Af Örgütü: Gazze'deki kilise ve Nuseyrat Mülteci Kampı saldırısı savaş suçu olarak incelenmeli

Uluslararası Af Örgütünden 19 ve 20 Ekim'de İsrail'in Gazze'deki Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi ile Nuseyrat Mülteci Kampı'ndaki bir eve düzenlediği saldırıların "savaş suçu" olarak incelenmesi gerektiği açıklaması yapıldı

İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)
İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)
TT

Af Örgütü: Gazze'deki kilise ve Nuseyrat Mülteci Kampı saldırısı savaş suçu olarak incelenmeli

İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)
İsrail'in dün Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombalama sonucu oluşan yıkımın bir kısmı (AP)

İngiltere merkezli örgütten yapılan açıklamada, İsrail'in ayrım gözetmeden yaptığı bombardımanlara bir yenisinin daha eklendiği belirtilerek, "Uluslararası Af Örgütü, savaş yasalarının ihlallerine ilişkin devam eden soruşturmanın bir parçası olarak, İsrail saldırılarında 20'si çocuk 46 sivilin öldürüldüğü iki örnek vakayı belgeledi." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, saldırıların 19 ve 20 Ekim'de Gazze'de yerinden edilenlerin sığındığı bir kilise ile Nuseyrat Mülteci Kampındaki bir eve yönelik düzenlendiği ifade edilerek, "Af Örgütünün detaylı incelemesine göre bu saldırılar sivillere veya sivil yapılara yönelik doğrudan ya da ayrım gözetmeyen saldırılardır ve savaş suçu olarak incelenmelidir." değerlendirmesi yapıldı.

Af Örgütü temsilcilerinin, saldırı noktalarını ziyaret ettiği ve 2'si kilise temsilcisi, 9'u saldırılardan sağ kurtulanlar olmak üzere 14 kişiyle görüştüğü kaydedilen açıklamada, uydu görüntüleri ve açık kaynaklardaki verilere dayanarak saldırıya ilişkin bir analiz yapıldığı bilgisi de paylaşıldı.

"Askeri hedef olsa bile bir savaş suçu"

Açıklamada, İsrail ordusuyla da konuyla ilgili temasa geçildiği ancak yanıt alınamadığı belirtilerek, şu ifadeler kullanıldı:

İsrailli yetkililer, askeri hedefler bulunduğuna ilişkin iddiaların da aralarında yer aldığı saldırının nedenlerine ilişkin güvenilir kanıtlar sunamadı. Aksine, kilise bombalanması olayında İsrail ordusu geri çektiği bir video da dahil olmak üzere çelişkili bilgiler yayınladı. Af Örgütünün araştırması sonucunda, vurulan binaların askeri hedef olarak kabul edilebileceğine veya savaşçıların kullandığına ilişkin herhangi bir belirti bulunamadı.

Açıklamada, İsrail'in kilisede Hamas'ın komuta merkezi bulunduğuna yönelik açıklamaları ile kilisenin sivillere kapılarını açtığı açıklamalarına da yer verilerek, "İsrail ordusunun, yerinden edilmiş sivillerin yaşadığı bilinen bir kilise yerleşkesine ve alanına saldırı düzenleme kararı pervasızcaydı. Bu nedenle, yakınlarda askeri bir hedef olduğuna dair bir inanç olsa bile, bir savaş suçu anlamına geliyor." değerlendirmesi yapıldı.

"11 bin kişinin öldürülmesi İsrail güçleri gözünde Filistinlilerin hayatının ne kadar kıymetsiz olduğunu gösteriyor"

Açıklamada, konuya ilişkin değerlendirmelerine yer verilen örgütün Küresel Araştırma, Savunuculuk ve Politika Direktörü Erika Guevara-Rosas, saldırının İsrail'in Filistinlilere yönelik belgelenmiş "umursamazlığının" bir parçası olduğunu belirtti.

Guevara-Rosas, Gazze'de sivillerin yaşadığı veya sığındığı yerlere yönelik saldırıların Gazze'de yaşayanlara güvenli hiçbir yer bırakmadığına vurgu yaparak, “Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısını, savaş suçları ve uluslararası hukuk kapsamındaki diğer suçlara ilişkin 2021 yılında açılan soruşturmayı hızlandırmak için derhal somut adımlar atmaya çağırıyoruz." ifadelerini kullandı.

Saldırıların Gazze'de her gün yaşanan acılara bir örnek olduğunu belirten Guevara-Rosas, Af Örgütünün acil ateşkes çağrısını da yineledi.

İsrail ordusunun uluslararası insancıl hukuku hiçe saymasının geçmişte de belgelendiğini vurgulayan Guevara-Rosas, "Ancak mevcut bombardımanın yoğunluğu ve zalimliği benzersiz boyutta. Gazze'de sadece 6 haftada 4 bin 600'den fazlası çocuk olmak üzere 11 bin kişinin öldürülmesi, bu saldırıların emirlerini veren ve gerçekleştiren İsrail güçleri gözünde Filistinlilerin hayatlarının ne kadar kıymetsiz olduğunu gösteriyor." değerlendirmesini yaptı.

"O gece kalbim çocuklarımla birlikte öldü"

Açıklamada saldırıların ardından görüşülen kurbanlar ve tanıkların ifadelerine de yer verildi.

İsrail'in 450 kişinin sığındığı kiliseye yönelik saldırısında 3 çocuğu ve 10 akrabasını kaybeden Ramez al-Sury, "O gece kalbim de çocuklarımla birlikte öldü. Tüm çocuklarım öldü. Hiçbir şeyim kalmadı. Ben de onlarla birlikte ölmeliydim." dedi.

Yatalak babasına yardım etmek için birkaç dakika önce çocuklarından ayrıldığını kaydeden al-Sury, "Evlerimizi terk edip bizi koruyacaklarını düşündüğümüz kiliseye sığındık. Gidecek hiçbir yerimiz yok. Kilisede barışçıl insanlar vardı. Bu savaşta Gazze'de güvenli hiçbir yer yok." ifadelerini kullandı.

Bir kilise temsilcisi ise  "Kilisemiz neden vuruldu bilmiyoruz. Kimse bu trajedinin nedeniyle ilgili bir açıklama yapmadı." dedi.

"Şimdi hiçbir şeyimiz kalmadı ve yerimizden edildik"

Açıklamada, 20 Ekim’de yerel saatle 14.00 sularında, Gazze Şeridi'nin ortasında yer alan ve İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyindeki sakinlere taşınmaları talimatı verdiği alandaki Nuseyrat Mülteci Kampı'na yapılan saldırılara da değinildi. Söz konusu saldırıların, Al-Aydi ailesinin evini yerle bir ettiği kaydedilen açıklamada, komşu iki eve de ciddi hasar veren saldırıda 12'si çocuk 28 sivilin hayatını kaybettiği bildirildi.

Saldırıdan sağ kurtulan Hani el-Aydi, Uluslararası Af Örgütüne yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

Evde oturuyorduk, ev insanlarla, çocuklarla, akrabalarla doluydu. Aniden, hiçbir uyarı olmadan, her şey başımıza yıkıldı. Tüm kardeşlerim öldü, yeğenlerim, yeğenlerim... Annem öldü, kız kardeşlerim öldü, evimiz gitti... Burada hiçbir şey yok ve şimdi hiçbir şeyimiz kalmadı ve yerimizden edildik. İşlerin daha ne kadar kötüye gideceğini bilmiyorum. Daha kötüsü olabilir mi?

“İsrail ordusunun iki saldırısının gerçekleştiği yerde askeri hedef olduğuna rastlanmadı”

Açıklamada, silahlı çatışmanın taraflarının, ayrım gözetmeden sivillere ve sivil nesnelere doğrudan saldırmasının “uluslararası hukuka aykırı” olduğu kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:

İsrail, askeri bir hedefe saldırırken, sivillerin ölmesini, yaralanmasını ve sivil nesnelerin zarar görmesini önlemek ve her halükarda en aza indirmek için mümkün olan tüm önlemleri almakla yükümlüdür. Bu önlemler, bir hedefin askeri bir hedef olduğunu doğrulamak için mümkün olan her şeyi yapmayı, sivillere en az zarar verecek saldırı araç ve yöntemlerini seçmeyi; bir saldırının orantısız olup olmayacağını değerlendirmeyi, mümkün olan durumlarda etkili bir ön uyarıda bulunmayı ve hukuka aykırı olacağı anlaşılırsa bir saldırıyı iptal etmeyi içerir.

Açıklamada, örgütün, iki saldırının gerçekleştiği yerde herhangi bir askeri hedef olduğuna ya da binalardaki insanların askeri hedefler olduğuna dair herhangi bulguya rastlamadığına değinilerek, bunun da saldırıların “sivillere ya da sivil nesnelere yönelik doğrudan saldırılar” olduğuna dair endişeleri artırdığı bildirildi.

Sivilleri öldüren veya yaralayan, ayrım gözetmeyen saldırıların “savaş suçu” teşkil ettiğinin altı çizilen açıklamada, “Örgüt, İsrail'in devam eden saldırılarının yanı sıra 2008-2009, 2014 ve 2021 çatışmaları sırasında belgelediği, sivil nesneleri hedef alan pervasız saldırıların uzun süredir süregelen yapısı, sivillere ve sivil nesnelere yönelik saldırıların yönlendirilmesi anlamına gelebilir ve bu da bir savaş suçudur.” denildi.



ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
TT

ABD'li yetkililer, İran savaşındaki taktik hatasına işaret ediyor

ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)
ABD yetkililerinin, İran'ın düşük maliyetli, yüksek etkili Şahid drone'larına karşı koymak için 2025'te Ukrayna'dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmedikleri için pişman olduğu bildiriliyor (Tasnim Haber Ajansı)

Geçen yılın ortalarında, Trump yönetiminin, İran'ın yaygın kullandığı ölümcül drone'a karşı savunma sistemlerini güçlendirme konusunda Ukrayna'dan gelen yardım teklifini reddettiği bildirildi.

Şimdiyse, İran drone'larının çok sayıda ABD askerini öldürmesinin ardından, Amerikalı yetkililer ilk girişimin göz ardı edilmesini büyük bir hata olarak görüyor.

Bir ABD yetkilisi Axios'a, "Eğer bu [İran'daki savaş] öncesinde yaptığımız taktiksel bir hata veya yanlış varsa, işte buydu" diye konuştu

Geçen ağustosta, Ukraynalı yetkililerin, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş için cephaneliğinin önemli bir parçası haline getirdiği İran'ın düşük maliyetli, isimsiz, kamikaze Şahid drone'larına karşı koymak için ABD'ye savaşta kendini kanıtlamış teknolojiyi satmaya çalıştığı bildirildi.

Ukraynalıların bu teklifi, 18 Ağustos'ta Beyaz Saray'da kapalı kapılar ardında yapılan toplantıda dile getirdiği ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin Trump'a ilişkileri güçlendirmenin bir yolu olarak önleyici drone teklif ettiği bildirildi. Hatta iddialara göre teklif, o dönemde varsayım olan bir İran savaşı sırasında drone'ların Ortadoğu'da nasıl bir tehdit oluşturabileceğini anlatan slaytları içeren PowerPoint sunumuyla son buldu.

Başkanın ekibinden Ukrayna'dan gelen teklifi incelemesini istediği ancak teklifin sonraki aylarda ele alınmadığı ve Trump yönetimindeki bazı isimlerin Zelenski'nin gösteriş yaptığını düşündüğü bildiriliyor.

Ağustosta gerçekleştiği bildirilen görüşmeden aylar önce, Trump ve Zelenski arasında Oval Ofis'te yapılan bir görüşme, Ukrayna liderinin ABD yardımına yeterince minnettar olmadığı yönünde gergin bir tartışmaya dönüşmüş, üstelik tüm bunlar haber kanallarının kameraları önünde yaşanmıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, The Independent'a, "İran'ın misilleme saldırıları yüzde 90 azaldı çünkü balistik füze kabiliyetleri tamamen yok ediliyor" dedi.

Bu korkak isimsiz kaynakların yaptığı bu betimleme doğru değil ve sadece dışarıdan baktıklarını kanıtlıyor. Bakan Hegseth ve ordu, İran rejiminin olası tüm tepkilerine karşı planlama yaparken inanılmaz bir iş çıkardı ve Destansı Öfke Operasyonu'nun tartışmasız başarısı ortada.

Artık durum tersine döndü. ABD, İran Şahidleri'nin doğrudan tehdidi altında ve Ukrayna'nın dronesavar teknolojisi, Ortadoğu'daki ABD ve müttefik üslerindeki birçok yüksek maliyetli, geleneksel hava savunma sistemine göre çok daha ekonomik bir yol sunuyor.

sdfgrthyj
Rusya'nın ülkeye karşı savaşında düşük maliyetli drone'ları önemli bir unsur haline getirmesi nedeniyle Ukrayna, drone saldırılarına karşı koymada öncü hale geldi (AP)

Askeri liderlerin geçen hafta meclis üyelerine, İran drone'larının beklenenden daha fazla zorluk çıkardığını çünkü ABD hava savunmasının hepsini durduramadığını söylediği bildirildi.

Zelenski'ye göre ABD yardım için kendisine başvurdu ve Ukrayna lideri, Ürdün'deki ABD üslerini korumaya yardımcı olmak için drone ve uzmanlar gönderdiğini söyledi.

Ukrayna, kamuoyunda müttefik ülkelerden daha fazla ABD yapımı Patriot füzesi talep etti.

Ayrıca ABD, düşük maliyetli İran yapımı Şahid drone'larından esinlenerek geliştirdiği Lucas drone'larını da sahaya sürdü.

Başkanın oğulları Eric ve Donald Trump Jr.'ın, orduya tedarik sağlayabilecek Florida merkezli bir drone şirketini desteklediği bildiriliyor.

İran drone'larıyla ilgili zorluklara rağmen ABD, İran ordusunun büyük bir bölümünü felç ettiğini ve kamuoyu desteğini giderek kaybeden savaşın yakında sona ereceğini savunuyor ancak başkan ve ekibi ayrıntı vermiyor.

Independent Türkçe 


Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
TT

Trump ve Epstein'i "Titanik yaparken" gösteren heykel Washington'a dikildi

ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein'i ünlü Titanik sahnesini yeniden canlandırırken tasvir eden heykel, salı günü Kongre binası civarına yerleştirildi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump ve ölü pedofil Jeffrey Epstein'i ünlü bir film sahnesini canlandırırken tasvir eden yeni heykel, salı günü ABD Kongre Binası yakınındaki National Mall’a yerleştirildi.

Dünyanın Kralı adlı büyük heykel, 1997 yapımı gişe canavarı Titanik'teki (Titanic), kahramanlarının batacak geminin pruvasında birlikte durdukları ünlü sahneye gönderme yapıyor.

Heykelin kaidesindeki levhada, "Jack ve Rose'un trajik aşk hikayesi lüks bir yolculuk, gürültülü partiler ve gizli çıplak çizimler üzerine kurulmuştu" deniyor.

Bu anıt, Donald Trump'la Jeffrey Epstein arasındaki bağı onurlandırıyor.

Turistler, Trump ve Epstein'in fotoğraflarının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesinin yer aldığı bir dizi pankartın önünde bulunan heykelin fotoğraflarını çekerken görüldü.

The New Republic'e göre bu, üyeleri anonim olan Secret Handshake adlı grup tarafından National Mall'a yerleştirilen en yeni protesto sanat eseri.

dsfbhtyj
Heykelin arkasında, Trump ve Epstein'in fotoğrafının yanı sıra "Amerika'yı Yeniden Güvenli Yap" ifadesini gösteren bir dizi pankart vardı (AFP)

Eylülde grup, Cumhuriyetçi başkan ve Epstein'in el ele tutuştuğu bir heykeli Kongre binasının önüne dikmiş, bu heykel hızla kaldırılmıştı.

6 Ocak isyancılarını eleştiren bir dışkı heykeli ve Trump'ın Epstein'e yazdığı iddia edilen doğum günü mektubunun büyük bir kopyasının da arkasında bu grup vardı.

Trump'ın Epstein'le ilişkisi, Adalet Bakanlığı'nın kasımda yürürlüğe giren Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası uyarınca ölen cinsel suçlu hakkındaki dosyalarını yayımlamaya başlamasından bu yana yoğun bir şekilde inceleniyor. Dosyaların birçoğunda Trump'ın yanı sıra diğer üst düzey isimlerin de adı geçiyor.

ABD Adalet Bakanlığı bu ay 79 yaşındaki başkanın adını içeren yeni bir dosya grubu yayımladı. Bu belgeler arasında Trump'ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia eden bir kadınla FBI'ın yaptığı görüşmeleri detaylandıran üç not da bulunuyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, iddia hakkında "tamamen asılsız" ve "hiçbir güvenilir kanıtla desteklenmiyor" dedi.

Birçok Demokrat da başkanın, Bill ve Hillary Clinton'ın yanı sıra Epstein'in uzun süredir ortağı olan Les Wexner'ı da sorgulayan Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi önünde ifade vermesi çağrısında bulundu. Ancak komitedeki Cumhuriyetçiler, Trump'ın herhangi bir yanlış yapmadığının kanıtlandığını söyledi.

Trump, 1990'lar ve 2000'lerde Epstein'i sosyal olarak tanıyordu ve ikili, Mar-a-Lago ve New York'taki Plaza Oteli de dahil birçok yerde birlikte fotoğraflandı. Epstein, 2017'de hapishanede intihar olarak değerlendirilen ölümünden iki yıl önce, yazar Michael Wolffe'a Trump'ın "en yakın arkadaşı" olduğunu söylemişti.

Başkan, hüküm giymiş cinsel suçluyla ilişkisini yıllar önce kestiğini ve herhangi bir yanlış davranışta bulunmadığını defalarca dile getirdi. Epstein tartışmasını Demokratlar tarafından uydurulmuş bir "aldatmaca" diye niteledi.

Independent Türkçe


İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
TT

İsrail ordusu: “İran yüzlerce füzeyle misket bombası attı”

İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)
İran, misillemelerde İsrail'in yanı sıra Körfez ülkelerini de hedef alıyor (AP)

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) göre İran'ın şimdiye dek fırlattığı 300 balistik füzenin yaklaşık yarısı misket bombası taşıyordu.

IDF'nin salı günü yaptığı açıklamada, İran'ın kullandığı misket bombaları nedeniyle pazartesi günü iki kişinin öldüğü, bir kişinin de ağır yaralandığı bildirildi.

Açıklamada, İran füzelerindeki misket bombalarının yaklaşık 10 kilometre yarıçapında yayılarak kontrol edilemez şekilde hasar yarattığı belirtildi.

Salı günü de İsrail'in Kudüs bölgesindeki Beyt Şemeş şehrine misket bombası taşıyan bir füze fırlatıldığı fakat can kaybı yaşanmadığı aktarıldı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan İsrailli askeri yetkililer, hava savunma sistemlerinin misket bombası taşıyan füzelerin etkisini tamamen engellemekte zorlandığını söylüyor.

Uluslararası Af Örgütü, geçen yıl haziranda patlak veren 12 günlük savaşta da İran'ın İsrail'e en az üç kez misket bombası attığını duyurmuştu.

Tahran yönetimi, misket bombası kullandığına dair iddialarla ilgili açıklama yapmadı.

Diğer yandan Guardian'ın Kasım 2025'teki analizinde, İsrail ordusunun Lübnan'a saldırılarda benzer misket bombaları kullandığı ortaya konmuştu. İsrail'in bunları 155 milimetrelik M999 Barak Eitan ve 227 milimetrelik Ra'am Eitan güdümlü füzelerine yerleştirdiği tespit edilmişti. Tel Aviv yönetimiyse iddiaları ne doğrulamış ne de reddetmişti.

2010'da yürürlüğe giren Misket Bombası Anlaşması (CCM), bu mühimmatın kullanımını, üretimini, stoklanmasını ve transferini yasaklıyor. Türkiye'nin yanı sıra ABD, İsrail ve İran da anlaşmaya taraf değil.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı harekatta ülkenin dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey yetkililer öldürülmüştü. Hamaney'in yerine oğlu Mücteba'nın geçtiği de 8 Mart'ta duyurulmuştu.

Tel Aviv ve Washington farklı hedeflere sahip

İran'a saldırılar sürerken Washington'la Tel Aviv'in savaşın gidişatına ilişkin görüş ayrılığı yaşadığı aktarılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Miami'de pazartesi düzenlediği basın toplantısında, Tahran yönetimiyle savaşın "çok yakında biteceğini" öne sürmüş, İran ordusunun gücünü kaybettiğini savunmuştu. Cumhuriyetçi lider, önceki açıklamalarında operasyonun 4 haftadan uzun sürebileceğini söylemişti.

Wall Street Journal'ın analizine göre Trump, savaşı “kendi koşullarıyla" kısa sürede bitirmek isterken İsrail lideri Binyamin Netanyahu, İran'da rejim değişikliği koşulları oluşana dek harekatı sürdürmeyi planlıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın İran'daki enerji altyapısını vuran İsrail'i uyararak bunu tekrarlamamasını istediğini de söylüyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Ali Vaez şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Trump, insanlık tarihinin en eski dersini öğreniyor olabilir: Savaş başlatmak, sona erdirmekten çok daha kolaydır. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürmek için her türlü motivasyona sahipken, İsrail ise kendi kampanyasını durdurmak için hiçbir neden görmeyebilir.

Times of Israel'in analizine göre savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı da ABD'yle İsrail arasındaki görüş farklılıklarını etkiliyor.

George W. Bush döneminde Beyaz Saray'ın Ortadoğu danışmanı olarak görev yapan Michael Singh, İsrail'in saldırıları sürdürmek isteyeceğini vurgularken, "ABD uzun süreli bir çatışmaya pek istekli olmayabilir" diyor.

Analizde özellikle ABD ve Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik bağların ve Beyaz Saray'ın Ortadoğu'dan almak istediği yatırımların çatışmalar nedeniyle tehlike altında olduğuna dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Wall Street Journal