Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Denizcilik yetkilileri: Somali kıyılarında petrol tankeri kaçırıldı

Somali kıyıları açıklarındaki Aden Körfezi'nde seyreden korsanlar (Arşiv- Reuters)
Somali kıyıları açıklarındaki Aden Körfezi'nde seyreden korsanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Denizcilik yetkilileri: Somali kıyılarında petrol tankeri kaçırıldı

Somali kıyıları açıklarındaki Aden Körfezi'nde seyreden korsanlar (Arşiv- Reuters)
Somali kıyıları açıklarındaki Aden Körfezi'nde seyreden korsanlar (Arşiv- Reuters)

Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, salı günü Somali açıklarında bir petrol tankerinin kaçırıldığını duyurdu.

Kuzeyde Aden Körfezi, doğuda ise Hint Okyanusu ile çevrili olan Somali, uzun bir korsanlık geçmişiyle biliniyor.

2011 yılında korsanlık faaliyetlerinin zirveye ulaştığı Somali’de, Avrupa Birliği, Hindistan ve birçok ülkenin savaş gemilerini bölgeye konuşlandırması, yarı özerk Puntland bölgesinde deniz polis gücünün kurulması ve ticari gemilere silahlı güvenlik görevlilerinin yerleştirilmesiyle bu tür olaylar belirgin şekilde azalmıştı.

Ancak son aylarda meydana gelen bazı olaylar, Afrika Boynuzu açıklarında korsanlığın yeniden artabileceğine dair endişeleri artırdı.

UKMTO, Somali’nin doğusunda yer alan Mario’nun yaklaşık 90 kilometre kuzeydoğusunda bir “olay” bildirildiğini açıkladı.

Açıklamada, “Askerî yetkililer, yetkisiz kişilerin tankeri ele geçirerek 77 deniz mili güneye, Somali karasularına doğru yönlendirdiğini bildirdi” denildi; ancak olayın ayrıntılarına ilişkin başka bilgi verilmedi.

Somali makamları ise henüz olayla ilgili bir açıklama yapmadı.

Öte yandan UKMTO, perşembe günü de Somali bayrağı taşıyan bir balıkçı teknesinin “11 silahlı kişi” tarafından kaçırıldığını bildirmişti.

Kurum, “Bu olayların tümü bir arada değerlendirildiğinde, gerçek bir korsanlık tehdidine işaret etmektedir” ifadelerini kullandı.

Geçen yıl ekim ayında saldırganlar, Somali kıyılarından yaklaşık bin kilometre açıkta bulunan bir petrol tankerine çıkmayı başarmıştı. Önceki aylarda da benzer iki olay rapor edildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Somali, 15 yılı aşkın süredir el-Şebab örgütünün öncülük ettiği isyanla mücadele eden istikrarsız bir ülke olarak öne çıkıyor.

Ülke, Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasında yer alan Bab el-Mendeb Boğazı’nın girişinde bulunuyor. Bu boğaz, Hint Okyanusu ile Süveyş Kanalı’nı birbirine bağlayan ve dünyanın en yoğun kullanılan ticaret yollarından biri olarak kabul ediliyor.

Ortadoğu’daki savaşın ardından, dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gaz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte Bab el-Mendeb’in stratejik önemi daha da artmış bulunuyor.


Trump'ın katıldığı yemekte silahlı saldırı

Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)
Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)
TT

Trump'ın katıldığı yemekte silahlı saldırı

Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)
Silahlı saldırının ardından FBI ajanları, Donald Trump’ın etrafını sararak alandan çıkardı (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde yaşanan silahlı saldırının ardından eşi Melania Trump ile birlikte gizli servis tarafından hızla salondan çıkarıldı. Olayda bir şüpheli gözaltına alındı.

Yetkililer, Cumartesi gecesi düzenlenen yemekte bir kişinin güvenlik güçlerine ateş açtığını bildirdi. Federal Bureau of Investigation (FBI) yetkilisi, saldırganın bir gizli servis görevlisini vurduğunu, ancak görevlinin kurşun geçirmez yeleği sayesinde hayatta kaldığını açıkladı. Trump da daha sonra yaptığı açıklamada yaralı görevlinin durumunun iyi olduğunu söyledi.

vrbgrtb
Silahlı saldırı şüphelisi Cole Thomas Allen, gözaltına alındı (Reuters)

Saldırganın, Kaliforniya’nın Torrance kentinden 31 yaşındaki Cole Thomas Allen olduğu belirtildi. Trump, şüpheliyi “hasta bir kişi” olarak nitelendirirken, olayın tek başına gerçekleştirilmiş göründüğünü ifade etti.

Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser, saldırıya başka kişilerin karıştığına dair bir bulgu olmadığını söyledi. Geçici Başsavcı Todd Blanche ise saldırıyla ilgili suçlamaların yakında netleşeceğini ve soruşturmanın yeni başladığını belirtti.

dgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde (AP)

FBI Direktörü Kash Patel, olay yerinden uzun namlulu bir silah ve boş kovanların ele geçirildiğini, ayrıca görgü tanıklarıyla görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.

Trump, Beyaz Saray’daki basın toplantısında, silahlı kişinin güvenlik noktasını aşarak içeri girdiğini ve gizli servis ajanları tarafından etkisiz hale getirildiğini söyledi. Paylaşılan güvenlik kamerası görüntülerinde, şüphelinin kontrol noktasını hızla geçtiği ve kısa süreli bir şaşkınlığın ardından güvenlik güçlerinin silahlarını çektiği görüldü.

Silah seslerinin duyulmasıyla birlikte yaklaşık 2600 kişinin katıldığı salonda panik yaşandı. Katılımcılar yere yatarken, güvenlik ekipleri aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ve İçişleri Bakanı Doug Burgum gibi üst düzey isimleri koruma altına aldı.

Etkinlik, White House Correspondents' Association (Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeği) tarafından her yıl düzenlenen ve Washington’un önemli sosyal etkinliklerinden biri olan geleneksel yemekte gerçekleşti. Program, Washington Hilton’un balo salonunda yapılıyordu.

sdvfth
Silah seslerinin duyulmasının ardından müdahale eden FBI ajanları (AP)

Trump, olay sonrası yaptığı açıklamada yemeğin iptal edildiğini, ancak 30 gün içinde yeniden planlanmasını umduğunu belirtti.

Öte yandan bu olay, Trump’ın 2024 seçim kampanyası sırasında maruz kaldığı iki ayrı suikast girişiminin ardından geldi. En ciddi saldırı, Temmuz 2024’te Pensilvanya’daki bir mitingde gerçekleşmiş, Trump kulağından yaralanmıştı. Bir diğer olayda ise Florida’daki golf kulübünde silahlı bir kişi gizli servis tarafından etkisiz hale getirilmişti.

Ayrıca söz konusu otel, 1981 yılında eski ABD Başkanı Ronald Reagan’a yönelik suikast girişiminin de yaşandığı yer olarak biliniyor.


İran savaşı, Trump’ın ziyaretinden günler önce Washington ile Pekin arasındaki gerilimi artırıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)
TT

İran savaşı, Trump’ın ziyaretinden günler önce Washington ile Pekin arasındaki gerilimi artırıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 30 Ekim 2025 tarihinde Güney Kore’nin Busan kentinde düzenlenen ABD-Çin zirvesi görüşmelerinin ardından el sıkışırken (AP)

ABD yönetimi, cuma günü Çin’deki bağımsız bir petrol rafinerisine, milyarlarca dolarlık İran petrolü satın aldığı gerekçesiyle yaptırım uyguladı. Söz konusu adım, hafta sonu İslamabad’da Washington ile Tahran arasında yeni bir müzakere turu başlatma çabalarının aksamasıyla aynı döneme denk gelirken, aynı zamanda Pekin ile gerilimi artırıyor.

Yaptırımlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin’in başkenti Pekin’e gerçekleştirmesi planlanan ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesini içeren ziyaret öncesinde geldi. İran’la yaşanan gerilim nedeniyle daha önce ertelenen bu ziyaret, Trump’ın sekiz yıl aradan sonra Çin’e yapacağı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Öte yandan South China Morning Post gazetesinin haberine göre, Cumhuriyetçi Senatör Steve Daines, 1 Mayıs’ta Şanghay ve Pekin’i kapsayacak şekilde iki partiden beş üyeli bir ABD heyetine liderlik edecek. Söz konusu ziyaretin, planlanan başkanlık ziyareti öncesinde hazırlık niteliği taşıdığı belirtiliyor.

‘Yasadışı’ yaptırımlar

ABD Hazine Bakanlığı, Hengli Petrochemical (Dalian) rafinerisini yaptırım listesine aldı. Bakanlık, tesisi İran’dan ham petrol ve petrol ürünleri satın alan en büyük müşterilerden biri olarak tanımladı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi ayrıca İran’ın ‘gölge filosu’ kapsamında faaliyet gösteren yaklaşık 40 nakliye şirketi ve gemiye de yaptırım uygulandığını duyurdu.

Çin ise söz konusu yaptırımlara tepki göstererek tek taraflı ‘yasadışı’ önlemlere karşı olduğunu açıkladı. Washington’daki Çin Büyükelçiliği, normal ticaret faaliyetlerinin zarar görmemesi gerektiğini belirterek ABD’yi Çinli şirketleri hedef almak için yaptırımları ‘kötüye kullanmayı’ bırakmaya çağırdı. Büyükelçilik Sözcüsü yaptığı açıklamada, ABD’ye ticaret, bilim ve teknoloji konularını siyasallaştırmama ve bunları bir araç olarak kullanmama çağrısında bulundu.

Trump yönetimi geçen yıl da Hebei Xinhai Chemical Group, Shandong Shouguang Luqing Petrochemical ve Shandong Shengxing Chemical gibi diğer küçük bağımsız Çin rafinerilerine yaptırım uygulamıştı. Bu yaptırımlar, söz konusu tesislerin ham petrol temininde zorluk yaşamasına ve rafine ürünlerini farklı isimler altında satmak zorunda kalmasına yol açtı. Çin’in toplam rafineri kapasitesinin yaklaşık dörtte birini oluşturan bu tesisler, dar ve zaman zaman negatif kâr marjlarıyla faaliyet gösterirken, son dönemde zayıf iç talep nedeniyle de baskı altında bulunuyor.

ABD yaptırımları, ABD yargı yetkisi kapsamındaki varlıkların dondurulmasını ve Amerikan kişi ve kurumlarının listelenen kuruluşlarla iş yapmasının yasaklanmasını içeriyor. Bu durum, bazı büyük bağımsız rafineri şirketlerinin İran petrolü alımından kaçınmasına neden oldu. Kpler verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla Çin, İran petrol sevkiyatlarının yüzde 80’inden fazlasını satın alıyor.

Nispi dokunulmazlık

Uzmanlar, yaptırımlar dosyası kapsamında uzun süredir bağımsız rafinerilerin ABD yaptırımlarının tam etkisinden görece daha az etkilendiğini belirtiyor. Bunun başlıca nedeni olarak, bu şirketlerin ABD finans sistemiyle sınırlı bağlantılara sahip olması gösteriliyor. Uzmanlara göre, İran petrolü alımlarını kolaylaştıran Çin bankalarına yönelik yaptırımların devreye sokulması, çok daha güçlü bir etki yaratabilir.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington’un İran yönetimine karşı ‘boğucu bir mali baskı’ uyguladığını belirterek, “Hazine Bakanlığı, İran’ın petrolünü küresel pazarlara taşımak için kullandığı gemi ağı, aracılar ve alıcılar üzerindeki baskıyı artırmaya devam edecek” dedi.

Bessent ayrıca, iki Çin bankasına İran kaynaklı fonların hesaplarından geçtiğinin tespit edilmesi halinde ikincil yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekleri yönünde uyarı mesajı gönderildiğini açıkladı.

Son dönemde bağımsız rafinerilerin, küresel Brent ham petrol fiyatlarının üzerinde prim ödeyerek İran petrolü satın almak zorunda kaldığı belirtiliyor. Bu durum, ABD’nin deniz yoluyla taşınan İran petrolüne yönelik yaptırımlara geçici muafiyet tanımasının ardından Hindistan’ın alımlarını artırabileceği beklentisiyle fiyatların yükselmesine bağlandı. Ancak söz konusu muafiyetin geçen hafta sona erdiği ifade edildi.