‘Çay skandalı’ İran'ı sarsıyor...

Reisi hükümeti gerçekleri çarpıtıyor mu?

Tahran'daki çarşı, İranlıların en fazla tercih ettiği alışveriş mekanlarının başında geliyor. (EPA)
Tahran'daki çarşı, İranlıların en fazla tercih ettiği alışveriş mekanlarının başında geliyor. (EPA)
TT

‘Çay skandalı’ İran'ı sarsıyor...

Tahran'daki çarşı, İranlıların en fazla tercih ettiği alışveriş mekanlarının başında geliyor. (EPA)
Tahran'daki çarşı, İranlıların en fazla tercih ettiği alışveriş mekanlarının başında geliyor. (EPA)

Hannan Azizi

Çay ithalatında 3 milyar 370 milyon dolar değerinde olduğu tahmin edilen şüpheli anlaşmalar skandalı, İran sokaklarında büyük tartışmalara yol açtı. Tahran medyasında geniş bir yer bulan olay reformistler ve bağımsızlara yakın gazeteler bunu bir ‘deprem’ olarak nitelendirildi. İbrahim Reisi hükümetine yakın gazeteler, hükümeti bu skandaldan aklamak için acele etti. Bu şüpheli anlaşmaların Reisi döneminde ortaya çıkarıldığı ifade edilerek, suç eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetine atıldı. Bu skandalın başlangıcının Ruhani döneminde olduğu belirtildi.

Ülkenin Genel Denetleme Kurumu başkanı Zabihullah Khodaian, 2 Aralık'ta çay ithalatında milyarlarca dolar değerinde yolsuzluğun ortaya çıkarıldığını duyurdu. Khodaian, bu yolsuzluk olayına karışan şirketin veya kişilerin isimlerini açıklamadı. Ancak, Etemad gazetesi ve diğer reformcu gazeteler, bu geniş ve organize yolsuzluk ve yağma ağının bir parçası olan birçok kişiyi ortaya çıkardı. Bu yolsuzluk olayına karışan ana ticari grubun Akber Rahimi başkanlığındaki Debş Tarım ve Sanayi Grubu olduğu ifade edildi.

Etemad gazetesi, bu yolsuzluk dosyasına karışan, Tarım Bakanlığı, Merkez Bankası ve diğer devlet kurumları gibi Ticaret Geliştirme Kurumu, Gıda ve İlaç Kurumu gibi müdür düzeyinde diğer kişilerin isimlerinin de geçtiğini bildirdi. Fars Haber Ajansı’nın, Başmüfettişlik Başkanı'ndan yaptığı alıntıya göre söz konusu dosyaya karışan kişilerin, döviz aldıklarını ancak İran'a mal ithal etmediklerini iddia ediliyor. Hükümet tarafından bir ticari gruba çay ve makine ithal etmesi için 3 milyar 370 milyon dolar tahsis edildi. Ancak bu paranın büyük bir kısmı, çay ithal etmek yerine, paralel piyasada yüksek bir fiyata satıldı.

“Şu anda şüpheli anlaşmaların hacmi, son yıllarda ortaya çıkarılan zimmete para geçirme ve ekonomik yolsuzluk dosyalarından çok daha fazla.”

Etemad gazetesi

Gazeteye göre çay ithalatı konusundaki büyük yağma 2018 yılında başladı. Bahsedilen şirket, Hindistan'dan yüksek kaliteli (Darjeeling) adı verilen çay satın almak için kilogramı 14 dolardan bir talep kaydetti, ancak gerçekte Kenya'dan ikinci sınıf çay ithal etti ve ihracata hazır ikinci sınıf İran çayını yaklaşık kilogramı iki dolardan geri ithal etti. Khodaian, "Bu grup, aldığı 1,4 milyar dolarlık dövizle taahhütlerini yerine getirmedi ve ülkeye hiçbir şey ithal etmedi" dedi. Etemad gazetesi, çay ithalatı için ayrılan dövizin yüzde 79'unun bu ticari gruba tahsis edildiğini bildirdi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney'e yakın olan Kayhan gazetesine göre Cumhurbaşkanlığı Teftiş Bürosu Başkanı Huccetü'l-İslam Dervişyan, "Hükümet zamanında müdahale ederek yolsuzluğun önüne geçti ve bu olayın baş şüphelisi tutuklandı" dedi.

Kayhan gazetesinin 4 Aralık tarihli sayısında çıkan haberde Hükümet Sözcüsü Ali Bahadori Jahromi "Bu büyük yolsuzluk ortaya çıktıktan sonra şu ana kadar yargı makamlarında 20 dosya oluşturuldu ve 60 yönetici görevden alındı" şeklindeki ifadelerine yer verildi.

Fotoğraf Altı: Reisi ‘Yüksek Kültür Konseyi’ konulu bir konferansta konuştu. (IRANGOV)
Reisi ‘Yüksek Kültür Konseyi’ konulu bir konferansta konuştu. (IRANGOV)

Ayrıca Ham-Mihan gazetesi 5 Aralık tarihli sayısında Elham Ebrahimi'nin yazdığı ‘Yolsuzlukla mücadele ettiğini iddia edenlere çevrilen işaret parmakları’ başlıklı haberle hükümet medyasını hedef aldı. Ebrahimi, “Denetim organının yayınladığı rapora rağmen hükümet yanlısı medya neden bu zimmete para geçirme olayıyla ilgili tüm gerçeği açıklamadı?” diye sorduğu açıklamasında şunları söyledi:

“Ülkede başka bir yolsuzluk ve zimmet skandalı daha ortaya çıktı, ancak fark şu ki, şüpheli anlaşmaların boyutu, son yıllarda ortaya çıkarılan yolsuzluk ve ekonomik yolsuzluk dosyalarından çok daha büyük."

“Ruhani ve Reisi hükümetleri çay ithalatındaki yolsuzluk ve şüpheli anlaşmaların sorumluluğunu taşıyor”

Ham-Mihan Gazetesi

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre bu skandala verilen geniş çaplı popüler, siyasi ve ekonomik tepkilere rağmen, hükümetin medya politikası dikkati hak ediyor. Ebrahimi'ye göre yandaş medya, gerçekleri çarpıtarak kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor ve Reisi hükümetine, bu skandala yoğun bir şekilde bulaştığı halde bu skandalı açığa çıkardığı için teşekkür mesajları gönderiyor.

Burada soru şu: Kayhan, Javanonline gibi gazeteler ve hükümete yakın haber ajansları, doğru bilgiye ulaşmanın kolaylığı ışığında hangi hedeflere ulaşmaya çalışıyor? Bu yandaş medya sistemi, söz konusu şirkete büyük meblağlarda para tahsis etmeyi bırakmadıkları için mevcut hükümetteki bu skandalın failleriyle yüzleşmemeleri için denetim organlarına baskı mı yapmaya çalışıyor? Daha da önemlisi, bu yolsuzluğun büyük bir kısmı Ruhani hükümetindeki yargıya mı ait? Bu kadar önemli bir konu neden burada göz ardı ediliyor?

Şeffaflık yetersizliği

Ham-Mihan gazetesine konuşan uzmanlar, ‘yolsuzlukla mücadelenin partisel ve zümresel boyutlar almaması gerektiğini, ancak Ruhani ve Reisi hükümetlerinin, çay ithalatındaki yolsuzluk ve şüpheli anlaşmalardan sorumlu olduğunu ve bu anlaşmaların yaklaşık yüzde 80'inin mevcut hükümet döneminde gerçekleştiğini’ söylediler. Dahası, Javanonline gazetesi, 4 Aralık'ta yayınlanan bir haberde, "Çay ithalatındaki bu büyük şüpheli anlaşmalar, Ruhani hükümetinin çok sayıda bakanı, merkez bankası başkanları ve üst düzey yetkililerinin bilgisi olmadan gerçekleşebilir mi?" sorusunu gündeme getirdi.

Fotoğraf Altı: Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani. (AFP)
Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani. (AFP)

Ekonomist uzman Hadi Haghshenas, Ham-Mihan gazetesine verdiği röportajda, Reisi hükümeti döneminde çay ithalatındaki şüpheli anlaşmaların ve yolsuzluğun neden devam ettiğine dair şunları söyledi:

"Tüm uzmanlar, ekonomik yolsuzluğun temel nedeninin şeffaflık yetersizliği olduğunu kabul ediyor. Daha da önemlisi, İran'daki yolsuzluğa zemin hazırlayan birçok idari ve hükümet tavsiyesi ve talimatı vardır. Bunlardan biri, ülkedeki çoklu döviz sistemidir. Mevcut hükümet, iktidara geldiğinden beri yolsuzlukla mücadele sloganını yükseltti, ancak bu hedefe ulaşamadı. Ekonomik yolsuzluğu ortadan kaldırmak, köklü çözümler gerektiriyor. Bunlardan biri, ekonomik faaliyetlerin bir şirket veya tek bir kişi tarafından tekelleştirilmesini önlemektir. Çünkü ekonomik sektörlerde tekelleşme, yolsuzluğa zemin hazırlar."

Haghshenas, mevcut hükümetin destekçisi olan medyanın, ‘çay skandalı’ dosyasını önceki hükümete yönelttiği suçlamalarla ilgili olarak da şu açıklamada bulundu:

“Son skandal da dahil olmak üzere birbirini takip eden hükümetler döneminde açığa çıkan tüm ekonomik skandallar siyasi bir boyut kazandı. Bu anlaşmalarla ve son zamanlardaki büyük zimmete para geçirme olaylarıyla siyasi olarak değil, ekonomik olarak yüzleşmeliyiz. Mevcut hükümetin bu tür şüpheli anlaşmaların tekrarlanmaması için yolsuzlukla mücadeleye yönelik çözümler ve planlar sunması gerekiyor.”

"Bazı yetkililer, toplantı, protesto ve basın özgürlüğü yasalarının sadece İran'ın ilerici yasalara sahip olduğunu dünyaya söylemek için konulduğunu düşünüyor."

 Etemad gazetesi

Etemad gazetesinde 5 Aralık'ta ‘Bazıları Halkın Apaçık Yasa ve Haklarının Yalnızca Dekor Olduğunu Düşünüyor’ başlıklı bir makale kaleme alan Ali Mücahidzade şu ifadeleri kullandı:

"Yetkililer büyük bir sorun olduğunu kabul etmelidirler. Anayasa sadece dekor değildir, kişisel arzular ve sınıfsal politikalar Anayasa yerine geçerse, organize yolsuzlukların şaşırtıcı olmaması gerekir. Yetkililer, çay ithalat skandalında gördüğümüz gibi yolsuzluğun yaygınlaşmasına neden olan bir sorun olduğunu kabul etmelidirler. İran Anayasası eksiklikten değil, yetkililerin ve kurumların Anayasa'nın içeriğini görmezden gelmesinden muzdariptir. İran Anayasası'nda ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, protesto toplantıları özgürlüğü vb. hükümler var ancak bu anayasal maddeler uygulanmıyor."

Fotoğraf Altı: İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi. (Reuters)

Mücahidzade sözlerİni şöyle sürdürdü:

"Yetkililer, Anayasa'nın sadece süs ve refah için konulduğunu ve bir kenara bırakılması gerektiğini düşünüyor gibi görünüyorlar. Bazı yetkililer, toplantı, protesto ve basın özgürlüğü gibi yasaların, diğer ülkelere ve uluslararası kurumlara karşı gösteri amaçlı konulduğunu ve gerektiğinde dünyaya sadece İran'ın ilerici yasalara sahip olduğunu söylemek için konulduğunu düşünebilirler. İran'da ülkeyi Anayasa yolunda ilerletecek siyasi iradenin yokluğuyla karşı karşıya olduğumuz görünüyor. İran'da keyfi yönetim hüküm sürüyor ve bu nedenle ülkede hukukun üstünlüğünden söz edemeyiz. Son 3 milyar 370 milyon dolarlık yolsuzluk dosyasında da gördüğümüz gibi, mevcut ve önceki hükümetler bu yolsuzluğa karışmış durumda. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak için kapsamlı kampanyalarımız var ancak eleştirel konuşmalar, basit de olsa, rejim aleyhine propaganda yapmak, ona komplo kurmak gibi suçlamalarla karşı karşıyadır."

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.