Kızıldeniz’in askerî meseleye konu olması ve güvenlik ile ekonomide jeopolitik kesişmeler

İran’ın başta ABD’nin olmak üzere ticaret gemilerine yönelik saldırıları tepkiye neden oluyor.

 Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
TT

Kızıldeniz’in askerî meseleye konu olması ve güvenlik ile ekonomide jeopolitik kesişmeler

 Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)

Halid Hamade

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısının kanlı sahnesine Kızıldeniz’deki İsrail ve ABD gemilerine yönelik saldırılar da dahil oldu. Bu gelişme üzerine silahlı çatışmanın bölgesel olarak yayılması ve deniz yollarının güvenliğinin tehdit altına girmesi yönündeki endişelerin ciddiyeti arttı. Husi isyancılar yaptıkları açıklamalarda, ‘Gazze’ye yönelik İsrail saldırısı durana kadar’ İsrail’in gemilerini ve çıkarlarını hedef almaya devam edeceklerini belirttiler. Ayrıca ‘İsrail gemilerine koruma sağlayan askerî birliklerin de meşru hedef olarak görülecekleri’ konusunda uyardılar.

İsrail’in Gazze’de başlattığı savaş, Kızıldeniz’deki istikrarı baltaladı. Böylece dünyanın (Süveyş Kanalı istikametinde yılda yaklaşık 23 bin geminin geçtiği) en önemli deniz koridoruna yönelik bu saldırıların oluşturduğu tehdit, Tahran’ın Lübnan’daki, Irak’taki ve Suriye’deki vekilleri üzerinden idare ettiği diğer açık cepheleri geride bırakıyor.

Birinci olarak: Kızıldeniz’in artan önemine dair

Çin’in Bir Kuşak Bir Yol girişiminde önemli bir bağlantı halkası olarak artan önemi Kızıldeniz’i son on yılda jeopolitik rekabetin merkezine yerleştirdi. Böylelikle altyapıya yönelik yatırım Cibuti’den Akdeniz’e doğru genişledi ve başka birçok aktif ülkenin yanı sıra Batı’nın ve Çin’in askerî varlığı gelişti.

Mısır, 2021 yılında Berenice Deniz Üssü’nü inşa etti. Çin’in şu an Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olan Port Sudan Konteyner Limanı’nı tekrar elverişli hale getirmesi ve genişletmesiyle Mısır’ın güneyindeki Sudan’da da limanlar gelişti. Şehirde ayrıca, Port Sudan’daki lojistik hizmetlere katılmak suretiyle Kızıldeniz’in orta kesiminde bir rol almak isteyen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de faaliyet gösteriyor. BAE, güneyde Babülmendeb’deki Yemen adalarını kontrol ediyor ve kuzeyde Kızıldeniz kıyısındaki konumunu güçlendirecek şekilde Süveyş Körfezi ile Süveyş Kanalı’nın altyapı projesinin yüzde 49’unu elinde bulunduruyor. Buna karşılık Sudan, Kızıldeniz’deki Sevakin Limanı’nın kullanışlı hale getirilmesi ve sivil ve askerî gemileri desteklemek üzere bir askeri liman inşa edilmesi için 2018 yılında Türkiye ile 99 yıllık bir anlaşma imzaladı. Bu da Ankara’ya bölgesel bir zemin sağladı.  

Ticari gemilere yönelik Husi saldırıları, jeopolitik rekabetin sıcak bir noktası olan Kızıldeniz’deki güvenliğin artan kırılganlığını gözler önüne serdi.

Güneyde Eritre limanları da bölgesel ve küresel bir ilgiye mazhar oldu. Nitekim BAE, Yemen’deki Husi karşıtı askerî faaliyetleri desteklemek için Eritre’de bir üs inşa ediyor. Aynı şekilde Moskova da 2018 yılında Eritre’de bir lojistik merkez kurulacağını duyurdu. ABD de deniz filosunu orada inşa etti.

Suudi Arabistan Krallığı da bölgedeki ilişkilerini güçlendirdi. Zira Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, Vizyon 2030’un dayandığı birçok Suudi kalkınma planı için oldukça önemli. Üstelik Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatına alternatif olarak Kızıldeniz’deki Yanbu boru hattı istasyonu da Suudi Arabistan için çok önemli bir tesisi temsil ediyor.

csdv
CMA CGM şirketine ait Palais Royale gemisi, 16 Aralık’ta Kızıldeniz’deki seferlerinin durdurulduğunu açıkladı. (AFP)

Stratejik düzeyde Bir Kuşak Bir Yol girişimine alternatif olarak geçtiğimiz eylül ayında açıklanan ve Kızıldeniz’in rolünü tamamen atlayan Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa Arasında Ekonomik Koridor (IMEC) girişimi, kıyıyı paylaşan ülkelere varoluşsal bir ekonomik zorluktan çok daha fazlasını getirdi ve Kızıldeniz’in istikrarının önceliğini ikinci plana attı. Hindistan’ı Arap Yarımadası’na bağlayan bir doğu koridoru ile Avrupa’ya bağlayan bir kuzey koridorundan oluşan bu girişim, her ne kadar Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler Bir Kuşak Bir ve Yol girişimine imza atmış olsa da Çin’in girişiminden bağımsız birçok bölge ülkesinin ilgisini çeken önemli bir jeopolitik adımdır. Bu koridor, Hindistan’dan Avrupa mal sevkiyatının süresini yüzde 40 oranında azaltacak. Ayrıca Suudi Arabistan’ın küresel bir lojistik merkez olarak konumlanmasına ve BAE ile Hindistan arasında kapsamlı bir ekonomik ortaklığın meydana gelmesine de yardımcı olabilir.

İkinci olarak: İran’ın hırsları ile Washington’la kesişmeler arasında Husi saldırıları

Ticari gemilere yönelik Husi saldırıları, jeopolitik rekabetin sıcak noktası olan Kızıldeniz’deki güvenliğin artan kırılganlığını gözler önüne serdi. Gazze’ye yönelik savaş ise ABD’nin, Avrupa’nın ve bölgenin, Kızıldeniz’de yeniden canlanan İran nüfuzu konusundaki ortak endişelerinden hareketle, bölgesel stratejilerinin köşe taşı olan Kızıldeniz’de İsrail-Körfez iş birliğine dayalı daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik yapısı geliştirerek, bu zorlukların üstesinden gelme çabalarını baltaladı.

ABD bu doğrultuda 2021-2022’de İsrail ile bazı Körfez ülkeleri arasında Kızıldeniz’de ortak deniz tatbikatları düzenlemiş ve İsrail’in Ortak Deniz Kuvvetleri’ne dahil olmasının yolunu açmıştı. Ayrıca Tiran ve Sanafir adalarının Mısır’dan Kızıldeniz’e ulaşımı kontrol eden Suudi Arabistan’a devredilmesine dönük diplomatik çabalara da öncülük etti.

ABD Donanması, Kızıldeniz’deki saldırılara nasıl yaklaştı?

Husilerin ticari gemilere birçok kez saldırmasının ardından ABD’li yetkililer, ‘ABD’nin uluslararası müttefikleri ve ortaklarıyla tam koordinasyon içinde tüm uygun cevapları değerlendireceğini’ belirtti. Deniz alanının güvenliği şu an, deniz saldırılarına bir dizi tepki kaydeden çok uluslu ortak deniz kuvvetlerinin sorumluluğunda.

19 Ekim’de USS Carney gemisi, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında üç füzeye ve 15 insansız hava aracına karşı koyarak Kızıldeniz boyunca kuzeye doğru ilerledikleri esnada SM-2 tipi karadan havaya füzeler aracılığıyla düşürdü. Pentagon’dan yapılan bir açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu operasyon, Ortadoğu’da inşa ettiğimiz ve bu önemli bölgedeki ortaklarımızı ve çıkarlarımızı korumak için gerektiğinde kullanımına hazır olduğumuz entegre hava ve füze savunma yapısının bir sunumu gibiydi.” 

USS Carney, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında Yemen’deki Husilerin kontrol ettiği bölgelerden harekete geçen bir insansız hava aracıyla geçen ayın 29’unda çarpıştı. Kaza, Babü’l-Mendeb Boğazı yakınlarında meydana geldi.

Bir aydan az bir süre sonra USS Hudner gemisi, Yemen’den gönderilen bir insansız hava aracını Kızıldeniz üzerine düşürdü. Daha sonra Hudner, Yemen’deki Husilerin kontrol ettiği bölgelerden harekete geçen ve Kızıldeniz semalarında uçan çok sayıda tek yönlü saldırgan insansız hava aracını imha etti. ABD Donanması güçlerinin konuşlandırılmasına aldırış etmeyen Husi isyancılar, 19 Kasım’da Kızıldeniz’den geçmekten olan Bahamalar bandıralı Galaxy Leader gemisine helikopter saldırısı düzenledi. Gemi ve 25 kişiden oluşan mürettebatı halen Yemen’de rehin tutuluyor.  

Bir hafta sonra İran’ın insansız hava aracı Shahed 136, Hint Okyanusu’nda İsrail’e ait M/V CMA CGM Symi gemisine saldırdı. Ayrıca Malta bandıralı konteynır gemisi de hafif bir hasara uğramakla birlikte mürettebatında can kaybı meydana gelmedi.

26 Kasım’da silahlı bir grup adam, Yemen kıyısına yaklaşık 35 mil mesafede İsrailli Zodiac Group’a ait M/V Central Park tankerini ele geçirdi. Muhrip USS Mason, tankerin yardım çağrısına karşılık verdi ve korsanlardan Liberya bandıralı geminin ve 22 kişilik mürettebatının serbest bırakılmasını talep etti. Korsanlar, tankeri serbest bırakırken Amerikan savaş gemisi de onları tutukladı. Bu saldırının ardından Husi isyancılar tarafından fırlatılan iki balistik füze, Amerikan muhribinin yaklaşık 10 deniz mili uzağına düştü.

USS Carney, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında Yemen’de Husilerin kontrol ettiği bölgelerden gönderilen bir insansız hava aracıyla geçen ayın 29’unda çarpıştı. Kaza, Arap Yarımadası’nı Afrika Boynuzu’ndan ayıran Babü’l-Mendeb Boğazı’nın yakınlarında meydana geldi. Amerikan muhribi, hızlı bir savaş destek gemisi olan USNS Supply-T-AOE-6’ya ve bölgeye Amerikan askerî teçhizatı taşıyan ABD bayraklı bir başka ticaret gemisine eşlik ederken, İran yapımı insansız hava aracı KAS-04’ün yaklaştığını fark etti.

3 Aralık’ta USS Carney gemisi, Birleşik Krallık’a ait ve Bahamalar bayrağı taşıyan yük gemisi M/V Unity Explorer’a iki füzenin fırlatıldığı Kızıldeniz’in güneyinde Husi isyancıların saldırısına maruz kalmış üç ticari geminin yardım çağrılarına cevap verdi. 6 Aralık’ta ABD’li yetkililer, USS Mason gemisinin, Kızıldeniz’in güneyinde kendisine doğru gelen bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı. 10 Aralık’ta da Fransız firkateyni, iki insansız hava aracını düşürdü.

Ortadoğu’da konuşlandırılan ABD güçleri neler?

ABD, 7 Ekim’de İsrail ile Gazze arasında başlayan savaşın ardından Ortadoğu’da ve Akdeniz’de varlığını güçlendirdi, muhripler ve destek kruvazörleri eşliğinde Gerald R. Ford ile Dwight D. Eisenhower adlı uçak gemilerini gönderdi. Muhrip destek gemileri arasında füzeleri düşürebilen muhrip USS Carney, askerleri ve helikopterleri taşıyabilen USS Bataan ile USS Carter Hall ve USS Thomas Hudner yer alıyor.  

ABD, gemileri hedef alan saldırılara ve Husilerin İsrail’e yönelik balistik füze saldırılarına insansız hava araçlarını ve füzeleri düşürmek için Thomas Hudner ve Carney güçlerini kullanarak karşılık verdi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre söz konusu gemiler, yakın zamanda Umman Denizi’nde mevcut olan ve İran’ı saldırganlıktan caydırmak için gönderilen Ortak Görev Gücü 150 adlı bir başka gücün parçasıydı.

Peki, Ortak Görev Gücü 150 nedir?

Ortak Görev Gücü 150 (Combined Task Forcer 150), Ortadoğu’da çoğu çok uluslu olan beş deniz görevi grubundan biridir ve bölgedeki su yollarında devriye görevlerini dağıtma çabasının bir parçasıdır. Bu gruplar, ABD liderliğinde 38 ülkeden oluşan ve merkezi Bahreyn olan Ortak Deniz Görevi Güçleri (US-led, 38-nation Combined Maritime Task Forces) komutası altındadır.

Deniz Görevi Gücü, ABD liderliğindeki Irak işgali sırasında olduğu gibi geniş kapsamlı bir savaş başlatmak ile sivil gemileri korumak veya bir felakete müdahale etmek arasında değişen belirli görevlere sahip bir gemi grubudur. Bu görev grupları; Somali korsanlığı, terörizm, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi tehditlerle yüzleşti.

2009 yılında korsan saldırıları devam ederken Birleşmiş Milletler yetkisiyle temeli Ortak Görev Gücü 151 olan yeni bir görev grubu kuruldu ve 20 ülke gemiler ve uçaklarla katkı sağlama sözü verdi.

Ortadoğu’daki deniz güçlerinin yetenekleri neler?

Ortak Deniz Görev Gücü 150, 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı sırasında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun bir parçası olarak bölgeye gönderilen ilk gruptu. Çatışmanın ardından bu güç, bölgede kaldı ve daha sonra balistik füze ve uyuşturucu kaçakçılığının ve o dönemde Kızıldeniz’in birincil güvenlik tehdidi haline gelen Somalili korsanların saldırılarının durdurulmasında önemli bir rol oynadı. Hızla genişledi ve 2002 yılında İspanya, Almanya ve Japonya, 2005 yılında da sırayla Pakistan, Fransa ve Birleşik Krallık gemileri eklendi.

xscvf
CMA CGM şirketine ait Palais Royale gemisi, 16 Aralık’ta Kızıldeniz’deki seferlerinin durdurulduğunu duyurdu. (AFP)

ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra bölgesel tehditlerin artması, Görev Gücü 151’in oluşturulmasına yol açtı. Kanada’nın da dahil olduğu bu grup, el-Kaide örgütüne karşı görevlere katıldı. Hemen hemen aynı zamanlarda ABD Donanması’na bağlı Görev Gücü 152, Umman Denizi’nde farklı zamanlarda Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt liderliğinde bölgesel komutanları ve bir deniz filosunu içeren ortak güç haline geldi.

2009 yılında korsan saldırıları devam ederken Birleşmiş Milletler (BM) yetkisiyle Ortak Görev Gücü 151’i esas alan yeni bir görev grubu kuruldu ve 20 ülke gemiler ve uçaklarla katkı sağlama sözü verdi. O zamandan beri bu görev grupları; Kızıldeniz’i, Umman Körfezi’ni, Aden Körfezi’ni ve Hint Okyanusu’nu çeşitli bölgelere ayırdı ve her biri ilgili bölgenin güvenliğini üzerine aldı. Bu sayede Somalili korsan saldırılarının azalarak, yılda 100’den fazla iken bugün nadir görülür hale geldi.  

Nisan 2023’te Mısır’ın yakın zamanda liderliğini üstlendiği Ortak Deniz Görevi Gücü’ne yeni bir görev grubu katıldı. Kızıldeniz’de, Babü’l-Mendeb’de ve Aden Körfezi’nde devriye gezmek için kurulan Görev Gücü 153, Bahreyn’de konuşlanmış ABD Beşinci Filosunun Koramirali liderliğindeki 39 ülkelik bir koalisyonun parçasıdır. Mayıs ayında da çok uluslu eğitim çalışmalarına yoğunlaşmak üzere bir başka görev gücü (154) oluşturuldu.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı devam ederken Ortadoğu’daki Çin savaş gemilerinin sayısı, bu ayın başında altıya ulaştı. Çin Savunma Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamaya göre mayıs ayından bu yana bölgede düzenli operasyonlar gerçekleştiren 44’üncü Deniz Görev Gücü, Umman’ı ziyareti sırasında Umman Donanması’yla ortak bir eğitimi tamamladı. Ardından Kuveyt’e bir dostluk ziyaretine başladı. Çin görev gücüne ait olan ve bir güdümlü füze muhribi, bir firkateyn ve bir tedarik gemisinden oluşan savaş gemileri limana demirledi.

İnsansız hava araçlarıyla ve balistik füzelerle gerçekleşen Husi saldırılarına karşı koymak için belirli savunmalar gerekiyor.

Üçüncü olarak: ABD niçin yeni bir görev gücü oluşturuyor?

Ortadoğu’da halihazırda iki büyük Amerikan uçak gemisi ve destek gemileri dahil olmak üzere beş deniz görev gücünün var olması, ABD ile müttefiklerinin bölgede deniz yeteneklerinden yoksun olmadığı anlamına geliyor. Bununla birlikte Washington’ın başka bir seçeneğe yönelme kararının ardında birden fazla sebep olabilir. Teknik açıdan yeni görev grubunun, Ortadoğu’da korsanlık veya kaçakçılıkla mücadele gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere oluşturulan deniz güçlerine benzer şekilde, Kızıldeniz’deki sevkiyat yollarını korumak için detaylı bir şekilde tasarlanması gerekiyor. Ayrıca ABD’nin Husilere karşı tek başına ya da İsrail’le birlikte gireceği bir askerî misilleme operasyonuna sürüklenmekten kaçındığını dikkate alırsak, insansız hava araçları ve balistik füzeler kullanılarak gerçekleştirilen Husi saldırılarına karşı koymak için yüksek irtifa füze savunma sistemiyle donatılmış gemiler gibi belirli savunma güçleri de gerekiyor. Jeopolitik açıdan bu gücün yeteneklerinin artırılmasında en büyük rolü oynayacak olan ABD’nin bölge ülkelerine ve bu güçten faydalanan Avrupa ülkelerine karşı hayata geçirmek istediği ekonomik ve siyasi taahhütler ve ortaklıklar olduğuna şüphe yok.

scvd
Yemenli silahlılar ve arkalarında görülen Galaxy Leader gemisi (Reuters)

Yemen Özel Elçisi Tim Lenderking bu hafta Doha’da düzenlenen bir konferansta, ABD’nin mevcut uluslararası deniz görev gücünü genişletip, bazı kaynakları seyrüsefer özgürlüğünü korumaya tahsis edilen bir uluslararası koalisyona dönüştürmeyi hedeflediğini söyleyerek, “Washington’da Husileri gerilimi durdurmaya sevk edecek gerekli adımlara ilişkin çok aktif bir değerlendirme yapılıyor” dedi ve gruba 19 Kasım’da ele geçirdikleri Galaxy gemisinin mürettebatını serbest bırakma çağrısı yaptı. Lenderking, Washington’ın genişletilmiş koalisyona katılmak için iletişime geçtiği diğer ülkeleri veya sayısını belirtmekten kaçındı. Bununla birlikte bu koalisyonun ‘mümkün olan en geniş koalisyon’ olması gerektiğini ifade etti.

Bu bağlamda Dışişleri Bakanlığı’nın telefon görüşmesine dair yaptığı açıklamaya göre ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, geçen hafta Husi saldırılarının deniz güvenliği için oluşturduğu tehdidi ele aldı. Bu noktada mevcut görev grubunun parçası olmayan Çin’in, Kızıldeniz yolunu yoğun bir şekilde kullandığını ve Husilerin ana hamisi olan İran üzerinde etkinliğe sahip olduğunu belirtmek gerekir.

ABD’nin Yemen’deki Husi milislerin Gazze’yi destekleme bahanesiyle artırdığı askerî gerilime verdiği ‘orantısız’ tepki, Washington’ın kendini tutmasının ve yerel önlemlerle yetinmesinin ardında yatan sebepleri sorgulatıyor.

Ortak deniz gücü kurulmasında ABD’nin bir çıkarı var mı?

ABD’li yetkililerin bir kısmı, Kızıldeniz’deki ticari sevkiyatı korumak için Ortak Deniz Kuvvetleri’nin gözetiminde altıncı bir deniz görev gücü oluşturulması gerektiğine dikkat çekti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’a göre ABD, Kızıldeniz’de ticari sevkiyatın güvenli geçişini sağlayacak ve eşlik edecek yeni bir görev gücü oluşturmak için pek çok müttefikiyle görüşmelerde bulunuyor. Ortak Genelkurmay Başkan Yardımcısı, koalisyona ait savaş gemilerini ve saldırı tehdidi altındaki diğer ticari gemileri savunmak için Ortak Deniz Kuvvetleri tarafından alınan önlemlerin, uluslararası ticareti korumak ve bölgesel deniz çevresinde kurallara dayalı düzeni yeniden sağlamak için meşru ve gerekli olduğunu ve başlangıç olarak yedi ülkenin bunun için gerekli güçlerin temin edilmesini önerdiğini belirtti.

Bununla birlikte ABD’nin Yemen’deki Husi milislerin Gazze’yi destekleme bahanesiyle tırmandırdığı askerî gerilime ve Irak ile Suriye’deki saldırılarına verdiği ‘orantısız’ tepki, bu saldırıların gerek deniz güvenliği gerekse bölgenin istikrarı için oluşturduğu tehlikelere rağmen Washington’ın kendini tutmasının ve ortaya konan tehditleri etkili bir şekilde ele almayan yerel önlemlerle yetinmesinin ardında yatan sebeplere dair birçok soru işareti doğuruyor. Bu sorular, ABD’nin Kızıldeniz’in istikrarı ve güvenliği için gösterdiği ilgideki samimiyetine ve Washington’ın bu koridorla temel bir şekilde bağlantılı bölge ekonomilerinin gelişmesine ilişkin tutumuna dair endişelere evriliyor.

Washington’ın bu önemli su yolunu korumak üzere çok uluslu deniz gücünü genişletmek için istediği bedel nedir? ABD’nin tutumu, İpek Yolu’na taş koyma ve Arap Yarımadası üzerinden Avrupa’ya ulaşan Hint Yolu projesine daha fazla şans tanıma bağlamında ek bir unsur teşkil ediyor mu? Amerikan önlemlerinin sınırlılığının ardında, ABD-İran çıkarları arasındaki buluşma noktaları var mı?  Biri Doğu Akdeniz’de, diğeri Basra Körfezi’nde olmak üzere bölgede en az iki vurucu uçak gemisi grubu konuşlandıran ABD’nin askerî gücü, ona bel bağlayanların sandığından daha mı zayıf?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)

Somali Cumhurbaşkanlığı, eş-Şebab Hareketi’ne katılan ‘suça sürüklenmiş gençlere’ radikal ideolojiyi terk etmeleri şartıyla af ilan ederek yeni bir adım attı. Şarku’l Avsat’a konuşan Somalili bir Afrika meseleleri uzmanı, bu adımın, entegrasyon ve rehabilitasyon dahil olmak üzere birkaç koşulun yerine getirilmesi şartıyla, eş-Şebab'ın etrafındaki çemberi daraltma şansını artıracağına inanıyor.

Somali Haber Ajansı SONNA dün, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un, (yerel olarak eş-Şebab'ı ifade etmek için kullanılan bir terim olan) Havaric milislerinin saflarında radikal ideoloji ile aldatılmış gençlere, aşırıcı ideolojiyi terk etmeleri halinde af kararı verdiğini bildirdi.

SONNA, devletin bu gençlere yeni bir hayat ve geleceklerini inşa etme fırsatları sunarak, onların toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlayacağını da ifade etti.

SONNA’nın pazar günkü haberine göre Somali ordusu, ‘terörizmi ortadan kaldırmak için devam eden çabalar çerçevesinde, Orta Şabelle eyaletinin Hawadli bölgesinde saklanan Havaric milislerinin hücrelerini’ hedef alan planlı bir askeri operasyon başlattı.

dfvfbf
Hiran bölgesinde eş-Şebab Hareketiyle bağlantılı silahlı militanlar hedef alındı (Somali Haber Ajansı)

Somali, Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) ev sahipliği yapıyor. AMISOM, 15 yıldır Somali'de terörist faaliyetlerini artıran eş- Şebab Hareketi ile mücadelesinde Somali'ye destek sağlamak amacıyla 2024 yılının aralık ayında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kabul edilen kararın ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında resmi olarak faaliyete geçti.

Somali uzmanı Abdulvali Jama Barre, Başbakan Şeyh Mahmud'un af kararının güvenlik, sosyal ve stratejik olmak üzere üç açıdan yorumlanabileceğini belirtti. Bu önemli bir araç, ancak tamamlayıcı politikalarla desteklenmedikçe başarısı garanti edilemez.

Barre, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Af, özellikle de birçok gencin yanlış yönlendirme veya zorlama sonucu örgüte katılmış olması ve güvenli bir çıkış yolu bulmanın muhalifleri örgütü terk etmeye teşvik etmesi nedeniyle geri dönüşün önünü açan olumlu bir adımdır. Bu aynı zamanda, devletin sert çizgideki liderlerle yanlış yönlendirilmiş gençleri birbirinden ayırdığını gösteren insani ve siyasi bir mesajdır ve hükümetin intikamcı olmayan bir kuluçka merkezi olduğu imajını pekiştirir.”

Bu durum, eş-Şebab Hareketi’nin operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Ezher Aşırılıkla Mücadele Gözlemevi, eş-Şebab Hareketi’nin sivilleri terörize etme ve sınır ötesi saldırılar düzenleme yönündeki kanlı stratejisi çerçevesinde Ramazan ayında Somali-Kenya sınırında terör tehdidini artırdığını açıkladı.

Gözlemevi tarafından dün yapılan açıklamada, “Bu gerginliğin artışı cumartesi gecesi terörist hareketin üyeleri Cuba'nın merkezindeki Bawali ve Somali'nin güneyindeki Aşağı Şabelle eyaletine bağlı Konyabarow bölgelerinde 10 sivili kurşuna dizerek infaz etmesiyle başladı” ifadeleri yer aldı. Gözlemevi, eş-Şebab’ın Ramazan ayı boyunca genel dini duyguları istismar etmek için şu anda faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydetti.

Barre ise eş-Şebab Hareketi’nin dini duyguları istismar ettiğini belirterek “Bu yüzden eş-Şebab'ı sürekli dini ve fikri rehberlik, ekonomik entegrasyon ve akıllı güvenlik izleme yoluyla başarılı bir şekilde kontrol altına almak için, af kararı tek başına yeterli olmaz. Bu kararın gerçek rehabilitasyon programlarıyla bağlantılı olması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.


Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
TT

Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)

Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’daki cephelerde kaydettiği yavaş kara ilerlemesine rağmen, ‘özel askerî operasyon’ olarak başlayıp dört yıl içinde yıpratıcı bir savaşa dönüşen süreçte Rusya açısından askerî zafer hâlâ uzak görünüyor. Bu süre zarfında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hedeflerine ulaşmayı başaramadı. Bazı Amerikalı uzmanlar artık sahadaki verilerin, Putin’in Ukrayna’yı boyun eğdiremediğini; hatta Rusya’nın stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya kalabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

dscd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savunma bütçesini ve asker emeklisi maaşlarını artırarak kapsamlı bir askeri reform gerçekleştirdi. (AP)

Diplomatlar ve dış politika gözlemcileri, öngörüde bulunmanın her zaman riskli bir girişim olduğunu vurgular. Ancak eski ABD Büyükelçisi ve RAND Corporation uzmanı William Courtney, ABD ile Rusya arasındaki stratejik ilişkilerde (Sovyetler Birliği dönemi de dahil olmak üzere) kilit roller üstlenmiş bir isim olarak, Ukrayna’nın işgalini malî, beşerî, askerî ve siyasî açılardan değerlendiriyor. Courtney, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yoğun çabalarına rağmen henüz somut sonuç alınamayan süreçte, savaşın muhtemel sonlarına dair daha net bir tablo çizmeye çalışıyor. Bu görüşe, Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie de katılıyor. Hardie, Putin’in ‘katı tutumlarının’, ABD’nin arzuladığı barışın önündeki başlıca engel olduğunu savunuyor.

Afganistan modeli

Daha önce ABD-Sovyet Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik Amerikan-Sovyet komisyonunda görev alan, eski Başkan Bill Clinton’a özel danışmanlık görevinde bulunan ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Rusya, Ukrayna ve Avrasya işlerinden sorumlu direktörlük yapan William Courtney, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Rus ekonomisinin ABD ve Avrupa yaptırımlarından ‘giderek daha sert ve belirgin biçimde etkilendiğini’ belirtti.

dcdc
(foto altı) Eski ABD Büyükelçisi William Courtney (Şarku’l Avsat)

Courtney ayrıca, Rus kuvvetlerinin insan kayıplarının ‘son derece yüksek’ olduğunu ve bu kayıpların ‘Sovyetler Birliği’nin Afganistan savaşındaki kayıplarını açık ara aştığını’ söyledi.

Öte yandan, ‘ABD politikasının Ukrayna’ya güçlü destekten, daha çok tarafsız arabulucu konumuna yakın bir çizgiye kaydığını’ savunan Courtney, bu nedenle ‘ABD’nin artık Ukrayna veya Avrupa adına Rusya ile müzakere edebilecek bir konumda olmadığını’ dile getirdi. Birçok Avrupalı liderin, ‘Ukrayna’daki savaşı Avrupa güvenliğiyle yakından bağlantılı görmeye giderek daha fazla eğilim gösterdiğini’ de sözlerine ekleyen Courtney, Avrupa’da, Rusya’nın Ukrayna’da galip gelmesi halinde ‘diğer bazı Avrupa ülkelerinin de risk altına girebileceği’ yönündeki kaygıların arttığını vurguladı.

Bu yaklaşımı farklı bir açıdan teyit eden John Hardie ise ABD’nin Rusya’yı gerçek tavizler vermeye zorlamak amacıyla ‘azami baskı uygulamaya yönelik sürekli ve kapsamlı bir çaba’ ortaya koyduğunu henüz görmediğini ifade etti. Halihazırda ‘bazı diplomatik temaslar’ bulunduğunu, ancak taraflar arasındaki uçurumun genişliğini koruduğunu ve barış için gerekli belirleyici uzlaşıların henüz sağlanmadığını belirtti.

Dünya’dan uzak

Rusya’nın savaşı sona erdirmeye yönelik hedeflerine ilişkin olarak Hardie, Trump yönetiminin Ukrayna’nın Donbas bölgesinin geri kalan kısımlarından vazgeçmesi gerektiği görüşünde olduğunu; bunun savaşın sona ermesine imkân tanıyacağı ve ABD ile Rusya arasında ekonomik iş birliğinin yeniden başlamasının önünü açacağı varsayımının benimsendiğini aktardı. Ancak Hardie, bu değerlendirmenin isabetli olmadığını belirterek, ‘Putin’in on yıllardır Ukrayna üzerinde yeniden hakimiyet kurmaya odaklandığını’ ve ülkeyi Rus nüfuz alanına geri döndürmeyi amaçladığını ifade etti. Ona göre hedef, Ukrayna’yı Batı yönelimli bağımsız bir devletten ziyade Belarus’a daha yakın bir konuma getirmek. Bu nedenle Rusya’nın taleplerinin ‘toprak meselesinin çok ötesine geçtiğini’ vurguladı.

erfref
Amerikan araştırma kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie (Şarku’l Avsat)

Bu değerlendirmeye katılan Courtney, Rusya’nın “Rus İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Sovyetler Birliği yıllarına kadar ABD’yi her zaman başlıca jeopolitik rakibi olarak gördüğünü; Avrupa’yı ise hiçbir zaman benzer stratejik önemde değerlendirmediğini” söyledi. Bu çerçevede Moskova’nın doğrudan Donald Trump ile müzakereye hazır göründüğünü ve işgal altındaki topraklar üzerindeki kontrolünün tanınması ile Donbas’ın geri kalanında hakimiyetini güçlendirme talepleri dahil olmak üzere azami taleplerini yinelemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Askerî açıdan ise Courtney, sahadaki durumun ‘büyük ölçüde bir çıkmaz’ niteliği taşıdığını ifade ederek, ağır kayıplara rağmen Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’da ‘kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını’ dile getirdi. Buna karşılık insansız hava araçları (İHA) savaşındaki gelişmelerin, Ukrayna tarafındaki insan kayıplarını azaltmaya katkı sağladığını kaydetti.

“Görüşmeler de benzer şekilde tıkanmış görünüyor” diyen Courtney, Rus yetkililerin (aralarında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bulunduğu isimlerin) açıklamalarına atıfla, ‘ABD’li ve Ukraynalı bazı liderlerin zaman zaman dile getirdiği iyimser beyanlara rağmen tarafların hâlâ bir anlaşmaya varmaktan uzak olduğunu’ belirttiğini aktardı.

Çin ile ortaklık

Pekin’in Moskova’ya verdiği destekle ilgili bir soruya yanıt veren Courtney, ‘Çin’in Rusya’ya destek sağladığını; ancak bunun ölümcül silahlar şeklinde değil, teknoloji ve çift kullanımlı mallar tedariki yoluyla gerçekleştiğini’ belirtti.

Bununla birlikte Çin’in son dört yılda ‘nispeten temkinli bir tutum’ sergilediğini ifade eden Courtney, Putin’in Eylül 2022’de nükleer silah kullanma ihtimaline imada bulunmasının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer silah kullanımına karşı defalarca uyarıda bulunduğunu hatırlattı. Dolayısıyla, Çin’in Rusya’ya ekonomik ve teknolojik alanlarda verdiği destek önemli olmakla birlikte askerî açıdan belirleyici olmadı ve koşulsuz bir siyasî desteğe de dönüşmedi. Oysa 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalinden hemen önce Pekin ile Moskova ‘sınırsız ortaklık’ ilan etmişti. Ancak Courtney’nin ifadesiyle, ‘pratikte açık sınırlar vardı.’ Çin, en önemli ekonomik ilişkilerini Avrupa, ABD ve daha geniş küresel ekonomiyle riske atmaktan kaçınma çabası çerçevesinde Moskova’ya karşı ‘stratejik mesafeyi’ korudu.

Öte yandan Hardie, ‘Çin’in bu savaşta Rusya’nın en önemli ortağı olduğunu’ belirterek, Pekin’in büyük miktarlarda Rus petrolü satın alarak ve ikili ticareti genişleterek ekonomik destek sunduğunu vurguladı. Ayrıca Çin’in, mikroelektronikler, bilgisayar destekli sayısal kontrol makineleri (CNC) ve diğer çift kullanımlı teknolojiler gibi temel girdilerin aktarılmasında bir ‘kanal’ işlevi gördüğünü; bunun da Rus savunma sanayi tabanını desteklediğini ifade etti.

Hardie, ‘Ukrayna’daki savaşın ABD açısından Çin meydan okumasından tamamen ayrı olmadığını’ vurguladı. ABD’nin Rusya’nın Ukrayna üzerinde kontrol kurmasına izin vermesi halinde bunun ‘başka cephelerdeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini; buna Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir hamlesinin de dahil olduğunu’ belirtti. ABD içinde bazı çevrelerin Washington’un Ukrayna’ya desteğini azaltarak yalnızca Çin’i caydırmaya odaklanması gerektiğini savunduğunu kaydeden Hardie, Hint-Pasifik bölgesinde Çin nüfuzuna en açık ülkelerin ise ters yönde bir argüman ileri sürdüğünü ifade etti. Bu ülkelere göre Ukrayna’nın savunulması, daha geniş ölçekte caydırıcılığın güvenilirliğini güçlendiriyor.

Aynı bağlamda Courtney, Rus stratejistlerin ‘güç dengesi’ olarak adlandırdığı kavramın, Moskova’nın Avrupa ile ilişkilerinde aleyhine işlediğini söyledi. Ekonomik açıdan Rusya’nın Avrupa için önemi azalmış durumda; askerî bakımdan ise savaş bir çıkmaza girmiş bulunuyor. Courtney, ‘Rusya’nın bu eğilimleri belirleyici biçimde tersine çevirebileceğine dair kayda değer bir kanıt olmadığını’ vurguladı.

Courtney ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını, 1979-1989 yılları arasındaki Sovyet-Afgan savaşıyla karşılaştırdı. O dönemde ‘mücahitler’, Sovyet kuvvetlerini ezici bir yenilgiye uğratamamış olsa da, Moskova’nın zafer elde etmesini engelleyecek ölçüde güçlüydü.

sdcs
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Sonuç olarak söz konusu çatışmada (Sovyet-Afgan savaşı) iki önemli gelişme öne çıkmıştı. İlki, savaşın ortasında yönetimde bir değişiklik yaşanması; Mihail Gorbaçov iktidara gelerek Sovyet askeri yükümlülüklerini hafifletmeye ve ekonomik nedenlerle Batı ile ilişkileri iyileştirmeye çalıştı. Bunun sonucunda Kremlin, savaşı süresiz olarak sürdürme konusunda tam bağlılık göstermemeye başladı. İkincisi ise, mücahitlerin Sovyet kuvvetlerini on yıl boyunca kademeli olarak yıpratmasıydı. Mücahitler Sovyetler Birliği’ni ezici biçimde yenemese de savaşı hem politik hem ekonomik hem de askerî açıdan son derece maliyetli hale getirerek Moskova’yı sonunda geri çekilmeye zorladı.

Courtney, Ukrayna’daki mevcut savaşın ilk yıllarında Rusya’nın hızlı bir zafer beklediğini, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştığını hatırlattı. Courtney, “Görünüşe göre Moskova, Kiev’i kendi azami taleplerini kabul etmeye zorlayamıyor. Öte yandan Ukrayna da Rusya’yı ateşkes imzalamaya zorlayacak güçte değil. Sonuç, yıpratıcı bir savaş” değerlendirmesinde bulundu.

sxdcsc
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Hardie, tarihî ölçütlere göre değerlendirdiğinde, ‘Ukrayna’nın Rusya’nın kara kazanımlarını yüksek insan ve donanım maliyetiyle kademeli olarak sınırlamaya devam etmesi, savunma hatlarını güçlendirmesi ve egemenliğini koruması halinde, bu savaşın Rusya açısından stratejik bir başarısızlık olarak kabul edilmesinin muhtemel olduğunu’ belirtti. Bununla birlikte Hardie, ‘temkinli olunması gerektiğini’ vurguladı. Zira Rusya bu savaşı sona erdirip yeniden silahlanma ve yeniden yapılanma sürecine girerse, ardından belki daha iyi hazırlanmış ve başarılı bir başka işgale girişirse, tarihî değerlendirmeler önemli ölçüde değişebilir. Ayrıca Hardie, mevcut savaşın sona ermesinin, ‘daha geniş stratejik meydan okumanın kesin olarak son bulacağı anlamına gelmediğini’ de hatırlattı.

Kore Savaşı senaryosu

Ukrayna’daki savaşın farklı doğası nedeniyle Courtney, Afganistan’da Kremlin’deki değişim ve son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un iktidara gelişine ilişkin olasılıkları temel alan bir tahminde bulunmaktan kaçındı. Ancak başka bir karşılaştırmayı Kore Savaşı üzerinden yaptı; Güney Kore’nin tek başına Kuzey Kore’yi ateşkesi kabul etmeye zorlamaya gücünün yetmediğini, fakat ABD müdahalesiyle ‘güç dengesinin değiştiğini ve sonucunda yetmiş yılı aşkın bir ateşkesin sağlandığını’ hatırlattı. Courtney, Batı’nın böyle bir dengeyi oluşturmak için müdahale edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtti. Güncel değişkenler -Rusya’daki iç politika, Batı’nın birliği, sahadaki askerî gelişmeler ve gelecekteki ABD liderliği- dikkate alındığında, tek bir belirleyici sonucun öngörülmesinin imkânsız olduğunu; savaşın gidişatının hâlâ alınmamış politik kararlar tarafından belirleneceğini vurguladı.

Hardie, savaşın “Belki de sonunun başındayız” düşüncesini ifade etmekle birlikte, bunun ‘önümüzdeki birkaç ay içinde yakın bir barış anlaşması olacağı’ anlamına gelmediğini belirtti. Hardie’ye göre, başlıca engel, Vladimir Putin’in ‘katı talepleri’. Putin yalnızca Rusya’nın tamamen kontrol edemediği toprakların resmî olarak tanınmasını değil, aynı zamanda daha geniş bir dizi siyasî tavizi de hedefliyor.

Hardie, savaşın nasıl sona ereceğine dair değerlendirmesinde, “Nihayetinde Rusya’nın taleplerini gerçeklerle daha uyumlu hale getirmesi gerekecek” görüşünü dile getirdi. Öte yandan Ukrayna’nın şu anda ‘kaybedilmiş bir barışı kabul edecek anlamlı bir motivasyona sahip olmadığını’ vurguladı.


Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
TT

Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı kara kuvvetleri, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırısı ihtimalini değerlendirdiği bir dönemde, ülkenin güney kıyılarında askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.

İran medyasında yer alan haberlere göre tatbikat, güney bölgeleri ve Basra Körfezi’ndeki adalarda icra edildi. Operasyon bölgesinde bulunan farklı sınıf ve birliklerin katıldığı tatbikatta yeni taktikler ve modern teknolojiler kullanıldı. Devrim Muhafızları’na bağlı “Sepah News”, tatbikat kapsamında yaklaşan hedeflere karşı kıyıdan denize doğru topçu atışları yapıldığını, yakın mesafeli mühimmat kullanıldığını ve belirlenmiş düşman mevzilerine yoğun bombardıman gerçekleştirildiğini bildirdi.

Füze birliklerinin belirlenen hedeflere atış yaptığı ve Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri envanterine yeni giren bir füze sisteminin kullanıldığı bildirildi. Devlet haber ajansı ISNA, söz konusu sistemin farklı bir navigasyon altyapısına sahip olduğunu, yüksek isabet oranı ve düşmanın tahkimat ve siperlerini imha edebilen güçlendirilmiş bir savaş başlığı taşıdığını belirtti.

İran Savunma Bakanı Aziz Nasırzade bugün yaptığı açıklamada, İran’ın savaş arayışında olmadığını ancak herhangi bir çatışmanın dayatılması durumunda güçlü bir şekilde karşılık vereceğini söyledi. Ermenistanlı mevkidaşıyla görüşmesinde konuşan Nasırzade, Tahran’ın bölgenin jeopolitik yapısına yönelik herhangi bir müdahaleye ya da dengelerin değiştirilmesine karşı olduğunu belirterek, İran’ın “çatışma aramadığını” ancak “saldırıya uğraması halinde düşmanlarına unutamayacakları bir ders vereceğini” ifade etti.

Öte yandan ABD’nin en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınak kapsamında Girit Adası’ndaki Suda Körfezi Deniz Destek Tesisi’ne ulaştı. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre gemi adaya dün demirledi.

Suda Körfezi tesisinde aktif görevdeki askerler, sivil personel, sözleşmeli çalışanlar ve personelin aile fertleriyle birlikte yaklaşık bin kişi bulunuyor.

Geçen yıl İran’a yönelik saldırı emri veren ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın nükleer programına ilişkin yeni bir anlaşmaya varılmaması halinde askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidini yineledi. Batı ülkeleri, İran’ın nükleer programının nükleer silah geliştirmeye yönelik olmasından endişe ediyor.

ABD’nin Ortadoğu’da, aralarında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin de bulunduğu 12’den fazla deniz unsuru konuşlandırdığı; bunlar arasında dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisinin yer aldığı belirtildi.

Bölgede aynı anda ABD’nin iki uçak gemisinin bulunması ender görülen bir durum olduğu ve her geminin onlarca savaş uçağı taşıdığı ve binlerce denizciye ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, İran’a karşı güç kullanımı konusunda karar vermek için kendisine “10 ila 15 gün” arasında bir süre tanıdığını söyledi. Pazartesi günü ise ABD Genelkurmay Başkanı’nın kapsamlı bir askeri müdahalenin riskleri konusunda kendisini uyardığına dair haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in “hepimiz gibi savaş istemediğini”, ancak İran’a karşı askeri bir adım atılması yönünde karar alınması halinde bunun “kolaylıkla kazanılabilecek” bir adım olacağı görüşünde olduğunu ifade etti.

İran devlet medyası ise ülkenin orta kesimindeki İsfahan eyaletine bağlı Humeynişehr kentinde bir askeri helikopterin bugün bir meyve pazarına düştüğünü bildirdi. Kazada pilot ve yardımcısı ile iki pazar esnafı hayatını kaybetti. Resmi haber ajansı IRNA, olayın “teknik arıza” kaynaklı olduğunu ve çıkan yangının acil durum ekiplerince söndürüldüğünü duyurdu.

İran’da, eskiyen hava filosu ve yaptırımlar nedeniyle yedek parça temininde yaşanan zorluklar sebebiyle zaman zaman hava kazaları yaşanıyor. Geçen hafta da Hemedan eyaletinde gece eğitimi sırasında düşen bir F-4 savaş uçağında pilotlardan biri hayatını kaybetmişti.