İsrail Gazze’de üçüncü aşamaya hazırlanıyor

Sahada infaz haberleri ortaya çıkarken, bir yandan da savaşın altında kıtlık uyarıları geliyor

23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)
23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)
TT

İsrail Gazze’de üçüncü aşamaya hazırlanıyor

23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)
23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)

Savaşta sınırlı kara operasyonlarına odaklanan yeni bir aşamaya geçmeye hazırlanan İsrail, Gazze Şeridi’ndeki bazı bölgelere kara saldırısını derinleştirip diğer bölgelerden çekilirken, hava bombardımanının yoğunluğunu da azalttı.

İsrail işgal ordusundaki yedek Tümgeneral Amos Yadlin, İsrail’in yakında Gazze Şeridi’ndeki savaşta sınırlı kara operasyonlarına odaklanan yeni bir aşamaya geçeceğini söyledi. Bu sırada İsrail gazetesi Haaretz, ordunun üçüncü aşama için konuşlanma sürecine başladığını ve bazı yedek askerleri terhis etmeyi planladığını bildirdi. Savaşın üçüncü aşaması, ‘cerrahi’ operasyonlara odaklanıyor ve Gazze Şeridi’nde bir tampon bölge oluşturulmasını içeriyor.

Kesin bir tarih verilmese de İsrail ordusunun önümüzdeki ocak ayında resmi olarak bu aşamaya geçmesi bekleniyor. Ordu, bu operasyona hazırlanmak üzere bazı bölgelere girerken bazı bölgelerden çekildi. Filistinli gruplardan saha kaynakları, ordunun En-Nasr, Eş-Şucaiye ve Ez-Zeytun mahallelerindeki belirli bölgelerden çekildiğini ve Tel el-Hava Mahallesi, Cibaliye Mülteci Kampı ve Beyt Lahya’yı tamamen terk ettiğini söyledi. Aynı zamanda ordunun, Ed-Derc ve Eş-Şeyh Rıdvan mahallelerine sızarken, Cebaliye el-Beled’e saldırı girişiminde bulunduğunu, El-Berih ve En-Nuseyrat’a ilerlemeye hazırlandığını ve Gazze Şeridi’nin ikinci büyük şehri olan Han Yunus’ta da saldırılarına devam ettiğini kaydetti.

SDERGH4
İsrail’in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırılarının ardından yıkılan evler (AFP)

24 saat çatışmalar

Kaynaklar, çatışmaların tüm cephelerde şiddetli olduğunu ve 24 saat aralıksız devam ettiğini, en şiddetlisinin ise kuzeyde Cebaliye el-Beled ve Eş-Şeyh Rıdvan Mahallesi ile güneyde Han Yunus bölgelerinde yaşandığını belirtti. Dün İsrail ordusu, Gazze’ye saldırılarını sürdürdüğünü ve Hasan el-Atraş’a suikast düzenlediğini duyurdu. Ordu ve iç istihbarat servisi Şin-Bet’in ortak açıklamasında, Atraş, Hamas’ın ticaret, tedarik ve askeri üretim sorumlusu ve yurtdışındaki çeşitli ülkelerden Gazze Şeridi’ne ve Batı Şeria’ya yapılan silah kaçakçılığının elebaşı olarak tanımlandı.

Ordu, saha faaliyetleri kapsamında Gazze’nin kuzey, orta ve güneyinde onlarca militanı öldürdüğünü, Hamas’ın askeri mevzi olarak kullandığı binaları yıktığını ve silah ve savaş malzemesi depoları keşfettiğini bildirdi. Hamas’ın askeri kanadı El-Kassam Tugayları ise Gazze’nin farklı bölgelerinde pusu kurarak daha fazla askeri öldürdüklerini duyurdu.

4TH5H
Gazze Şeridi’ndeki kara operasyonu sırasında İsrail askerleri (AFP)

Kassam Tugayları, savaşçılarının, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cebaliye el-Beled bölgesine giren düşman kuvvetleriyle silahlı çatışmalara girdiğini açıkladı. Burada çok sayıda askeri öldürüp yaraladıklarını, anti-personel ve anti-zırh patlayıcıları ile döşeli bir alanı patlatarak Gazze Şeridi’nin merkezindeki Cuhr ed-Dik bölgesinde dört düşman komuta aracını sert bir pusuya düşürdüklerini ve böylece birliğin tüm üyelerini öldürdüklerini duyurdu. Söz konusu açıklamaya göre, Kassam savaşçıları buna ilaveten, Yahloum birliğinden beş askeri de Han Yunus şehrinin doğusundaki tünellerden birine çekerek sıfır mesafeden bu askerleri öldürdü. Han Yunus’ta iki askeri füzeyle hedef aldılar ve askerler anında orada ölüp parçalara ayrıldılar. Gazze Şeridi’nin Eş-Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde sıfır mesafeden bir askeri ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye kampındaki El-Kasasib Mahallesi’nde ise sıfır mesafeden dört askeri öldürdüler.

İsrail kayıpları

Kassam Tugayları, Aşkelon’un bombalandığını, işgal tarafından sivillerin evlerine ateşlenen ancak patlamayan iki tonluk iki füzenin kullanıldığını ve böylece beş tankın imha edilerek, personelinin öldürülüp, yaralandığını duyurdu. Dün akşam İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ndeki çatışmalarda son 24 saatte beş subay ve askerin öldüğünü, 44 askerin de yaralandığını, bunlardan 10’unun durumunun ağır olduğunu duyurdu. Kara savaşının başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 150 asker öldürüldü. Buna karşılık İsrail, savaşta 20 binden fazla Filistinliyi öldürdü ve 50 binden fazla yaralı bıraktı. ABD medyası, uydu görüntülerinin ve Birleşmiş Milletler (BM) değerlendirmelerinin, İsrail’in bu yüzyılda benzeri görülmemiş düzeyde bir yıkıma yol açtığını gösterdiğini belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Filistin hükümetinin medya ofisi, dün şu açıklamayı yaptı:

Savaşta 78 günün geride bırakılmasıyla, işgal ordusu toplamda bin 720 katliam gerçekleştirdi. Bu katliamlarda 27 bin 258 şehit ve kayıp kaydedildi. Hastanelere getirilen 20 bin 258 şehidin arasında 8 bin 200 çocuk, 6 bin 200 kadın, 310 sağlık personeli, 35 sivil savunma personeli ve 100 gazeteci olduğu belirlendi. 7 bin kişi hala enkaz altında ya da akıbetleri bilinmiyor. Bunların yüzde 70’i çocuk ve kadın. Yaralananların sayısı ise 53 bin 688’e ulaştı.

RGTNR
Gazze’deki bombalamada öldürülen yakınlarının kefenleri arasında oturan bir Filistinli (AFP)

Ofis, işgal güçlerinin Gazze ve Kuzey Gazze vilayetlerinde 137 sivili sahada infaz ettiğini bildirdi. Filistin Sivil Savunması, İsrail işgal güçlerinin Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahya sokaklarından çekilmesinin ardından onlarca çürümüş cesedin bulunduğunu açıkladı.

Sivil Savunma’dan yapılan açıklamada, Beyt Lahya’da bulunan cesetlerin çoğunun sahada infaz edildiğini ve köpekler tarafından parçalandığını söyledi. Bu, ilk sahada infaz vakası değil.

Cesetlerin buldozerlerle ezilmesi

CNN’in dün yaptığı bir haberinde, geçen hafta Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi’ne baskın yapan İsrail askerlerinin buldozerlerle ölü hastaların cesetlerine saygısızlık ettikleri, askeri bir köpeğin tekerlekli sandalyedeki bir adamı ısırmasına izin verdikleri ve çok sayıda doktora bile kimliklerini kontrol ettikten sonra ateş açtıkları ortaya çıktı.

ERG4TH
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir mülteci kampında gıda yardımı almayı bekleyen çocuklar (AFP)

Röportaj veren iki üst düzey sağlık personeli, başka bir doktor ve hastanedeki bir hasta, hastane personelinin içeride mahsur kalan hastaları tedavi etmeye çalışırken ordunun doktorları Hamas’la bağlantıları konusunda sorguya çektiğini söyledi. Ayrıca, ordu güçlerinin hastaneyi terk ederken, yakın zamanda hastane avlusunda geçici mezarlara gömülen cesetleri çıkarmak için buldozerler kullandıklarını belirttiler. Hastanenin Çocuk Servisi Başkanı Hüsam Ebu Safiyye, “Askerler mezarları kazıp cesetleri çıkardı ve sonra da buldozerlerle cesetleri ezdi” ifadelerini kullanarak “Daha önce böyle bir şey görmemiştim” dedi.

Televizyon kanalı, Hüsam Ebu Safiyye’nin paylaştığı video klip ve fotoğrafların, hastanenin her yerine dağılmış çürümüş insan kalıntılarını gösterdiğini belirtti.

Aç ve susuz bırakma politikası

Kara savaşları yoğunlaştıkça İsrail, Gazze Şeridi’ndeki bölgeleri bombalamaya devam etti. Bombardıman, Cebaliye el-Beled ve Han Yunus gibi ordunun sorun yaşadığı bölgelere yoğunlaştı. Gazze Sağlık Bakanlığı, Gazze’de son 24 saatte en az 201 kişinin öldüğünü ve 368 kişinin de yaralandığını açıkladı. Gazze’deki hükümetin medya ofisi, işgalin Gazze Şeridi’ndeki sivillere karşı uyguladığı aç ve susuz bırakma politikasına karşı uluslararası kuruluşları uyardı.

Ofisin bir sözcüsü, kuşatma altındaki Gazze Şeridi’nin yaklaşık 2,2 milyon sakini arasında kıtlığın yayıldığı konusunda uyarıda bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze’de insanların açlıkla karşı karşıya olduğunu ve yiyecek karşılığında eşyalarını sattıklarını söyledi. Ghebreyesus, sosyal paylaşım sitesi X hesabından yaptığı açıklamada, Gazze’de açlık ve kıtlık olduğunu belirtti. Genel Direktör, “İnsanlar açlıkla karşı karşıya ve yiyecek karşılığında eşyalarını satıyor. Anne-babalar, çocukları yemek yiyebilsin diye aç kalıyor. Bu durum, Gazze Şeridi’ndeki insanların sağlığı için bir felaket” ifadelerini kullandı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.