Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Yeni "Air Force One" uçağı Trump olmadan Ankara'dan neden ayrıldı?

8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
TT

Yeni "Air Force One" uçağı Trump olmadan Ankara'dan neden ayrıldı?

8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Katar'ın kendisine hediye ettiği yeni başkanlık uçağı Air Force One ile ilgili güvenlik endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Trump, Türkiye'de düzenlenen NATO Zirvesi'nden ayrılırken son anda uçak değiştirmesiyle dikkat çekti.

Son anda uçak değiştirdi

Ankara'ya modifiye edilmiş bir Boeing 747 ile gelen Trump, uçağı "gerçekten olağanüstü" sözleriyle övmüştü.

Ancak kısa süre sonra beklenmedik bir kararla Türkiye'den ayrılırken bu uçağı kullanmamayı tercih etti.

Lüks başkanlık uçağı İngiltere'ye Trump olmadan giderken, ABD Başkanı eski Air Force One ile seyahat etti. Trump, bu kararın, ABD ordusunun yeni uçağı inceleyebilmesi amacıyla alındığını söyledi.

Güvenlik sistemi tartışması

New York Times'ın haberine göre Katar Kraliyet Ailesi tarafından hediye edilen yeni uçakta, eski Air Force One'larda bulunan gelişmiş savunma sistemlerinin tamamı yer almıyor.

ABD basınında yer alan haberlerde ise uçak değişikliğinin, İran ile artan gerilim nedeniyle Trump'ın güvenlik ekibinin tavsiyesi üzerine gerçekleştirildi yer aldı. İran'ın Türkiye'ye komşu olması da bu değerlendirmede etkili oldu.

Yeni uçakta bulunan gazetecilerden, savaş bölgelerinde uygulanan standart güvenlik prosedürleri kapsamında pencere perdelerini kapalı tutmaları istendi.

İlk etapta herhangi bir tehdit bulunduğunu reddeden Trump, daha sonra İngiltere'de yeniden Katar'ın hediye ettiği uçağa binerek Washington'a döndü. Bu sırada İran'ın kendisine yönelik olası suikast girişimlerine atıfta bulunarak, "Bu uğursuz kişiler yüzünden tehlikeli bir uçuşta olabilirsiniz. Onlarla uğraşmak zorundayız" ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray'dan açıklama

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, AFP’ye yaptığı açıklamada, yeni başkanlık uçağının "başkanı ve ekibini korumaya yönelik üst düzey güvenlik protokolleriyle donatılmış gelişmiş bir platform" olduğunu belirtti.

Cheung, başkana yönelik tehditlere karşı mevcut tüm imkânların kullanıldığını vurgularken, daha önce ABD medyasına yaptığı açıklamada uçakta "şaşırtma ve elektronik karıştırma sistemleri" bulunduğunu söylemişti.

ABD Gizli Servisi ise konuya ilişkin soruları Beyaz Saray'a yönlendirdi.

Eski uçakta gelişmiş savunma sistemleri bulunuyor

Resmî makamlar yeni uçağın teknik özelliklerine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, eski Air Force One'ın radar karıştırma sistemleri, füze karşı tedbirleri ve çeşitli gelişmiş savunma teknolojileriyle donatıldığı biliniyor.

Yeni uçağın bu sistemlerin tamamına sahip olup olmadığı ise açıklanmadı. Ancak eski uçakta bulunan bazı özelliklerin yeni uçakta yer almadığı belirtiliyor.

Katar'ın hediyesi

Katar Kraliyet Ailesi, söz konusu lüks uçağı Trump'ın uzun yıllardır kullanılan başkanlık uçaklarının durumundan şikâyet etmesinin ardından geçen yıl hediye etmişti. Mevcut Air Force One uçakları 1990 yılından bu yana hizmet veriyor.

ABD Hava Kuvvetleri, uçağın mümkün olan en kısa sürede hizmete alınabilmesi için kapsamlı bir modifikasyon süreci yürüttü. Uçak, 1 Temmuz'da Kuzey Dakota eyaletine yaptığı uçuşla ilk resmî görevini gerçekleştirdi.

Güvenlik ve etik tartışmaları sürüyor

ABD Hava Kuvvetleri, süreci hızlandırmak amacıyla özellikle iç tasarım konusunda bazı tavizler verildiğini kabul etti. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığına göre haziran ayında yapılan açıklamada, bu değişikliklerin güvenlik, emniyet veya haberleşme sistemlerini etkilemediği vurgulandı.

Buna karşın Senato'daki Demokrat üyeler, Hava Kuvvetleri'nden "ulusal güvenliğe ilişkin gerçek endişelerin" giderilmesini talep etti.

Eski Hava Kuvvetleri subayı John Teichert de Fox News'e yaptığı değerlendirmede, "Bir Katar uçağı ne kadar iyi donatılmış olursa olsun, sıfırdan ABD başkanlık uçağı standartlarında ve aynı savunma kabiliyetleriyle tasarlanmış olamaz" ifadelerini kullandı.

Katar'ın hediye ettiği uçak, Boeing'in teslim etmesi planlanan yeni nesil iki Air Force One hizmete girene kadar kullanılacak. Söz konusu uçakların teslimatı ise çeşitli nedenlerle defalarca ertelendi.

Trump, yeni Boeing uçaklarının göreve başlamasının ardından Katar'ın hediye ettiği uçağın Miami'de kurulacak başkanlık kütüphanesine devredileceğini ve burada sergileneceğini açıkladı.

Öte yandan, değeri yüz milyonlarca dolar olarak belirtilen bu hediye, ABD başkanlarının yabancı ülkelerden kabul edebileceği hediyelere ilişkin etik ve anayasal tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.


Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)

Avrupa ülkeleri, belirli şartlar altında Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin ücretlendirilmesine sıcak bakıyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarının ardından İran, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirerek küresel piyasalarda enerji krizine yol açmıştı.

Beyaz Saray, Tahran yönetiminden Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini savaş öncesi duruma geri döndürerek hiçbir ücret talep etmemesini istiyor.

Ancak Tahran müzakerelerin başından beri Hürmüz üzerindeki hakimiyetinden vazgeçmeyeceğini vurguluyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, bugün Umman'da Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'yle bir araya gelecek.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre ziyarette, Hürmüz Boğazı ve bölgedeki deniz taşımacılığının güvenliğine odaklanılacak.

Tahran ve Maskat yönetimleri, boğazın yönetimi için işbirliği yapıyor. İran yönetimi, geçişlerin ücretlendirilmesi için Umman'la ortak çalıştıklarını öne sürmüştü ancak Maskat yönetimi, zorunlu ücretlendirme planına karşı olduğunu duyurmuştu.

Guardian'ın haberine göre Avrupa ülkeleri, zorunlu tutulmaması ve Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün kurallarına uyulması şartıyla geçiş ücreti uygulanmasına sıcak bakıyor.

Birleşik Krallık Başbakan Yardımcısı David Lammy, zorunlu geçiş ücretine karşı çıktığını söylemişti. Ancak Guardian'ın diplomasi editörü Patrick Wintour'un aktardığına göre kabinedeki bazı isimler seyrüsefer hizmetleri için ücretlendirme sistemlerinin kabul edilebilir olduğunu düşünüyor. Makalede, bazı Avrupa ülkelerinin de bunu değerlendirdiği savunulurken herhangi bir ülkenin adı paylaşılmıyor.

Yazıya göre Umman yönetimi, Britanyalı hukukçularla çalışarak Malakka Boğazı'ndaki modelin Hürmüz'e uyarlanmasını öngören bir öneri hazırladı. Bu kapsamda gemilerden zorunlu geçiş ücreti alınması yerine deniz güvenliğinin sağlanması, çevrenin korunması, kirlilik riskinin azaltılması ve acil durum hazırlıkları gibi hizmetler için gönüllü katkı mekanizması oluşturulması planlanıyor.

Erakçi'yle Busaidi arasındaki görüşmede bu önerinin de ele alınabileceği aktarılıyor. İran'ın Londra Büyükelçiliği'ndeki yetkililerin, bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanan benzer önerilere ilgi gösterdiği ifade ediliyor.

Analizde, Tahran'da süreçle ilgili görüş ayrılıkları yaşandığına dikkat çekiliyor. İran Devrim Muhafızları'ndaki radikal kanat, ABD ve İsrail'in ülkeye savaş açarak uluslararası hukuku çiğnediğini, Tahran'ın da Hürmüz konusunda herhangi bir uluslararası deniz hukukuna bağlı hareket etme zorunluluğu olmadığını savunuyor. Daha ılımlı kesimlerse küresel anlaşmaların gözetileceği bir işbirliğinden yana.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters


Ukrayna ordusu: Rusya’ya saldırılar küresel etki yaratacak

Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusu: Rusya’ya saldırılar küresel etki yaratacak

Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya'ya askeri harekatı hızlandırmak için "uzun menzilli saldırı" birimi kurdu.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, perşembe günü yaptığı açıklamada, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kurulan özel komuta biriminin Rusya'ya "küresel etki yaratacak" saldırılar düzenleyeceğini belirtti.

Rusya'nın iç bölgelerindeki hedeflerin önceliklendirileceğini ve Moskova'nın "savaşı sürdürme kapasitesine darbe vurulmasının" planlandığını ifade etti.

Son dönemde Rusya'nın petrol ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını artıran Ukrayna, cuma günü Krasnodar bölgesindeki İlski petrol rafinerisiyle Leningrad bölgesindeki Ust-Luga petrol işleme tesisinin vurulduğunu duyurdu.

Rostov bölgesindeki bir petrol terminali ve deposunun da saldırılarda hasar gördüğü belirtildi.

Ukrayna'nın insansız hava araçları (İHA) komutanı Robert Brovdi, dünkü açıklamasında son 5 günde yaklaşık 50 yakıt gemisine hasar verildiğini, Azak Denizi'nde 10 tankerin vurulduğunu açıkladı.

Brovdi, saldırılar sayesinde Rusya'nın yaptırımları aşmak için kullandığı "gölge filonun" küçüldüğünü savundu.

Saldırıların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi de giderek belirginleşiyor. Moskova, Kırım'da haftalardır süren akaryakıt krizi ve diğer bölgelerdeki arz sıkıntıları nedeniyle çarşamba günü mazot ihracatını yasaklamıştı.

Reuters'ın sektör kaynaklarına dayandırdığı hesaplamalara göre Rusya'nın benzin üretimi yaklaşık yüzde 65 azaldı.

Wall Street Journal'ın analizinde, Ukrayna'yı yıpratma savaşında alt etmek isteyen Rusya'nın, Kiev'in artan drone saldırıları nedeniyle ilk kez ciddi anlamda baskı altında kaldığı yazılıyor.

Özellikle Ukrayna'nın, Moskova ve St. Petersburg'dan Sibirya'nın iç kesimlerine kadar uzanan saldırılarıyla Kremlin'in stratejilerini zora soktuğu ifade ediliyor. Buna rağmen uzmanlar, Ukrayna'nın son saldırılarının savaşın seyrini kesin biçimde değiştirdiğini söylemek için henüz erken olduğu görüşünde.

Eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni, çarşamba günü Telegraph'ta yayımlanan yazısında şu yorumları yapmıştı:

Rusya, Ukrayna'yı tamamen fethetmek için gerekli askeri kapasiteye sahip değil. Aynı şekilde Ukrayna da şu anda işgal altındaki tüm toprakları yalnızca askeri güçle kurtaracak imkandan yoksun. Askeri denge, kesin bir zaferden ziyade karşılıklı olarak birbirini engelleme durumuna dönüştü.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Telegraph