İsrail topyekûn bir savaşa girerken İsrail vatandaşı Filistinlilerin durumu

Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)
Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)
TT

İsrail topyekûn bir savaşa girerken İsrail vatandaşı Filistinlilerin durumu

Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)
Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)

Asaad Ghanem

İsrail'in “nehirden denize” kadar Filistinlilere karşı yürüttüğü yıkıcı savaşın başka bir boyutu daha var. Bu boyut, uzun zamandır karartılıp ötekileştiriliyor. İsrail vatandaşı olan Filistinli Arapların (1948 Arapları) ‘kendi devletleri’ tarafından Gazze’ye yönelik eşi benzeri görülmemiş zulmünden dolayı çektikleri acıları kastediyorum.

Savaşın bu yönüne çekmeye, bu zulmün durdurulmasına ve İsrail'deki ulusal ve dini haklardan mahrum bırakılmalarına ve tıpkı 2018 yılın İsrail'in ‘Yahudi ulus devlet’ olarak ilan edildiği yasa tasarısının kabul edilmesinde olduğu gibi bu hakları elde etmelerini baltalama çabalarına rağmen İsrail vatandaşı Arapların -eksik olsa da- hukuki statüsüne saygı gösterilmesi için uluslararası, bölgesel, Filistin ve İsrail düzeyinde çalışılmasına yönelik açık bir çağrı bu.

İsrail’deki (Batı Şeria ve Gazze dışındaki) Filistinlilerin çoğu vatandaşlık haklarına ve Filistinli Arap kimliklerine bağlılar. Bu bağlılık onların özlemlerinde, siyasi ve toplumsal mücadelelerinde önemli bir yere sahip. Öyle ki bu bağlılığın anayurtlarında kararlılıklarını güçlendirmelerine ve benzersiz başarılar elde etmelerine de katkısı oldu. Böylece yavaş yavaş dünyadaki diğer Arap topluluklarından nispeten daha üstün eğitimsel, sosyal ve ekonomik donanıma ve avantajlara sahip bir topluluğa dönüştüler. Göreceli olarak ve sayıları bakımından dünyadaki en güçlü Arap ve Filistinli sivil topluluk olduklarını söyleyebilirim.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından kurulan hükümetler, 2009 yılından bu yana Yahudilerin ‘soy üstünlüğü’ meselesini çeşitli yasalarla ve düzenlemelerle ortaya koydu. Bunların başında, İsrail vatandaşı Araplarla ortak statüyü reddeden Yahudi Ulus Devleti Yasası’nın onaylanması geliyor. Bu yasayla İsrail devleti gerek İsrail'de gerekse dünyanın başka yerlerinde Yahudilerin münhasır mülkiyeti haline geldi.

İsrail vatandaşı Filistinlilerin önemli başarılar elde etmeleri, onların Yahudilerle eşit vatandaşlık haklarına sahip olmalarını sağlamadı. Yahudi devleti, özünde, anayasasında ve politikasında onları her zaman ikinci sınıf ‘vatandaş’ olarak gördü. 48 Arapları çoğu durumda normal bir demokratik devletin vatandaşları olmaktan ziyade apartheid rejimi altında yaşayanların durumdalar. Hatta bazı İsrailliler dahi ülkelerini apartheid devleti olarak gördüklerini söylüyorlar. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından kurulan hükümetler, 2009 yılından bu yana Yahudilerin ‘soy üstünlüğü’ meselesini çeşitli yasalarla ve düzenlemelerle ortaya koydu. Bunların başında, İsrail vatandaşı Araplarla ortak statüyü reddeden Yahudi Ulus Devleti Yasası’nın onaylanması geliyor. Bu yasayla İsrail devleti gerek İsrail'de gerekse dünyanın başka yerlerinde Yahudilerin münhasır mülkiyeti haline geldi.

Tüm bunlar, bir devletin kendi vatandaşlarına karşı tarafsız olmadığını teyit eden idari uygulamalardır. Hatta devlet vatandaşları arasında çifte standart uyguluyor. İsrail vatandaşı Arapları, onlara saldırmayı kolaylaştıracak şekilde hırpalanmış ve karartılmış bir sınıfa, ikinci sınıf bir konuma yerleştirmeye çalışıyor.

İsrail vatandaşı Filistinlilerin ikinci sınıf ve sallantılı bir statüde olduklarına ilişkin iddiamın belki de en önemli kanıtı, Hamas Hareketi tarafından düzenlenen 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze Şeridi yakınlarında İsrailli sivillerin kabul edilemez şekilde hedef alındığı saldırının ardından İsrail’in savaş ilan etmesiyle birlikte resmi kurumlar ve halk düzeyinde işlediği çeşitli ihlallerin yer aldığı uzun listedir. İsrailli sivillerin hedef alınması, Halid Meşal ve Salih el-Aruri gibi Hamas Hareketi’nin bazı liderlerinin daha önce mesafeli olduklarını, kaçındıklarını ve reddettiklerini vurguladıkları bir saldırı çeşidi.

İsrail’in Hamas’ın saldırısına misilleme olarak Gazze Şeridi’ne karşı askeri operasyonlar başlamasının ve sonuçlarının ardından İsrail'in tüm dünyadaki vicdan sahibi her insanın canını acıtan Gazze’deki sivillere yönelik saldırılarının yarattığı dehşet ve insanlığa karşı işlediği suçların vahşeti, 1948 topraklarındaki Filistinlilerin durumunu daha da kötüleştirdi. Çünkü onların Gazze’deki Filistinlilerin çektikleri acılar karşısında insani bir sempati duyması ya da anlayış göstermesi bile yasak. İsrail’de savaş durumu ilan edildikten sonra, resmî kurumlarda ve halk arasında İsrail vatandaşı Filistinlilere ‘düşmanın beşinci kolu’ muamelesi yapılmaya başlandı.

Netanyahu seçim kampanyası kapsamında Nasıra'ya yaptığı ziyaret sırasında protesto edildi, 13 Ocak 2021 (AFP)
Netanyahu seçim kampanyası kapsamında Nasıra'ya yaptığı ziyaret sırasında protesto edildi, 13 Ocak 2021 (AFP)

İsrail'deki iç güvenlik servisleri, savaşın ilan edilmesinden sonraki bir ay içinde, 48 Araplarının Hamas'ın yaptıklarını anlayışla karşılama ya da meşrulaştırma yahut İsrail propagandasında olduğu Hamas'ın DEAŞ ile eşit olduğu iddiasının aksine bir Filistin ulusal hareketi olduğunun savunulması şeklinde anlaşılabilecek her kelimesini, her ifade girişimini ve Gazze Şeridi'ne saldırı’ ile Filistinlilerin 7 Ekim öncesinde Gazze'deki büyük hapishanelerinde çektikleri acıları birbirine bağlayacak her bir tutumu yakın takibe aldı. Böylece İsrail vatandaşı Filistinlilere ve Filistinli aktivistlere karşı eşi benzeri görülmemiş bir zulüm ve istismarın yapıldığı büyük bir kampanya başlatıldı.

Bir belediye başkanı, ‘halkın barışını’ koruduğu gerekçesiyle belediyede çalışan 48 Araplarından işçileri işlerinden kovdu. Zulümlerini sürdüren hükümet, ‘teröristlere sempati duyan’ kişilerin vatandaşlığının geri alınmasına ilişkin bir karar taslağını gündemine aldı. Eğer bu karar taslağı kabul edilirse İsrail'deki Filistinlilerin vatandaşlık hakları tehlikeye girecek ve benzeri olmayan bir bozulma yaşanacak.

İsrail vatandaşı Filistinlilerin hukuki statüsüyle ilgilenen İsrail'deki Arap Azınlığın Haklarının Korunması Hukuk Merkezi (Adalah), 48 Araplarına karşı açılan 150'den fazla davayı takip ettiğini duyurdu. Hakkında dava açılanlar arasında üniversite öğrencileri, kamu çalışanları ve hatta özel şirket çalışanlarının da olduğunu belirten Adalah, bu kişilerin tek yaptığının İsrail'in Gazze'deki sivillere yönelik saldırılarını kınamak ya da Hamas'ın saldırısını ‘anladıklarını’ belirtmek yahut kasıtlı veya kasıtsız olarak İsrail askerlerinin rehin alınmasına yahut yakalanmasına gönderme yapan ya da Filistinlilerin kendilerini onlarca yıldır kuşatıp işgal eden İsrail karşısında meşru müdafaa hakkına atıfta bulunan bir görüntüyü onaylamak anlamında ‘like atmak’ (beğenmek) olduğunu vurguladı.

Konu, Gazze savaşında yaşananlara ve Gazzelilerin acılarına dair bilgiler yayınlayan sosyal medya kullanıcılarının ya da İsrail'in askeri operasyonlarına ve sivillere yönelik saldırılarına son verilmesi çağrısında bulunan akademisyenlerin tutuklanması ve yargılanması noktasına kadar geldi. Öyle ki İsrail'in merkezindeki bir hastanenin acil servis müdürü, savaştan aylar önce sayfasından paylaştığı ve iki halk arasında barış çağrısı yapılan gönderisi nedeniyle tutuklandı. Savaşın sona ermesi çağrısında bulunan ve Hamas'ın güç kullanmaya başvurmasının nedenlerini açıklayan üniversitelerde derslere ara verildi. Bir belediye başkanı, ‘halkın barışını’ koruduğu gerekçesiyle belediyede çalışan 48 Araplarından işçileri işlerinden kovdu. Zulümlerini sürdüren hükümet, ‘teröristlere sempati duyan’ kişilerin vatandaşlığının geri alınmasına ilişkin bir karar taslağını gündemine aldı. Eğer bu karar taslağı kabul edilirse İsrail'deki Filistinlilerin vatandaşlık hakları tehlikeye girecek ve benzeri olmayan bir bozulma yaşanacak.

Üniversite ve kolejlerde, genellikle fikir özgürlüğüne karşı hoşgörülü olmakla övünen üniversite yönetimleri, Gazze halkı ve onların acılarıyla ilgili endişelerini ve dayanışma içinde olduklarını dile getiren paylaşımlar nedeniyle Arap öğrencileri eğitimden uzaklaştırma ya da disiplin kuruluna verildiklerine dair bildiriler gönderme gibi önlemler aldılar. Şu ana kadar yaklaşık 80 Arap öğrenciye bu bildirilerden gönderildi. Sosyal medya genel olarak 48 Araplarına özelde ise Arap öğrencilere karşı özellikle Yahudi üniversite öğrencilerinin organize girişimiyle kışkırtıcı binlerce yazıyla dolu, fakat hiçbir Yahudi öğrenci üniversite yönetimleri tarafından disipline gönderilmek ya da okuldan atılmakla tehdit edilmedi.

Örneğin Kudüs’teki İbrani Üniversitesi yönetimi, alanında uluslararası üne sahip bir Arap öğretim görevlisinin, İsrail'in Gazze'de yaptıklarını ‘bir yok etme savaşı’ olarak tanımlayan bildiriyi imzalaması nedeniyle gönüllü olarak istifa etmeye çağrılması girişiminde bulundu. Üniversite yönetimi, bu ifadenin Gazze'deki durumu tanımlamak için uygun olduğunu teyit eden ve üniversite yönetiminin bu girişiminden geri adım atmasını isteyen uluslararası akademisyenlerden ve araştırmacılardan gelen onlarca mektubu ve çağrıyı görmezden geldi.

“Bir grup ırkçı faşistin Netanya Akademik Koleji'ndeki öğrenci yurtlarını ablukaya almasıyla olay çığırından çıktı. Bazı Arap öğrencilere fiziki saldırıda bulunan ırkçı faşistler ‘Araplara ölüm’ sloganları attılar ve Arap öğrencileri yurtlardan ayrılmaya zorladılar.

Öte yandan kolejler ve üniversiteler, Nazizm zamanı Yahudilerin yaşadığı felaketle Hamas'ın saldırısını aynı gören ve Hamas’ın DEAŞ’tan farkı olmadığını öne süren İsrail'deki resmi propagandayı eleştiren ve savaşla ilgili bu tür genellemelere karşı çıkan çok sayıda Arap ve Yahudi öğretim görevlisini görevlerinden uzaklaştırdı.

Bir grup ırkçı faşistin Netanya Akademik Koleji'ndeki öğrenci yurtlarını ablukaya almasıyla olay çığırından çıktı. Bazı Arap öğrencilere fiziki saldırıda bulunan ırkçı faşistler ‘Araplara ölüm’ sloganları attılar ve Arap öğrencileri yurtlardan ayrılmaya zorladılar. Daha sonra Netanyahu'nun partisi Likud’dan olan Netanya belediye başkanının, daha önce savaş ve bölgelerinin Hamas ve İslami Cihad Hareketi tarafından füzelerle hedef alınması nedeniyle evlerinden tahliye edilen Yahudi vatandaşların barınması için öğrenci yurtlarının boşaltılması çağrısında bulunduğu ortaya çıktı.

Bu olay bir ‘pogrom’ (kıyın: dini, etnik ya da siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleri) vakasına diğer tüm olaylardan daha çok benziyordu. İsrail’in son günlerdeki hali, kendini Gazze halkını öldürmek, yerinden etmek ve 48 Araplarına zulmetmek söylemleriyle ifade eden şiddetli bir ırkçılık hali olarak karşımıza çıkıyor. Bu faşizme varan ırkçı ve milliyetçi hal, İsrail'in resmi ve kamudaki tutumu haline geldi.

Irkçılığı ve Filistinlilere karşı düşmanlığıyla bilinen Itamar Ben-Gvir yönetimindeki Ulusal Güvenlik Bakanlığı'nın 620'den fazla komiteden oluşan ‘acil durum komiteleri’ adı altında vatandaşlara (Yahudilere) silah dağıtmak gibi çalışmalarının yanında İsrail hükümeti, gösterilerde ateş etme kurallarını değiştirmeyi ve İsrail vatandaşı Filistinlilerin savaş karşıtı protestolar düzenlemeleri halinde kalabalıkların üzerine gerçek mermilerle ateş açılmasına izin vermeyi düşünüyor.

İsrail devletinin, İsrail vatandaşı Filistinlilerin vatandaşlığıyla ilgili bu tehlikeli ve benzeri görülmemiş tutumuna dair gelişmelerle, acilen düzeltilmesi gereken bir durumla ve özellikle İsrail'de uzun yıllardır yapılan anketlerin de işaret ettiği gibi 48 Araplarına düşman olan faşist bir devletin olduğunu ve 48 Araplarının vatandaşlık haklarının derhal ele alınması gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuz ortada.

Tüm bunlara fanatik Yahudilerin kendi ayrı bölgelerinde ya da Filistinlilerle birlikte yaşadıkları karma şehirlerdeki mahallelerinde Filistinli sivillere doğrudan saldırmaları olasılığı da ekleniyor.

İsrail hükümetindeki bakanların ve politikacıların temsil ettiği devletin kurumlarında, İsrail vatandaşı Filistinlilerin vatandaşlığıyla ilgili bu tehlikeli ve benzeri görülmemiş duruma dair gelişmelerle, acilen düzeltilmesi gereken bir durumla ve özellikle İsrail'de uzun yıllardır yapılan anketlerin de işaret ettiği gibi 48 Araplarına düşman olan faşist bir devletin olduğunu ve 48 Araplarının vatandaşlık haklarının derhal ele alınması gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuz ortada. Netanyahu'nun başbakanlık görevi sırasında ve son savaştan önce birçok kez 48 Araplarına karşı açıkça provakatif söylemlerde bulunduğunu söylemeye gerek dahi yok.

Netanyahu'nun İsrail yargı sisteminde reform yapma planına karşı düzenlenen gösterilerden biri (AFP)
Netanyahu'nun İsrail yargı sisteminde reform yapma planına karşı düzenlenen gösterilerden biri (AFP)

Üniversiteler ve hastaneler gibi kamu kurumlarının resmi zulüm ve baskıları ile sıradan Yahudi vatandaşların 48 Araplarına karşı saldırıları daha da kötüleşti. Yıllardır var olan ve zamanla dozu artan milliyetçi, ırkçı, faşist eğilimlerin körüklediği bir durumun devamı olarak son bir ay içinde 48 Arapları, haklarının ihlal ve varlıklarının tehdit edildiği bir tehlikeyle karşı karşıyalar.

Savaş ve yansımaları, İsrail vatandaşı Filistinlilerin ne vatandaşlıklarının ne de işgal altındaki kendi topraklarındaki varlıklarının güvende olduğu konu İsrail’e bırakılırsa vatandaşlıktan çıkarılma ve sınır dışı edilme tehlikesinin gerçek olduğunu kanıtladı. Savaş ve yansımaları, İsrail vatandaşı olan Filistinli Arapların ne vatandaşlıkları ne de tarihi vatanları açısından güvende olmadıklarını, mesele İsrail'e bırakılırsa vatandaşlıklarının geri alınması ve sınır dışı edilmeleri tehlikesinin gerçekten var olduğunu kanıtladı. İsrail'i, 48 Araplarının haklarına saygı duymaya ve onların anavatanlarındaki varlığının ötesinde eşit hak ve vatandaşlık haklarını teyit etmeye zorlayan uluslararası önlemler de dahil olmak üzere İsrail'in durumu kötüleştirdiği işin bu boyutunun önüne geçmek için çalışılması gerekiyor.

Bu meselenin uluslararası kuruluşların gündemine alınmasının yanı sıra Filistinlilere karşı kapsamlı savaşında İsrail'i destekleyen ülkelerin de gündemine alınması büyük önem taşıyor. Bu, İsrail'in demokratik olmayan prosedürlere devam etmesini engellemek için İsrail, tam bir vatandaşlık olmasa da 48 Araplarının haklarını yerli halkları ve göçmen olmayanlar olarak korumak zorunda kalsa bile çeşitli şekillerde müdahale edilmesi çağrısıdır.

Bu aynı zamanda tüm Filistinlilere ve Araplara, İsrail'deki Filistinlilerin durumunu ve içinde bulundukları koşulları hesaplarına dahil etmeleri çağrısıdır. Tüm bunların da ötesinde bu, İsrail vatandaşı Filistinlilere ve liderlerine, kararlılıklarını ve haklarına bağlılıklarını güçlendirmek için toplumlarını örgütleme konusunda çalışmaları çağrısıdır. Son olaylar, bunu yapmak için çok geç kaldıklarını kanıtladı. Bu konu eşitlik ve tam vatandaşlık mücadelesinde ve Filistin halkının meşru haklarını elde etme mücadelesinde İsrail'in içinde bir dönüşüm gerçekleşene, faşist ve ulusal düzeydeki bir durumdan makul ve demokratik olarak kabul edilebilir bir sivil duruma, Yahudi ırkının üstünlüğü statüsünden vatandaşlık ve eşitlik durumuna dönüşene kadar ikinci sırada kalmaya devam edemez. Bunun Filistin-İsrail çatışmasına tarihi bir çözüm bulunmasına da katkısı olabilir.

En nihayetinde acı deneyimlere dayanarak, İsrail vatandaşı Filistinlerin kendisini Yahudi Ulusal Devleti olarak gören bir devletin etkisinden koruma konusunda İsrail’e güvenmek yanlış olur. Bunun yerine özel, uluslararası bir denetim mekanizması oluşturulmalı. İsrail vatandaşı Filistinlilerin varlığını ve haklarını korumak amacıyla, uluslararası bir kuruluşun onların içinde bulundukları şartları izlemesi daha doğru bir tercih olacaktır.

Ülke nüfusunun 2023 yıl başı itibariyle 9 milyon 700 bine ulaştığı İsrail’de nüfusun yaklaşık 2 milyon 150 binini "İsrailli Araplar" olarak tanımlanan İsrail vatandaşı Filistinlilerden oluştuğu belirtiliyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler ülke nüfusunun yüzde 22'sine tekabül ediyor. Tel Aviv rejiminin "İsrailli Araplar" Filistin tarafının ise “1948 Filistinlileri” olarak tanımladığı vatandaşlar, 1948'deki savaş ve sonrasında yaşanan işgale rağmen yurtlarında kalarak İsrail vatandaşı olan Filistinlilerden oluşuyor. Ülkenin kuzey ve güney illerinde yoğunlaşan Arap nüfusun yüzde 84’ü Müslüman, yüzde 8’i Hristiyan, yüzde 8’i ise Dürzi.

Bu nüfusun dışında kalan ve İsrail vatandaşı olmayan Filistinliler ise Gazze ve Batı Şeria’da yaşıyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



ABD'de bahisler değişti: 2028 başkanlık seçimi için yeni favori

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
TT

ABD'de bahisler değişti: 2028 başkanlık seçimi için yeni favori

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)

Popüler tahmin piyasası sitesi Kalshi'nin kullanıcıları, 2028 ABD başkanlık seçiminin yeni favorisini belirledi.

Kalshi, çarşamba sabahı X'te, Dışişleri Bakanı  Marco Rubio'nun artık "2028 başkanlık yarışını kazanma ihtimali en yüksek isim" olduğunu duyurdu. Gönderide Rubio'nun yüzde 19'la başı çektiği, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Kaliforniya Valisi Gavin Newsom'un ise yüzde 18'lik oranlara sahip olduğu belirtildi.

Bir diğer tahmin piyasası platformu Polymarket da salı sabahı Rubio'nun sitedeki oranlarının "tüm zamanların en yüksek seviyesine" ulaştığını ancak hâlâ Vance'in birkaç puan gerisinde kaldığını açıkladı.

Tahmin piyasası platformları, kullanıcıların olayların sonucuna bahis oynamasına imkan tanıyor ve giderek daha popüler hale geliyor. Washington Post'un ocak ayındaki haberine göre Kalshi ve Polymarket aracılığıyla siyasi veya hükümetle ilgili olaylara 200 milyon dolardan fazla bahis oynandı.

Seçime iki yıldan fazla süre olsa da Başkan Donald Trump'ın yerine kimin geçebileceğine ilişkin sorular artıyor.

Rubio'nun siyasi emelleri hakkında spekülasyonlar giderek artsa da Dışişleri Bakanı, yarışması halinde Cumhuriyetçilerin adaylığı için en güçlü isim olarak görülen Vance'e desteğini defalarca dile getirdi.

Rubio, geçen yılın sonlarında Vanity Fair'da yayımlanan röportajında, "J.D. Vance başkanlık için yarışırsa bizim adayımız olacak ve onu destekleyen ilk kişilerden biri ben olacağım" demişti.

Geçen yaz 2028 seçimi sorulduğunda Rubio, Vance'in "harika bir aday" olacağını söylemişti.

Fox News'dan Lara Trump'a, "Bence başkan yardımcılığında harika iş çıkarıyor. akın bir arkadaşım ve umarım aday olmayı düşünüyordur. Biliyorum, biraz erken" diye konuşmuştu.

Ama Dışişleri Bakanı olarak bulunduğum konum gereği siyasetin içinde yer almıyorum. Aslında iç politikaya karışmamı engelleyen kurallar var ve başkan izin verdiği sürece bu işi yapıp bu görevde kalmak istiyorum, bu da beni Ocak 2028'e kadar burada tutacak.

Dışişleri Bakanı'nın geçmişteki yorumlarına rağmen, Wall Street Journal'ın haberine göre Trump, seçim yaklaştıkça Vance ve Rubio'yu giderek daha fazla karşı karşıya getirmeye başladı. Yakın zamanda düzenlenen bir etkinlikte Trump, bağışçılardan oluşan bir salonda bu iki isim hakkında yoklama yaptı ve katılımcılar, gazeteye Rubio'ya gelen alkışların daha yüksek olduğunu söyledi.

Yine de Trump'ın Vance ve Rubio'yu karşılaştırmayı oyun olarak gördüğü ve henüz bir halef seçimi olarak değerlendirmediği bildiriliyor. Journal'ın kaynakları, Trump'ın Vance ve Rubio'nun aynı listede aday olmasını istediğini dile getirdiğini de belirtti.

Trump'ın kendisi de anayasaya aykırı olacak üçüncü bir dönem için tekrar aday olma ihtimalini defalarca dile getirdi.

Independent Türkçe


Michigan eyaletinde sinagoga silahlı saldırı

ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
TT

Michigan eyaletinde sinagoga silahlı saldırı

ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)
ABD kolluk kuvvetleri, Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesindeki “Temple Israel” sinagoguna gelen ihbar üzerine müdahale etti. (Associated Press)

Michigan Eyaleti polisi, bugün (Perşembe) West Bloomfield bölgesinde bir sinagogda silahlı saldırı yaşandığını duyurdu.

FBI Direktörü Kash Patel, “Michigan’daki ortaklarımızla birlikte FBI ekipleri olay yerinde bulunuyor. West Bloomfield’daki sinagogda hem araçla çarpma hem de silahlı saldırı olayıyla ilgileniyoruz” dedi.

Oklend County Şerifi, Detroit yakınlarındaki sinagogda en az bir kişiyle güvenlik görevlilerinin çatıştığını bildirdi. Associated Press’in aktardığına göre, WDIV-TV kanalı, bir kamyonetin “Temple Israel” (İsrail Tapınağı) sinagoguna girdiğini bildirdi.

Oklend County Şerifi Mike Bouchard, henüz kimsenin gözaltına alınmadığını açıkladı. Olay yerinden yükselen dumanlar gözlendi. Görgü tanıklarının aktardığına göre, saldırgan hayatını kaybetti.

FBI Direktörü Kash Patel, polis ekiplerinin olay yerinde olduğunu ve olayın hem araçla çarpma hem de silahlı saldırı içerdiğini doğruladı.

Oklend County polis departmanı, binanın tahliye edildiğini bildirdi. Polis izniyle yaklaşık 12 veli, içerideki küçük çocuk eğitim merkezinden çocuklarını çıkardı. West Bloomfield bölgesindeki okullar kapatıldı.

fbfr
Michigan eyaletinin West Bloomfield bölgesinde “Temple Israel” sinagogu yakınında insanlar toplandı. (Associated Press)

Michigan Valisi Gretchen Whitmer, gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek yaptığı açıklamada, “Bu üzücü bir olay. Michigan’daki Yahudi topluluğu, dini ibadetlerini güvenle gerçekleştirebilmelidir” dedi.

Temple Israel, ülkenin en büyük reformist sinagogu olarak tanımlanıyor ve 12 bin  üyeye sahip. Sinagog, erken çocukluk eğitim merkezi ve aileler ile yetişkinler için eğitim programları sunuyor.

Sinagog web sitesine göre kuruluş amacı Yahudi topluluklarını dünya çapında desteklemek ve misyonu “Reformist Yahudilik perspektifiyle güçlü bir topluluk inşa etmek.

Detroit Yahudi Federasyonu, bölgedeki tüm Yahudi kuruluşlarını “tam kapanma protokolü uygulamaya – binalara giriş ve çıkışları durdurmaya” çağırdı.


İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: Bize yeniden savaş dayatılmayacağının garantisini istiyoruz

Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
TT

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: Bize yeniden savaş dayatılmayacağının garantisini istiyoruz

Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)
Mecid Taht Revançi, geçen yıl aralık ayı başında Avrupalılarla yapılan ikinci tur görüşmelerin sonuçları hakkında Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu bilgilendirdi. (İran İslam Şurası Meclisi internet sitesi)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi, ülkesinin gelecekte yeniden bir savaşla karşı karşıya bırakılmamasını sağlayacak garantiler istediğini belirterek, Tahran’ın dışarıdan dayatılan bir çatışmanın tekrarını önlemeyi amaçladığını söyledi.

Taht Revançi, AFP’ye Tahran’da verdiği röportajda, “İran’a yeniden savaş dayatılmayacağından emin olmak istiyoruz” dedi.

Geçen yıl haziran ayında savaşın başladığını belirten Taht Revançi, “12 gün sonra ‘düşmanlıkların durdurulması’ olarak adlandırılan bir süreç oldu. Ancak sekiz ya da dokuz ay sonra karşı taraf yeniden toparlanarak saldırıyı tekrarladı” ifadelerini kullandı. İranlı yetkili bu sözleriyle ABD ve İsrail’i işaret etti.

Taht Revançi, “Gelecekte bize bu şekilde davranılmasını istemiyoruz” dedi.

İran’ın çatışma başlamadan önce komşu ülkelere mesaj ilettiğini de belirten Taht Revançi, ABD’nin İran’a yönelik herhangi bir saldırıya katılması halinde Amerikan varlıkları ve üslerinin meşru hedef sayılacağını bildirdiklerini söyledi.

Taht Revançi  “Savaş başlamadan önce farklı vesilelerle komşularımıza, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırıya katılması halinde tüm Amerikan varlıklarının ve üslerinin İran için meşru hedef olacağını bildirdik” diye konuştu.

İranlı yetkili, ülkesinin askeri adımlarını savunma amaçlı olarak gördüğünü belirterek, “Kendimizi savunmak için hareket ediyoruz ve gerekli olduğu sürece savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Taht Revançi ayrıca ABD ve İsrail’in saldırılarının, Washington ile Tahran arasında planlanan yeni bir müzakere turundan birkaç gün önce gerçekleştiğini söyledi. Taraflar arasında daha önce üç tur görüşme yapılmıştı.

Daha önce arabuluculuk yapan Umman ise bu görüşmelerde “önemli ilerleme” kaydedildiğini açıklamıştı.

İranlı yetkili, bazı “dost ülkelerin” çatışmayı sona erdirmek için Tahran ile temasa geçtiğini, ancak bu ülkelerin hangileri olduğunu belirtmedi.

“Bazı dost ülkeler savaşın sona erdirilmesi için bizimle iletişime geçti” diyen Taht Revançi, İran’ın bu ülkelere tutumunu açık şekilde ilettiğini belirtti.

Taht Revançi, ateşkesin kapsamlı bir çözümün parçası olması gerektiğini vurgulayarak, “Onlara aynı şeyi söylüyoruz: Ateşkes, savaşı tamamen sona erdirecek kapsamlı bir formülün parçası olmalı” ifadelerini kullandı.

İranlı yetkili ayrıca dünyanın en önemli petrol taşımacılığı hatlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki duruma da değindi.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD ordusunun bölgede mayın döşemeye çalışan İran gemilerini hedef aldığını açıklamıştı. Ancak Taht Revançi bu suçlamaları reddetti.

Taht Revançi, “Bölgede, güneyde Körfez’e yakın kara sularımızda, sularımızı ve ülkemizi korumaya hazır olmak için ihtiyati tedbirler alıyoruz” dedi. Bu önlemlerin savunma amaçlı olduğunu belirten yetkili, ayrıntı vermedi.

İran’ın son dönemde birçok ülkenin gemisinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verdiğini de ifade eden Taht Revançi, “Bazı ülkeler boğazdan geçiş konusunda bizimle temas kurdu ve biz de iş birliği yaptık” dedi.

Ancak Tahran’ın saldırılara katılan ülkeler ile katılmayanlar arasında ayrım yaptığını belirterek, “Saldırganlığa katılan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişten faydalanmaması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Taht Revançi ayrıca İran’daki siyasi sistemin bu çatışma nedeniyle tehdit altında olduğuna yönelik değerlendirmelere de değindi.

İran liderliğinin mevcut durumun rejim için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu düşünmediğini belirten Taht Revançi, “Bu aşamayı geride bıraktık” dedi.

Taht Revançi  “Amerikalılar ve İsrailliler 24 ya da 48 saat içinde tüm sistemin çökeceğini düşündü, ancak bu gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.

İran yönetiminin baskılara karşı ayakta kalabileceğine inandığını belirten Taht Revançi,, “Düşman bu sistemin ayakta kalacak kadar güçlü olduğunu biliyor” dedi.

İranlı yetkili, krizin yalnızca askeri yollarla çözülemeyeceğini, çatışmayı tamamen sona erdirecek daha geniş düzenlemelere ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Taht Revançi, Tahran’ın çatışmayı sona erdirecek ve savaşın yeniden başlamasına yol açan koşulların tekrarlanmasını önleyecek bir anlaşma istediğini belirterek, “İstediğimiz şey savaşı tamamen sona erdirecek kapsamlı bir çerçevedir” dedi.

İran’ın bu hedef doğrultusunda diplomatik kanalları kullanmayı sürdüreceğini ifade eden Taht Revançi, “Gerekli olduğu sürece kendimizi savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.