Siyonizm karşıtı Yahudilerin sesi artık daha gür çıkıyor

17 Kasım’da Londra’da ateşkes talebiyle pankart açan Yahudi protestocular (AFP)
17 Kasım’da Londra’da ateşkes talebiyle pankart açan Yahudi protestocular (AFP)
TT

Siyonizm karşıtı Yahudilerin sesi artık daha gür çıkıyor

17 Kasım’da Londra’da ateşkes talebiyle pankart açan Yahudi protestocular (AFP)
17 Kasım’da Londra’da ateşkes talebiyle pankart açan Yahudi protestocular (AFP)

Macid Kıyali

İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarına karşı çıkan Yahudilerin sesinin bu kez, İsrail kurulduğundan bu yana hiç olmadığı kadar yüksek çıkması dikkat çekici. O kadar ki anti-Siyonist Yahudiler, Batı ülkelerinin Washington, New York, Londra, Berlin, Paris, Amsterdam, Viyana ve Madrid gibi önemli başkent ve şehirlerindeki gösterilerle eylemlere katıldılar. Meşhur Yahudi sanatçılar, yazarlar ve akademisyenler ile ‘Barış İçin Yahudi Sesi (JVP)’, ‘Şimdi Değilse (ifNotNow)’ ve ‘Neturei Karta’ gibi Yahudi cemaatler bildiriler yayınladılar. Yahudiler ayrıca ABD’de, Fransa’da, Birleşik Krallık’ta ve Almanya’daki hükümetlerine dilekçeler yazıp savaşın durmasını, İsraillilerin Filistinlilere yönelik politikalarına karşı çıkan sesleri ‘Yahudi karşıtı’ yaftasıyla baskılama tavrından vazgeçilmesini ve itiraz hakkına baskı yapılmamasını da talep ettiler.

Bu Yahudilerin ahlaki vicdanını harekete geçiren etkenler şöyle sıralanabilir:

Birincisi, pek çok kişinin nazarında İsrail’in Filistinlilere karşı ilan ettiği savaş “Soykırım” tanımına uyuyor. Sivillere yönelik işlenen bu soykırım tüm dehşetiyle dünyanın gözü önünde yürütülüyor. Bu da ahlaki bir rezalet anlamına geliyor. Bu bağlamda İsrailli gazeteci Gideon Levy, cesur bir duruş sergileyerek, “En zalim ve barbar işgal rejimi olarak İsrail, kendisini mağdur, hatta tek mağdur olarak gösteriyor ve haklarını gasp etmesini haklı çıkarmak için Filistinlileri insan dışı varlıklar olarak tanımlıyor” ifadelerini kullandı.

rth45h
ABD’li filozof Judith Butler (Open Source)

Levy, değerlendirmesine şu sözlerle devam etti:

1948 yılından beri İsrail, Gazze’yi cezalandırıyor… Tutukluyoruz, öldürüyoruz, yağmalıyoruz, göç ettiriyoruz, topraklarına el koyuyoruz, etnik temizlik yapıyoruz ve de kuşatmaya devam ediyoruz… Şimdi İsrailli kurbanlar için acı acı ağlamalıyız. Ama halkının çoğunluğunu, İsrail’in eliyle boğulan mültecilerin oluşturduğu Gazze için de ağlamalıyız. Gazze bir gün olsun özgürlüğü tatmadı. (Haaretz, 8/10/2023)

İkincisi, İsrail’in kendisini, onun kurbanları haline gelen Filistinlilere karşı etnik temizlik ve yakılmış topraklar politikası uygulayarak nefsi müdafaada bulunan bir mağdur gibi göstermek için Holokost olayını istismar etmesidir. Norman Finkelstein’a göre bazı Yahudiler, bu karşılaştırmaya itiraz ederek, “Bizim adımıza değil” sloganıyla İsrail’in dünyadaki tüm Yahudileri temsil etmediğini dile getiriyorlar.

Antisemitizm kalkan olarak kullanılıyor

Üçüncüsü, bazı Batılı hükümetlerin bu savaşa koşulsuz destek vermesi ve ‘Yahudi karşıtlığıyla (antisemitizm) mücadele adı altında İsrail’in eleştirilmesini engellemeye çalışmasıdır. Halbuki Yahudi karşıtlığının ve Holokost’un üretiminden bizzat Batı sorumlu. Batı, sanki İsrail’in Filistinlilere yönelik vahşetini örtbas ederek kendi sebep olduğu Yahudi kurbanlara dair sicilini temizlemeye çalışıyor.

“Avraham Burg, ‘radikal ve ırkçı Yahudi milliyetçiliği, Arap karşıtlığı; liberalizm, demokrasi, ekonomik ve toplumsal eşitlik karşıtlığı gibi esaslarıyla’ İsrail’deki aşırı sağı Almanya’daki Nazizm’e benzetiyor”

ABD’li Yahudi filozof Judith Butler, bunu kınayanların başında geliyor. Butler, düşüncesini şu sözlerle ifade etti:

“İsrail devletini eleştirenlerin Yahudi karşıtları veya Yahudi iseler bile kendilerinden nefret eden Yahudiler olduğunu iddia etmek yanlış, saçma ve üzücüdür. Bir Yahudi olarak zulme karşı ses çıkarmak ve ırkçılığın her türlüsüne karşı mücadele etmek benim için oldukça önemli.”

Butler, savaş dolayısıyla yazdığı bir makalede şu ifadelere yer verdi:

Açık konuşalım, İsrail’in Filistinlilere karşı şiddeti çok aşırı ve üzücü. Acımasız bombalama, evlerinde ve sokaklarda farklı yaşlardan insanları öldürme, hapishanelerde işkence etme, Gazze’de çeşitli yöntemlerle aç bırakma ve evleri yağmalama… Çeşitli biçimleriyle tüm bu şiddet; ırka dayalı ayrımcılık, sömürge yönetimi ve vatansızlık kanunları altında acı çeken bir halka karşı uygulanıyor. (Los Angeles Review of Books, 13/10/2023)

Batılı değerler boşa çıkarılıyor

Dördüncüsü, pek çok Batılı ülkenin dünyaya mesajı olduğunu iddia ettiği özgürlük, adalet ve eşitlik değerlerini inkâr etmesi veya bunları işine geldiğine göre kullanmasıdır. Nitekim bu ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı kararlı bir duruş sergiledi ve Ukrayna halkına yönelik savaş suçlarını kınadı. Ayrıca direnmesi için Ukrayna’ya sınırsız destek de sundu. Ama Filistinliler için bu değerlere başvurmayı reddetti. Sanki Filistinliler, işgale boyun eğmek zorunda; sanki bir halk değiller ya da diğer insanlar gibi vatandaşlık haklarına layık değiller.

Aşırı Sağ Vesayeti

Beşincisi İsrail içindeki kamuoyunun savaştan önce de parçalanmış olduğunun açık olmasıdır. Bu parçalanmışlık, toplumun dindarlar ile laikler arasında etnik bileşene (Doğu-Batı) dayalı olarak ayrışmasından ve de aşırı milliyetçi ve dindar sağın İsrail’deki siyasi sistem üzerinde baskın olmasından kaynaklanıyor. Aşırı sağın İsrail’in, vatandaşlarına karşı liberal-demokrat bir devlet olmasından ziyade Yahudiliğini baskın kılma teşebbüsü de yurt dışındaki Yahudilerin İsrail’le ilişkisinin çatlamasına katkıda bulundu ve İsrail’in politikalarına ve dünyadaki Yahudileri temsiliyetine dair bir soru işareti doğurdu. Özellikle de İsrail içinde ve dışında, Filistinlilere yönelik milliyetçi ve dindar sağ aşırılığının, İsrail’in demokratik ve laik bir devlet olma özelliğine yönelik aşırılığa denk hale geldiğini ifade eden yaklaşımlardan sonra…

Mesela (eski Knesset Başkanı ve eski İşçi Partisi liderlerinden biri olan) Avraham Burg, ‘aşırı ve ırkçı Yahudi milliyetçiliği, Arap karşıtlığı; hükümette, Knesset’te, medyada, tepelerde ve şehrin sokaklarında liberalizm, demokrasi, ekonomik ve toplumsal eşitlik karşıtlığı gibi esaslarıyla’ İsrail’deki aşırı sağı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’daki Nazizm’e benzetiyor ve şöyle diyor: “Batı Şeria’da ve Gazze’de işgal ettiğimiz bölgelerde, tıpkı Nazilerin Batı’da işgal ettiği bölgelerde sergiledikleri tavırları sergiliyoruz.” (Haaretz, 5/9/2023)

Ilan Pappé’nin tutumu, açıklığıyla ve cüretkârlığıyla öne çıktı. Nitekim o, on iki askerî üssü ele geçiren Filistinli savaşçıların cesaretine ve Ortadoğu’nun en güçlü ordusuna karşı galibiyetlerine’ hayranlığını dile getirdi

Irkçı Devlet

Altıncısı, İsrail’in hem yurt içinde hem de yurt dışında milliyetçi ve dindar aşırılık yanlısı bir devlet olarak görünmesidir. Hiç şüphesiz bu görünüm, bağrında yaşadıkları toplumlarda özgürlük, demokrasi ve eşitlik değerlerinin aşınmasından olumsuz etkilendikleri göz önüne alınınca, Yahudilerin kendi toplumlarındaki konumlarına ilişkin endişelere de sebep oldu. Üstelik bu, İsrail’i Batılı ülkeler için olduğu gibi, bu ülkelerde yaşayan Yahudiler için de siyasi, güvenlik, ahlaki ve ekonomik bir yük haline getiriyor.

Bu bağlamda Ilan Pappé, açık ve cüretkâr tutumuyla öne çıktı. ‘On iki askerî üssü ele geçiren Filistinli savaşçıların cesaretine ve Ortadoğu’nun en güçlü ordusuna karşı galibiyetlerine’ hayranlığını dile getiren Pappé, düşüncelerini şu sözlerle ifade etti:

Haziran 1967 yılından beri yaklaşık bir milyon Filistinli vatandaş, hayatlarında en az bir kez yargılanmadan hapse atıldı. Bu insanlar, İsrail’in 2007 yılından itibaren bölgeyi kapatmak ve sıkı bir kuşatma uygulamak suretiyle Gazze Şeridi’nde meydana getirdiği korkunç gerçekliği ve işgal altındaki Batı Şeria’da çocuklara yönelik sürekli cinayetleri de biliyor. Bu, Siyonist hareket için yeni bir şey değil. İsrail 1948 yılında kurulduğundan beri şiddet, Siyonizm’in değişmez yüzlerinden biri oldu. (Palestine Chronicle, 10/10/2023)

Norman Finkelstein da “doğdukları andan itibaren kendilerini büyük bir toplama kampında bulan Gazzeli gençleri” savundu. Ona göre “Gazze nüfusunun yarısı çocuk. 70 yıldır Gazzelilerin yüzde 70’i ya bizzat mülteci ya da mülteci çocuğu veya torunu. Gençlerin çoğu işsiz, geleceksiz ve imkândan yoksun.”

Bunlar, İsrail’de ve yurt dışında etkili bazı Yahudi isimlerdir. İsrail’in kimliği, karakteri ve özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Netanyahu başkanlığındaki İsrail hükümetinin diğer üyeleri gibi sorunlu ve şiddet yanlısı isimlerin yükselişiyle birlikte ırkçı ayrımcı bir ülkeye dönüşümü konusunda halihazırda sahne olduğu gerilimlere ve çatlaklara bakılınca bu sesler, daha muteber hale geldi.  

Bu isimlerden bazısının İsrail-Filistin çatışmasını anlama ve İsrail’in sömürgeci ve ırkçı anlatısını ortadan kaldırma alanında en önemli ve öne çıkan bir dizi kitabın sahipleri olduğunu belirtmekte fayda var. Bu kitaplar şunlar:

Ilan Pappé’nin ‘İsrail’e Dair On Mit’, ‘Filistin’de Etnik Temizlik’, ‘İsrail Düşüncesi: Güç ve Bilgi Tarihi’ ve ‘Yeryüzünün En Büyük Hapishane’ adlı kitapları;

Shlomo Sand’in ‘Yahudi Halkının İcadı’ ve ‘İsrail Topraklarının İcadı’ adlı kitapları;

Gershon Shafir’in ‘Yarım Asırlık İşgal: İsrail, Filistin ve Dünyanın En Karmaşık Çatışması’ ve ‘Toprak, Emek ve İsrail-Filistin Çatışmasının Kökenleri (1882-1919)’ adlı kitapları;

Norman Finkelstein’ın ‘Holokost Endüstrisi: Yahudilerin Çektiği Çilelerin İstismarı’ ve ‘Yüzsüzlüğün Ötesinde: Antisemitizmin Kötüye Kullanılması ve Tarihin Çarpıtılması’ adlı kitapları.

Sorun şu ki bu seslerin, siyasi bir vizyon veya Filistinli-Yahudi siyasi ortaklığı için yatırım yapılabilecek bir Filistin boyutuna ve aynı zamanda elverişli bir Arap vaziyetine, ayrıca uluslararası kamuoyunun dünyanın bir özgürlük ve adalet meselesi olarak Filistin davasına daha fazla meyletmesine ihtiyaçları var.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.

 



Birleşik Krallık, başbakanlarını niye sık sık değiştiriyor?

Starmer yaklaşık iki yılın ardından görevi bırakacağını açıkladı (Reuters)
Starmer yaklaşık iki yılın ardından görevi bırakacağını açıkladı (Reuters)
TT

Birleşik Krallık, başbakanlarını niye sık sık değiştiriyor?

Starmer yaklaşık iki yılın ardından görevi bırakacağını açıkladı (Reuters)
Starmer yaklaşık iki yılın ardından görevi bırakacağını açıkladı (Reuters)

Birleşik Krallık (BK) lideri Keir Starmer'ın istifasıyla ülke 10 yıl içinde 7. kez başbakan değiştirecek.

Starmer, dünkü açıklamasında yeni lider seçilene kadar başbakanlığa devam edeceğini, eylülde Parlamento tekrar toplanmadan yeni liderin göreve geleceğini söyledi.

İki yıl önceki seçimleri büyük farkla kazanan İşçi Partisi liderinin istifasının ardından, Manchester Belediye Başkanı olarak 2017'den beri adından söz ettiren Andy Burnham parti liderliğine ve başbakanlığa en yakın isim olarak öne çıkıyor.

Mayıstaki yerel seçimlerde ortaya çıkan başarısızlık, Peter Mandelson'un Jeffrey Epstein'le bağlantılarına rağmen Londra'nın ABD Büyükelçisi olarak atanması ve yaşam pahalılığı sorunun çözülememesi gibi nedenlerle Starmer üzerindeki baskı son dönemde iyice artmıştı.

Muhafazakar Partili Rishi Sunak, Liz Truss, Boris Johnson ve Theresa May gibi selefleri de ekonomi yönetimi başta olmak üzere karşılaştıkları sorunlara sürdürülebilir çözümler üretememişti.

Amerikan danışmanlık firması Boston Consulting Group'tan (BCG) Raoul Ruparel, CNN'e şunları söylüyor:

Her şey ekonomiye bağlı. Zayıf ekonomik performans, ülkede durumun düzelmediğine dair daha geniş kapsamlı görüşün parçası.

IMF'nin mayıs raporunda, İran savaşının da etkisiyle BK ekonomisinde büyümenin bu yıl daha da yavaşlayarak yüzde 1 seviyesinde gerçekleşeceği tahmini paylaşılmıştı.

Sektör lobi kuruluşu Britanya Sanayi Konfederasyonu'ndan (CBI) Rain Newton-Smith şu yorumu yapıyor:

Bir sonraki başbakan, iş dünyasını ve yatırımcıları güvence altına almak, yaşam standartlarını korumak ve büyüme için inandırıcı ve uygulanabilir bir plan ortaya koymak amacıyla hızlı adımlar atmalıdır.

Guardian'ın aktardığına göre Burnham, ekonomi başta olmak üzere politika değişikliği planlarını gelecek hafta açıklayacak.

Başa geçmesi halinde Maliye Bakanı olarak Enerji Güvenliği ve Net Sıfır Bakanı Ed Miliband'ı atayabileceği belirtiliyor. Ancak Miliband'ın "net sıfır" projelerinin enflasyon riskini artıracağı da savunuluyor.

Eski Sağlık Bakanı Wes Streeting, liderlik yarışına girmeyeceğini duyurarak Burnham'a desteğini açıkladı. BBC'ye göre bu "sadakati" karşılığında Maliye Bakanlığı'nın başına Milliband yerine Streeting de getirilebilir.

Diğer yandan eski Silahlı Kuvvetler Bakanı Al Carns'la Başbakanlık Kabinesi'nin baş sekreteri Darren Jones'un, Burnham'ın yarışa rakipsiz girmesini engellemek için adaylık hazırlığı yaptığı da aktarılıyor.

İşçi Partisi liderlik adaylığı başvuruları 9 Temmuz'da başlayıp 16 Temmuz'da sona erecek. Rakip çıkmazsa Burnham'ın başbakanlığı 16 veya 17 Temmuz'a kadar netleşebilir.

Independent Türkçe, Guardian, CNN, BBC


Yakıt krizinin yaşandığı Küba'da okullar erken kapanıyor

2025'te bölgeyi vuran Melissa Kasırgası sonrasında okullardaki ders kitabı, üniforma, kağıt ve kalem sıkıntısı artmıştı (AFP)
2025'te bölgeyi vuran Melissa Kasırgası sonrasında okullardaki ders kitabı, üniforma, kağıt ve kalem sıkıntısı artmıştı (AFP)
TT

Yakıt krizinin yaşandığı Küba'da okullar erken kapanıyor

2025'te bölgeyi vuran Melissa Kasırgası sonrasında okullardaki ders kitabı, üniforma, kağıt ve kalem sıkıntısı artmıştı (AFP)
2025'te bölgeyi vuran Melissa Kasırgası sonrasında okullardaki ders kitabı, üniforma, kağıt ve kalem sıkıntısı artmıştı (AFP)

Onlarca yıldır ABD ambargosu altındaki Küba'da yaşam, Washington'ın adaya petrol tedarikini engellemesiyle daha da zorlaşırken okullar da bu durumdan etkilendi. 

Enerji tasarrufu için şubatta bazı okullar yarım güne düşürülmüş, bazıları da pandemi dönemindeki gibi uzaktan öğretime rota kırmıştı. 

Ancak elektrik ve internet kesintileri, çevrimiçi eğitimi de imkansız hale getirdi. Bazı öğretmenler, dersleri WhatsApp'ın sesli not özelliğiyle öğrencilerine iletmeye başladı. 

Karanlık geçen akşamları ve okullarda yemek sunulamamasını da göz önünde bulunduran Havana yönetimi, lise son sınıf öğrencilerinin girmesi öngörülen üniversite sınavlarını iptal etti ve bu sene akademik yılı iki hafta erken bitirme kararı aldı.

UNESCO Havana Bölge Ofisi Direktörü Anne Lemaistre, "Mevcut enerji krizi nedeniyle Küba'da eğitim risk altında. Bu durum, bütün bir neslin geleceğini tehlikeye atıyor" dedi. 

New York Times'a (NYT) konuşan Lemaistre, ülkedeki 240 yatılı okulun tamamının bu dönem kapatılmak zorunda kaldığını sözlerine ekledi.

6 yaşındaki Axisa ve 7 yaşındaki Aron'u ata bindirip yaklaşık 1,5 kilometre mesafedeki okullarına götüren Sergio Alfonso Vásquez, daha uzakta yaşayanların artık Sovyetler Birliği döneminden kalma servis otobüsünü göremediğini belirtiyor.

33 yaşındaki çiftçi, "Çocuklarım nadiren okula gidiyor, gittiklerinde de öğretmenler gelmemiş oluyor. Hiçbir şey öğrenmemeleri beni endişelendiriyor" diyor. 

Amerikan gazetesi, Havana'yı siyaset ve ekonomi yönetiminde değişikliğe gitmeye zorlayan Washington'ın, diğer ülkeleri Küba'ya petrol göndermekten alıkoyduğunu hatırlatıyor. 

Bu hamlenin, bir zamanlar sosyalist devrimin en büyük kazanımlarından biri olarak görülen eğitim sistemine büyük zarar verdiği bildiriliyor. 

Küba yönetimi, 26 bin öğretmene ihtiyaç duyulduğunu kabul ediyor. Pek çok eğitimcinin daha iyi maaşlar için özel sektöre geçmesi ya da ülkeden ayrılması, bu soruna neden oluyor. 

Pandemi sonrasında Küba'yı terk eden bir milyonu aşkın kişi arasında binlerce öğretmenin olduğu tahmin ediliyor. 

Trump yönetimi, kötü yönetildiği ve altyapıya yeterince yatırım yapılmadığı için Küba'nın bu sorunları yaşadığını öne sürerken Meksika'dan Havana'ya yardım eli uzandı. 

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, ABD'nin yaptırımlarından kaçınmak için devlet şirketleri değil, özel sektör aracılığıyla Küba'ya petrol satacaklarını duyurdu. 

Sheinbaum, pazartesi yaptığı açıklamada Küba'nın yeni benimsediği serbest piyasa reformları sayesinde bu adımı atabildiklerini vurguladı. 

Yıl başında ABD'nin Venezuela'ya saldırıp lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmasının ardından Küba'nın asli petrol tedarikçisi Meksika olmuştu. 

Trump'ın gümrük vergisi tehditleri üzerine Meksika, Küba'ya petrol tedarikini durdurmak zorunda kalmıştı.

Sonrasında Rusya'nın gönderdiği, 730 bin varil petrol yüklü gemi dışında Küba kıyılarına yanaşan olmadı. 

Independent Türkçe, New York Times, TeleSUR, AP


Kolombiya'da Kaplan dönemi: Karşılaştığımız en büyük tehdit

İsrail yanlısı Abelardo de la Espriella, ünlü suçlu ve kaçakçıların avukatlığını da yapmıştı (Reuters)
İsrail yanlısı Abelardo de la Espriella, ünlü suçlu ve kaçakçıların avukatlığını da yapmıştı (Reuters)
TT

Kolombiya'da Kaplan dönemi: Karşılaştığımız en büyük tehdit

İsrail yanlısı Abelardo de la Espriella, ünlü suçlu ve kaçakçıların avukatlığını da yapmıştı (Reuters)
İsrail yanlısı Abelardo de la Espriella, ünlü suçlu ve kaçakçıların avukatlığını da yapmıştı (Reuters)

Kolombiya'da cumhurbaşkanı seçimlerini sağcı Abelardo de la Espriella'nın kazanmasının yankıları sürüyor.

Henüz resmileşmeyen sonuçlara göre ikinci turda Vatan Savunucuları Hareketi'nin (Defensores de la Patria) adayı sağcı de la Espriella oyların yüzde 49,66'sını, iktidardaki Tarihsel İttifak'ın (Pacto Historico) sol görüşlü adayı Ivan Cepeda ise yüzde 48,70'ini aldı.

Kolombiya'nın ilk solcu lideri Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, oy sayımında bazı düzensizlikler olduğunu savunmuş, Cepeda da 33 bin sandıkta sonuca itiraz edeceklerini duyurmuştu.

Reuters'ın analizinde, Kolombiya'daki sonuçların Peru, Arjantin, Şili, Ekvador, Bolivya ve Panama'da olduğu gibi Latin Amerika'da sağın yükseliş eğilimini yansıttığı yazılıyor.

2020'de birçok solcu hükümeti iktidara taşıyan dalganın tersine döndüğü ifade ediliyor.

Kolombiya ve bölge genelinde ekonomik sorunlarla artan suç oranları seçmenlerin önceliklerini yeniden şekillendirdi. Bir zamanlar daha marjinal görülen radikal sağcı adaylar, küresel ölçekte sağcı ideolojilerin yükselişi ve suça karşı sert önlem vaatleriyle destek kazanmaya başladı.  

Kendine "kaplan" diyen de la Espriella, askeri operasyon düzenleyerek uyuşturucu ticaretini yok etme ve cezaevlerini büyütme gibi vaatlerde bulunmuştu. Ayrıca koka tarlalarını gazla imha edeceğini, "narkoteröristlerin" üslerini bombalayacağını, uyuşturucu yüklü uçakları düşüreceğini söylemişti.

Muhafazakar El Salvador lideri Nayib Bukele de benzer politikalarla halkın çoğunun gönlünü kazanmıştı.  

Harvard Üniversitesi'nden Latin Amerika uzmanı Steven Levitsky, ABD Başkanı Donald Trump'ın "ideolojik açıdan birbirine yakın çok sayıda hükümetle" bölgedeki etkisini artırabileceğine dikkat çekiyor.

Trump yönetimi, bölgedeki etkisini güçlendirip Çin'in nüfuzunu zayıflatmak istiyor. Latin Amerika ve Karayipler'de uyuşturucu taşıdığı gerekçesiyle teknelere geçen yıl eylülden beri saldırı düzenleyen ABD, en az 150 kişiyi öldürdü.

ABD aynı zamanda ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Kolombiya Cumhurbaşkanı Petro, bölgede Trump'ın bu hamlesini en açık şekilde eleştiren liderlerden biri.

De la Espriella'nın Kolombiya vatandaşlığının yanı sıra ABD ve İtalya pasaportu da var. Trump, seçimin ardından de la Espriella'yı kutlayarak "açık ara" kazandığını öne sürdü. ABD-Kolombiya ilişkilerinin bundan sonra "harika olacağını" ekledi.

Guardian'ın görüş aldığı Kolombiyalı hak örgütü El Veinte'den Ana Bejarano Ricaurte ise de la Espriella'nın "Latin Amerika'daki sağcı popülizm formülüyle" çalışacağını, ülkeyi birçok açıdan geri götüreceğini savunuyor. "Hiç böylesine bir tehditle karşılaşmamıştık" diyor.

Kolombiya'nın muhafazakar gazetelerinden El Pais'in analizindeyse Petro'nun seçim kampanyası sırasındaki açıklamalarla Cepeda'ya destek olmaya çalışırken aslında "sürekli siyasi müdahalede" bulunduğu ve bunun seçmenler tarafından hoş karşılanmadığı yazılıyor.

Ayrıca Tarihsel İttifak'ın ilk turda kazanma hedefinin fazla iddialı olduğuna, bu gerçekleşmeyince de ittifak içinde gerginlikler başladığına dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian, El Pais, Times of Israel