Cumhurbaşkanı Erdoğan: 2 bini aşkın avukatla Gazze'deki soykırımın, gerekli olan yerlere, şikayetini yapacağız

Fotoğraf: Berk Özkan/AA
Fotoğraf: Berk Özkan/AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 2 bini aşkın avukatla Gazze'deki soykırımın, gerekli olan yerlere, şikayetini yapacağız

Fotoğraf: Berk Özkan/AA
Fotoğraf: Berk Özkan/AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "2 bini aşkın avukatla bu soykırımın, gerekli olan yerlere, şikayetini yapacağız. Bunun takipçisi olacağız, bunu yarı yolda bırakamayız, bu bedel ödenecek." dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliğinin 62. Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, katılımcıları selamlayarak genel kurulun hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.

Milli Türk Talebe Birliğinin çatısı altında bugüne kadar mücadele eden, görev alan, hizmet veren herkese teşekkür eden Erdoğan, "Bugün de aynı kutlu mücadeleyi sürdüren kardeşlerimizin her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Genel kurulumuzda hizmet bayrağını devralacak olan kardeşlerime rabbimden başarılar diliyorum." ifadesini kullandı.

Birliğin kuruluşunun 1916'ya dayandığını anımsatan Erdoğan, Cumhuriyet'in ilanından sonra da çalışmalarını sürdüren birliğin Hatay meselesinin en hararetli günlerinde aldığı aksiyon sebebiyle 1936'da kapatıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 10 yıl sonra yeniden faaliyete geçen Milli Türk Talebe Birliğinin 1965'e kadar ismine ve temsil ettiği misyona pek de uyuşmayan bir yönetimin elinde kaldığını belirterek, şöyle devam etti:

"Daha sonra yeniden isminde ifadesini bulan milli bir çizgiye yönelen birliğimiz, benzer pek çok sivil toplum kuruluşu gibi 12 Eylül darbesinin enkazı altında kalmıştır. Kalbi ülkesine ve millete hizmet aşkıyla çarpan büyüklerimizin ve gençlerimizin ısrarlı takibiyle birliğimiz 2008'de tekrar faaliyete geçmiştir. Milli Türk Talebe Birliği yaklaşık 107 yıllık tarihiyle ülkemiz gençliğinin önünde maziden atiye kurulan bir köprü olmayı sürdürmektedir. Çanakkale Savaşı döneminden başlayıp milli mücadele ve Cumhuriyet'in çeşitli evrelerine kadar uzanan süreçte birliğimiz, daima milletimizin saldırı altındaki değerlerinin savunucusu olmuştur. Türkçe hassasiyetinden Bulgaristan'daki Türk mezarlarının tahribine karşı çıkmaya, Hatay'ın ana vatana katılması ısrarından Sovyet tehdidiyle mücadeleye, Kıbrıs meselesini sahiplenmekten Doğu Türkistan ve Kerkük'teki gelişmelere, Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması davasından büyük Türkiye vizyonuna kadar gerçekten çok geniş bir yelpazede bunun örneklerini görmek mümkündür."

Erdoğan, kendisinin de gençlik yıllarında Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında pek çok faaliyete katıldığını anlatarak, "Pek çok kültür ve sanat programında bilfiil yer aldık. Fakir de burada Tesisler Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü yaptı." dedi.

"Ayasofya'yı açmak da bizlere nasip oldu"
Necip Fazıl Kısakürek'in jübilesiyle ilgili şuan konuşma yaptığı salonda bir seçim yapıldığını anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Tabii bu koltuklar o zaman yok, tahta koltuklar. Burası tabii sahne ve iki arkadaş finale kaldık. Bir arkadaşım kendine göre çok uzunca bir üstadın takdimini hazırladı. Ben de şöyle bir A4'ün yarısı kadar bir takdim hazırladım. Tabii üstadımızın bazı ifadeleri çok ağırdı ve diğer arkadaşıma bunu yaptırmadı. Görevi fakire verdi. Jübilesini spor sergi sarayında yapıyoruz. Yani bugünkü Harbiye'de bulunan o salonun yerinde spor sergi sarayı vardı. İstanbul'un en büyük spor salonu orasıydı. Orada yapıyoruz. Tribünler çöktü. Muhteşem bir katılım ve üstadımızın orada başlayan o jübile serüvenini İzmir, Ankara, devam ettirdik. Tabii böyle bir süreç söz konusu. Şimdi Ayasofya'yı konuşuyoruz hep. Ayasofya'da su terazisinin Sultanahmet'te önünde bulunuyoruz, konuşmacılar orada. Miting meydanına tabii devasa. O meydandaki mitingde az önce de söylendiği gibi üstadımız orada 'Ayasofya açılacak, Ayasofya açılacak hem de nasıl açılacak.' diyerek o günden işaret fişeğini yaptı. Ve elhamdülillah Ayasofya'yı açmak da bizlere nasip oldu."

"Türkiye'nin sınırlarından ibaret bir ülke olmadığını hala kabul etmek istemeyen varsa ya gafildir ya da kafası ve kalbi başka mahfillere kiralanmış hain"
Milli Türk Talebe Birliğinin 62. Genel Kurulu'nda konuşan Erdoğan, Birliğin en önemli özelliğinin, ülkedeki milliyetçi ve mukaddesatçı gençlerin tamamını kucaklamayı başarabilmesi olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimi dönemlerde farklı ekollerin ağırlığı hissedilmiş olsa da Birliğin genel olarak bu vasfını korumaya özen gösterdiğini gördüklerini kaydederek, "Bugün de Birlik'ten beklentimiz, gençlerimizin siyasi, sosyal, kültürel ve teknolojik olarak yoğun bir küresel bombardıman altında kaldığı şu dönemde aynı kuşatıcılığı sergilemeye devam etmesidir." dedi.

Spor salonunda bulunan gençlerden bir istirhamı olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aman ha şu kucaklayıcı vasfınızı asla kaybetmeyin. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız." ifadelerini kullandı.

Geleceğin sahibi ve teminatı olan gençleri, güçlü bir tarihi ve kültürel donanımla dünyaya hazırlamamanın işleri zora sokacağını vurgulayan Erdoğan, "İşte şu anda İsrail-Filistin olayını hep birlikte dünyada takip ediyoruz. Neler olduğunu hep birlikte görüyoruz. 'Müslümanlar buna layık mı?' Değil. Ama yanlışlarımız, eksiklerimiz var. Bakın bütün Batı dünyası, haçlı emperyalist yapı bir arada. Birbirinden ayrı yanları yok." değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dün akşamki ziyaretimde de ne yazık ki bunları gördüm. Cumhurbaşkanında da bunu gördüm. Diğerinde de. Yatıyorlar kalkıyorlar söyledikleri şey 'Hamas da Hamas. Hamas da Hamas.' Neymiş? '7 Ekim'de Hamas'ın o çıkışı işte bu hali ateşledi.' diyorlar. Tabii kendilerine şunu söyledim. 'Şu anda 13 bin çocuk, kadın, yaşlı İsrail tarafından öldürüldü. Bunu niye konuşmuyorsunuz?' İşte İsrail'in elindeki rehineler ne olacak? 10 bine yakın İsrail'in elinde şu anda rehine var. Hadi Almanya olarak siz onları verme adımını atın, biz de şu anda Hamas'ın elindekileri almanın gayreti içerisine girelim. Var mısınız buna? 'Evet' diyemiyorlar." diye konuştu.

Bir hafta sonra Almanya Cumhurbaşkanı'nın İsrail'e gideceğini hatırlatan Erdoğan, "Atın bu adımı. Biz de karşı adımı atalım. Başka türlü bu olmaz. Ne olursa olsun dik duracağız, dik. Bundan taviz veremeyiz." dedi.

"Bireysel kariyeri peşinde koşmaktan başka ideali olmayan bir kitle, bizim istikbalimizi emanet edeceğimiz gençlik olamaz." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birlik, beraberlik, inanç, cesaret ve istikrar içinde hareket eden, ülkesinin ve milletinin meselelerine kafa yoran, fikri ve bedeni yetkinliğiyle öne çıkan bir gençlik, inşallah bu çatı altında kendini gösterecektir." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birliğin sembol isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek'in, "Zaman bendedir ve mekan bana emanettir" sözlerini anımsatarak, "Bu şuura sahip bir gençliğin yetişmesi için üzerimize düşenleri yapmak bizim de boynumuzun borcudur." diye konuştu.

Salondaki büyüklerin ve kendi kuşağının burada misafir olarak bulunduklarını aktaran Erdoğan, asıl sahibin salondaki gençler olduğunu, kendilerinden büyük beklentileri bulunduğunu dile getirdi.

Aralarında İsmail Kahraman'ın da bulunduğu büyüklerin, kendisinden Milli Türk Talebe Birliği binasının yıkılıp yerine yenisinin inşa edilmesi için ricada bulunduklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şu anda Fatih Belediye Başkanımız başta olmak üzere böyle bir adımın atılması için inşallah kısa sürede, cebi şişkin olan kardeşlerin de tabii bu işe destek vermesi suretiyle bu adımı atmak lazım." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kendilerine düşen görevin, adına "Türkiye Yüzyılı" dedikleri büyük, güçlü, müreffeh Türkiye'nin inşası için gereken altyapıyı kurmak ve imkanlarını sağlamak olduğunu belirterek, "Yani burada fiziki bir yapı inşa edilmesi, bu kurumun ideallerine yakışan bir adım olacaktır" diye konuştu.

Vatan topraklarındaki bin yıllık varlığın ve binlerce yıllık medeniyet mirasının binlerce yıl daha devam edebilmesini ancak bu şekilde temin edebileceklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"İnsanlığın en eski miraslarını bünyesinde barındıran bir coğrafyada hüküm sürüyoruz. Bu büyük ve şanlı mirasın sahibi olmak aynı zamanda pek çok sorunu, sıkıntıyı, krizi göğüslemeyi de gerektiriyor. Sizlerin de takip ettiği gibi ülkemiz adeta bir ateş çemberiyle çevrilidir. Türkiye, bu ateş çemberi içinde siyasi, ekonomik, askeri, kültürel, sosyal her alanda dünyanın en ileri ülkelerinden biri olma hedefiyle yoluna devam ediyor. Fakat şunu unutmayalım. Haçlı-hilal anlayışı bitmiş değil. Bu aynen devam ediyor."

Bu ateş çemberini yakanların ve sürekli körükleyenlerin tek bir gayesinin olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "O da Türk ve İslam dünyasının lokomotif ülkesi Türkiye'nin hedeflerine ulaşmasının önüne geçmektir. Ama müsaade etmeyeceğiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sınırlarımız içinde ve çevresinde yaşanıp da ülkemiz aleyhine sonuçlar doğuran her faaliyetin gerisinde milletimizi bu topraklardan söküp atma niyeti olduğundan zerre kadar şüpheniz olmasın. Tabii bu topraklar derken kastımız geniş manada gönül coğrafyamızdır. Türkiye'nin sadece kendi sınırlarından ibaret bir ülke olmadığını hala kabul etmek istemeyen varsa ya gafildir ya da kafası ve kalbi başka mahfillere kiralanmış hain." diye konuştu.

"Çevreye gönül coğrafyasının ufkuyla bakmalı, yaşanan hadiseleri ona göre değerlendirmeliyiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliğinin (MTTB) 62. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, çevreye gönül coğrafyasının ufkuyla bakmaları, yaşanan hadiseleri ona göre değerlendirmeleri gerektiğini söyledi.

Suriye, Irak, Kıbrıs ve Kafkaslar, Balkanlar, Güney Asya'daki her meselenin böyle olduğunu kaydeden Erdoğan, "Doğu Akdeniz kıyılarından başlayıp Afrika'nın derinliklerine kadar inen her mesele böyledir. Hatta çeşitli ülkelere dağılmış olarak yaşayan 7 milyon vatandaşımız itibarıyla Avrupa'daki her mesele bizim için böyledir. Ve elbette Gazze'de yaşananlar ve Kudüs meselesi de böyledir. Her kim 'Suriye'den bize ne, Irak'tan bize ne, Karabağ'dan bize ne, Libya'dan bize ne, Bosna'dan bize ne, Kudüs'ten bize ne?' diyorsa, aslında bilerek veya bilmeyerek büyük Türkiye yürüyüşüne çelme takıyordur." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir bilim insanının "Eğitimi asla zeka ile karıştırmayın. Doktoranız bulunabilir ve yine de bir cahil olabilirsiniz." dediğini hatırlatarak, "Ülkemizde de epeyce okumuş cahilin bulunduğu bir gerçektir. Buna karşı en büyük güvencemiz, milletimizin o köklü irfanıyla ülke ve dünya meselelerini deruni bir şekilde kavrayabiliyor olmasıdır. Türkiye'yi rotasından saptırmak isteyen her girişim, her senaryo, her tuzak, her oyun, önünde sonunda milletimizin iman ve cesaret duvarına çarpıp akamete uğramıştır." ifadelerini kullandı.

"Milletimiz bu mücadelede hep yanımızda yer aldı"
Şair Mehmet Akif Ersoy'un "İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür/İmansız olan paslı yürek sinede yüktür." dizelerini anımsatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Maruz kaldığımız her saldırının mutlaka bir maliyeti olmuştur. Zor da olsa ülkemizi büyük ve güçlü Türkiye rotasında tutabilmemiz, bize kayıpları telafi etme imkanı sağlamıştır. Biz İstanbul'da 1994 Mart'ından, ülke genelinde 2002 Kasım'ından itibaren işte bunun mücadelesini verdik. Sadece milletimizin iki asrı aşkın süredir yaşadığı kayıpların ve mahrumiyetlerin ikamesiyle kalmadık, bunun yanında önce 2023, ardından 'Türkiye Yüzyılı' vizyonuyla ülkemizi çok daha büyük hedeflere yönelttik. Hamdolsun, milletimiz bu mücadelede hep yanımızda yer aldı, bizleri destekledi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye güçlendikçe, her alanda kendi iddiasını ortaya koydukça üzerine çektiği husumetlerin büyüklüğünün de arttığına işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

"Güya aynı ittifaklar içinde yer aldığımız, aynı anlaşmalara taraf olduğumuz ülkelerin gizli veya açık blokajlarıyla karşı karşıya kaldık. Bilhassa son on yıldır önümüze çıkan siyasi, ekonomik, diplomatik, askeri engellerin sebebi işte bu tablodur. Bir de bunların içerideki uzantıları vardır. Bugüne kadar ne yaptıysak, hangi projeyi hayata geçirdiysek, hangi ilerlemeyi kaydettiysek işte bu dış ve iç sabotajcılara rağmen bunları başardık."

Gençlere bırakacakları en önemli miras olarak gördükleri büyük ve güçlü Türkiye'nin temellerini böylece yükselttiklerini kaydeden Erdoğan, "Gençlerimizin bu temel üzerinde ülkemizi ve milletimizi dünyada hak ettiği seviyeye çıkartacağından şüphe duymuyorum." dedi.

"Avrupa ve Amerika kendi güvenlik ve refahları dışında hiçbir şeyi umursamıyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin mutlaka güçlü olmak zorunda olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Bunun en bariz ispatı, yakın çevremizde son yıllarda ardı ardına yaşanan insani krizler ve çatışmalardır. Suriye darmadağın, Irak kırılgan, Libya bütünlüğünü hala sağlayamadı. Ukrayna topraklarındaki savaş sürüyor. Balkanlar'daki gerilim hiç düşmüyor. İsrail, bölgedeki her devleti tahrik eder hale geldi. İşi gücü bu. Avrupa ve Amerika kendi güvenlik ve refahları dışında hiçbir şeyi umursamıyor. İslam ülkeleri maalesef Kudüs meselesi gibi en temel konularda bile güçlü bir duruş sergileyemiyor. Türk Devletleri Teşkilatı giderek güçlenmekle birlikte henüz arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamadı. Tüm bu fotoğraf içinde Türkiye, her alanda ve her konuda birlik, beraberlik, dayanışma sağlamak için çırpınıyor, uğraşıyor, çalışıyor. Karabağ'da elde edilen netice, birlik ve beraberlik halinde hareket edilmesinin nasıl sonuçlar doğurabileceğini Allah'a hamdolsun bizlere gösterdi."

"İsrail, Gazze'de hunharca insan öldürebiliyorsa bunun sebebi İslam aleminin dağınıklığıdır"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze meselesinde böyle bir güç birliğinin henüz oluşturulamamasından duyduğu üzüntüyü ifade ederek, şunları kaydetti:

"Şayet bugün İsrail, Gazze'de ve diğer Filistin şehirlerinde hatta buralara komşu ülkelerde hunharca insan öldürebiliyorsa bunun sebebi onun gücü değil, İslam aleminin dağınıklığıdır. Batılı ülkelerin yönetimleri adeta İsrail'in esiri olmuş durumdayken, aynı ülkelerin halklarında yaşanan uyanış ve giderek yükselen itirazlar bize insanlık adına umut veriyor. İngiltere'de caddelerin halini görüyorsunuz. Fransa'da görüyorsunuz. Amerika'da görüyorsunuz. Dün Berlin'de görüyorsunuz. Demek ki 'Ya Kahhar' ismi şerifiyle bir başka uyanış tecelli ediyor."

İsrail'in Gazze'de, diğer Filistin şehirlerinde uyguladığı devlet ve işgalci terörün bir insanlık suçu, soykırım olduğunu vurgulayan Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:

"Şu anda iki bini aşkın avukatla inşallah bu soykırımı bizler gerekli olan yerlere şikayetini yapacağız. Bunun takipçisi olacağız. Bu işi yarı yolda bırakamayız ve bu bedel ödenecek. Ama ne yazık ki parlamentomuza bakıyorsunuz bir siyasi partinin genel başkanı aynen Netanyahu gibi konuşuyor. Şimdi bunlara cevabı verecek olan biziz. Neyle vereceğiz? Duruşumuzla vereceğiz. Haddini bildireceğiz. Zira bu parlamentonun çatısı altında Netanyahu gibi konuşanlar olamaz, olmamalı."

"Bu terör devletinin başındaki kişi, İsrail halkını isyan ettiriyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in bir terör devleti olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu terör devletinin başında olan kişi de ne yazık ki İsrail'i şu anda adeta İsrail halkını isyan ettiriyor ve onları kendine karşı isyan ettirir hale getirmiştir. Onun için eceli yakındır. Bu suçun mutlaka uluslararası düzeyde takip edilmesi, soruşturulması ve zalimlerin hak ettikleri cezaları almaları şarttır. Aksi takdirde dünyada hiçbir birey, hiçbir toplum kendini güvende hissedemez. Arkasına Amerika ve Avrupa gibi güçleri alan her terör oluşumu, insanları dilediği gibi katledecek, soykırıma varan vahşetler uygulayacaksa dünya düzeni tümden bozulmuş demektir. Her bozuk düzen gibi bu düzenin de değişmesi kaçınılmazdır. Biz bu hakikatleri dile getirerek, değişim talebini dünya gündemine taşıyarak ve görüştüğümüz her ülke temsilcisiyle paylaşarak üzerimize düşeni yapmanın gayreti içindeyiz."

Erdoğan, zulme karşı duruşlarını, kalpleriyle buğzetme yanında dilleriyle de ifade etmeye çalıştıklarını anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır üzerinden Gazze'ye gönderdikleri insani yardımların, Gazze'den Türkiye'ye getirdikleri hastaların, gösterdikleri gayretin bir ifadesi olduğunu dile getirdi.

Yanlarında refakatçileriyle birlikte şu anda 27 kanser hastasını Türkiye'ye getirdiklerini hatırlatan Erdoğan, "Cerrahi müdahale yapılması gerekenleri de bir an önce almanın gayreti içerisindeyiz. Şu anda Mısır'la görüşmelerimiz bu istikamette devam ediyor." dedi.

Gazze'ye gemiyle 666 ton ve 10 uçak dolusu insani yardım gönderdiklerini kaydeden Erdoğan, "İnşallah Gazze'de yaşanan vahşet ve orada şehit olan 12 bini aşkın kardeşimizin fedakarlığı dünyada yeni bir uyanışa, yeni bir silkinişe vesile olacaktır. Allah'ın izniyle Gazze'de dökülen tek bir damla kan, akan tek bir damla gözyaşı bile boşa gitmeyecektir. Rabb'imizin 'Sizlere şer gözükenlerde hayır, hayır gözükenlerde şer olabileceği' ikazının mucizesine inşallah bir kez daha şahitlik edeceğiz." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliğinin tarihi boyunca hep olduğu gibi bu silkinişin, uyanışın, dirilişin, inkılabın da gençler nezdinde bayraktarlığını yapacağına inandığını aktararak, kuruluşundan bugüne Birliğe emeği geçenleri şükranla yad edip, genel kurulun hayırlara vesile olmasını diledi.

Genel kurula, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanı sıra TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İstanbul Valisi Davut Gül, Birlik Vakfı Yüksek İstişare Kurulu Başkanı İsmail Kahraman, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, bazı eski bakanlar ve davetliler katıldı.

Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan genel kurulda, MTTB'yle ilgili tanıtım filmi gösterildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan salona girdiğinde, "Ayasofya'nın ikinci Fatih'i Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Hoş Geldiniz" yazılı resim sahneye yansıtıldı.

Genel kurulda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasını tamamlamasının ardından katılımcılar aile fotoğrafı çektirdi.



Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
TT

Siyaset kumarhanesinde kan ve savaş üzerine bahisler

Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)
Siyasi bahisler, geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha güvenilir bir gösterge olarak görülmeye başlandı (Reuters)

Kötü şöhretli ‘savaş ağaları’ terimi yeni bir şekilde geri dönmüş gibi görünüyor. Ticaret alanındaki hareketliliğin azalması ve sahip oldukları ürünlere olan yoğun ihtiyacı istismar ederek silah ve erzak satışı yoluyla servet kazanan kriz tüccarları, fiyatları ikiye katlıyor. Servetlerini biriktirmek için felaketin devam etmesini isteyen bu tüccarlar, artık çok kolay hale gelen ve ‘olasılık ticareti’ ile ilgili olan bu işte farklı bir kılığa bürünüyorlar. Belki de tahminler kisvesi altında gizlenen gizli bilgiler de bu pazarın son aylarda hayal edilemeyecek boyutlarda büyümesine katkıda bulunuyor. En son raporlara göre 250 milyar doları aşan bu rakamın, kısa sürede ikiye katlanacağı tahmin ediliyor.

Buradaki bahisler, başta spor olmak üzere birçok alanı kapsıyor. Ancak örneğin Financial Times gazetesindeki uzmanların analizlerine ve ticaret sitelerine göre bu sıçramanın ardındaki başlıca neden olarak siyasi krizler karşımıza çıkıyor. Bunların başında da örneğin, geçtiğimiz ocak ayı başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması ve İsrail'in desteğiyle İran'a karşı başlatılan geniş çaplı askeri operasyon gibi ABD'nin son dönemde yürüttüğü askeri operasyonlar geliyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyaset kumarhanesine benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye pek çok isim yazıldı ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan, anında yüzbinlerce dolara dönüşüyor ve belki de milyonlara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarında, bir dizi şüphelerin ardından yeni bir denetim aşamasına girildi. Karar verme çevresine yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Bu durum, devasa bir sanal siyasi kumarhaneye benziyor. Trump’ın konuşmalarının içeriğinden suikast planlarına kadar her şeye bahis oynanabiliyor ve tüm tarafların cinayet işleme potansiyelinin sınırları zorlanıyor. Listeye birçok isim eklendi ve herkesin ölümünü sabırsızlıkla bekleyen bahisçiler rekabet ediyor, çünkü kan hiç vakit kaybetmeden yüzbinlerce, belki de milyonlarca dolara dönüşüyor. ABD'deki en ünlü bahis uygulamalarıyla bağlantılı hesaplarda, bazı şüphelerin dile getirilmesinin ardından yeni bir denetim süreci başlatıldı. Karar vericilere yakın politikacıların, çaba harcamadan muazzam karlar elde etmek için bilgilerini ticarete dönüştürdükleri ve bunun arkasında bir tür manipülasyon olduğu düşünülüyor.

Dürüstlüğe yönelik şüpheler

Reuters’ın internet sitesinde yer alan habere göre bazı yatırımcıların örneğin, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun iktidardan indirilmesi gibi hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük meblağlar kazandıkları iddiaları üzerine Kaliforniya Eyaleti, eyalet yetkililerinin, bu tür piyasalarda içeriden alınan bilgileri kullanmasını yasaklayan bir karar yayınladı.

Bu sitelerin şartları arasında politikacıların kumar oynamasına baştan itibaren izin verilmemesi yer alsa da Financial Times, görevde olan kişilerin takma adlar kullanma olasılığına işaret ederken, gözlemciler bu durumun, söz konusu bilgilerin tanıdıklara ve yakınlara sızdırılarak onların paravan olarak kullanılması yoluyla da gerçekleşebileceğine dikkat çekti.

Son birkaç gündür bahisçiler arasında, şu anda İran'da devam eden savaşla ilgili siyasi ve askeri gelişmelere yönelik çeşitli bahislerden 1 milyon doları aşan kazanç elde etmeyi başaran (kimliği bilinmeyen) bir kullanıcı hakkında konuşuluyor. Bahisçilerin tahminleri o kadar isabetliydi ki, New York City merkezli küresel kripto para tabanlı tahmin piyasası platformhu Polymarket’in yetkilileri, olan bitenlerden şüpheye düştü. Söylentilere göre bu kullanıcı 35'ten fazla hesap yönetirken, kazançlarını tek bir banka hesabına aktarıyor ve tahminlerinin çoğu doğru çıkıyor.

sdcds
Siyasi bahisler, suikast planları ve arananlar listesine girdi (Reuters)

Bunun üzerine bahis uygulamaları daha sıkı denetimler uygulamaya başladı. Prosedürel karmaşıklıklar nedeniyle ABD'de halen yasadışı olarak faaliyet gösteren Polymarket şirketi, doğrudan açıklamalar ve resmi bildirimler yoluyla bilgilerin kötüye kullanılması durumunda cezai önlemler almaktan çekinmeyeceğini belirtti. Aynı şekilde Tahmin piyasası platformu Kalshi de standartlarını yükseltme yönündeki kararlılığını vurguladı ve sıradan kullanıcılar arasında daha dürüst bir ortam sağlamak amacıyla hile yaptığı ve bilgileri çaldığı kanıtlanan kişileri yasaklayacağını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre çalışma mekanizması, belirli zamanla bağlantılı bir olaya para yatırarak bahis oynamaya dayanan basit ve geleneksel bir sistemdir. Tahmin doğru çıkarsa kullanıcı para kazanır, aksi takdirde tahmini tutmazsa bahis tutarını platforma ödemek zorunda kalır.

Bu uygulamaların, yetkililerinin bahsettiği şeffaflık bilinci artmış olsa da bu alandaki düzenlemelerin önündeki zorluklar devam ediyor. Özellikle de birçok uygulama temelden şifrelenmiş olduğundan, belirli kişilerin erişimini zorlaştırıyor. Ayrıca, bazılarının kripto para birimlerini kullanması, izlenmelerini güçleştiriyor. Bunun yanı sıra belirli bir kâr elde edildikten veya çoğunlukla sızdırılan bilgilere dayanan tahminler gerçekleştirildikten sonra hesabın kolayca kapatılması gibi yaygın bir eğilim de bulunuyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise bahisçilerin İsrail istihbaratının askeri hareketlerini ve suikast planlarını zamanlaması açısından doğru bir şekilde tahmin etmelerinin ardından, İsrail istihbaratında soruşturmalar yapıldığına dair çok sayıda haberin olmasıydı. Buna karşın sıradan kullanıcıları rahatlatmak amacıyla aynı platformlarda yüzlerce benzer soruşturma yürütülüyor.

Spordan ekonomiye ve siyasete

Belirgin bir şekilde önemli spor müsabakalarıyla, Nobel ve Oscar gibi büyük ödüllerle, hatta ekonomik ve mali kararlarla ve ABD başkanlık seçimleri adaylarının isimlerini tahmin etmekle ilişkilendirilen bu bahisler, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaştan İsrail’in Gazze'de yürüttüğü savaşa ve hatta İran'daki kanlı askeri operasyonlara kadar, bu bahisleri gündeme taşıdı. Bu hareketlerin hızlanması bahis severlerin ağzını sulandırırken, örneğin, gemilerin Hürmüz Boğazı'na geri döneceği ve boğazı kimin kontrol edeceği, Trump'ın İran savaşının sona erdiğini ne zaman ilan edeceği, Mücteba Hamaney'in akıbeti, kara kuvvetlerinin İran ve Lübnan'a giriş tarihi ve ayrıca Tahran'da sahneden kaybolacak bir sonraki yetkilinin kim olacağı gibi tahminler içeren bahis listeleri büyük rağbet gördü.

sa
Yatırımcılar, hassas olaylar gerçekleşmeden önce bu olaylara bahis oynayarak büyük paralar kazanıyor (Reuters)

Tüm bunlar, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri tamamen göz ardı ediyor. Geleneksel sosyal medya platformlarının kullanıcılarının çoğu, bir askeri harekatın ne kadar yasal veya meşru olduğu konusunda tartışmalara dalarken, bahis platformlarının kullanıcıları farklı bir yaklaşım sergiliyor ve bir felaketin meydana gelme olasılığıyla ilgili sorulara ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde yanıt veriyor. Böylece artık yetkililerin de isimlerini içeren, bir nevi ‘insan hedef bankası’ ortaya çıktı. Kullanıcılar, aralarından kimin ilk önce sahneden silineceğine dair bahislerde yarışıyor. Tartışmalı platformlar, öldürme ya da suikast yerine, görevden ayrılma veya yerini terk etme gibi ifadeler kullanmayı tercih ediyor.

Fransa merkezli yayın kuruluşu France 24'te yer alan habere göre ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi'nde görev yapan araştırmacı ve istihbarat analisti Alex Goldenberg, bu yarışta insani felaketlerin para kazandıran mallara ve araçlara dönüştüğünü düşünüyor. Goldenberg, şüpheli hesapların işleyişini ticaret piyasalarında olanlara benzeterek, çalınan veya sızdırılan bilgilere göre hareket edildiğini, işlem geçmişi veya geçmişi olmayan yeni hesaplar aracılığıyla, ancak son derece hassas bir zamanda darbe vurduğunu belirtiyor.

Ahlaki bir soru

Öyleyse mesele çoğu zaman sadece iyi bir olay, bir tesadüf ya da bir kez tutup çoğu kez tutmayan düşüncesiz bir tahmin, siyasi ya da askeri analiz sanatında keskin bir zeka ya da duruma ilişkin bilimsel bir değerlendirme, hatta sadece eğlence amaçlı bir spekülasyondan ziyade tam anlamıyla bir gölge oyunu olabilir. En tehlikeli yanı da bunun bir cinayet borsasına dönüşmesi olur.

scd
Bahis uygulamaları, her kesimden sivillerin yaşadığı insani trajedileri görmezden geliyor (Reuters)

Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan uzun bir haber, bu pazarın yüzde 80'ini elinde bulunduran tahmin piyasası platformları Kalchi ve Polymarket’in işleyiş mekanizmalarını ele alırken, sermayenin gözünden kaçan bir konuya, yani yabancı liderlere yönelik suikast veya bir savaşın patlak vermesi gibi ölüm ve yıkım üzerine bahis oynayabilme olanağının ne kadar meşru ve ahlaki olduğuna da değindi.

Dikkati çeken bir diğer nokta ise bu pazarın gördüğü büyük ilginin ardından, daha önce hiç görülmemiş bir şekilde mercek altına alınması ve hatta geleneksel kamuoyu yoklamalarından daha kesin bir gösterge olarak görülmeye başlanmasıdır. Birçok pazarlama kurumu, bahisçilerin eğilimlerini anlık olarak takip etmek için ortaklıklar kurdu. Bu da bölgesel ve ulusal dengelerle, hatta ulusal güvenlikle yakından ilgili olan askeri ve siyasi karmaşıklıklar karşısında kamuoyunun görüşünün nasıl şekillendiğini anlamanın bir yolu olarak görülüyor.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
TT

Güney ülkeleri ve yeni bir uluslararası düzenin oluşumu

BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)
BMGK’daki bazı daimi üyelerin temsili, artık geçerliliğini yitirmiş tarihi gerekçelere dayanmaya devam ediyor (AFP)

Nebil Fehmi

Mevcut uluslararası sistem bugün bir belirsizlik ve istikrarsızlık dönemi yaşıyor, bu çok açık. Öyle ki, bu sistemin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi ihtiyacı olduğu üzerinde uluslararası alanda neredeyse tam bir fikir birliği var. Ancak bu fikir birliği, arzu edilen reformun niteliğine, önceliklerine veya mekanizmalarına değinmiyor. Herkes değişim talep ediyor, ancak her biri kendi konumundan ve çıkarlarına göre çoğu zaman farklı, hatta bazen çelişen yönlerde.

Mevcut uluslararası sistemdeki en etkili güç olan ABD, siyasi, güvenlik ve ekonomik açıdan en büyük yükü üstlendiğini düşünüyor. Bu yüzden de ciddi bir reformun, farklı uluslararası güçler arasında yük ve sorumlulukların daha dengeli bir şekilde dağıtılmasına yol açması gerektiğini savunuyor. Buna karşın Rusya ve Çin, mevcut sistemi, Batı'nın siyasi ve ideolojik hakimiyetini dayatmak için bir araç olarak görüyor. İki ülkeye göre bu sistem aracılığıyla uluslararası meşruiyet kuralları, Batı'nın çıkarlarına ve vizyonuna hizmet edecek şekilde yönetiliyor.

Gelişmekte olan ülkeler ya da artık genel bir terim olarak Güney ülkeleri ise daha farklı ve derin bir bakış açısına sahip. Bu ülkeler, büyük sanayileşmiş ülkelerin on yıllardır dünyanın doğal kaynaklarından yararlandığını, çevreye ve iklime ciddi zararlar veren üretim ve tüketim biçimlerini yaygınlaştırdığını düşünüyor. Bugün ise gelişmekte olan ülkelere, meşru kalkınma haklarını sınırlayabilecek yeni kısıtlamalar ve standartlar dayatılıyor. Dolayısıyla bu ülkeler, haklı olarak gelişmiş ülkelerin ister çevresel uyum çabalarını destekleyerek ister teknolojik dönüşümü finanse ederek isterse gelişmekte olan ekonomilerin daha verimli ve çevreye daha az zarar veren üretim araçlarıyla modern gelişme dalgalarına yetişmelerini sağlayarak, tarihi sorumluluklarının payını üstlenmelerini talep ediyorlar. Aynı zamanda, uluslararası yönetici kurumların ve mekanizmaların, günümüzün uluslararası gerçekliğini daha iyi yansıtacak ve herkesin çıkarlarını daha adil olarak koruyacak bir şekilde reformdan geçirilmesini istiyorlar.

Bu noktada uluslararası manzara karmaşık bir hal almaktadır; değişimin gerekliliği konusunda bir mutabakat vardır, ancak bu değişimin yönü konusunda mutabakat yoktur. Bu gerçek, bir yandan önemli fırsatlar yaratırken, diğer yandan da ciddi zorluklar doğuruyor.

Ben de tıpkı diğerleri gibi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ayrıcalıklarını pekiştiren büyük devletlerin, uluslararası sistemdeki dengesizlikleri düzeltmek için inisiyatif almasını defalarca kez talep ettim. Çünkü sistemin birçok düzenlemesi, artık 21. yüzyıldaki güç dengelerini veya uluslararası adaletin gerekliliklerini karşılayamıyor. Bu dengesizlik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) açıkça görülüyor. Zira BMGK’nın bazı daimî üyelerinin temsili, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki güncel fiili rollere değil, zamanın gerisinde kalan tarihi hususlara dayanmaya devam ediyor. Ayrıca daimi üyelerin toplu performansı, çoğu zaman BM Şartı'nın kendilerine yüklediği sorumluluğun seviyesine ulaşamazken, tutumları, standartların uygulanmasında büyük ölçüde ikiyüzlülük ve ilkelerin yorumlanmasında seçicilikle lekelendi.

Dört yıldan fazla süren diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru bir talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda, bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti; bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Kırk yılı aşkın bir süreye dayanan diplomatik ve siyasi deneyimlerime dayanarak, reform ve düzeltmenin artık sadece meşru talep olmaktan çıkıp, asgari düzeyde uluslararası istikrarı korumak için vazgeçilmez bir gereklilik haline geldiğini güvenle söyleyebilirim. Ancak aynı zamanda bu gerekliliğin, her ne kadar haklı olsa da tek başına değişimi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını açıkça görüyorum. Uzun yıllar geçti. Bu süre zarfında çağrılar tekrarlandı, girişimler çoğaldı ve ciddi ve dengeli fikirler ortaya atıldı, ancak kayda değer gerçek bir ilerleme sağlanamadı.

Bana göre bunun nedeni açık. Köklü bir reform, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sistemi şekillendiren ve halen bu sistemin temel ayrıcalıklarından yararlanan ülkelerden kendiliğinden gelmeyecek. Çıkarları gereği, bu güçler nüfuzun yeniden dağıtılması veya temsil kurallarının değiştirilmesi konusunda acele etmeyecekler. Dolayısıyla asıl umut Güney ülkeleri, yani gelişmekte olan ülkeler ve tarihi olarak tarafsızlık ve adil çok taraflılık ilkelerine inanan güçlerin önderliğinde, organize ve etkili bir harekete bağlı olmalı.

Ancak bu hareket sloganlara değil, uluslararası desteği toplayabilecek pratik bir vizyona dayandırılmalı. Önemli olan sadece mevcut düzene karşı çıkmak değil, gerçekçi ve akıllı alternatifler sunmaktır.

Bu alternatifler siyasi ve entelektüel olarak yaygınlaştırılabilir; düşünce ve araştırma merkezleri ile sivil toplumun bu alternatifleri şekillendirme ve savunma rolünü canlandırmak da önemli. Ben de daha akılcı ve daha az çatışmacı uluslararası ilişkiler çağrısında bulunan ABD merkezli Quincy Enstitüsü ile iş birliği içinde bu çabalardan birine şahsen katıldım. Bu girişim, BMGK ve uluslararası kuruluşların reformu, BM Şartı'nın çerçevesi dışında güç kullanımının sınırlandırılması ve kolektif güvenlik kavramının yeniden değerlendirilmesi konusunda bazı önemli tavsiyelere ulaştı. Ayrıca, başta Arap-İsrail çatışması ve Ukrayna'daki savaş olmak üzere, devam eden çatışmalara yönelik pratik yaklaşımlar da ortaya koydu.

Öyleyse sorun, fikirlerin eksikliğinden değil, bunların nasıl etkili bir siyasi ivmeye dönüştürüleceğinden kaynaklanıyor. Bu noktada tarihe bir göz atmak faydalı olur. Uluslararası sistemin yapısındaki büyük değişiklikler, sadece bunların gerekliliğine dair teorik bir inanç nedeniyle değil, belirli bir hedef etrafında ortak çıkarların şekillenmesine olanak tanıyan elverişli uluslararası koşulların oluşmasıyla gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti kuruldu, ardından patlak veren İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da BM kuruldu. Daha sonra silahlanmanın sınırlandırılması, stratejik silahların düzenlenmesi ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi için önemli anlaşmalar imzalandı. Ayrıca ekonomi ve uluslararası hukuk üzerinde etkili uluslararası antlaşmalar da yapıldı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre tüm bu aşamaların ortak noktası, uygun uluslararası anı iyi yakalamak ve fikri müzakere sürecine, ardından da kurumsal bir gerçekliğe dönüştürmeyi mümkün kılan asgari düzeyde bir uzlaşı veya ivme sağlamaktı.

Bugün, yeniden gözden geçirme gerektiren bir dönüm noktasına yaklaşıyor gibi görünüyoruz. Zira büyük savaşların felaketlerini önlemek amacıyla kurulan BM, kendini silahlı çatışmaların sayısında ve şiddetinde tehlikeli bir artış, güce başvurmanın artması ve uluslararası hukuk kurallarına saygının azalması gibi gelişmelerle karşı karşıya buldu. Bu gelişmeler sadece uluslararası kurumların etkinliğini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda krizleri yönetme ve patlamayı önleme konusundaki yeteneklerine duyulan güveni de tehdit ediyor.

Bu bağlamda, Güney ülkelerinin daha sonra değil, hemen şimdi harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. BM’nin kuruluşunun 80’inci yıldönümü ve Bandung Konferansı’nın 70’inci yıldönümü gibi son derece önemli siyasi ve sembolik anlamlardan yararlanarak harekete geçmeleri gerekiyor. Bandung Konferansı, Bağlantısızlar Hareketi’nin entelektüel ve siyasi temelini oluşturmuş ve başta egemenliğe saygı, hegemonyayı reddetme, barış içinde bir arada yaşama ve devletler arası eşitlik olmak üzere günümüzde de geçerliliğini koruyan ilkeleri pekiştirmiştir.

Bu hareketin birbiriyle bağlantılı üç adımla başlatılabileceğini düşünüyorum:

1- Sınırlı sayıda ve etkin bir öncü grubun oluşturulması: Girişim, Küresel Güney’in farklı bölgelerini temsil eden, güvenilir ve çeşitli taraflarla iletişim kurma becerisine sahip küçük bir ülke grubu tarafından başlatılmalı.

Bu grubun amacı fikri tekelleştirmek değil, hareketin ilk çerçevesini oluşturmak, önceliklerini ve mekanizmalarını kararlaştırmak ve ardından katılım çemberini kademeli olarak genişletmektir.

2- Hedeflerin açık ve net bir şekilde belirlenmesi: Baştan amacın mevcut uluslararası düzeni yıkmak değil, onu ıslah etmek ve düzeltmek olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. BM, tüm eksikliklerine rağmen, daha dengeli bir uluslararası düzenin birleştirici çerçevesi olmaya devam etmelidir. Bu bağlamda öncelikler şunları içerebilir:

a- Temsil ve performans açısından daha adil ve etkili bir çok taraflı sistemi inşa etmek.

BMGK’nın işleyişinin, mevcut güçleri dışlamak suretiyle değil, özellikle gelişmekte olan ülkelerin temsil edilmesi için tabanını geliştirilmesi şeklinde olması gerekiyor. Bu da seçilmiş üye sayısının artırılması veya daha uzun süreli üyelik için yeni formüllerin geliştirilmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.

b- Yeni daimi üyelere veto hakkı verilmesinden kaçınmak ve aynı zamanda mevcut daimi üyelerin veto hakkını kullanmasını ister usul kısıtlamaları getirerek ister kullanımını belirli konularla sınırlayarak, azaltmaya çalışmak.

c- Uluslararası sistemi yönetmesi gereken temel ilkeleri yeniden teyit etmek.

Bunların çoğu Bandung Konferansı’ndan çıkan devletlerin egemenliğine saygı, BM Şartı'na uygun olarak güç kullanımının kabul edilebilirliği, güç yoluyla toprak ele geçirilmesinin reddi, insan hakları ve vatandaşlık haklarının korunması ve tüm devletlerin ne bağlı ne de marjinalleştirilmiş, kapsayıcı bir uluslararası sistemin ortakları olarak ele alınması şeklindeki 10 ilkeye dayanıyor.

3- İstişare çemberini genişletmek ve uluslararası destek oluşturulması: Güney ülkeleri arasında uzlaşmak yeterli değildir; bu vizyonu çok taraflı kurumlara, başta BM Genel Kurulu olmak üzere, ardından BMGK ve diğer ilgili uluslararası kuruluşlara aktarmadan önce, ilkeler ve hedefler konusunda mümkün olduğunca geniş bir mutabakat oluşturmak amacıyla doğu, batı, kuzey ve güneydeki uluslararası çok taraflılığı destekleyen ülkelerle kapsamlı istişareler başlatmalılar. Sonuçta sadece bir reform belgesi sunmak değil, reform konusunu uluslararası gündeme taşımak ve çeşitli tarafları akılcı değişimin gereklilikleriyle daha uyumlu tutumlara itecek olumlu ve baskı yaratan bir siyasi ivme yaratmak isteniyor.

Günümüzde dünya, uluslararası düzeni yıkmaya değil, onu durgunluktan, seçicilikten ve kurumlarına duyulan güvenin aşınmasından kurtarmaya ihtiyaç duyuyor. Eğer büyük güçler ayrıcalıklarından gönüllü olarak vazgeçmeye hazır değilse, tarihi sorumluluk zorunlu olarak Güney ülkelerine geçer. Bu ülkelerin şikâyet etmekten inisiyatif almaya, tepki vermekten harekete geçmeye, geçmişteki haksızlıkları hatırlatmaktan, daha adil, daha temsili ve herkesin barış, güvenlik ve ortak çıkarlarını korumaya daha muktedir yeni bir uluslararası dengenin oluşturulmasına fiilen katkıda bulunmaya geçme zamanı geldi.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Trump, Hürmüz açılmadan operasyonu sonlandırmaya hazır… İran’dan Kuveyt petrol tankerine saldırı

TT

Trump, Hürmüz açılmadan operasyonu sonlandırmaya hazır… İran’dan Kuveyt petrol tankerine saldırı

Trump, Hürmüz açılmadan operasyonu sonlandırmaya hazır… İran’dan Kuveyt petrol tankerine saldırı

Wall Street Journal gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalsa bile İran’a yönelik askeri operasyonu sona erdirmeye hazır olduğunu yardımcılarına ilettiğini yazdı. Haberde, boğazın yeniden açılmasına yönelik karmaşık sürecin daha sonraki bir tarihe bırakılabileceği ifade edildi.

Tahran’da ise İran parlamentosundaki bir güvenlik komisyonu, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlere ücret uygulanmasını öngören bir yasa tasarısını kabul etti. Tasarı ayrıca, İran’a yaptırım uygulayan ülkelerle bağlantılı gemilerin boğaza erişiminin kısıtlanmasını içeriyor.

Öte yandan, İran tarafından düzenlenen bir saldırı sonucunda, dün Dubai Limanı’nda tam yüklü bir Kuveyt ham petrol tankerinde yangın çıktı. Yetkililer, yangının daha sonra kontrol altına alındığını duyurdu. Olayda geminin gövdesinde hasar meydana gelirken, olası bir petrol sızıntısı endişesi de gündeme geldi.

Diğer yandan ABD medyası yüzlerce Amerikan özel kuvvetler askerinin Ortadoğu’ya ulaştığını yazdı. Bu gelişmenin, Washington’un bölgedeki askeri varlığını güçlendirdiği ve Trump yönetiminin İran’la yaşanan gerilimde askeri seçeneklerini genişlettiği değerlendiriliyor.