İran 100 yılın en kötü ekonomi koşullarında yaşıyor

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)
TT

İran 100 yılın en kötü ekonomi koşullarında yaşıyor

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)

Hanan Azizi

İran’daki ekonomik kriz ve krizin hayata yansımaları devam ederken yürütme yetkilileri, eleştirilere ve artan yoksulluğun önüne geçmek için gerekli önlemlerin alınmadığı yönündeki suçlamalara maruz kalıyor. İran Meclis Başkanlık Heyeti Üyesi Muhsin Pirhadi’nin ifadesiyle “orta gelirli kesimlerin yoksulluk sınırının altına düşmesi, yoksulların artmaya devam ettiği ve hükümet politikalarının toplumdaki yoksulluğu ortadan kaldıramadığı konusunda tehlike çanlarını çalıyor.”

Pirhadi, 11 Aralık’ta İntihab (Entekhab) internet sitesinde yayınlanan açıklamalarında şu ifadelere de yer verdi:

“Orta sınıf; enflasyon, piyasadaki istikrarsızlık ve aile harcamalarında konut payının büyük oranda artması nedeniyle büyük sıkıntılar yaşıyor. Altıncı Kalkınma Programları ve Ülke Kalkınması İçin Yirmi Yıllık Gelecek Stratejisi gibi ulusal planları, yıllık bütçe kanunlarını, sosyal eğlence ve sosyal destek alanındaki politikaları hayata geçirme mekanizmalarına dair incelemelerimizin sonuçlarına bakınca tüm bu projelerin geri çekilip, toplumsal dayanışma kurumlarının desteklediği yoksul sınıfa yönelik yardımlara indirgendiğini görüyoruz.

Yoksul sınıflara destek devam etmeli. Ancak orta sınıfın ve orta gelirli kesimlerin düşüşünün önüne geçilmesi, artan yoksulluk oranının azalmasına katkı sağlar. Mesela ekonomik darbelerin şiddeti nedeniyle ülkede yoksulluk oranı 2017 ila 2021 yıllarında ciddi ölçüde arttı.”

İranlı meclis üyesi, hükümet desteğine muhtaç hale gelen orta gelirli kişilerin sayısının arttığını belirterek ekledi:

“Yoksulluk sınırının altında olanların sayısı 2011 ila 2017 yıllarında 16 milyona ulaştı ve yoksulluk oranı, 2018 ve 2019 yıllarında yüzde 27’den fazla bir oranla büyüme kaydederek yükselmeye başladı. Bu durum endişe verici.”

“Şu an yaşanan ekonomik bozulma, son kırk yıldır, hatta son yüz yıldır benzerine rastlanmayan bir durum. Ekonomik sorunlar ve zorluklar, toplumsal ve kültürel sorunlara sebep oldu”

Pirhadi, değerlendirmesini şu ifadelerle sürdürdü:

“Son tahminlere göre bu yıl yoksulluk sınırının altındaki İranlıların sayısı 28 milyona ulaştı. Son on yılda yoksulluk sınırının altındaki nüfus oranının artışı da gösteriyor ki hükümetin yoksulluğu bitirmeye yönelik politikaları, yoksulluğu azaltmak şöyle dursun, yoksulluk üretti ve yoksulları korumada başarısız oldu. Orta sınıf, hükümet sistemleri üzerinde en büyük etkiye sahip kesimlerden biriydi ve öyle olmaya devam ediyor. Dolayısıyla hükümetin hedefi, yoksul sınıfa orta sınıfa taşımaya çalışmak olmalı. Orta sınıfın ihmal edilmesi, yoksulluğun yavaş yavaş topluma sirayet etmesine yol açıyor.”

Görünüşe bakılırsa İbrahim Reisi başkanlığındaki hükümetin, enflasyonu ve yoksulluğu azaltmak gibi ekonomik vaatlerini yerine getirememesi, orta gelirli kesimlerin yoksulluk çukuruna düşmesine sebep oldu. O kadar ki İran’daki taklit mercileri (Şii alimler), İran Cumhurbaşkanı’nı ekonomi politikaları ve İranlı vatandaş için ağırlaşan yaşam koşulları sebebiyle uyardı. Haber Online (Khabaronline) adlı haber ajansı da bu konuya dair bir rapor yayınlayarak, “İbrahim Reisi hükümeti, yaşam koşullarının kötüleşmesi konusunda dinî mercilerden en çok uyarı ve eleştiri alan hükümetlerden biri. Gelgelelim hükümet bunlara kulak vermiyor” ifadelerini kullandı.

Foto: 30 Kasım’da Tahran’daki Büyük Pazar’da alışveriş yapanlar (EPA)
30 Kasım’da Tahran’daki Büyük Pazar’da alışveriş yapanlar (EPA)

Ajansın raporunda ayrıca şu ifadelere de yer verildi:

“Taklit mercilerinden Ayetullah Mezahiri, İbrahim Reisi ile yaptığı bir görüşmede hükümetin ekonomik performansını ağır bir dille eleştirdi. Ayetullah Mezahiri, Reisi’ye vatandaşların zorlu yaşam koşullarıyla yüzleştiğini, vatandaşların mevcut koşullardan memnun olmamakta haklı olduklarını, şu an yaşanan ekonomik bozulmanın son kırk yılda, hatta son yüz yılda benzerine rastlanmadığını ve ekonomik sorunlarla zorlukların toplumsal ve kültürel sıkıntılara sebep olduğunu söyledi.

Mevcut hükümet, daha önce de benzer pek çok eleştiriye maruz kalmıştı. Ayetullah Nuri Hemedani’nin Ağustos 2023’te Kum şehrinde İbrahim Reisi ile bir araya geldiği zaman dile getirdiği ifadeler de buna örnek. O tarihte Nuri Hemedani, Reisi’ye geçim sorunlarını halletmek için gayretli olması gerektiğini ve yerel para birimindeki çöküşün devam etmesinin endişe verici olduğunu söyledi.”

Söz konusu rapor, İbrahim Reisi’nin Kum şehrini ziyareti sırasında Ayetullahuzma Mekarim Şirazi ile yaptığı görüşmeye de dikkat çekti. Bu görüşmede Mekarim Şirazi, Reisi’ye, “Enflasyon ve kötüleşen yaşam koşulları, vatandaşların temel endişeleri arasında yer alıyor. Vatandaşlar, hükümetin performansının pratik sonuçlarını görmek istiyor. Nitekim konut kiraları, büyük bir çıkmaza dönüştü. Hükümetin yüksek kira sorununa bir çözüm bulması ve konut inşaatına dair vaatlerini yerine getirmesi gerekir” dedi.

“Emekliler daha zor şartlarda yaşıyor. Çünkü tedavi masrafları, emekli maaşlarından daha yüksek. Emeklilerin çoğunluğu, yaşlı olmalarına rağmen yaşlarına uygun olmayan işlerde çalışmaya devam ediyor.”

Rapora göre İbrahim Reisi’yi enflasyon, piyasalardaki istikrarsızlık ve ekonomi yönetiminde insan kaynağından ve özel sektörden faydalanmaya dair ilgisizlik konularında eleştirenler arasında Ayetullahuzma Subhani, Ayetullahuzma Cevadi Âmuli ve Ayetullahuzma Safi Gülpaygani gibi çok sayıda dinî taklit merci yer alıyor. Milyonlarca bağlısı bulunan ve Şiilikte dini otorite sayılan taklit mercileri, mevcut koşullar konusunda İran Cumhurbaşkanı’nı azarlayıp eleştirmekle yetinmeyerek, ekonomik durum ve mevcut yaşam koşulları sebebiyle hükümet yetkililerini ve bakanları da uyardı.

İran İşçi Sendikaları Genel Sekreteri Hadi Abuy da 12 Aralık’ta Tesnim haber ajansına verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“Geçici sözleşmeli işçi kesiminin geliri ile toplumun diğer kesimlerinin geliri arasındaki uçurum çok büyüdü. Söz konusu işçiler yevmiye alıyor ve herhangi bir destekten faydalanmıyor. İş güvencesinin olmaması gibi büyük sıkıntılarla karşı karşıyalar. Ülkedeki ailelerin yüzde 50’sinden fazlası işçi ailesi. Bu işçiler, işverenlerin istediği vakitte işini kaybedebilir. Asgari ücretle geçiniyorlar ve herhangi bir birikime sahip değiller. Hayattan umutları yok. Ağır barınma ve yiyecek masraflarıyla yüzleşiyorlar. Sosyal sigorta gibi birçok haktan ve hizmetten yararlanamayan bu işçiler; yaptırımların, Korona salgınının ve enflasyonun birincil mağdurları. Geçici sözleşmeli işçilerin ücretleri, bir kişinin geçim ihtiyaçlarının sadece yarısını karşılamaya yetecek miktardayken, yüksek konut kiraları onları bekliyor. Bunlar normal olmayan, tehlikeli ve endişe verici durumlar.”

Ticaret Haberleri (Tejarat News) adlı haber sitesi de 1 Aralık’ta İşçi Sendikaları Yüksek Merkezi Başkanı Sümeyye Gülpur’un şu sözlerini aktardı:

“Ücretlerdeki yüzde 30’luk artış bile aile giderlerine yetmiyor ve enflasyon oranının altında kalıyor. İşçilerin düşük ücretleri, onlara asgari geçim şartlarını temin edemiyor. Dolayısıyla işçiler iki veya üç işe başvurmak zorunda kalıyor. Emeklilerse daha zor şartlarda yaşıyor, çünkü tedavi masrafları emekli maaşlarından yüksek. Emeklilerin çoğu, yaşlı olmalarına rağmen taksi şoförlüğü gibi yaşlarına uygun olmayan işlerde çalışmaya devam ediyorlar.

Enflasyon kontrol altına alınmadığı sürece işçilerin satın alım gücü iyileşmeyecek. Fabrikaların iş gücüne ihtiyacı var, ancak işçiler imalathanelerde ve fabrikalarda çalışmayı tercih etmiyor. Çünkü ücretler düşük ve asgari geçim ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz. Hal böyle olunca işçilerin büyük bir kısmı, serbest piyasadaki işlere yöneliyor.”

“Et, süt, süt ürünleri ve hatta pirinç satın alma gücünü kaybeden İranlılar, ucuz ve kalitesiz ürünlere yöneldi. Bu, önümüzdeki birkaç yıl içinde bir sağlık felaketinin yaşanacağı anlamına geliyor”

Haber ajansı ILNA (Iranian Labour News Agency), Çalışma Bakanı’nın açıklamalarına ilişkin olarak 13 Aralık’ta İran Yüksek Çalışma Konseyi Üyesi Ali Hudayi ile yapılan bir röportajı yayınladı. Geçtiğimiz günlerde Çalışma Bakanı, 2023 yılında ücretlerin yüzde 57 oranında artmasının enflasyonda artışa neden olduğunu söylemişti. Hudayi, bu açıklamayı şu sözlerle değerlendirdi:

“Ücretlere dair bu tür açıklamaların son dönemde artmaya başlaması, endişe verici. Bu noktada önemli olan soru şu: Enflasyonun asıl sebebi nedir? Enflasyonun sorumlusu, iş piyasası ve işçiler değil. Hükümet bir bütçe açığıyla karşı karşıya ve kaynaklarını doğru şekilde yönetemedi. Ülke, mali sıkıntılara maruz kalıyor. Hükümet işçilerin ve memurların maaşlarını ödemede zorluk yaşıyor. Bütçe açığını kapatmak için düzensiz para basımı da enflasyon sebeplerinden biri. Ama ücretlerin yükselmesi, enflasyon sebebi değildir.”

Foto: Kirlilikten kaynaklanan sis, İran’ın başkenti Tahran’ı kaplıyor (Reuters)
Kirlilikten kaynaklanan sis, İran’ın başkenti Tahran’ı kaplıyor (Reuters)

Hudayi değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:

“Yakın zamanda ortaya çıkan 3 milyar 700 milyon dolarlık büyük dolandırıcılık bizi dehşete düşürdü. Bu nasıl oldu? Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde buna benzer pek çok büyük dolandırıcılık vakası yaşandı. Ancak o dönemde petrol gelirleri büyüktü. Ama durum şu an farklı ve ülkenin her bir kuruşa ihtiyacı var. İşçi ve memur maaşlarının artırılmasını talep ettiğimizde bize, hükümetin bunun için yeterli bütçesi olmadığını ve ücret artışının enflasyona yol açtığını söylüyorlar. Toplum nüfusunun yarısından fazlasına yönelik yaklaşımları doğru değil. Mali yolsuzluğun yanı sıra, nakdi ve mali kararların yokluğu her şeyi mahvetti. Ekonomik yolsuzlukla mücadele ve yoksullara destek, hükümetin görevlerinden değil mi?

Ücretlerde yapılan yüzde 57’lik artış, iş ve üretim oranlarının iyileşmesine katkı sağladı. Bu da vatandaşların satın alım gücünü iyileştirmeye yardımcı olan yapıcı likiditenin oluşmasına vesile oldu. Enflasyon düzeylerinin ve düşük ücretlerin ciddi yansımaları var. Zira et, süt, süt ürünleri ve hatta pirinç satın alım gücünü kaybeden vatandaşlar, ucuz ve kalitesiz ürünlere yöneldi. Bu da önümüzdeki birkaç yıl içinde bir sağlık felaketi yaşanacağı anlamına geliyor. Siyasetçilerden işçi ücretlerini düşürmenin yollarını aramak yerine, bu sorunların meydana gelmesini önleyecek çareler düşünmelerini bekliyoruz.”

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.