Biden yönetimi Gazze'nin güneyine yönelik askeri harekâtında İsrail'e kırmızı çizgiler çizecek mi?

İsrail ABD’nin sivillere yönelik uyarılarını görmezden geliyor

Washington’daki göstericiler ateşkes, Filistinli sivillerin korunması ve İsrail Başbakanı'nın hesap vermesini talep ediyor (AFP)
Washington’daki göstericiler ateşkes, Filistinli sivillerin korunması ve İsrail Başbakanı'nın hesap vermesini talep ediyor (AFP)
TT

Biden yönetimi Gazze'nin güneyine yönelik askeri harekâtında İsrail'e kırmızı çizgiler çizecek mi?

Washington’daki göstericiler ateşkes, Filistinli sivillerin korunması ve İsrail Başbakanı'nın hesap vermesini talep ediyor (AFP)
Washington’daki göstericiler ateşkes, Filistinli sivillerin korunması ve İsrail Başbakanı'nın hesap vermesini talep ediyor (AFP)

Filistinli sivil ölümlerinin artışı, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin yetkililerini, İsrail'e sivilleri koruması, ABD tavsiyelerini dinlemesi ve ABD'nin askeri operasyonların çerçevesini ve nasıl yapılacağını belirlediği sınırları göz ardı etmemesi konusunda açıkça uyarılar yayınlamaya sevk etti.

Başkan Biden yönetimi, İsrail'e verdiği katı desteğiyle Hamas’ı yok etme stratejik hedefleri arasında nasıl bir denge kuracağı konusunda belirsizlik ve çelişki içinde kaldı. Yönetim, İsrail'in ABD'nin sivil ölümlerini önlemeye yönelik uyarılarını görmezden gelmesine öfkelendi.

ABD kamuoyunda son zamanlarda ortaya çıkan eleştiriler, İsrail'in ABD uyarılarını caydırıcı olmadan görmezden gelme yeteneğinin ne ölçüde olduğu, insani felaket riskinin Biden yönetimini İsrail için uyarılar ve kırmızı çizgiler koymaya zorlayıp zorlamayacağı ve bunun ne zaman olabileceği konusunda sorulara yol açtı. Filistin Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail'in hava saldırıları ve topçu ateşi sonucu 700'den fazla sivil hayatını kaybetti, binlerce kişi de yaralandı.

İsrail görmezden geliyor

Analistler, Binyamin Netanyahu hükümetinin ABD'nin uyarılarını dinlemesi için hiçbir teşvik olmadığını söylüyorlar. Çünkü pratikte, ABD tüm siyasi, diplomatik ve askeri yeteneklerini İsrail'in emrine verdi ve Kongre üyelerinin İsrail'e verilen yardımlara şartlar koyma taleplerini reddetti.

Wall Street Journal gazetesi, Biden’ın stratejisini ‘yıkıcı bombaları insani sivil ilgisi saçmalıklarıyla sarılmış olarak göndermek’ olarak nitelendirdi. Gazetenin haberinde, yönetimin İsrail'e büyük, akıllı bombalar ve top mermileri gönderdiğine, ancak aynı zamanda İsrail'i sivil kayıpları azaltmaya çağırdığına dikkat çekildi ve ABD'nin çelişkilli bir tutum sergilediği ifade edildi.

Fotoğraf Altı:  ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Cumartesi günü BAE'deki COP28 konferansında konuşurken (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Cumartesi günü BAE'deki COP28 konferansında konuşurken (Reuters)

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, geçtiğimiz pazar günü yaptığı konuşmada, İsrail'in hava saldırılarında çok sayıda masum sivilin öldürülmesini eleştirdi. Ayrıca İsrail'in savaşın bitiminden sonra Gazze Şeridi'nde güvenlik yetkisini üstlenme isteğini de reddederek, Biden yönetiminin Filistinlilerin tehcir edilmesini hiçbir koşulda kabul etmeyeceği konusunda uyardı.

Harris, dün İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile telefon görüşmeleri yaparak gerilimin tırmanması, sivil ölü sayısının artması ve Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinden duyulan endişeleri yineledi. Ayrıca ABD'nin iki devletli çözüme olan bağlılığını teyit etti.

Öncesinde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçtiğimiz cuma günü İsrail'i ziyaretinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü ve Gazze'nin kuzeyinde yaşanan tehcir ve onlarca masum sivil ölümün, güneyde tekrarlanmayacağını vurguladığını söyledi. Ayrıca, Filistinlilerin İsrail bombardımanından kaçmasına izin vermek için güvenli bölgelerin sağlanmasını istedi.

İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer, dün ABC televizyon kanalına verdiği röportajda, İsrail'in sivillere zarar vermemek için her türlü önlemi aldığını belirterek, İsrail'in imajını düzeltmeye çalıştı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby de ABD'nin tutumunu savunarak, Biden yönetiminin çatışmayı durdurmak ve rehineleri serbest bırakmak için müzakerelere devam ettiğini belirtti.

Taktik zafer ve stratejik yenilgi

Ancak ABD tarafından yapılan en güçlü uyarı, Savunma Bakanı Lloyd Austin'dan geldi. Austin, İsrail'e açık bir kınamada bulundu. Bu kınama sadece İsrail'in insan hukuku ihlalleri ve sivilleri rastgele öldürmesine değil, aynı zamanda İsrail'in askeri stratejik planlarının tutarsızlığına da odaklandı. Austin, Gazze'deki sivilleri korumada başarısız olmanın, taktik zaferleri stratejik yenilgilere dönüştürebileceği konusunda uyardı.

Fotoğraf Altı:  ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrail'i taktiksel zafer ve stratejik yenilgi konusunda uyardı (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrail'i taktiksel zafer ve stratejik yenilgi konusunda uyardı (AFP)

Austin, geçtiğimiz cumartesi günü Kaliforniya'daki Reagan Ulusal Savunma Forumu'nda yaptığı konuşmada "Bu tür bir savaşta, sivil nüfus ağırlık merkezidir. Onları düşmanın kucağına iterseniz, taktik bir zaferi stratejik bir yenilgiye dönüştürürsünüz" ifadelerini kullandı. İsrail'in sivilleri korumak için daha fazla şey yapmaması durumunda Gazze'de stratejik bir yenilgiye uğrama riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda da uyardı.

Austin ayrıca "İsrail liderlerine defalarca, Gazze'deki Filistinli sivilleri korumanın hem ahlaki bir sorumluluk hem de stratejik bir gereklilik olduğunu açıkladım” dedi. ABD Savunma Bakanı, İsrail liderlerini sivil kayıpları önlemeye, işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimci şiddetini önlemeye ve insani yardımlara erişimi sağlamaya çağırdı.

Austin iki devletli çözümün çatışmadan çıkmanın tek yolu olduğunu ifade ederek "Umut ufku olmadan, İsrail-Filistin çatışması istikrarsızlık, güvenlik eksikliği ve insani ıstırabın itici gücü olmaya devam edecek" değerlendirmesinde bulundu.

Savunma Bakanı'nın uyarıları stratejik anlamlar taşıyor. İsrail, Hamas'a askeri bir yenilgi verip askeri yapısını yıkmayı başarsa bile, yaptığı yıkım ve katliam, tüm bir Filistin neslini radikalizme itiyor, Filistinli ve İsrailli tarafları müzakere masasına oturmaktan ve iki devletli çözüme doğru ilerlemekten uzaklaştırıyor. Bu durum ABD'nin bölgedeki itibarını zedeleyebilir, terörizmin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ve son dönemde yapılan ittifak ve anlaşmaların aşınmasına neden olabilir.

Arzu ve niyet

ABD’li yetkililer gazetecilere yaptıkları çeşitli bilgilendirme toplantılarında, İsrail'den Gazze halkını korumak için adımlar atmasını istediklerini açıkladılar. Beyaz Saray yetkilileri, İsrail'in Hamas'ın halk ve siviller arasındaki varlığına ilişkin argümanlarını dinlediklerini belirtti. Ancak İsrail'in sivil kayıplarını azaltmak için her türlü önlemi aldığına inanmıyorlar.

Fotoğraf Altı:  Han Yunus'tan sürgün edilen Filistinliler, İsrail bombardımanından kaçmak için Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'taki kamplara kaçtı (AFP)
Han Yunus'tan sürgün edilen Filistinliler, İsrail bombardımanından kaçmak için Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'taki kamplara kaçtı (AFP)

ABD yönetimindeki yetkililer, İsrail'in Gazze'deki savaşının bu hızla devam sürmesi, sivil ölümlerinin devam etmesi ve İsrail'in bölge sakinlerini güneye, Mısır sınırına doğru kaydırmaya devam etmesi tehlikesinin farkında. Analistler bu felaketi durdurmanın ve bunu İsrail ile Netanyahu hükümetine net bir şekilde açıklamanın Başkan Biden'a bağlı olduğu konusunda hemfikir. Gazze halkına yönelik yürütülen etnik temizlik kampanyasının sonuçları var. Ama görünen o ki, Biden'ın böyle bir çizgiyi alıp İsrail'e kırmızı çizgiler çizmek gibi bir arzusu ve niyeti yok.

Biden yönetimi, Demokrat Parti içindeki liberal ve ilerici kanatlar arasındaki bölünme ve seçimlerde önemli bir oy kitlesi oluşturan gençlik, kadın ve Afrika asıllı Amerikalılar arasında oluşturduğu öfke nedeniyle, Başkan’ın yeniden seçilme şansını tehlikeye atıyor.

Pek çok kamuoyu araştırması, Biden'ın popülaritesinde bir düşüş olduğunu ve çok sayıda ABD’li seçmen arasında İsrail'e verilen desteğin erozyona uğradığını gösteriyor. Bu seçmenler Biden yönetiminin İsrail-Hamas savaşına ilişkin politikasına öfkeli olmaya devam ederse, Biden'ın yeniden seçilme şansı çok zayıf olacak.

İlişkilerde bir değişiklik mi?

Carnegie Enstitüsü'nün deneyimli araştırmacılarından ve ABD'nin çeşitli yönetimlerinde barış sürecinde müzakerecilerden biri olan Aaron David Miller, Biden yönetiminin İsrail'e yönelik söyleminin son dönemde değişime uğradığına dikkat çekti. Miller geçtiğimiz pazar akşamı CNN'e verdiği demeçte, yönetimin mesajlarının İsraillilerin bu kampanyaya devam etmeleri halinde iki meseleyle ilgilenmeleri gerektiği yönünde olduğunu söyledi. Birincisi, nüfusun yoğun olduğu yerlere saldırmamak, diğeri ise evlerinden edilmiş Gazze nüfusunun üçte ikisine insani yardımın arttırılmasına izin vermek.

Fotoğraf Altı:  Biden, Binyamin Netanyahu ile 18 Ekim'de İsrail'e yaptığı dayanışma ziyareti sırasında (DPA)
Biden, Binyamin Netanyahu ile 18 Ekim'de İsrail'e yaptığı dayanışma ziyareti sırasında (DPA)

Miller, Biden'ın Demokrat Parti'nin ilerici kanadı içindeki iç siyasi baskıları hafifletmeye ve Filistinli sivillerin ölümünü eleştiren gençlik ve gösterilerdeki öfkeyi yatıştırmaya çalıştığını söylüyor. Ancak, 7 Ekim'deki Hamas saldırısının ardından İsrail'in kendini savunma hakkını kısıtlamakla suçlayan Cumhuriyetçi Parti'nin eleştirileriyle karşı karşıya kalacağını ifade etti. Miller ayrıca, İsrail ABD uyarılarını dinlemezse, Biden yönetiminin zayıf görüneceği konusunda da uyarıda bulundu.

Netanyahu'dan hesap sorulması

Netanyahu, İsrail'in karşı karşıya olduğu siyasi, askeri ve ahlaki çıkmaza bir boyut daha katan hassas hesaplamalar yapıyor. Bu çıkmaz, ABD'nin baskısı ile Hamas ve Filistin İslami Cihat Örgütü gibi örgütlerin esir aldığı asker ve kadın askerlerden oluşan diğer rehinelerin ailelerinin baskısı arasında sıkışmış durumda.

Netanyahu, New York Times'ın, son Hamas saldırısına ilişkin planların İsrail ordusu ve istihbarat liderleri tarafından bir yıldan fazla bir süredir bilindiğini ancak bu saldırının gerçekleşme olasılığını dışladığını kanıtlayan belge ve röportajları ortaya çıkaran bir haberin ardından kendisini bekleyen siyasi ve hukuki sorumlulukla karşı karşıya kaldı.

Netanyahu, Hamas'ı yok etmeye yemin etti, ancak İsrail'in ABD'nin uyarılarına yanıt vermek için askeri planlarını değiştirip değiştirmeyeceğine dair sorular artıyor. Çünkü ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin uluslararası düzeyde büyük bir ağırlığı var. Ancak İsrail'in nüfusun kalabalık olduğu bölgelerdeki yoğun bombardımanı, ABD ve İsrail'in yanı sıra, ABD Başkanı Biden ve İsrail Başbakanı Netanyahu'ya da gölge düşürecek felaket sonuçlara ve yansımalara yol açacak.



Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
TT

Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)

Brian Katulis

Başkan Donald Trump'ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda ne karar vereceğini tahmin etmek zor ve hatta kendisi bile pozisyonunu henüz kesinleştirmemiş olabilir. Hem rakiplerini hem de müttefiklerini kasıtlı olarak diken üstünde tutan bir başkan için dış politikasının bugüne kadarki sonucu muğlaklık oldu. Göreve geri döndüğü ilk yılda uluslararası sahnede bazı kazanımlar elde etti, ancak aynı zamanda açık gerilemeler de yaşadı. Ukrayna'daki savaştan küresel ticaret savaşına kadar, genel yaklaşımının başarısını değerlendirmek için henüz çok erken.

Trump'ın İran ile mücadelesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Tam teşekküllü bir savaşa girme olasılığı veya “baş kesme”yi hedefleyen taktiksel bir saldırıyla yetinme olasılığı değerlendirmelere ve spekülasyonlara tabi. Ancak, Trump'ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısında bulunup “yardım yolda” sözü vererek yaptığı tehditlerden geri adım atıyor gibi görünmesine rağmen, Washington bazı adımlar atmaya hazır görünüyor.

dfvgthy
Arap bölgesine varmadan önce Hint Okyanusu'nda seyreden USS Abraham Lincoln uçak gemisinde bir ABD askeri bakım çalışması yapıyor, 26 Ocak 2026 (CENTCOM)

O zamandan beri Trump, İran meselesini ele alırken seçeneklerini genişletti. Diplomasiye kapıyı açık tutarken, aynı zamanda USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri de dahil olmak üzere Ortadoğu'ya askeri takviye gönderdi. Trump, askeri danışmanlarından “kesin ve kati seçenekleri” incelemelerini isterken, Ortadoğu’daki baş temsilcisi Steve Witkoff ise bu ayın başlarında İsviçre'deki Davos Forumu'nda ABD'nin Tahran ile diplomatik bir yol arayışında olmaya devam ettiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın İran'a yönelik izleyeceği yolu belirleyebilecek veya etkileyebilecek temel faktörler aşağıda verilmektedir.

Birincisi: Bölgedeki ABD askeri yığınağı

Trump'ın Ortadoğu'ya daha fazla askeri güç konuşlandırması, yönetiminin bölgedeki ABD kaynaklarını ve taahhütlerini azaltmayı, Batı Yarımküre'ye odaklanmayı öngören “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve “Ulusal Savunma Stratejisi” belgelerini yayınlamasıyla eş zamanlı olarak geliyor. Bu durum, İran'a karşı bir saldırının yakın olduğu tahminlerini destekliyor.

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor

Bu ay Ortadoğu'ya ilave güç sevk edilmesi, sadece bir pazarlık kozu olabilir veya ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasına benzer şekilde, yakın bir askeri harekatın göstergesi olabilir. Ancak, ABD bir saldırı başlatırsa, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yeniden uzun süreli bir kara harekatı beklenmemelidir.

Bölge genelinde, İsrail, Suriye, Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi çeşitli ülkelerde konuşlandırılmış ABD personelinin ve askeri yeteneklerinin savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının kapsamının sınırlı kalması muhtemel. Buna karşılık İran, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaş sırasında saldırıları büyük ölçüde İsrail ile sınırlı kalırken, bu kez sert bir misilleme sözü verdi.

İkinci faktör: ABD'nin İran ile diplomatik kanalları

Amerikalı müzakereciler, geçen bahar Umman'ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma'da düzenlenen birkaç tur görüşmede İranlı yetkililerle doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaşın başlamasından önce ana anlaşmazlık noktası haline gelen İran'ın nükleer programını görüşmüşlerdi. Ancak İsrail, bu müzakerelerin ortasında İran'a bir saldırı düzenleyerek Tahran'ın ABD'nin diplomatik süreç konusundaki ciddiyetine olan güvensizliğini derinleştirdi.

sdfryj
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 29 Eylül 2025 (AFP)

Diplomatik kanalların bu kez aktif olup olmadığı belirsizliğini koruyor, ancak iletişim olduğuna dair herhangi bir açık göstergenin yokluğu endişe verici. Diplomasi ancak bir devlet sadece konuşmakla yetinmeyip, ciddi bir şekilde kendisini yürüttüğünde başarılı olur.

Üçüncü faktör: ABD'nin bölgesel müttefikleri

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bu hafta, herhangi bir tarafın İran'a saldırı düzenlemek için hava sahasını kullanmasına karşı olduğunu açıkladı. Körfez müttefiklerinden gelen baskı, Trump'ın olası bir saldırının kapsamını daraltmasına ve hatta tamamen vazgeçmesine katkıda bulunabilir.

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Göçmenlik Dairesi’nin düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir

Dördüncü faktör: İran halkı

İranlıların rejimlerine karşı durma cesaretini göstermelerine rağmen, Trump'ın “yardım yolda” dedikten sonra geri adım atması, özellikle yaşadıkları acımasız baskı göz önüne alındığında, birçok kişinin sokaklara geri dönme coşkusunu azaltabilir.

gthyrth
İran'da bir binaya çizilmiş Amerikan karşıtı bir duvar resmi, Tahran, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Buna ek olarak, ABD'nin Venezuela'da izlediği yol, İranlıların korkularını güçlendirebilir. Zira orada Maduro gözaltına alınırken, Chavez rejiminin yapısına dokunulmadı, bu da Trump'ın İran halkının pahasına Tahran ile bir anlaşma yapması gibi benzer bir senaryo hakkındaki endişeleri artırıyor.

Beşinci faktör: İran rejimi

Tahran'ın Trump'ın baskı ve tehditleri ile olası diplomatik girişimlere vereceği yanıt, bir sonraki aşama hakkında çok şey ortaya koyacaktır. Gözlemciler, rejim içindeki ve özellikle de güvenlik aygıtının başındakiler arasındaki bölünmelere ve çatlaklara dair herhangi bir işareti yakından takip edeceklerdir.

Altıncı faktör: Amerikan kamuoyu

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Eğer İran'a bir saldırı düzenlemenin, Maduro'nun tutuklanmasının ardından destek oranlarında görülen ani yükselişe benzer şekilde, kendisine iç kamuoyunda bir yükseliş sağlayacağına inanıyorsa, bu, seçeceği eylem biçimini etkileyebilir. Ayrıca, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir.

Sonuç olarak, Trump, kendisini dizginleyebilecek tek gücün kendi ahlakı olduğunu açıkça ifade etti. Bundan sonra ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor, ancak göstergeler İran'a yönelik bir saldırının yakın olabileceğini gösteriyor.


Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
TT

Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington ile müzakere talebinde bulunmadığını, ancak ‘tehditlerin durması’ şartıyla diplomasinin yeniden canlandırılmasına kapıyı açık bıraktığını söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’daki protestoların bastırılmasına karşı askeri müdahalenin bir seçenek olmaya devam ettiğini dile getirmesinin ardından geldi.

Bölgede gerilimi kontrol altına alma amacıyla diplomatik temaslar sürüyor. Bölgedeki etkili başkentleri kapsayan bir dizi görüşme yoluyla arabuluculuk kanallarının devreye sokulması ve Tahran ile Washington arasında siyasi diyaloğun yeniden başlatılması hedefleniyor. Bu çabalar, bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde yoğunlaştı.

Bu çerçevede, ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücü dün Ortadoğu’da konuşlandırıldı. İran ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini yineledi. Trump, Washington’un İran’a doğru ‘büyük bir savaş filosu’ gönderdiğini belirtirken, bunu kullanmak zorunda kalmamayı umduğunu ifade etti. Trump ayrıca, Tahran’ın hâlâ diyalog arayışında olduğunu savundu ve göstericilerin öldürülmesi ya da nükleer programın yeniden başlatılması konusunda uyarılarını yineledi.

dfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Tahran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları sert biçimde bastırdı. Olaylarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İranlı yetkililer, yaşananlardan ABD ve İsrail’le bağlantılı olduklarını öne sürdükleri ‘silahlı teröristler ve kışkırtıcıları’ sorumlu tutarken, insan hakları örgütleri protestoları 1979 İslam Devrimi’nden bu yana görülen en büyük gösteriler olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt veren Arakçi, bugün düzenlenen kabine toplantısı kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, son günlerde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile herhangi bir temasın gerçekleşmediğini söyledi. Arakçi, İran’ın müzakere talebinde bulunmadığını vurgulayarak, “Arabuluculuk yürüten bazı ülkeler var ve onlarla temas halindeyiz” dedi.

Arakçi, tehdit ortamında müzakerenin mümkün olmadığını belirterek, “Müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır; eşitlik temelinde ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Eğer müzakerelerin sonuç vermesini istiyorlarsa, tehditlere ve aşırı taleplere son vermeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, bölgesel diplomatik temasların hız kazandığı bir döneme denk geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin hem Witkoff hem de Arakçi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmelerde, ‘diplomatik sürece bağlı kalınmasının önemi ve Washington ile Tahran arasında diyaloğun yeniden başlatılması için uygun koşulların hazırlanması’ üzerinde durulduğu belirtildi.

rgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kabine toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Doha yönetimi de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alınırken, ‘bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesinin gerekliliği’ vurgulandı.

Aynı çerçevede Katar Başbakanı, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile de telefon görüşmesi yaptı. Tahran’daki Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, ‘mevcut aşamadaki son gelişmeler ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesine yönelik yollar’ ele alındı.

Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ile yaşanan ihtilaflı konuları kapsamlı bir anlaşma yerine ‘tek tek’ çözme çağrısında bulundu. Fidan, Tahran’ın nükleer programı konusunda görüşmelere açık olduğunu da ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Fidan, basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir yabancı müdahaleye ya da saldırıya karşı olduğunu belirterek, bunun “savaşı yeniden başlatmak anlamına geleceğini ve yanlış olacağını” söyledi.

Fidan, “Amerikalı dostlarıma her zaman tavsiyem, İranlılarla meseleleri birer birer çözmeleridir. Nükleer dosyayla başlayın ve kapatın, ardından diğer başlığa geçin” dedi. Tüm konuların tek bir paket halinde sunulmasının, İran açısından süreci zorlaştıracağını ve zaman zaman aşağılayıcı algılanabileceğini belirten Fidan, bunun yalnızca kamuoyuna değil, İran liderliğine de anlatılmasının güç olacağını vurguladı.

Geçtiğimiz haziran ayında ABD, Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile bölgede artan gerilim ortamında İran’ın nükleer tesislerini vurmuştu. İran’ın barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunduğu nükleer programına ilişkin müzakerelerde ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

NATO üyesi ve İran’ın komşusu olan Türkiye, ABD ve İranlı yetkililerle temaslarını sürdürdüğünü belirterek, Tahran’a iç sorunlarını kendi başına çözmesi için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Ankara ayrıca, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın mevcut koşullarda bölgenin taşıyabileceği sınırları aşacağı uyarısında bulundu. Fidan, İsrail’in İran’a yönelik saldırı arayışını sürdürdüğünü de dile getirdi.


Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
TT

Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın, bugün Moskova’da yapacakları görüşmede Suriye’deki Rus askeri varlığını ele alacaklarını açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, iki liderin ayrıca, ekonomik iş birliği ile Ortadoğu’daki durumu da görüşeceğini söyledi.

Peskov, Reuters’ın Beşşar Esed’in geleceğine ilişkin sorusuna, “Bu konu hakkında yorum yapmayacağız” yanıtını verdi.

Kremlin, Putin’in Şera ile ekonomik iş birliği ve bölgesel gelişmeleri masaya yatıracağını bildirdi.

Rus basını dün, Kremlin kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, Putin ile Şera’nın ‘ikili ilişkilerin farklı alanlardaki durumu ve geleceği ile Ortadoğu’daki gelişmeleri’ ele alacaklarını bildirmişti.

Geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen ilk görüşmede iki lider uzlaşıcı bir dil kullanmıştı. Söz konusu ziyaret, Şera’nın Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelmesinden sonra Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olmuştu. Rusya, Esed yönetiminin en güçlü destekçileri arasında yer alıyordu.

Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve kendisine yakın bazı yetkililerle birlikte, iktidarının 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından Moskova’ya kaçmıştı. Şam’daki yeni yönetim, söz konusu isimlerin yargılanmak üzere iadesini talep ediyor.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump dün Şera’yı övdü. Trump, Şera ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gazetecilere verdiği demeçte, “Kendisine büyük saygı duyuyorum… İşler çok iyi gidiyor” ifadelerini kullandı.

Esed’in devrilmesinin ardından Ortadoğu’daki nüfuzu zayıflayan Putin, bölgede Rus askeri varlığını korumayı hedefliyor. Moskova, yeni yönetim döneminde Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssünün geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu iki üs, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışında sahip olduğu tek askeri tesis olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Rusya, 2019’dan bu yana kuzeydoğu Suriye’de Kürt güçlerinin nüfuz alanlarında askeri üs olarak kullandığı Kamışlı Havalimanı’ndan askeri teçhizat ve birliklerini ise dün çekti.

Rusya, Esed’in en önemli müttefiklerinden biri olmuş ve 2015’te çatışmaların başlamasının ardından askeri müdahalede bulunmuştu. Bu müdahale, sahadaki dengelerin rejim güçleri lehine değişmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak Esed’in devrilmesi, Rusya’nın bölgedeki etkisine ağır bir darbe niteliği taşıdı ve Ukrayna savaşı sürerken Moskova’nın askeri kapasitesinin sınırlarını da ortaya koydu.

Buna karşılık, Esed’in düşüşünü memnuniyetle karşılayan Washington, Şera ile ilişkilerini güçlendirdi. ABD, 2014’ten bu yana Suriye ve komşu Irak’ta aşırılık yanlısı gruplara karşı uluslararası bir koalisyona liderlik ediyor.

Öte yandan Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD, dün yayımladıkları ortak bildiride, ateşkesin sağlanmasının ardından Suriye ordusu ile Kürt savaşçıları, binlerce militanı ve aile fertleri kuzeydoğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda tutulan DEAŞ’ın güvenlik boşluğundan yararlanmasını önlemek amacıyla ‘her türlü güvenlik boşluğundan kaçınmaya’ çağırdı.