15 arasında artıracağını bildirdi.

- SunExpress: Türk Hava Yolları (THY) ve Lufthansa ortak girişimi olan SunExpress, 1 Mayıs’tan itibaren Türkiye-Avrupa hatlarında yolcu başına 10 euro geçici yakıt ücreti uygulayacağını duyurdu. Uygulama, 1 Nisan ve sonrası yapılan rezervasyonlar için geçerli olacak.

- United Airlines: Şirket, önümüzdeki iki çeyrekte kârlı olmayan uçuşları iptal edeceğini açıkladı. Ayrıca Kuzey ve Latin Amerika’daki müşteriler için birinci ve ikinci bagaj ücretlerine 10 dolar zam yapıldı.

- VietJet Air: Vietnam merkezli düşük maliyetli şirket, yakıt sıkıntısı ihtimali nedeniyle bazı hatlarda uçuş sayılarını düşürdü.

- Vietnam Airlines: Şirket, nisan ayından itibaren iç hatlarda haftada 23 uçuşu iptal etmeyi planladığını, çevre vergisinin kaldırılması için hükümetten destek talep ettiğini bildirdi.

- Virgin Australia: Avustralyalı şirket, Ortadoğu’daki gelişmelerin yarattığı baskı nedeniyle fiyatlarını yeniden düzenleyeceğini açıkladı.

- WestJet: Kanada merkezli havayolu şirketi, bazı rezervasyonlara 60 Kanada doları (yaklaşık 43 ABD doları) yakıt ücreti ekleyeceğini ve maliyetleri dengelemek için bazı uçuşları birleştireceğini duyurdu.


The Guardian: ABD’li bir yetkili, Pentagon’un xAI şirketiyle anlaşma imzalamasının ardından hisselerini satarak kâr elde etti

Washington’daki Pentagon binasının havadan görünümü (Reuters)
Washington’daki Pentagon binasının havadan görünümü (Reuters)
TT

The Guardian: ABD’li bir yetkili, Pentagon’un xAI şirketiyle anlaşma imzalamasının ardından hisselerini satarak kâr elde etti

Washington’daki Pentagon binasının havadan görünümü (Reuters)
Washington’daki Pentagon binasının havadan görünümü (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) yapay zekâ çalışmalarını denetleyen bir yetkilinin, xAI şirketindeki hisselerinden bu yılın başlarında 24 milyon dolar kazanç elde ettiği bildirildi.

The Guardian gazetesinin hükümet kayıtlarına dayandırdığı habere göre, ABD Savunma Bakanlığı’nın Araştırma ve Mühendislikten Sorumlu Müsteşarı Emil Michael, yapay zekâ şirketleriyle yürütülen müzakereleri denetliyor ve bakanlığı bu teknolojinin kullanımını hızla genişletmeye teşvik ediyor.

Michael, Mart 2025’te şirkette değeri 500 bin ila 1 milyon dolar arasında değişen hisselere sahip olduğunu açıklarken, 9 Ocak’ta bu hisseleri 5 milyon ila 25 milyon dolar arasında bir bedelle sattığını hükümet etik ofisine sunduğu beyanlarda bildirdi. Hisselerin bir şirket aracılığıyla tutulduğu ifade edildi.

The Guardian, xAI’ın, Elon Musk tarafından geliştirilen Grok adlı sohbet botunun üreticisi olduğunu, ancak halka açık bir şirket olmaması nedeniyle Michael’ın bu hisseleri nasıl edindiğinin, nasıl değer biçildiğinin ve kime sattığının net olmadığını aktardı.

Pentagon’un şirketle iki ayrı anlaşma yaptığı da belirtildi. Temmuz 2025’te Grok, bakanlığın yapay zekâ kullanımına destek sağlayacak dört programdan biri olarak seçildi.

18 Aralık’ta, görevine başlamasından yedi ay sonra Michael’ın, çıkar çatışması yasalarına uyum kapsamında hisselerini satacağını taahhüt eden bir muafiyet belgesi aldığı bildirildi.

Bundan dört gün sonra, 22 Aralık’ta ABD Savunma Bakanlığı’nın şirketle yeni bir anlaşma duyurduğu, bunun yapay zekâ teknolojilerinden daha fazla yararlanma sürecinin parçası olduğu ifade edildi. Ancak açıklamalara göre Michael’ın hisselerini fiilen 9 Ocak’ta sattığı kaydedildi.

Eski Beyaz Saray etik avukatı Richard Painter ise kamu görevlilerinin kişisel mali kazanç sağlayacak hükümet işlemlerine katılmasının cezai ihlal teşkil ettiğini belirtti.

sdvds
X şirketinin bir yan kuruluşu olan XAI’nin Grok adlı sohbet robotunun logosu (Reuters)

Painter, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Durum son derece tuhaf görünüyor. Dürüst bir avukatın, Savunma Bakanlığı’nda görev yapan bir yetkilinin yapay zekâ ile ilgili konularda çalışırken bir yapay zekâ şirketinde hisse tutmasına izin vermesi mümkün değil. Bu durumun cezai ihlal oluşturma ihtimali oldukça yüksek” ifadelerini kullandı.

ABD federal yasalarının, kamu görevlilerinin görevleri kapsamında kendilerine mali kazanç sağlayacak adımlar atmasını yasakladığı hatırlatıldı.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre ABD Savunma Bakanlığı, Emil Michael ile ilgili sorulara doğrudan yanıt vermedi. Ancak Pentagon Sözcüsü Sean Parnell tarafından yapılan açıklamada, “Bakanlık, mali beyanların incelenmesi, gerekli durumlarda varlıkların elden çıkarılması ve çıkar çatışmasının önlenmesine yönelik denetimleri içeren çok katmanlı ve sıkı bir etik çerçeveye bağlıdır” denildi.

Açıklamada, Michael’ın ‘tüm etik yasa ve düzenlemelere tamamen uyduğu, aksi yöndeki iddiaların asılsız olduğu’ vurgulandı.

Michael’ın mayıs ayında Bakan Yardımcılığı görevi için yemin ettiği, son aylarda ise Pentagon ile yapay zekâ şirketi Anthropic arasında yaşanan anlaşmazlıkta öne çıkan isim olduğu belirtildi. Söz konusu anlaşmazlıkta şirketin, teknolojisinin iç gözetim ya da otonom öldürme amaçlı kullanılamayacağı yönündeki tutumu dikkat çekti.

Haberde ayrıca, Michael’ın bakanlık yetkilileri için alışılmadık bir şekilde xAI platformunda Anthropic CEO’suna yönelik kişisel hakaretler içeren paylaşımlar yaptığı, söz konusu yöneticiyi ‘yalancı’ ve ‘kibirli’ olarak nitelendirdiği aktarıldı.

Michael’ın yapay zekâ tedarik sürecindeki rolünün, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in orduda yapay zekâ kullanımını güçlü şekilde desteklediği bir döneme denk geldiği ifade edildi.

Donald Trump tarafından bu göreve aday gösterilmeden önce iş dünyasında uzun bir kariyere sahip olan Michael’ın, Uber şirketinde üst düzey yöneticilik yaptığı hatırlatıldı.

Öte yandan, Michael’ın Elon Musk ile kişisel tanışıklığı bulunduğuna dair haberlerin yayıldığı, 2024 yılında Ulaştırma Bakanlığı için potansiyel aday olarak adının geçtiği belirtildi. Musk’ın, şirketi Tesla’nın bu bakanlığın kararlarından etkilenebileceği bir dönemde, Michael’ın söz konusu görev için ‘etkili olacağını’ ifade ettiği, ancak Trump’ın başka bir ismi tercih ettiği kaydedildi.

Gazete, Pete Hegseth’in, Michael’ın hisselerini satmasından sadece üç gün sonra Musk’a ait Teksas’taki bir tesiste yaptığı konuşmada Michael’dan övgüyle söz ettiğini de aktardı.