Siyasal çatışmada bir söylem aracı: İklim değişikliği

Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler kelimeleri, dili ve ifadeleri nasıl manipüle ediyor?

Nicola Ferrarese
Nicola Ferrarese
TT

Siyasal çatışmada bir söylem aracı: İklim değişikliği

Nicola Ferrarese
Nicola Ferrarese

Muhammed Riyad el-Aşiri

Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) ile birlikte akla pek çok soru geliyor: Gezegenimizin karşı karşıya olduğu iklim felaketlerinden bahsederken hangi terimi kullanmalıyız? ‘İklim krizi’ mi, ‘iklim değişikliği’ mi, yoksa ‘küresel ısınma’ mı?

Neden büyük sanayi ülkeleri bu iklim felaketlerinden bazılarını sınırlandırabilecek önlemleri uygulama konusunda başarısız oluyor?

Şiddetli iklim olaylarının sonuçlarına kim katlanıyor? Sanayi faaliyetleri bu olayların ağırlaşmasına katkıda bulunan ülkeler mi yoksa halihazırda yangınlardan etkilenen ve su baskınlarında boğulan yoksul ülkeler mi?

Konferans oturumlarına katılacak liderler ve politikacılar bu felaketlere karşı hızlı önlem alma konusunda anlaşabilecek mi, yoksa ekonomik hırslar ve siyasi eğilimler bunu engelleyecek mi?

Alevler neredeyse evini kül edecekti

Konferans bana, Cumhuriyetçi Parti'nin eski siyasi danışmanı ve anketör olan Dr. Frank Luntz'un, yıllar önce bir sabah Güney Kaliforniya'daki evindeyken başına gelenleri hatırlattı.

Saat 03.15'te telefonu çalarak evi derhal boşaltması konusunda uyarılan Luntz, Aralık 2017'de Los Angeles'ta çıkan yangın evine yaklaşırken yatak odasının penceresinden alevleri gördü.

EPA
EPA

O günden itibaren iklim krizi Luntz için kişisel bir mesele haline geldi. O, ‘iklim değişikliği’ terimini icat etti ve ABD'deki Cumhuriyetçilere, iklim olaylarının ciddiyeti konusunda şüphe uyandırmak için ‘küresel ısınma’ yerine bu terimi kullanmalarını tavsiye etti.

O günden sonra iklim meselesi artık Luntz'un Cumhuriyetçi Parti liderlerine tavsiyelerde bulunduğu kamusal bir mesele olmaktan çıktı. O gün Luntz'un meseleye bakış açısını değiştirdi. Peki bu nasıl oldu?

Büyük bir sanayi ülkesi olan ABD'deki politikacılar arasında iklim meselesiyle ilgili fikir birliği yok. Zira iki büyük parti olan Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti'nin bu konuda görüşleri farklı.

Büyük bir sanayi ülkesi olan ABD'deki politikacılar arasında iklim meselesiyle ilgili fikir birliği yok. Zira iki büyük parti olan Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti'nin bu konuda görüşleri farklı. Ayrıca ‘kürtaj’, ‘kişisel silah sahipliği’ ve ‘vergiler’ gibi pek çok konuda da farklılık gösteriyorlar.

ABD, iklim olaylarını ve bunların bilimsel temellerini sorgulayan ve çevre konusunda olumsuz pozisyonlar alan seslerin çıktığı tek büyük sanayi ülkesi değil. Brezilya'da Bolsonaro'nun başkanlığı sırasında ve Avustralya'da eski Başbakan Scott Morrison hükümeti döneminde de bu tür sesler yükseldi.

Ancak buradaki tartışmayı ABD ile sınırlandıracağım. Çünkü dünyanın en büyük sanayi ülkesi olarak iklim krizinin şiddetlenmesinde büyük rol oynuyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat partili siyasetçiler arasında iklim meselesine dair yaşanan anlaşmazlık, özellikle eski Başkan Donald Trump'ın başkanlığa geldiği dönemde önemli bir konu haline geldi.

“İklim konusu, iki parti arasında siyasi bir çatışmaya dönüştü” dersek abartmış olmayacağımız bu siyasi anlaşmazlık, esas olarak her iki partinin benimsediği değer farklılığından kaynaklanıyor.

Cumhuriyetçi Parti'nin bakış açısı

Çoğu Cumhuriyetçinin bakış açısı birkaç temel fikre dayanıyor. Bunlardan en önemlileri şunlar:

1- Bilim insanlarının iklim meselesine ilişkin fikir birliğinin sorgulanması. Bu fikir birliğinin içeriği, fosil yakıtların yakılması gibi insan faaliyetlerinin çeşitli iklim olaylarının ardındaki temel itici güç olduğudur. Bunu, iklim değişikliğinin ciddiyetini sorgulayan ve iklim olaylarıyla yüzleşmek için acil eyleme geçmenin gerekliliği konusunda şüphelerini dile getiren Cumhuriyetçiler izliyor.

2- Karbondioksit, metan ve ozon gibi sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik her türlü tedbirin alınmasına itiraz etme. Bu nedenle Cumhuriyetçiler, Başkan Barack Obama'nın başkanlığı döneminde uygulanan Temiz Enerji Planı ve otomobiller için yakıt tüketimi standartlarının belirlenmesi gibi karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik bazı politikalara karşı çıktı.

3- Ekonomik büyüme ve enerji güvenliği açısından fosil yakıtların teşvik edilmesi. Buna göre Cumhuriyetçiler, fosil yakıtların çıkarılmasını ve kullanımını kısıtlayan her türlü politikaya karşı çıkıyor.

4- Çevre pahasına olsa bile ekonomik büyümenin ve iş fırsatları yaratmanın önemine odaklanma. Cumhuriyetçiler, katı iklim düzenlemelerinin işletmelere ve ekonomiye zarar verebileceğini savunuyor.

5- ABD'nin, diğer ülkelerin pozisyonlarını umursamadan, enerji konusunda bağımsız bir pozisyona sahip olması çağrısında bulunmak ve yabancı enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmanın bir yolu olarak, fosil yakıtlar da dahil olmak üzere yerli enerji üretimine odaklanmayı teşvik etmek.

 

İklim krizi denilen şey sahte haberlerden başka bir şey değil.

Eski ABD Başkanı Donald Trump

Bu, Cumhuriyetçi Parti'nin tüm üyeleri arasında küresel ısınma olgusuna ilişkin tam bir tekdüzelik olduğu anlamına gelmiyor. Parti içindeki görüşler bölgesel değerlendirmelere, seçmenlerin görüşlerine ve bireysel inançlara göre bir eyaletten diğerine farklılık gösterebilir.

Cumhuriyetçi tutumun en iyi temsilcisi şüphesiz iklim değişikliğini bir ‘aldatmaca’ olarak tanımlayan eski ABD Başkanı Donald Trump. Trump, 2012'de attığı bir tweette şu ifadeleri kullandı: “Küresel ısınma kavramı, Amerikan endüstrisini rekabet edemez hale getirmek için Çinliler tarafından formüle edildi.” Kuşkusuz bu hiçbir bilimsel kanıtla desteklenmeyen bir ifadedir.

Her zamanki üslubuyla şunu söyleyen de oydu: “İklim krizi denilen şey sahte haberlerden başka bir şey değil.”

Trump net bir adamdı, açıklamalarda bulunmaktan vazgeçmedi. Hatta harekete geçti ve Haziran 2017'de Paris İklim Anlaşması'ndan çekildi.

(foto altı) Kenya'nın Machakos kentinde Dünya Çevre Günü'nde çalışan bir işçi, 5 Haziran 2023. (EPA)
Kenya'nın Machakos kentinde Dünya Çevre Günü'nde çalışan bir işçi, 5 Haziran 2023. (EPA)

Trump, enerji politikasını Amerikan hegemonyası ilkesini destekleyecek şekilde formüle etti ve ABD'yi bağımsız bir enerji kaynağı haline getirerek bu ilkeyi güçlendirdi.

Bu nedenle Trump yönetimi, sera gazlarını azaltmayı amaçlayan bazı çevre düzenlemelerini geri aldı. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtları teşvik etmeye başladı.

Bu, Cumhuriyetçilerin, küresel ısınma olgusunda herhangi bir tehlike olduğuna inanmadıkları ve bilim adamlarının kanıtlarını -kendi bakış açılarına göre- yanıltıcı olduğu için reddettikleri yönündeki tutumunu açıkça ortaya koyuyor.

Demokrat Parti'nin bakış açısı

Demokratlara gelince, onların tutumu başka fikirlere dayanıyor. Bunlardan en önemlileri şunlar:

1- Paris İklim Anlaşması'nın kararlılıkla desteklenmesi ve ona geri dönülmesinin gerekliliği.

2- ABD'yi temiz enerji ekonomisine dönüştürmeyi amaçlayan politikaların teşvik edilmesi. Uygulamada bu, genellikle rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların artması anlamına gelir.

3- Ulaştırma ve sanayi dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde bu gazların emisyonlarını azaltmaya yönelik düzenleyici tedbirler alarak sera gazı emisyonlarının kontrol altına alınması. Bu, otomobiller için emisyon standartlarının belirlenmesini, temiz teknolojilerin teşvik edilmesini ve enerji santrali emisyonlarının kontrol edilmesini sağlar.

4- Savunmasız toplulukların deniz seviyesinin yükselmesinden ve aşırı hava olaylarından korunması da dahil olmak üzere, iklim değişikliğinin etkilerine hazırlanmanın ve uyum sağlamanın öneminin vurgulanması.

Biden yönetimi, karbonsuz bir enerji sektörüne ulaşmak ve 2050 yılında emisyonları sıfıra indirmek için 2035 yılını hedef olarak belirledi.

5- İklim sorununun çevresel adaletle ilişkilendirilmesi, böylece iklimin etkilerinin yükünü yalnızca dışlanmış topluluklarla sınırlı kalmamak üzere tüm toplulukların üstlenmesi.

6- Temiz enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve düşük karbon ekonomisine geçişin hızlandırılması amacıyla bilimsel araştırma ve geliştirme yatırımlarının desteklenmesi.

Başkan Joe Biden, başkanlığı devraldıktan sonra politikalarını bu ideoloji ışığında çizdi. Bunlardan ilki 2021'de Paris İklim Anlaşması'na yeniden katılmaktı.

AFP
AFP

Biden, federal kurumları, toksik emisyonları azaltma, yatırımları yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirme ve elektrikli otomobil üretme politikalarıyla tutarlı olacak şekilde düzenlemelerini gözden geçirmeye yönlendiren bir dizi idari emir yayınladı.

İklim meselesinde bilimsel uzlaşının takip edildiğini vurgulayan Biden, yönetimini bu konuda politika geliştirme konusunda bilimsel uzmanlığa sahip olanların yardımına başvurmaya çağırdı.

Biden yönetimi, karbonsuz bir enerji sektörüne ulaşmak ve 2050 yılında emisyonları sıfıra indirmek için 2035 yılını hedef olarak belirledi.

Demokrat Parti'nin tutumunun özü, küresel ısınma olgusunun insanlığı tehdit eden yakın tehlike duygusu ve bu tehlikeyle yüzleşmek için dünya ülkeleri arasında kolektif eyleme duyulan inançtır.

İklim ifadelerine siyasi ilgi

Buradaki önemli soru şudur: Cumhuriyetçiler ve Demokratlar seçim kampanyalarında oy kazanmak için politikalarını ve ideolojilerini ABD kamuoyuna nasıl sunuyorlar?

Kavramları her bir partinin ideolojisine hizmet edecek anlamlı ifadelere dönüştüren dilbilimcilerin ve anketörlerin rolü burada devreye giriyor. Burada sadece Cumhuriyetçi Parti üzerinden örnek vermekle yetineceğim.

Yazının başında, çabalarını Cumhuriyetçi Parti'ye ve onun politikacılarına hizmet etmeye adayan Frank Luntz'dan bahsetmiştim. Luntz 1962 yılında doğdu. Pensilvanya Üniversitesi'nde lisans düzeyinde tarih ve siyaset bilimi okudu, ardından Oxford Üniversitesi’nde siyaset alanında doktora derecesi aldı. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile aynı dönemde Oxford’dalardı. Doktora tezi ‘seçim kampanyaları’ ile ilgiliydi ve 1988'de ‘Adaylar, Danışmanlar ve Kampanyalar: Amerikan Seçimlerinin Tarzı ve Özü’ (Candidates, Consultants and Campaigns: The Style and Substance of American Electioneering) başlığıyla yayınladığı bir kitabın temelini oluşturuyordu. Luntz, söz konusu tezinde siyasetçileri, kitleler üzerinde daha fazla etki sahibi olabilmek için kampanyaları sırasında kullandıkları ifadelere dikkat etmeye çağırıyordu.

Onun Cumhuriyetçi Parti için formüle ettiği ifadeler arasında en öne çıkanları ‘emlak vergisi’ yerine ‘ölüm vergisi’, ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ve ‘vergi indirimi’ (Tax Cut) yerine ‘verginin acısını hafifletmek’ (Tax Relief) ifadeleridir.

Luntz, çalışma alanını “müvekkillerinin bir konu veya aday hakkındaki kamuoyunu değiştirmesine veya ürünlerini satmasına yardımcı olacak kelimeler bulmak” olarak tanımlıyor. Luntz, Cumhuriyetçi Parti'nin politikasını üzerine inşa ettiği bazı değerlere inanması nedeniyle ifadelerini Cumhuriyetçi Parti'nin değerleri doğrultusunda formüle ediyor. Bu değerler arasında ‘bireysel ve kişisel özgürlük’, ‘sınırlı hükümet müdahalesi’, ‘ekonomik büyümenin teşvik edilmesi’ ve ‘özel teşebbüsün teşvik edilip vergilerin azaltılması’ yer alıyor.

Onun Cumhuriyetçi Parti için formüle ettiği ifadeler arasında en öne çıkanları ‘emlak vergisi’ yerine ‘ölüm vergisi’, ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ve ‘vergi indirimi’ (Tax Cut) yerine ‘verginin acısını hafifletmek’ (Tax Relief) ifadeleridir.

Bu değerlerin ışığında parti, küresel ısınma krizinin nedeninin insan faaliyetleri olduğu fikrini kabul etmeyi reddediyor. Ayrıca bilimin, gezegenimizin şu anda karşı karşıya olduğu fırtına, kasırga, sel ve yangın gibi felaketlerin çoğu bilim insanının söylediği gibi iklim değişikliğinin sonucu olduğu yönündeki görüşünü de reddediyor.

İklim krizine ilişkin bu şüpheci tutum, Cumhuriyetçi Partili siyasetçilerin sorunun aciliyetini ve ciddiyetini küçümsemesine yol açıyor. Bu aynı zamanda onları, otomobillerde yakıt tüketimine ilişkin standartlar koymak gibi belirli politikaları dayatmayı reddetmeye de sevk ediyor. Çünkü bu, onların bakış açısına göre, kişisel özgürlüklere bir müdahaledir.

Parti, bu değerlerden yola çıkarak fosil yakıtlara yatırımı da teşvik ediyor. Çünkü bu, iş fırsatlarını ve ekonomik büyümeyi artırıyor ve özel şirketlerin önünü açıyor.

(foto altı) 15 Kasım 2023'te Vietnam'ın merkezindeki Hue şehrinde sel suları park halindeki arabaları sular altında bıraktı. (AFP)
15 Kasım 2023'te Vietnam'ın merkezindeki Hue şehrinde sel suları park halindeki arabaları sular altında bıraktı. (AFP)

Gizli ‘iklimsel-dilsel’ not

2001 yılında Luntz, Cumhuriyetçi Parti'ye gizli bir not yazdı ve bu not daha sonra ortaya çıktı. Burada partinin “çevre konusundaki iletişim savaşını kaybettiğini” ve yeni Cumhuriyetçi Başkan George Bush'un savunmasız olduğunu kabul etti. Oliver Burkeman'ın Guardian gazetesinde 4 Mart 2003 tarihli yazısında bildirdiğine göre, Luntz, parti politikacılarını ‘sera gazlarının tehlikeleri konusunda bilimsel bir fikir birliğinin olmadığı’ fikrini yaymaya çağırdı.

Notta Luntz, Cumhuriyetçilere iklimle ilgili bilimsel kesinliğin olmadığı fikrini tartışmalarının temel fikri haline getirmeleri ve böylece bunun kamuoyunun zihninde sağlam bir şekilde yerleşmesi çağrısında bulundu. Zira Cumhuriyetçiler için hâlâ bilime meydan okuma fırsatı vardı.

Beyaz Saray'ın, bilim insanları daha fazla araştırma yapana kadar Kyoto Protokolü'nün gerektirdiği zorunlu emisyon kısıtlamalarını uygulamayı reddetme pozisyonuna uygun olarak, “yalnızca tüm gerçekler mevcutsa harekete geçmenin” önemini vurgulamalarını istedi.

Peki ya Luntz neden ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ifadesini seçti?

Daha sonra Luntz, partiye ve politikacılarına ‘küresel ısınma’ (global warming) terimini bırakıp ‘iklim değişikliği’ (climate change) terimini kullanmalarını tavsiye etti.

Peki Luntz'u bu tavsiyeyi vermeye iten iki terim arasındaki temel fark nedir?

İngilizce'de ‘global warming’ (küresel ısınma) ifadesi, Dünya sıcaklıklarının fiili olarak artmasıyla temsil edilen bir iklim olgusunun varlığına işaret ediyor. Bu iklim olgusu yerel bir olgu değil, sonuçları dünya çapında pek çok farklı ülkeyi etkileyen küresel bir olgudur.

Cumhuriyetçi Parti'nin, petrol ve doğal gaz alanında faaliyet gösteren büyük şirketlerin çıkarlarını korumak ve fosil yakıt kullanımının azaltılmasıyla zarar görebilecek ekonomik büyümeyi sürdürmek amacıyla ABD kamuoyunun zihnine şüphe tohumları ekmeye yönelik politikalarında aradığı şey budur.

Bu noktada Luntz, kamuoyunda yüksek sıcaklıklar ve bunun yol açabileceği yangınlar imajını uyandırmayan, aksine iklim meselesini özünden uzaklaştıran yeni bir ifadeyle karşımıza çıktı.

Partiyi, politikalarını ‘çevreci’ (environmentalist) yerine ‘çevreyi koruyucu’ (conservationist) olarak tanımlamaya çağırdı. Çünkü çoğu insan çevrecilerin ‘aşırı’ olduğunu düşünüyor.

Cumhuriyetçi Parti'nin eski siyasi danışmanı Frank Luntz

ABD kamuoyu ‘iklim değişikliği’ (climate change) tabirini duyduğunda aklında herhangi bir iklim olgusunun somut bir resmini çizemeyecektir. Çünkü ifadede kullanılan ‘iklim’ kelimesi genel, soyut bir kelimedir. Ayrıca ‘değişim’ kelimesi, bu değişikliğin türü hakkında bir şey söylemediği için spesifik değildir. Cumhuriyetçiler bu ifadeyi kullanarak, bu zekice ifadeyle etkisiz hale getirilen soğuk bir tepkiyi garanti altına almış olacaklar.

Ayrıca partiyi, politikalarını ‘çevreci’ (environmentalist) yerine ‘çevreyi koruyucu’ (conservationist) olarak tanımlamaya çağırdı. Çünkü çoğu insan çevrecilerin ‘aşırı’ olduğunu düşünüyor. Luntz, kamuoyunun Cumhuriyetçi Parti’nin niyetlerinden şüphelenmemesi için mümkün olduğunca iş sektörü hakkında konuşmaktan kaçınmalarını tavsiye etti.

Luntz onları, Cumhuriyetçilerin ABD’liler arasındaki ortak imajının, “sahiplerinin yalnızca kârı umursadığı büyük şirketlerin etkisine tabi oldukları” yönünde olduğu konusunda uyarmıştı.

Luntz notunda, “Gerçeklere dayanmasa bile her durum ikna edici olabilir. Ancak gerçekler kuru bir şekilde anlatılmak yerine duygulara dayanırsa daha ikna edici olacaktır” diye belirtiyor. Guardian makalesinde belirtildiği gibi, Cumhuriyetçi Parti stratejistleri Luntz'un sözlerini memnuniyetle karşıladılar.

‘Küresel ısınma’ terimi 2001'de bir süre Bush'un konuşmalarında yer almaya devam etti, ardından 2002'de Luntz’un notunun yayınlanmasının ardından neredeyse tamamen ortadan kalkana kadar azaldı.

Luntz'ın pişmanlığı ve bilimin bir erdem olarak kabul edilmesi

Frank Luntz, evine yaklaşan alevlerle bizzat yüzleşene kadar iklim meselesindeki tutumunu sürdürdü. Luntz o dönemde yıkıcı iklim olaylarının göz ardı edilemeyecek karşı konulmaz bir gerçek haline geldiğini hissediyordu.

2019'da ABD Senatosu önündeki ifadesinde olanları şöyle anlattı: “Cesur Los Angeles itfaiyecileri evimi kurtardı, ancak diğerleri o kadar şanslı değildi. Deniz seviyeleri yükseliyor, buzullar eriyor ve kasırgalar eskisinden daha şiddetli hale geliyor.”

Luntz, ABD Temsilciler Meclisi İklim Komitesi’ne şunları söyledi: “2001'de yanılmışım. Umarım 18 yıl önce yazdığım bir şeyi kullanmayı bırakırsınız. Çünkü artık o zaman yazdıklarım doğru değil.”

‘İklim değişikliği’ terimini icat etmekten duyduğu üzüntüyü kabul eden Luntz, Mayıs 2021'de İngiliz gazetesi The Times’a verdiği röportajda “Sadece yanlış yapmakla kalmadım, şimdi yanlışımı düzeltmek de istiyorum” dedi.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.