İsrail ile Mısır arasındaki ayrım çizgisi: Philadelphia Ekseni

Hamas'ın Erez Sınır Kapısı yakınında kazdığı tünelin girişinde nöbet tutan İsrail askeri. (Reuters)
Hamas'ın Erez Sınır Kapısı yakınında kazdığı tünelin girişinde nöbet tutan İsrail askeri. (Reuters)
TT

İsrail ile Mısır arasındaki ayrım çizgisi: Philadelphia Ekseni

Hamas'ın Erez Sınır Kapısı yakınında kazdığı tünelin girişinde nöbet tutan İsrail askeri. (Reuters)
Hamas'ın Erez Sınır Kapısı yakınında kazdığı tünelin girişinde nöbet tutan İsrail askeri. (Reuters)

Salim er-Reys

İsrailli yetkililer, son zamanlarda Filistinli grupların silah ve patlayıcı madde kaçakçılığı yapmak veya Gazze ile Mısır'ı birbirine bağlayan ve sınırın altından geçen tünellerde liderlerini kaçırmak için tünellerden yararlandığı iddiasıyla Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki, ‘Selahaddin Yolu-Philadelphia Ekseni’ olarak bilinen sınırı yeniden işgal etme olasılığına dair çok sayıda açıklama yaptı.

İsrail ordusu, geçtiğimiz 7 Ekim'de, Hamas hareketinin askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı bir grup savaşçının sabah erken saatlerde karadan ve havadan doğu sınırını geçmesinin ardından, Gazze Şeridi'ne karşı savaş başlattı. Hamas unsurları İsrail ordusu askerleriyle çatıştı, bir kısmını esir aldı, sınıra yakın yerleşimlerde yaşayan birçok yerleşimciyi tutukladı. Ardından onları Gazze'nin içine götürdü.

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı, üç aydır boyunca devam ediyor, Gazze Şeridi'nin kuzeyinde kara saldırısı gerçekleştiriliyor ve merkezine doğru ilerliyor. Bu durum binlerce sakini zorla güneye doğru hareket etmeye zorluyor. İsrail ordusu ikinci aşamada Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrinin doğusunu da işgal etmeye çalışırken, ordu da Gazze'nin kuzeyindeki doğu bölgelerine yönelik kara işgalini tamamlamak için çalışmalarını sürdürdü.

İsrail'in, Hamas hareketini ve askeri kanadını yok etmeyi amaçladığını savunduğu askeri operasyonlar devam ederken, İsrailli yetkililer, hareketin, silah ve patlayıcı maddeleri çeşitli bölgelerden ve destekçi ülkelerden kaçakçılığı yapmak için sınırın altındaki tünellerden yararlandığı gerekçesiyle, Philadelphia Ekseni'nin yeniden işgal edilmesinin olasılığı hakkında konuşmaya başladılar. Bazıları, Hamas liderlerinin veya hareketin elinde tutulan İsrailli tutukluların tünellerden hareketin destekçisi ülkelere kaçırılabileceği yönünde endişelerini dile getirdi.

Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınırların bölünmesi ve çizilmesi süreci, 1979 yılında Mısır ile İsrail arasında imzalanan barış anlaşmasının ardından başladı.

Philadelphia Ekseni veya Selahaddin Ekseni, Batı'da Akdeniz'den Doğu'da Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı'na kadar uzanıyor. Bu nokta, Mısır, İsrail ve Gazze Şeridi sınırlarının kesiştiği yer. Eksenin uzunluğu yaklaşık 14 kilometre ve içinde Gazze'yi Mısır üzerinden dünyaya bağlayan Refah Kara Sınır Kapısı yer alıyor.

Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınırların bölünmesi ve çizilmesi süreci, 1979 yılında Mısır ile İsrail arasında imzalanan ve sınır boyunca tampon bölge kurulmasını öngören ve Camp David Anlaşması olarak bilinen barış anlaşmasının ardından başladı. Selahaddin Yolu-Philadelphia Ekseni’ olarak bilinen bu koridor, İsrail ordusunun sınırı kontrol etmesine izin verdi. Ayrıca, 2005 yılına kadar Filistin tarafından işletilen Refah Sınır Kapısı'nın işleyişinden sorumluydu.

Bu durum, Mısır ile İsrail arasında yaklaşık 18 ay süren müzakerelerin ardından, 2005 yılında Philadelphia Anlaşması olarak bilinen yeni bir anlaşma imzalanıncaya kadar bu şekilde devam etti. Bu anlaşma, Philadelphia Ekseni boyunca hafif silahlarla donatılmış Mısır kuvvetlerinin varlığına izin verdi. Ayrıca imzacı tarafların, herhangi bir ülkeden gerçekleştirilen kaçakçılık, sızma ve terörizm gibi düşmanca faaliyetlerin önlenmesi sorumluluğunu üstlenmesini şart koştu. Ek olarak, anlaşma, Mısır sınır muhafızlarından 750 askerin, sınır bölgesinde konuşlandırılarak terörizmle mücadele, sınırdan sızmayı önleme ve kaçakçılığı engelleme konusunda uzmanlaşmasına izin verdi.

Anlaşmanın imzalanması, eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un söz konusu dönemde hazırladığı yeniden yerleştirme planına uygun olarak İsrail'in aynı yıl eksenden çekilmesiyle aynı zamana denk geldi. İsrail, ordusunu ve yerleşimcilerini tek taraflı olarak Gazze Şeridi'nden çekerken, İsrail'in Philadelphia Anlaşması’nı imzalaması sınırın güvenliğinin sağlanması ve askeri faaliyetler için kullanılmamasını sağlamayı amaçlıyordu.

Filistinliler, kuşatmadan sonra koridoru iki kez geçerek kendilerine yiyecek, içecek ve bazı temel lojistik ihtiyaçlarını karşılamak için Mısır’daki Refah Sınır Kapısı’ndan çevredeki bazı köylere birkaç gün boyunca girdiler.

İsrail, birkaç gizli tünelden silah ve patlayıcı madde sokmaya çalışan Filistinli gruplar için sınırların ve kaçakçılık operasyonlarının öneminin bilincindeydi. Ancak sonraki İsrail hükümetlerinin o yıl Filistin Merkezi İstatistik Kurumu'nun nüfus sayımına göre yaklaşık 1,5 milyon Filistinliyi nefes aldırmayan bir abluka altına almasının bir sonucu olarak, Filistinlilerin daha sonra sınır duvarını aşacağını muhtemelen bilmiyordu.

İsrail, güvenlik ve coğrafi açıdan çekilme sürecini tamamlamak için stratejik bir eksen olarak görülmesine rağmen, Gazze Şeridi'nden çekilmeye devam etti ve Mısır ile anlaşma imzaladı. İsrail hükümetindeki bazı bakanların ve diğer İsrailli yerleşim liderlerinin İsrail muhalefeti, geri çekilme sürecini Filistin devletinin oluşumunun ve İsrail Devleti'nin gerilemesinin başlangıcı olarak gördü. Gazze'nin silahlandırılması süreci ve bunun İsrail'in güvenliği üzerindeki etkisine ilişkin stratejik güvenlik nedenlerinin yanı sıra, Gazze’de yerleşim birimlerinin kurulduğu kurtarılmış toprakları almaya devam ederken, aynı zamanda Refah Kapısı’nın işleyişinin devam etmesini sağlamak için de çalıştı.

Refah kara geçişi işleyişini denetleme süreci, İsrail'in Avrupa Birliği'nden gözlemcilerin varlığını şart koşmasıyla Filistin Yönetimi'ne devredildi. Bu, Filistin Yönetimi ile İsrail arasında imzalanan geçiş anlaşmasında şart koşulmuştu. Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere Gazze Şeridi'ndeki tüm geçiş noktalarında Filistin topraklarına gidiş-dönüş trafiğin düzenlenmesine ilişkin koşulların ve standartların belirlenmesi, daha önce de belirtildiği gibi Mısır ile 750 Mısırlı sınır muhafız askerinin varlığına izin veren protokollerin imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.

Hamas hareketi 2007'de Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirdiğinde durum iki yıldan az bir süre boyunca aynı kaldı. O zamandan bu yana Philadelphia ekseni Hamas’ın kontrolü altındaydı ve aynı zamanda Refah Sınır Kapısı’nın da kontrolünü ele geçirdi.  Koridor, İsrail hükümetinin Hamas kontrolü nedeniyle Gazze Şeridi halkına sıkı bir kuşatma uygulaması sonrasında, Filistinliler koridoru iki kez geçerek kendilerine yiyecek, içecek ve bazı temel lojistik ihtiyaçlarını karşılamak için Mısır’daki Refah Sınır Kapısı’ndan çevredeki bazı köylere birkaç gün boyunca girdiler.

Mısır'ın tünel olayını sona erdirmeye yönelik tüm çabalarına rağmen İsrail halen, Mısır ile Gazze Şeridi arasında Filistinli gruplara silah ve patlayıcı madde kaçırılan tüneller olduğunu iddia ediyor.

Sınırı ihlal süreci uzun sürmedi, ancak abluka daha da şiddetlendi. Bu, Gazze'deki Filistinlileri, Philadelphia Ekseni'nin altında, Filistin’deki Refah ve Mısır’daki Refah'ı birbirine bağlayan ve her iki taraftaki sınır bölgesine yakın evlerden geçen tünel kazmaya zorladı. Filistinliler, işlerinin devamını sağlamak için ihtiyaç duydukları gıda, yakıt ve hatta ekipmanı bu tünellerden içeri soktu. Hatta araba ve diğer malzemeleri kaçakçılıkla geçirmekle kalmadılar, aynı zamanda Mısır tarafındaki kaçakçılardan yardım aldılar.

wsevf
Kerem Ebu Salim geçişindeki insani yardım kamyonu. (AFP)

Filistinliler kaçakçılık operasyonlarını sürdürürken, İsrail de koridor üzerindeki sınır bölgesini gözetleyerek, Filistinlilerin Gazze Şeridi'ne silah, mühimmat ve patlayıcı madde sokmaya çalıştıklarını iddia etti. Filistin tarafındaki bazı tünelleri uçaklarla bombalayarak doğrudan hedef alarak bu durumla yüzleşmeye karar verdi.

İktidardaki rejim değişikliği sürecine tanık olduğu yıllarda sessiz kalan, belki de buna izin veren Mısır ise, eski Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in istifasını açıklamasının ardından, kuvvetlerini güçlendirme çalışmalarına başladı. 2013 yılından bu yana Gazze Şeridi sınırında bulunan ve iki yaka arasındaki sınır bölgesinde yer alan tünellerin kapatılması için de çalışmalar yapılıyordu, bu da kaçakçılık tünellerinin sayısını açıkça sınırlıyordu. Çünkü Mısır, tüm tünelleri tamamen ortadan kaldırmak istedi, Mısır sınırlarını korumak için veya daha doğrusu, Mısır sınır evleri içinden başlayıp Filistin’deki Refah'a kadar uzanan tünellerin varlığını sona erdirmek için Mısır'daki Refah’ta yerleşim bölgesini kaldırmaya karar verdi. Kaldırma işlemi, her aşamada 500 metre olmak üzere dört aşamada gerçekleştirildi. İşlem, 2014 yılının Ekim ayında başladı ve 2017 yılının kasım ayına kadar devam etti. Mısır ordusu, Mısır sınırının en kuzeybatısındaki deniz kıyısından başlayarak ve kuzeydoğudaki Refah Sınır Kapısı’na kadar uzanan bir enine kanal kazmak için büyük bir hamle başlattı. Bu, tünellerin tedarik hatlarını kesmek ve onları tamamen yok etmek için yapıldı.

Ancak Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Mısır'ın tünel olgusunu sonlandırmaya yönelik tüm girişimlerine rağmen İsrail halen Mısır ile Gazze Şeridi arasında Filistinli gruplara silah ve patlayıcı madde kaçırılan tünellerin varlığını iddia ediyor. İsrail, son ve devam eden Gazze Savaşı sırasında tünelleri tekrar gündeme getirdi ve Hamas hareketinin bazı liderlerinin veya elinde tuttuğu İsrailli mahkumların Mısır'daki müttefik ve destekçi ülkelere tünellerden kaçabileceği veya kaçırabileceğinden endişesini dile getirdi.

İsrail'in Philadelphia Ekseni'ni yeniden işgal edeceği yönündeki açıklamalarına ve tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail meselelerindeki bazı uzmanlar İsrail ordusunun burayı yeniden işgal etmesini muhtemel görmüyor.

İsrail'in son iddiası ve Gazze ile Mısır arasındaki sınırın denetlenmesi yönündeki konuşmaları, bir güvenlik tampon bölgesi oluşturmak ve kaçakçılık operasyonlarını veya Filistinli grupların, özellikle de Hamas ve onun askeri kanadının tünelleri kullanmasını önlemek için ordusunun Philadelphia Ekseni’ni yeniden işgal etmesi, sınırı ve Refah Sınır Kapısı’nı kontrol etmesi gerekliliğinin bir ipucu olarak ortaya çıktı. Ancak Mısır, kaçakçılık için kullanılan tüm tünelleri yok ettiğini defalarca doğruladı. İsrail'in direniş görevlilerinin sınır hattını operasyonlar yürütmek ve Gazze Şeridi'ne silah kaçakçılığı yapmak için kullandığına dair söylemleri yanlış ve asılsız.

scfe
İsrail topçusu 21 Aralık'ta Gazze'nin güneyini bombaladı. (AFP)

İsrail ordusu geçtiğimiz ekim ayında, savaşın başında Mısır sınırındaki el-Avca Sınır Kapısı yakınındaki bir Mısır gözetleme kulesini tank atışı ile hedef aldı. Daha sonra Mısır, İsrail'i Philadelphia ekseni olarak bilinen tampon bölgede herhangi bir askeri operasyon yapılmasına karşı uyardı. Bunun üzerine İsrail yanlışlıkla yapıldığını söyledi. Mısır ise eksende herhangi bir İsrail varlığını reddettiğini bildirdi.

İsrail'in Philadelphia Ekseni’nin yeniden işgaline ilişkin açıklamalarına ve tekrarlanan iddialarına rağmen İsrail meselelerindeki bazı uzmanlar İsrail ordusunun bölgeyi yeniden işgal edeceğini muhtemel görmüyor. Bunun nedeni, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin, Mısır ordusunun Sina'daki konuşlanmasının niteliğini önemli ölçüde etkileyecek işgal sonrası aşamaya ilişkin olarak Mısır ile önceden koordinasyon kurması yönündeki gereklilik.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.