DEAŞ ve Taliban, internet üzerinden savaş yürütüyor

DEAŞ Horasan, sosyal medya kanalları açarak yeni üyeler çekmeyi amaçlıyor ve Afganistan, Tacikistan ve Pakistan'daki vatandaşları hedef alıyor

Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)
Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)
TT

DEAŞ ve Taliban, internet üzerinden savaş yürütüyor

Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)
Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)

Muhtar Vefai 

DEAŞ Horasan, Afganistan'daki popüler dillerdeki sosyal medya ağlarında oldukça aktif ve bu grubun üyeleri tarafından en sevilen sosyal medya siteleri arasında yer alan Telegram, X platformu, YouTube ve Facebook'ta hesaplar yönetiyor.

Taliban, iki yıl önce örgütün çökmesine yol açan güvenlik ve askeri operasyonlarda DEAŞ Horasan'ı ortadan kaldırdığını iddia etmişti.

Ancak örgütün Kabil dahil birçok Afgan şehrinde Taliban hareketinin üst düzey isimlerini hedef alan çok sayıda operasyonu var.

Pek çok sivil, DEAŞ'a ait askeri ağların Afganistan'da hâlâ aktif ve güçlü olduğunu, birçok yerde operasyon yürütme yetkisine sahip olduğunu kanıtlıyor.

Taliban'ın Belh ve Bedahşan'daki valilik binasının yanı sıra Kabil ve ülkenin diğer şehirlerindeki eğitim merkezlerine ve dini merkezlere yönelik operasyonlara tanık olduk.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların raporları DEAŞ Horasan'ın Afganistan'daki faaliyetlerinin ciddiyetini doğruladı.

Orta Asyalı ve Rus yetkililer de örgütün artan faaliyetleriyle ilgili endişelerini dile getirdi.

Taraflar, DEAŞ Horasan'ın henüz dağılmadığını, yeni unsurları kendine çekerek Afganistan sınırlarını aşan bir örgüte dönüştüğünü vurguluyor.

Ancak DEAŞ Horasan operasyonlarının genişlemesi, onu Afganistan'da ve bölgede önemli bir oyuncuya dönüştürdü.

Bunun, bu örgütün unsurlarının internet üzerinden örgüte üye çekme sürecini kolaylaştıran yaygın ve sürekli faaliyetlerinden kaynaklanması muhtemel.

Araştırmalar, Telegram, X, YouTube ve Facebook'taki düzinelerce DEAŞ Horasan kanalının, örgütün fikirlerini Farsça, Peştuca, Özbekçe, Türkmence, Kürtçe ve Urduca dahil olmak üzere çeşitli dillerde tanıtmak için planlı bir şekilde çalıştığını gösteriyor.

Örgüt, Tacikistan'da hayran kitlesi oluşturmak amacıyla Kiril alfabesiyle içerik üretiyor.

Çoğunluğu Telegram üzerinde faaliyet gösteren DEAŞ Horasan'a ait propaganda kanalları ise video, kitap, dergi, sesli mesaj, grafik veri ve kısa mesaj şeklinde içerik sağlıyor ve bu kanalları yüzlerce kişi takip ediyor.

İnternette DEAŞ Horasan'ını tanıtan tüm kanallar "El-Azaim Kuruluşu" adı altında faaliyet göstermekte olup, bu örgütün medya ve propaganda kolunu oluşturuyor.

DEAŞ'ın ilham kaynakları kimler?

DEAŞ Horasan'ın kendi kanalları aracılığıyla hazırlayıp yayınladığı videoların çoğunluğu Afganistan'da tanınmış bazı isimlere ait.

Bunlar arasında Zahir Dai, Maruf Rasık, Mübeşir Müslimyar, Ebu Ubeydullah Mütevekkil, Ebu Mustafa Derviş Zade, Ahmed Zahir İslamyar ve Ebu Ömer Salahuddin bulunuyor.

Aralarında Zahir Da'i ve Maruf Rasık'ın da bulunduğu bazıları, Taliban iktidara gelmeden önce Kabil Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde çalışıyordu ve Afgan güvenlik güçleri onları 2019 yılında DEAŞ ile işbirliği suçlamasıyla tutuklamıştı.

Mübeşir Müslimyar, Kabil Üniversitesi'nde profesördü ve 2019'da DEAŞ ile işbirliği ve örgüt propagandası yapma suçlamasıyla cezaevinde kalmıştı.

Müslimyar, 2021 yılında başkent Kabil'de meydana gelen patlamada hayatını kaybetmişti.

Güvenlik güçleri, Kabil'deki camilerden birinde imamlık yapan Ebu Ubeydullah Mütevekkil'i 2018'de tutuklamıştı. Kendisiyle birlikte oğlu Abdullah da tutuklanmıştı.

Eski Afgan Ulusal Güvenlik Güçleri, Mütevekkil'in öğrenciler ve genç erkekler üzerindeki etkisi ve nüfuzu sayesinde onlarca kişiyi DEAŞ'a katabildiğini söyledi.

Mütevekkil, 15 Ağustos 2021'de Taliban'ın Kabil'e girişinin ve hapishaneleri kontrol altına almasının ilk saatlerinde serbest bırakıldı.

Eylül 2021'de Mütevekkil'in ailesi onun Taliban tarafından öldürüldüğünü duyurdu. Ayrıca Taliban üyelerinin onu çölde parçaladıktan sonra cesedini attığını ve ailesine sessiz kalması için baskı yaptığını iddia ettiler.

Ebu Ubeydullah Mütevekkil'in öldürülmesinin ardından Zahir Dai ve Maruf Rasık'ın ortadan kaybolduğu duyuruldu ve ikisi de o zamandan beri hiçbir medyada yer almadı ve kimse onların nerede olduğunu bilmiyor.

Telegram dahil DEAŞ Horasan'a bağlı kanallar yıllardır bu kişilerin konuşmalarının video kliplerini yayınlıyor.

Geçen günlerde örgütün kanallarında Maruf Rasık'ın Taliban yönetimini eleştiren bir sesli mesajı yayımlandı.

Maruf Rasık sesli mesajında şöyle dedi:

Taliban, Allah'ın hükmüne göre hareket etmemiştir ve ehl-i hak ve hadislerin düşmanıdır. Kim Kur'an ve Sünnet'ten bahsederse öldürülecektir ve Taliban had ve kısas uygulamıyor.

Ebu Mustafa Derviş Zade ise Taliban'ın dönüşünden önce Herat şehrinde yaşıyordu ve şehirdeki Tevhid Camii'nde vaaz veriyordu.

İki yıldır Derviş Zade'nin evinden kimsenin haberi yok, ancak DEAŞ Horasan kanallarında Taliban'ı "zalim rejim" ve "Amerika ajanı" olarak tanımladığı birçok video klibi yayımlandı.

Derviş Zade video kliplerden birinde elinde silahla karşımıza çıkıyor ve "Kâfir mesaj göndererek veya propaganda yaparak ortadan kaldırılamaz. Bununla (silahını kastederek) öldürülür. İktidara gelen ve mücadeleyi bırakan her parti veya hareket (...) Yahudi ve Hıristiyanların yandaşıdır ve gerçeklikten uzaktır" dedi.

DEAŞ Horasan kanalları ayrıca Ahmed Zahir İslamyar, Mevlevi Yasir, Şeyh Abdulhak Faryabi gibi vaizlerin ve diğer bazı vaizlerin çok sayıda video klibini yayımladı.

Aslamyar ve Yaser, Taliban'ın eski liderleriydi ve daha önce öldürülmüşlerdi. Her ikisi de Taliban'ın ABD ile müzakerelerine karşıydı ve aynı zamanda Müslüman olmayan ülkelerle her türlü temas ve müzakereye de karşılardı.

Bu nedenle ve aşırı tutumları nedeniyle DEAŞ Horasan, kanallarında onların videolarını yayımlıyor.

"Tevhid TV"

Şeyh Abdulhak Faryabi, Maruf Rasık, Ebu Ubeydullah Mütevekkil, Mübeşir Müslimyar ve Zahir Da'i'nin aktif olduğu bir ağ içinde faaliyet gösteriyordu.

Şeyh Abdulhak Faryabi, eski Afgan rejimi döneminde DEAŞ ile işbirliği nedeniyle iki kez tutuklandı.

Taliban'ın geri dönüp hapishane kapılarının açıldığını duyurmasının ardından hapishaneden çıkabildi ve Faryab'ın Maymana şehrine taşındı.

Ancak bir süre sonra ortadan kayboldu ve kimse onun nerede olduğunu bilmiyor.

Faryabi'nin yaptığı konuşmaların çoğunluğu Özbekçe olup, birçoğu da DEAŞ kanalları tarafından yayımlanıyor.

DEAŞ Horasan'da Farsça, Peştuca ve Özbekçe propaganda içeriğinin yayılmasına ve Tacikistan'da kullanılan Kiril alfabesiyle çeviri yapılmasına büyük önem veriliyor.

Örgütün kanallarından biri Telegram, X ve YouTube'da "Tevhid TV" adı altında içerik yayımlıyor.

Bu hesapta onlarca DEAŞ vaizinin konuşması yayımlanıyor. Ayrıca, çok sayıda DEAŞ broşürü, dergisi ve kitabı yayımlanıyor.

Bu hesap aynı zamanda Tacikistan'daki İmamali Rahman hükümetini gayrimüslim olarak tasvir eden videolar da yayımlıyor.

Bu hesabı denetleyen kişiler, Tacikistan'da İmamali Rahman'ın denetlediği bir hükümet içinde faaliyet gösterdikleri ve gerçekleri söylemekten kaçındıkları için gençlerden din adamlarının konuşmalarına kulak asmamalarını istiyor.

DEAŞ Horasan ayrıca Arapça, Farsça, Peştuca ve Özbekçe dahil olmak üzere çeşitli dillerde birden fazla başlık taşıyan birçok çevrimiçi kütüphaneyi de denetleniyor.

Bu kitapların çoğunluğu DEAŞ vaizleri ve üyeleri tarafından yazılmış olup, bir kısmı da Afganistan'da popüler dillerde basılmış eski kitaplar.

Telegram'da ayrıca DEAŞ saflarında yer alan kadınlara yönelik özel kanallar da yer alıyor. Bu kanallarda kadınların örgütte nasıl aktif olduğu anlatılıyor.

Bu kanallardan birine "İffetli Kadınlar", diğerine ise "Mücahid Kadınlar" adı verilmiş. Söz konusu kanallar Farsça ve Kiril harfleriyle faaliyet gösteriyor.

Ayrıca askeri taktikler, entelektüel dersler, bilgisayar bilimi ile ilgili beceri eğitimleri ve dini şarkılar hakkında içerik yayınlayan kanallar da bulunuyor.

Bazıları DEAŞ Horasan üyelerinin anılarını da yayınlıyor ve yüzlerce kişi bu kanalları takip ediyor.

Taliban ise DEAŞ Horasan'daki faaliyetlerine ve örgütün Suriye'de başlattığı büyük propaganda dalgasına karşı koymak için resmi medyaya sansür uygulamaya çalışıyor ve internette sahte isimlerle onlarca haber kanalı ve sayfa açıyor.

Böylece internet aracılığıyla Afganistan ve Tacikistan'daki vatandaşları hedef alıyor.

DEAŞ Horasan'a bağlı kanallar ve onların propagandacıları, Taliban'ın Amerika'dan yardım alması, Amerika'ya uyması, Birleşmiş Milletler ile işbirliği yapması, BM'nin bazı şartlarına uyması, had ve kısastan vazgeçmesi ve Müslümanlara zulmetmekle suçlanan Çin ile işbirliği yapması nedeniyle "zalimlerin yönetimini" temsil ettiğini ve "kafirlerin ajanı" olduğunu öne sürüyor.

Taliban ise DEAŞ Horasan üyelerini Harici olmaları ve İslam düşmanlarının ajanları olarak tanımlıyor.

Aralarında Mevlevi Rahimullah Hakkani ve Mevlevi Muciburrahman Ensari'nin de bulunduğu bazı Taliban alimleri, DEAŞ üyelerinin öldürülmesinin gerekliliğini vurguluyor.

DEAŞ'ın geçen yıl Herat kentinde düzenlediği intihar saldırısında iki kişi öldürülmüştü.

DEAŞ Horasan'ın Afganistan, Tacikistan ve Pakistan'a odaklanan propaganda faaliyetlerinin artması, gençlerin dikkatini çeken kapsamlı çevrimiçi ve sosyal medya propagandası yoluyla yeni üyeler kazanmaya çalıştığını gösteriyor.

Söz konusu örgüt, bu propagandalar sayesinde faaliyet düzeyini yükseltmeyi başardı.

Independent Farsça - Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.