Af Örgütü: Gazze'deki kilise ve Nuseyrat Mülteci Kampı saldırısı savaş suçu olarak incelenmeli

Uluslararası Af Örgütünden 19 ve 20 Ekim'de İsrail'in Gazze'deki Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi ile Nuseyrat Mülteci Kampı'ndaki bir eve düzenlediği saldırıların "savaş suçu" olarak incelenmesi gerektiği açıklaması yapıldı

İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)
İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)
TT

Af Örgütü: Gazze'deki kilise ve Nuseyrat Mülteci Kampı saldırısı savaş suçu olarak incelenmeli

İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)
İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)

İngiltere merkezli örgütten yapılan açıklamada, İsrail'in ayrım gözetmeden yaptığı bombardımanlara bir yenisinin daha eklendiği belirtilerek, "Uluslararası Af Örgütü, savaş yasalarının ihlallerine ilişkin devam eden soruşturmanın bir parçası olarak, İsrail saldırılarında 20'si çocuk 46 sivilin öldürüldüğü iki örnek vakayı belgeledi." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, saldırıların 19 ve 20 Ekim'de Gazze'de yerinden edilenlerin sığındığı bir kilise ile Nuseyrat Mülteci Kampındaki bir eve yönelik düzenlendiği ifade edilerek, "Af Örgütünün detaylı incelemesine göre bu saldırılar sivillere veya sivil yapılara yönelik doğrudan ya da ayrım gözetmeyen saldırılardır ve savaş suçu olarak incelenmelidir." değerlendirmesi yapıldı.

Af Örgütü temsilcilerinin, saldırı noktalarını ziyaret ettiği ve 2'si kilise temsilcisi, 9'u saldırılardan sağ kurtulanlar olmak üzere 14 kişiyle görüştüğü kaydedilen açıklamada, uydu görüntüleri ve açık kaynaklardaki verilere dayanarak saldırıya ilişkin bir analiz yapıldığı bilgisi de paylaşıldı.

"Askeri hedef olsa bile bir savaş suçu"

Açıklamada, İsrail ordusuyla da konuyla ilgili temasa geçildiği ancak yanıt alınamadığı belirtilerek, şu ifadeler kullanıldı:

İsrailli yetkililer, askeri hedefler bulunduğuna ilişkin iddiaların da aralarında yer aldığı saldırının nedenlerine ilişkin güvenilir kanıtlar sunamadı. Aksine, kilise bombalanması olayında İsrail ordusu geri çektiği bir video da dahil olmak üzere çelişkili bilgiler yayınladı. Af Örgütünün araştırması sonucunda, vurulan binaların askeri hedef olarak kabul edilebileceğine veya savaşçıların kullandığına ilişkin herhangi bir belirti bulunamadı.

Açıklamada, İsrail'in kilisede Hamas'ın komuta merkezi bulunduğuna yönelik açıklamaları ile kilisenin sivillere kapılarını açtığı açıklamalarına da yer verilerek, "İsrail ordusunun, yerinden edilmiş sivillerin yaşadığı bilinen bir kilise yerleşkesine ve alanına saldırı düzenleme kararı pervasızcaydı. Bu nedenle, yakınlarda askeri bir hedef olduğuna dair bir inanç olsa bile, bir savaş suçu anlamına geliyor." değerlendirmesi yapıldı.

"11 bin kişinin öldürülmesi İsrail güçleri gözünde Filistinlilerin hayatının ne kadar kıymetsiz olduğunu gösteriyor"

Açıklamada, konuya ilişkin değerlendirmelerine yer verilen örgütün Küresel Araştırma, Savunuculuk ve Politika Direktörü Erika Guevara-Rosas, saldırının İsrail'in Filistinlilere yönelik belgelenmiş "umursamazlığının" bir parçası olduğunu belirtti.

Guevara-Rosas, Gazze'de sivillerin yaşadığı veya sığındığı yerlere yönelik saldırıların Gazze'de yaşayanlara güvenli hiçbir yer bırakmadığına vurgu yaparak, “Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısını, savaş suçları ve uluslararası hukuk kapsamındaki diğer suçlara ilişkin 2021 yılında açılan soruşturmayı hızlandırmak için derhal somut adımlar atmaya çağırıyoruz." ifadelerini kullandı.

Saldırıların Gazze'de her gün yaşanan acılara bir örnek olduğunu belirten Guevara-Rosas, Af Örgütünün acil ateşkes çağrısını da yineledi.

İsrail ordusunun uluslararası insancıl hukuku hiçe saymasının geçmişte de belgelendiğini vurgulayan Guevara-Rosas, "Ancak mevcut bombardımanın yoğunluğu ve zalimliği benzersiz boyutta. Gazze'de sadece 6 haftada 4 bin 600'den fazlası çocuk olmak üzere 11 bin kişinin öldürülmesi, bu saldırıların emirlerini veren ve gerçekleştiren İsrail güçleri gözünde Filistinlilerin hayatlarının ne kadar kıymetsiz olduğunu gösteriyor." değerlendirmesini yaptı.

"O gece kalbim çocuklarımla birlikte öldü"

Açıklamada saldırıların ardından görüşülen kurbanlar ve tanıkların ifadelerine de yer verildi.

İsrail'in 450 kişinin sığındığı kiliseye yönelik saldırısında 3 çocuğu ve 10 akrabasını kaybeden Ramez al-Sury, "O gece kalbim de çocuklarımla birlikte öldü. Tüm çocuklarım öldü. Hiçbir şeyim kalmadı. Ben de onlarla birlikte ölmeliydim." dedi.

Yatalak babasına yardım etmek için birkaç dakika önce çocuklarından ayrıldığını kaydeden al-Sury, "Evlerimizi terk edip bizi koruyacaklarını düşündüğümüz kiliseye sığındık. Gidecek hiçbir yerimiz yok. Kilisede barışçıl insanlar vardı. Bu savaşta Gazze'de güvenli hiçbir yer yok." ifadelerini kullandı.

Bir kilise temsilcisi ise  "Kilisemiz neden vuruldu bilmiyoruz. Kimse bu trajedinin nedeniyle ilgili bir açıklama yapmadı." dedi.

"Şimdi hiçbir şeyimiz kalmadı ve yerimizden edildik"

Açıklamada, 20 Ekim’de yerel saatle 14.00 sularında, Gazze Şeridi'nin ortasında yer alan ve İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyindeki sakinlere taşınmaları talimatı verdiği alandaki Nuseyrat Mülteci Kampı'na yapılan saldırılara da değinildi. Söz konusu saldırıların, Al-Aydi ailesinin evini yerle bir ettiği kaydedilen açıklamada, komşu iki eve de ciddi hasar veren saldırıda 12'si çocuk 28 sivilin hayatını kaybettiği bildirildi.

Saldırıdan sağ kurtulan Hani el-Aydi, Uluslararası Af Örgütüne yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

Evde oturuyorduk, ev insanlarla, çocuklarla, akrabalarla doluydu. Aniden, hiçbir uyarı olmadan, her şey başımıza yıkıldı. Tüm kardeşlerim öldü, yeğenlerim, yeğenlerim... Annem öldü, kız kardeşlerim öldü, evimiz gitti... Burada hiçbir şey yok ve şimdi hiçbir şeyimiz kalmadı ve yerimizden edildik. İşlerin daha ne kadar kötüye gideceğini bilmiyorum. Daha kötüsü olabilir mi?

“İsrail ordusunun iki saldırısının gerçekleştiği yerde askeri hedef olduğuna rastlanmadı”

Açıklamada, silahlı çatışmanın taraflarının, ayrım gözetmeden sivillere ve sivil nesnelere doğrudan saldırmasının “uluslararası hukuka aykırı” olduğu kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:

İsrail, askeri bir hedefe saldırırken, sivillerin ölmesini, yaralanmasını ve sivil nesnelerin zarar görmesini önlemek ve her halükarda en aza indirmek için mümkün olan tüm önlemleri almakla yükümlüdür. Bu önlemler, bir hedefin askeri bir hedef olduğunu doğrulamak için mümkün olan her şeyi yapmayı, sivillere en az zarar verecek saldırı araç ve yöntemlerini seçmeyi; bir saldırının orantısız olup olmayacağını değerlendirmeyi, mümkün olan durumlarda etkili bir ön uyarıda bulunmayı ve hukuka aykırı olacağı anlaşılırsa bir saldırıyı iptal etmeyi içerir.

Açıklamada, örgütün, iki saldırının gerçekleştiği yerde herhangi bir askeri hedef olduğuna ya da binalardaki insanların askeri hedefler olduğuna dair herhangi bulguya rastlamadığına değinilerek, bunun da saldırıların “sivillere ya da sivil nesnelere yönelik doğrudan saldırılar” olduğuna dair endişeleri artırdığı bildirildi.

Sivilleri öldüren veya yaralayan, ayrım gözetmeyen saldırıların “savaş suçu” teşkil ettiğinin altı çizilen açıklamada, “Örgüt, İsrail'in devam eden saldırılarının yanı sıra 2008-2009, 2014 ve 2021 çatışmaları sırasında belgelediği, sivil nesneleri hedef alan pervasız saldırıların uzun süredir süregelen yapısı, sivillere ve sivil nesnelere yönelik saldırıların yönlendirilmesi anlamına gelebilir ve bu da bir savaş suçudur.” denildi.



ABD ordusu, Irak’ın batısında meydana gelen uçak kazasında mürettebattan dört kişinin öldüğünü bildirdi

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
TT

ABD ordusu, Irak’ın batısında meydana gelen uçak kazasında mürettebattan dört kişinin öldüğünü bildirdi

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)

ABD ordusu, Irak’ta düşen KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağında görevli altı kişiden dördünün hayatını kaybettiğini açıkladı.

ABD ordusu dün, Irak’ın batısında bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağının düştüğünü, kazaya karışan ikinci uçağın ise güvenli bir şekilde indiğini duyurmuştu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün yaptığı açıklamada, İran ile süren çatışmalar sırasında ‘dost hava sahasında’ bir askeri uçağın kaybolması üzerine kurtarma operasyonu yürütüldüğünü belirtmişti. Ordu, kazaya karışan iki uçağın bulunduğunu, bunlardan birinin Irak’ın batısına düştüğünü, diğerinin ise güvenli bir şekilde indiğini açıkladı. Kazanın düşman veya dost ateşi sonucu meydana gelmediği ifade edildi.

Bu ölümler, 28 Şubat’tan bu yana İran’a karşı yürütülen ABD operasyonlarında hayatını kaybeden yedi Amerikan askerine eklendi.

ABD, Ortadoğu’da İran’a yönelik operasyonlara destek amacıyla çok sayıda uçak konuşlandırmıştı. Olay, yalnızca askeri operasyonların değil, aynı zamanda havada yakıt ikmali operasyonlarının da risklerini gözler önüne serdi.

1950’ler ve 1960’ların başında Boeing tarafından üretilen KC-135 uçakları, ABD ordusunun yakıt ikmal filosunun belkemiğini oluşturuyor ve uçakların görevlerini iniş yapmadan sürdürebilmesini sağlıyor.

Irak’taki İran yanlısı silahlı grupları kapsayan İslami Direniş adlı örgüt bu sabah yaptığı açıklamada, ikinci bir KC-135 uçağını hedef aldıklarını ve uçağın hasar aldığını, ancak zorunlu iniş yaparak kaçmayı başardığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan salı günü aktardığı bilgiye göre, ABD-İsrail saldırıları sırasında İran’a karşı yürütülen operasyonlarda 150 Amerikan askerinin yaralandığı bildirildi. Uçağın düşmesi haberi, ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford’da çıkan ve savaşla ilgili olmayan yangın sonucu iki denizcinin yaralanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Kuveyt’in Şuaybe limanındaki bir Amerikan tesisine insansız hava aracı (İHA) çarpması sonucu yedi Amerikan askeri hayatını kaybetti. ABD Başkanı Donald Trump ve diğer üst düzey yetkililer, İran ile çatışmaların Amerikan ordusunda daha fazla kayba yol açabileceği uyarısında bulundu.


Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
TT

Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)

Cibuti, Etiyopya ve Somali liderlerini bir araya getiren ve yaklaşık 40 gün içinde ikinci kez düzenlenen üçlü zirvede, bölgede gerilime neden olan başlıca dosyalar ele alındı. Zirve aynı zamanda, Etiyopya’nın Rönesans Barajı nedeniyle Mısır’ın su güvenliğine yönelik tehditler ve Addis Ababa yönetiminin Kızıldeniz’e çıkış arayışı bağlamında Kahire’nin tutumuna ilişkin soruları da gündeme getirdi.

Etiyopya Haber Ajansı (ENA) dün, Cibuti’de düzenlenen görüşmeden fotoğraflar yayımlayarak Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bölgesel iş birliği konularını ele aldığı temaslar gerçekleştirdiğini bildirdi. Ajans görüşmelerin içeriğine dair ayrıntı paylaşmadı.

Somali Ulusal Haber Ajansı (SONNA) ise Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un çarşamba günü düzenlenen üçlü zirveye katıldığını aktardı. Ajansa göre görüşmeler özellikle güvenlik ve terörle mücadele alanlarında ortak koordinasyonun güçlendirilmesine odaklandı.

Toplantıda ayrıca Somali’nin demokratik dönüşüm sürecine verilen desteğin artırılması, ortak yatırımların geliştirilmesi, bölge ülkeleri arasında hareketliliğin kolaylaştırılması ve bölgesel entegrasyonu güçlendirecek ekonomik altyapı projelerinin teşvik edilmesi konuları da ele alındı.

Bu, iki aydan kısa sürede düzenlenen ikinci zirve oldu. Üç lider daha önce 31 Ocak’ta Etiyopya’nın doğusunda bir araya gelmişti. O toplantıda SONNA, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve siyasi durumun değerlendirildiğini, mevcut zorluklara çözüm bulunması ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının ele alındığını bildirmişti.

Mısır’ın beklentisi

Konuya hâkim Mısırlı bir kaynak, Kahire’nin bölgedeki Etiyopya faaliyetlerini yakından izlediğini belirterek, Addis Ababa yönetiminin bölgedeki dalgalı durumdan ve dünyanın İran savaşıyla meşgul olmasından yararlanarak nüfuzunu yeniden düzenlemeye çalışmasından endişe duyulduğunu söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizim için önemli olan Cibuti ve Somali’nin tepkilerinin, Addis Ababa’nın bölgesel hâkimiyet kurma girişimini reddetme yönünde varılan mutabakatla uyumlu olmasıdır” dedi. Aynı kaynak, bunun Mısır’ın bu ülkeler arasındaki ilişkilere müdahalesi anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Hâkimiyet kurma ve nüfuz genişletme fikri Mısır tarafından kabul edilemez. Zirvenin sonuçlarını göreceğiz” ifadelerini kullandı.

Mısırlı uzmanlar ise söz konusu zirvenin bir ittifakla sonuçlanmasını beklemiyor. Uzmanlara göre toplantı, son iki yılda Etiyopya ile Somali arasında yaşanan anlaşmazlıkların gölgesinde, tarafların çıkarlarını öne çıkaran üçlü bir iş birliğini güçlendirme amacı taşıyor.

Afrika Boynuzu son dönemde bölgedeki yüksek gerilim nedeniyle dikkat çeken zirvelere sahne oldu. Bunların en öne çıkanlarından biri, Ekim 2024’te Somali, Mısır ve Eritre liderleri arasında düzenlenen zirveydi. Mogadişu ile Addis Ababa arasında tartışmalı bir limanın kontrolü konusunda yaşanan gerilim ortamında gerçekleştirilen toplantıda üç ülke, ‘bölgedeki zorluk ve tehditlerle mücadelede ittifak’ vurgusu yapmıştı.

fergthyju
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (ENA)

Mısır’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime’ye göre “söz konusu zirve yeni bir ittifak olarak nitelendirilemez. Gerçek şu ki, bölge ülkeleri arasında üçlü bir iş birliği söz konusu. Toplantının odak noktası, başta terörle mücadele olmak üzere hayati öneme sahip konuların koordinasyonu ile yatırım alanlarındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve iç durumların ele alınmasıdır.”

Halime, “Zirvede ele alınan konular, güvenlik ve istikrarın sağlanmasına, ortak kalkınma sürecinin ilerlemesine hizmet ediyor ve şu aşamada bir ittifak anlamına gelmiyor. Bu yaklaşım, Mısır’ın Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinde barışın yaygınlaştırılmasını ve komşu ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan politikalarıyla çelişmiyor” dedi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan da Halime ile aynı görüşü paylaşarak, zirvenin özellikle Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlıklar yerine ortak çıkarların güçlendirilmesine yönelik olarak düzenlendiğini vurguladı.

Etiyopya hamleleri

İlk zirveden yaklaşık 10 gün önce Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, iki yıl kadar önce kendisine deniz erişimi sağlama teklifinde bulunulan Cibuti’yi ziyaret etti. Başbakan, ziyaretinde ticaret ve lojistik konularına odaklandı; bu durum, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim talebini sürdürmesi nedeniyle Mısır ve kıyıdaş ülkelerin direnişiyle bir yıldan fazla süredir devam eden tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Etiyopya, 1993’te Eritre’nin yaklaşık otuz yıl süren savaşın ardından bağımsızlığını kazanmasıyla kara ile çevrili bir ülke haline geldi. Bu durum, Etiyopya’yı komşu ülkelerin limanlarına bağımlı kıldı. Ülke, uluslararası ticaretinin yüzde 95’inden fazlasının geçtiği Cibuti Limanı’na özellikle güveniyor ve lojistik hizmetler için yıllık yüksek ücretler ödüyor; bu hizmetler Cibuti için önemli gelir kaynağı oluşturuyor.

sdfgthy
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud çarşamba günü Cibuti’ye geldi. (SONNA)

Halime, son gelişmelerin Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişimi konusuyla bağlantılı düzenlemelerin bir parçası olmadığını belirterek, deniz erişimi meselesinin genellikle iki ülke arasında yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ele alındığını, tek bir ülke içindeki bölgesel bir mesele olarak değerlendirilmediğini söyledi.

Somali’ye ilişkin olarak Halime, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve siyasi dönüşümünü sağlamak amacıyla bir strateji izlediğini ve tüm taraflarla dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığını vurguladı. Ayrıca, Kızıldeniz kıyısındaki ülkelerle olan ilişkilerin sağlam ve doğru bir çerçevede yürütüldüğünü ifade etti.

Bu görüşe, Somali’nin Etiyopya ile böyle toplantılara katılmasının Mısır ile ilişkilerini kaybetmesi anlamına gelmeyeceğini belirten Hasan da katıldı. Hasan’a göre, “Mogadişu, Addis Ababa ile bir ittifak kurarak Mısır ile iş birliğini telafi edemez.”


İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Tahran’da Besic güçlerine ait kontrol noktalarını hedef aldığını duyurdu. Açıklamada saldırıların, İran’daki rejimi zayıflatma çabalarının bir parçası olduğu belirtildi.

Besic, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kontrolü altında bulunan yarı askerî bir güç olarak biliniyor. Gerektiğinde devreye sokulan bu yapı, genellikle ülke içindeki protestoların bastırılmasında kullanılıyor.

İsrail ordusu yazılı açıklamasında, son dönemde Tahran’da Besic güçlerine ait yeni kontrol noktalarının tespit edildiğini bildirdi.

Ordudan yapılan açıklamada, “Bu noktaların tespit edilmesinin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, ordunun istihbarat bilgilerine dayanarak son 24 saat içinde Besic kontrol noktalarını ve unsurlarını hedef aldı” denildi.

Açıklamada ayrıca, söz konusu güçlerin, özellikle son aylarda rejimin iç protestoları bastırma çabalarında başlıca rol oynadığı; göstericilere karşı aşırı şiddet, toplu gözaltılar ve güç kullanıldığı öne sürüldü.

İsrail ve ABD 28 Şubat’ta İran’a yönelik bir bombardıman dalgası başlattı; saldırıların ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney hayatını kaybetti. ABD ve İsrail, İran halkına ayaklanma ve yöneticilerini devirmeleri çağrısında bulundu.

İran’da aylar önce yetkililere karşı eşi görülmemiş protestolar düzenlenmiş, gösteriler geçtiğimiz ocak ayında zirveye ulaşmıştı. Yetkililer protestoculara karşı güvenlik operasyonu başlatmış ve gösterileri ‘isyan eylemleri’ olarak nitelendirmişti. İnsan hakları örgütleri ise söz konusu operasyonlarda binlerce kişinin hayatını kaybettiğini, on binlerce kişinin de gözaltına alındığını bildirdi. Buna karşın, ülkenin maruz kaldığı saldırılar sırasında örgütlü bir muhalefetin ortaya çıktığına dair herhangi bir işaret görülmediği ve İran yönetiminin iktidarı bırakmaya hazır olduğuna dair bir belirti bulunmadığı ifade edildi.

Tahran’da yaşayan bazı kişiler AFP’ye yaptıkları açıklamada, DMO’nun ABD-İsrail saldırıları karşısında kontrolü sağlamak amacıyla başkentin farklı noktalarında kontrol noktaları kurduğunu söyledi. Tahran’da yaşayan ve güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemeyen 30’lu yaşlardaki bir kadın, “En küçük polis merkezleri bile kapalı, bu yüzden görevlilerin gidebileceği bir yer yok… Var olduklarını ve durumun kontrol altında olduğunu gösterebilecekleri tek yol kontrol noktaları kurmak” ifadelerini kullandı.