Batının değerleri neden Batılı olmayanların hayatını kurtarmakta işe yaramıyor?

ABD ve Avrupa ülkelerinin Gazze trajedisini ihmal etmesi, insan haklarını savunma konusundaki söylemlerinin ciddiyeti konusunda şüphelere yol açtı.

İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)
İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)
TT

Batının değerleri neden Batılı olmayanların hayatını kurtarmakta işe yaramıyor?

İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)
İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar sırasında İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği bombardımanın ardından kucağındaki yaralı bir kız çocuğunu olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir adam, 17 Kasım 2023 (AFP)

İsa Nehari

ABD’li araştırmacı Paul Sullivan, Filistinli gruplarla İsrail arasındaki savaşın şiddeti arttığı şu günlerde 1990'lı yıllarda Kahire'de verdiği konferanstan anılarını hatırladı. Konferans Ortadoğu'da bir başka krizin patlak verdiği bir dönemde yapılmıştı. Konferansın konusu ise ABD Anayasası’nın ekinde 10 maddeden oluşan Haklar Bildirgesi’ydi.

Sullivan, Independent Arabia’ya verdiği röportajda konferanstaki katılımcılarının yaptığı ilk yorumun “Bunların hepsi harika Dr. Sulliva! Fakat ABD neden Araplara aynı hakları tanımıyor?” şeklinde olduğunu hatırladığını söyledi.

Onlarca yıldır Ortadoğu meseleleri hakkında araştırmalar yapan Sullivan şunları söyledi:

“O dönemde bu sorun ‘zorlu bir mücadeleyi’ gerektiriyordu, ama bugün Arap ülkelerinin sokaklarını istila eden ve Batı dünyasıyla ilgili düşünceye gölge düşüren öfkeyle birlikte sorun daha da karmaşık hale geldi.

Sullivan’a gözlemcilere göre Batı ülkelerinin İsrail’i destekleyen tutumlarıyla Gazze konusunda liberal değerlerini terk etmelerinin bu değerleri diğer ülkelere pazarlamaları üzerinde etkisi sorulduğunda şu yanıtı verdi:

“Bölgenin ABD’nin savaşa yönelik tutumuyla ilgili bakış açısına ve Arap dünyasındaki gençlerin ve diğerlerinin öfkesinin boyutuna baktığımızda bu tür konularda ABD'nin güvenilirliğinin azaldığını görüyoruz.”

Sullivan için üzücü olan ise ABD'nin ‘iyiye ulaşmak için kullanılması gereken muazzam bir potansiyele’ sahip olmasına rağmen, Gazze'deki savaşla ilişkilerinde pek çok fırsatı ve diplomatik nüfuzunu kaybetti. ABD’li araştırmacıya göre bu yaşananlar ilk olmadığı gibi son da olmayacak.

“Her türlü karamsar hayalin de ötesinde”

Dış politikasında insan haklarına ve ifade özgürlüğüne vurgu yapan Almanya gibi Avrupa ülkelerinin son kriz dışında sessiz kalmalarına, Avusturya ve Macaristan gibi bazı ülkelerin Filistin’e destek amaçlı yürüyüşleri yasakladığına ve görevden alınan İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman'ın, ‘Londra sokaklarına nefret saçtığı’ gerekçesiyle İsrail'in Gazze'yi bombalamasına karşı düzenlenen protestoların durdurulması taleplerine dikkati çeken gözlemciler, İsrail'in sivilleri öldürmesine göz yumulmasını ya da bunun meşrulaştırmaya çalışılmasını Batı’nın sürdürdüğü ‘üstten bakışla’ ilgili olduğunu düşünüyorlar.

Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi Güvenlik Araştırmaları Merkezi ve Ulusal Güvenlik Programı Genel Müdürü Dr. Hişam el-Ganem, “Araplar artık Batı’nın insan haklarını ya da liberal değerleri önemsediğini düşünmeyecekler. Bu da Doğu’ya yönelimin artması ve bölgemizdeki ülkelerin uzun süredir görmezden geldiği, Batı’dan ve yalanlarından uzaklaşarak dünyadaki diğer güçlerle ve farklı kültürlerle ilişkilerin güçlendirilmesi şeklinde yansıyabilir” dedi.

Batı’nın çifte standartlarının yalnızca Filistinlilere karşı değil, tüm bölgeye ve halklarına karşı uygulandığına dikkati çeken Dr. Ganem, Gazze’deki son savaşı ‘her türlü karamsar hayalin de ötesinde’ diye nitelendirdi. Dr. Ganem, bunun Batılı ülkelerin bir yandan Ukrayna’nın Rusya’nın işgalinden kurtulmasını desteklerken, diğer yandan İsrail’in Gazze’yi işgaline verdikleri destekle açıkça çifte standart uyguladıklarını teyit ettiğini vurguladı.

Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, bunundan 45 yıl önce Edward Said’in “Oryantalizm” adlı kitabında Batı'nın Ortadoğu’ya bakışını ortaya koyduğunu söyleyen Suudi araştırmacı, Batılıların Doğu halklarını Avrupa halklarından aşağı gördüklerini ve onları kurtaracak birine ihtiyaç duyduklarına inandıkları üstten bakışla tüm Ortadoğu bölgesine yönelik politikalar haline getirdiklerinin altını çizdi.

Ganem’e göre bu üstten bakışın yanı sıra Batı’nın İsrail’le ilişkisinin özgüllüğü, tek bir kınama dahi yapılmaksızın binlerce çocuğun ve kadının öldürülmesine, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin yok edilmesine yeşil ışık yakılmasında rol oynuyor. Hatta sanki onlarca yıldır işgal altında olan insanların kendilerini savunma hakları yokmuş gibi, meşru müdafaa adına işlenen suçları meşrulaştırıyorlar.

Ayrımcılık Gazze'de bir kez daha sergilendi

Batı’nın resmi alanda bu insani trajediyi göz ardı etmesi ya da Gazze'de yaşananlar küçümsemesi, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in 2022 yılı martında Katar’ın başkenti Doha'da düzenlenen bir konferansta başlattığı Ukrayna’nın Mariupol şehri ile Suriye’nin Halep şehri arasındaki karşılaştırmayı hatırlatıyor. Borrell'in yaptığı bu kıyaslama o sırada yanında oturan Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan'ı harekete geçirdi.

Borrell, “Ukrayna'nın Mariupol’ü Avrupa’nın Halep’i mesabesindedir” dedi. Bunun üzere Prens Faysal da “Halep bizim için Halep'tir” şeklinde karşılık verdi. Borrell, her zamanki diplomatik soğukkanlılığını korusa da öfkesini gizleyemeyerek Prens Faysal’ın sözünü kesti ve “Halep'i Biz Avrupalılar bombalamadık” dedi. Prens Faysal ise “Bunu anlıyorum, ama uluslararası toplumun iki krize tepkisi farklıydı” diye karşılık verdi.

Bu hararetli tartışmadan birkaç hafta önce, 26 Şubat'ta, ABD merkezli CBS News televizyonu yurtdışı muhabiri Charlie D'Agata’nın Ukraynalıların savaştan dolayı çektiği acıları anlattığı bir videosu dehşetle tüm dünyaya yayıldı. D'Agata, söz konusu videoda “Burası Irak ya da Afganistan gibi on yıllardır çatışma yaşanan bir yer değil. Burası bunun yaşanmasını beklemediğiniz daha medeni, daha Avrupalı, bu sözleri dikkatle seçmem gerekiyor, bir şehir” ifadelerini kullandı. Aynı hafta İngiliz kanalı ITV muhabiri Lucy Waston, “Ukraynalıların başlarına düşünülemez bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil, burası Avrupa” dedi. BBC ekranlarında ise “Her gün öldürülenler bizim gibi mavi gözlü, sarı saçlı Avrupalılar” diyenler vardı.

Gözlemcilere göre bu önerme yalnızca yanıltıcı ve gerçeklerin çarpıtmasından değil, önermenin sahibinin diğer insanlara karşı ırkçılık yapmasını sağlayan ön yargıdan dolayı kusurlu. Örneğin, herhangi bir Avrupa ülkesinin mutlaka istikrarlı olduğu varsayımı, D'Agata'nın Avrupa'yı kasıp kavuran yüzyıllardır süren savaşları görmezden gelmesine yol açtı. Avrupa’daki herhangi bir ülkenin ekonomik açıdan başarılı olduğu varsayımı, Waston'un, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Ukrayna'yı zayıf ekonomik performansı nedeniyle gelişmekte olan bir ülke olarak sınıflandırdığı gerçeğini çarpıtmasına neden oldu.

Irak'ın, arkeolojik ve tarihi anıtlarla süslenmiş Kiev'le karşılaştırıldığında ne medeni ne de Avrupalı ​​olduğu için çatışmaların olağan görüldüğü bir yer olduğunu varsaymanın yanlış bir yanı yok. Irak'ın kendi mirası, kültürü ve tarihi var, ancak savaş tüm şehirlerinde büyük bir yıkıma yol açtı. ABD’nin Irak’ı işgalinin ve ardından ülkede ortaya çıkan kaosun yansımalarının etkili olduğu Bağdat'ın, Rusya’nın bombardımanlarıyla harabeye dönen Ukrayna'nın Harkiv şehrinden hiçbir farkı yok. Her ikisi de çevrelerinde kültürün, şiirin, yazarların merkezi olarak görülen şehirlerdi.

Ancak Batı medyası, coğrafyanın, ekonominin ve ten renginin bir ırkın acısını diğerinden daha şiddetli hale getirmeye yettiği gerçeğinden etkilenmiş gibi görünüyordu. Bu tutum, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sırasında Ortadoğu'daki çok sayıda insanı kızdırdı. Filistinli gruplarla İsrail arasındaki patlak veren savaşla birlikte bu öfke bir kez daha ortaya çıktı.

Araplar, sadece basında çıkan haberlerden rahatsızlık duymuyordu. Daha ziyade, bazılarının da merak ettiği gibi, Washington'ın insan hakları örgütlerine göre yeşil ışık yaktığı İsrail'in Gazze'yi gelişigüzel bombalamasıyla ABD'nin kınadığı Rusya’nın Ukrayna bombardımanları arasında neyin farklı olduğu düşüncesi de onları öfkelendiriyordu.

Batı'nın ‘geriye kalanlar’ üzerindeki hegemonyası

Gözlemciler, Batı medyasının anlatımını kontrol etme yeteneğinin, 21. yüzyılda Batı medeniyetlerinin yükselişini takip eden Batı hegemonyasının bir sonucu olduğunu düşünüyorlar. Peki bunun arkasında yatan sır ne? Batılı ülkelerin insan hakları gibi savunduğu liberal değerlerin bunda bir rolü var mı?

İskoç tarihçi Neil Ferguson, ‘Civilization: The West and the Rest’ (Uygarlık: Batı ve Ötekiler) adlı kitabında şöyle diyor:

“Batı uygarlıklarının yükselişi, modern tarihin kalbinde yatan bir hikayedir. Bu belki de tarihçilerin henüz çözemediği en zorlu bilmecedir. Bunu sadece merakımızı gidermek için değil, yükselişin gerçek nedenlerini tespit ederek gerilememizin ve düşüşümüzün ne kadar yakın olduğunu kesin olarak tahmin etmek için çözmeliyiz.”

Ferguson, son beş yüzyıl boyunca Batı uygarlıklarının etkisine ve gücüne katkıda bulunan altı faktörü; ‘ekonomik rekabet, bilim, modern tıp, mülkiyet, tüketim ve Protestan çalışma ahlakı’ şeklinde sıralıyor.

Ekonomik rekabet, bilim ve mülkiyet, Batı’nın Asya’ya, İslam dünyasına ve Güney Amerika'da hegemonyasını kurmasına yardımcı oldu. Batı, tıp, tüketim ve çalışma alanlarında kaydettiği ilerlemeler sayesinde ise hegemonyasını Afrika’ya doğru genişletti. Batı uygarlıkları hem sömürgecilerin hem de Afrikalıların yaşamlarının uzatılmasına yardımcı olan modern tıbba dayanıyordu.

Avrupa’nın ortak ekonomisi kapitalizmin bir sonucu olarak on beşinci yüzyılda Çin İmparatorluğu’nun zenginliğini geride bıraktı. Avrupa krallıkları, Portekizli denizci Vasco da Gama gibi kaşifleri ticaret merkezleri aracılığıyla dünyayı keşfetmeleri ve bir haritasını çıkarmaları için gönderdiler.

Ferguson’a göre dini kurallar Doğu’da bilimsel ilerlemeyi engellerken, bilim Batı dünyasının ilerlemesine ve dünyanın polisi olarak yerini sağlamlaştırmasına imkan sağladı. Ferguson, Prusya Kralı Frederick'in kilisenin devletten işlerinden uzaklaştırılması ve bilimsel araştırmaya dayalı eğitim sisteminin güçlendirilmesi yönünde talimat verdiği bir dönemde Osmanlı Padişahı 3.Osman’ın bilim çalışmalarını yasaklayan dini kanunları uygulamaya başlamasının Batı’nın üstünlüğünün kanıtının olduğuna dikkati çekiyor.

Bireysel mülkiyete izin veren ABD, toprak sahiplerine hükümette söz hakkı vererek güç dağılımını da temelden değiştirdi. Ferguson, başta altın ve doğal kaynakların bolluğu ve işgalcilerden oluşan küçük bir yönetici sınıf tarafından kontrol edilmesi nedeniyle Güney Amerika'nın en büyük ve en müreffeh imparatorluk haline geleceğinin düşünüldüğünü, ancak çalışkan insanları ve toprak mülkiyetiyle Kuzey Amerika’da karlı bir demokratik toplumun ortaya çıktığının altını çiziyor.

Birinci ve ikinci dünya savaşlarının Batı uygarlığını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmesinden sonra, Soğuk Savaş sırasında tüketimciliğin Batı’nın dünyadaki nüfuzunun artmasına katkıda bulunduğunu söyleyen Ferguson, o sıralar kot pantolonlar ve tişörtler tüm dünyada popüler hale geldiğini belirterek, “Giyim devrimi 20. yüzyılda küreselleşmenin ilk dalgasını oluşturdu. Modayı kitlesel çekiciliğe sahip kültürel bir para birimi haline getirdi” ifadelerini kullanıyor.

Son olarak ‘Protestan çalışma ahlâkını’ Arapların başarısı için belirleyici bir faktör olarak gördüğünü ifade eden İskoç tarihçi, sosyolog Max Weber'in 1904 yılında yaptığı ‘sıkı çalışma, samimiyet ve özdenetim’ gibi kapitalizmin oluşmasına yardımcı olan faktörlerin Protestanları Katoliklerden daha zengin yaptığını söylüyor. Ferguson, Hıristiyanlık Çin'de yayıldıkça ülkenin ekonomik refahının da arttığını iddia ediyor.

Ancak hem Batılıları hem de Batılı olmayanları endişelendiren “Batı üstünlüğünü daha ne kadar sürdürecek ve Doğu medeniyetlerinin inisiyatif alma şansı var mı?” sorusu halen yanıt bekliyor. İskoç tarihçi, Çin'in yükselişine ve İslam dünyasının yeniden hareketlenmesine rağmen, Batı’nın halen siyasi çoğulculuğun, ticari rekabetin, bilimsel gelişmenin, tıbbi ilerlemenin avantajlarından yararlandığını ve hepsinden de önemlisi Batı medeniyetinde bir sonraki aşamaya yazma özgürlüğünü ve yaratıcılığını hâlâ elinde tuttuğunu vurguluyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent  Arabia’dan çevrilmiştir.



Kuzey Kore, seyir füzeleri ve anti-gemi füzeleri deniyor

Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)
Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)
TT

Kuzey Kore, seyir füzeleri ve anti-gemi füzeleri deniyor

Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)
Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)

Kuzey Kore’nin resmi yayın organı Kore Merkez Haber Ajansı KNCA dün, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un bir destroyerden fırlatılan stratejik seyir füzeleri ve anti-gemi füzeleri için yapılan yeni denemeleri denetlediğini bildirdi.

Denemelerin pazar günü gerçekleştirildiğini ve bunların nükleer silahlı ülke tarafından son dönemde yapılan bir dizi füze fırlatma operasyonunun en sonuncusu olduğunu aktaran KNCA, stratejik seyir füzelerinin yaklaşık 7 bin 900 saniye, yani iki saatten fazla uçtuğunu, savaş gemilerine karşı füzelerin ise yaklaşık 2 bin saniye (33 dakika) uçtuğunu belirtti.

Fransız Haber Ajansı AFP'nin aktardığına göre füzeler, Kore'nin batı denizi (Kuzey Kore'nin Sarı Deniz'e verdiği isim) üzerinde belirlenen uçuş rotaları boyunca uçtu ve hedefleri son derece isabetli bir şekilde vurdu.

fdb
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Deniz Kuvvetleri yetkilileri arasında yürürken (AP)

Füze denemeleri, Kuzey Kore Donanması’nın her biri 5 bin ton ağırlığındaki iki destroyerinden biri olan Choi Hyun gemisinde gerçekleştirildi. Bu gemiler, Kim'in ülkenin deniz kuvvetlerini güçlendirme çabaları kapsamında geçen yıl denize indirilmişti.

KCNA’nın yayınladığı bir fotoğrafta, savaş gemisinden fırlatıldıktan sonra ilk uçuş aşamasında olan ve kuyruğundan turuncu bir alev yükselen bir füze görülüyor. Bir başka fotoğrafta ise Kim, çevresinde Kuzey Kore Deniz Kuvvetleri’nden yetkililerle uzaktan fırlatma işlemini izlerken görülüyordu.

Kuzey Kore lideri Kim'in dün inşa halindeki diğer iki destroyerin silah sistemlerinin planlaması hakkında da brifing aldığını ve ‘önemli bir sonuca vardığını’ bildiren KCNA, Kim'in ‘Kuzey Kore ordusunun stratejik harekete hazırlığının güçlendirilmiş olmasından büyük memnuniyet duyduğunu’ ifade ettiğini aktardı. Kim’in Kuzey Kore’nin nükleer caydırıcılığını güçlendirmenin ‘en öncelikli görev’ olduğunu yeniden vurguladığını belirtti.


İsrail, “Nazi Soykırımı” yıl dönümünü gizlice anıyor

İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)
İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)
TT

İsrail, “Nazi Soykırımı” yıl dönümünü gizlice anıyor

İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)
İsrail Başbakanı Netanyahu ve Cumhurbaşkanı Herzog Knesset'te (Arşiv - AP)

Tel Aviv tarafından ‘iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet’in (Şabak) son derece kurnaz ve zekice bir hamlesi’ olarak nitelendirilen bir adımla, İsrail savaşlarının ve Nazi Soykırımı’nın kurbanları, planlanandan birkaç gün önce gizlice anıldı. Sebebi İran, Hizbullah ve Husilerin, bu tür etkinliklere genellikle katılan İsrail liderlerini suikast amacıyla füze veya insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesinden korkulmasıydı. Bu liderler arasında Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog, Başbakan Binyamin Netanyahu, Knesset Başkanı Amir Ohana'nın yanı sıra birçok bakan, ordu komutanı ve istihbarat subayı ile diğer yetkililer yer alıyordu.

İlk törenin bu akşam ‘Nazi Soykırımı Kurbanları’ için yapılan Yad Vashem Müzesi'nde, ikinci törenin ise önümüzdeki hafta Batı Kudüs'te düzenlenmesi planlanıyor. Her iki günde de üst düzey yetkililerin katılımıyla onlarca resmi tören düzenlenecek. Bu programları, Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Ulaştırma Bakanı Miri Regev'in başkanlık ettiği bir devlet kurumu yönetiyor.

İstihbarat teşkilatları, İran veya vekillerinin İran Lideri Ali Hamaney ve diğer üst düzey yetkililerin öldürülmesine misilleme yapmasından korktukları için, ana etkinlikleri gizli ve önceden belirlenmiş bir tarihte düzenlemeye karar verdi.

Banttan tören

Tel Aviv'deki bir siyasi kaynak, İran ve onun vekillerinin elinde halen İsrail'in iç kesimlerine ulaşabilecek büyük miktarda füze ve İHA bulunduğundan Şabak'ın risk almamaya karar verdiğini söyledi. Kaynak, Şabak’ın ‘akıllıca ve kurnazca bir hileye başvurarak’ devlet liderlerine bu anma törenini etkinlikten birkaç gün önce gizlice düzenlemelerini, çekmelerini ve İsrail'deki ve dünyadaki televizyon kanallarında yayınlamalarını söylediğini belirtti.

Böylece bugün yayınlanması beklenen tören önceden kaydedilmiş olacak ve alışılageldiklerin aksine, izleyiciler bunu canlı yayında izleyemeyecek.

‘Nazi Soykırımı’ kurbanlarını anma töreninde genellikle, İsrail'in ‘Nazilerin gaz odalarında boğma ve fırınlarda yakma gibi vahşi yöntemlerle soykırıma uğrattığını’ söylediği yaklaşık 6 milyon Yahudi'nin isimleri okunur ve her biri çocukken soykırımdan kurtarılan yaşlılar tarafından taşınan 12 meşale yakılır.

vdfvf
Netanyahu, kuzeydeki yedek askerlerle bir araya gelerek sorularını yanıtladı (Arşiv - DPA)

Ayrıca, İsrail'e önemli hizmetlerde bulunmuş seçkin kişiler de bu görev için seçilebiliyor. Örneğin, gizli bir isim olduğu için yüzü gösterilmeden arkadan görünecek olan Albay ‘B’, İsrail Hava Kuvvetleri'nin İran'a yönelik saldırı programını ve planlarını hazırlayan kişi olarak biliniyor.

Diğer isimler arasında Gazze'de yaralanan, tedavi edildikten sonra tekrar savaşa dönen, ancak daha sonra yeniden yaralanarak bacağı kesilen İsrailli Teğmen Nurit Rish, Lübnan sınırındaki Ştula köyünde yaşayan ve savaş sırasında tahliye edilen, ancak bombardıman sırasında köye geri dönüp kalmakta ısrar eden İsrailli Ora Hatan ve Hamas tarafından esir alınırken öldürülen ve Gazze'deki ateşkes anlaşması uyarınca cesedi teslim edilen son kişi olan asker Ran'ın annesi Talik Zagwili ile başkaları da yer alıyor.

Üç isim tartışmalara yol açtı

Ancak bu isimler İsrail toplumunda neredeyse oybirliği ile kabul görürken, tartışma ve rahatsızlık yaratan üç isim daha var. Bunlardan biri İsrail Başbakanlığı’ndaki Kaçırılanlar ve Kayıp Kişiler Birimi Başkanı Gal Hirsch. Emekli bir general olan Hirsch, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte savaşın uzamasına katkıda bulunduğu ve bu yüzden Hamas'ın elinde tutulan 44 İsrailli esirin ölümüne yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

İkinci isim Eğitim Bakanı’nın İsrail sinemasının içeriğine müdahale etme ve içindeki sol eğilimlerle mücadele etme planını destekleyen sinemacı Moshe Edri. Üçüncüsü ise yerleşimci din adamı Haham Abraham Zerviv. Zerviv, sosyal medyada Han Yunus’ta bir binanın D-9 buldozeriyle yıkılırken çekilmiş bir videoyu paylaşarak savaş sırasında Gazze Şeridi'ndeki evlerin yıkılmasına övgüde bulunmuştu. Zerviv ayrıca “Gazze Şeridi'ni basitçe yerle bir etmek gerekir” ifadelerini kullandı.

vfdv
Bir hahamın cenaze töreninde ağlayan Yahudiler (EPA)

İsrail gazetesi Haaretz dün yayınladığı bir başyazıda, Zerviv'in meşaleyi yakmak üzere seçilmesini, Güney Afrika'nın Lahey'deki Uluslararası Mahkeme'ye açtığı ve İsrail Devleti'nin Gazze Şeridi'nde savaş suçu işlediği iddiasıyla soruşturma açılması talebinde bulunduğu davayla ilişkilendirdi.

Bunun İsrail Devleti'nin iç çöküşünün bir başka kanıtı olduğunu belirten gazeteye göre devlet, Gazze Şeridi'ni yerle bir etmenin sembolü haline gelen birini onurlandırmayı ve yüceltmeyi tercih ediyor ve dünyaya, onu devleti temsil eden, onura layık bir adam ve değerler olarak gördüğünü söylüyor.

Haaretz gazetesinde şu ifadeler yer aldı:

“Haham Zerviv, onurlandırılmaya layık olduğu için değil, İsrail Devleti yolunu, pusulasını ve vicdanını yitirdiği için meşaleyi taşımaya gerçekten layık. İsrail'in Gazze Şeridi'nde yaptıkları silinmez bir utanç vesikası ve Zerviv de bugün bunu simgeliyor.”


Pakistan, ABD-İran görüşmelerinin ikinci turuna "günler içinde" ev sahipliği yapmayı teklif etti

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İslamabad'da İran konusunda yapacakları görüşme öncesinde ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'i kabul etti (Arşiv-AFP)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İslamabad'da İran konusunda yapacakları görüşme öncesinde ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'i kabul etti (Arşiv-AFP)
TT

Pakistan, ABD-İran görüşmelerinin ikinci turuna "günler içinde" ev sahipliği yapmayı teklif etti

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İslamabad'da İran konusunda yapacakları görüşme öncesinde ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'i kabul etti (Arşiv-AFP)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İslamabad'da İran konusunda yapacakları görüşme öncesinde ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'i kabul etti (Arşiv-AFP)

Pakistanlı yetkililer bugün İslamabad'ın ABD ve İran arasında ikinci tur görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif ettiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığı habere göre bu gelişmeler, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerde "biraz ilerleme kaydedildiğini" söylemesinin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın dün "karşı tarafın bizimle iletişime geçtiğini" ve "bir anlaşmaya varmak istediklerini" doğrulamasının ardından geldi.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen iki Pakistanlı yetkili, ülkelerinin ateşkesin sona ermesinden önce önümüzdeki günlerde İslamabad'da ABD ve İran arasında ikinci tur görüşmelere ev sahipliği yapmayı önerdiğini söyledi.

Yetkililer, teklifin iki tarafın farklı bir yer talep edip etmemesine bağlı olduğunu belirtti. Yetkililerden biri, ilk tur görüşmelerin anlaşma sağlanamadan sona ermesinin, tek seferlik bir girişim değil, devam eden bir diplomatik sürecin devamı olduğunu söyledi.

Başkan Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya şiddetle ihtiyaç duyduğunu ve Tahran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin verecek hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğini belirtti.

Reuters'ın haberine göre Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, pazar günü Hürmüz Boğazı'ndan 34 geminin geçtiğini belirtti. Nükleer konularla ilgili görüşmelerin çıkmaza girdiğini açıklayan Trump, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler üzerinde "kontrol uygulamaya" başlanacağının sinyalini verdi.

İran'ın, günün erken saatlerinde Amerikalılarla temasa geçtiğini ve İranlıların bir anlaşmaya varmak için istekli olduklarını belirtti. Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "İran nükleer silaha sahip olmayacak... Hiçbir ülkenin dünyaya şantaj yapmasına veya istismar etmesine izin veremeyiz" dedi.

ABD ordusu, Pakistan'daki barış görüşmelerinin çökmesinin ve Washington'un İran'ı nükleer emellerinden vazgeçmeyi reddetmekle suçlamasının ardından dün Körfez'deki İran limanlarına yönelik gemi trafiği yasağını uygulamaya koydu.

Washington'a göre, abluka dün saat 17:00'te (TSİ) başladı ve İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan bütün gemileri etkileyecek.