Akdeniz için Birlik, Gazze’nin savaş sonrası geleceğiyle ilgili yol haritası gündemiyle toplandı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Bin Ferhan, askeri operasyonların derhal sona erdirilmesine öncelik verilmesinin önemini vurguladı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, AİB 8. Bölgesel Forumu toplantısı hatıra fotoğrafında yer aldı (AFP)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, AİB 8. Bölgesel Forumu toplantısı hatıra fotoğrafında yer aldı (AFP)
TT

Akdeniz için Birlik, Gazze’nin savaş sonrası geleceğiyle ilgili yol haritası gündemiyle toplandı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, AİB 8. Bölgesel Forumu toplantısı hatıra fotoğrafında yer aldı (AFP)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, AİB 8. Bölgesel Forumu toplantısı hatıra fotoğrafında yer aldı (AFP)

İsrail’in Gazze Şeridi’nde işlediği katliamın ve savaşın yarattığı daha önce eşi ve benzeri görülmemiş insani felaketin durdurulması için çeşitli cephelerden diplomatik çabaların yoğunlaştığı bir dönemde İspanya’nın Barselona şehri, Akdeniz için Birlik (AiB) örgütünün 8. Bölgesel Forumu’na ev sahipliği yaptı. İsrail ile Hamas arasında devam eden savaşın sona ermesinin ardından Gazze Şeridi'nin ve tüm Filistin'in geleceği için bir yol haritası çizilmesi gündemiyle düzenlenen olağanüstü foruma, Avrupa Birliği (AB) ve Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin dışişleri bakanları katıldı.

Forumun toplantıları, genellikle AB üyesi ülkeler ile Akdeniz’in güney kıyısında yer alan ülkeler arasındaki iş birliğini geliştirmeye ayrılsa da AiB, bu kez katılımcı sayısı açısından rekor kıran mükemmel bir siyasi forum olarak karşımıza çıktı. Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi (AL) Olağanüstü Ortak Zirvesi’nden çıkan bir kararla kurulan bakanlar komitesinin başkanı olan Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, foruma özel konuk olarak katıldı.

Şarku'l Avsat'ın forumdan sorumlu bir diplomatik kaynağa teyit ettirdiği bilgilere göre, İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, forumun açılışı öncesinde Filistinli mevkidaşı Riyad el-Maliki ile uzun bir görüşme yaptı. Görüşmede, savaş bittikten sonra Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nin yönetimini devralması için ihtiyaç duyduğu destek ele alındı.

İspanya Dışişleri Bakanı Albares, Hamas'ın İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ve Belçika Başbakanı Alexander De Croo’nun İsrail'e yaptıkları son ziyaret sırasındaki tutumlarını ‘net ve cesurca’ olarak nitelendirdiği açıklamasıyla ilgili bir soruya, ‘terör örgütlerinin açıklamaları hakkında yorum yapmadığı’ yanıtını verdi. Albares, İspanya hükümetinin Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği eylemi ilk günden beri kınadığını da sözlerine ekledi.

İspanya hükümetinin bazı üyelerinin Gazze'de devam eden savaşa ilişkin tutumları, Madrid ile Tel Aviv arasında diplomatik bir krize neden olmuş ve bu tutumları protesto etmek üzere her iki tarafın büyükelçileri çağrılmıştı. İspanya Sosyal Haklar Bakanı görevini vekaleten yürüten Ione Belarra, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistin halkına karşı savaş suçları ve soykırım işlemekten Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) karşısına çıkarılması ve İsrail ile ilişkilerin kesilmesi çağrısında bulunmuştu. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisi'nde yapılan oylamayı kazanmıştı. Ardından yardımcısı ve baş müttefiki Sumar Partisi lideri Yolanda Diaz, Sanchez'i Gazze'deki son olaylar karşısında tıpkı Avrupa Birliği'nin (AB) Ukrayna'daki savaşa ilişkin tutumuna benzer şekilde net bir tutum sergilemekten çekinmemeye çağırmıştı. Sanchez, İsrail'e yaptığı son ziyaret sırasında Netanyahu'ya, “Gazze'de sivillerin öldürüldüğünü görmek kesinlikle dayanılmaz bir manzara” dedi. Bu sözler üzerine İsrail hükümeti, Sanchez'i ‘terörü desteklemekle’ suçladı. Açıklama, İspanya Dışişleri Bakanlığı tarafından İsrail’in Madrid Büyükelçisi’nin protesto amaçlı nota verilmek üzere bakanlığa çağrılmasına yol açtı.

ASDWFE
Josep Borrell Barselona'da düzenlenen foruma katıldı (EPA)

Forumun oturum aralarında bir grup gazeteciye açıklamalarda bulunan İspanya Dışişleri Bakanı Albares, İsrail’in açıklamasını İspanya'nın ‘kabul edilemez ve asılsız’ olarak nitelediğini söyledi. Bu açıklamanın yapılmasının nedenleriyle ilgili olarak İsrail büyükelçisinden net açıklamalar beklendiğini ve kendisinden bu açıklamaların gelecekte tekrarlanmayacağına dair garanti istendiğini belirtti. Albares, “İsrail'in Hamas'a yönelik, savaşta sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı yönündeki suçlamaları, sivilleri öldürmesi için bir mazeret oluşturmaz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, forum öncesi yaptığı açıklamada, Riyad'da düzenlenen İİT-AL Olağanüstü Ortak Zirvesi’nin sonuçlarına dikkati çekti. Bin Ferhan, zirve sonucunda kurulan Arap ve Müslüman ülkelerin ortak tutumunu aktarmak ve Gazze Şeridi'ndeki krize bir çözüm yolu bulmak amacıyla dünya genelinde birçok önemli ortağı ziyaret eden bakanlar heyetinin başına atandığını kaydetti.

Bin Ferhan, uluslararası toplumun Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonların derhal sona erdirilmesine, yeterli ve güvenli insani yardımların geçişinin sağlanmasına ve tüm sivil rehinelerin serbest bırakılmasına öncelik vermesinin önemini vurguladı. Bin Ferhan, geçici ateşkes anlaşmasına varılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bunun olumlu bir gelişme olduğunu ve acil insani yardımın güvenli geçişine olanak sağladığını dile getiren Suudi Bakan, geçici ateşkesin ardından askeri operasyonlar kapsamlı ve tamamen durdurulmadığı sürece sadece insani yardımların Gazze'ye girmesinin yeterli olmadığının altını çizdi. Suudi Arabistan’ın krizin başlamasından bu yana her türlü şiddeti ve sivillerin hedef alınmasını kınadığını aktaran Bin Ferhan, “Gazze Şeridi'nde devam eden gerilim, daha fazla yıkıma, aşırılığa ve daha fazla masum insanın öldürülmesine yol açıyor. Aynı zamanda bölgenin güvenliğini tehdit ediyor” şeklinde konuştu. İsrail güçlerinin sivillerin hayatlarını hiçe sayarak yürüttüğü askeri operasyonların hız kazanmasına ve uluslararası kuruluşların başarısız olmasına rağmen, Gazze Şeridi'ndeki mevcut krizin aşılması için ciddi çaba gösterilmesine dikkat çekti. Bin Ferhan ayrıca, kardeş Filistin halkının onurunu koruyacak ve refahını sağlayacak bağımsız, egemen bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açacak barış sürecinin canlandırılması için ciddi ve inandırıcı bir plan ortaya konulmasının önemini vurguladı.

VDFGRT
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri de Barselona'daki foruma katıldı (Reuters)

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile bir araya gelen Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, sivillerin korunması, Gazze Şeridi'nde güvenliğin ve istikrarın yeniden tesis edilmesi için tam ve sürdürülebilir bir ateşkesle insani ateşkese bağlı kalmanın önemine değindi. Bin Ferhan, görüşmede savaşın sona ermesi için iki devletli çözümden başka bir yol olmadığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Bin Ferhan, AiB örgütünün 8. Bölgesel Forumu kapsamında Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna ile de bir araya geldi. Suudi Arabistan resmi ajansı SPA’nın aktardığına göre, görüşmede, Gazze Şeridi ve çevresindeki durumun yanı sıra sivillerin korunması amacıyla sürdürülebilir bir ateşkes için gösterilen çabalar, ateşkesin kalıcılaştırılması ve sürdürülmesinin önemi ele alındı. Görüşmede, Ortadoğu'nun ve dünyanın güvenlik ve istikrarını artıracak şekilde ortak ilgi alanına giren pek çok konuya da değinildi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Bin Ferhan, uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik uluslararası çabaları yoğunlaştırmanın gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, ilgili uluslararası anlaşmalara uygun olarak bağımsız, egemen bir Filistin devletinin kurulmasını sağlamak için barış yoluna dönmenin öneminin altını çizdi.

İİT-AL Olağanüstü Ortak Zirvesi’nden çıkan bakanlar heyetine başkanlık yapan Bin Ferhan, forumun oturum aralarında İspanya Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmede Gazze Şeridi'ndeki mevcut krizin üstesinden gelinmesi ve bu felakete son verecek inandırıcı bir barış planı üzerinde çalışılması gerektiğini vurguladı. Suudi Bakan, krizin çözümü için iki devletli çözümden ve bağımsız, egemen bir Filistin devletinin tanınmasından başka alternatif bir yol olmadığını kaydetti.

Diğer taraftan İsrail, AİB forumuna katılmadı. İsrail, hafta ortasında, gündemin kendisine danışılmadan Gazze'deki savaşla sınırlandırılması yönünde değiştirildiğini bahane etti ve toplantılara katılmayacağını açıkladı.

İspanyol diplomatlardan birinin söylediğine göre, İspanya diplomasisi, önümüzdeki ayın sonlarında sona erecek AB dönem başkanlığı çerçevesinde Batı ve İslam dünyası arasındaki bu savaşın yol açtığı uçurumun genişlemesini önlemek için haftalardır çalışıyor. Aynı diplomat, söz konusu çabaları çeşitli cephelerde yönetmekten ve koordine etmekten sorumlu.

Öte yandan forum, sonuç bildirisinde 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail'in kendisini savunma hakkına atıfta bulunulmasını kabul etmeyen Arap ülkelerinin heyetleri arasında hararetli ve seslerin yükseldiği tartışmalara sahne oldu. Diğer yandan ateşkes isteme konusundaki çekincelerini dile getiren Almanya, yardımların ulaştırılması için insani ateşkes çağrısını destekledi.

Bunun yanında anlaşmazlığın iki devletli çözüm ve İsrailliler ile Filistinliler arasında karşılıklı tanınma temelinde çözülmesi için uluslararası bir konferans çağrısı yapılması amacıyla diplomatik çabalar sarf edildi. AB tarafından benimsenen bu eğilim, forumda hazır bulunan Arap Birliği ve İİT temsilcileri tarafından desteklendiyse de İsrail tarafından reddedildi.

En büyük zorluğun yalnızca temel altyapıyı yok eden büyük yıkım olmadığını dile getiren AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, aynı zamanda Gazze halkının sivil idaresinden sorumlu olan Hamas'ın dağıtılmasından dolayı da savaş bittikten sonra Gazze Şeridi'nin içinde bulunacağı durum olduğunu söyledi. Borrell, AB’nin, Filistin Yönetimi’nin Gazze’nin sorumluluğunu üstleninceye kadar bu görevi Birleşmiş Milletler'e (BM) devretme eğiliminde olduğunu da sözlerine ekledi.

Borrell, AiB 8. Bölgesel Forumu toplantılarının ‘İsrail'e karşı bir komplo’ olduğu yönündeki iddiaları kategorik olarak reddetmişti.



Hürmüz’de gemileri hedef alan saldırı dalgası büyüyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)
TT

Hürmüz’de gemileri hedef alan saldırı dalgası büyüyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)

Gemilere yönelik saldırılar artarken petrol ihracatında sert düşüş yaşandı. Brent petrolün varil fiyatı 110 dolara yükselirken, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırıyor.

Körfez’de deniz ulaşımını tehdit eden riskler, savaşın başlamasından bu yana gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırılarda benzeri görülmemiş bir artış yaşanmasıyla giderek büyüyor. Bu gelişme, küresel enerji arzının güvenliğine ilişkin endişeleri artırırken petrol fiyatlarının da yükselmesine yol açıyor.

ABD ile İran’ın Hürmüz Boğazı çevresinde karşılıklı askeri baskı uyguladığı bir dönemde, boğazdan geçişin maliyeti ve riskleri artıyor. Savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin geleceğine ilişkin belirsizlik ise sürüyor.

Saldırılarda rekor artış

İngiliz Financial Times gazetesinin yayımladığı istatistiklere göre, ekim ayının ilk iki haftasında 24 gemi hedef alındı. Bu sayı, savaşın ilk iki haftasında saldırıya uğrayan 13 geminin yaklaşık iki katına karşılık geliyor.

Saldırılardaki artış, Hürmüz Boğazı’ndan geçişin Tahran ile Washington arasındaki mücadelenin başlıca cephelerinden birine dönüşmesiyle birlikte bölgedeki deniz güvenliği risklerinin genişlediğini ortaya koyuyor.

ghyju
Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra bir boşaltma terminalinde ham petrolünü boşaltan Hindistan bayraklı tanker (Reuters)

Mevcut veriler, boğazdan geçişin giderek daha maliyetli hale geldiğine işaret ediyor. Gemilerin kaptanlarına, geçişin risklerini üstlenmeleri karşılığında aylık yaklaşık 100 bin dolar ödenmesi gerektiği belirtiliyor. Bu durum, deniz taşımacılığında işletme ve sigorta maliyetlerinin ne ölçüde arttığını gösteriyor.

Yeni saldırılar ve yangınlar

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), cumartesi günü yaptığı açıklamada, cuma akşamı Körfez’de Suudi Arabistan kıyıları açıklarında iki petrol tankerinin saldırıya uğradığını bildirdi.

Kurumun açıklamasına göre, ilk tanker Cübeyl kentinin 68 deniz mili kuzeydoğusunda kimliği belirlenemeyen bir mühimmatın isabet etmesi sonucu hasar gördü. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) aktardığı bilgilere göre, olayın ardından geminin mürettebatı tahliye edildi ve herhangi bir yaralanma yaşanmadı. O sırada olayın çevre üzerinde olumsuz bir etkisi olduğuna ilişkin herhangi bir bildirim de yapılmadı.

İkinci olayda ise bir petrol tankerinin kaptanı, gemisinin küçük bir tekneden fırlatılan roketle hedef alındığını bildirdi. Cübeyl’in 78 deniz mili açığında meydana gelen saldırıda geminin arka kısmı hasar gördü. UKMTO, mürettebatın yerinin tespit edildiğini ve güvende olduklarını açıklarken hasarın boyutunun ve çevresel etkilerin henüz netlik kazanmadığını belirtti.

scdfvgbhj
Petrol varilleriyle birlikte Hürmüz Boğazı’nın görüntüsü (Reuters)

Deniz güvenliği şirketi Vanguard, saldırıya uğrayan gemilerden birinin Marshall Adaları bayraklı ST 3 adlı petrol tankeri olduğunu açıkladı. Şirket, tankerin mürettebatının yakındaki Birleşik Arap Emirlikleri bayraklı bir konteyner gemisine nakledildiğini bildirdi.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetleri, cumartesi günü bir petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçerken deniz mayınına çarpması sonucu alev aldığını duyurdu.

İran medyasının aktardığı Devrim Muhafızları açıklamasında, tankerin 2 milyon varilden fazla ham petrol taşıdığı ve İran’ın izin vermediği bir güzergâhtan geçmeye çalıştığı öne sürüldü.

Reuters da İran medyasına dayandırdığı haberinde, iki tankerin deniz mayınlarına çarptığı ve gemilerde yangın çıktığı yönündeki iddiaları aktardı. Ancak bu anlatımları doğrulayan bağımsız bir teyit bulunmadığı belirtildi.

Tahran, söz konusu gemileri konum belirleme ve radar sistemlerini devre dışı bırakmakla ve izin verilmeyen bir güzergâhı kullanmaya çalışmakla suçladı. Olayların tüm ayrıntıları ve koşulları ise henüz açıklığa kavuşmadı.

cdvfbg
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise petrol tankerlerinin deniz mayınlarına çarptığı yönündeki İran açıklamasını yalanladı. CENTCOM, gemilerin kullandığı güzergâhların mayınlardan arındırılmış olduğunu savunarak hasarların İran’a ait mühimmatlar veya insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılardan kaynaklandığını belirtti.

Petrol ihracatı sert düşüş kaydetti

Gerilimin sonuçları yalnızca gemilerin ve mürettebatın güvenliğiyle sınırlı kalmıyor; Körfez’den dünya pazarlarına petrol sevkiyatını da doğrudan etkiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Deniz taşımacılığı ve enerji verilerinin analizinde uzmanlaşan Kpler şirketinden aktardığı verilere göre eylül ayında günlük ortalama petrol ihracatı 15,5 milyon varil düzeyindeydi. Bu miktar, 11 Ekim’de günlük 2,9 milyon varile kadar geriledi. Sert düşüş, petrol arzında yaşanan aksamanın boyutunu ortaya koydu.

Arzdaki daralma fiyatlara da yansıdı. Brent petrolün varil fiyatı, cuma günü işlemlerin kapanışında yaklaşık 110 dolara yükselerek geçen mayıs ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

Bu gelişmeler, deniz ulaşımındaki aksaklıkların sürmesi halinde enerji piyasaları üzerindeki baskının daha da artabileceği endişesini güçlendiriyor. Özellikle petrol tankerlerinin geçişine yönelik kısıtlamaların uzaması veya saldırıların daha fazla gemiyi ve petrol ihracatıyla bağlantılı tesisi kapsayacak şekilde genişlemesi, küresel arz üzerindeki riskleri artırabilir.

Riskler yalnızca ham petrol fiyatlarındaki yükselişle sınırlı değil. Arzda yaşanan aksaklıklar, nakliye ve sigorta maliyetlerine, oradan da akaryakıt fiyatlarına yansıyabilir. Bu durum, enerji ithalatçısı ekonomiler üzerindeki enflasyon baskısını artırabilir.

Hürmüz yeniden çatışmanın merkezinde

Hürmüz Boğazı, Körfez’den uluslararası pazarlara petrol ve doğal gaz ihracatında üstlendiği stratejik rol nedeniyle 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasındaki mücadelenin merkezinde yer alıyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran, boğazdaki deniz trafiğine kısıtlamalar getirdi ve kendisinden izin almadan geçmeye çalışan gemileri defalarca hedef aldı. Buna karşılık Washington, İran limanlarına abluka uyguladı ve deniz kuvvetlerinin bölgedeki varlığını güçlendirdi. ABD donanmasına ait unsurlar, boğazdan geçen petrol tankerlerine artan sayıda eşlik etmeye başladı.

İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Azmai, geçen hafta yaptığı açıklamada, geçiş sırasında tespit edilmemek amacıyla takip sistemlerini devre dışı bırakan gemilerin “düşman hedef” sayılacağı uyarısında bulundu. Bu açıklama, Tahran’ın deniz trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırma konusundaki kararlılığını ortaya koydu.

Gemilere yönelik saldırıların yoğunluğu, özellikle müzakerelerin tıkanması ve ABD ile İran arasında doğrudan çatışmaların yeniden başlayabileceğine ilişkin açıklama ve işaretlerin artmasıyla yükseliyor.

Mevcut durumda ABD Başkanı Donald Trump, askeri operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline ilişkin Amerikan güçlerinden planlar hazırlanmasını istediğini defalarca dile getirdi. Trump’ın son açıklamalarında, İran’ın Cebel-i Fes bölgesindeki nükleer tesisine “tüm bombaların anası” olarak bilinen bombayla saldırı düzenlenmesi ihtimaline de değindiği belirtildi.

İran, boğazdaki geçişleri denetleme ve izin verilen güzergâhları belirleme hakkını savunuyor. ABD ve diğer bazı taraflar ise bu uluslararası su yolundaki deniz trafiğinin tek taraflı kısıtlamalara tabi tutulmasına karşı çıkıyor.

Böylece Hürmüz Boğazı, yalnızca ticari bir geçiş güzergâhı olmaktan çıkarak nüfuz mücadelesinde ve savaşın sona erdirilmesine yönelik pazarlıklarda tarafların birbirine karşı kullandığı bir baskı aracına dönüşüyor.

Ekonomik etkiler genişliyor

Saldırıların sürmesi ve boğazdan güvenli geçişe ilişkin belirsizlik, deniz ulaşımının normal seviyelerine dönmesini zorlaştırıyor. Ticari gemiler giderek artan güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalırken deniz taşımacılığı sektörü, mürettebatın ve yüklerin güvenliğini sağlamak için daha fazla önlem almak zorunda kalıyor.

Denizcilik sektöründen yetkililer, yakın zamanda boğaz yakınlarında iki ayrı olayda bir konteyner gemisi ile bir dökme yük gemisinin mühimmat isabet etmesi sonucu battığını bildirmişti. Bu gelişme, deniz taşımacılığında meydana gelen hasarın boyutlarının genişlediğine ilişkin işaretlere yenisini ekledi.

ABD’nin ablukası ve İran’ın uyguladığı kısıtlamalar devam ederken gerilimin nasıl seyredeceği, tarafların deniz ulaşımı ve deniz güvenliği konusunda uzlaşmaya varabilmesine bağlı kalıyor.

O zamana kadar enerji piyasalarının dalgalanmalara açık olması bekleniyor. Gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar, bölgesel bir güvenlik krizinin ötesine geçerek petrol fiyatlarının, nakliye ve sigorta maliyetlerinin yükselmesi ve enflasyon risklerinin artması yoluyla küresel ekonomi üzerinde daha geniş çaplı bir baskı unsuru haline gelebilir.


Bangladeş kızamıkla mücadele ediyor

Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)
Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)
TT

Bangladeş kızamıkla mücadele ediyor

Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)
Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)

Bangladeş, dünyadaki en büyük kızamık salgınını kontrol altına almakta zorlanıyor. Yetersiz veriler, bilinçlendirme çalışmalarındaki eksiklikler ve aşılamadaki açıklar nedeniyle daha da ağırlaşan kriz, uzmanlara göre aşılama oranlarının düşmesinin yol açabileceği ölümcül risk konusunda diğer ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), rutin aşılama programının 2025’te aksadığı Bangladeş’te, salgının mart ortasında başlamasından 9 Ekim’e kadar 202 bin şüpheli kızamık vakasının bildirildiğini açıkladı. Bu vakaların 22 bini laboratuvar testleriyle doğrulandı. Bu sayı, bu yıl herhangi bir ülkede kaydedilen en yüksek şüpheli vaka sayısı oldu.

WHO, son derece bulaşıcı olan hastalık nedeniyle şu ana kadar bin 147 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaydedilen ölümlerin yüzde 94’ünü beş yaşın altındaki çocuklar oluşturdu.

Bangladeş’te yaşananlar, aşılama oranı yüzde 95’in altına düştüğünde bir salgını kontrol altına almanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. WHO, salgınların önlenmesi için bu oranın gerekli olduğunu belirtiyor. Bangladeş, son birkaç yılda bu seviyeye yaklaşmıştı, ancak aşılama oranı 2025’te geriledi.

sd
Kızamık hastaları için ayrılmış izolasyon koğuşunda tedavi gören çocuklarına bakan ebeveynler (Reuters)

Reuters’ın WHO belgelerini incelemesi ve 10’dan fazla bilim insanı, sağlık çalışanı ve yetkiliyle yaptığı görüşmeler sonucunda, Bangladeş’in acil müdahale çalışmalarının, milyonlarca çocuğu kapsam dışında bırakan veriler, hazırlık eksiklikleri ve yeterli sayıda ebeveyne ulaşamama nedeniyle sekteye uğradığı ortaya çıktı.

WHO aşı danışmanı ve New York Üniversitesi Küresel Halk Sağlığı Fakültesi profesörü Mark Jit, “Bu, her ülke için gerçek bir uyarı” dedi.

Jit, salgınları aşılamayla önlemenin acil durumlara müdahale etmekten daha kolay, daha düşük maliyetli ve daha güvenli olduğunu belirtti.

Jit, “Müdahale çalışmaları sonunda salgını durduracaktır, ancak bu süreçte çok sayıda kişi kızamığa yakalanacak, bazıları ise hayatını kaybedecek” ifadelerini kullandı.

Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman’ın sağlık işlerinden sorumlu özel danışmanı Ziyaeddin Haydar, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, hükümetin salgını sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptığını söyledi.

“Oğlumu defnettikten sonra geldiler”

178 milyon nüfuslu Bangladeş’in salgından en fazla etkilenen bölgelerinden biri olan Sylhet’te, iki yaşındaki Arman Hüseyin temmuz ayında hayatını kaybetti. Ailesinin, hastanede tedavi masraflarını karşılamak için sahip oldukları üç tekerlekli aracını satarak finanse ettiği tedavinin ardından çocuk, hastaneye yatırılmasından 24 saat sonra yaşamını yitirdi. Dört yaşındaki kız kardeşi ise kendisi de aşılanmamış olmasına rağmen hayatta kaldı.

D
Kızamık hastaları için ayrılmış koğuşta tedavi gören 6 yaşındaki bir çocuk (Reuters)

26 yaşındaki baba Emin Miya, Sylhet’teki uzak köylerine çocuklara zamanında aşı yapılması için hiçbir sağlık çalışanının gelmediğini söyledi. Miya, “Oğlumu defnettikten sonra geldiler” dedi.

WHO’ya göre kızamık, normal şartlarda her bin vakadan iki ya da üçünün ölümüne yol açıyor. Ancak yetersiz beslenme gibi etkenler nedeniyle hastalık, yoksul ülkelerde daha ölümcül olabiliyor.

Yine Sylhet bölgesinde bulunan Chhatak kasabasında, 30 yaşındaki marangoz Hümâyun Reşid’in dokuz aylık kızı, haziran ayında hayatını kaybetti. Labibe Ahter, acil aşılama programının aşılanma yaşını dokuz aydan altı aya indirdiği nisan ayında aşı olabilirdi.

Babası, “Bize haber vermek için hiçbir sağlık çalışanı gelmedi” dedi.

Bangladeş Sağlık Bakanı Serdar Muhammed Sakavat Hüseyin, mayıs ayında yaptığı açıklamada, acil aşılama kampanyasının salgın bölgelerindeki vaka sayısını ‘neredeyse sıfıra’ indirdiğini ve salgının kontrol altına alındığını söylemişti.

Ancak Bangladeş, eylül ayında yüksek ateş, öksürük ve deri döküntüsüne neden olan kızamıkta günlük ortalama bin 198 yeni vaka bildirdi. Bu, mayıs ayından bu yana kaydedilen en yüksek sayı oldu.

Bangladeş’teki salgın, özellikle daha zengin ülkelerde aşıya yönelik tereddütlerin arttığı bir dönemde yaşanıyor. Bu şüpheciliği ABD Sağlık Bakanı gibi isimler de yaygınlaştırıyor.

Uzmanlar, Bangladeş’te aşıya erişim ve aşılama konusunda farkındalık oluşturulmasının başlıca engeller arasında yer aldığını belirtti.

Bangladeş, yakın zamana kadar aşılama konusunda başarılı bir ülke olarak gösteriliyordu. WHO ile Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) tahminlerine göre, 2024’te kızamık aşısının ilk dozunu alan çocukların oranı yüzde 96’ya, tek dozla bağışıklık geliştiremeyen az sayıdaki çocuğu korumak amacıyla uygulanan ikinci dozu alanların oranı ise yüzde 93’e ulaşmıştı.

Ancak aynı yıl, Başbakan Şeyh Hasina’nın 15 yıllık iktidarını sona erdiren protestolar patlak verdi. Ardından yaşanan siyasi çalkantılar sırasında sağlık çalışanları greve gitti, aşı siparişleri gecikti ve rutin aşılama programlarında genellikle uygulanan takip dozları aksadı.

WHO ve UNICEF’in temmuz ayında yayımladığı raporda yer alan tahminlere göre, 2025’te ilk doz aşılama oranı yüzde 90’a, ikinci doz oranı ise yüzde 86’ya geriledi. Bu oranlar, sürü bağışıklığı olarak bilinen korumanın sağlanması için gerekli yüzde 95’lik seviyenin birkaç puan altında kaldı.

dcserghyj
Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda tedavi gören 8 yaşındaki bir çocuk (Reuters)

Raporda ayrıca, 2023-2025 yılları arasında kızamık ve diğer hastalıklara karşı yapılan aşılara ilişkin resmî verilerin kalitesi konusunda da soru işaretleri gündeme getirildi.

Raporda, ilk verilerin bazı durumlarda aşılanan kişi sayısının hedeflenen nüfusun yüzde 100’ünü aştığını gösterdiği belirtildi. Bunun, uygulanan dozların veya hedef nüfusun hesaplanmasında yapılan hatalara işaret ettiği ifade edildi.

Acil yardım programı milyonlarca kişiyi göz ardı etti

Buna rağmen, kızamık salgınının başlamasının ardından Bangladeş hızla harekete geçti ve başlangıçta mücadelede başarılı olduğu izlenimi verdi.

Acil aşılama programının ardından, nisan ve mayıs aylarında yaklaşık 20 milyon çocuğa aşı yapılmasıyla yeni vaka sayısındaki artış ilk etapta yavaşladı. Hükümet, 6 ay ile 5 yaş arasındaki hedef yaş grubunda bulunan tüm çocukların aşılandığını açıkladı.

Ancak program gerçekte hedefine ulaşamadı. Bu durum, haziran ayında yürütülen başka bir rutin sağlık müdahalesinin hedef listesinde, aynı yaş grubunu kapsamasına rağmen kızamık aşılama kampanyasındakinden 4 milyon daha fazla çocuk bulunmasıyla ortaya çıktı.

Kızamık vakalarının 14 Eylül’de yeniden artması üzerine Reuters’a konuşan Haydar, “Bir açık var” dedi. Haydar, çocukların aşılanamamasını ebeveynlerin tereddüt etmesine veya çocukların hastalanmasına bağladı.

Başka sorunlar da ortaya çıktı.

Reuters’ın daha önce yayımlanmamış belgeleri incelemesi, hükümet, WHO ve diğer sağlık ortakları arasında nisan ve ağustos aylarında yapılan toplantıların ayrıntılarını ortaya koydu. Belgeler, hızlı hareket etme çabasının bazı eksikliklere yol açmış olabileceğini gösterdi.

19 Nisan’da yapılan toplantının tutanaklarına göre hükümet, zaman darlığı nedeniyle acil aşılama programını başlatmadan önce normalde dört tur halinde gerçekleştirilen hazırlık kontrollerinden yalnızca birini yapmayı tercih etti. Bu kontroller, aşıların soğuk zincirde saklanması için yeterli buzdolabı bulunup bulunmadığının doğrulanmasından aşılanması gereken çocuk sayısının belirlenmesine kadar birçok unsuru kapsıyor.

Tutanaklarda, tek tur halinde gerçekleştirilen kontroller sonucunda bölgelerin çoğunun hazır olduğunun, ancak tüm bölgelerin gerekli hazırlıkları tamamlamadığının belirlendiği kaydedildi.

Yoksullar bedelini ödüyor

Bangladeş’te kızamık ve kızamıkçığın ortadan kaldırılmasına yönelik Ulusal Doğrulama Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mahmud er-Rahman, “Hazırlık kontrolleri gerektiği gibi yapılmadığında, aşılamayı kaçıran ve bunun bedelini ödeyenler genellikle en yoksul ve ulaşılması en zor çocuklar oluyor” dedi.

Diğer yandan Haydar, nisan ayındaki aşılama kampanyasının dört hafta içinde başlatıldığını söyledi. Ancak 2017 yılına kadar Bangladeş’in bağışıklama programını yöneten Taculislam Abdulbari, bu tür kampanyaların normalde aylar süren bir planlama gerektirdiğini belirtti.

Ağustos ayında yapılan toplantıya gelindiğinde uygulamadaki eksiklikler tespit edilmişti. Toplantı tutanaklarında, kızamık vakası laboratuvar testleriyle doğrulanan ancak aşılanmamış çocukların oranının kampanya öncesinde yüzde 82, sonrasında ise yüzde 85 olduğu belirtildi. Tutanaklarda bu durumun, ‘kapsama alanındaki eksikliklerin devam ettiğini’ doğruladığı ifade edildi.

WHO, nisan ve ağustos aylarında yapılan toplantılara ilişkin soruları yanıtlamadı. Ancak örgütün Bangladeş’teki temsilci yardımcısı Dr. Rajesh Narwal, risk altındaki tüm çocukların aşılanması hedefinde hükümeti desteklemeye kararlı olduklarını söyledi.

Narwal, “Bu tür eksikliklerin tekrarlanmaması için rutin aşılama programının daha etkili ve dayanıklı hale getirilmesi gerekiyor” dedi.

Resmî kayıtlara göre 180 çocuğun hayatını kaybettiği Sylhet’te, Reuters’ın eylül ayında görüştüğü 16 aileden sekizi, çocuklara aşı yapmak üzere gelen sağlık çalışanlarını hiç görmediklerini söyledi. En az altı aile ise sağlık çalışanlarının bölgeyi ancak kızamık nedeniyle bir çocuk hayatını kaybettikten sonra ziyaret ettiğini belirtti.

Hükümet, eylül ayının sonunda önceki kampanyalarda aşılanamayan 3,4 milyon çocuğu hedefleyen yeni bir kampanya başlattı.

Sağlık Bakanı, bir basın toplantısında, “Hiçbir çocuğun geride kalmaması için tüm köylerdeki insanları sürece dahil edeceğiz” dedi.

Ancak her çocuğa ulaşmak hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. UNICEF ve Bangladeş İstatistik Bürosu verilerine göre çocukların yüzde 40’ına kadarı nüfus kayıtlarında yer almıyor. Hükümet verileri ise sağlık çalışanlarına ayrılan kadroların yaklaşık üçte birinin boş olduğunu gösteriyor.


Trump iki büyük okyanustan birini istedi... Google reddetti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump iki büyük okyanustan birini istedi... Google reddetti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Amerikan teknoloji şirketi Google’ı, bir okyanusa kendi adını vermeye ikna etmeye çalıştığını, ancak şirketin bu öneriyi reddettiğini söyledi.

Georgia eyaletinde düzenlenen bir seçim mitinginde konuşan Trump, şirketin temsilcilerine Atlas Okyanusu veya Pasifik Okyanusu’nun adını ‘Trump Okyanusu’ olarak değiştirmeyi önerdiğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Trump, şirketin bu öneriye öfkeyle karşılık vererek, “Artık yeter. Bu kadarı da fazla. Daha fazlasını yapmayacağız” dediğini aktardı.

Trump, 2025 yılında Meksika Körfezi’nin adının Amerika Körfezi olarak değiştirilmesini öngören bir başkanlık kararnamesi yayımlamıştı. Geçtiğimiz ağustos ayında ise ABD ile Kanada sınırında bulunan Ontario Gölü’ne ‘Amerika Gölü’ adını vermişti.

Google, her iki isim değişikliğini de ABD’deki kullanıcılar için haritalarına yansıtmıştı.

Trump, destekçilerine Google’a ‘Trump Okyanusu’ adının yer aldığı bir harita gönderdiğini, ancak şirket temsilcilerinin bu fikri reddettiğini söyledi. Bu kez yalnızca şaka yaptığını öne süren Trump, yine de bunun aklına gelen en kötü fikir olmadığını belirtti.

Trump, uzun süredir okyanuslardan birinin adını değiştirmek istediğini dile getiriyor. ABD ile İran arasındaki savaş devam ederken İran’ı açıkça kışkırtma girişimi olarak Hürmüz Boğazı’nın adını ‘Trump Boğazı’ olarak değiştirmeyi de önermişti.