Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Mars çatlaklarından sızan gaz tespit edildi: Volkanik aktivite mi?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Mars çatlaklarından sızan gaz tespit edildi: Volkanik aktivite mi?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları Mars'tan gaz sızdığını saptadı. Bu durum, gezegenin yüzeyinin altında bir şeyler yaşandığına işaret ediyor.

Mars yüzeyinde yeni çatlaklar keşfedilmesi, Kızıl Gezegen'in derinliklerinde bir zamanlar (ve belki de hâlâ) jeolojik aktivite olabileceği sinyalini veriyor. Araştırmacılar, gezegenin içinden gelen gazın yüzeye doğru yükseldiğini düşünüyor.

Yeni bir çalışmada Mars yüzeyinin altındaki magmadan gelen hidrojen klorür gazına dair kanıtlar bulundu. Bu da gezegenin içinde uyku halinde bir tür volkanizma olabileceğine işaret ediyor.

Avrupa Uzay Ajansı'nın ExoMars Trace Gas Orbiter aracı, 2021'de Mars atmosferinde hidrojen klorür gazı tespit etmişti. Dünya'da bu gaz genellikle magmatik bacalardan çıktığı gözlemlendiği için bilim insanları, Mars'ta da aynı şeyin olabileceğini düşündü.

Yeni araştırmadaysa uzay bilimcileri, Mars'ın içinde yakın zamana kadar ve belki de hâlâ yüzey altındaki volkanizmayı destekleyecek kadar ısı olduğuna dair kanıtlar buldu.

Araştırmacılar, Mars'ın volkanik açıdan aktif olabileceğini uzun zamandır tahmin ediyordu. Mars, Güneş Sistemi'ndeki en büyük volkanları barındırsa da bunların ne kadar aktif olduğu net değil. Ayrıca yüzeydeki sensörler de Dünya'yı sarsanlara benzer "Mars depremleri" tespit ediyor.

Ancak gezegende bugüne kadar gerçek bir lav akışı ya da patlama gözlemlenmedi. Yeni bulgular, bunun yüzeyin altında gerçekleşiyor olabileceğini gösteriyor. Gazın, gezegenin içindeki bir tür volkanik boru sistemine benzetilen magma odasından sızdığı düşünülüyor.

Araştırmacılar, Mars'ın bir zamanlar bu şekilde aktif olması durumunda, yaşam için gerekli koşulların ortaya çıkabileceğine inanıyor. Örneğin kabuğun içinden ilerleyen lav, yeraltı sularıyla karışarak Dünya'dakine benzer biçimde yaşamın gelişebileceği küçük alanlar oluşturmuş olabilir.

Polonya Bilimler Akademisi Uzay Araştırma Merkezi'nden öğretim üyesi ve yeni makalenin ortak başyazarı Daniel Mège, "Alba Mons bölgesindeki sızıntı yapan çatlaklarda Mars'ta yaşam aramak son derece mantıklı bir hareket olur" diyor. 

Hidrotermal sistemler aktifse, mikroorganizmaların gelişmesi için gerekli bileşenleri ve enerjiyi barındırabilir ve mikroorganizmaları yüzeyin üstündeki tehlikeli ve değişken ortamdan koruyabilirler.

Çalışma, hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan "Enigmatic HCl detections as a potential signature of igneous activity on Mars" (Mars'taki magmatik faaliyetin potansiyel bir işareti olarak gizemli HCl tespitleri) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
TT

Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki kontrolünü kaybetmesinin ardından İran konusunda atacağı yeni adım merakla bekleniyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün Trump'ı savaşın "bir sonraki aşamasına" hazırlanmakla suçlayarak, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ten çatışmanın bedelini Trump'a açıkça anlatmasını istedi.

Kalibaf, bu açıklamayı Vance'in İran savaşını Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin sorumlusu olarak göstermesine cevap olarak yaptı. Kalibaf, X hesabından İngilizce yaptığı paylaşımda, "Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor" ifadelerini kullandı.

Kalibaf, "Başkanınız, ABD 'Önce İsrail' sloganı altında uçurumun eşiğinde dururken savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanıyor" dedi. Vance'e gösterişli konuşmaları bırakması çağrısında bulunan Kalibaf, "Neden bunları başkanınıza söylemiyorsunuz?" diye sordu.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kalibaf, Vance'in savaşın kötü bir fikir olduğunu düşünmesi hâlinde, çatışmayı sürdürmek yerine Trump'ı savaşı sona erdirmeye ikna etmesi gerektiğini savundu. İki isim, nisan ayında gerçekleştirilen doğrudan barış görüşmelerinde ülkelerinin heyetlerine başkanlık etmişti.

Putin'e Hamaney'den mesaj

Moskova'da ise İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'in mesajını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletti. İran devlet medyası mesajın içeriğine ilişkin bilgi vermedi.

Kremlin, Putin'in Rızai ile görüştüğünü doğrularken görüşmenin ayrıntılarını paylaşmadı. Putin ve Rızai, 2 Kasım'da da telefonla görüşerek bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele almıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)

Ziyaret, Financial Times gazetesinin Rusya'nın İran'a helikopterlere monte edilen güdümlü füze fırlatma sistemlerinden 90 adet tedarik etmeyi kabul ettiğine ilişkin haberinin ardından gerçekleşti. Gazete haberini, incelediği Rus üretim belgelerine dayandırdı.

Nedeni savaş

Vance, çarşamba günü yaptığı paylaşımda, "Kaybetmemizin nedeni savaş" ifadesini kullanmıştı. Savaşı savunanlara seslenen Vance, Senato'da önümüzdeki altı yıl boyunca çoğunluğun kaybedilmesinin bu savaşa değdiğini söyleyip söyleyemeyeceklerini sorguladı.

Vance, "Herkes neden kaybettiğimizi biliyor. Nereye gittiğimize ilişkin her dürüst tartışma bu noktadan başlamalı" ifadelerini kullandı.

Trump ile arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunduğu iddialarını hafifletmeye çalışan Vance, başkanın da savaşın Cumhuriyetçilere seçimlere mal olduğunu kabul ettiğini söyledi. Ancak Trump, Reuters'a göre savaşın seçim yenilgisinin birçok nedeninden yalnızca biri olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)

Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, savaşın akaryakıt fiyatlarını yükseltmesi nedeniyle yardımcısının değerlendirmesinin "büyük ölçüde doğru" olduğunu söyledi. Bununla birlikte savaşı savunarak Wall Street Journal'a "Doğru olanı yaptım. Yine olsa yine yapardım" dedi.

Savaşı ne zaman sona erdireceği sorulan Trump, Axios'a göre, "Ne zaman istersem. Ancak bunun doğru şekilde yapılması gerekiyor çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez" cevabını verdi.

Bir Beyaz Saray danışmanı Reuters'a, bazı yetkililerin Vance'in paylaşımını başkanın dış politika çizgisinden sapma ve savaşın ülke içindeki ekonomik sonuçlarının kamuoyu önünde kabul edilmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Konuya yakın bir kaynak, paylaşımın Vance'in 2028 başkanlık seçimleri için kampanyasının başlangıcı olarak yorumlanabileceğini belirtti. Ancak başka bir Beyaz Saray yetkilisi, üst düzey çalışanların çoğunun bu açıklama karşısında şaşkınlık yaşadığını ifade etti.

Paylaşım, Trump'ın savaşın ilk destekçilerinden biri olarak nitelendirdiği Savunma Bakanı Pete Hegseth'in geleceğine ilişkin de soru işaretleri doğurdu.

Söylediklerine inanmayın

Trump, haftalardır seçimlerin ardından savaşı bir şekilde sona erdireceğini söylüyordu. Ancak Axios'a göre en yakın danışmanları bile başkanın bundan sonraki adımının ne olacağını bilmiyor.

ABD ve İsrail, şubat ayında İran'a karşı savaşı başlattı. Nisan ayında ilan edilen ateşkesin bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmaması üzerine çatışma çıkmaza girdi.

Reuters'ın haberine göre İran, o tarihten bu yana yer altına gizlediği askeri cephaneliğinin bir bölümünü yeniden kullanıma hazırladı ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri tehdit etti. Bu gelişmeler küresel petrol arzına ilişkin endişeleri artırdı.

Reuters'a konuşan iki kaynak, Trump'ın geçen hafta ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper'dan askeri operasyonların yeniden başlatılmasına ilişkin seçenekler hakkında brifing aldığını söyledi.

Axios'a konuşan ABD'li yetkililere göre Amerikan ordusu, bölgeye daha fazla askeri teçhizat gönderilmesi de dahil olmak üzere İran'da büyük çaplı operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

Bununla birlikte bir ABD istihbarat yetkilisi ve Reuters'a konuşan iki yetkilinin aktardığına göre, son aylarda hazırlanan istihbarat değerlendirmeleri, yeni saldırıların Tahran'ın müzakere pozisyonunu önemli ölçüde değiştirmeyeceği ve rejim değişikliğine yol açmayacağı sonucuna vardı.

Ancak konuya yakın kaynaklar, Trump'ın askerî harekât kararı alabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklardan biri, seçimlerin ardından Trump'ın siyasi açıdan kaybedecek fazla bir şeyi kalmadığını söyledi. İkinci kaynak ise, "İran'ı bombalamayı planlıyor. Söylediklerine inanmayın. Bu kararı ara seçimler nedeniyle erteledi" ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir mutabakatlar

Katarlı arabulucular, çatışmaların yeniden başlamasını önleyecek bir anlaşma taslağı için Washington ve Tahran'ın desteğini sağlamaya çalışıyor. Axios'a konuşan bölgesel kaynaklara göre bu girişim, önümüzdeki günlerde doğrudan müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açabilir.

ABD'li bir yetkili, Axios'a yaptığı açıklamada, "Herkese önce seçimlerin bizim açımızdan nasıl sonuçlanacağını görmek istediğimizi söyledik" dedi.

Vance son haftalarda müzakerelerdeki çabalarını artırdı. Ancak Reuters'a göre İran, Washington'un uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen sıfırlama talebi de dahil olmak üzere şartlarını kabul etmeye hazır olduğuna ilişkin kayda değer bir işaret vermedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde bölgesel gelişmelerin ve bölgede istikrarın sağlanmasına yönelik diplomatik çabaların ele alındığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Umman Haber Ajansı'ndan aktardığına göre Arakçi ile Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi de perşembe günü Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımının engelsiz biçimde yeniden başlamasını sağlayacak "uygulanabilir siyasi ve teknik mutabakatlar" üzerinde yürütülen görüşmeleri değerlendirdi.

İki bakan, "gerilimin düşürülmesi" aşamasından, deniz yollarının güvenliğini sağlayacak somut düzenlemelere ve ticaret ile enerji taşımacılığını güvence altına alacak ortak teknik mekanizmalara dayalı "sürdürülebilir mutabakatlar" aşamasına geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bu sürecin savaş durumunu sona erdirmesi gerektiğini belirtti.

Bakanlar ayrıca mutabakatların devletlerin egemenliğine saygı ve bütün tarafların meşru çıkarlarının gözetilmesi temelinde oluşturulması çağrısında bulundu.

El-Busaidi, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile yaptığı başka telefon görüşmesinde de bölgesel gelişmeleri ele aldı. Pakistan Dışişleri Bakanlığına göre iki taraf diyaloğun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Siyasi yenilgi

Rızai, çarşamba günü yaptığı açıklamada, "İran halkının" Trump'ı hem savaş alanında hem de Hürmüz Boğazı'nda "stratejik yenilgiye", Washington'da ise "siyasi yenilgiye" uğrattığını savundu. Rızai, Amerikalıların Trump'ın savaşının faturasıyla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.

Axios'un aktardığına göre Rızai, "İran'la karşı karşıya gelen herkes savaş alanından kendi evinin kapısına kadar bedel ödeyecek" ifadelerini kullandı.

İran gazeteleri de dün seçim sonuçlarını savaşın bir kazanımı olarak değerlendirdi. Hükümete yakın İran gazetesi, "Trump'ın balonu patladı" başlığını atarak, Vance'in "Kaybetmemizin nedeni İran savaşıydı" sözlerine yer verdi.

Meclis Başkanı Kalibaf'a yakın çizgideki Sobhe No gazetesi (Yeni Sabah), seçmenlerin "İsrail adına İran'la savaşı" mahkûm ettiğini yazdı. Devrim Muhafızları'na yakın Cevan gazetesi ise "İlk cihatımızı genişleteceğiz" başlığını kullandı.

Axios'a konuşan arabuluculuk sürecinde yer alan diplomatlar, Trump'ın danışmanları ve Ortadoğu uzmanları, İran'daki bu sevinç gösterilerinin Trump'ın savaşa geri dönme ihtimalini artırabileceğini belirtti.

İran Meclisi Adli ve Hukuki İşler Komisyonu üyesi Muhammed Taki Nakdaali ise Avrupa ve ABD sokaklarında Amerikan, İsrailli ve Avrupalı siyasetçileri cezalandırmaya hazır "piyade askerleri" bulunduğunu ve Tahran'ın bu imkânlardan yararlandığını söyledi.

Hamaney, cumartesi günü askeri komutanlara tehditlere "coğrafi sınır olmaksızın" karşılık verme talimatı vermişti. Çarşamba günü de Washington'un saldırıları yeniden başlatması hâlinde savaşın kapsamının genişleyeceği uyarısında bulundu.

 Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)

Trump'ın seçenekleri

Axios, Trump'ın önünde üç seçeneğin bulunduğunu ve üçünün de çeşitli sorunlar barındırdığını değerlendirdi.

İlk seçenek askeri saldırıları yeniden başlatmak. Ancak bu seçenek kamuoyunda destek görmüyor, akaryakıt fiyatlarının yüksek kalmasına neden olabilir ve askerî açıdan daha iyi bir sonuç getirmesi de beklenmiyor.

İkinci seçenek müzakere. Ancak Tahran'ın taviz vermeyi reddetmesi veya Trump'ın zayıfladığını düşünerek taleplerini artırması hâlinde bu seçeneğin de çıkmaza girmesi mümkün.

Üçüncü seçenek ise Trump'ın yardımcılarının "boğma stratejisi" olarak adlandırdığı yaklaşım. Bu seçenek, deniz ablukasının ve yaptırımların sürdürülmesini, İran yönetiminin baskı altında bırakılmasını ve anlaşma yapma isteğinin sınanmasını öngörüyor. Bu yöntemin sonuç vermesi aylar sürebilir.

Vance, son aylarda Trump'ın yakın çevresinde savaşı sona erdirecek bir anlaşmayı savunan grubun öncülüğünü yaptı. Axios'a göre Vance, özel görüşmelerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran konusunda "her açıdan yanıldığını" ileri sürdü.

Habere göre Trump, Netanyahu'nun baskılarına rağmen seçimlerden önce saldırı düzenleme seçeneğini değerlendirmiş, ancak beklemeye karar vermişti. Üst düzey danışmanlarının tavsiyelerine rağmen geçen hafta İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya destek verdiğini açıkladı.

Axios, Vance'in paylaşımında İsrail ile ilişkinin Cumhuriyetçiler açısından ciddi bir siyasi yük hâline geldiğini savunduğunu aktardı.

İsrail'in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon ise savaşın ve ABD'deki enerji fiyatlarındaki artışın sorumluluğunun ülkesine yüklenmesini reddetti.

Danon, Vance'in değerlendirmesine cevap olarak i24NEWS kanalına yaptığı açıklamada, Washington'un İran'a saldırma kararını bağımsız biçimde aldığını, İsrail'in ise operasyona destek verdiğini söyledi.

Danon, "Her şey için İsrail'i suçlamak her zaman kolaydır. Ancak bu doğru değil" ifadelerini kullandı.

Trump'ın, İsrail'in güvenlik taleplerini karşılamayan bir anlaşma yapma ihtimali sorulan Danon, "Kendimizi korumak için her zaman ne gerekiyorsa yapacağız" cevabını verdi.


Demokratların kontrolündeki Kongre, Trump'a karşı mücadele cepheleri oluşturmaya hazırlanıyor

ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)
ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)
TT

Demokratların kontrolündeki Kongre, Trump'a karşı mücadele cepheleri oluşturmaya hazırlanıyor

ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)
ABD'de ara seçimlerin ertesi günü Kongre binası (Capitol) (AP)

Demokratlar, ara seçimlerde elde ettikleri zaferin ve Kongre'nin her iki kanadında da kontrolü ele geçirmelerinin ardından ABD Başkanı Donald Trump'a karşı yeni mücadele alanları açmaya hazırlanıyor. Washington'daki siyasi dengelerin değişmesi, Trump'ın görev süresinin son iki yılında iç ve dış politika gündemini yeni kısıtlamalarla karşı karşıya bırakıyor.

Demokratlar, Trump ve ailesiyle bağlantılı çıkar çatışması iddialarını araştırmak için Kongre'nin denetim ve ifade vermeye çağırma yetkilerini kullanmayı planlıyor. Soruşturmaların kapsamına ticari faaliyetler ve kripto para işlemlerinin yanı sıra Trump yönetiminin Jeffrey Epstein dosyasını ele alış biçimi, göçmenlere yönelik baskınlar ve göçmenlerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesi de girecek.

Ancak Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Trump'ın görevden alınmasının yeni çoğunluğun öncelikleri arasında bulunmadığını vurguladı. Jeffries, basına yaptığı açıklamalarda Amerikalıların siyasi hesaplaşmalar yerine hayat pahalılığına çözüm ve somut sonuçlar beklediğini belirtti.

Dış politikada ise Washington'daki siyasi dengelerin değişmesinin İran savaşı ve ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımlar üzerindeki olası etkileri mercek altına alınıyor.

Trump ve yardımcısı JD Vance, savaşın seçim yenilgisinde etkili olduğunu kabul etse de uzmanlar, Demokratların çoğunluğu elde etmesinin askeri operasyonların sona ermesini veya İsrail'e verilen desteğin kesilmesini garanti etmediği uyarısında bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bunun gerekçesi olarak da başkanın geniş yürütme yetkilerini ve Kongre kararlarını veto etme hakkını koruması gösteriliyor.