Siyasal çatışmada bir söylem aracı: İklim değişikliği

Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler kelimeleri, dili ve ifadeleri nasıl manipüle ediyor?

Nicola Ferrarese
Nicola Ferrarese
TT

Siyasal çatışmada bir söylem aracı: İklim değişikliği

Nicola Ferrarese
Nicola Ferrarese

Muhammed Riyad el-Aşiri

Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) ile birlikte akla pek çok soru geliyor: Gezegenimizin karşı karşıya olduğu iklim felaketlerinden bahsederken hangi terimi kullanmalıyız? ‘İklim krizi’ mi, ‘iklim değişikliği’ mi, yoksa ‘küresel ısınma’ mı?

Neden büyük sanayi ülkeleri bu iklim felaketlerinden bazılarını sınırlandırabilecek önlemleri uygulama konusunda başarısız oluyor?

Şiddetli iklim olaylarının sonuçlarına kim katlanıyor? Sanayi faaliyetleri bu olayların ağırlaşmasına katkıda bulunan ülkeler mi yoksa halihazırda yangınlardan etkilenen ve su baskınlarında boğulan yoksul ülkeler mi?

Konferans oturumlarına katılacak liderler ve politikacılar bu felaketlere karşı hızlı önlem alma konusunda anlaşabilecek mi, yoksa ekonomik hırslar ve siyasi eğilimler bunu engelleyecek mi?

Alevler neredeyse evini kül edecekti

Konferans bana, Cumhuriyetçi Parti'nin eski siyasi danışmanı ve anketör olan Dr. Frank Luntz'un, yıllar önce bir sabah Güney Kaliforniya'daki evindeyken başına gelenleri hatırlattı.

Saat 03.15'te telefonu çalarak evi derhal boşaltması konusunda uyarılan Luntz, Aralık 2017'de Los Angeles'ta çıkan yangın evine yaklaşırken yatak odasının penceresinden alevleri gördü.

EPA
EPA

O günden itibaren iklim krizi Luntz için kişisel bir mesele haline geldi. O, ‘iklim değişikliği’ terimini icat etti ve ABD'deki Cumhuriyetçilere, iklim olaylarının ciddiyeti konusunda şüphe uyandırmak için ‘küresel ısınma’ yerine bu terimi kullanmalarını tavsiye etti.

O günden sonra iklim meselesi artık Luntz'un Cumhuriyetçi Parti liderlerine tavsiyelerde bulunduğu kamusal bir mesele olmaktan çıktı. O gün Luntz'un meseleye bakış açısını değiştirdi. Peki bu nasıl oldu?

Büyük bir sanayi ülkesi olan ABD'deki politikacılar arasında iklim meselesiyle ilgili fikir birliği yok. Zira iki büyük parti olan Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti'nin bu konuda görüşleri farklı.

Büyük bir sanayi ülkesi olan ABD'deki politikacılar arasında iklim meselesiyle ilgili fikir birliği yok. Zira iki büyük parti olan Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti'nin bu konuda görüşleri farklı. Ayrıca ‘kürtaj’, ‘kişisel silah sahipliği’ ve ‘vergiler’ gibi pek çok konuda da farklılık gösteriyorlar.

ABD, iklim olaylarını ve bunların bilimsel temellerini sorgulayan ve çevre konusunda olumsuz pozisyonlar alan seslerin çıktığı tek büyük sanayi ülkesi değil. Brezilya'da Bolsonaro'nun başkanlığı sırasında ve Avustralya'da eski Başbakan Scott Morrison hükümeti döneminde de bu tür sesler yükseldi.

Ancak buradaki tartışmayı ABD ile sınırlandıracağım. Çünkü dünyanın en büyük sanayi ülkesi olarak iklim krizinin şiddetlenmesinde büyük rol oynuyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat partili siyasetçiler arasında iklim meselesine dair yaşanan anlaşmazlık, özellikle eski Başkan Donald Trump'ın başkanlığa geldiği dönemde önemli bir konu haline geldi.

“İklim konusu, iki parti arasında siyasi bir çatışmaya dönüştü” dersek abartmış olmayacağımız bu siyasi anlaşmazlık, esas olarak her iki partinin benimsediği değer farklılığından kaynaklanıyor.

Cumhuriyetçi Parti'nin bakış açısı

Çoğu Cumhuriyetçinin bakış açısı birkaç temel fikre dayanıyor. Bunlardan en önemlileri şunlar:

1- Bilim insanlarının iklim meselesine ilişkin fikir birliğinin sorgulanması. Bu fikir birliğinin içeriği, fosil yakıtların yakılması gibi insan faaliyetlerinin çeşitli iklim olaylarının ardındaki temel itici güç olduğudur. Bunu, iklim değişikliğinin ciddiyetini sorgulayan ve iklim olaylarıyla yüzleşmek için acil eyleme geçmenin gerekliliği konusunda şüphelerini dile getiren Cumhuriyetçiler izliyor.

2- Karbondioksit, metan ve ozon gibi sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik her türlü tedbirin alınmasına itiraz etme. Bu nedenle Cumhuriyetçiler, Başkan Barack Obama'nın başkanlığı döneminde uygulanan Temiz Enerji Planı ve otomobiller için yakıt tüketimi standartlarının belirlenmesi gibi karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik bazı politikalara karşı çıktı.

3- Ekonomik büyüme ve enerji güvenliği açısından fosil yakıtların teşvik edilmesi. Buna göre Cumhuriyetçiler, fosil yakıtların çıkarılmasını ve kullanımını kısıtlayan her türlü politikaya karşı çıkıyor.

4- Çevre pahasına olsa bile ekonomik büyümenin ve iş fırsatları yaratmanın önemine odaklanma. Cumhuriyetçiler, katı iklim düzenlemelerinin işletmelere ve ekonomiye zarar verebileceğini savunuyor.

5- ABD'nin, diğer ülkelerin pozisyonlarını umursamadan, enerji konusunda bağımsız bir pozisyona sahip olması çağrısında bulunmak ve yabancı enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmanın bir yolu olarak, fosil yakıtlar da dahil olmak üzere yerli enerji üretimine odaklanmayı teşvik etmek.

 

İklim krizi denilen şey sahte haberlerden başka bir şey değil.

Eski ABD Başkanı Donald Trump

Bu, Cumhuriyetçi Parti'nin tüm üyeleri arasında küresel ısınma olgusuna ilişkin tam bir tekdüzelik olduğu anlamına gelmiyor. Parti içindeki görüşler bölgesel değerlendirmelere, seçmenlerin görüşlerine ve bireysel inançlara göre bir eyaletten diğerine farklılık gösterebilir.

Cumhuriyetçi tutumun en iyi temsilcisi şüphesiz iklim değişikliğini bir ‘aldatmaca’ olarak tanımlayan eski ABD Başkanı Donald Trump. Trump, 2012'de attığı bir tweette şu ifadeleri kullandı: “Küresel ısınma kavramı, Amerikan endüstrisini rekabet edemez hale getirmek için Çinliler tarafından formüle edildi.” Kuşkusuz bu hiçbir bilimsel kanıtla desteklenmeyen bir ifadedir.

Her zamanki üslubuyla şunu söyleyen de oydu: “İklim krizi denilen şey sahte haberlerden başka bir şey değil.”

Trump net bir adamdı, açıklamalarda bulunmaktan vazgeçmedi. Hatta harekete geçti ve Haziran 2017'de Paris İklim Anlaşması'ndan çekildi.

(foto altı) Kenya'nın Machakos kentinde Dünya Çevre Günü'nde çalışan bir işçi, 5 Haziran 2023. (EPA)
Kenya'nın Machakos kentinde Dünya Çevre Günü'nde çalışan bir işçi, 5 Haziran 2023. (EPA)

Trump, enerji politikasını Amerikan hegemonyası ilkesini destekleyecek şekilde formüle etti ve ABD'yi bağımsız bir enerji kaynağı haline getirerek bu ilkeyi güçlendirdi.

Bu nedenle Trump yönetimi, sera gazlarını azaltmayı amaçlayan bazı çevre düzenlemelerini geri aldı. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtları teşvik etmeye başladı.

Bu, Cumhuriyetçilerin, küresel ısınma olgusunda herhangi bir tehlike olduğuna inanmadıkları ve bilim adamlarının kanıtlarını -kendi bakış açılarına göre- yanıltıcı olduğu için reddettikleri yönündeki tutumunu açıkça ortaya koyuyor.

Demokrat Parti'nin bakış açısı

Demokratlara gelince, onların tutumu başka fikirlere dayanıyor. Bunlardan en önemlileri şunlar:

1- Paris İklim Anlaşması'nın kararlılıkla desteklenmesi ve ona geri dönülmesinin gerekliliği.

2- ABD'yi temiz enerji ekonomisine dönüştürmeyi amaçlayan politikaların teşvik edilmesi. Uygulamada bu, genellikle rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların artması anlamına gelir.

3- Ulaştırma ve sanayi dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde bu gazların emisyonlarını azaltmaya yönelik düzenleyici tedbirler alarak sera gazı emisyonlarının kontrol altına alınması. Bu, otomobiller için emisyon standartlarının belirlenmesini, temiz teknolojilerin teşvik edilmesini ve enerji santrali emisyonlarının kontrol edilmesini sağlar.

4- Savunmasız toplulukların deniz seviyesinin yükselmesinden ve aşırı hava olaylarından korunması da dahil olmak üzere, iklim değişikliğinin etkilerine hazırlanmanın ve uyum sağlamanın öneminin vurgulanması.

Biden yönetimi, karbonsuz bir enerji sektörüne ulaşmak ve 2050 yılında emisyonları sıfıra indirmek için 2035 yılını hedef olarak belirledi.

5- İklim sorununun çevresel adaletle ilişkilendirilmesi, böylece iklimin etkilerinin yükünü yalnızca dışlanmış topluluklarla sınırlı kalmamak üzere tüm toplulukların üstlenmesi.

6- Temiz enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve düşük karbon ekonomisine geçişin hızlandırılması amacıyla bilimsel araştırma ve geliştirme yatırımlarının desteklenmesi.

Başkan Joe Biden, başkanlığı devraldıktan sonra politikalarını bu ideoloji ışığında çizdi. Bunlardan ilki 2021'de Paris İklim Anlaşması'na yeniden katılmaktı.

AFP
AFP

Biden, federal kurumları, toksik emisyonları azaltma, yatırımları yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirme ve elektrikli otomobil üretme politikalarıyla tutarlı olacak şekilde düzenlemelerini gözden geçirmeye yönlendiren bir dizi idari emir yayınladı.

İklim meselesinde bilimsel uzlaşının takip edildiğini vurgulayan Biden, yönetimini bu konuda politika geliştirme konusunda bilimsel uzmanlığa sahip olanların yardımına başvurmaya çağırdı.

Biden yönetimi, karbonsuz bir enerji sektörüne ulaşmak ve 2050 yılında emisyonları sıfıra indirmek için 2035 yılını hedef olarak belirledi.

Demokrat Parti'nin tutumunun özü, küresel ısınma olgusunun insanlığı tehdit eden yakın tehlike duygusu ve bu tehlikeyle yüzleşmek için dünya ülkeleri arasında kolektif eyleme duyulan inançtır.

İklim ifadelerine siyasi ilgi

Buradaki önemli soru şudur: Cumhuriyetçiler ve Demokratlar seçim kampanyalarında oy kazanmak için politikalarını ve ideolojilerini ABD kamuoyuna nasıl sunuyorlar?

Kavramları her bir partinin ideolojisine hizmet edecek anlamlı ifadelere dönüştüren dilbilimcilerin ve anketörlerin rolü burada devreye giriyor. Burada sadece Cumhuriyetçi Parti üzerinden örnek vermekle yetineceğim.

Yazının başında, çabalarını Cumhuriyetçi Parti'ye ve onun politikacılarına hizmet etmeye adayan Frank Luntz'dan bahsetmiştim. Luntz 1962 yılında doğdu. Pensilvanya Üniversitesi'nde lisans düzeyinde tarih ve siyaset bilimi okudu, ardından Oxford Üniversitesi’nde siyaset alanında doktora derecesi aldı. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile aynı dönemde Oxford’dalardı. Doktora tezi ‘seçim kampanyaları’ ile ilgiliydi ve 1988'de ‘Adaylar, Danışmanlar ve Kampanyalar: Amerikan Seçimlerinin Tarzı ve Özü’ (Candidates, Consultants and Campaigns: The Style and Substance of American Electioneering) başlığıyla yayınladığı bir kitabın temelini oluşturuyordu. Luntz, söz konusu tezinde siyasetçileri, kitleler üzerinde daha fazla etki sahibi olabilmek için kampanyaları sırasında kullandıkları ifadelere dikkat etmeye çağırıyordu.

Onun Cumhuriyetçi Parti için formüle ettiği ifadeler arasında en öne çıkanları ‘emlak vergisi’ yerine ‘ölüm vergisi’, ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ve ‘vergi indirimi’ (Tax Cut) yerine ‘verginin acısını hafifletmek’ (Tax Relief) ifadeleridir.

Luntz, çalışma alanını “müvekkillerinin bir konu veya aday hakkındaki kamuoyunu değiştirmesine veya ürünlerini satmasına yardımcı olacak kelimeler bulmak” olarak tanımlıyor. Luntz, Cumhuriyetçi Parti'nin politikasını üzerine inşa ettiği bazı değerlere inanması nedeniyle ifadelerini Cumhuriyetçi Parti'nin değerleri doğrultusunda formüle ediyor. Bu değerler arasında ‘bireysel ve kişisel özgürlük’, ‘sınırlı hükümet müdahalesi’, ‘ekonomik büyümenin teşvik edilmesi’ ve ‘özel teşebbüsün teşvik edilip vergilerin azaltılması’ yer alıyor.

Onun Cumhuriyetçi Parti için formüle ettiği ifadeler arasında en öne çıkanları ‘emlak vergisi’ yerine ‘ölüm vergisi’, ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ve ‘vergi indirimi’ (Tax Cut) yerine ‘verginin acısını hafifletmek’ (Tax Relief) ifadeleridir.

Bu değerlerin ışığında parti, küresel ısınma krizinin nedeninin insan faaliyetleri olduğu fikrini kabul etmeyi reddediyor. Ayrıca bilimin, gezegenimizin şu anda karşı karşıya olduğu fırtına, kasırga, sel ve yangın gibi felaketlerin çoğu bilim insanının söylediği gibi iklim değişikliğinin sonucu olduğu yönündeki görüşünü de reddediyor.

İklim krizine ilişkin bu şüpheci tutum, Cumhuriyetçi Partili siyasetçilerin sorunun aciliyetini ve ciddiyetini küçümsemesine yol açıyor. Bu aynı zamanda onları, otomobillerde yakıt tüketimine ilişkin standartlar koymak gibi belirli politikaları dayatmayı reddetmeye de sevk ediyor. Çünkü bu, onların bakış açısına göre, kişisel özgürlüklere bir müdahaledir.

Parti, bu değerlerden yola çıkarak fosil yakıtlara yatırımı da teşvik ediyor. Çünkü bu, iş fırsatlarını ve ekonomik büyümeyi artırıyor ve özel şirketlerin önünü açıyor.

(foto altı) 15 Kasım 2023'te Vietnam'ın merkezindeki Hue şehrinde sel suları park halindeki arabaları sular altında bıraktı. (AFP)
15 Kasım 2023'te Vietnam'ın merkezindeki Hue şehrinde sel suları park halindeki arabaları sular altında bıraktı. (AFP)

Gizli ‘iklimsel-dilsel’ not

2001 yılında Luntz, Cumhuriyetçi Parti'ye gizli bir not yazdı ve bu not daha sonra ortaya çıktı. Burada partinin “çevre konusundaki iletişim savaşını kaybettiğini” ve yeni Cumhuriyetçi Başkan George Bush'un savunmasız olduğunu kabul etti. Oliver Burkeman'ın Guardian gazetesinde 4 Mart 2003 tarihli yazısında bildirdiğine göre, Luntz, parti politikacılarını ‘sera gazlarının tehlikeleri konusunda bilimsel bir fikir birliğinin olmadığı’ fikrini yaymaya çağırdı.

Notta Luntz, Cumhuriyetçilere iklimle ilgili bilimsel kesinliğin olmadığı fikrini tartışmalarının temel fikri haline getirmeleri ve böylece bunun kamuoyunun zihninde sağlam bir şekilde yerleşmesi çağrısında bulundu. Zira Cumhuriyetçiler için hâlâ bilime meydan okuma fırsatı vardı.

Beyaz Saray'ın, bilim insanları daha fazla araştırma yapana kadar Kyoto Protokolü'nün gerektirdiği zorunlu emisyon kısıtlamalarını uygulamayı reddetme pozisyonuna uygun olarak, “yalnızca tüm gerçekler mevcutsa harekete geçmenin” önemini vurgulamalarını istedi.

Peki ya Luntz neden ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ifadesini seçti?

Daha sonra Luntz, partiye ve politikacılarına ‘küresel ısınma’ (global warming) terimini bırakıp ‘iklim değişikliği’ (climate change) terimini kullanmalarını tavsiye etti.

Peki Luntz'u bu tavsiyeyi vermeye iten iki terim arasındaki temel fark nedir?

İngilizce'de ‘global warming’ (küresel ısınma) ifadesi, Dünya sıcaklıklarının fiili olarak artmasıyla temsil edilen bir iklim olgusunun varlığına işaret ediyor. Bu iklim olgusu yerel bir olgu değil, sonuçları dünya çapında pek çok farklı ülkeyi etkileyen küresel bir olgudur.

Cumhuriyetçi Parti'nin, petrol ve doğal gaz alanında faaliyet gösteren büyük şirketlerin çıkarlarını korumak ve fosil yakıt kullanımının azaltılmasıyla zarar görebilecek ekonomik büyümeyi sürdürmek amacıyla ABD kamuoyunun zihnine şüphe tohumları ekmeye yönelik politikalarında aradığı şey budur.

Bu noktada Luntz, kamuoyunda yüksek sıcaklıklar ve bunun yol açabileceği yangınlar imajını uyandırmayan, aksine iklim meselesini özünden uzaklaştıran yeni bir ifadeyle karşımıza çıktı.

Partiyi, politikalarını ‘çevreci’ (environmentalist) yerine ‘çevreyi koruyucu’ (conservationist) olarak tanımlamaya çağırdı. Çünkü çoğu insan çevrecilerin ‘aşırı’ olduğunu düşünüyor.

Cumhuriyetçi Parti'nin eski siyasi danışmanı Frank Luntz

ABD kamuoyu ‘iklim değişikliği’ (climate change) tabirini duyduğunda aklında herhangi bir iklim olgusunun somut bir resmini çizemeyecektir. Çünkü ifadede kullanılan ‘iklim’ kelimesi genel, soyut bir kelimedir. Ayrıca ‘değişim’ kelimesi, bu değişikliğin türü hakkında bir şey söylemediği için spesifik değildir. Cumhuriyetçiler bu ifadeyi kullanarak, bu zekice ifadeyle etkisiz hale getirilen soğuk bir tepkiyi garanti altına almış olacaklar.

Ayrıca partiyi, politikalarını ‘çevreci’ (environmentalist) yerine ‘çevreyi koruyucu’ (conservationist) olarak tanımlamaya çağırdı. Çünkü çoğu insan çevrecilerin ‘aşırı’ olduğunu düşünüyor. Luntz, kamuoyunun Cumhuriyetçi Parti’nin niyetlerinden şüphelenmemesi için mümkün olduğunca iş sektörü hakkında konuşmaktan kaçınmalarını tavsiye etti.

Luntz onları, Cumhuriyetçilerin ABD’liler arasındaki ortak imajının, “sahiplerinin yalnızca kârı umursadığı büyük şirketlerin etkisine tabi oldukları” yönünde olduğu konusunda uyarmıştı.

Luntz notunda, “Gerçeklere dayanmasa bile her durum ikna edici olabilir. Ancak gerçekler kuru bir şekilde anlatılmak yerine duygulara dayanırsa daha ikna edici olacaktır” diye belirtiyor. Guardian makalesinde belirtildiği gibi, Cumhuriyetçi Parti stratejistleri Luntz'un sözlerini memnuniyetle karşıladılar.

‘Küresel ısınma’ terimi 2001'de bir süre Bush'un konuşmalarında yer almaya devam etti, ardından 2002'de Luntz’un notunun yayınlanmasının ardından neredeyse tamamen ortadan kalkana kadar azaldı.

Luntz'ın pişmanlığı ve bilimin bir erdem olarak kabul edilmesi

Frank Luntz, evine yaklaşan alevlerle bizzat yüzleşene kadar iklim meselesindeki tutumunu sürdürdü. Luntz o dönemde yıkıcı iklim olaylarının göz ardı edilemeyecek karşı konulmaz bir gerçek haline geldiğini hissediyordu.

2019'da ABD Senatosu önündeki ifadesinde olanları şöyle anlattı: “Cesur Los Angeles itfaiyecileri evimi kurtardı, ancak diğerleri o kadar şanslı değildi. Deniz seviyeleri yükseliyor, buzullar eriyor ve kasırgalar eskisinden daha şiddetli hale geliyor.”

Luntz, ABD Temsilciler Meclisi İklim Komitesi’ne şunları söyledi: “2001'de yanılmışım. Umarım 18 yıl önce yazdığım bir şeyi kullanmayı bırakırsınız. Çünkü artık o zaman yazdıklarım doğru değil.”

‘İklim değişikliği’ terimini icat etmekten duyduğu üzüntüyü kabul eden Luntz, Mayıs 2021'de İngiliz gazetesi The Times’a verdiği röportajda “Sadece yanlış yapmakla kalmadım, şimdi yanlışımı düzeltmek de istiyorum” dedi.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Kabataş-Bağcılar tramvay hattı seferlerinde düzenleme

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Kabataş-Bağcılar tramvay hattı seferlerinde düzenleme

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Kabataş-Bağcılar Tramvay Hattı'nda yapılacak hat revizyon çalışmaları nedeniyle sefer saatlerinde düzenlemeye gidildi.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, T1 Kabataş-Bağcılar Tramvay Hattı'nda bu gece yapılacak hat revizyon çalışmaları kapsamında Kabataş'tan Bağcılar yönüne saat 23.30'da, Bağcılar'dan Kabataş yönüne saat 23.20'de aktarmasız son sefer yapılacağı belirtildi.

Açıklamada, aktarmasız son sefer sonrası Kabataş-Sultanahmet ve Yusufpaşa-Bağcılar istasyonları arasında seferlerin normal işletme düzeninde devam edeceği, Yusufpaşa-Sirkeci istasyonları arasında ücretsiz İETT otobüsleri ile hizmet verileceği bilgisi paylaşıldı.


İsrailli siyaset bilimci, "mesihçi radikallerin" ülkenin politikalarını şekillendirdiğini söyledi

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
TT

İsrailli siyaset bilimci, "mesihçi radikallerin" ülkenin politikalarını şekillendirdiğini söyledi

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA

İsrailli Siyaset Bilimci Gayil Talshir, Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden sürülmesi gerektiğine dair aşırı fikirler ortaya atan aşırı sağcı "mesihçi radikallerin" ülkeyi ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun başındaki hükümetin politikalarını şekillendirdiğini belirtti.

İsrail'in Haaretz gazetesine konuşan Kudüs İbrani Üniversitesinde görev yapan siyaset bilimci Talshir, ülkedeki mesihçi radikal grupların İsrail'in siyasi liderliğini ve politikalarını nasıl şekillendirdiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kudüs Uluslararası Kongre Merkezi'nde 28 Ocak'ta aşırı sağcılar tarafından düzenlenen ve "Filistinlileri Gazze'den sürme" fikrini savunan konuşmaların yapıldığı konferansa işaret eden Talshir, toplantıya katılanlar arasında Likud, Dini Siyonizm, Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi dört partiden en az 10 bakan ve İsrail parlamentosunun neredeyse dörtte birine tekabül eden 27 milletvekilinin olduğuna dikkati çekti.

Aşırılık yanlısı fikirleriyle tanınan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in "dinci" siyonist hareketi ele geçirdiğini ve bununla birlikte aşırı dinsel mesajların İsrail siyasetinin ana akımına yerleştiğini söyleyen Talshir, şöyle devam etti:

Örneğin, Tapınak Tepesi'ni (Mescid-i Aksa) ziyaret etmek. Yahudiliğin çoğu akımında aşırı bir eylem olarak değerlendirilen bu eylem, bugün sağda milliyetçi-sembolik bir eylem haline geldi. Aynı şey, Filistinlilerin özel mülkiyetindeki araziler üzerine inşa edilen ve bugün 'genç yerleşim yerleri' olarak anılan yasa dışı yerleşimci ileri karakolları için de geçerli. Bugün bunlar artık Netanyahu hükümetinin çizgisini dikte ediyor.

Netanyahu'nun siyasi çıkarları için başında bulunduğu Likud Partisini aşırı sağcıların partisi haline getirdiğine işaret eden İsrailli siyaset bilimci, "Şu anda Netanyahu'yu kontrol edenler, İsrail'deki siyasi sistemin nasıl kontrol edileceğinin genetik kodunu kırmış kişilerdir. Ona büyük bir saygı ve halkın lideri rolünü sunuyorlar ve karşılığında da eğitim sistemi, medya, yargı, ekonomi ve tabii ki işgal altındaki bölgeler gibi toplumun daha derin yapılarının kontrolünü alıyorlar." ifadelerini kullandı.

Gayil Talshir, İsrail'in Suudi Arabistan, Mısır ve Filistin ile jeostratejik bir anlaşmaya yönelik fırsatının hazirana kadar devam edeceğini ifade ederek, bu tarihten sonra ABD yönetiminin ülkedeki seçimler nedeniyle diplomasi hamlelerinin zorlaşacağını söyledi.

Benny Gantz ve Gadi Eisenkot gibi Savaş Kabinesi üyelerinin Netanyahu'ya ultimatom vermesi gerektiğini belirten Talshir, bu sayede Netanyahu'nun ülkenin çıkarlarını ilgilendiren kararlar almaya zorlanabileceğini belirtti.


Pakistan meclisinde yapılan oylamada Şahbaz Şerif ikinci kez başbakan seçildi

Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)
Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)
TT

Pakistan meclisinde yapılan oylamada Şahbaz Şerif ikinci kez başbakan seçildi

Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)
Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)

Pakistan Ulusal Meclis Başkanı Serdar Ayaz Sadık, Pakistan Müslüman Ligi-Navaz Partisi (PML-N) Başkanı Şahbaz Şerif'in, 201 oy alarak ikinci kez başbakan seçildiğini duyurdu.

The Dawn gazetesinin haberine göre, PML-N, Pakistan Halk Partisi (PPP) ve farklı siyasi partilerden oluşan ittifakın ortak adayı Şerif, Pakistan'ın yeni başbakanı oldu.

Ulusal Meclis Başkanı Sadık, Şerif'in, mecliste yapılan oylamada geçerli oyların 201'ini alarak ikinci kez başbakan seçildiğini açıkladı.

Başbakanlık seçiminde, Şerif'in rakibi olan ve eski Başbakan İmran Han'ın partisi Pakistan Adalet Hareketi (PTI) adayı Ömer Eyüp Han ise 92 oy aldı.

Şerif, 2022-2023 arasında da Pakistan Başkanı olarak görev yapmıştı.

Üç dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif'in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan 2022'de mecliste düzenlenen seçimde 174 oyla çoğunluğun desteğini alarak başbakan seçilmiş ve ülkeyi Ağustos 2023'e kadar yönetmişti.


MSB, orta irtifa hava savunma füze sistemi HİSAR-O'nun atış görüntülerini paylaştı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

MSB, orta irtifa hava savunma füze sistemi HİSAR-O'nun atış görüntülerini paylaştı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), orta irtifa hava savunma füze sistemi HİSAR-O'nun atış görüntülerini paylaştı.

MSB'nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Hava Savunma Tugay Komutanlığımızın envanterinde bulunan orta irtifa hava savunma füze sistemi HİSAR-O, kritik tesis, nokta ve birliklerin hava savunması görevini gerçekleştirmek üzere hedef tespit, teşhis, sınıflandırma, takip, komuta kontrol ve atış kontrol fonksiyonlarını dağıtık ve esnek mimaride icra edebiliyor. Sistem bataryası 3 füze fırlatma aracı, 1 orta menzilli hava savunma radarı, 1 atış kontrol merkeziyle ilave destek ünite ve araçlarından oluşuyor."


Yerel seçimlerde yarışacak adayların listeleri kesinleşti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Yerel seçimlerde yarışacak adayların listeleri kesinleşti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

31 Mart 2024 Pazar günü yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri'ne katılabilecek siyasi partilerin adayları ve bağımsız adaylara ilişkin kesin listeler, il ve ilçe seçim kurullarınca ilan edildi. İl seçim kurullarınca, birleşik oy pusulalarının basımına ve basımı tamamlandıkça bir plan dahilinde ilçe seçim kurulu başkanlıklarına dağıtımına ve teslimine de bugün başlanacak.

Yerel seçimlere ilişkin, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), Mahalli İdareler Genel Seçimleri için ilan ettiği seçim takvimi işliyor.

Takvim doğrultusunda, seçime katılma yeterliliğine sahip siyasi partiler ile bağımsız adaylar, 20 Şubat'ta il ve ilçe seçim kurullarına adaylık listelerini teslim etti.

İl ve ilçe seçim kurulları, siyasi partilerin verdikleri aday listelerini inceleyerek eksiklikleri saptadı. Eksikliklerin siyasi partilerce tamamlanmasının ardından geçici aday listeleri ilan edildi.

Geçici aday listeleri üzerindeki incelemelerin de ardından siyasi partiler, aday listelerinde meydana gelen eksiklikleri tamamlayarak ilgili seçim kurullarına dün bildirdi.

Siyasi parti ve bağımsız adaylara ilişkin kesin listeler, bugün il ve ilçe seçim kurullarınca ilan edildi. Listeler, il ve ilçe seçim kurulu binalarına asıldı.

Adayların ilanından sonra, adaylıktan istifa, seçim sonuna kadar dikkate alınmayacak, ancak, bu adaylar seçilirse, istifaları hüküm ifade edecek ve yerlerine kendilerinden sonra gelenler seçilmiş sayılacak, ölüm halinde de aynı şekilde hareket edilecek.

Listelerin ilanının ardından il seçim kurullarınca birleşik oy pusulalarının basımına başlanacak. Basım işlemleri tamamlandıkça pusulalar bir plan dahilinde ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilecek.


Lavrov, ADF’deki etkinliklerin uluslararası yükümlülükleri hatırlattığını bildirdi

Fotoğraf: Mehmet Ali Özcan/AA
Fotoğraf: Mehmet Ali Özcan/AA
TT

Lavrov, ADF’deki etkinliklerin uluslararası yükümlülükleri hatırlattığını bildirdi

Fotoğraf: Mehmet Ali Özcan/AA
Fotoğraf: Mehmet Ali Özcan/AA

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Antalya Diplomasi Forumu'nda (ADF) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı oturum ve diğer etkinliklerin, uluslararası yükümlülüklere ülkelerin nasıl yaklaşması gerektiğini yeniden düşündürdüğünü söyledi.

Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) "Global İletişim Ortağı" olduğu ve Belek Turizm Bölgesi'ndeki NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen ADF sonrasında basın toplantısı düzenledi.

ADF’nin tamamlandığını belirten Lavrov, “Bu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan nispeten yeni bir siyaset bilimi formatıdır.” ifadesini kullandı.

Türkiye'de geçen yıl yaşanan yıkıcı deprem nedeniyle bir araya gelemediklerini dile getiren Lavrov, depremin sonuçlarının aşılması ve mağdurlara yardım edilmesi için tüm çabaların yoğunlaşması gerektiğini anımsattı.

Lavrov, Rusya’nın o dönemde Türkiye’ye yardım eden ilk ülkelerden biri olduğuna dikkati çekerek, deprem bölgesine arama kurtarma ekipleri, inşaat malzemeleri, insani yardım gönderdiklerini aktardı.

Umarım (forumdaki) müzakere faydalı olmuştur

Lavrov, bu seneki ADF’de geçen yılın telafi edildiğini kaydederek, forumda devlet ve hükümet başkanları da dahil olmak üzere 100'den fazla ülkenin temsil edildiğini, dışişleri bakanları düzeyinde çok sayıda katılımcı olduğunu bildirerek, "Bu fırsatı değerlendirerek basın aracılığıyla Türk meslektaşlarımıza misafirperverlikleri ve sıcak karşılamaları için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.” dedi.

Forumdaki programlar çerçevesinde “ABD öncülüğündeki Kolektif Batı’nın, tüm devletlerin egemen eşitliğine saygı ilkesi ile Birleşmiş Milletler Tüzüğü'nün ilkelerini açıkça hiçe saymasına” dikkati çektiğini söyleyen Lavrov, Batı’nın mevcut uluslararası durumu kendi kurallarını dayatmak için kullandığını belirtti.

Rus Bakan, “Umarım (forumdaki) müzakere faydalı olmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuştuğu oturum ve diğer panellerde nerede olduğumuz ve uluslararası yükümlülüklerimize nasıl yaklaştığımızı yeniden düşünmemiz gerektiği vurgulandı.” değerlendirmesinde bulundu.


İtalyan savaş gemisi, Kızıldeniz'de bir İHA düşürdü

Fotoğraf: AA_Arşiv
Fotoğraf: AA_Arşiv
TT

İtalyan savaş gemisi, Kızıldeniz'de bir İHA düşürdü

Fotoğraf: AA_Arşiv
Fotoğraf: AA_Arşiv

İtalya, Kızıldeniz'deki güdümlü füze destroyeri Duilio'nun, Yemen'deki Husilere ait bir insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü bildirdi.

İtalya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Duilio gemisinin, Kızıldeniz'de seyrüsefer ile ticaret güzergahlarının güvenliğini temin etme kapsamında bölgede bulunduğu belirtilerek, "Duilio gemisi, öğleden sonra meşru müdafaa prensibi çerçevesinde Kızıldeniz'de bir İHA'yı düşürdü. Önceki saldırılarda kullanılanlara benzer özelliklere sahip İHA, İtalyan gemisine yaklaşık 6 kilometre uzaklıktaydı ve üzerine doğru gelmekteydi." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto da "Husilerin terörist saldırıları uluslararası hukukun ciddi ihlalidir ve ekonomimizin bağlı olduğu deniz trafiğinin güvenliğine yönelik bir saldırıdır. Bu saldırılar, bazı ülkelere sadece askeri açıdan da değil her bakımdan zarar vermeyi amaçlayan hibrit savaşın bir parçasıdır." değerlendirmesinde bulundu.

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de katıldığı bir televizyon programında, Duilio gemisine dün öğleden sonra bir İHA ile saldırıldığını ancak gemilerinin bu İHA'yı düşürdüğünü söyledi.

- Kızıldeniz'deki durum

Yemen'deki İran'ın desteklediği Husiler, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023'ten beri Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor ve bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.


İsrail ordusu Gazze'nin Han Yunus kentine hava saldırılarını sürdürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail ordusu Gazze'nin Han Yunus kentine hava saldırılarını sürdürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrine hava saldırılarına devam ederken, kente karadan da baskınlar düzenledi.

Görgü tanıklarının AA'ya verdiği bilgilere göre, İsrail askerlerinin şehre karadan saldırılarında patlama ve ağır makineli tüfek sesleri duyuldu.

Hava bombardımanının yanı sıra İsrail askeri araçları Han Yunus'un kuzey ve batısından şehrin içine doğru ilerleyişini sürdürdü.

Saldırılar sonucunda meydana gelen can ve mal kaybına ilişkin henüz bilgi edinilemedi.

Bu saldırılar, İsrail ordusunun dün akşam Han Yunus kentindeki bir binada patlamalar meydana gelmesi sonucu 3 askerin öldüğünü ve 5'i ağır olmak üzere 14 askerin yaralandığını duyurmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

- İsrail'in Gazze'yi işgalinde 7 Ekim sonrası

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, "Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme" gerekçesiyle İsrail'e 7 Ekim 2023'te kapsamlı saldırı düzenledi.

İsrail, 7 Ekim'deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230'u çocuk, 8 bin 860'ı kadın olmak üzere 30 bin 320 Filistinli öldürüldü, 71 bin 533 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne saldırılarının başladığı 7 Ekim'den bu yana 245'i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023'te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan "insani ara"da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeyi sürdürdü.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 419 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim'den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 219 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.


ABD’li yetkili: İsrail prensipte ateşkes anlaşmasının şartlarını kabul etti, top artık Hamas’ın sahasında

Gazze’de savaş 7 Ekim’den bu yana sürüyor (Reuters)
Gazze’de savaş 7 Ekim’den bu yana sürüyor (Reuters)
TT

ABD’li yetkili: İsrail prensipte ateşkes anlaşmasının şartlarını kabul etti, top artık Hamas’ın sahasında

Gazze’de savaş 7 Ekim’den bu yana sürüyor (Reuters)
Gazze’de savaş 7 Ekim’den bu yana sürüyor (Reuters)

 

ABD’li bir yetkili, İsrail’in ateşkes anlaşmasının genel hatlarını büyük ölçüde kabul etmesinin ardından, Gazze’de önerilen ateşkesin kaderinin, Hamas’ın ‘belirli bir kategorideki rehineleri’ serbest bırakmayı kabul etmesine bağlı olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre isminin gizli kalmasını isteyen yetkili dün (Cumartesi) yaptığı açıklamada, “İsrailliler prensipte anlaşmanın şartlarını kabul etti. Top artık Hamas’ın sahasında. Hamas’ın risk altındaki belirli bir grup rehineyi serbest bırakmayı kabul etmesi halinde Gazze’de 6 haftalık ateşkes bugün başlayabilir” dedi.

Hamas hareketinden önde gelen bir heyet, dün akşam Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitti.

Harekete yakın bir kaynak AFP’ye verdiği demeçte, ateşkes konusunda yeni görüşmeler yapılacağını söyledi.

Mısır, Katar ve ABD, İsrail ile Hamas arasında arabuluculuk çabalarını sürdürüyor.

Bu ülkeler, Ramazan başlamadan önce Gazze Şeridi’nde tutulan rehinelerin serbest bırakılmasına ve daha fazla yardımın girişine izin verecek bir ateşkes arayışında.

ABD Başkanı Joe Biden, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada ‘ateşkesin önümüzdeki hafta başında yürürlüğe gireceği’ yönündeki umudunu dile getirdikten sonra, Gazze’nin kuzeyinde yardım dağıtılırken 100’ü aşkın Filistinlinin öldürülmesinin ardından anlaşmaya varmanın daha uzun sürebileceğini ifade etti.

İsminin gizli kalmasını isteyen Hamas’a yakın bir kaynak dün sabah yaptığı açıklamada, “Hamas’tan önde gelen bir heyetin, ateşkes müzakerelerini denetleyen Mısırlı yetkililerle görüşmek, savaşı durdurmaya yönelik müzakereler ve takas anlaşmasındaki gelişmeleri takip etmek üzere bu akşam Kahire’ye gitmesi bekleniyor. Heyet, hareketin yeni Paris önerisine yönelik resmi yanıtını sunacak” dedi.

Altı hafta sürecek ateşkes süresince, Hamas’ın hasta ve yaşlıların yanı sıra 42 İsrailli kadın ve 18 yaşın altındaki rehinleri serbest bırakması bekleniyor.

Buna karşılık, Filistinli tutuklular ‘1’e 10’ oranında serbest bırakılacak.

Hamas ayrıca, Gazze Şeridi’ne giren yardım tırlarının sayısının artırılmasını talep ediyor.

Savaş, Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı, çoğu sivil en az bin 160 kişinin ölümüne neden olan saldırının ardından başladı.

İsrail, Hamas’ı ‘ortadan kaldırma’ amacıyla Gazze’ye yoğun saldırılar düzenledi ve 27 Ekim’de karadan askeri operasyonlar başlattı.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in saldırıları sonucu şu ana kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin 320 kişi hayatını kaybetti.


Netanyahu, İsrail’in Washington Büyükelçiliği’ne Gantz’ın ABD ziyaretini boykot etme talimatı verdi

Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz (İsrail medyası)
Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz (İsrail medyası)
TT

Netanyahu, İsrail’in Washington Büyükelçiliği’ne Gantz’ın ABD ziyaretini boykot etme talimatı verdi

Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz (İsrail medyası)
Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz (İsrail medyası)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in Washington Büyükelçiliği’ne, Savaş Konseyi üyesi olan, Ulusal Birlik Partisi lideri Benny Gantz’ın bugün beklenen Washington ziyaretiyle ilgilenilmemesi yönünde talimat verdi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail Yayın Kurumu’ndan aktardığı habere göre Netanyahu, Gantz’ın Washington’a gitme ve ABD’li yetkililerle görüşme konusunda kendisinden onay almadığını vurguladı.

Netanyahu’nun talimatları doğrultusunda, İsrail’in Washington Büyükelçisi, Gantz’ın ABD’deki toplantılarına katılmayacak.

Alemu’l Arabi haber ajansına (AWP) göre Gantz, geçen Cuma günü Netanyahu’ya Washington’daki bir dizi toplantıya katılma niyetinde olduğunu bildirdi.

Ancak Gantz’ın bu konuda izin istememesine kızan Netanyahu, ‘İsrail’in yalnızca bir başbakanı olduğunu’ Gantz’a açıkça ifade etti.

İsrail Yayın Kurumu, Gantz’ın yarın ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile görüşeceğini, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden Kongre üyeleriyle de toplantı yapacağını bildirdi.

Gantz’ın daha sonra İngiltere’ye yapacağı kısa ziyaretin ardından Çarşamba günü İsrail’e dönmesi bekleniyor.

Söz konusu haberde, Gantz’ın ziyaret amacının, İsrail ile ABD arasındaki stratejik ittifakı güçlendirmek, İsrail’in Gazze Şeridi’nde devam eden kara operasyonunun meşruiyetini korumak ve Lübnan ile güvenlik anlaşmasını güçlendirmek olduğu bilgisi verildi.