Kızıldeniz’in askerî meseleye konu olması ve güvenlik ile ekonomide jeopolitik kesişmeler

İran’ın başta ABD’nin olmak üzere ticaret gemilerine yönelik saldırıları tepkiye neden oluyor.

 Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
TT

Kızıldeniz’in askerî meseleye konu olması ve güvenlik ile ekonomide jeopolitik kesişmeler

 Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)

Halid Hamade

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısının kanlı sahnesine Kızıldeniz’deki İsrail ve ABD gemilerine yönelik saldırılar da dahil oldu. Bu gelişme üzerine silahlı çatışmanın bölgesel olarak yayılması ve deniz yollarının güvenliğinin tehdit altına girmesi yönündeki endişelerin ciddiyeti arttı. Husi isyancılar yaptıkları açıklamalarda, ‘Gazze’ye yönelik İsrail saldırısı durana kadar’ İsrail’in gemilerini ve çıkarlarını hedef almaya devam edeceklerini belirttiler. Ayrıca ‘İsrail gemilerine koruma sağlayan askerî birliklerin de meşru hedef olarak görülecekleri’ konusunda uyardılar.

İsrail’in Gazze’de başlattığı savaş, Kızıldeniz’deki istikrarı baltaladı. Böylece dünyanın (Süveyş Kanalı istikametinde yılda yaklaşık 23 bin geminin geçtiği) en önemli deniz koridoruna yönelik bu saldırıların oluşturduğu tehdit, Tahran’ın Lübnan’daki, Irak’taki ve Suriye’deki vekilleri üzerinden idare ettiği diğer açık cepheleri geride bırakıyor.

Birinci olarak: Kızıldeniz’in artan önemine dair

Çin’in Bir Kuşak Bir Yol girişiminde önemli bir bağlantı halkası olarak artan önemi Kızıldeniz’i son on yılda jeopolitik rekabetin merkezine yerleştirdi. Böylelikle altyapıya yönelik yatırım Cibuti’den Akdeniz’e doğru genişledi ve başka birçok aktif ülkenin yanı sıra Batı’nın ve Çin’in askerî varlığı gelişti.

Mısır, 2021 yılında Berenice Deniz Üssü’nü inşa etti. Çin’in şu an Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olan Port Sudan Konteyner Limanı’nı tekrar elverişli hale getirmesi ve genişletmesiyle Mısır’ın güneyindeki Sudan’da da limanlar gelişti. Şehirde ayrıca, Port Sudan’daki lojistik hizmetlere katılmak suretiyle Kızıldeniz’in orta kesiminde bir rol almak isteyen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de faaliyet gösteriyor. BAE, güneyde Babülmendeb’deki Yemen adalarını kontrol ediyor ve kuzeyde Kızıldeniz kıyısındaki konumunu güçlendirecek şekilde Süveyş Körfezi ile Süveyş Kanalı’nın altyapı projesinin yüzde 49’unu elinde bulunduruyor. Buna karşılık Sudan, Kızıldeniz’deki Sevakin Limanı’nın kullanışlı hale getirilmesi ve sivil ve askerî gemileri desteklemek üzere bir askeri liman inşa edilmesi için 2018 yılında Türkiye ile 99 yıllık bir anlaşma imzaladı. Bu da Ankara’ya bölgesel bir zemin sağladı.  

Ticari gemilere yönelik Husi saldırıları, jeopolitik rekabetin sıcak bir noktası olan Kızıldeniz’deki güvenliğin artan kırılganlığını gözler önüne serdi.

Güneyde Eritre limanları da bölgesel ve küresel bir ilgiye mazhar oldu. Nitekim BAE, Yemen’deki Husi karşıtı askerî faaliyetleri desteklemek için Eritre’de bir üs inşa ediyor. Aynı şekilde Moskova da 2018 yılında Eritre’de bir lojistik merkez kurulacağını duyurdu. ABD de deniz filosunu orada inşa etti.

Suudi Arabistan Krallığı da bölgedeki ilişkilerini güçlendirdi. Zira Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, Vizyon 2030’un dayandığı birçok Suudi kalkınma planı için oldukça önemli. Üstelik Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatına alternatif olarak Kızıldeniz’deki Yanbu boru hattı istasyonu da Suudi Arabistan için çok önemli bir tesisi temsil ediyor.

csdv
CMA CGM şirketine ait Palais Royale gemisi, 16 Aralık’ta Kızıldeniz’deki seferlerinin durdurulduğunu açıkladı. (AFP)

Stratejik düzeyde Bir Kuşak Bir Yol girişimine alternatif olarak geçtiğimiz eylül ayında açıklanan ve Kızıldeniz’in rolünü tamamen atlayan Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa Arasında Ekonomik Koridor (IMEC) girişimi, kıyıyı paylaşan ülkelere varoluşsal bir ekonomik zorluktan çok daha fazlasını getirdi ve Kızıldeniz’in istikrarının önceliğini ikinci plana attı. Hindistan’ı Arap Yarımadası’na bağlayan bir doğu koridoru ile Avrupa’ya bağlayan bir kuzey koridorundan oluşan bu girişim, her ne kadar Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler Bir Kuşak Bir ve Yol girişimine imza atmış olsa da Çin’in girişiminden bağımsız birçok bölge ülkesinin ilgisini çeken önemli bir jeopolitik adımdır. Bu koridor, Hindistan’dan Avrupa mal sevkiyatının süresini yüzde 40 oranında azaltacak. Ayrıca Suudi Arabistan’ın küresel bir lojistik merkez olarak konumlanmasına ve BAE ile Hindistan arasında kapsamlı bir ekonomik ortaklığın meydana gelmesine de yardımcı olabilir.

İkinci olarak: İran’ın hırsları ile Washington’la kesişmeler arasında Husi saldırıları

Ticari gemilere yönelik Husi saldırıları, jeopolitik rekabetin sıcak noktası olan Kızıldeniz’deki güvenliğin artan kırılganlığını gözler önüne serdi. Gazze’ye yönelik savaş ise ABD’nin, Avrupa’nın ve bölgenin, Kızıldeniz’de yeniden canlanan İran nüfuzu konusundaki ortak endişelerinden hareketle, bölgesel stratejilerinin köşe taşı olan Kızıldeniz’de İsrail-Körfez iş birliğine dayalı daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik yapısı geliştirerek, bu zorlukların üstesinden gelme çabalarını baltaladı.

ABD bu doğrultuda 2021-2022’de İsrail ile bazı Körfez ülkeleri arasında Kızıldeniz’de ortak deniz tatbikatları düzenlemiş ve İsrail’in Ortak Deniz Kuvvetleri’ne dahil olmasının yolunu açmıştı. Ayrıca Tiran ve Sanafir adalarının Mısır’dan Kızıldeniz’e ulaşımı kontrol eden Suudi Arabistan’a devredilmesine dönük diplomatik çabalara da öncülük etti.

ABD Donanması, Kızıldeniz’deki saldırılara nasıl yaklaştı?

Husilerin ticari gemilere birçok kez saldırmasının ardından ABD’li yetkililer, ‘ABD’nin uluslararası müttefikleri ve ortaklarıyla tam koordinasyon içinde tüm uygun cevapları değerlendireceğini’ belirtti. Deniz alanının güvenliği şu an, deniz saldırılarına bir dizi tepki kaydeden çok uluslu ortak deniz kuvvetlerinin sorumluluğunda.

19 Ekim’de USS Carney gemisi, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında üç füzeye ve 15 insansız hava aracına karşı koyarak Kızıldeniz boyunca kuzeye doğru ilerledikleri esnada SM-2 tipi karadan havaya füzeler aracılığıyla düşürdü. Pentagon’dan yapılan bir açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu operasyon, Ortadoğu’da inşa ettiğimiz ve bu önemli bölgedeki ortaklarımızı ve çıkarlarımızı korumak için gerektiğinde kullanımına hazır olduğumuz entegre hava ve füze savunma yapısının bir sunumu gibiydi.” 

USS Carney, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında Yemen’deki Husilerin kontrol ettiği bölgelerden harekete geçen bir insansız hava aracıyla geçen ayın 29’unda çarpıştı. Kaza, Babü’l-Mendeb Boğazı yakınlarında meydana geldi.

Bir aydan az bir süre sonra USS Hudner gemisi, Yemen’den gönderilen bir insansız hava aracını Kızıldeniz üzerine düşürdü. Daha sonra Hudner, Yemen’deki Husilerin kontrol ettiği bölgelerden harekete geçen ve Kızıldeniz semalarında uçan çok sayıda tek yönlü saldırgan insansız hava aracını imha etti. ABD Donanması güçlerinin konuşlandırılmasına aldırış etmeyen Husi isyancılar, 19 Kasım’da Kızıldeniz’den geçmekten olan Bahamalar bandıralı Galaxy Leader gemisine helikopter saldırısı düzenledi. Gemi ve 25 kişiden oluşan mürettebatı halen Yemen’de rehin tutuluyor.  

Bir hafta sonra İran’ın insansız hava aracı Shahed 136, Hint Okyanusu’nda İsrail’e ait M/V CMA CGM Symi gemisine saldırdı. Ayrıca Malta bandıralı konteynır gemisi de hafif bir hasara uğramakla birlikte mürettebatında can kaybı meydana gelmedi.

26 Kasım’da silahlı bir grup adam, Yemen kıyısına yaklaşık 35 mil mesafede İsrailli Zodiac Group’a ait M/V Central Park tankerini ele geçirdi. Muhrip USS Mason, tankerin yardım çağrısına karşılık verdi ve korsanlardan Liberya bandıralı geminin ve 22 kişilik mürettebatının serbest bırakılmasını talep etti. Korsanlar, tankeri serbest bırakırken Amerikan savaş gemisi de onları tutukladı. Bu saldırının ardından Husi isyancılar tarafından fırlatılan iki balistik füze, Amerikan muhribinin yaklaşık 10 deniz mili uzağına düştü.

USS Carney, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında Yemen’de Husilerin kontrol ettiği bölgelerden gönderilen bir insansız hava aracıyla geçen ayın 29’unda çarpıştı. Kaza, Arap Yarımadası’nı Afrika Boynuzu’ndan ayıran Babü’l-Mendeb Boğazı’nın yakınlarında meydana geldi. Amerikan muhribi, hızlı bir savaş destek gemisi olan USNS Supply-T-AOE-6’ya ve bölgeye Amerikan askerî teçhizatı taşıyan ABD bayraklı bir başka ticaret gemisine eşlik ederken, İran yapımı insansız hava aracı KAS-04’ün yaklaştığını fark etti.

3 Aralık’ta USS Carney gemisi, Birleşik Krallık’a ait ve Bahamalar bayrağı taşıyan yük gemisi M/V Unity Explorer’a iki füzenin fırlatıldığı Kızıldeniz’in güneyinde Husi isyancıların saldırısına maruz kalmış üç ticari geminin yardım çağrılarına cevap verdi. 6 Aralık’ta ABD’li yetkililer, USS Mason gemisinin, Kızıldeniz’in güneyinde kendisine doğru gelen bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı. 10 Aralık’ta da Fransız firkateyni, iki insansız hava aracını düşürdü.

Ortadoğu’da konuşlandırılan ABD güçleri neler?

ABD, 7 Ekim’de İsrail ile Gazze arasında başlayan savaşın ardından Ortadoğu’da ve Akdeniz’de varlığını güçlendirdi, muhripler ve destek kruvazörleri eşliğinde Gerald R. Ford ile Dwight D. Eisenhower adlı uçak gemilerini gönderdi. Muhrip destek gemileri arasında füzeleri düşürebilen muhrip USS Carney, askerleri ve helikopterleri taşıyabilen USS Bataan ile USS Carter Hall ve USS Thomas Hudner yer alıyor.  

ABD, gemileri hedef alan saldırılara ve Husilerin İsrail’e yönelik balistik füze saldırılarına insansız hava araçlarını ve füzeleri düşürmek için Thomas Hudner ve Carney güçlerini kullanarak karşılık verdi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre söz konusu gemiler, yakın zamanda Umman Denizi’nde mevcut olan ve İran’ı saldırganlıktan caydırmak için gönderilen Ortak Görev Gücü 150 adlı bir başka gücün parçasıydı.

Peki, Ortak Görev Gücü 150 nedir?

Ortak Görev Gücü 150 (Combined Task Forcer 150), Ortadoğu’da çoğu çok uluslu olan beş deniz görevi grubundan biridir ve bölgedeki su yollarında devriye görevlerini dağıtma çabasının bir parçasıdır. Bu gruplar, ABD liderliğinde 38 ülkeden oluşan ve merkezi Bahreyn olan Ortak Deniz Görevi Güçleri (US-led, 38-nation Combined Maritime Task Forces) komutası altındadır.

Deniz Görevi Gücü, ABD liderliğindeki Irak işgali sırasında olduğu gibi geniş kapsamlı bir savaş başlatmak ile sivil gemileri korumak veya bir felakete müdahale etmek arasında değişen belirli görevlere sahip bir gemi grubudur. Bu görev grupları; Somali korsanlığı, terörizm, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi tehditlerle yüzleşti.

2009 yılında korsan saldırıları devam ederken Birleşmiş Milletler yetkisiyle temeli Ortak Görev Gücü 151 olan yeni bir görev grubu kuruldu ve 20 ülke gemiler ve uçaklarla katkı sağlama sözü verdi.

Ortadoğu’daki deniz güçlerinin yetenekleri neler?

Ortak Deniz Görev Gücü 150, 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı sırasında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun bir parçası olarak bölgeye gönderilen ilk gruptu. Çatışmanın ardından bu güç, bölgede kaldı ve daha sonra balistik füze ve uyuşturucu kaçakçılığının ve o dönemde Kızıldeniz’in birincil güvenlik tehdidi haline gelen Somalili korsanların saldırılarının durdurulmasında önemli bir rol oynadı. Hızla genişledi ve 2002 yılında İspanya, Almanya ve Japonya, 2005 yılında da sırayla Pakistan, Fransa ve Birleşik Krallık gemileri eklendi.

xscvf
CMA CGM şirketine ait Palais Royale gemisi, 16 Aralık’ta Kızıldeniz’deki seferlerinin durdurulduğunu duyurdu. (AFP)

ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra bölgesel tehditlerin artması, Görev Gücü 151’in oluşturulmasına yol açtı. Kanada’nın da dahil olduğu bu grup, el-Kaide örgütüne karşı görevlere katıldı. Hemen hemen aynı zamanlarda ABD Donanması’na bağlı Görev Gücü 152, Umman Denizi’nde farklı zamanlarda Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt liderliğinde bölgesel komutanları ve bir deniz filosunu içeren ortak güç haline geldi.

2009 yılında korsan saldırıları devam ederken Birleşmiş Milletler (BM) yetkisiyle Ortak Görev Gücü 151’i esas alan yeni bir görev grubu kuruldu ve 20 ülke gemiler ve uçaklarla katkı sağlama sözü verdi. O zamandan beri bu görev grupları; Kızıldeniz’i, Umman Körfezi’ni, Aden Körfezi’ni ve Hint Okyanusu’nu çeşitli bölgelere ayırdı ve her biri ilgili bölgenin güvenliğini üzerine aldı. Bu sayede Somalili korsan saldırılarının azalarak, yılda 100’den fazla iken bugün nadir görülür hale geldi.  

Nisan 2023’te Mısır’ın yakın zamanda liderliğini üstlendiği Ortak Deniz Görevi Gücü’ne yeni bir görev grubu katıldı. Kızıldeniz’de, Babü’l-Mendeb’de ve Aden Körfezi’nde devriye gezmek için kurulan Görev Gücü 153, Bahreyn’de konuşlanmış ABD Beşinci Filosunun Koramirali liderliğindeki 39 ülkelik bir koalisyonun parçasıdır. Mayıs ayında da çok uluslu eğitim çalışmalarına yoğunlaşmak üzere bir başka görev gücü (154) oluşturuldu.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı devam ederken Ortadoğu’daki Çin savaş gemilerinin sayısı, bu ayın başında altıya ulaştı. Çin Savunma Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamaya göre mayıs ayından bu yana bölgede düzenli operasyonlar gerçekleştiren 44’üncü Deniz Görev Gücü, Umman’ı ziyareti sırasında Umman Donanması’yla ortak bir eğitimi tamamladı. Ardından Kuveyt’e bir dostluk ziyaretine başladı. Çin görev gücüne ait olan ve bir güdümlü füze muhribi, bir firkateyn ve bir tedarik gemisinden oluşan savaş gemileri limana demirledi.

İnsansız hava araçlarıyla ve balistik füzelerle gerçekleşen Husi saldırılarına karşı koymak için belirli savunmalar gerekiyor.

Üçüncü olarak: ABD niçin yeni bir görev gücü oluşturuyor?

Ortadoğu’da halihazırda iki büyük Amerikan uçak gemisi ve destek gemileri dahil olmak üzere beş deniz görev gücünün var olması, ABD ile müttefiklerinin bölgede deniz yeteneklerinden yoksun olmadığı anlamına geliyor. Bununla birlikte Washington’ın başka bir seçeneğe yönelme kararının ardında birden fazla sebep olabilir. Teknik açıdan yeni görev grubunun, Ortadoğu’da korsanlık veya kaçakçılıkla mücadele gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere oluşturulan deniz güçlerine benzer şekilde, Kızıldeniz’deki sevkiyat yollarını korumak için detaylı bir şekilde tasarlanması gerekiyor. Ayrıca ABD’nin Husilere karşı tek başına ya da İsrail’le birlikte gireceği bir askerî misilleme operasyonuna sürüklenmekten kaçındığını dikkate alırsak, insansız hava araçları ve balistik füzeler kullanılarak gerçekleştirilen Husi saldırılarına karşı koymak için yüksek irtifa füze savunma sistemiyle donatılmış gemiler gibi belirli savunma güçleri de gerekiyor. Jeopolitik açıdan bu gücün yeteneklerinin artırılmasında en büyük rolü oynayacak olan ABD’nin bölge ülkelerine ve bu güçten faydalanan Avrupa ülkelerine karşı hayata geçirmek istediği ekonomik ve siyasi taahhütler ve ortaklıklar olduğuna şüphe yok.

scvd
Yemenli silahlılar ve arkalarında görülen Galaxy Leader gemisi (Reuters)

Yemen Özel Elçisi Tim Lenderking bu hafta Doha’da düzenlenen bir konferansta, ABD’nin mevcut uluslararası deniz görev gücünü genişletip, bazı kaynakları seyrüsefer özgürlüğünü korumaya tahsis edilen bir uluslararası koalisyona dönüştürmeyi hedeflediğini söyleyerek, “Washington’da Husileri gerilimi durdurmaya sevk edecek gerekli adımlara ilişkin çok aktif bir değerlendirme yapılıyor” dedi ve gruba 19 Kasım’da ele geçirdikleri Galaxy gemisinin mürettebatını serbest bırakma çağrısı yaptı. Lenderking, Washington’ın genişletilmiş koalisyona katılmak için iletişime geçtiği diğer ülkeleri veya sayısını belirtmekten kaçındı. Bununla birlikte bu koalisyonun ‘mümkün olan en geniş koalisyon’ olması gerektiğini ifade etti.

Bu bağlamda Dışişleri Bakanlığı’nın telefon görüşmesine dair yaptığı açıklamaya göre ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, geçen hafta Husi saldırılarının deniz güvenliği için oluşturduğu tehdidi ele aldı. Bu noktada mevcut görev grubunun parçası olmayan Çin’in, Kızıldeniz yolunu yoğun bir şekilde kullandığını ve Husilerin ana hamisi olan İran üzerinde etkinliğe sahip olduğunu belirtmek gerekir.

ABD’nin Yemen’deki Husi milislerin Gazze’yi destekleme bahanesiyle artırdığı askerî gerilime verdiği ‘orantısız’ tepki, Washington’ın kendini tutmasının ve yerel önlemlerle yetinmesinin ardında yatan sebepleri sorgulatıyor.

Ortak deniz gücü kurulmasında ABD’nin bir çıkarı var mı?

ABD’li yetkililerin bir kısmı, Kızıldeniz’deki ticari sevkiyatı korumak için Ortak Deniz Kuvvetleri’nin gözetiminde altıncı bir deniz görev gücü oluşturulması gerektiğine dikkat çekti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’a göre ABD, Kızıldeniz’de ticari sevkiyatın güvenli geçişini sağlayacak ve eşlik edecek yeni bir görev gücü oluşturmak için pek çok müttefikiyle görüşmelerde bulunuyor. Ortak Genelkurmay Başkan Yardımcısı, koalisyona ait savaş gemilerini ve saldırı tehdidi altındaki diğer ticari gemileri savunmak için Ortak Deniz Kuvvetleri tarafından alınan önlemlerin, uluslararası ticareti korumak ve bölgesel deniz çevresinde kurallara dayalı düzeni yeniden sağlamak için meşru ve gerekli olduğunu ve başlangıç olarak yedi ülkenin bunun için gerekli güçlerin temin edilmesini önerdiğini belirtti.

Bununla birlikte ABD’nin Yemen’deki Husi milislerin Gazze’yi destekleme bahanesiyle tırmandırdığı askerî gerilime ve Irak ile Suriye’deki saldırılarına verdiği ‘orantısız’ tepki, bu saldırıların gerek deniz güvenliği gerekse bölgenin istikrarı için oluşturduğu tehlikelere rağmen Washington’ın kendini tutmasının ve ortaya konan tehditleri etkili bir şekilde ele almayan yerel önlemlerle yetinmesinin ardında yatan sebeplere dair birçok soru işareti doğuruyor. Bu sorular, ABD’nin Kızıldeniz’in istikrarı ve güvenliği için gösterdiği ilgideki samimiyetine ve Washington’ın bu koridorla temel bir şekilde bağlantılı bölge ekonomilerinin gelişmesine ilişkin tutumuna dair endişelere evriliyor.

Washington’ın bu önemli su yolunu korumak üzere çok uluslu deniz gücünü genişletmek için istediği bedel nedir? ABD’nin tutumu, İpek Yolu’na taş koyma ve Arap Yarımadası üzerinden Avrupa’ya ulaşan Hint Yolu projesine daha fazla şans tanıma bağlamında ek bir unsur teşkil ediyor mu? Amerikan önlemlerinin sınırlılığının ardında, ABD-İran çıkarları arasındaki buluşma noktaları var mı?  Biri Doğu Akdeniz’de, diğeri Basra Körfezi’nde olmak üzere bölgede en az iki vurucu uçak gemisi grubu konuşlandıran ABD’nin askerî gücü, ona bel bağlayanların sandığından daha mı zayıf?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.