Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Macron 17 yıl sonra Şam'da… Fransa'dan özgür ve çoğulcu Suriye mesajı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)
TT

Macron 17 yıl sonra Şam'da… Fransa'dan özgür ve çoğulcu Suriye mesajı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u taşıyan uçak, pazartesi akşamı Şam Havalimanı'na indi. Bu ziyaret, 17 yıl aradan sonra bir Avrupa liderinin Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Güvenlik gerekçeleri nedeniyle Macron'a eşlik eden bakanlar ve iş insanlarından oluşan heyetin programı ayrıntılı olarak açıklanmadı.

Ziyaretin niteliği ve Suriye'deki gelişmeler konusunda çeşitli soruları beraberinde getirmesi nedeniyle Élysée Sarayı kaynakları, ziyaretin bir mesaj taşıdığını ancak bunun “safça verilmiş bir mesaj ya da Cumhurbaşkanı'nın yeni Suriye yönetimine sunduğu açık çek olmadığını” vurguladı.

Élysée'ye göre Macron'un Şam'da vereceği mesaj, “özgür, çoğulcu, tüm bileşenlerine saygı gösteren ve bölgede hak ettiği rolü üstlenebilen bir Suriye'ye yönelik kararlı ve uzun vadeli bağlılığımızın teyidi” olacak. Fransa, Suriye'nin taraflar arasında köprü kuran, gerilimlerin azaltılmasına katkı sağlayan ve Avrupa Birliği ülkeleriyle, özellikle de Fransa ile ortaklık geliştiren bir ülke olmasını istiyor.

scdfb
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılamak üzere pazartesi günü Şam Uluslararası Havalimanı'nda bekliyor (AFP)

Paris yönetimi ziyareti “önemli” olarak nitelendirirken, amacın yalnızca Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve diğer Suriyeli yetkililerle görüşmek olmadığını belirtti. Fransa, ziyaret aracılığıyla “Suriye halkının cesaretine duyduğu hayranlığı ifade etmeyi ve yeni yönetimin halkın beklentilerini karşılaması, sorumlu ve katılımcı bir yaklaşım benimsemesi yönündeki beklentilerini dile getirmeyi” hedefliyor. Paris, bunun hem Suriye'nin birliği ve refahı hem de Avrupa ve Ortadoğu ülkeleriyle ilişkiler açısından önemli olduğunu düşünüyor.

Fransa, Suriye'deki durumun hâlâ “karmaşık” ve “kırılgan” olduğunu kabul etmekle birlikte, olumlu gelişmelerin mümkün olduğunu savunuyor. Paris'e göre bu ziyaret aynı zamanda “cesur bir ziyaret” niteliği taşıyor. Çünkü Macron'un ülkede uzun süre kalması ve yalnızca birkaç saatlik sembolik bir ziyaretle yetinmemesi planlanıyor. Ayrıca Fransız liderin, Suriye'nin farklı toplumsal kesimleri, mezhepleri ve beklentileriyle doğrudan temas kurmakta ısrarcı olduğu belirtiliyor. Bu nedenle Macron'un ziyareti yalnızca cumhurbaşkanlığı sarayıyla sınırlı olmayacak; Şam kentini ve halkını da kapsayacak.

dfbrgtbn
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u taşıyan uçak, 6 Temmuz 2026'da Şam Uluslararası Havalimanı'na iniş yaptı (AFP)

Paris, geçmişte Suriye halkının ayaklanmasını desteklemesinin “idealist” nedenlerden değil, sahadaki gerçekçi değerlendirmelerden kaynaklandığını savunuyor. Élysée Sarayı, Macron'un ziyaretini “Suriye'nin tamamıyla buluşma ve aynı zamanda yeni yönetime yönelik net taleplerle daha iyi bir geleceğe bağlılığı sürdürme fırsatı” olarak tanımlıyor.

Fransa, yalnızca sözler ve vaatlerle yetinmek istemediğini belirtiyor. Paris, eğitim, araştırma, kültür ve teknik iş birliği alanlarında Fransız-Suriye ilişkilerinin köklü geçmişine dayanarak yeni yönetimle birlikte Suriye kurumlarının yeniden inşasına katkı sağlamayı hedefliyor. Amaç, tüm toplumsal kesimleri temsil eden çoğulcu kurumların oluşturulması.

Ayrıca Fransa, ekonomik ve ticari iş birliğini yeniden canlandırmayı ve yeniden imar sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Bu kapsamda Fransız Kalkınma Ajansı, finans kuruluşları, Fransız şirketlerinin uzmanlığı ve bankacılık sektörünün imkânlarına güveniliyor. Paris, özellikle bankacılık sektörü ve ekonominin finansmanı alanındaki reformların hızlandırılması halinde bu sürecin daha da ivme kazanabileceğini belirtiyor.

sdbrfb
Fransa ve Suriye bayrakları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un yeni Suriye yönetiminin göreve gelmesinden bu yana Batı Avrupa'dan bir devlet başkanı olarak gerçekleştirdiği ilk ziyaret kapsamında 6 Temmuz Pazartesi günü ulaştığı Şam Uluslararası Havalimanı'nda dalgalanıyor (AFP)

Élysée Sarayı, Fransa'nın Suriyelilerin “meşru beklentilerine” bağlı olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşımın iddialı ancak uygulanabilir bir program oluşturduğunu belirten Fransız yönetimi, Fransız kurumları ve şirketlerinin de bu sürece katkı sunmasını umuyor.

Bu amaçla Macron'a, Suriye pazarına ilgi duyan şirketlerin yöneticileri de eşlik ediyor. Heyette enerji devi Total, konteyner taşımacılığı şirketi CMA CGM'nin Lübnan asıllı Fransız Başkanı Rodolphe Saadé ile ulusal matbaa kuruluşunun temsilcileri yer alıyor. Söz konusu kurumun para ve pasaport basımında görev alabilecek kapasiteye sahip olduğu belirtiliyor.

sd
Şam'daki Emevi Meydanı, pazartesi günü böyle görüntülendi (Reuters)

Ziyaret programına ilişkin ayrıntılar ise sınırlı tutuldu. Élysée'nin verdiği bilgiye göre Macron, salı günkü resmi program öncesinde pazartesi akşamı Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile dar kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Resmî görüşmeler salı günü cumhurbaşkanlığı sarayında yapılacak ve Macron öğleden sonra bir basın toplantısı düzenleyecek.

Ancak güvenlik nedenleriyle Macron'un daha sonraki programı açıklanmadı. Fransız kaynaklar, Macron'un çok sayıda Suriyeli grup ve temsilciyle görüşmek istediğini belirtirken, bu isimlerin listesini paylaşmadı.

Paris'in benimsediği temel yaklaşım, “Yeni Suriye ancak çoğulculuğu dikkate aldığı takdirde ortağımız olabilir” anlayışına dayanıyor. Fransa böylece, geçen yıl mayıs ayında Ahmed eş-Şara'nın Paris'te ağırlanması sırasında ve daha önce Şubat ayında düzenlenen Suriye Halkını Destekleme Konferansı'nda dile getirilen şartları yeniden vurgulamış oluyor.

Fransız kaynaklara göre Paris ve birçok ortağı, “dışlayıcı bir yönetimin yerini başka bir dışlayıcı yönetimin almaması” gerektiği konusunda kararlı. Fransa, bunun gerçekleşmeyeceğine inandığını belirtirken, Suriye'nin geleceği açısından “hayati öneme sahip” gördüğü geçiş dönemi adaletinin sağlanmasını da talep ediyor.

sdbfrb
Şam'ın Bab Tuma Mahallesi ve tarihi kent dokusunun havadan görünümü, pazartesi günü çekildi (Reuters)

Paris yönetimi, Macron'un ziyaretinin hem Fransa içinde hem de uluslararası alanda, hatta Suriye'nin kendi içinde çok sayıda soru işareti yarattığının farkında. Ancak Fransa, Ortadoğu'nun merkezî ülkelerinden biri olan Suriye'den uzak kalamayacağını da düşünüyor. Çünkü Suriye'deki gelişmelerin bölge üzerinde, özellikle de Lübnan üzerinde doğrudan etkileri bulunuyor.

Fransa ayrıca Suriye ile ABD arasında son dönemde sağlanan yakınlaşmayı, Suriye ekonomisinin ihtiyaçlarını ve olası yeniden imar sürecini yakından takip ediyor. Ekonominin açılması ve yeniden inşanın başlaması hâlinde bunun Fransız ekonomisi ve şirketleri için önemli fırsatlar yaratabileceği değerlendirilirken, Paris bu sürecin dışında kalmak istemiyor.


Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı... Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş

Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı...  Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş
TT

Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı... Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş

Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı...  Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş

İran'ın başkenti Tahran'da milyonlarca kişi, eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninin üçüncü gününde, pazartesi günü başlayan cenaze alayına katılmak üzere sokaklara çıktı. Yönetim, töreni güç ve birlik gösterisine dönüştürmeyi hedefliyor.

Cenaze alayı boyunca ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu hedef alan ve Hamaney'in öldürülmesinin intikamının alınmasını talep eden sloganlar ile pankartlar öne çıktı. Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney cenaze namazına katılmazken, İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad son dönemde ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaşın ardından ilk kez kamuoyu önüne çıkarak cenaze alayına katıldı. Ahmedinejad'ın görünmesi, son haftalarda kendisinin durumu ve nerede bulunduğuna ilişkin ortaya atılan çelişkili iddia ve söylentilerin ardından dikkat çekti.

İran güvenlik kurumları, dini liderin cenaze törenine ilişkin haber ve analizlerde tek tip bir çerçeve izlenmesi amacıyla medya kuruluşlarına ve kamu kurumlarının basın birimlerine talimat gönderdi. Amaç, liderlik değişiminin yaşandığı ve ülkenin son yıllardaki en hassas siyasi dönemlerinden biri olarak görülen süreçte kamuoyuna sunulan anlatıyı kontrol altında tutmak olarak değerlendiriliyor.

Şarku'l Avsat'ın bir nüshasına ulaştığı talimatlarda, haberlerde belirli mesajların öne çıkarılması, resmi çizgiyle örtüşmeyen anlatıların çıkarılması ve cenaze törenlerinin, "düşmanın algı savaşı" olarak nitelendirilen girişimlere karşı liderlik merkezinin ayakta kaldığını ve rejimin bütünlüğünü koruduğunu gösteren bir unsur olarak sunulması isteniyor.

İran devlet televizyonu: Ali Hamaney'in naaşı Kum kentine ulaştı

İran devlet televizyonu, eski dini lider Ali Hamaney'in naaşının Tahran'da düzenlenen ve geniş katılımın olduğu cenaze töreninin ardından başkentin güneyindeki Kum kentine ulaştığını duyurdu.

Televizyon, "Liderin naaşı Kum'a ulaştı" ifadelerini kullanırken, tabutu taşıyan helikopterin kente iniş yaptığı görüntüleri yayımladı. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden Hamaney için cenaze törenlerinin bir bölümünün salı günü Kum'da gerçekleştirilmesi planlanıyor.


Avustralya sahillerindeki "uzay topları"nın sırrı çözüldü

Fotoğraf: Queensland İtfaiyesi
Fotoğraf: Queensland İtfaiyesi
TT

Avustralya sahillerindeki "uzay topları"nın sırrı çözüldü

Fotoğraf: Queensland İtfaiyesi
Fotoğraf: Queensland İtfaiyesi

Avustralya Uzay Ajansı, hafta sonu Queensland sahilinde karaya vuran küre biçimindeki 6 gizemli cismin muhtemel kaynağını belirledi.

Ajans bugün yaptığı açıklamada cisimlerin yakın zamanda yörüngeden atmosfere yeniden giren yabancı bir uzay fırlatma aracının basınçlı kapları gibi göründüğünü söyledi.

Cisimler, Townsville'in kuzeyindeki Forrest Plajı'nda bulunmuştu.

Ajans, hangi fırlatma aracından geldiklerini resmen doğrulamak için uluslararası yetkililerle birlikte çalıştığını belirtti.

Ajans yaptığı açıklamada, "Cisimlerin konumu ve özellikleri, yakın zamanda yörüngeden atmosfere yeniden giren yabancı bir roket gövdesinin enkazıyla uyuşuyor" dedi.

Basınçlı kaplar, uzay araçlarında ve roketlerde gazları veya yakıtları yüksek basınç altında depolamak için kullanılan küre biçimli tanklardır. Genellikle titanyum alaşımlarından yapılırlar ve bir fırlatma aracının yapısal açıdan en dayanıklı bileşenleri arasında yer alırlar. Bu nedenle atmosfere yeniden girişten sağlam çıkabilir ve yanıp kül olmak yerine sağlam bir şekilde karaya veya okyanusa ulaşabilirler.

Koruyucu kıyafetler giymiş ekiplerin, polis gözetimi altında tehlikeli madde kalıntıları içerebileceği endişesiyle nesneleri tehlikeli madde varillerine yerleştirdiği görülmüştü.

Queensland İtfaiyesi, bölge çevresinde 50 metrelik yasak bölgenin hâlâ yürürlükte olduğunu ve şüpheli bir nesne bulanların ona dokunmaması gerektiğini belirtti.

"Bölgede şüpheli herhangi bir nesneyle karşılaşırsanız, ona dokunmayın. Uzaklaşın ve hemen acil servisi arayın" dendi.

dcfergthyju
Queensland sahilinde bulunan tuhaf siyah top (Queensland İtfaiyesi/X)

Yaklaşık 2 bin 500 kişinin yaşadığı küçük sahil kasabası Forrest Beach, hafta sonu boyunca teyakkuzdaydı.

Forrest Beach Takeaway'in sahibi Lisa Scobie, kamu yayıncısı ABC'ye, "Burası çok sessiz, pek bir şey olmuyor. Bu yüzden ekstra bir hareketlilik olması kesinlikle biraz heyecan yarattı" diye konuştu.

Uzay enkazı Avustralya kıyılarına daha önce de ulaşmıştı. 2023'te Hindistan, Perth yakınlarındaki Batı Avustralya sahilinde bulunan büyük metal kubbenin, kutup uydu fırlatma araçlarından birine ait olduğunu doğrulamıştı.

2022'de Yeni Güney Galler'de bir SpaceX'in Dragon uzay aracının kargo modülü bulunmuş ve 1979'da Batı Avustralya'ya Skylab uzay istasyonundan parçalar düşmüştü. Ayrıca 2011'de Namibya'daki ıssız bir otlakta insansız bir roketin yakıt tankı olduğuna inanılan küresel bir cisim bulunmuştu.

Uzay enkazı, özellikle ısıya dayanıklı malzemelerden yapılmış parçalar söz konusu olduğunda, Dünya atmosferine yeniden girerken her zaman tamamen yanmaz. Avustralya Uzay Ajansı, şüpheli enkaz bulan herkesin yetkililere haber vermesini tavsiye ediyor. Yetkililerin yabancı meslektaşları ve operatörlerle iletişime geçip anlaşma yükümlülükleri konusunda tavsiyelerde bulunabileceğini belirtiyor.

Independent Türkçe