Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Cumhuriyetçileri desteklemek için 445 milyon dolar harcadı... Elon Musk, partinin seçim yenilgisiyle dalga geçti

ABD’li milyarder Elon Musk (Reuters)
ABD’li milyarder Elon Musk (Reuters)
TT

Cumhuriyetçileri desteklemek için 445 milyon dolar harcadı... Elon Musk, partinin seçim yenilgisiyle dalga geçti

ABD’li milyarder Elon Musk (Reuters)
ABD’li milyarder Elon Musk (Reuters)

ABD’li milyarder Elon Musk, ara seçimlerde desteklemek için yüz milyonlarca dolar harcadığı Cumhuriyetçi adayların seçimleri kaybetmesini dikkat çekici bir alaycı üslupla karşıladı.

Musk, bugün erken saatlerde X platformunda yaptığı paylaşımda, “Görünüşe göre seçimlere müdahale etmek için kullandığım uzay lazerleri bu kez işe yaramadı” ifadelerini kullandı. Musk, bu sözleriyle desteklediği adayların hedeflediği sonuçları elde edememesine göndermede bulundu.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde yaşadığı kayıplar, özellikle Musk açısından önem taşıyor. Milyarder iş insanı, mevcut seçim döneminde Cumhuriyetçi adayları desteklemek için yaklaşık 445 milyon dolar harcadı. Böylece modern ABD siyasi tarihinde en fazla bağış yapan bireysel bağışçı konumuna geldi. Ancak seçim yatırımları, beklediği sonuçları getirmedi.

Musk’ın alaycı yorumları yalnızca Cumhuriyetçilerin genel seçim kayıplarıyla sınırlı kalmadı. Teksas valiliği seçimlerinde veri merkezlerine karşıtlığıyla tanınan Demokrat Gina Hinojosa’nın elde ettiği sürpriz zaferi de değerlendirdi.

Musk, sonuçların ardından, “Uzaydaki veri merkezleri şu anda oldukça cazip bir seçenek gibi görünüyor” paylaşımında bulundu. Bu ifadeyle eyaletteki veri merkezi projelerinin geleceğine ilişkin endişelere gönderme yaptı.

Seçim sonuçları, Teksas’taki siyasi değişimin Musk’ın yatırım hedefleri ve şirketlerinin eyaletteki projeleri üzerinde olası etkilerine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirdi. Ayrıca desteklediği adayların yenilgisinin, Musk’ın 2028 seçimlerinde yeniden büyük miktarlarda para harcamaya istekli olup olmayacağı konusunda da tartışma başlattı.

Ülke genelinde ortaya çıkan seçim sonuçları, ABD Başkanı Donald Trump açısından da önemli bir darbe niteliği taşıdı. Trump, geçen ayın neredeyse her gününü destekçilerini harekete geçirmek amacıyla seçim mitingleri düzenleyerek geçirdi, ancak Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgi almasını engelleyemedi.


Gazze’den Kongre’ye... Adam Hamwi, New Jersey’i Temsilciler Meclisi’nde temsil eden ilk Müslüman oldu

Doktor Adam Hamwi (Arşiv – AFP)
Doktor Adam Hamwi (Arşiv – AFP)
TT

Gazze’den Kongre’ye... Adam Hamwi, New Jersey’i Temsilciler Meclisi’nde temsil eden ilk Müslüman oldu

Doktor Adam Hamwi (Arşiv – AFP)
Doktor Adam Hamwi (Arşiv – AFP)

Daha önce Gazze Şeridi’nde gönüllü olarak görev yapan cerrah Adam Hamwi, dün gerçekleştirilen seçimlerde Cumhuriyetçi rakibi Greg Mele’yi geride bırakarak ABD Temsilciler Meclisi’ne girmeye hak kazandı. Hamwi, New Jersey eyaletinin 12. seçim bölgesinde zafer elde etti.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre zaferini ilan eden Hamwi, New Jersey eyaletini Kongre’de temsil eden ilk Müslüman oldu. 57 yaşındaki Hamwi, seçim bölgesindeki aktif 12 adaydan biriydi. Bölgenin mevcut Demokrat temsilcisi, liberal görüşleriyle bilinen Bonnie Watson Coleman ise 12 yıllık görev süresinin ardından emekliye ayrılıyor. Oy pusulasında 13'üncü bir aday daha bulunmasına rağmen söz konusu aday yarıştan çekilmişti.

ABD ordusunda görev yapmış eski bir cerrah olan Hamwi, Avukat Greg Mele karşısında rahat bir zafer elde ederek, Demokrat Kongre üyesi Coleman’ın yerini aldı. Sonuç, özellikle sürpriz olarak değerlendirilmedi. Zira Temsilciler Meclisi’nde etkili bir ilerici ses olarak tanınan Coleman, 2024 seçimlerinde bu koltuğu 25 oy farkla kazanmıştı.

ABD merkezli The Hill gazetesine göre Hamwi’nin zaferi, Demokrat Parti’nin kalesi olarak görülen ve parti kontrolünde bulunan bu seçim bölgesindeki koltuğun Demokratlarda kalmasını sağladı.

Hemşire Monica Johnston (solda), 14 Haziran 2024’te Washington’da Beyaz Saray’daki bir toplantı öncesinde AFP’ye verdiği röportaj sırasında Adam Hamwi’yi dinliyor (AFP)
Hemşire Monica Johnston (solda), 14 Haziran 2024’te Washington’da Beyaz Saray’daki bir toplantı öncesinde AFP’ye verdiği röportaj sırasında Adam Hamwi’yi dinliyor (AFP)

Hamwi, bu yılın başlarında çok sayıda adayın katıldığı Demokrat Parti ön seçimlerini kazanarak partisinin adaylığını elde etti.

Çocukluğu ve gönüllü çalışmaları

Hamwi henüz bebekken ailesinin Mısır’dan göç etmesi nedeniyle New Jersey’de büyüdü, Rutgers Üniversitesi ve üniversitenin tıp fakültesinde eğitim gördü. Daha sonra aynı üniversiteden işletme yüksek lisans (MBA) derecesi aldı.

Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra New Jersey’ye dönen Hamwi, Princeton kentinde plastik cerrahi alanında hizmet veren özel bir klinik kurdu.

Seçim kampanyasının internet sitesinde yer alan bilgilere göre Hamwi, Suriye, Lübnan, Sudan, Ürdün, Türkiye, Bosna Hersek, Haiti, Belize ve Kolombiya’da da gönüllü olarak hastaları tedavi etti.

ABD ordusunda 8 yıl cerrah olarak görev yapan Hamwi, Irak Savaşı sırasında Bağdat’taki 31. Muharebe Destek Hastanesi’nde dokuz ay süren bir görev de üstlendi.

Gazze yolculuğu

South Brunswick’te yaşayan ve Princeton’da plastik cerrahi kliniği işleten Hamwi, seçim yarışına kamuoyunda fazla tanınmayan bir isim olarak girdi. Ancak İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı yürüttüğü savaşa yönelik ilerici seçmenler arasındaki rahatsızlık, kampanyasının kısa sürede ivme kazanmasına katkıda bulundu.

Hamwi’nin adı, 2024 yılında İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı kapatmasının ardından Gazze Şeridi’nde mahsur kalan doktorlar arasında yer almasıyla öne çıktı.

Doktor Adam Hamwi, 12 Mayıs 2023’te Gazze’deki yaralılardan birine Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi’nde plastik cerrahi operasyonu gerçekleştiriyor (Arşiv – AP)
Doktor Adam Hamwi, 12 Mayıs 2023’te Gazze’deki yaralılardan birine Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi’nde plastik cerrahi operasyonu gerçekleştiriyor (Arşiv – AP)

Irak’ta 2004 yılında helikopterinin düşürülmesi sonucu yaralanan ve hayatını Hamwi’ye borçlu olan Demokrat Illinois Senatörü Tammy Duckworth, kendisinin ve diğer doktorların Gazze’den çıkarılmasına yardımcı oldu. Şarku’l Avsat'ın The Hill gazetesinden aktardığına göre Duckworth, bu girişimi Hamwi’ye olan borcunu ödeme amacıyla gerçekleştirdi.

Savaş sırasında Gazze’deki hastanelerden birinde gönüllü olarak görev yapan Hamwi’nin çalışmaları, seçim kampanyasına verilen desteği artırdı. Politico’nun haberine göre Hamwi, Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna gibi önde gelen ilerici isimlerin de desteğini aldı.

Savaş karşıtı tutum

New Jersey, yaklaşık 179 bin kişilik nüfusuyla önemli bir Arap-Amerikan topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Özellikle Mısır kökenli Amerikalıların nüfusu hızla artarken, Hamwi’nin temsil edeceği seçim bölgesinde yaklaşık 11 bin Arap kökenli ABD vatandaşı bulunuyor. Bu veriler, Arap-Amerikan Enstitüsü’nden elde edildi.

Hamwi, X hesabından yayımladığı bir video aracılığıyla seçmenlere seslenerek, kendisine oy vermeleri çağrısında bulundu. Hamwi, videoda, “Trump’ı kızdırmak mı istiyorsunuz? O hâlde oy pusulanızı bugün posta yoluyla geri gönderin” ifadelerini kullandı.

İsrail’e yönelik ABD askerî yardımlarının sona erdirilmesini savunan Hamwi, genel olarak insan hakları ihlallerinde bulunan ülkelere Amerikan askerî yardımı yapılmasına da karşı çıkıyor.

Mayıs ayında New Jersey Monitor gazetesine verdiği röportajda İran’a yönelik savaşa da karşı çıkan Hamwi, bu savaşı “yasa dışı ve ahlak dışı” olarak nitelendirdi.

Hamwi ayrıca ABD’yi, “savunma şirketlerinin ve savaş yanlılarının yanı sıra Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve İsrail’in özel çıkarlarına hizmet etmekle” suçladı.

İç politikada ise sağlık hizmetlerine erişimin genişletilmesini, devlet okullarına ayrılan bütçenin artırılmasını ve işçi sınıfından ailelerin yaşam maliyetlerinin düşürülmesini savundu.

Öte yandan Demokratlar, ara seçimlerde hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde ederek ABD Kongresi’nin kontrolünü ele geçirdi. Dün gerçekleştirilen seçimler, ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti açısından ağır bir yenilgiyle sonuçlandı.


Kalibaf: Amerikalılar “Savaşa hayır” dedi

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (AP)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (AP)
TT

Kalibaf: Amerikalılar “Savaşa hayır” dedi

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (AP)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (AP)

İran’ın Başmüzakerecisi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Demokratların ara seçimlerde Cumhuriyetçileri geride bırakmasının ardından bugün yaptığı açıklamada, ABD halkının sandıkta verdiği mesajın “savaşa hayır” olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kalibaf, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Amerikalılar ister bilinçli bir tercihle ister yaşam maliyetlerinin etkisiyle olsun, ‘savaşa hayır’ dedi. Biz de bu mesajı destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Demokratlar, ara seçimlerde hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde ederek, ABD Kongresi’nin kontrolünü ele geçirdi. Dün gerçekleştirilen seçimler, ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti açısından ağır bir yenilgiyle sonuçlandı.

Seçim sonuçları, artan yaşam maliyetlerine, gümrük tarifelerine ve akaryakıt fiyatlarında ciddi yükselişe neden olan İran savaşına yönelik kamuoyundaki tepkiyi yansıttı. Bu gelişmeler, halkın Trump yönetimine duyduğu memnuniyetsizliği artırırken, başkanın kamuoyu desteğinin de gerilemesine yol açtı.

Kalibaf açıklamasının devamında, “ABD hükümeti, uluslararası güç odaklarına hizmet etmek için halkının iradesine ihanet ederse, bizim dile getirdiğimiz ‘hayır’ ifadesinin beraberinde getirdiği kâbusla yüzleşecektir” dedi.

Şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşta aylardır süren bir durgunluk yaşanıyor. Taraflar arasında zaman zaman karşılıklı ateş açılırken, çatışmaların yeniden geniş çaplı bir savaşa dönüşebileceğine ilişkin endişeler devam ediyor.