Batının değerleri neden Batılı olmayanların hayatını kurtarmakta işe yaramıyor?

ABD ve Avrupa ülkelerinin Gazze trajedisini ihmal etmesi, insan haklarını savunma konusundaki söylemlerinin ciddiyeti konusunda şüphelere yol açtı.

İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)
İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)
TT

Batının değerleri neden Batılı olmayanların hayatını kurtarmakta işe yaramıyor?

İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)
İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)

İsa Nehari

ABD’li araştırmacı Paul Sullivan, Filistinli gruplarla İsrail arasındaki savaşın şiddeti arttığı şu günlerde 1990'lı yıllarda Kahire'de verdiği konferanstan anılarını hatırladı. Konferans Ortadoğu'da bir başka krizin patlak verdiği bir dönemde yapılmıştı. Konferansın konusu ise ABD Anayasası’nın ekinde 10 maddeden oluşan Haklar Bildirgesi’ydi.

Sullivan, Independent Arabia’ya verdiği röportajda konferanstaki katılımcılarının yaptığı ilk yorumun “Bunların hepsi harika Dr. Sulliva! Fakat ABD neden Araplara aynı hakları tanımıyor?” şeklinde olduğunu hatırladığını söyledi.

Onlarca yıldır Ortadoğu meseleleri hakkında araştırmalar yapan Sullivan şunları söyledi:

“O dönemde bu sorun ‘zorlu bir mücadeleyi’ gerektiriyordu, ama bugün Arap ülkelerinin sokaklarını istila eden ve Batı dünyasıyla ilgili düşünceye gölge düşüren öfkeyle birlikte sorun daha da karmaşık hale geldi.

Sullivan’a gözlemcilere göre Batı ülkelerinin İsrail’i destekleyen tutumlarıyla Gazze konusunda liberal değerlerini terk etmelerinin bu değerleri diğer ülkelere pazarlamaları üzerinde etkisi sorulduğunda şu yanıtı verdi:

“Bölgenin ABD’nin savaşa yönelik tutumuyla ilgili bakış açısına ve Arap dünyasındaki gençlerin ve diğerlerinin öfkesinin boyutuna baktığımızda bu tür konularda ABD'nin güvenilirliğinin azaldığını görüyoruz.”

Sullivan için üzücü olan ise ABD'nin ‘iyiye ulaşmak için kullanılması gereken muazzam bir potansiyele’ sahip olmasına rağmen, Gazze'deki savaşla ilişkilerinde pek çok fırsatı ve diplomatik nüfuzunu kaybetti. ABD’li araştırmacıya göre bu yaşananlar ilk olmadığı gibi son da olmayacak.

“Her türlü karamsar hayalin de ötesinde”

Dış politikasında insan haklarına ve ifade özgürlüğüne vurgu yapan Almanya gibi Avrupa ülkelerinin son kriz dışında sessiz kalmalarına, Avusturya ve Macaristan gibi bazı ülkelerin Filistin’e destek amaçlı yürüyüşleri yasakladığına ve görevden alınan İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman'ın, ‘Londra sokaklarına nefret saçtığı’ gerekçesiyle İsrail'in Gazze'yi bombalamasına karşı düzenlenen protestoların durdurulması taleplerine dikkati çeken gözlemciler, İsrail'in sivilleri öldürmesine göz yumulmasını ya da bunun meşrulaştırmaya çalışılmasını Batı’nın sürdürdüğü ‘üstten bakışla’ ilgili olduğunu düşünüyorlar.

Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi Güvenlik Araştırmaları Merkezi ve Ulusal Güvenlik Programı Genel Müdürü Dr. Hişam el-Ganem, “Araplar artık Batı’nın insan haklarını ya da liberal değerleri önemsediğini düşünmeyecekler. Bu da Doğu’ya yönelimin artması ve bölgemizdeki ülkelerin uzun süredir görmezden geldiği, Batı’dan ve yalanlarından uzaklaşarak dünyadaki diğer güçlerle ve farklı kültürlerle ilişkilerin güçlendirilmesi şeklinde yansıyabilir” dedi.

Batı’nın çifte standartlarının yalnızca Filistinlilere karşı değil, tüm bölgeye ve halklarına karşı uygulandığına dikkati çeken Dr. Ganem, Gazze’deki son savaşı ‘her türlü karamsar hayalin de ötesinde’ diye nitelendirdi. Dr. Ganem, bunun Batılı ülkelerin bir yandan Ukrayna’nın Rusya’nın işgalinden kurtulmasını desteklerken, diğer yandan İsrail’in Gazze’yi işgaline verdikleri destekle açıkça çifte standart uyguladıklarını teyit ettiğini vurguladı.

Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, bunundan 45 yıl önce Edward Said’in “Oryantalizm” adlı kitabında Batı'nın Ortadoğu’ya bakışını ortaya koyduğunu söyleyen Suudi araştırmacı, Batılıların Doğu halklarını Avrupa halklarından aşağı gördüklerini ve onları kurtaracak birine ihtiyaç duyduklarına inandıkları üstten bakışla tüm Ortadoğu bölgesine yönelik politikalar haline getirdiklerinin altını çizdi.

Ganem’e göre bu üstten bakışın yanı sıra Batı’nın İsrail’le ilişkisinin özgüllüğü, tek bir kınama dahi yapılmaksızın binlerce çocuğun ve kadının öldürülmesine, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin yok edilmesine yeşil ışık yakılmasında rol oynuyor. Hatta sanki onlarca yıldır işgal altında olan insanların kendilerini savunma hakları yokmuş gibi, meşru müdafaa adına işlenen suçları meşrulaştırıyorlar.

Ayrımcılık Gazze'de bir kez daha sergilendi

Batı’nın resmi alanda bu insani trajediyi göz ardı etmesi ya da Gazze'de yaşananlar küçümsemesi, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in 2022 yılı martında Katar’ın başkenti Doha'da düzenlenen bir konferansta başlattığı Ukrayna’nın Mariupol şehri ile Suriye’nin Halep şehri arasındaki karşılaştırmayı hatırlatıyor. Borrell'in yaptığı bu kıyaslama o sırada yanında oturan Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan'ı harekete geçirdi.

Borrell, “Ukrayna'nın Mariupol’ü Avrupa’nın Halep’i mesabesindedir” dedi. Bunun üzere Prens Faysal da “Halep bizim için Halep'tir” şeklinde karşılık verdi. Borrell, her zamanki diplomatik soğukkanlılığını korusa da öfkesini gizleyemeyerek Prens Faysal’ın sözünü kesti ve “Halep'i Biz Avrupalılar bombalamadık” dedi. Prens Faysal ise “Bunu anlıyorum, ama uluslararası toplumun iki krize tepkisi farklıydı” diye karşılık verdi.

Bu hararetli tartışmadan birkaç hafta önce, 26 Şubat'ta, ABD merkezli CBS News televizyonu yurtdışı muhabiri Charlie D'Agata’nın Ukraynalıların savaştan dolayı çektiği acıları anlattığı bir videosu dehşetle tüm dünyaya yayıldı. D'Agata, söz konusu videoda “Burası Irak ya da Afganistan gibi on yıllardır çatışma yaşanan bir yer değil. Burası bunun yaşanmasını beklemediğiniz daha medeni, daha Avrupalı, bu sözleri dikkatle seçmem gerekiyor, bir şehir” ifadelerini kullandı. Aynı hafta İngiliz kanalı ITV muhabiri Lucy Waston, “Ukraynalıların başlarına düşünülemez bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil, burası Avrupa” dedi. BBC ekranlarında ise “Her gün öldürülenler bizim gibi mavi gözlü, sarı saçlı Avrupalılar” diyenler vardı.

Gözlemcilere göre bu önerme yalnızca yanıltıcı ve gerçeklerin çarpıtmasından değil, önermenin sahibinin diğer insanlara karşı ırkçılık yapmasını sağlayan ön yargıdan dolayı kusurlu. Örneğin, herhangi bir Avrupa ülkesinin mutlaka istikrarlı olduğu varsayımı, D'Agata'nın Avrupa'yı kasıp kavuran yüzyıllardır süren savaşları görmezden gelmesine yol açtı. Avrupa’daki herhangi bir ülkenin ekonomik açıdan başarılı olduğu varsayımı, Waston'un, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Ukrayna'yı zayıf ekonomik performansı nedeniyle gelişmekte olan bir ülke olarak sınıflandırdığı gerçeğini çarpıtmasına neden oldu.

Irak'ın, arkeolojik ve tarihi anıtlarla süslenmiş Kiev'le karşılaştırıldığında ne medeni ne de Avrupalı ​​olduğu için çatışmaların olağan görüldüğü bir yer olduğunu varsaymanın yanlış bir yanı yok. Irak'ın kendi mirası, kültürü ve tarihi var, ancak savaş tüm şehirlerinde büyük bir yıkıma yol açtı. ABD’nin Irak’ı işgalinin ve ardından ülkede ortaya çıkan kaosun yansımalarının etkili olduğu Bağdat'ın, Rusya’nın bombardımanlarıyla harabeye dönen Ukrayna'nın Harkiv şehrinden hiçbir farkı yok. Her ikisi de çevrelerinde kültürün, şiirin, yazarların merkezi olarak görülen şehirlerdi.

Ancak Batı medyası, coğrafyanın, ekonominin ve ten renginin bir ırkın acısını diğerinden daha şiddetli hale getirmeye yettiği gerçeğinden etkilenmiş gibi görünüyordu. Bu tutum, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sırasında Ortadoğu'daki çok sayıda insanı kızdırdı. Filistinli gruplarla İsrail arasındaki patlak veren savaşla birlikte bu öfke bir kez daha ortaya çıktı.

Araplar, sadece basında çıkan haberlerden rahatsızlık duymuyordu. Daha ziyade, bazılarının da merak ettiği gibi, Washington'ın insan hakları örgütlerine göre yeşil ışık yaktığı İsrail'in Gazze'yi gelişigüzel bombalamasıyla ABD'nin kınadığı Rusya’nın Ukrayna bombardımanları arasında neyin farklı olduğu düşüncesi de onları öfkelendiriyordu.

Batı'nın ‘geriye kalanlar’ üzerindeki hegemonyası

Gözlemciler, Batı medyasının anlatımını kontrol etme yeteneğinin, 21. yüzyılda Batı medeniyetlerinin yükselişini takip eden Batı hegemonyasının bir sonucu olduğunu düşünüyorlar. Peki bunun arkasında yatan sır ne? Batılı ülkelerin insan hakları gibi savunduğu liberal değerlerin bunda bir rolü var mı?

İskoç tarihçi Neil Ferguson, ‘Civilization: The West and the Rest’ (Uygarlık: Batı ve Ötekiler) adlı kitabında şöyle diyor:

“Batı uygarlıklarının yükselişi, modern tarihin kalbinde yatan bir hikayedir. Bu belki de tarihçilerin henüz çözemediği en zorlu bilmecedir. Bunu sadece merakımızı gidermek için değil, yükselişin gerçek nedenlerini tespit ederek gerilememizin ve düşüşümüzün ne kadar yakın olduğunu kesin olarak tahmin etmek için çözmeliyiz.”

Ferguson, son beş yüzyıl boyunca Batı uygarlıklarının etkisine ve gücüne katkıda bulunan altı faktörü; ‘ekonomik rekabet, bilim, modern tıp, mülkiyet, tüketim ve Protestan çalışma ahlakı’ şeklinde sıralıyor.

Ekonomik rekabet, bilim ve mülkiyet, Batı’nın Asya’ya, İslam dünyasına ve Güney Amerika'da hegemonyasını kurmasına yardımcı oldu. Batı, tıp, tüketim ve çalışma alanlarında kaydettiği ilerlemeler sayesinde ise hegemonyasını Afrika’ya doğru genişletti. Batı uygarlıkları hem sömürgecilerin hem de Afrikalıların yaşamlarının uzatılmasına yardımcı olan modern tıbba dayanıyordu.

Avrupa’nın ortak ekonomisi kapitalizmin bir sonucu olarak on beşinci yüzyılda Çin İmparatorluğu’nun zenginliğini geride bıraktı. Avrupa krallıkları, Portekizli denizci Vasco da Gama gibi kaşifleri ticaret merkezleri aracılığıyla dünyayı keşfetmeleri ve bir haritasını çıkarmaları için gönderdiler.

Ferguson’a göre dini kurallar Doğu’da bilimsel ilerlemeyi engellerken, bilim Batı dünyasının ilerlemesine ve dünyanın polisi olarak yerini sağlamlaştırmasına imkan sağladı. Ferguson, Prusya Kralı Frederick'in kilisenin devletten işlerinden uzaklaştırılması ve bilimsel araştırmaya dayalı eğitim sisteminin güçlendirilmesi yönünde talimat verdiği bir dönemde Osmanlı Padişahı 3.Osman’ın bilim çalışmalarını yasaklayan dini kanunları uygulamaya başlamasının Batı’nın üstünlüğünün kanıtının olduğuna dikkati çekiyor.

Bireysel mülkiyete izin veren ABD, toprak sahiplerine hükümette söz hakkı vererek güç dağılımını da temelden değiştirdi. Ferguson, başta altın ve doğal kaynakların bolluğu ve işgalcilerden oluşan küçük bir yönetici sınıf tarafından kontrol edilmesi nedeniyle Güney Amerika'nın en büyük ve en müreffeh imparatorluk haline geleceğinin düşünüldüğünü, ancak çalışkan insanları ve toprak mülkiyetiyle Kuzey Amerika’da karlı bir demokratik toplumun ortaya çıktığının altını çiziyor.

Birinci ve ikinci dünya savaşlarının Batı uygarlığını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmesinden sonra, Soğuk Savaş sırasında tüketimciliğin Batı’nın dünyadaki nüfuzunun artmasına katkıda bulunduğunu söyleyen Ferguson, o sıralar kot pantolonlar ve tişörtler tüm dünyada popüler hale geldiğini belirterek, “Giyim devrimi 20. yüzyılda küreselleşmenin ilk dalgasını oluşturdu. Modayı kitlesel çekiciliğe sahip kültürel bir para birimi haline getirdi” ifadelerini kullanıyor.

Son olarak ‘Protestan çalışma ahlâkını’ Arapların başarısı için belirleyici bir faktör olarak gördüğünü ifade eden İskoç tarihçi, sosyolog Max Weber'in 1904 yılında yaptığı ‘sıkı çalışma, samimiyet ve özdenetim’ gibi kapitalizmin oluşmasına yardımcı olan faktörlerin Protestanları Katoliklerden daha zengin yaptığını söylüyor. Ferguson, Hıristiyanlık Çin'de yayıldıkça ülkenin ekonomik refahının da arttığını iddia ediyor.

Ancak hem Batılıları hem de Batılı olmayanları endişelendiren “Batı üstünlüğünü daha ne kadar sürdürecek ve Doğu medeniyetlerinin inisiyatif alma şansı var mı?” sorusu halen yanıt bekliyor. İskoç tarihçi, Çin'in yükselişine ve İslam dünyasının yeniden hareketlenmesine rağmen, Batı’nın halen siyasi çoğulculuğun, ticari rekabetin, bilimsel gelişmenin, tıbbi ilerlemenin avantajlarından yararlandığını ve hepsinden de önemlisi Batı medeniyetinde bir sonraki aşamaya yazma özgürlüğünü ve yaratıcılığını hâlâ elinde tuttuğunu vurguluyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent  Arabia’dan çevrilmiştir.



ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
TT

ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)

Geçen yılın ortalarında, Trump yönetiminin, İran'ın yaygın kullandığı ölümcül drone'a karşı savunma sistemlerini güçlendirme konusunda Ukrayna'dan gelen yardım teklifini reddettiği bildirildi.

Şimdiyse, İran drone'larının çok sayıda ABD askerini öldürmesinin ardından, Amerikalı yetkililer ilk girişimin göz ardı edilmesini büyük bir hata olarak görüyor.

Bir ABD yetkilisi Axios'a, "Eğer bu [İran'daki savaş] öncesinde yaptığımız taktiksel bir hata veya yanlış varsa, işte buydu" diye konuştu

Geçen ağustosta, Ukraynalı yetkililerin, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş için cephaneliğinin önemli bir parçası haline getirdiği İran'ın düşük maliyetli, isimsiz, kamikaze Şahid drone'larına karşı koymak için ABD'ye savaşta kendini kanıtlamış teknolojiyi satmaya çalıştığı bildirildi.

Ukraynalıların bu teklifi, 18 Ağustos'ta Beyaz Saray'da kapalı kapılar ardında yapılan toplantıda dile getirdiği ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin Trump'a ilişkileri güçlendirmenin bir yolu olarak önleyici drone teklif ettiği bildirildi. Hatta iddialara göre teklif, o dönemde varsayım olan bir İran savaşı sırasında drone'ların Ortadoğu'da nasıl bir tehdit oluşturabileceğini anlatan slaytları içeren PowerPoint sunumuyla son buldu.

Başkanın ekibinden Ukrayna'dan gelen teklifi incelemesini istediği ancak teklifin sonraki aylarda ele alınmadığı ve Trump yönetimindeki bazı isimlerin Zelenski'nin gösteriş yaptığını düşündüğü bildiriliyor.

Ağustosta gerçekleştiği bildirilen görüşmeden aylar önce, Trump ve Zelenski arasında Oval Ofis'te yapılan bir görüşme, Ukrayna liderinin ABD yardımına yeterince minnettar olmadığı yönünde gergin bir tartışmaya dönüşmüş, üstelik tüm bunlar haber kanallarının kameraları önünde yaşanmıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, The Independent'a, "İran'ın misilleme saldırıları yüzde 90 azaldı çünkü balistik füze kabiliyetleri tamamen yok ediliyor" dedi.

Bu korkak isimsiz kaynakların yaptığı bu betimleme doğru değil ve sadece dışarıdan baktıklarını kanıtlıyor. Bakan Hegseth ve ordu, İran rejiminin olası tüm tepkilerine karşı planlama yaparken inanılmaz bir iş çıkardı ve Destansı Öfke Operasyonu'nun tartışmasız başarısı ortada.

Artık durum tersine döndü. ABD, İran Şahidleri'nin doğrudan tehdidi altında ve Ukrayna'nın dronesavar teknolojisi, Ortadoğu'daki ABD ve müttefik üslerindeki birçok yüksek maliyetli, geleneksel hava savunma sistemine göre çok daha ekonomik bir yol sunuyor.

sdfgrthyj
Rusya'nın ülkeye karşı savaşında düşük maliyetli drone'ları önemli bir unsur haline getirmesi nedeniyle Ukrayna, drone saldırılarına karşı koymada öncü hale geldi (AP)

Askeri liderlerin geçen hafta meclis üyelerine, İran drone'larının beklenenden daha fazla zorluk çıkardığını çünkü ABD hava savunmasının hepsini durduramadığını söylediği bildirildi.

Zelenski'ye göre ABD yardım için kendisine başvurdu ve Ukrayna lideri, Ürdün'deki ABD üslerini korumaya yardımcı olmak için drone ve uzmanlar gönderdiğini söyledi.

Ukrayna, kamuoyunda müttefik ülkelerden daha fazla ABD yapımı Patriot füzesi talep etti.

Ayrıca ABD, düşük maliyetli İran yapımı Şahid drone'larından esinlenerek geliştirdiği Lucas drone'larını da sahaya sürdü.

Başkanın oğulları Eric ve Donald Trump Jr.'ın, orduya tedarik sağlayabilecek Florida merkezli bir drone şirketini desteklediği bildiriliyor.

İran drone'larıyla ilgili zorluklara rağmen ABD, İran ordusunun büyük bir bölümünü felç ettiğini ve kamuoyu desteğini giderek kaybeden savaşın yakında sona ereceğini savunuyor ancak başkan ve ekibi ayrıntı vermiyor.

Independent Türkçe 


Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
TT

Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump ve ölü pedofil Jeffrey Epstein'i ünlü bir film sahnesini canlandırırken tasvir eden yeni heykel, salı günü ABD Kongre Binası yakınındaki National Mall’a yerleştirildi.

Dünyanın Kralı adlı büyük heykel, 1997 yapımı gişe canavarı Titanik'teki (Titanic), kahramanlarının batacak geminin pruvasında birlikte durdukları ünlü sahneye gönderme yapıyor.

Heykelin kaidesindeki levhada, "Jack ve Rose'un trajik aşk hikayesi lüks bir yolculuk, gürültülü partiler ve gizli çıplak çizimler üzerine kurulmuştu" deniyor.

Bu anıt, Donald Trump'la Jeffrey Epstein arasındaki bağı onurlandırıyor.

Turistler, Trump ve Epstein'in fotoğraflarının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesinin yer aldığı bir dizi pankartın önünde bulunan heykelin fotoğraflarını çekerken görüldü.

The New Republic'e göre bu, üyeleri anonim olan Secret Handshake adlı grup tarafından National Mall'a yerleştirilen en yeni protesto sanat eseri.

dsfbhtyj
Heykelin arkasında, Trump ve Epstein'in fotoğrafının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesini gösteren bir dizi pankart vardı (AFP)

Eylülde grup, Cumhuriyetçi başkan ve Epstein'in el ele tutuştuğu bir heykeli Kongre binasının önüne dikmiş, bu heykel hızla kaldırılmıştı.

6 Ocak isyancılarını eleştiren bir dışkı heykeli ve Trump'ın Epstein'e yazdığı iddia edilen doğum günü mektubunun büyük bir kopyasının da arkasında bu grup vardı.

Trump'ın Epstein'le ilişkisi, Adalet Bakanlığı'nın kasımda yürürlüğe giren Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası uyarınca ölen cinsel suçlu hakkındaki dosyalarını yayımlamaya başlamasından bu yana yoğun bir şekilde inceleniyor. Dosyaların birçoğunda Trump'ın yanı sıra diğer üst düzey isimlerin de adı geçiyor.

ABD Adalet Bakanlığı bu ay 79 yaşındaki başkanın adını içeren yeni bir dosya grubu yayımladı. Bu belgeler arasında Trump'ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia eden bir kadınla FBI'ın yaptığı görüşmeleri detaylandıran üç not da bulunuyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, iddia hakkında "tamamen asılsız" ve "hiçbir güvenilir kanıtla desteklenmiyor" dedi.

Birçok Demokrat da başkanın, Bill ve Hillary Clinton'ın yanı sıra Epstein'in uzun süredir ortağı olan Les Wexner'ı da sorgulayan Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi önünde ifade vermesi çağrısında bulundu. Ancak komitedeki Cumhuriyetçiler, Trump'ın herhangi bir yanlış yapmadığının kanıtlandığını söyledi.

Trump, 1990'lar ve 2000'lerde Epstein'i sosyal olarak tanıyordu ve ikili, Mar-a-Lago ve New York'taki Plaza Oteli de dahil birçok yerde birlikte fotoğraflandı. Epstein, 2017'de hapishanede intihar olarak değerlendirilen ölümünden iki yıl önce, yazar Michael Wolffe'a Trump'ın "en yakın arkadaşı" olduğunu söylemişti.

Başkan, hüküm giymiş cinsel suçluyla ilişkisini yıllar önce kestiğini ve herhangi bir yanlış davranışta bulunmadığını defalarca dile getirdi. Epstein tartışmasını Demokratlar tarafından uydurulmuş bir "aldatmaca" diye niteledi.

Independent Türkçe


İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
TT

İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) göre İran'ın şimdiye dek fırlattığı 300 balistik füzenin yaklaşık yarısı misket bombası taşıyordu.

IDF'nin salı günü yaptığı açıklamada, İran'ın kullandığı misket bombaları nedeniyle pazartesi günü iki kişinin öldüğü, bir kişinin de ağır yaralandığı bildirildi.

Açıklamada, İran füzelerindeki misket bombalarının yaklaşık 10 kilometre yarıçapında yayılarak kontrol edilemez şekilde hasar yarattığı belirtildi.

Salı günü de İsrail'in Kudüs bölgesindeki Beyt Şemeş şehrine misket bombası taşıyan bir füze fırlatıldığı fakat can kaybı yaşanmadığı aktarıldı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan İsrailli askeri yetkililer, hava savunma sistemlerinin misket bombası taşıyan füzelerin etkisini tamamen engellemekte zorlandığını söylüyor.

Uluslararası Af Örgütü, geçen yıl haziranda patlak veren 12 günlük savaşta da İran'ın İsrail'e en az üç kez misket bombası attığını duyurmuştu.

Tahran yönetimi, misket bombası kullandığına dair iddialarla ilgili açıklama yapmadı.

Diğer yandan Guardian'ın Kasım 2025'teki analizinde, İsrail ordusunun Lübnan'a saldırılarda benzer misket bombaları kullandığı ortaya konmuştu. İsrail'in bunları 155 milimetrelik M999 Barak Eitan ve 227 milimetrelik Ra'am Eitan güdümlü füzelerine yerleştirdiği tespit edilmişti. Tel Aviv yönetimiyse iddiaları ne doğrulamış ne de reddetmişti.

2010'da yürürlüğe giren Misket Bombası Anlaşması (CCM), bu mühimmatın kullanımını, üretimini, stoklanmasını ve transferini yasaklıyor. Türkiye'nin yanı sıra ABD, İsrail ve İran da anlaşmaya taraf değil.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı harekatta ülkenin dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey yetkililer öldürülmüştü. Hamaney'in yerine oğlu Mücteba'nın geçtiği de 8 Mart'ta duyurulmuştu.

Tel Aviv ve Washington farklı hedeflere sahip

İran'a saldırılar sürerken Washington'la Tel Aviv'in savaşın gidişatına ilişkin görüş ayrılığı yaşadığı aktarılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Miami'de pazartesi düzenlediği basın toplantısında, Tahran yönetimiyle savaşın "çok yakında biteceğini" öne sürmüş, İran ordusunun gücünü kaybettiğini savunmuştu. Cumhuriyetçi lider, önceki açıklamalarında operasyonun 4 haftadan uzun sürebileceğini söylemişti.

Wall Street Journal'ın analizine göre Trump, savaşı “kendi koşullarıyla" kısa sürede bitirmek isterken İsrail lideri Binyamin Netanyahu, İran'da rejim değişikliği koşulları oluşana dek harekatı sürdürmeyi planlıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın İran'daki enerji altyapısını vuran İsrail'i uyararak bunu tekrarlamamasını istediğini de söylüyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Ali Vaez şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Trump, insanlık tarihinin en eski dersini öğreniyor olabilir: Savaş başlatmak, sona erdirmekten çok daha kolaydır. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürmek için her türlü motivasyona sahipken, İsrail ise kendi kampanyasını durdurmak için hiçbir neden görmeyebilir.

Times of Israel'in analizine göre savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı da ABD'yle İsrail arasındaki görüş farklılıklarını etkiliyor.

George W. Bush döneminde Beyaz Saray'ın Ortadoğu danışmanı olarak görev yapan Michael Singh, İsrail'in saldırıları sürdürmek isteyeceğini vurgularken, "ABD uzun süreli bir çatışmaya pek istekli olmayabilir" diyor.

Analizde özellikle ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik bağların ve Beyaz Saray'ın Ortadoğu'dan almak istediği yatırımların çatışmalar nedeniyle tehlike altında olduğuna dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Wall Street Journal