Paris, Gazze’ye yönelik ihlalleri nedeniyle İsrail’e verdiği ‘sınırsız desteği’ yeniden gözden geçirmeye yöneliyor

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Şifa Hastanesi’ndeki askeri baskınlardan ‘derin endişe duyduklarını’ açıkladı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dünkü İsviçre ziyareti sırasında sağında İsviçre Konfederasyonu Başkanı Alain Berset ile birlikte (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dünkü İsviçre ziyareti sırasında sağında İsviçre Konfederasyonu Başkanı Alain Berset ile birlikte (Reuters)
TT

Paris, Gazze’ye yönelik ihlalleri nedeniyle İsrail’e verdiği ‘sınırsız desteği’ yeniden gözden geçirmeye yöneliyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dünkü İsviçre ziyareti sırasında sağında İsviçre Konfederasyonu Başkanı Alain Berset ile birlikte (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dünkü İsviçre ziyareti sırasında sağında İsviçre Konfederasyonu Başkanı Alain Berset ile birlikte (Reuters)

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Ortadoğu’da görev yapan en az 12 büyükelçisi tarafından bakanlığa hitaben kaleme alınan mektuba yanıt vermekte gecikmedi. Mektupta, anayasaya göre ülkesinin dış politikasını belirleme yetkisi olan cumhurbaşkanı tarafından kararlaştırılan, ardından da dışişleri bakanlığı tarafından uygulamaya konan Fransa’nın Gazze savaşına ilişkin diplomasisi protesto edilerek eleştirildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anne-Claire Legendre, salı günü internet üzerinden gerçekleştirdiği basın toplantısında, büyükelçilerin mektubuyla ilgili sorulan bir soruya, mektubun önemini küçümsemeye çalışarak yanıt verdi. Legendre, “Herhangi bir uluslararası konu, diplomatlarımızın daha fazla katkı sağlamasına imkan tanır ve günlük görevleri diplomatik düşünceye katkıda bulunmaktır” ifadelerini kullandı.

Ancak en önemli nokta açıklamanın ikinci bölümündeydi. Sözcü Legendre, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fransa’nın dış politikasının belirlenmesinden ister cumhurbaşkanı olsun, ister hükümet olsun, ister parlamentodan sorumlular olsun, isterse dışişleri bakanı olsun Fransızlar tarafından seçilen siyasi otoritelerimiz sorumlu. Diplomasi, basında ifade edilen bireysel görüşlerden ibaret değildir. Kişisel bir görüş açıklamada takdir yetkisi ile devlete ve onu yönetenlere bağlı kalma, tüm çalışanların olduğu kadar diplomatların da üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.”

Dışişleri Bakanlığı'nın Arap ülkelerinin başkentlerinde Fransa’yı temsil eden hoşnutsuz diplomatlara, içeriği Elysee Sarayı ile kararlaştırıldığına şüphe olmayan mesajı “Uygula ve itiraz etme” şeklinde özetlenebilir.

Fransız polisi, Paris’teki Milipol sergisinin girişinde ‘İsrail’i silahlandırmayı bırakın’ pankartı taşıyan göstericilerin etrafını sardı (Reuters)
Fransız polisi, Paris’teki Milipol sergisinin girişinde ‘İsrail’i silahlandırmayı bırakın’ pankartı taşıyan göstericilerin etrafını sardı (Reuters)

Fransa’nın günlük gazetelerinden Le Figaro, mektubu gören diplomatlara dayanarak bazı alıntıları aktaran ilk gazeteydi. Gazetenin aktardığına göre, mektuptaki en önemli nokta, Fransa'nın Gazze savaşının başlamasından bu yana İsrail'e yönelik tutumunun Ortadoğu'da ‘anlaşılmaz’ olduğunun ve bunun, Fransa'nın İsrailliler ile Filistinliler arasında geleneksel olarak sahip olduğu dengeli pozisyonla çeliştiğinin belirtilmesiydi. Mektuba göre, bu durum, ‘Fransa'nın itibarını ve nüfuzunu kaybetmesi ve Arap dünyasındaki imajının bozulması’ da dahil olmak üzere çeşitli sonuçlar doğuruyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, savaşın başlamasıyla İsrail’in Hamas'ı yok etme çabalarına bizzat ve mutlak destek vermesi ve İsrail'in ABD, İngiltere ve Almanya’nın desteğiyle reddettiği ateşkes talebini haftalarca engellemesi nedeniyle eleştiriliyor. Macron, geçtiğimiz hafta İngiltere merkezli BBC’ye verdiği röportajda, İsrail'e çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürmeyi durdurması ve ateşkes çağrısı yaptı. İsrail’de ve Fransa'da Yahudiler tarafından düzenlenen protestoların ardından cumartesi günü geri adım atarak daha önce yaptığı gibi ‘ateşkesin önün açabilecek insani bir ateşkes’ çağrısında bulundu.

Fakat İsrail’in uygulamaları öyle bir noktaya geldi ki gerek Fransa gerek diğer ülkelerin diplomatları, artık İsrail ordusunun yaptıklarını görmezden gelemiyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan önceki gün İsrail ordusunun Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne baskın düzenlenmesiyle ilgili yapılan açıklamada, İsrail'in hastaneye yönelik askeri operasyonlarından duyulan ‘derin endişe’ dile getirildi.

İsrail’in salı günü Gazze'deki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki bir binayı hedef almasının ardından enkazda hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)
İsrail’in salı günü Gazze'deki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki bir binayı hedef almasının ardından enkazda hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

İsrail'in, uluslararası insancıl hukukun hastaneler gibi sağlık altyapısının korunmasını öngören, asker-sivil ayrımı, sağduyu ve orantılılık gibi her zaman ve her yerde geçerli olan açık ilkeler dayatan hükümlerine saygı duyması gerektiği vurgulandı. Açıklamada, “Hamas’ın suçlarının bedeli, Filistinli sivillere, özellikle de en savunmasız olanlara, yaralılara, hastalara ve insani yardım çalışanlarına ödettirilemez” denildi.

Ancak İsrail lehine çifte standart uygulamakla suçlanan Paris, bu tutumunun sonuçlarını gözden geçiriyor gibi görünüyor. Dolayısıyla geçtiğimiz cuma günü Elysee Sarayı'nın ev sahipliğinde düzenlenen Gazze için Uluslararası İnsani Konferans gibi girişimlerle durumu toparlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Paris, Gazze için Uluslararası İnsani Konferans’ta 100 milyon eurosu Fransa’dan olmak üzere Gazze’ye bir milyar doları aşan uluslararası yardım vaadi toplamayı başardı.

Paris'teki Elysee Sarayı'nda düzenlenen Gazze için Uluslararası İnsani Konferans’tan bir kare (AP)
Paris'teki Elysee Sarayı'nda düzenlenen Gazze için Uluslararası İnsani Konferans’tan bir kare (AP)

Ancak eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın danışmanı ve eski bir büyükelçi olan Maurice Gourdault-Montagne, geçtiğimiz hafta Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, “İnsani girişimler politika oluşturmaz” ifadelerini kullandı. Gourdault-Montagne, tarihin Hamas tarafından İsrail'e karşı düzenlenen ve İsrail’den yapılan açıklamaya göre, aralarında sivillerin ve askerlerin olduğu bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına neden olan saldırının düzenlendiği 7 Ekim'de başlamadığını vurguladı.

Fransa'nın Ortadoğu’da büyükelçiliğini yapmış olan Gourdault-Montagne, röportajda şunları söyledi:

“Paris’in eli kolu bağlı görünüyor. Bir şeylere cesaret edebilse bile ABD’nin tutumundan uzaklaşması zor gibi. Macron’un İngiliz kanalına (BBC) yaptığı açıklamalarından sonra olduğu gibi birisi gelip onun ellerine vuruyor ve o da geri adım atıyor.”

Netanyahu ve Macron'un geçtiğimiz ekim ayında Kudüs'te yaptıkları görüşmeden bir kare (AFP)
Netanyahu ve Macron'un geçtiğimiz ekim ayında Kudüs'te yaptıkları görüşmeden bir kare (AFP)

İsrail'in Macron'un açıklamalarına verdiği sert tepkilere ve kelimenin tam anlamıyla İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun söylemini benimseyen Fransa'daki Yahudi Kurumları Temsilcileri Konseyi’nin (CRIF) protestolarına da değinen Gourdault-Montagne, “İsrail propagandasının Fransız kamuoyu üzerindeki etkisi büyük. Ancak Macron, bundan sonra herhangi bir seçim yarışına girmeyeceği için bunun üstesinden gelebilir. Bu yüzden prensipte Fransa’da aktif olan lobicilerin baskılarından uzak kalabilir. Ancak Hamas ya da diğer Filistinli grupların elinde rehin olduğuna inanılan 39 kişinin öldürülmesinin ve 9 kişinin kayıp olmasının Paris'in politikasını etkilediğine şüphe yok” şeklinde konuştu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve BM Genel Kurul'da her zaman aktif olan Paris'in, BMGK’ya Gazze’deki savaşla ilgili herhangi bir karar taslağı sunmadığı için bu kez ortalıkta hiç yokmuş gibi görünmesi dikkat çekiyor. Fransa, şu ana kadar Rusya’nın ve Brezilya’nın BMGK’ya sunduğu karar taslakları lehine oy vermek dışında önemli bir faaliyette bulunmadı.

Ancak Paris, Arap ülkeleri arasında popülaritesinin azalmasına ve Tunus, Beyrut ve  Bağdat gibi birçok Arap başkentinde düzenlenen protesto gösterilerine rağmen halen Ortadoğu’da rol oynamak istiyor. Irak, Fransa-Irak ortaklığında bu ayın sonlarında başkent Bağdat’ta toplanması planlanan Üçüncü Bağdat Konferansı’nın ertelenmesini talep etti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah El-Sisi, dün Kahire'deki başkanlık sarayında Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’yu kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah El-Sisi, dün Kahire'deki başkanlık sarayında Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’yu kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Macron’a yakın isimlerden Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun dün Mısır ziyareti ile başlayan, Suudi Arabistan, Birleşik Arp Emirlikleri (BAE) ile Katar'ı kapsayan ve cuma günü İsrail'de sona erecek turunun önemini bu açıdan baktığımızda anlayabiliriz. Lecornu’dan hükümetinin politikasını açıklaması, ilkelerinin geçerliliğini ortaya koyması ve oynayabileceği (veya oynamayı umduğu) rolün altını çizmesi bekleniyor.

Bu ayın başlarında Lübnan'a 3 günlük bir ziyaret gerçekleştiren Lecornu, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan Fransız askerleriyle görüşmek üzere ülkenin güneyine geçti. Macron, savaşın ilk günlerinde de Dışişleri Bakanı Catherine Colonna'yı bölgeye göndermişti. Ancak savaşın başlamasından sonra bölgeyi ziyaret eden ilk Fransız yetkili, İsrail'e sınırsız destek veren Fransa Ulusal Meclis Başkanı Yael Braun-Pivet’ti. Ancak Braun-Pivet, İsrail'in savaş kurallarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı duyması gerektiğini söylemekten kaçındı.

Burada “Macron son derece karmaşık olan bu meselede nihai olarak bir denge noktasına ulaşmayı başarabilecek mi?” sorusu ortaya çıkıyor. Macron’u etkileyen ve onu şu ya da bu yöne iten faktörler dikkate alındığında yanıt olumlu da olabilir olumsuz da.



Macron, İran'ı Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırıları durdurmaya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
TT

Macron, İran'ı Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırıları durdurmaya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'a, İran'ın bölgedeki ülkelere ister doğrudan ister vekil güçler aracılığıyla olsun, Lübnan ve Irak da dahil olmak üzere, yönelik saldırılarına derhal son vermesi çağrısında bulundu. Macron, İran'daki savaştan kaynaklanan bölgesel gerilimin çerçevesinde Fransa'yı "hedef almanın" "kabul edilemez" olduğunu belirterek, İslam Cumhuriyeti'nde tutuklu bulunan iki Fransız vatandaşının "en kısa sürede" iadesine izin verilmesini talep etti.

Macron, Irak'ta bir Fransız askerinin öldürülmesinin ardından X platformunda yaptığı açıklamada, "Fransa'nın tamamen savunma amaçlı olarak, kendi çıkarlarını ve bölgesel ortaklarının çıkarlarını korumak ve seyrüsefer özgürlüğü adına müdahale ettiğini ve ülkemizi hedef almanın kabul edilemez olduğunu hatırlattım" dedi.

"İran Cumhurbaşkanından da Cécile Kohler ve Jacques Paris'in en kısa sürede güvenli bir şekilde Fransa'ya dönmelerine izin vermesini istedim. Çektikleri çile çok uzun sürdü ve ailelerinin yanında olmaları gerekiyor" ifadesini kullandı.


İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var

İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var
TT

İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var

İsrail ordusu: İran'da bombalayacağımız binlerce hedef var

İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları üçüncü haftasına girerken İsrail ordusu tarafından dün akşam yapılan açıklamada, İran'da bombalanacak ‘binlerce hedef’ olduğu belirtildi.

İsrail Ordu Sözcüsü Effie Defrin, düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Önceden hazırlanmış ayrıntılı bir planımız var. İran'da hala binlerce hedefimiz var ve her gün yeni hedefler belirliyoruz.”

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre Defrin, “İran rejimi zayıfladı ve biz onu daha da zayıflatacağız” ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattıkları savaşın 16’ncı gününde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ‘peşine düşüp öldürecekleri’ tehdidinde bulundu.

DMO, “Eğer bu çocuk katili suçlu hayatta kalırsa, onu takip edip öldürmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” diye ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise şu anda İran'la savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşma imzalamayı reddettiğini belirterek, “Tahran, savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma sağlamaya çalışıyor, ancak ben bunu istemiyorum çünkü sunduğu şartlar henüz yeterince iyi değil” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, gelecekteki herhangi bir anlaşmanın İran'ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti etmesi gerektiğini vurguladı.

Haber platformu Semafor, cumartesi günü, ABD'li yetkililere dayandırdığı haberde İsrail'in İran'la süren çatışma nedeniyle balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce ABD'ye bildirdiğini aktardı.


İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
TT

İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)

İsa en-Nehari

ABD istihbarat birimleri, eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba Hamaney’in kendisine halef olmasına ilişkin çekinceleri bulunduğu yönünde bilgileri ABD Başkanı Donald Trump’a iletti. Söz konusu bilgilere göre Hamaney’in, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme kapasitesi konusunda şüpheleri vardı. Bazı gözlemciler ise Mücteba Hamaney’in içe kapanık bir karaktere sahip olduğunu ve psikolojik sorunlar yaşadığını öne sürdü.

İran’da yeni Dini Lider olarak Mücteba Hamaney’in babasının yerine atanmasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen, yeni lider henüz kamuoyuna açık bir konuşma yapmadı; yalnızca yazılı bir mesaj yayımladı. Gözlemciler bu durumu, İran’da yönetimin İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından kontrol edildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Mesajın, askeri kurumların benimsediği sert söylemle büyük ölçüde örtüştüğü ifade ediliyor.

Bu arada ABD istihbarat kurumları, Donald Trump ve danışmanlarına sundukları bilgilerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in oğlunun kendisine halef olmasına mesafeli yaklaştığını aktardı. CBS News tarafından aktarılan bilgilere göre Hamaney, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme becerileri konusunda ciddi şüpheler taşıyordu.

İstihbarat raporlarında ayrıca Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba’nın (56) kişisel yaşamında bazı sorunlar yaşadığının farkında olduğu, ancak bu sorunların niteliğinin ayrıntılandırılmadığı belirtildi. Söz konusu durumun, yeni Dini Lider’in kısırlık tedavisi için dört kez Birleşik Krallık’a gitmesiyle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait 2008 tarihli gizli bir belgeye göre Mücteba Hamaney, çocuk sahibi olması yönünde aile baskısı altındaydı; tedavi sürecinin ardından ilk çocuğu dünyaya geldi.

Donald Trump cuma günü verdiği bir röportajda Ali Hamaney’in oğluna güvenmediğine açık şekilde işaret ederek, “Babası onun lider olmasını dahi istemiyordu” ifadesini kullandı. Trump daha önce de Mücteba Hamaney’i ‘zayıf’ olarak nitelendirmiş ve ABD’nin İran’da bir sonraki liderin seçimi üzerinde bir tür denetim rolü olması gerektiğini savunduğunu belirtmişti.

Ali Hamaney’in oğlunu halefi olarak seçmekten kaçındığına dair spekülasyonlar yeni değil. Bu değerlendirmeler, eski liderin yönetimin miras yoluyla devredilmesine karşı olduğu yönündeki tutumuyla ilişkilendiriliyordu. New York Times’ın İranlı yetkililere dayandırdığı habere göre Ali Hamaney, 12 Gün Savaşı sırasında kendisinden sonra liderlik için üç aday belirlediğinde oğlunu bu listeye dahil etmedi.

Buna rağmen 88 üyeden oluşan Uzmanlar Meclisi, tartışmalı koşullar altında Mücteba Hamaney’i yeni Dini Lider olarak seçti. Yeni liderin kendisinin bile atamasını televizyondan öğrendiğini söylediği aktarıldı. Reuters ise DMO’nun seçim sürecinde baskı uyguladığını ve Uzmanlar Meclisi içindeki görüş ayrılıklarına rağmen Mücteba Hamaney’in adaylığını dayattığını bildirdi.

Psikolojik sorunlar yaşıyor

İstihbarat bilgilerine göre Ali Hamaney’in oğlunun ülkeyi yönetme kapasitesine ilişkin şüpheleri, Mücteba Hamaney’in karizma ve kitleleri etkileyen konuşmalar yapma yeteneğinden yoksun olmasıyla ilişkilendiriliyor. Hamaney’in, İran Devrimi’nin Batı ve İsrail karşıtlığına dayanan ideolojik çizgisinin sürdürülmesi için bu özellikleri gerekli gördüğü belirtiliyor. Bu nedenle Hamaney’in görev süresi boyunca sık sık konuşmalar yapmaya ve resmi kabul törenlerinde görünmeye önem verdiği ifade ediliyor.

Yeni Dini Lider’in kamuoyuna yansıyan tek görüntüsü ise yaklaşık 30 saniyelik bir video kaydı. 2024 yılında çekildiği tahmin edilen görüntülerde Mücteba Hamaney’in internet üzerinden verdiği dini dersleri iptal ettiğini açıkladığı görülüyor. İptalin geçici mi yoksa kalıcı mı olacağına dair ise herhangi bir gerekçe sunulmadı. Atanmasının ardından yeni liderin şimdiye kadar ne sesli ne de görüntülü bir konuşma yaptığı kaydediliyor.

İran muhalefetinde yer alan Hasan Şeriatmedari ise Mücteba Hamaney’in kamuoyu önünde görünmekten kaçınmasının yalnızca hitabet eksikliğiyle açıklanamayacağını savunuyor. Independent Arabia ile yaptığı söyleşide Şeriatmedari, ‘yeni Dini Lider’in psikolojik sorunlar yaşadığını ve içe kapanık bir kişiliğe sahip olduğunu’ ileri sürdü. Şeriatmedari’ye göre Mücteba Hamaney hayatı boyunca tek bir konuşma dahi yapmadı ve kamuya açık etkinliklerde görünmedi.

Gözlemcilere göre Ali Hamaney, DMO’nun güçlü etkisine rağmen devlet üzerindeki nihai otoriteyi elinde tutmayı başardı. Ancak yeni dönemde bu denge değişebilir. Bazı değerlendirmelere göre Mücteba Hamaney, fiilen ‘en yüksek lider’ konumundan ziyade daha sınırlı bir rol oynayacak ve hareket alanı büyük ölçüde DMO’nun hesaplarıyla belirlenecek.

Kişisel ve psikolojik faktörlere dikkat çeken Şeriatmedari, Mücteba Hamaney’in suikasttan kurtulması hâlinde dahi ‘kendisini bu göreve taşıyan DMO üyelerinin elinde bir araca dönüşeceğini’ savundu. Şeriatmedari ayrıca önümüzdeki dönemde bu makamda geniş halk desteğine sahip bir ismin görülmeyeceğini öne sürerek, Mücteba Hamaney’in atanmasıyla birlikte Velayet-i Fakih döneminin fiilen sona erdiğini düşündüğünü ifade etti.

Canlı mı... Ölü mü... Yoksa yaralı mı?

Babasının öldürüldüğü saldırıda yaralandığının doğrulanmasının ardından Mücteba Hamaney yazılı bir mesaj yayımladı. Mesaj, bazı çevrelerce kamuoyunu mobilize etmeye ve öldüğüne dair iddiaları yalanlamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. Ancak yeni liderin ne sesli ne de görüntülü bir açıklama yapmaması, yaralarının ciddiyeti ve İran’ı fiilen yönetip yönetmediğine dair spekülasyonları artırdı.

Ortaya atılan açıklamalardan biri, Mücteba Hamaney’in yerinin tespit edilmesi ve hedef alınması riskine karşı kamuoyunda görünmekten kaçındığı yönünde. Ancak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ülkede fiili güç sahibi olarak nitelendirilen Ali Laricani’nin Tahran sokaklarında kamuoyuna açık şekilde görünmesi, bu ihtimali zayıflatan unsurlar arasında gösteriliyor. Gözlemciler, kısa bir video mesaj yayımlamanın sokakta dolaşmaktan daha büyük bir risk oluşturmayacağına dikkat çekiyor.

Bir diğer ihtimal ise Mücteba Hamaney’in yaralarının ağır olduğu ve sağlık durumunun kamuoyuna görünmesine izin vermediği yönünde. Bazı raporlarda ayak kırıkları ve yüzünde morluklar bulunduğu öne sürüldü. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de cuma günü yaptığı açıklamada yeni Dini Lider’in muhtemelen yüzünde kalıcı bir yara oluştuğunu söyledi.

Hem ABD’li hem de İranlı yetkililer kamuoyu önünde yeni liderin yaralandığını doğrularken, Şarku’l Avsat’ın CBS News’ten aktardığı habere göre ABD Başkanı Donald Trump yakın çevresiyle yaptığı özel görüşmelerde ‘Mücteba Hamaney’in ölmüş olabileceğini’ dile getirdi. Trump’ın ayrıca, “İran şu anda fiilen liderlikten yoksun” değerlendirmesinde bulunduğu belirtildi. Bu açıklamalar, Dini Lider’in bilincinin yerinde olup olmadığına dair tartışmaları daha da alevlendirdi.

Beyaz Saray ise şu aşamada ülkenin kontrolünün büyük ölçüde DMO’nun elinde olduğu kanaatinde. Bu durum, 1979 İran Devrimi’nden bu yana ülkeyi yöneten teokratik sistem açısından önemli bir değişim olarak değerlendiriliyor.

Yeni liderin akıbetine ilişkin spekülasyonlar sürerken, ABD hükümeti cuma günü Mücteba Hamaney’in ve dokuz üst düzey İranlı yetkilinin yerinin tespit edilmesine yardımcı olacak bilgiler karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıkladı.