Sam Altman olayı teknoloji dünyasındaki derin uçuruma işaret ediyor

Karamsarlar ve iyimserler yapay zekânın kontrolü için savaşıyor

OpenAI'ın programcısı, kurucusu ve CEO'su Sam Altman (AFP)
OpenAI'ın programcısı, kurucusu ve CEO'su Sam Altman (AFP)
TT

Sam Altman olayı teknoloji dünyasındaki derin uçuruma işaret ediyor

OpenAI'ın programcısı, kurucusu ve CEO'su Sam Altman (AFP)
OpenAI'ın programcısı, kurucusu ve CEO'su Sam Altman (AFP)

Teknoloji dünyasının hızına rağmen geçtiğimiz hafta sonu yaşanan gelişmelerin eşi benzeri daha önceden görülmemişti. 17 Kasım Cuma günü, yapay zekâ devriminin ön saflarında yer alan OpenAI şirketinin yönetim kurulu, şirketin kurucu ortağı ve CEO'su Sam Altman'ı aniden görevden aldı. Yönetim kurulunun Altman'a olan güvenini neden kaybettiği henüz belli değil. Ancak söylentiler, yan projeleriyle ilgili endişelere ve aynı zamanda ‘insanlığın maksimum yararı’ için teknoloji geliştirme sözü veren bir şirkette, kamu güvenliği sonuçlarını dikkate almadan OpenAI'nin ticari tekliflerini genişletmek için çok hızlı hareket ettiğine dair endişelere işaret ediyor.

Görevden alınmasından sonraki iki gün boyunca şirketin yatırımcıları ve bazı çalışanları Altman'ın görevine iade edilmesini istedi. Ancak yönetim kurulu kendi görüşüne sadık kaldı. 19 Kasım Pazar gününün son saatlerinde, canlı yayın platformu Twitch'in eski CEO’su Emmett Shear, geçici CEO olarak atandı. Daha da şaşırtıcı olan, OpenAI'nin en büyük yatırımcılarından biri olan Microsoft CEO'su Satya Nadella'nın ertesi gün X platformunda (eski adıyla Twitter) “Bay Altman ve bir grup OpenAI çalışanı, yeni, gelişmiş bir yapay zekâ araştırma ekibine liderlik etmek üzere yazılım devine katılacak” paylaşımında bulunmasıydı.

“Karamsarlar, yapay zekânın serbest bırakılmasının insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna inanıyor ve katı düzenlemeler yapılması çağrısında bulunuyor.”

Karamsarlar ve iyimserler

OpenAI'daki olaylar şüphesiz Silikon Vadisi'ndeki geniş bölünmenin şimdiye kadarki en dramatik tezahürü. Bir yanda, yapay zekânın serbest bırakılmasının insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna inanan ve bu nedenle daha sıkı düzenlemeler yapılması çağrısında bulunan ‘karamsarlar’ var. Diğer yanda ise yapay zekâ kaynaklı kıyamet senaryosu korkularını küçümseyen ve ilerlemeyi hızlandırma potansiyelini vurgulayan ‘iyimserler’ bulunuyor. Nüfuzunu kullanan taraf daha katı düzenlemeleri teşvik edebilir veya engelleyebilir. Bu da gelecekte yapay zekâdan en çok kimin yararlanacağını belirler.

(foto) AFP
AFP

OpenAI'ın kurumsal yapısı taraf olmayı mümkün kılıyor. Şirket 2015 yılında kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. Bundan üç yıl sonra teknolojiyi ilerletmek için pahalı bilgi işlem ve beyin gücü ihtiyacını finanse etmek amacıyla kâr amacı gütmeyen bir yan kuruluş kurdu. Dolayısıyla karamsarların ve iyimserlerin rekabet halindeki hedeflerine ulaşmak her zaman zor olacaktır.

Bu bölünme bir dereceye kadar felsefi farklılıkları yansıtıyor. Karamsarların kampındaki pek çok kişi, yapay zekânın tüm insanlığı yok edeceğinden endişe duyan bir hareket olan ‘etkili fedakarlıktan’ (effective altruism) etkileniyor. Endişe duyanlar arasında, başka bir modelleme şirketi olan Anthropic'i kurmak için OpenAI'den ayrılan Dario Amodei de yer alıyor. Microsoft'un da aralarında bulunduğu diğer büyük teknoloji şirketleri de yapay zekânın güvenliği konusunda endişe duyanlar arasında yer alıyor, ancak karamsarlar arasında değiller.

İyimserler, yapay zekâ gelişimine yalnızca engellenmeden izin verilmesi değil aynı zamanda hızlandırılması gerektiğini savunan ‘etkin dayanışma’ adı verilen bir dünya görüşünü savunuyorlar. Davet, risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz'in kurucu ortağı Marc Andreessen tarafından yönetiliyor. Yapay zekâ araştırmalarındaki diğer uzmanlar da bu amaca sempati duyuyor gibi görünüyor. Meta'dan Yann LeCun ve Andrew Ng ile Hugging Face ve Mistral AI dahil olmak üzere bir dizi yeni girişim, daha az kısıtlayıcı düzenlemeleri savunuyor.

“Microsoft'un liderliği büyük ölçüde OpenAI'a olan büyük yatırımına dayanıyor ve Amazon, Anthropic'e yaklaşık dört milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor.”

Altman'ın konumu

Altman her iki gruba da sempati duyuyor gibi görünüyor ve kamuoyuna yapay zekâyı güvenli hale getirmek için ‘korkuluklar’ inşa etme çağrısında bulunuyor. Aynı zamanda OpenAI'ı daha sağlam modeller geliştirmeye ve kullanıcıların kendi sohbet robotlarını oluşturabilecekleri bir uygulama mağazası gibi yeni araçlar sunmaya zorluyor. Ana şirketin yönetim kurulunda herhangi bir sandalye elde etmeden yüzde 49 hisse karşılığında OpenAI'ye 10 milyar dolardan fazla para aktaran en büyük yatırımcısı Microsoft'un, kendisine haber verilmeden Altman’ın işten çıkarıldığını öğrendiğinde üzüldüğü söyleniyor. Microsoft'un planladığı çalışmayı Altman ve meslektaşlarına teklif etmesinin nedeni bu olabilir.

Ancak görünen o ki olup bitenlerde soyut felsefeden daha fazlası var. Aslında iki grup ticari açıdan da bölünmüş durumda. Karamsarlar yapay zekâ yarışına ilk girenler. Bu yüzden daha fazla paraya sahipler ve özel sermaye modellerini tercih ediyorlar. Öte yandan iyimserler ise genelde açık kaynaklı yazılımları tercih eden ve yetişen küçük şirketler.

İlk kazananlarla başlayalım. OpenAI'ın ChatGPT uygulaması, piyasaya sürülmesinden sadece iki ay sonra 100 milyon kullanıcıya ulaştı ve onu, OpenAI'den ayrılanlar tarafından kurulan ve şu anda 25 milyar dolar değerinde olan Anthropic takip etti. Google'daki araştırmacılar tarafından, büyük miktarda veri üzerinde eğitim veren ve ChatGPT dahil tüm sohbet robotlarını destekleyen yazılımlar olan büyük dil modelleri hakkında orijinal bir makale yazıldı. Google daha büyük, daha akıllı modellerin yanı sıra Bard adında bir sohbet robotu da üretiyor.

AFP
AFP

Bu arada Microsoft'un liderliği büyük ölçüde OpenAI'a olan büyük yatırımına dayanıyor ve Amazon, Anthropic'e yaklaşık dört milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor. Ancak teknolojide ilk hamleyi yapmak her zaman başarıyı garanti etmiyor. Teknolojinin ve talebin hızla ilerlediği bir pazarda, yeni girenler mevcut şirketleri altüst etmek için büyük fırsatlara sahip.

Bu, karamsarların daha katı kurallar dayatma dürtüsünü daha da güçlendirebilir. Geçtiğimiz Mayıs ayında ABD Kongresi'nde verdiği ifadede Altman, sektörün “dünyaya büyük zarar verebileceği” yönündeki endişelerini dile getirdi ve politika yapıcıları yapay zekâya yönelik özel düzenlemeler yapmaya çağırdı. Aynı ay, 350 yapay zekâ bilim insanı ve aralarında OpenAI'nin de bulunduğu teknoloji şirketlerindeki yöneticilerden oluşan bir grup anlaşmayı imzaladı. Anthropic ve Google, nükleer savaş ve pandemilerin yanı sıra yapay zekanın oluşturduğu ‘yok olma riski’ konusunda tek satırlık bir uyarı yayınladı. Korkunç tahminlere rağmen, açıklamayı onaylayan şirketlerin hiçbiri daha yetenekli yapay zekâ modelleri oluşturma çalışmalarını durdurmadı.

Politika ve şirketler

Politikacılar tehlikeleri ciddiye aldıklarını göstermeye çalışıyorlar. Temmuz ayında Başkan Joe Biden'ın yönetimi, aralarında Microsoft, OpenAI, Meta ve Google'ın da bulunduğu yedi büyük model üreticisini   yapay zekâ tabanlı ürünlerini halka sunmadan önce incelemek üzere uzmanlara sunmak için “gönüllü taahhütlerde” bulunmaya çağırdı. 1 Kasım'da İngiliz hükümeti benzer bir gruptan, düzenleyicilerin yapay zekâ tabanlı ürünlerinin güvenilirliğini ve ulusal güvenliği tehlikeye atma gibi zararlı potansiyellerini incelemesine olanak tanıyan bağlayıcı olmayan başka bir anlaşma imzalamasını istedi. Bundan günler önce Biden çok daha güçlü bir başkanlık kararnamesi çıkarmıştı. Bu kararnameye göre, yazılımın gerektirdiği bilgi işlem gücüne göre belirlenen belirli bir boyutun üzerinde modeller oluşturan herhangi bir yapay zekâ şirketinin, güvenlik testlerinin sonuçlarını hükümete bildirmesi gerekiyor.

İki grup arasındaki bir diğer ayrım çizgisi de açık kaynaklı yapay zekânın geleceği. OpenAI, Anthropic ve Google gibi büyük dil modelleri tescillidir veya açık kaynaktır. Meta tarafından oluşturulan bir model olan Llama'nın Şubat ayında piyasaya sürülmesi, açık kaynak yapay zekâ alanındaki faaliyetleri teşvik etti. Taraftarlar, açık kaynak modellerinin incelemeye açık olması nedeniyle daha güvenli olduğunu savunuyorlar. Eleştirmenler ise bu güçlü yapay zekâ modellerini halka açık hale getirmenin, kötü aktörlerin bunları zararlı amaçlarla kullanmasına olanak tanıdığından endişe ediyor.

“Şu ana kadar düzenleyiciler karamsarların iddialarına olumlu bakıyor gibi görünüyor. Biden'ın çıkardığı başkanlık kararnamesi açık kaynaklı yapay zekânın kullanımını engelleyebilir.”

Ancak açık kaynak konusundaki tartışma ticari amaçları da yansıtıyor olabilir. Örneğin, risk sermayesi firmaları, belki de destekledikleri startup'ların yeni geliştirme faaliyetlerini yakalamak veya modellere ücretsiz erişim elde etmek için bir yol aradıklarından bunu istiyorlardır. Mevcut şirketler rekabet tehdidinden korkabilir. Google'ın içinden kişiler tarafından yazılan ve Mayıs ayında sızdırılan bir belgede, açık kaynak modellerinin bazı görevlerde tescilli muadilleriyle karşılaştırılabilir sonuçlara ve çok daha düşük bir maliyete ulaştığı ifade edildi. Belgede ne Google'ın ne de OpenAI'nin açık kaynak rakiplerine karşı herhangi bir savunma hendeği olmadığı sonucuna varıldı.

Şu ana kadar düzenleyiciler karamsarların iddialarına olumlu bakıyor gibi görünüyor. Biden'ın çıkardığı başkanlık kararnamesi açık kaynaklı yapay zekânın kullanımını engelleyebilir. Kararnamenin, askeri veya sivil amaçlara sahip olabilen ‘çift kullanımlı’ modellere ilişkin geniş tanımı, bu modellerin yapımcılarına karmaşık raporlama gereksinimleri dayatıyor. Bu kuralların bugün ne kadar uygulanabilir olduğu belirsiz. Ancak zamanla, örneğin yeni yasaların çıkarılması durumunda güç kazanabilir.

(foto altı) OpenAI'ın kurucu ortağı Ilya Sutskever, TED AI Konferansı’nda konuşuyor (AFP)
OpenAI'ın kurucu ortağı Ilya Sutskever, TED AI Konferansı’nda konuşuyor (AFP)

Büyük teknoloji şirketlerinin tümü ayrım çizgisinin zıt taraflarında yer almıyor. Meta'nın modellerini yapay zekâya açma kararı, yenilikçi ürünler geliştirebilecekleri güçlü bir modele erişmelerini sağlayarak onu startuplar için beklenmedik bir şampiyon haline getirdi. Meta, açık kaynak araçlarının getirdiği yenilik artışının, sonunda kullanıcılarının ilgisini çeken ve reklam verenleri mutlu eden yeni içerik biçimleri üretmesine yardımcı olacağına inanıyor. Apple ise başka bir uç örnek. Dünyanın en büyük teknoloji şirketi, yapay zekâ konusunda dikkat çekici derecede sessiz kaldı. Şirket, Eylül ayında yeni bir iPhone'u piyasaya sürerken, yapay zekâ destekli birçok özelliği, terim belirtmeden sergiledi.

Bu kulağa akıllıca geliyor. Zira OpenAI'ın feci çöküşü, insani ilkelere dayalı savaşların yapay zekâya verebileceği zararı gösteriyor. Ancak teknolojinin nasıl ilerleyeceğine, nasıl organize edileceğine, ganimeti kimin kazanacağına şekil verecek olan şey bu savaşlardır.

Şarku’l  Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



“Batı'nın baskıları” Afrika ülkelerini neden Kremlin'e doğru itiyor?

Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
TT

“Batı'nın baskıları” Afrika ülkelerini neden Kremlin'e doğru itiyor?

Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)

Sagir el-Hidri

Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan'ın Moskova ile Darusselam arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Rusya'ya yaptığı ziyaret, Batı’nın baskısından kurtulmak için Kremlin'e yaklaşma yolunu seçen Afrikalı liderlerin benimsediği yeni bir eğilimi gözler önüne serdi.

Hassan'ın ziyareti, ABD'nin tanınmış bir Tanzanyalı güvenlik yetkilisine insan hakları ihlalleri gerekçesiyle yaptırım uygulamasından ve Hassan'ın birkaç ay önceki seçimlerde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yaşanan baskı ortamı nedeniyle ilişkileri gözden geçirebileceğini ima etmesinden yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu ziyaret, eski Cumhurbaşkanı Julius Nyerere'nin 1969 yılında Sovyetler Birliği'ni ziyaretinin ardından bir Tanzanyalı cumhurbaşkanının Rusya'ya yaptığı ilk resmi ziyaret olma özelliği taşıyor. Ziyaret, Batılı güçlerin ülkedeki insan hakları durumu ve siyasi çoğulculuk gerekçesiyle Darusselam üzerindeki baskısıyla ilişkisi ve taşıdığı sembolik anlam bakımından tartışmalara yol açtı.

İç meşruiyet krizi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Tanzanya, Batı’nın demokrasi ve insan hakları baskısından kaçmak için Rusya'ya yönelen tek Afrika ülkesi değil. Son darbenin ardından kurulan askeri konseyin yönetimindeki Madagaskar da Rusya ile nükleer enerji alanında anlaşmalar imzaladı. Öte yandan Batılı güçlerle ilişkileri askeri darbeler nedeniyle ciddi biçimde sarsılan Mali, Nijer ve Burkina Faso, darbe dalgasına öncülük eden Afrikalı liderlere yaptırım uygulayan Batılı başkentlere meydan okuyarak Rusya'dan güvenlik alanında ve askeri olarak destek aldı.

dvrgth
Mali, Nijer, Burkina Faso, Madagaskar ve Ekvator Ginesi gibi ülkeler geleneksel Batı ittifakı yerine Rusya desteğine yöneldi (Reuters)

Afrika meselelerinde uzman siyaset araştırmacısı Sultan Alban, Rusya ile ilişkilerini en ileri düzeye taşıyan rejimlerin genellikle kronik bir iç meşruiyet kriziyle boğuşan yapılar olduğu değerlendirmesinde bulundu. Alban, bu yapıların askeri darbelerden doğan, Tanzanya’da olduğu gibi iktidarda kalma süresini uzatan ya da muhalefeti bastıran rejimler olduğunu ve bu rejimlerin daima ekonomik yaptırımlar, kınama kararları ya da koşullu yatırımlar biçiminde tezahür eden Batı’nın baskılarından kendilerini koruyacak alternatif bir uluslararası şemsiye arayışında olduklarını belirtti.

Alban sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu noktada demokrasi hem iç hem dış bir koz haline gelir; yani Batı zaten bunalımdaki bir rejim üzerinde baskı uygular, bu rejim de Rusya kartını oynayarak zaman satın alır.”

Moskova'nın Afrika başkentlerine daha az siyasi şart öne sürerek karma bir güvenlik ve askeri destek paketi sunduğuna işaret eden Alban, ayrıca bu rejimlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kınama kararlarını engelleyerek söz konusu ülkelere uluslararası alanda destek verdiğine dikkati çekti. Bununla birlikte Rusya'nın kıtadaki ticaret hacmi ve yatırımlarının Çin, Avrupa Birliği (AB) ve ABD gibi diğer güçlerle kıyaslandığında oldukça sınırlı kaldığını ifade eden Alban, bu yüzden Rusya'nın ekonomik alanda Batı'nın yerini alamayacağını vurguladı.

Alban, "Bu yüzden Rusya bazı Afrika rejimleri için bir manevra sığınağı işlevi görür; Batılı güçlerle bağları koparmanın alternatifi olamaz" diye ekledi.

Emsalsiz bir çöküş

ABD ve AB, Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi askeri darbe yaşayan ülkelere verdikleri yardımları askıya almak ve darbelere katılan yetkililere yaptırım uygulamak zorunda kaldı. Bu durum taraflar arasındaki diplomatik gerginliği hızla tırmandırdı.

Afrika ülkeleri ise bunun karşılığında siyasi ya da insan hakları şartları öne sürmeyen ‘eşit ortaklıklar’ arayışında olduklarını ve yabancı güçlerle işbirliğini bu tür şartlara bağlamanın kabul edilemez olduğunu savunuyor.

Nijerli siyaset analisti Muhammed Evvel, Afrika'da Batı nüfuzuna karşı halk ve siyaset çevrelerinde giderek büyüyen bir düşmanlık dalgasının yükseldiğini belirtti. Evvel, ‘bu dalganın, Afrika Saheli gibi bölgelerde görmezden gelinemeyecek güvenlik ve askeri başarısızlıkların ortasında filizlendiğini’ vurguladı.

Evvel, yaptığı özel açıklamaları şöyle sürdürdü:

“Fransa, ‘Barkhane’ gibi pek çok askeri operasyon başlatmasına karşın Sahel bölgesi ülkelerinin güvenliklerini yeniden tesis etmelerine yardımcı olamadı. Bu durum iki taraf arasında emsalsiz bir ilişki çöküşüne yol açtı. Peki çözüm Rusya'ya yaklaşmak mı? Bence hayır; çünkü Rus kuvvetlerinin Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi ülkeler için mali ve askeri maliyeti son derece ağır, üstelik bu ülkeler silahlı gruplara karşı somut sonuçlar alamıyor."

Siyasi bağımlılık

Demokrasi dosyası nedeniyle Batı’nın baskısıyla karşı karşıya kalan Afrika ülkelerinin Rusya ile ittifak kurmakla tehdit etmesi, güvenlik kaosunun ve ekonomik ile siyasi krizlerin pençesindeki kıtada nüfuzunu giderek pekiştirmeye çalışan Moskova'ya yeni bir bağımlılık biçiminin doğabileceğine ilişkin kaygıları artırıyor.

Alban, Rusya ile ilişki kurmanın genellikle siyasi çatışma ve silahlı isyanların sert güvenlik yaklaşımıyla yönetilmesiyle birlikte yürüdüğünü ve Batı’nın yardımlarına son yirmi yılda eşlik eden seçimsel ve kurumsal reformlara dönük teşvikleri zayıflattığını vurguladı.

Alban, sözlerine şöyle devam etti:

“Rusya'nın enerji ve madencilik gibi alanlardaki sözleşmeleri ülkelere hızlı kazanımlar sağlıyor; ancak bu sözleşmeler seçici nitelikte ve ekonomik çeşitlendirme yerine stratejik sektörlere odaklı.”

Rusya'nın sınırlı kalkınma kapasitesi nedeniyle bu projelerin Çin ve Batılı yatırımlarla kıyaslandığında ölçek bakımından küçük kaldığına dikkati çeken Alban, diplomatik boyutta ise Afrika liderlerinin uluslararası platformlarda belirli bir saflaşmaya gidebileceklerini ima ederek daha az bağımlı bir konumdan Batı ile müzakere etme ve yaptırımlar ile finansman koşullarında taviz koparmalarını sağlayacak daha büyük bir manevra alanı kazandığına işaret etti.

Alban, değerlendirmesinin sonunda Afrikalı liderlerin Rusya gibi tek bir BMGK üyesine bağımlı hale gelmesinin yeni bir siyasi esaret kalıbı oluşturduğunu belirtti.


ABD, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğrularken gücün Gazze Şeridi’ne konuşlanması için beklenti sürüyor

ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğrularken gücün Gazze Şeridi’ne konuşlanması için beklenti sürüyor

ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD ordusu mensubuyla tokalaşan Mısırlı bir asker (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD'nin Mısır'ın ‘Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını duyurması, Mısır ordusunun şimdiye dek konuşlandırılamayan bu gücün çözüme kavuşturulmasına ne ölçüde katkı sağlayacağı ve ateşkes anlaşmasının uygulanmasını izlemek amacıyla kurulan uluslararası gücün oluşturulmasındaki zorlukların nasıl aşılacağı sorularını gündeme getirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, resmi sosyal medya hesabından Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımını resmen duyurarak Mısırlı askerlerin katılım anına ait fotoğraflar paylaştı. Bakanlık, ‘Gazze Şeridi’nde komşu bir ülke olarak Mısır'ın katkısının büyük önem taşıdığını’ vurguladı.

Şarku’l Avsat'a konuşan Mısırlı askeri ve diplomatik kaynaklar, Mısır'ın bu güce katılımının önemli bir adım olduğunu, çünkü uluslararası gücün sınır kapılarındaki hareketleri ve insani yardım girişlerini denetleme, İsrail'in Gazze'den çekilmesini gözetleme ile Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve erken toparlanma sürecini koordine etme gibi kritik görevler üstlendiğini ifade etti.

Gazze Uluslararası İstikrar Gücü, geçtiğimiz ekim ayında Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde düzenlenen ‘Barış Zirvesi’nde imzalanan Gazze Ateşkes Anlaşması’nın ikinci aşamasının en önemli maddelerinden biriydi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını üstlendiği ‘Dünya Barış Kurulu’ ve Filistinlilerden oluşan ‘Gazze Yönetim Komitesi’ gibi pek çok icra organı kurulmuş olmasına karşın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü henüz fiilen hayata geçirilemedi.

fvbfbf
ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır'ın Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katıldığını doğruladı (ABD Dışişleri Bakanlığı)

Geçtiğimiz şubat ayında Washington'da gerçekleştirilen Dünya Barış Kurulu’nun ilk toplantısında Gazze Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı Jasper Jeffers, ‘beş ülkenin Gazze'ye güvenlik gücü gönderme taahhüdünde bulunduğunu’ açıkladı. Jeffers, bu ülkelerin Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk olduğunu belirterek Ürdün ve Mısır'ın ise Filistin polis personelinin eğitimine katkı sağlamayı taahhüt ettiğini aktardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısırlı askerlerin Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılım anına ait fotoğrafların altına yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’nde komşu bir ülke olarak Mısır'ın bu ortak çabaya katılımı ve liderliği, misyonun başarısı açısından büyük önem taşımaktadır” ifadelerine yer verdi. Kahire ise kendi tarafından Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımına dair resmi bir açıklama yapmadı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, birçok vesileyle ‘ateşkesi izlemek ve insani yardım akışını güvence altına almak amacıyla uluslararası istikrar gücünün bir an önce oluşturulması ve konuşlandırılmasının’ önemini vurgulamıştı. Abdulati ayrıca ‘güvenliği sağlama görevini üstlenmek üzere Filistin polis birimlerinin konuşlandırılmasının desteklenmesi ve Başkan Donald Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi’ çağrısını da yineledi.

dv
İsrail’in dün sabah Han Yunus’a gerçekleştirdiği bombardımanının yol açtığı hasar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve Yüksek Askeri Strateji Akademisi danışmanı Tuğgeneral Adil el-Umda, ‘Mısır'ın Gazze ateşkes Anlaşması’nda kilit bir ortak olduğunu’ vurguladı. Umda, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ‘Mısır'ın Gazze'de güvenlik ve istikrarı desteklemeye yönelik her türlü katılımının, şeritte yaşananların Mısır'ın doğrudan ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olmasından kaynaklandığını’ ifade etti.

Gazze Uluslararası İstikrar Gücü'ne katılan taraflar arasındaki çabaların koordinasyonunun, gücü oluşturan Dünya Barış Kurulu tarafından belirlenen çerçeveler dahilinde yürütüldüğünü belirten Umda, gücün karşılaştığı zorlukların bir bölümünün Hamas'ın silahsızlandırılması meselesinden kaynaklandığını kaydetti. Umda, Hamas’ın silahlarından vazgeçmesinin, başta Filistinli sivillere saldırmazlık olmak üzere İsrail tarafından pek çok güvencenin sağlanmasına bağlı olduğu için son derece güç olduğunun altını çizdi.

Mısırlı askeri uzman Tuğgeneral Samir Ferec ise uluslararası gücün önündeki engelleri aşmak için ‘gücün misyonunun barışı koruma mı yoksa barışı zorla tesis etme mi olduğunun belirlenmesinin büyük önem taşıdığını savundu. Ferec, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada "Bu, zorunlu bir adım; zira misyon barışı zorla tesis etmek olursa bu, Filistin direniş unsurlarına karşı askeri müdahale anlamına gelir ki Kahire bunu istemiyor" diye konuştu.

Ferec'e göre Kahire, Gazze ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin tamamlanmasına ivme kazandırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Kahire, Ürdün ile birlikte Filistin polisinin Gazze Şeridi’ne konuşlandırılmasına hazırlık amacıyla eğitimlerini denetledi. Bunun yanı sıra Filistinli grupların barış planının uygulanması ve şeridin yeniden imarı için gerekli Filistin ortamını hazırlamak amacıyla toplantılarına ev sahipliği yaptı.

fbfb
Gazze Şeridi, her gün yaşanan şiddet olaylarıyla sarsıyor (AFP)

Öte yandan Hamas, geçtiğimiz cuma günü, Halil el-Hayye başkanlığındaki bir heyetin yeni bir müzakere turu başlatmak amacıyla Kahire'ye gittiğini duyurdu. Hamas tarafından yapılan açıklamada, heyetin ateşkes anlaşmasının uygulanmasını sürdürmek amacıyla Mısırlı yetkililer ve arabulucularla görüşmeler yapacağı belirtildi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Reha Ahmed ise ‘Mısır'ın Filistin polisini eğitme rolü ile uluslararası istikrar gücüne katılımı arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını belirtti. Bu gücün rolünün, Gazze'de istikrarın desteklenmesinde Filistin polis kuvvetlerini tamamlayıcı nitelik taşıyacağını ifade eden Ahmed, Mısır'ın katkısının Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere güvence vermesine yardımcı olacağını vurguladı.

Şarku’l Avsat'a konuşan Ahmed, şunları söyledi:

“Mısır, ateşkes planının ikinci aşamasındaki yükümlülüklerin tamamlanmasında uluslararası gücün rolüne büyük önem atfediyor. Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında sınır kapılarındaki geçişleri denetlemek, insani yardımların Filistinlilere ulaşmasını güvence altına almak, İsrail'in kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini gözetlemek ve şeridin erken toparlanma ile yeniden imarı süreçlerini koordine etmek yer alacak.”

Reha Ahmed'e göre Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün önündeki en büyük zorluk, İsrail tarafının Gazze’deki uygulamaları ve Tel Aviv'in bu gücün görevini yerine getirmesini ne ölçüde kabul edeceği meselesi olduğunu vurguladı.


İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlaması Washington-Tahran ateşkesini baltalayabilir

Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
TT

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının yeniden başlaması Washington-Tahran ateşkesini baltalayabilir

Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nın haritası görülen bir illüstrasyon (Reuters)

Son günlerde ABD-İran müzakerelerinde ilerleme sinyalleri veren göstergeler belirmiş olsa da İran'ın dün Kuveyt ve Bahreyn'de bazı noktaları hedef almasıyla yeniden başlayan Körfez saldırıları, 8 Nisan'dan bu yana yürürlükte olan ateşkesi baltalama tehlikesi taşıyor.

Müzakereler geçtiğimiz haftalarda, karşılıklı atışmalar ve tehditlerle birlikte aralıklı askeri sürtüşmeler eşliğinde ileri geri salınmayı sürdürdü. Taraflar, savaşa son verecek ve küresel enerji akışları için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına zemin hazırlayacak bir mutabakata henüz ulaşamadı.

Gerginliğin tırmanmasıyla birlikte İran, ABD'nin İran topraklarında hava saldırısı düzenlediğini açıklamasının hemen ardından dün sabah Bahreyn ve Kuveyt'i hedef aldı.

Üç gün içinde iki ülkeyi vuran ikinci saldırı dalgasında Bahreyn ‘açık bir düşmanlık’ ve ‘her iki devletin egemenliğine karşı yapılmış pervasız bir ihlal’ olarak nitelendirdiği saldırılara ilişkin Tahran'ı ‘bu gerekçesiz saldırılara derhal son vermeye ve barışa yönelmeye’ çağırdı. Kuveyt ise balistik füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen ‘düşmanca’ olarak tanımladığı saldırıları püskürttüğünü açıkladı. Kuveyt Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ‘bölgenin daha fazla tırmanmadan korunmasına yönelik çabaları hiçe sayan’ İran'ın ‘vahim ve tekrarlanan saldırganlığının ciddi bir gerilim’ yarattığını belirtilerek saldırılar kınandı.

Tansiyon cuma günü yeniden yükseldi ve ABD ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferi tehdit ettiğini öne sürdüğü dört İran İHA’sını düşürdüğünü açıklamasının ardından İran topraklarındaki bazı radar mevzilerini vurduğunu duyurdu.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün akşam ‘bölgedeki düşman üslerini’ füzeyle hedef aldıklarını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın Kuveyt ve Bahreyn istikametinde yedi balistik füze fırlattığını açıkladı. Hava savunma sistemlerinin altı füzeyi düşürdüğünü, yedincisinin ise hedefini ıskaladığını belirten CENTCOM, ‘ABD kuvvetlerinde herhangi bir kayıp bulunmadığını’ vurgularken ‘İran'ın Bahreyn'deki ABD 5. Filosu karargâhına zarar verdiğine ilişkin iddialarının asılsız olduğunu’ bildirdi.

Diplomatik cephede ise Washington ile Tahran arasındaki müzakereye dair son günlerde somut bir ilerleme haberi gelmedi. İki taraf arasında müzakerelere arabuluculuk yapan Pakistan’ın İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi dün Tahran'a gitti. Nakvi’nin burada İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başta olmak üzere İranlı yetkililerle görüşmeler yapması bekleniyor.

vfv
Tahran'da ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı'nın yer aldığı ABD karşıtı bir reklam (Reuters)

Öte yandan İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı Muhsin Rızai daha önce yaptığı açıklamada, müzakerelerin çıkmaza girdiğini belirterek İran’nın ABD’nin uyguladığı yaptırımlar kapsamında dondurulan 24 milyar dolarlık varlıklarının serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Rızai, cuma günü CNN'de yayımlanan röportajında “ABD Başkanı Donald Trump İran ile anlaşmak istiyorsa bu 24 milyar dolar bir güven testidir" ifadelerini kullandı  ve ardından "Bu bizim paramız, ABD’nin değil” diye ekledi.