İsrail yapay zeka destekli silahları denemek için Filistin'i laboratuvar olarak kullanıyor

İsrail'in Gazze'de yapay zeka destekli silahları sivil ölümleri azaltmak için kullandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı ve silah endüstrisinin Filistin'i yeni teknolojileri denediği bir laboratuvar olarak kullandığı belirtiliyor

(AA)
(AA)
TT

İsrail yapay zeka destekli silahları denemek için Filistin'i laboratuvar olarak kullanıyor

(AA)
(AA)

Avustralyalı serbest gazeteci ve "Filistin Laboratuvarı" kitabının yazarı Antony Loewenstein, İsrail'in Gazze'de yapay zeka teknolojisiyle destekli silahları kullanmasını değerlendirdi.

Loewenstein, İsrail ordusunun, Gazze'ye yönelik saldırılarında "güvenilir hedefleri hızlı ve doğru şekilde üretmek" için yapay zekayı (AI) kullanmakla övündüğünü belirterek, "İsrail'in bu teknolojiyi kullanarak sivil kayıpları önlediğine dair elimizde hiçbir kanıt yok. Şu güne kadar 15 binden fazla sivil öldü. Mevcut sivil ölümleri bu iddiayı inandırıcı kılmıyor." dedi.

Savaşta yapay zeka teknolojisi kullanılmasını savunanların sivil ölümleri azaltacağı ve savaşı daha insanileştireceğini iddia ettiğini kaydeden Loewenstein, hem ABD hem de İsrail tarafından kullanılan teknolojilerin bu iddiayı destekleyecek kanıt sağlamadığını söyledi.

Loewenstein, İsrail'in yapay zeka destekli İHA'lar ve hedefleme teknolojisiyle sivilleri koruma iddiasının gerçekçi olmadığına dikkati çekerek, "Başta ABD, İsrail olmak üzere pek çok devletin savaşlarına yapay zekayı dahil ettiği ve bunun aslında insani nedenlerle sivilleri korumak için yapıldığına halkı ikna etmeye çalıştığı bir döneme doğru ilerlediğimiz konusunda endişeleniyorum çünkü gerçek şu ki en azından şu ana kadar bunun olduğuna dair kanıt yok." diye konuştu.

Filistin, silahların denendiği bir laboratuvar

İsrail'in dünyanın en büyük 10'uncu silah endüstrisine sahip olduğunu ve silah ticaretinin hem 11 Eylül saldırıları sonrası hem de Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesiyle daha da büyüdüğünü aktaran Loewenstein, pek çok Avrupalı devletin füze savunma sistemleri ve diğer askeri donanımları İsrail'den aldığını dile getirdi.

Loewenstein, İsrail'in Filistinlilere baskı uygulamak için teknolojiyi kullandığına işaret ederek, şöyle devam etti:

Filistin Laboratuvarı adlı kitabımda yazdığım gibi İsrail, sürekli gelişen yeni baskı ve gözetleme teknikleriyle 'savaş testi' yapmak için hem Batı Şeria'nın hem de Doğu Kudüs'ün sonsuz işgalini ve Gazze kuşatmasını kullandı. Yüz tanıma teknolojileri, casus yazılımlar ve dronlar kendi ülkelerindeki gazetecilere, insan hakları savunucularına ve aktivistlere baskı uygulaması için demokratik veya diktatör devletlere satılıyor. 7 Ekim, İsrail için büyük bir istihbarat başarısızlığı olsa da zamanla bunun silah endüstrisine fayda sağlayacağını düşünüyorum.

İsrail'in füze savunma sistemlerinin ve telefonlara sızan casus yazılımların satışını 7 Ekim'den sonra da devam ettirdiğini ifade eden Loewenstein, silah endüstrisinin İsrail ekonomisinin büyüyen bir parçası olmaya devam edeceği görüşünü paylaştı.

"Siviller ölmeye devam ettiği sürece söylenilenler değil yapılanlar önemli"

Loewenstein, İsrail için savaşta ABD'nin sağladığı silah desteğinin çok önemli olduğunun altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:

Elbette İsrail, ABD desteği olmadan da Gazze'de savaşı yürütebilirdi ancak 7 Ekim'den bu yana Gazze'de çok fazla füze, bomba ve yıkıcı ekipman kullanıldı. Burada yaklaşık 3 hafta önce kullanılan bombaların toplam şiddeti iki nükleer bombaya eşitti. ABD, Avrupa Birliği, Avustralya ve pek çok devlet işte bu yüzden silah gönderiyor çünkü İsrail kendi bombalarını çok hızlı tüketiyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın İsrail'i siviller konusunda uyardıklarını söylemelerinin anlamsız olduğuna vurgu yapan Loewenstein, siviller ölmeye devam ettiği sürece söylenilenlerin değil yapılanların önemli olduğunu belirtti.

Loewenstein, İsrail'e silah yardımı yapılmasının yanı sıra pek çok Batılı ülkenin İsrail'le birlikteliği göstermek için bu ülkeden silah satın aldığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin korkunç olması nedeniyle Batı'nın onları yok etmesi ve çok sayıda insanı katletmesi bu şekilde gerekçelendirildi. İsrail de aynı retoriği kullanıyor. İsrail ayrıca 'biz bu savaşı kazanamazsak Avrupa'da, Avustralya'da, Birleşik Krallık'ta ve ABD'de bunlar sizin de başınıza gelecek' demek istiyor. Bu savaş bu şekilde devam ettiği sürece kısa ve uzun vadede sonuçlarının korkunç olacağını düşünüyorum. İsrail'in Gazze Şeridi'nin tamamını yok etmeye devam etmesini durdurmak için Batı'nın baskısının daha fazla olmasını diliyorum.



Alman subayların Ukrayna-Rusya savaşına dair ses kayıtları yayınlandı: Rusya, Almanya'dan cevap bekliyor

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter
TT

Alman subayların Ukrayna-Rusya savaşına dair ses kayıtları yayınlandı: Rusya, Almanya'dan cevap bekliyor

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter

Rusya, Alman Hava Kuvvetleri subaylarının Ukrayna Savaşı ile ilgili görüşmesinin ses kaydını yayınladı. Ses kaydında Alman subayların, Kerç Köprüsü'nün bombalanması hakkında konuştuğu iddia ediliyor.

DW Türkçe'nin haberine göre; Berlin'de, casuslukla mücadele biriminin Federal Ordu'nun üst düzey subayları arasında, Taurus seyir füzelerinin Ukrayna'da konuşlandırılmasına ilişkin görüşmenin Rusya tarafından dinlendiği ve kaydedildiği ile ilgili iddiaları araştırdığı bildirildi. 

Ne olmuştu?

Russia Today, Cuma günü Alman subaylar arasındaki bir konuşmaya ait 30 dakikalık bir ses kaydı yayımladı. Kayıtta, Almanya Hava Kuvvetleri (Luftwaffe) Komutanı Ingo Gerhartz'ın diğer üst düzey ordu mensuplarıyla Ukrayna'ya Taurus füzelerinin teslimatı hakkında konuştuğu duyuluyor. Görüşmede, Ukraynalı pilotların eğitimi ve sistemlerin programlanması sürecine verilebilecek desteğin yanı sıra olası hedeflerin de konuşulduğu anlaşılıyor.

Subaylar söz konusu görüşmede, mühimmat depolarını ve anakarayı Rusya tarafından ilhak edilen Kırım'a bağlayan stratejik önemdeki Kerç Köprüsü de olası hedefler arasında sayıyor. Görüşmede ayrıca, kamuoyunda söz konusu füzelerin Ukrayna'ya teslimatına kesin bir dille karşı çıkan Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un da bu silahların gönderilmesine yeşil ışık yakacağından yola çıktığı duyuluyor. 

Rossiya Segodnya Uluslararası Haber Ajansı ve Russia Today (RT) Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, Alman ordusundan üst düzey subayların Kırım Köprüsü'ne saldırıyı istişare ettiği ses kaydının deşifresini yayınlamıştı.

19 Şubat'ta gerçekleşen görüşmeye Alman Hava Kuvvetleri Komutanlığı Operasyon ve Tatbikat Daire Başkanı Frank Graefe, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müfettişi Ingo Gerhartz ve Uzay Kuvvetleri Komutanlığı Hava Harekat Merkezi yetkilileri Fenske ve Frostedt'in katıldığı belirlenmişti.

Almanya'nın doğruladığı öne sürüldü

ARD televizyonunun haberine göre Almanya Savunma Bakanlığı, Alman Hava Kuvvetleri subaylarının Kırım Köprüsü'ne saldırı planına ilişkin konuşmalarının dinlendiğini doğruladı. Alman Haber Ajansı DPA'nın haberine göre Scholz, Vatikan'da yaptığı açıklamada, ses kayıtlarının yayınlanmasını "çok ciddi bir konu" olarak nitelendirdi. Scholz, bir gazetecinin bunun dış politikada sorun olup olmayacağına ilişkin sorusuna ise "İşte bu yüzden bu konu artık çok dikkatli, çok yoğun ve çok hızlı bir şekilde aydınlatılıyor. Bu da gerekli." yanıtını verdi.

Rusya ne dedi?

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Telegram kanalından yaptığı paylaşımda, Alman subayların Kırım Köprüsü'ne saldırı planınıyla ilgili ses kaydına ilişkin Alman devlet yetkililerinden herhangi bir yorum gelmemesinin ülkede tek bir yönetim organının olmadığını ve medyanın amacının demokrasi yanılsamasını sürdürmek olduğunu gösterdiğini belirtti.
Zaharova, Alman subayların ses kaydına ilişkin Alman hükümet yapılarından gelen yorumların resmi yetkililrden değil, medya aracılığıyla ismi açıklanmayan kaynaklardan geldiğine dikkat çekerek, "Şaşırtıcı mı? Hiç değil. Bu ne anlama geliyor? Almanya'da birleşik bir yönetim organının yokluğu. Seçkinlerin, iktidarın ve halkın ne birbirlerine karşı sorumluluğu ne de geribildirimi söz konusu. Bu, demokrasinin yokluğunun doğrudan kanıtıdır” ifadelerini kullandı.

DW Türkçe, Sputnik TR, Independent Türkçe


Birleşik Krallık'ta "30'una basan tüm yurttaşlara 10 bin sterlin verme" çağrısı

Mali Araştırmalar Enstitüsü'ne göre, Y kuşağında her 10 kişiden biri hiçbir şey alamayacakken, en tepedeki yüzde 10'luk kesimin her biri 500 bin sterlinden fazla alacak (Unsplash)
Mali Araştırmalar Enstitüsü'ne göre, Y kuşağında her 10 kişiden biri hiçbir şey alamayacakken, en tepedeki yüzde 10'luk kesimin her biri 500 bin sterlinden fazla alacak (Unsplash)
TT

Birleşik Krallık'ta "30'una basan tüm yurttaşlara 10 bin sterlin verme" çağrısı

Mali Araştırmalar Enstitüsü'ne göre, Y kuşağında her 10 kişiden biri hiçbir şey alamayacakken, en tepedeki yüzde 10'luk kesimin her biri 500 bin sterlinden fazla alacak (Unsplash)
Mali Araştırmalar Enstitüsü'ne göre, Y kuşağında her 10 kişiden biri hiçbir şey alamayacakken, en tepedeki yüzde 10'luk kesimin her biri 500 bin sterlinden fazla alacak (Unsplash)

Birleşik Krallık'ta Lordlar Kamarası'nın Muhafazakar bir üyesi, servet kuşaklar arasında el değiştirdikçe artan eşitsizlikle mücadele etmek için  bir sonraki hükümetin 30 yaşındaki herkese 10 bin sterlinlik (yaklaşık 400 bin TL) "yurttaşlık mirası" vermesi gerektiğini öne sürdü.

Yeni analizler, Y kuşağına 1,5 trilyon sterlinlik (yaklaşık 6 trilyon TL) son derece eşitsiz servet aktarımının mevcut eşitsizlikleri derinleştireceğini ortaya koyarken, Lord David Willetts "çok zengin mirasçılarımız olacak ve ev alma basamaklarına hiç çıkamayıp yaşlanana kadar kirada oturan kişi sayısı artacak" uyarısını yaptı.

Resolution Foundation düşünce kuruluşunun başkanı Muhafazakar Partili Lord, Margaret Thatcher'ın özelleştirme hamlesi ve satın alma hakkı programından bu  yana zenginliği yaymak için yeterince şey yapılmadığı uyarısında bulundu ve "yurttaşlık mirası" kavramını yeniden gündeme getirdi.

İlk kez 6 yıl önce, Kuşaklararası Komisyon'a başkanlık ederken böyle bir plan öneren Lord Willetts şunları söyledi: 

Muhafazakar ya da İşçi Partili olmanız fark etmez, mirasın daha önemli, kazancınsa daha önemsiz olduğu bir dünya daha kapalı ve sosyal hareketliliğin daha az olduğu bir toplum demektir.

[Miraslar artık] insanlara hayatlarının epey geç dönemlerinde geliyor. Bu durum, torunların faydalanacağı bir miras modelini güçlendirecek.

Eski Havant Parlamenteri ve aynı zamanda Birleşik Krallık Uzay Ajansı'nın başkanlığını yürüten Muhafazakar Partili Lord, The Guardian'a, programın miras vergisi ödeme eşiğinin aşağı çekilmesi, muafiyetlerin kaldırılması ve yüzde 40'lık vergi oranının düşürülmesiyle finanse edilebileceğini söyledi.

Aynı yayın için Mali Araştırmalar Enstitüsü (Institute for Fiscal Studies/IFS) tarafından yapılan analiz, 1981 ve 1996 arasında doğan Y kuşağının, hızla yükselen emlak fiyatlarından ve nihai maaş emekliliklerinden yararlanan ebeveynlerinden her birine ortalama 150 bin sterlin (yaklaşık 6 milyon TL)  miras kalacağını ortaya koydu.

Ancak IFS, Y kuşağında her 10 kişiden birinin hiçbir şey alamayacağını, en tepedeki yüzde 10'luk kesiminse yıllık miras devirlerinin üçte bir oranında artarak 2033'e kadar 145 milyar sterline (yaklaşık 5,7 trilyon TL) ulaşması nedeniyle her birinin 500 bin sterlinden (yaklaşık 20 milyon TL) fazla alacağını ortaya koydu.

Sonuç olarak, düşünce kuruluşuna göre miras, ailelerin en yoksul beşte birlik kesiminden gelen Y kuşağı için yaşam boyu gelirlerini yalnızca %5 artırırken, en zengin beşte birlik kesim için bu oran %29 olacak.

The Guardian'ın haberine göre, emlak değerleri kuzey ve güney arasındaki uçurumu daha da derinleştirirken, siyah Afrikalı, siyah Karayipli, Pakistanlı ve Bangladeşli kökenlere sahiplerin miras alma olasılığı beyaz akranlarına göre zaten üçte bir ila yarı yarıya daha düşük.

IFS'in kıdemli araştırma ekonomisti David Sturrock gazeteye, "büyük servet aktarımlarının yaklaşmakta olduğu" uyarısında bulundu: 

Çalışma gelirleri daha yavaş artıyor, dolayısıyla [miras kalan] miktarlar yaşam boyu kaynaklarınızın çok daha önemli bir parçası haline geliyor.

Independent Türkçe


El Salvador lideri Bukele "toplumsal cinsiyet derslerini" müfredattan çıkarttı

Bukele'nin seçimlerde tekrar adaylığını koyması, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle tartışma yaratmıştı (Reuters)
Bukele'nin seçimlerde tekrar adaylığını koyması, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle tartışma yaratmıştı (Reuters)
TT

El Salvador lideri Bukele "toplumsal cinsiyet derslerini" müfredattan çıkarttı

Bukele'nin seçimlerde tekrar adaylığını koyması, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle tartışma yaratmıştı (Reuters)
Bukele'nin seçimlerde tekrar adaylığını koyması, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle tartışma yaratmıştı (Reuters)

El Salvador Devlet Başkan Nayib Bukele'nin talimatıyla toplumsal cinsiyet içerikli dersler müfredattan kaldırıldı.

El Salvador Eğitim Bakanı Jose Mauricio Pineda, salı günü yaptığı açıklamada Bukele'nin talebi doğrultusunda "toplumsal cinsiyet ideolojisi içeren" tüm konuların devlet okullarının müfredatından kaldırıldığını duyurdu. 

Toplumsal cinsiyetle ilgili bilgiler içeren ders kitaplarının, çevrimiçi belgelerin ve eğitim programlarının iptal edildiği bildirildi. 

Bakan, kurallara uymamaları durumda devlet okullarında görev yapan yönetici ve eğitmenler hakkında hukuki işlem başlatılacağını da duyurdu.

Pineda, Eğitim Bakanlığı'nın 2022'den beri bu adımın atılmasını istediğini sözlerine ekleyerek Bukele'ye teşekkür etti. 

Bukele, ABD'nin Maryland eyaletinde radikal sağcıların 22-24 Şubat'ta düzenlediği Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'nda (Conservative Political Action Conference -CPAC) konuşmuştu.

42 yaşındaki lider, 22 Şubat'taki konuşmasında ebeveynlerin, çocuklarının gördükleri eğitim üzerinde söz hakkına sahip olduğunu belirterek "toplumsal cinsiyet ideolojisinin izlerini taşıyan her şeyin müfredattan kaldırılacağını" söylemişti.

İktidardaki Yeni Fikirler Partisi'nin (Nuevos Ideas) kurucusu Bukele, 4 Şubat'taki seçimleri açık farkla kazanarak liderliğini pekiştirmişti. 

Genç lider, oyların yüzde 84,65'ini alırken, rakiplerinden solcu Farabundo Martí Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (FMLN) adayı Manuel Flores oyların yüzde 6,40'ını kazanmıştı. Muhafazakar Milliyetçi Cumhuriyetçi İttifak'ın (ARENA) adayı Joel Sanchez ise yaklaşık yüzde 5,57 oranında oy toplamıştı.

Independent Türkçe, El Pais, ABC News


Tayland Krallığı'nda Amerikalı gelin krizi

Kaynaklardan biri "Veliahtlık mücadelesine girince evliliğini gizlemeye çalışıp insanlara boşandığını söylemeye başladı" dedi (AP)
Kaynaklardan biri "Veliahtlık mücadelesine girince evliliğini gizlemeye çalışıp insanlara boşandığını söylemeye başladı" dedi (AP)
TT

Tayland Krallığı'nda Amerikalı gelin krizi

Kaynaklardan biri "Veliahtlık mücadelesine girince evliliğini gizlemeye çalışıp insanlara boşandığını söylemeye başladı" dedi (AP)
Kaynaklardan biri "Veliahtlık mücadelesine girince evliliğini gizlemeye çalışıp insanlara boşandığını söylemeye başladı" dedi (AP)

Tayland Kralı Maha Vajiralongkorn'un oğlu Vacharaesorn Vivacharawongse, monarşinin tartışılmasına izin verilmesi gerektiğini söyledikten yaklaşık 6 ay sonra bir kere daha dünyada gündem oldu. 

ABD merkezli Daily Beast haber sitesi, Kral'ın en büyük oğlunun tahtı devralmasının önünde bir engel olduğunu bildirdi: Gizlice evlendiği Amerikalı eşi Elisa Garafano. 

Bu engel, New York eyaletinin White Plains kentinde memurluk yapan Garafano'ya özgü değil zira Tayland yasalarına göre hükümdarın bir yabancıyla evlenmesi yasak.

Site, Vach diye de bilinen Vacharaesorn Vivacharawongse'nin uzun süredir babasından uzak durduğunu ancak taht için adı geçen en güçlü ismin de o olduğunu 1 Mart tarihli haberde yazdı. Vach'ın birlikte iki çocuk sahibi oldukları eşinden ayrılmayı düşündüğü ve bu sayede tahtı devralmakta sorun yaşamayacağı da bildirildi. 

Daily Beast'in kaynakları, boşanma davası açan Garafano'nun diğer yandan da arkadaşlarına çocuklarıyla birlikte kraliyet ailesine girmek istediğini söylediğini aktardı. Amerikalı kadının boşanma sürecini durdurduğu da öne sürüldü. 

42 yaşındaki avukat Vach'ın da iki arada kaldığı zira hem tahta çıkmak istediği için bu birlikteliği gizlediği hem de evliliğine ve çocuklarına bağlılığını sürdürdüğü iddia edildi. 

Tayland Kralı Maha Vajiralongkorn, 2016'da 64 yaşındayken tahta çıkmıştı. Vach'ın annesi olan ikinci eşi Sujarinee Vivacharawongse'dense 1996'da boşanmıştı. Eski bir aktris olan eşinden 4 oğlu var. 

Vivacharawongse'yse çocuklarıyla birlikte ülke dışında taşınmıştı. En küçük kızları Sirivannavari Nariratana kraliyet ailesine kabul edilerek Prenses unvanını alsa da erkek çocukların resmi titrleri yok.

4 kez evlenen ve 7 çocuğu olan Kral Vajiralongkorn henüz resmi bir varis belirlemedi.

27 yıl sonra geçen sene ülkesine dönen Vach, veliahtlar arasında önde görülüyor. Üç erkek kardeşi olsa da bunlardan Max de Amerikalı bir eşe sahip. Ong diye de bilinen Chakriwat ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. En küçük erkek çocuk Vatchrawee'yse pek şans verilmiyor.

Vach, eylülde New York'ta düzenlenen ve Tayland'daki "krala ihanet yasası" kapsamında haklarında hukuki işlem başlatılanların fotoğraflarının yer aldığı bir sergiye katıldıktan sonra Facebook hesabından açıklama yapmış ve monarşinin tartışılmasına izin verilmesi gerektiğini söylemişti: 

Monarşiyi seviyor ve ona değer veriyorum. Fakat bilgi sahibi olmanın, hiçbir şey bilmemekten daha iyi olduğuna inanıyorum. Herkesin kendi deneyimlerine dayanan şahsi görüşleri vardır. Onları dinlememek, görüşlerini ya da fikirlerini ortadan kaldırmaz. Onlarla aynı fikirde olup olmamanız başka bir mesele. Fakat herkes birbiriyle makul şekilde konuşabilmeli.

Tayland'daki "krala ihanet yasası" kapsamında suçlu bulunanlar 15 yıla kadar hapis cezası alabiliyor. 

2020'de ülkede binlerce demokrasi yanlısı protestosu, siyaset ve toplum üzerindeki monarşi ve ordu vesayetine karşı sokaklara dökülmüştü.

Independent Türkçe, Daily Beast, NY Post 


İsrail'in Filistinlileri tuttuğu "kafesler" tepki topladı

İsrail hapishanelerinde yaklaşık 8 bin Filistinli tutuklu bulunuyor (Haaretz)
İsrail hapishanelerinde yaklaşık 8 bin Filistinli tutuklu bulunuyor (Haaretz)
TT

İsrail'in Filistinlileri tuttuğu "kafesler" tepki topladı

İsrail hapishanelerinde yaklaşık 8 bin Filistinli tutuklu bulunuyor (Haaretz)
İsrail hapishanelerinde yaklaşık 8 bin Filistinli tutuklu bulunuyor (Haaretz)

İsrail'de polis, cezaevi kapasitesinin yetersizliğinden dolayı Filistinli tutukluları kafes benzeri hücrelerde tutmaya başladı.

Haaretz'de yer alan haberde, Kudüs yakınlarındaki Atarot'ta yer alan polis karakolunda bu tip bir uygulamanın yapıldığı ifade edildi.

Haberde, karakoldaki kafes benzeri hücrelerde tutulan Filistinlilerin, savaş öncesi dönemde İsrail'e giriş izni bulunan ancak savaşın patlak vermesiyle bu izinlerin iptaliyle gözaltına alınan kişiler olduğu belirtildi.

Çevresine dikenli tellerin çekildiği hücreler tek bir polis memuru tarafından korunurken, Haaretz'in ele geçirdiği fotoğrafta bir tutuklunun yerdeki ince bir matın üzerinde yattığı görülüyor.

Gazetenin aktardığına göre, birkaç haftadır kullanılan kafes benzeri hücreler resmi cezaevi statüsüne sahip değil. 

Yargıya taşınan konuyla ilgili mahkemenin bu gözaltı tesisinin kullanılmaması yönünde karar aldığı ancak polisin bu karara uymadığı aktarıldı.

Geçen salı Kudüs'te görülen davada, Nablus kentinden bir Filistinlinin bu hücrelerde tutulması mahkemeye sunuldu.

Yasadışı olarak İsrail'de bulunma suçlamasıyla karşı karşıya kalan Filistinli tutuklunun avukatı, "Temel şartlar sağlanmadan, soğukta ve dışarıda tutuluyor. Bunlar insanlık dışı koşullar" dedi.

Davaya bakan yargıç Gad Ehrenberg de, hücrelerdeki koşulların "insani olmadığına" hükmederek konunun Kudüs polisi tarafından çözülmesi kararını verdi.

Geçen ay, aynı tesiste tutulan bir başka Filistinli mahkemenin temel hakların sağlanamadığı yönündeki kararıyla birlikte serbest bırakılmıştı. Filistinli tutuklunun avukatı, müvekkilinin aşırı soğukta battaniye dahi verilmeden, gıdaya ve temiz suya erişimsiz şekilde 4 günden fazla tutulduğunu öne sürmüştü.

İsrail polisiyse tesisin, gözaltına alınan kişilerin sorgusu için geçici bir süreyle kullanıldığını öne sürüyor.

Independent Türkçe, Haaretz, AA


Netflix izleyicileri, yeni filmi yerden yere vuruyor: "Berbat ötesi"

Paul Dano, Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu'nda CGI örümcek rolünde (Netflix)
Paul Dano, Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu'nda CGI örümcek rolünde (Netflix)
TT

Netflix izleyicileri, yeni filmi yerden yere vuruyor: "Berbat ötesi"

Paul Dano, Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu'nda CGI örümcek rolünde (Netflix)
Paul Dano, Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu'nda CGI örümcek rolünde (Netflix)

Amerikalı komedi kralı Adam Sandler'ın başrolünü oynadığı son film Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu (Spaceman), Netflix izleyicilerinden sert eleştiriler alıyor.

Uncut Gems'in 57 yaşındaki yıldızı filmde, eşi Lenka'yla (Maestro'dan Carey Mulligan canlandırıyor) evliliğinin çökmesinden kısa süre sonra Güneş Sistemi'nin sınırına bir göreve gönderilen Çek astronot Jakub Procházka'yı canlandırıyor.

Fakat izleyiciler filmin çıkış noktasını ve kafa karıştırıcı bir seçimle yardımcı oyuncu rolünde dev bir CGI örümcek olmasını yerden yere vuruyor.

Sandler'ın karakteri, Kan Dökülecek'ten (There Will be Blood) Paul Dano'nun seslendirdiği büyük boy örümcekle karşılaştığında ikili ilk başta birbirlerine karşı temkinli davranıyor. Ancak astronot, Hanus adlı örümceğin paylaşabileceği terapötik bir bilgeliği olabileceğinin farkına varıyor.

Netflix hayranları filmin çıkış noktasına ikna olmamış gibi görünürken, izleyiciler yapımı "berbat" ve "düpedüz aptalca" diye nitelendiriyor.

Bir X/Twitter kullanıcısı, "Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu berbat ötesi. Psikolojik değil, düpedüz aptalca" diye yazdı.

Başka biriyse şöyle ekledi:

Dün gece #Spaceman'de birkaç saat Adam Sandler izledim. Bu [bir] ağıttı. Ayrıca uzaylı da dev bir terapist örümcekti.

Bir hayran da yapımı, izlediği "EN KÖTÜ filmlerden biri" diye nitelendirecek kadar acımasızdı.

Öte yandan bazıları daha diplomatikti; bir izleyici filmin "harika performanslar, ilginç fikirler ve ağır temalar" barındırdığını fakat "yavaş temposu nedeniyle batağa saplandığını" yazdı.

Bununla beraber bir başka izleyiciyse filmin "aptalca bir çıkış noktası" olmasına rağmen vurucu temaları ele aldığını söyledi.

Aptalca bir çıkış noktası gibi gelen şey, son derece üzücü ve dokunaklı bir filme dönüşüyor; bu hafta sonu izlemek isteyen herkese şiddetle tavsiye ederim.

Bir başkası da "Hayatımda dost canlısı bir şekilde konuşan dev bir örümceğe ihtiyacım olduğunu bilmiyordum ama teşekkürler Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu" diye espri yaptı.

Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu'ndaki CGI örümceği seslendirmesi hakkında The Independent'a konuşan Dano filmin çıkış noktasının, "kulağa buradan bir şey çıkacak kadar çılgınca geldiğini" düşündüğü için imza attığını söylemişti.

Dano gülerek "Adam Sandler'ın bir uzay gemisinde dev bir örümcekle konuştuğunu duyduğumda dedim ki… Tamam" demişti.

Kulağa buradan bir şey çıkacak kadar çılgınca geldi.

Film eleştirmeni Geoffrey Macnab, Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu üzerine The Independent'ta kaleme aldığı iki yıldızlı incelemede filmin kimlik sorunu yaşadığını yazıyor.

Macnab bu filmin "Dünya gezegeninde çözülmemiş kişisel meseleleri olan, evinden çok uzaktaki astronotlarla ilgili filmlerden biri" olduğunu söylüyor.

Bir ilişki draması mı, insanın yalnızlığı üzerine Tarkovski tarzı bir meditasyon mu yoksa hayatta kalmaya çalışan bir astronotla ilgili Yerçekimi (Gravity) benzeri bir destan mı izlediğimizden asla tam emin olamıyoruz.

Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu, Netflix'te yayında.

Independent Türkçe


Donald Trump zafer üstüne zafer kazandı

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Donald Trump zafer üstüne zafer kazandı

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Eski Başkan Donald Trump cumartesi günü Idaho, Michigan ve Missouri önseçimlerinde kazandığı zaferlerle Cumhuriyetçi adayı olmaya yaklaştı ve kalan tek rakibi Nikki Haley'i daha da geride bıraktı.

Idaho'da oyların yüzde 89,3'ünü, Missouri'de ise yüzde 100'ünü alan Trump bu önseçimleri kolaylıkla kazandı.

Eski Başkan cumartesi günü Michigan'da mevcut 39 delegenin tamamını topladı. Önceki günlerde Michigan'da yapılan ayrı bir önseçimde Trump diğer 16 delegenin 12'sini kazanmıştı.

Cumartesi günkü karşılaşmalar Süper Salı'dan önceki son seçimlerdi. Salı günü Nikki Haley, önseçimlerde tutunabileceğini ve seçmenlere bir alternatif sunabileceğini göstermek adına tek bir eyaleti bile almaya muhtaç.

Aralarında Haley'nin de bulunduğu bazı kişiler, 91 ağır suçlamayla karşı karşıya olan Trump'ın yarıştan çekilebileceğine inandıklarını üstü kapalı bir şekilde ima ediyor. 

5 Mart'ta Alabama, Alaska, Arkansas, Kaliforniya, Colorado, Maine, Massachusetts, Minnesota, Kuzey Carolina, Oklahoma, Tennessee, Teksas, Utah, Vermont ve Virginia'da seçmenler sandık başına gidecek. Temmuzda düzenlenecek Ulusal Cumhuriyetçi Kongre öncesindeki bu oylama dalgası, delegelerin üçte birinden fazlasını oluşturuyor.

Haley için bu salı günü kampanyasını yeniden canlandırması için bir fırsat. Trump içinse yarışı kesin bir şekilde bitirme zamanı.

Anketler Haley'nin herhangi bir yerde önde olduğunu göstermiyor ancak kampanyası banliyö nüfusunun yüksek olduğu eyaletlerde iyimser bir tutum sergiliyor.

Haley'nin süper PAC yönetimine yakın bir kaynak, Cumhuriyetçi aday adayının Güney Carolina'daki yenilgisinin ardından geçen hafta gazetecilere verdiği röportajda, "Vermont, Utah, Virginia. Bence demografik olarak bakarsanız, Haley'nin kazanma şansının olduğu eyaletler var" dedi. 

Trump bugüne kadar Cumhuriyetçi önseçimlerinde her eyaleti kazandı. Haley, Florida Valisi Ron DeSantis ve işadamı Vivek Ramaswamy'nin ocaktaki Iowa önseçimlerinin ardından adaylıktan çekilmeleriyle Trump'ın son rakibi oldu.

Eski Başkan, Cumhuriyetçi seçmenlerin favorisi olmaya devam ediyor ve bazı son anketlere göre birtakım salıncak eyaletlerde de Başkan Joe Biden'ın önünde yer alıyor.

Ancak diğer anketler, önemli sayıda Cumhuriyetçinin ve Amerika'nın bağımsız seçmenlerinin kasımdaki seçimde Trump'a oy vermeyeceğini gösteriyor.

Independent Türkçe


Kabataş-Bağcılar tramvay hattı seferlerinde düzenleme

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Kabataş-Bağcılar tramvay hattı seferlerinde düzenleme

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Kabataş-Bağcılar Tramvay Hattı'nda yapılacak hat revizyon çalışmaları nedeniyle sefer saatlerinde düzenlemeye gidildi.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, T1 Kabataş-Bağcılar Tramvay Hattı'nda bu gece yapılacak hat revizyon çalışmaları kapsamında Kabataş'tan Bağcılar yönüne saat 23.30'da, Bağcılar'dan Kabataş yönüne saat 23.20'de aktarmasız son sefer yapılacağı belirtildi.

Açıklamada, aktarmasız son sefer sonrası Kabataş-Sultanahmet ve Yusufpaşa-Bağcılar istasyonları arasında seferlerin normal işletme düzeninde devam edeceği, Yusufpaşa-Sirkeci istasyonları arasında ücretsiz İETT otobüsleri ile hizmet verileceği bilgisi paylaşıldı.


İsrailli siyaset bilimci, "mesihçi radikallerin" ülkenin politikalarını şekillendirdiğini söyledi

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
TT

İsrailli siyaset bilimci, "mesihçi radikallerin" ülkenin politikalarını şekillendirdiğini söyledi

Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA
Fotoğraf: Mostafa Alkharouf/AA

İsrailli Siyaset Bilimci Gayil Talshir, Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden sürülmesi gerektiğine dair aşırı fikirler ortaya atan aşırı sağcı "mesihçi radikallerin" ülkeyi ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun başındaki hükümetin politikalarını şekillendirdiğini belirtti.

İsrail'in Haaretz gazetesine konuşan Kudüs İbrani Üniversitesinde görev yapan siyaset bilimci Talshir, ülkedeki mesihçi radikal grupların İsrail'in siyasi liderliğini ve politikalarını nasıl şekillendirdiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kudüs Uluslararası Kongre Merkezi'nde 28 Ocak'ta aşırı sağcılar tarafından düzenlenen ve "Filistinlileri Gazze'den sürme" fikrini savunan konuşmaların yapıldığı konferansa işaret eden Talshir, toplantıya katılanlar arasında Likud, Dini Siyonizm, Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi dört partiden en az 10 bakan ve İsrail parlamentosunun neredeyse dörtte birine tekabül eden 27 milletvekilinin olduğuna dikkati çekti.

Aşırılık yanlısı fikirleriyle tanınan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in "dinci" siyonist hareketi ele geçirdiğini ve bununla birlikte aşırı dinsel mesajların İsrail siyasetinin ana akımına yerleştiğini söyleyen Talshir, şöyle devam etti:

Örneğin, Tapınak Tepesi'ni (Mescid-i Aksa) ziyaret etmek. Yahudiliğin çoğu akımında aşırı bir eylem olarak değerlendirilen bu eylem, bugün sağda milliyetçi-sembolik bir eylem haline geldi. Aynı şey, Filistinlilerin özel mülkiyetindeki araziler üzerine inşa edilen ve bugün 'genç yerleşim yerleri' olarak anılan yasa dışı yerleşimci ileri karakolları için de geçerli. Bugün bunlar artık Netanyahu hükümetinin çizgisini dikte ediyor.

Netanyahu'nun siyasi çıkarları için başında bulunduğu Likud Partisini aşırı sağcıların partisi haline getirdiğine işaret eden İsrailli siyaset bilimci, "Şu anda Netanyahu'yu kontrol edenler, İsrail'deki siyasi sistemin nasıl kontrol edileceğinin genetik kodunu kırmış kişilerdir. Ona büyük bir saygı ve halkın lideri rolünü sunuyorlar ve karşılığında da eğitim sistemi, medya, yargı, ekonomi ve tabii ki işgal altındaki bölgeler gibi toplumun daha derin yapılarının kontrolünü alıyorlar." ifadelerini kullandı.

Gayil Talshir, İsrail'in Suudi Arabistan, Mısır ve Filistin ile jeostratejik bir anlaşmaya yönelik fırsatının hazirana kadar devam edeceğini ifade ederek, bu tarihten sonra ABD yönetiminin ülkedeki seçimler nedeniyle diplomasi hamlelerinin zorlaşacağını söyledi.

Benny Gantz ve Gadi Eisenkot gibi Savaş Kabinesi üyelerinin Netanyahu'ya ultimatom vermesi gerektiğini belirten Talshir, bu sayede Netanyahu'nun ülkenin çıkarlarını ilgilendiren kararlar almaya zorlanabileceğini belirtti.


Pakistan meclisinde yapılan oylamada Şahbaz Şerif ikinci kez başbakan seçildi

Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)
Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)
TT

Pakistan meclisinde yapılan oylamada Şahbaz Şerif ikinci kez başbakan seçildi

Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)
Pakistanlı politikacı Şehbaz Şerif (AFP)

Pakistan Ulusal Meclis Başkanı Serdar Ayaz Sadık, Pakistan Müslüman Ligi-Navaz Partisi (PML-N) Başkanı Şahbaz Şerif'in, 201 oy alarak ikinci kez başbakan seçildiğini duyurdu.

The Dawn gazetesinin haberine göre, PML-N, Pakistan Halk Partisi (PPP) ve farklı siyasi partilerden oluşan ittifakın ortak adayı Şerif, Pakistan'ın yeni başbakanı oldu.

Ulusal Meclis Başkanı Sadık, Şerif'in, mecliste yapılan oylamada geçerli oyların 201'ini alarak ikinci kez başbakan seçildiğini açıkladı.

Başbakanlık seçiminde, Şerif'in rakibi olan ve eski Başbakan İmran Han'ın partisi Pakistan Adalet Hareketi (PTI) adayı Ömer Eyüp Han ise 92 oy aldı.

Şerif, 2022-2023 arasında da Pakistan Başkanı olarak görev yapmıştı.

Üç dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif'in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan 2022'de mecliste düzenlenen seçimde 174 oyla çoğunluğun desteğini alarak başbakan seçilmiş ve ülkeyi Ağustos 2023'e kadar yönetmişti.