Rusya, Ukrayna'dan ilhak ettiği dört bölgede başkanlık seçimi yapacak

Putin, Pasifik Okyanusu’nu gözlemleyecek iki denizaltının açılış törenine katıldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı Nikolai Yevmenov, dün Rusya’nın kuzeyindeki Severodvinsk şehrinde iki yeni denizaltının açılışında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı Nikolai Yevmenov, dün Rusya’nın kuzeyindeki Severodvinsk şehrinde iki yeni denizaltının açılışında (AP)
TT

Rusya, Ukrayna'dan ilhak ettiği dört bölgede başkanlık seçimi yapacak

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı Nikolai Yevmenov, dün Rusya’nın kuzeyindeki Severodvinsk şehrinde iki yeni denizaltının açılışında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı Nikolai Yevmenov, dün Rusya’nın kuzeyindeki Severodvinsk şehrinde iki yeni denizaltının açılışında (AP)

Rusya Merkez Seçim Komisyonu, geçen yıl tek taraflı olarak Rusya’ya ilhak edilen Ukrayna bölgelerinde gelecek Mart ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinin uygulanmasına karar verdi. Karar, Rus çevrelerin ‘bu adımın sahada büyük zorluklarla karşı karşıya kalabileceği’ yönündeki daha önceki uyarılarına rağmen alındı.

Böylece Komisyon, bu konudaki tartışmayı da çözüme kavuşturmuş oldu. Seçim Komisyonu Başkanı Ella Pamfilova, daha önce bu konudaki nihai kararın, Rus ordusu, güvenlik teşkilatları ve bu bölgelerdeki liderlik organlarının yanı sıra, tartışmanın çözümünde esas söz sahibi olan Rusya başkanlığıyla istişarelerde bulunulduktan sonra alınması gerektiğini açıklamıştı.

Şarku’l Avsat’ın Novosti’ten aktardığı habere göre komisyon üyeleri, bu kararı Federal Güvenlik Servisi, Savunma Bakanlığı ve Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri ile Zaporijya ve Herson bölgelerinin başkanlarıyla istişarede bulunduktan sonra aldı.

Seçim Komisyonu Başkan Yardımcısı Nikolay Bulayev, komisyonun, kararıyla ilgili olarak en yüksek yetkiye sahip kişi sıfatıyla ülkenin Devlet Başkanına ve Federasyon Konseyi (Senato) Başkanına resmi yazı göndereceğini açıkladı. Bulayev, “Alınan karar hakkında derhal Rusya Devlet Başkanını ve Federasyon Konseyini bilgilendirmeliyiz. Taslak mektuplar hazırlayıp Devlet Başkanına ve Konseye göndermenizi rica ediyorum” dedi.

Rus yetkili, komisyonun oy verme mekanizmalarıyla ilgili ayrıntıları incelediğini ve Rusya’nın yeni bölgelerinde oylamayı aksatacak girişimlere hazırlıklı olduklarını dile getirdi. Bulayev ayrıca, “Bu kararı verirken kendimize belirlediğimiz misyonun olumlu etki yaratacağına inanıyorum. Bunu onurlu bir şekilde gerçekleştireceğimizden hiç şüphem yok” dedi.

FOTO: Yeni Rus denizaltısı İmparator 3. Aleksandr’ın dün Severodvinsk’te suya indirilmesi sırasında (EPA)
Yeni Rus denizaltısı İmparator 3. Aleksandr’ın dün Severodvinsk’te suya indirilmesi sırasında (EPA)

Moskova, bu kararın açıklanmasıyla olağanüstü hal hükümlerine tabi ‘askeri harekât bölgesinde’ seçim yapılmasının önündeki ilk engeli aşma yönünde bir adım atmış oldu. Rusya Anayasası, bu tür alanlarda seçimlerin uygulanmasını yasaklıyor. Ancak Başkan Vladimir Putin, geçen Mayıs ayında sıkıyönetim veya acil durum hükümlerinin uygulandığı bölgelerde seçim ve referandum yapılması yasağını kaldıran bir federal yasayı imzalayarak hukuki engelin aşılmasının önünü açmıştı.

‘Kontrol dışı’

Ancak Rus yetkililerin önünde daha tehlikeli ikinci bir engel daha var. Moskova’daki uzmanlar, bu meselenin, ‘dört bölgedeki toprakların neredeyse tamamını kontrol edemediği ve burada şiddetli direniş ve sürekli saldırılarla karşı karşıya olduğu gerçeğiyle nasıl başa çıkılacağı’ ile ilgili olduğunu belirtti. Usul açısından bakıldığında bu, çoğunluğu farklı bölgelere sığınan bu bölgelerin asıl sakinlerinin oy verme süreçlerine katılamayacakları ya da büyük bir kısmının, yani Ukrayna topraklarının derinliklerine sığınmayı tercih eden grupların bunu yapmaya istekli olmayacağı anlamına geliyor. Ukraynalı bir analist de “Dünya, Moskova’nın ‘sanki bu bölgeler Putin için yeni bir yetkilendirme süreci yürütüyormuş’ izlenimi uyandırmaya hazırlandığı hiçbir sonucu tanımayacak” dedi.

Pasifik Okyanusu’nu gözlemleyecek iki denizaltı

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün televizyonda yayınlanan iki nükleer denizaltıya Rus bayrağının çekilmesi törenine katıldı. Putin, denizaltıların Pasifik Okyanusu’nda devriye gezmeye başlayacaklarını söyledi. Krasnoyarsk ve İmparator 3. Aleksandr denizaltılarının açılışını yapmak üzere kuzeydeki Severodvinsk şehrine giden Putin, yaptığı konuşmada “Yakında Aleksandr 3 ve Krasnoyarsk denizaltıları Pasifik Okyanusu’nu izlemeye başlayacak” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’da sahadaki gelişmelere ilişkin olarak tüm temas hatlarında şiddetli çatışmalar devam etti. Ukrayna ordusu dün şafak vakti Rusya’nın Kiev’e fırlattığı 8 füzeyi düşürdüğünü açıklarken, yerel yetkililer 4 kişinin yaralandığını ve tedavi edildiğini bildirdi. Öte yandan Kiev Hava Kuvvetleri, Moskova’nın dün gece çoğu Mıkolayiv bölgesinde olmak üzere Kırım Yarımadası’ndan 18 Şahed insansız hava aracı fırlattığını, ancak güney Ukrayna savunması tarafından imha edildiklerini açıkladı. Ukrayna Hava Kuvvetleri, Telegram üzerinden yaptıkları açıklamada, “İlk bilgilere göre Rusya, sabah saat 4 civarında Kiev bölgesine füze saldırısına başladı” dedi. Ukrayna Hava Kuvvetleri, “Toplamda, hava savunması balistik bir yörüngede başkente doğru uçan sekiz hava hedefini imha etti” açıklamasında bulundu.

Moskova, Donetsk’in Marinka kasabası ekseninde biraz ilerleme kaydettiğini duyurdu. Aynı şekilde Ukrayna’nın saldırıları, artan kar yoğunluğu ve ilerleme girişimlerinde zorlukların ortaya çıkmasıyla çatışmaların hızının yakında azalacağı yönündeki beklentilere rağmen, özellikle Herson, Zaporijya ve Donetsk’te çoğu eksende devam etti. Rus medyasına göre Moskova, zemin kar nedeniyle sertleştiğinde herhangi bir ilerleme girişimini engelleyecek geniş mayın tarlası alanları ile Ukrayna saldırısına karşı koymaya hazırlandı.

FOTO: Bir adam, dün Rusya’nın Kiev’e düzenlediği saldırının ardından evindeki hasarı inceliyor (AFP)
Bir adam, dün Rusya’nın Kiev’e düzenlediği saldırının ardından evindeki hasarı inceliyor (AFP)

Rus askeri sözcüsü, “Saldırgan Rus kuvvetleri, Marinka şehrinin Georgievka kasabası yakınlarındaki mevzilerini güçlendirdi. Ukrayna’nın ateş noktalarını tespit edip yok etmek için kasabanın bitişiğindeki orman kuşağında keşif turları düzenliyor dedi. Sözcü, şehirden kısmen çekilen Ukrayna güç birimlerinin havan mermileri ve el bombası fırlatıcılarıyla şehri bombalamaya devam ettiğine dikkat çekti.

Rusya Savunma Bakanlığı ise çatışmaların gidişatına ilişkin günlük brifinginde, Ukrayna ordusunun 570’den fazla ölü ve yaralıya maruz kaldığını, son 24 saat içinde Donetsk eksenine yönelik 18 saldırıyı engellediğini ve Kiev’in bu süre zarfında çeşitli eksenlere karşı başlattığı 24 dronu düşürdüğünü açıkladı.

Rus askeri açıklamasında ayrıca, Moskova’nın önlendiğini söylediği saldırıların kapsamının tüm temas hatlarındaki operasyonları kapsayacak şekilde genişletildiğine dikkat çekildi. Sözcü, Ukrayna’nın doğusundaki Harkiv eyaletindeki Kupyansk ekseninde ve Donetsk’teki Krasny Limansk’ta büyük çaplı bir saldırının geri püskürtüldüğünü belirtirken, burada 18 saldırıyla karşı karşıya kalındığını, ancak Rus kuvvetlerinin bu saldırıları engellediğini söyledi.

Öte yandan Moskova, Donetsk’in güneyindeki geniş çaplı bir saldırıyı geri püskürttüğünü ve 80 Ukraynalı askeri ortadan kaldırmayı ve Batı topçu ve silahlarını imha etmeyi başardığını duyurdu. Belirtilene göre Rus kuvvetleri, Herson ekseninde olduğu gibi 4 saldırıyı da püskürttü. Askeri açıklamada Lugansk, Donetsk, Zaporijya ve Herson’da 24 dronun da hedef alındığı belirtildi.

‘Sessiz hırslar’

Diğer taraftan Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Görevler Büyükelçisi Rodion Miroshnik, Batılı tarafların siyasi hırsları sakinleştiğinde ciddi müzakerelere başlama koşullarının olgunlaşabileceğini söyledi. Miroshnik, Ukrayna ihtilafının Ukrayna ile değil, Batı ile müzakere yoluyla sona ereceğini belirtti.



Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
TT

Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)

Elie el-Kasifi

Ortadoğu’daki tabloyu okumak için iki ana başlık var. Bunlardan birincisi İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve dolayısıyla Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve Batı Şeria'dan bahsetmemesi, ikincisi ise İran'ın nükleer programı, balistik silahları ve belki de Tahran destekli milislerin bölgedeki geleceğiyle ilgili müzakereler konusunda İran ve ABD arasında karşılıklı olarak verilen mesajlar ve savrulan tehditler.

Bu iki başlık arasındaki tüm bağlantıları, sanki bölge için hala sisli, dalgalı ve binlerce soruyu beraberinde getiren bir gelecek öngörüyormuşuz gibi aramanın bir önem yok. Bu iki başlığın eşzamanlı ve uluslararası sahneyi her geçen gün sarsan Donald Trump döneminde ABD'nin bölgedeki stratejisinin mihenk taşı olması yeterli. Zira bunun İran'dan Sudan'a, doğudan batıya bölgedeki tabloyu etkilemeden yapılması mümkün değil.

İster doğuda ister batıda” olsun hiç kimse tarafından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana istediğini yapmaktan caydırılamayan İsrail, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana ABD'nin bölgedeki tutumuyla birebir özdeşleşmiş durumda. Trump’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının arifesinde İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkesin, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkanı’nın seçim kampanyası sırasında söz verdiği gibi Gazze'deki savaşı durdurma konusunda ciddi olduğunu gösterdiği doğru olsa da çok geçmeden Trump'ın vaatlerinin İsrail'i ve hatta kendisini bile bağlamadığı ortaya çıktı. Slogan atma ve son tarih belirleme konusunda başarılı olan Trump’ın gerçeklere uyum sağlama ve planlarını yavaşlatma ya da iptal etme konusunda daha becerikli olduğu da açıkça görüldü. Aynı şey Ukrayna'daki savaşı rekor bir sürede sona erdirme vaadi için de geçerli.

Gazze Şeridi'ndeki savaşa gelince, İsrail’in yeniden başlayan saldırısı, sanki ABD’nin mevcut stratejisinin bir parçasıymış ve sadece İsrail stratejisini yansıtmıyormuş gibi ABD'nin tam desteğine sahip. Bu da Trump dönemi ile İsrail'in Gazze’deki ve bölgedeki vahşetini örtbas etmekten geri kalmayan Joe Biden dönemi arasında büyük bir fark olduğunu gösterdi. Ancak ABD’nin ve İsrail’in stratejileri arasındaki uyum daha önce hiç Trump yönetiminde olduğu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı. Trump'ın açıkladığı Gazze halkını yerinden etme planı bunun tek kanıtıdır. Trump, bu plandan geri adım atmış ya da planını ertelemiş gibi görünse de bu plan İsrail aşırı sağı için çok iddialı bir Amerikan tavanı oluşturdu. İsrail aşırı sağının önerilerine karşı zaman zaman çok muğlak da olsa bir mesafe koyan önceki Demokrat Partili Joe Biden yönetimi döneminde durum böyle değildi.

Aslında İsrail'in Gazze Şeridi’ne karşı yeniden başlayan saldırısı ‘güç yoluyla barış’ sloganının pratikteki tercümesi olurken pratikte bölgede barışı sağlamaktan ziyade İsrail'in bölge üzerindeki kontrolünü dayatmak anlamına geliyor. Ancak İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana geleneksel rakipleri olan Filistinli gruplar ve Hizbullah'a karşı elde ettiği tüm ‘başarılara’ rağmen, şimdiye kadar kendisi için tamamen elverişli bir bölgesel durum tasarlayabilmiş ya da bölge üzerinde kontrolünü empoze etmesine yahut çevresiyle normal ilişkileri olan bir devlete dönüşebilmiş değil. Aksine, İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de güç kullanmaya devam etmesi, onu bölgede ‘normal bir devlet’ olmaktan giderek daha da uzaklaştırıyor.

Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum tesis edildiğinden, İsrail'in Lübnan'daki saldırıları artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a yönelik saldırılar olarak görülmüyor.

İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatması, Hizbullah ile bölgedeki devletler ve halklar arasındaki köklü husumet göz önüne alındığında, Hizbullah'a karşı olumsuz bir hassasiyet uyandırmak bir yana İsrail'in Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'ye girmeye devam etmesi ve buradaki mezhepçi grupları kendi tarafına çekmeye çalışması, Suriye topraklarını sürekli bombalaması, İran'ın bölgedeki hegemonik projesinin çöküşünden sonra belli bir bölgesel denge yaratmaya çalışan bölgenin ağır toplarının İsrail'e karşı hassasiyetlerini ve öfkelerini artırdı. Tüm bunların yanında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım savaşını sürdürmesi, bölge genelinde İsrail'e yönelik nefreti pekiştirirken İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ihtimalini ortadan kaldırdı ya da en azından uzun bir süre için erteledi.

7u6ı8o9
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında hasar gören bina, 1 Nisan 2025 (AFP)

Hatta Lübnan dosyasıyla ilgili olarak İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan topraklarında beş yeri işgal etmesi ve Beyrut'un güney banliyölerini yeniden bombalamaya başlaması, Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığı ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum oluştuğu için bunlar yapılan artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a karşı yapılmış gibi görülmüyor. Öyle ki Hizbullah, doğrudan ya da dolaylı sorumlulukla, geçtiğimiz hafta İsrail’deki yerleşim birimlerine iki parti halinde ham roketlerle saldırmış olsa da bu durum İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını haklı çıkarmıyor. İsrail’in saldırıları Hizbullah’ın roketli saldırılarına verilen bir yanıt değil, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de ateş kontrolünü sağlama iddiasından öteye geçmiyor.

Bu durum bölgedeki çatışmayı bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda İsrail arasında olmaktan çıkarıp bir yanda İsrail diğer yanda onun politikalarından etkilenen bölge ülkeleri arasında olmaya doğru sürüklüyor. Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki saldırılarını genişleterek ve orada süresiz kalma tehdidinde bulunarak körüklemeye devam ettiği Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan gerilim, bunun en açık örneğidir. Ayrıca İsrail, Suriye'de çoğunlukla Türkiye tarafından desteklenen yeni hükümete sürekli olarak saldırmış ve Suriye toprakları içindeki birçok yeri bombalamıştır.

Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti.

Peki Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilim doğrudan bir çatışmaya dönüşür mü? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken olsa da Ankara'nın Suriye ordusuna eğitim vermek için Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan Palmira’da (Tedmur) bir askeri üs kurmayı planlıyor olmasına İsrail'in verdiği tepkiden de görülebileceği gibi böyle bir çatışma mümkün. Her halükarda İsrail'in, saldırılarının, bombalamalarının ve ‘sızma girişimlerinin’ Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve hükümeti için görmezden gelemeyecekleri büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ardından Suriye'deki yeni hükümetin hızını etkilemeye çalıştığı aşikar. Bu konu Türkiye ile Şara yönetimi arasındaki başlıca ortak meselelerden biri haline geldi.

Trump'ın uzun süredir ABD güçlerini Suriye'den çekme arzusundan hareketle Türkiye ile İsrail arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılması için belli bir anda inisiyatif alacağını, bunun da ABD'nin Suriye'nin kuzeyinin güvenliğini Türkiye'ye emanet etme ihtiyacını haklı çıkardığını ve bu yüzden ABD yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şara yönetimi arasındaki anlaşmaya buradaki güvenlik düzenlemelerinin bir başlangıcı olarak itiraz etmediğini konuşanlar var. Bu anlaşmanın İsrail'in Suriye’ye yönelik politikalarından görünenin aksine Washington’ın Suriye’nin bölünmesini teşvik etmediğine dair bir sinyal verdiği de bu dosyanın gündeme getirdiği bir diğer nokta. Ancak henüz Suriye konusunda net bir ABD-İsrail çelişkisinden bahsetmek mümkün değilse de ABD'nin özellikle şu an Washington tarafından daha önce eşi ve benzeri görülmemiş şekilde korunan İsrail'in dosyaları ve arenaları birbirine bağlamasından bu yana Suriye stratejisinin bir bütün olarak bölgedeki dosyalarla ilgilenme stratejisinden ayrı tutulamayacağı kesin.

cfvbghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bir araya geldiler, 4 Şubat 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Gazze ve Batı Şeria ile ilişkilerinin hızı ile başta Suudi Arabistan-Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin hızı arasında da bir çelişki var. İsrail bu bölgeleri gerginliğin ve istikrarsızlığın ortasında tutmaya çalışırken, İran'ın bölgedeki yayılmacı projesinin körüklediği yaklaşık yirmi yıldır süregelen çatışmaların ve krizlerin ardından bu bölgelerde istikrarın sağlanması Riyad ve Ankara'nın açıkça çıkarınadır. Bu durum, Suriye'deki ve daha az ölçüde Irak'taki çatışma dinamiklerinin bir parçası olan Ankara'ya kıyasla Riyad için daha çok geçerli.

Bu çerçevede Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti. İsrail de bu iki arenayı tek bir arena olarak ele alıyor, ancak bu iki dinamik arasında, önümüzdeki ay Donald Trump'ın Suudi Arabistan'dan başlamak üzere Körfez'e yapacağı ziyaret turunda önemli bir noktaya gelecek olan bölgesel sahneyi bir bütün olarak etkilemesi mümkün olmayan açık bir çelişki söz konusu.

Trump’ın Körfez ülkelerine gerçekleştireceği ziyaret, ABD yönetiminin bölgedeki arenaların birbirine bağlılığını ne ölçüde kabul ettiği sorusunu gündeme getiriyor. Dolayısıyla İsrail, Gazze Şeridi’ndeki ve Batı Şeria'daki saldırılarını sürdürdüğü, Suriye'ye sızmaya devam ettiği, Lübnan'ın beş noktasında askerlerini konuşlandırdığı ve Lübnan ve Suriye topraklarını bombalamaya devam ettiği sürece mevcut durumda herhangi bir bölgesel anlaşmaya varılması oldukça zor.

Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın bölgesel nüfuzunun ciddi şekilde erimesi, bölge ülkelerinin Ortadoğu’daki tabloya geçmiş yıllardan, özellikle de 2015 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bakmasına neden oluyor. O dönemde bu anlaşma İran'ın bölgede serbest kalmasıyla aynı anlama geliyordu. Şimdi ise İran rejimini çökmekten zar zor kurtaran bir anlaşmaya dönüştü. Dolayısıyla, bölge ülkelerine yönelik İran tehdidi artık geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Bu tehdit, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı politikaları nedeniyle yerini İsrail tehdidine bıraktı. İsrail tehdidi bölgedeki kaosu derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak asıl önemli soru şu: Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ‘İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye girdiğini ve onları sahada kontrol ettiğini, bunun da kapsamlı bir normalleşmeye kapıyı araladığını’ söylediğinde İsrail’in şu anki hızının bölgede uzun bir istikrarsızlık evresine işaret ettiği göz önüne alındığında, İsrail ile ABD arasındaki bu uyum daha ne kadar devam edecek? Trump’ın Gazze Şeridi’ni ‘Ortadoğu’nun Rivierası’ yapma önerisi ya da Rusya ile Ukrayna arasında barışı aceleye getirmesi gibi krizlerle başa çıkma konusundaki tarzı da İsrail ile tamamen uyumlu. Çünkü gerçekler Gazzelilerin gitmeye hazır olmadığını gösterirken ve ilk etapta gidebilecekleri bir yer yokken önerilerine kimsenin karşı koyamayacağına inanıyor ya da bunu ima ediyorlar. Rusya kendi koşullarını karşılamayan bir barışı sonuca ulaştırma konusunda hiç acele etmiyor, aksine Trump'ın girişimini tüketmeye ve kazanımlarını genişletmeye çalışıyor. Lübnan ya da Suriye'de normalleşme sürecinin mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteren tek bir işaret dahi yok. Üstelik Witkoff'un önerdiği normalleşme reçetesi bölgesel kaosun daha uzun yıllar devam etmesinden başka bir işe yaramayacak.

Buna karşın Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir. Doğaları gereği hareketli olsalar da Trump ve ekibindekiler, şimdiye kadar sundukları çelişkili normalleşme önerileriyle ‘yaratıcı kaos’ teorisine inanıyor ya da bunu yeniden denemeye çalışıyor gibi görünüyorlar.