ABD, İsrail’e yardım konusunda şartlar mı dayatıyor?

Biden partisinin ve kamuoyunun baskısı altında.

Genç Demokratların Başkan Joe Biden’a desteği, İsrail konusundaki tutumu nedeniyle azalıyor. (AFP)
Genç Demokratların Başkan Joe Biden’a desteği, İsrail konusundaki tutumu nedeniyle azalıyor. (AFP)
TT

ABD, İsrail’e yardım konusunda şartlar mı dayatıyor?

Genç Demokratların Başkan Joe Biden’a desteği, İsrail konusundaki tutumu nedeniyle azalıyor. (AFP)
Genç Demokratların Başkan Joe Biden’a desteği, İsrail konusundaki tutumu nedeniyle azalıyor. (AFP)

İsrail’e yapılan ABD yardımına şartların getirilmesi çağrısında bulunan milletvekillerinin sesleri giderek artıyor. Gazze Şeridi’ndeki insani kriz, özelde Kongre koridorlarına, genel olarak da ABD siyasetine gölge düşürdü. Ayrıca ABD’nin imajı ve değerleri üzerindeki yansımalarına ilişkin uyarıların artmasına yol açtı. Diğer yandan yapılan son kamuoyu yoklamaları, Demokratlar arasında ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail yanlısı tutumuna verilen destek konusunda büyük bir çatlak olduğunu gösterdi. Ayrıca çeşitli eyaletlerde de derhal ateşkes talep eden gösteri ve protestolar başlatıldı.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın iş birliğinde hazırlanan Washington raporunda, ABD’nin İsrail’e yönelik ‘açık çek’ politikasının değiştirilmesi yönündeki taleplerin arka planı ve bunun Biden’ın Tel Aviv’e yönelik tavrında bir değişikliğe yol açıp açmayacağı incelendi.

Fotoğraf Altı: Gazze Şeridi sınırındaki İsrail ordusu. (AFP)
Gazze Şeridi sınırındaki İsrail ordusu. (AFP)

Askeri yardımın koşulları

Dışişleri Bakanlığı eski askeri danışmanı Albay Abbas Dahok, ABD askeri yardımının genellikle belirli kısıtlamalarla bağlantılı olduğunu söyledi. Dahok, bu yardımı alan herhangi bir ülkenin uluslararası insani yasalara, çatışma yasalarına ve bazı Amerikan yasalarına uyması gerektiğine dikkat çekti. Ayrıca, ABD yönetiminin İsrail’e, aralarında Birleşmiş Milletler (BM) tesisleri, okullar, hastaneler, elektrik ağları ve diğerlerinin de bulunduğu, hedef alınmaması gereken yerlerin bir listesini vermesini önerdi.

Diğer yandan ABD’nin Bahreyn’deki eski büyükelçisi Adam Ereli ise askeri yardıma şartlar getirilmesi olasılığını uzak görmezken, ABD kamuoyunda İsrail hakkında radikal bir değişim olduğuna dikkati çekti. Ereli açıklamasında “Binlerce Amerikalının İsrail’e karşı ve Filistin lehine protesto ve gösteri yaptığını görüyoruz. Bu en son ne zaman oldu? Asla olmadı” dedi.

ABD’nin BM delegesi eski danışmanı Wael ez-Zayat, demokratik ateşkes çağrılarına ve İsrail’e askeri yardım koşulları getirilmesine işaret ederek Demokrat Parti içinde farklı görüşlerin bulunduğunu vurguladı. Zayat sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sosyalistler de dahil olmak üzere ılımlı ve sol demokratları içeren karmaşık ve çeşitli bir parti. Müslümanlar, Yahudiler ve Afrika, Latin veya Asya kökenli Amerikalılar da dahil olmak üzere farklı etnik ve dini toplulukları içerir. Bu yüzden bu çatışma hakkında birçok farklı görüş var.”

Ancak Zayat, bazı kesimlerin itirazlarının nedeninin, Biden’ın başkan adayı olduğu dönemde insan hakları ve demokrasi konusunda söyledikleriyle bugünkü politikası arasındaki fark olduğuna işaretle “Onun bu eğilimi Ukrayna gibi yerlerde uyguladığını, ancak Arap dünyasında, özellikle Filistin’de uygulamadığını gördüler” ifadesini kullandı.

Fotoğraf Altı: ABD Kongresi’ndeki ilerici kanadın fiili liderliğini üstlenen Senatör Bernie Sanders, İsrail’e askeri yardıma koşullar getirilmesinin en önde gelen savunucularından biri. (AFP)
ABD Kongresi’ndeki ilerici kanadın fiili liderliğini üstlenen Senatör Bernie Sanders, İsrail’e askeri yardıma koşullar getirilmesinin en önde gelen savunucularından biri. (AFP)

Bu çağrı ve itirazlar ortasında bazıları, Biden’ın İsrail’i destekleme politikasının ABD’nin değerleri ve imajı üzerindeki yansımaları konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail’e yardıma kısıtlama getirilmesinin gerekliliğini vurgulayan Albay Dahok tarafından da tekrarlandı. Albay Dahok, “ABD, bu tür bir desteği sağlamaya devam ederse, Gazze’deki bu sonuçların bazılarının sorumluluğunu eninde sonunda üstlenmek zorunda kalacak” dedi.

Adam Ereli, çatışmanın ABD’nin imajı üzerindeki yansımalarından bahsederken, 2006 yılında Lübnan’daki Temmuz Savaşı sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı olarak görev yaptığı döneme dikkat çekti.

“O dönemde gazeteciler de bana aynı soruları sormuştu. Bu kadar yıkıma neden olan İsrail’e, ABD nasıl destek olabilir?” diyen Ereli, “Şu an Gazze'de olanlar on kat daha kötü... Bu arada, Hizbullah İsrail’e saldırırsa işler Gazze’dekinden otuz kat daha kötü olur. Bu nedenle Washington’daki herkes endişeli” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf Altı: Kongre Binası önünde, 4 Kasım 2023’te  Filistinlilere destek gösterisi düzenlendi. (AP)
Kongre Binası önünde, 4 Kasım 2023’te  Filistinlilere destek gösterisi düzenlendi. (AP)

Nesil eşitsizliği

Son anketler, Demokratlar arasında İsrail’e verilen destekte büyük bir uçurum olduğunu gösteriyor. Quinnipiac Üniversitesi’nde yapılan ankete göre 35 yaş altı gençlerin yüzde 69’u Biden’ın İsrail politikasına karşı çıkarken, 65 yaş üstü Demokratların yüzde 77’si Biden’ı destekliyor. Ayrıca genç Demokratların yüzde 74’ü Filistinlilere sempati duyarken, 65 yaş üstü Demokratlarda bu oran yalnızca yüzde 25.

Zayat bu bağlamda, ABD’deki gençlerin sosyal ve ırksal adaletin öne çıktığı bir dönemde büyüdüğünü belirterek şunları söyledi:

“Bunu burada, Minnesota’da Afro-Amerikalı George Floyd’un öldürülmesinden ve ardından halklar arasında eşitlik ihtiyacı konusunda farkındalığın artmasından sonra gördük. Bugün buradaki gençler, Filistinlilerin koşullarını, işgali, ayrılık ve ayrımcılığı burada gördükleriyle karşılaştırıyorlar. Dolayısıyla sosyal medya platformları çağındaki bu karşılaştırmalar ve deneyimler nedeniyle bağlantıları görmek onlar için zor değil. Bu nedenle üniversite öğrencilerinin ve büyük şirketlerin genç çalışanlarının seslerinin sindirilmesi, Filistinlilerin hakları ve insanlığı adına konuşmamaları için susturulması, sindirilmesi ve bunu çok tehlikeli bir şekilde antisemitizmle eşitlemek yönünde ısrarlı çabalar görüyoruz.”

Fotoğraf Altı: Aktivistler 15 Kasım 2023’te Beyaz Saray önünde ateşkes çağrısında bulundu. (AP)
Aktivistler 15 Kasım 2023’te Beyaz Saray önünde ateşkes çağrısında bulundu. (AP)

Diğer yandan Albay Dahok, eski neslin İsrail’i ‘hâlâ kendisini savunmak için desteklenmesi gereken’ bir müttefik olarak gördüğünü söyledi. Ona göre yeni nesil ise meseleye farklı bir açıdan bakıyor ve askeri yaklaşıma karşı çıkıyor. Dahok, bu görüş farklılığının genç erkekleri ABD ordusuna dahil etme konusunda zorluklara yol açtığını belirtirken, “Çünkü yeni nesil, uluslararası ilişkilerde askeri seçeneği iyi bir seçenek olarak görmüyor. Dış ilişkilerimizi diplomasiden, istihbarattan ve ekonomiden yürütmeyi tercih ediyor” dedi.

Gençlerin Biden’ın İsrail politikasında değişiklik talep eden sesleri artarken Ereli, bunun politikada radikal ve acil bir değişikliğe yol açmayacağını iddia etti. Ereli şu ifadeleri kullandı:

“Kongre üyeleri ve seçilmiş herhangi bir yetkili yalnızca iki şeyi önemser: Bağışçılar ve seçmenler. 20- 30 yaş arası gençler, düşüncelerine rağmen para bağışlamıyor ve fazla oy kullanmıyor. Bu nedenle Filistin yanlısı bireyler çok sayıda oy kullanıp politikacılara para vermedikçe, anketler politikacıları koltuklarından etmeyecektir.”

Biden’ın kaderi ve Trump’ın politikası

Biden'ın İsrail politikasına itiraz eden, yalnızca genç seçmenler değil. Bu politika ayrıca, Müslüman ve Arap seçmenlerin Demokrat yönetime yönelik eleştirilerinin artmasına yol açtı. Şu anda ABD’li Müslüman seçmenlerin çabalarını koordine eden İmage Vakfı’nın icra direktörlüğünü yürüten Zayat, bu seçmen grubunun kızgın, hayal kırıklığına uğramış ve birçoğunun finansal olarak desteklediği Biden yönetimi tarafından ihanete uğramış hissettiğini dile getirdi.

Fotoğraf Altı: Donald Trump, 11 Kasım 2023’te New Hampshire’daki taraftarlarıyla bir araya geldi. (Reuters)
Donald Trump, 11 Kasım 2023’te New Hampshire’daki taraftarlarıyla bir araya geldi. (Reuters)

Zayat, “Sürekli bir ateşkese ve bu krize, Filistinliler ve onların kendi kaderini tayin etme hakları için daha inandırıcı bir yol açacak daha gerçekçi, kalıcı bir çözüme ihtiyacımız var” dedi.

Bu seçmenlerin oy vermekten çekinmeyeceklerini belirten Wael ez-Zayat sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çekimser kalmak başka bir adayı, yani bu durumda muhtemelen eski Başkan Donald Trump’ı desteklemek anlamına gelecektir. İnsanları, üçüncü taraf bir adaya oy vermenin veya evde kalmanın bir çözüm olmadığı ve Kasım ayında daha kötü yönetime yol açabileceği konusunda eğiteceğimizden emin olacağız.”

Biden ve Trump’ın İsrail- Filistin dosyasına ilişkin politikalarını karşılaştıran Adam Ereli’nin açıklaması ise şöyle oldu:

“Demokratlar, ABD’liler veya diğerleri Biden’ın Filistinliler için çalışmadığına inanıyorsa farkı görmek için Trump’ın başkan olmasını bekleyin.”

Ereli, Trump’ın Filistinlilere yönelik politikasını sunarak ne demek istediğini şöyle açıkladı:

“ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jared Kushner ve onun hükümdarlığı döneminde ABD Dışişleri Bakanı, Filistin Yönetimi’nin hiçbir değeri olmadığını ve onunla iş yapılmayacağını açıkça belirttiği için, artık yanmış toprak politikasına itimat ediyordu. Büyükelçiliği Kudüs'e taşıdı ve UNRWA’ya sağladığımız tüm fonları kesti. Bu, bugünkü gibi bir savaş döneminde değil, barış dönemindeydi.”

Nefret suçları

ABD’de İslamofobinin ve Araplara yönelik nefret suçlarının artmasıyla birlikte (son olarak Vermont’ta üç Filistinli Amerikalı gence ateş açıldı) Zayat, suçu Beyaz Saray’a yöneltti.

Fotoğraf Altı: 25 Kasım 2023’te, Vermont’ta silahlı saldırılara maruz kalan Filistinli gençler. (AFP)
25 Kasım 2023’te, Vermont’ta silahlı saldırılara maruz kalan Filistinli gençler. (AFP)

Zayat şu açıklamada bulundu:

“İsrail’de yaşananları anlatma biçimleri nedeniyle Beyaz Saray bu konuda kısmen suçlanabilir. 11 Eylül’de yaşananlara benzetiyorlar. DEAŞ hakkında konuşurken kullanılan dilden alınmış ifadeler kullanıyorlar. Elbette İsrail bundan faydalandı çünkü kendi çıkarınaydı ve Gazze’ye yönelik hamlelerini haklı çıkardı. Bu soykırımın dilidir. Toplu katliamı, insanların öldürülmesini meşrulaştırmak için kullanılan dildir. Bunu diğer çatışmalarda da gördük. Bunu burada, ABD’de görmek sadece talihsizlik değil, aynı zamanda tehlikelidir.”

Ereli ise yetkililerin üslubunun değiştirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Hamas’ın yaptığının yanlış olduğunu ama Hamas’ın Filistin halkını temsil etmediğini açıkça söylemeleri gerekiyor. Hamas’ı hedef almak istiyorsanız tüm Filistin halkını kınamayın, cezalandırmayın ve öldürmeyin.”



Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın açıklamasına göre federal kolluk kuvvetlerinin, ABD yargı yetkisinin dışında faaliyet gösteren ve Amerikalılara yönelik saldırılar düzenleyen uluslararası suç örgütleriyle mücadelede siber araçları kullanmasına imkân sağlayacak bir memorandum imzaladı.

Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu ile yönetimine, “özel sektörün kapasite ve yeniliklerinden yararlanarak bu siber operasyonların ABD hükümetinin gözetimi, yönlendirmesi ve yetkisi altında yürütülmesini sağlama” talimatı verildiğini bildirdi.

Beyaz Saray, memorandumla ilgili dün yaptığı açıklamasında, yabancı suç örgütlerinin gerçekleştirdiği fidye yazılımı saldırıları, mali dolandırıcılık operasyonları ve diğer suçlara dikkat çekti. Söz konusu örgütler memorandumda “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütleri” olarak tanımlandı.

Beyaz Saray ayrıca memorandumun, özel sektör şirketlerini; diğer özel kuruluşların yanı sıra federal hükümet, eyalet yönetimleri ve yerel kurumlarla anlaşmalar yaparak uluslararası suç örgütleriyle bağlantılı tehditler hakkında bilgi toplamaya ve bu tehditlere karşı siber operasyonlar önermeye teşvik eden bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.

Memoranduma göre, uygun şartları taşıyan şirketler, federal hükümetin gözetimi altında belirlenen hedeflere yönelik “elektronik gözetim ve elektronik etki operasyonları” yürütecek.

Memorandumda, “elektronik etkilerin; söz konusu örgütlerin kontrolündeki bilgi sistemleri, ağlar veya bu sistemler tarafından kontrol edilen fiziksel ya da sanal altyapının manipüle edilmesi, devre dışı bırakılması, engellenmesi, zarar görmesi veya yok edilmesi ya da bunlarda depolanan bilgilerin etkilenmesini kapsadığı” belirtildi.

Özel sektör şirketlerinin suç örgütleri ve diğer hedeflere karşı siber operasyonlara katılması fikri yeni değil. Ancak bu uygulama, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği ve kurumlar arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceği endişeleri nedeniyle daha önce de tartışmalara neden olmuştu.


Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
TT

Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)

Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji bugün 97 yaşında hayatını kaybetti. Zhu, Çin’in modern tarihindeki en kritik dönüşüm dönemlerinden biriyle özdeşleşen ekonomik bir miras bıraktı. Eski başbakan, kamu şirketlerinin yeniden yapılandırılması, konut mülkiyetinin yaygınlaştırılması ve Pekin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) üyeliğinin önünü açan zorlu reformlara öncülük etmişti.

Çin resmi haber ajansı Xinhua, Zhu’nun bir süredir devam eden hastalığının ardından Pekin’de yaşamını yitirdiğini bildirdi. Resmi taziye mesajında, Çin Komünist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biri olarak nitelendirilen Zhu’nun hayatını ülkesine hizmet etmeye adadığı belirtildi. 1998-2003 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten Zhu, ekonomik açıdan Çin’i zarar eden kamu kuruluşlarının ağırlıkta olduğu bir yapıdan, küresel ekonomiye daha fazla entegre olmuş sanayi ve ticaret gücüne dönüştüren başlıca isimlerden biri olarak hatırlanacak.

Zhu, başbakan olmadan önce, 1990’lı yıllarda enflasyonu kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü sert mücadeleyle ekonomik itibar kazandı. Bu süreçte kredi kısıtlamalarına başvuran ve zarar eden kamu şirketleri üzerinde baskı kuran Zhu, sert ve doğrudan yönetim tarzıyla tanındı. Reformlara karşı çıkan yerel yöneticiler ve kamu kuruluşlarının yöneticileriyle karşı karşıya gelmekten çekinmedi.

Zhu’nun 1998’de başbakan olmasıyla reform süreci daha cesur bir aşamaya taşındı. Zhu, kâr etmeyen kamu kuruluşlarının kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılmasını savundu. Milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine yol açan bu süreç, aynı zamanda daha verimli ve kârlı bir sanayi sektörünün temellerini attı. Zhu’nun amacı ekonomiyi tamamen özelleştirmekten ziyade bankalar, petrol ve havacılık şirketleri gibi büyük kuruluşları, devlet kontrolünü koruyarak ticari esaslarla faaliyet gösteren yapılara dönüştürmekti.

Aynı yıl, Çin kentlerinin ekonomik ve sosyal yaşamını değiştiren bir başka reforma daha imza attı. Kamu şirketlerinin mülkiyetindeki konutların, bu konutlarda yaşayanlara satılmasını sağlayan Zhu, özel konut mülkiyetinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Bu adım, daha sonra Çin ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından biri haline gelecek emlak sektöründeki büyük patlamanın da önünü açtı.

En büyük başarı

Ancak Zhu’nun adıyla en fazla özdeşleşen başarı, Çin’in WTO’ya üyeliği için yürütülen zorlu müzakerelere liderlik etmesi oldu. 1999’daki müzakereler sırasında ülke içinde yükselen itirazlara ve Washington’la yaşanan anlaşmazlıklara rağmen Zhu, piyasaların dışa açılması yönündeki çabalarını sürdürdü. Çin, sonunda Aralık 2001’de WTO’ya üye oldu.

Bu üyelik, Çin açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çinli şirketlere küresel pazarlara daha geniş erişim sağlayan üyelik, yabancı yatırımları çekti ve ülkenin dünyanın en büyük üretim merkezine dönüşümünü hızlandırdı. Çin ekonomisi izleyen 10 yılda yıllık yüzde 8’in üzerinde büyüme oranlarını korurken, ülke 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Zhu, kamu maliyesi alanında da önemli bir iz bıraktı. 1990’lı yıllarda, vergi gelirlerinin daha büyük bir bölümünün yerel yönetimlerden Pekin yönetimine aktarılmasını sağlayan bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme, merkezi hükümetin ekonomiyi yönetme ve politikalarını finanse etme kapasitesini güçlendirdi.

Olağanüstü bir kariyer

Zhu’nun kişisel kariyeri de Çin’in geçirdiği dönüşümlerin bir yansıması niteliğindeydi. 1928 yılında Hunan’da doğan Zhu, 1957’de siyasi olarak dışlandı. Daha sonra Kültür Devrimi sırasında kırsal bölgelerde çalışmaya gönderildi. 1979’da ise siyasi itibarı iade edildi.

Bunun ardından hızla yükselen Zhu, önce Şanghay Belediye Başkanlığı görevini, ardından başbakan yardımcılığını üstlendi ve nihayetinde hükümetin başına geçti.

Reformlarının toplumsal maliyetine ilişkin tartışmalara rağmen Zhu’nun ekonomik mirası açık bir anlayışa dayanıyordu: Ekonominin uzun vadede rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kısa vadeli bedelleri göze almak. Bu yönüyle Zhu, yalnızca hızlı büyüme dönemini yöneten bir hükümet başkanı değil, Çin’in küresel bir ticaret ve sanayi gücüne dönüşmesini mümkün kılan ekonomik yapının başlıca mimarlarından biri olarak öne çıktı.


ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
TT

ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de karşılıklı devam eden bombardımanı durdurmaya çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temmuz ayı sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ilettiği talep üzerine Kiev, Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nı kullanan tankerlere yönelik saldırılarını geçici olarak durdurdu.

Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Kiev, Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmaması veya Rus petrolü ve malları taşımaması şartıyla Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) tesislerini ve Rusya bandralı olmayan tankerleri hedef almamayı kabul etti. ABD yönetimi ise varılan mutabakatın detaylarını henüz resmi olarak doğrulamadı.

Söz konusu tesisin sahip olduğu kritik önem, Kazakistan petrolünü Rusya toprakları üzerinden ihraç etmesinden ve ABD merkezli Chevron ile ExxonMobil şirketlerinin bu hattı besleyen projelerde büyük hisselerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Temmuz ayındaki saldırılar yükleme operasyonlarının beşten birine varan oranını akamete uğratmış ve Kazakistan’ın petrol üretiminde bir ayda yüzde 14’lük bir düşüşe yol açmıştı. Bu durum, fiyatlarda dalgalanma yaşanması ve her iki şirketin zarar görmesi yönündeki endişeleri tetiklemişti.