İran 100 yılın en kötü ekonomi koşullarında yaşıyor

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)
TT

İran 100 yılın en kötü ekonomi koşullarında yaşıyor

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ekonomi politikasından dolayı din adamlarının ağır eleştirilerine uğradı (Reuters)

Hanan Azizi

İran’daki ekonomik kriz ve krizin hayata yansımaları devam ederken yürütme yetkilileri, eleştirilere ve artan yoksulluğun önüne geçmek için gerekli önlemlerin alınmadığı yönündeki suçlamalara maruz kalıyor. İran Meclis Başkanlık Heyeti Üyesi Muhsin Pirhadi’nin ifadesiyle “orta gelirli kesimlerin yoksulluk sınırının altına düşmesi, yoksulların artmaya devam ettiği ve hükümet politikalarının toplumdaki yoksulluğu ortadan kaldıramadığı konusunda tehlike çanlarını çalıyor.”

Pirhadi, 11 Aralık’ta İntihab (Entekhab) internet sitesinde yayınlanan açıklamalarında şu ifadelere de yer verdi:

“Orta sınıf; enflasyon, piyasadaki istikrarsızlık ve aile harcamalarında konut payının büyük oranda artması nedeniyle büyük sıkıntılar yaşıyor. Altıncı Kalkınma Programları ve Ülke Kalkınması İçin Yirmi Yıllık Gelecek Stratejisi gibi ulusal planları, yıllık bütçe kanunlarını, sosyal eğlence ve sosyal destek alanındaki politikaları hayata geçirme mekanizmalarına dair incelemelerimizin sonuçlarına bakınca tüm bu projelerin geri çekilip, toplumsal dayanışma kurumlarının desteklediği yoksul sınıfa yönelik yardımlara indirgendiğini görüyoruz.

Yoksul sınıflara destek devam etmeli. Ancak orta sınıfın ve orta gelirli kesimlerin düşüşünün önüne geçilmesi, artan yoksulluk oranının azalmasına katkı sağlar. Mesela ekonomik darbelerin şiddeti nedeniyle ülkede yoksulluk oranı 2017 ila 2021 yıllarında ciddi ölçüde arttı.”

İranlı meclis üyesi, hükümet desteğine muhtaç hale gelen orta gelirli kişilerin sayısının arttığını belirterek ekledi:

“Yoksulluk sınırının altında olanların sayısı 2011 ila 2017 yıllarında 16 milyona ulaştı ve yoksulluk oranı, 2018 ve 2019 yıllarında yüzde 27’den fazla bir oranla büyüme kaydederek yükselmeye başladı. Bu durum endişe verici.”

“Şu an yaşanan ekonomik bozulma, son kırk yıldır, hatta son yüz yıldır benzerine rastlanmayan bir durum. Ekonomik sorunlar ve zorluklar, toplumsal ve kültürel sorunlara sebep oldu”

Pirhadi, değerlendirmesini şu ifadelerle sürdürdü:

“Son tahminlere göre bu yıl yoksulluk sınırının altındaki İranlıların sayısı 28 milyona ulaştı. Son on yılda yoksulluk sınırının altındaki nüfus oranının artışı da gösteriyor ki hükümetin yoksulluğu bitirmeye yönelik politikaları, yoksulluğu azaltmak şöyle dursun, yoksulluk üretti ve yoksulları korumada başarısız oldu. Orta sınıf, hükümet sistemleri üzerinde en büyük etkiye sahip kesimlerden biriydi ve öyle olmaya devam ediyor. Dolayısıyla hükümetin hedefi, yoksul sınıfa orta sınıfa taşımaya çalışmak olmalı. Orta sınıfın ihmal edilmesi, yoksulluğun yavaş yavaş topluma sirayet etmesine yol açıyor.”

Görünüşe bakılırsa İbrahim Reisi başkanlığındaki hükümetin, enflasyonu ve yoksulluğu azaltmak gibi ekonomik vaatlerini yerine getirememesi, orta gelirli kesimlerin yoksulluk çukuruna düşmesine sebep oldu. O kadar ki İran’daki taklit mercileri (Şii alimler), İran Cumhurbaşkanı’nı ekonomi politikaları ve İranlı vatandaş için ağırlaşan yaşam koşulları sebebiyle uyardı. Haber Online (Khabaronline) adlı haber ajansı da bu konuya dair bir rapor yayınlayarak, “İbrahim Reisi hükümeti, yaşam koşullarının kötüleşmesi konusunda dinî mercilerden en çok uyarı ve eleştiri alan hükümetlerden biri. Gelgelelim hükümet bunlara kulak vermiyor” ifadelerini kullandı.

Foto: 30 Kasım’da Tahran’daki Büyük Pazar’da alışveriş yapanlar (EPA)
30 Kasım’da Tahran’daki Büyük Pazar’da alışveriş yapanlar (EPA)

Ajansın raporunda ayrıca şu ifadelere de yer verildi:

“Taklit mercilerinden Ayetullah Mezahiri, İbrahim Reisi ile yaptığı bir görüşmede hükümetin ekonomik performansını ağır bir dille eleştirdi. Ayetullah Mezahiri, Reisi’ye vatandaşların zorlu yaşam koşullarıyla yüzleştiğini, vatandaşların mevcut koşullardan memnun olmamakta haklı olduklarını, şu an yaşanan ekonomik bozulmanın son kırk yılda, hatta son yüz yılda benzerine rastlanmadığını ve ekonomik sorunlarla zorlukların toplumsal ve kültürel sıkıntılara sebep olduğunu söyledi.

Mevcut hükümet, daha önce de benzer pek çok eleştiriye maruz kalmıştı. Ayetullah Nuri Hemedani’nin Ağustos 2023’te Kum şehrinde İbrahim Reisi ile bir araya geldiği zaman dile getirdiği ifadeler de buna örnek. O tarihte Nuri Hemedani, Reisi’ye geçim sorunlarını halletmek için gayretli olması gerektiğini ve yerel para birimindeki çöküşün devam etmesinin endişe verici olduğunu söyledi.”

Söz konusu rapor, İbrahim Reisi’nin Kum şehrini ziyareti sırasında Ayetullahuzma Mekarim Şirazi ile yaptığı görüşmeye de dikkat çekti. Bu görüşmede Mekarim Şirazi, Reisi’ye, “Enflasyon ve kötüleşen yaşam koşulları, vatandaşların temel endişeleri arasında yer alıyor. Vatandaşlar, hükümetin performansının pratik sonuçlarını görmek istiyor. Nitekim konut kiraları, büyük bir çıkmaza dönüştü. Hükümetin yüksek kira sorununa bir çözüm bulması ve konut inşaatına dair vaatlerini yerine getirmesi gerekir” dedi.

“Emekliler daha zor şartlarda yaşıyor. Çünkü tedavi masrafları, emekli maaşlarından daha yüksek. Emeklilerin çoğunluğu, yaşlı olmalarına rağmen yaşlarına uygun olmayan işlerde çalışmaya devam ediyor.”

Rapora göre İbrahim Reisi’yi enflasyon, piyasalardaki istikrarsızlık ve ekonomi yönetiminde insan kaynağından ve özel sektörden faydalanmaya dair ilgisizlik konularında eleştirenler arasında Ayetullahuzma Subhani, Ayetullahuzma Cevadi Âmuli ve Ayetullahuzma Safi Gülpaygani gibi çok sayıda dinî taklit merci yer alıyor. Milyonlarca bağlısı bulunan ve Şiilikte dini otorite sayılan taklit mercileri, mevcut koşullar konusunda İran Cumhurbaşkanı’nı azarlayıp eleştirmekle yetinmeyerek, ekonomik durum ve mevcut yaşam koşulları sebebiyle hükümet yetkililerini ve bakanları da uyardı.

İran İşçi Sendikaları Genel Sekreteri Hadi Abuy da 12 Aralık’ta Tesnim haber ajansına verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“Geçici sözleşmeli işçi kesiminin geliri ile toplumun diğer kesimlerinin geliri arasındaki uçurum çok büyüdü. Söz konusu işçiler yevmiye alıyor ve herhangi bir destekten faydalanmıyor. İş güvencesinin olmaması gibi büyük sıkıntılarla karşı karşıyalar. Ülkedeki ailelerin yüzde 50’sinden fazlası işçi ailesi. Bu işçiler, işverenlerin istediği vakitte işini kaybedebilir. Asgari ücretle geçiniyorlar ve herhangi bir birikime sahip değiller. Hayattan umutları yok. Ağır barınma ve yiyecek masraflarıyla yüzleşiyorlar. Sosyal sigorta gibi birçok haktan ve hizmetten yararlanamayan bu işçiler; yaptırımların, Korona salgınının ve enflasyonun birincil mağdurları. Geçici sözleşmeli işçilerin ücretleri, bir kişinin geçim ihtiyaçlarının sadece yarısını karşılamaya yetecek miktardayken, yüksek konut kiraları onları bekliyor. Bunlar normal olmayan, tehlikeli ve endişe verici durumlar.”

Ticaret Haberleri (Tejarat News) adlı haber sitesi de 1 Aralık’ta İşçi Sendikaları Yüksek Merkezi Başkanı Sümeyye Gülpur’un şu sözlerini aktardı:

“Ücretlerdeki yüzde 30’luk artış bile aile giderlerine yetmiyor ve enflasyon oranının altında kalıyor. İşçilerin düşük ücretleri, onlara asgari geçim şartlarını temin edemiyor. Dolayısıyla işçiler iki veya üç işe başvurmak zorunda kalıyor. Emeklilerse daha zor şartlarda yaşıyor, çünkü tedavi masrafları emekli maaşlarından yüksek. Emeklilerin çoğu, yaşlı olmalarına rağmen taksi şoförlüğü gibi yaşlarına uygun olmayan işlerde çalışmaya devam ediyorlar.

Enflasyon kontrol altına alınmadığı sürece işçilerin satın alım gücü iyileşmeyecek. Fabrikaların iş gücüne ihtiyacı var, ancak işçiler imalathanelerde ve fabrikalarda çalışmayı tercih etmiyor. Çünkü ücretler düşük ve asgari geçim ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz. Hal böyle olunca işçilerin büyük bir kısmı, serbest piyasadaki işlere yöneliyor.”

“Et, süt, süt ürünleri ve hatta pirinç satın alma gücünü kaybeden İranlılar, ucuz ve kalitesiz ürünlere yöneldi. Bu, önümüzdeki birkaç yıl içinde bir sağlık felaketinin yaşanacağı anlamına geliyor”

Haber ajansı ILNA (Iranian Labour News Agency), Çalışma Bakanı’nın açıklamalarına ilişkin olarak 13 Aralık’ta İran Yüksek Çalışma Konseyi Üyesi Ali Hudayi ile yapılan bir röportajı yayınladı. Geçtiğimiz günlerde Çalışma Bakanı, 2023 yılında ücretlerin yüzde 57 oranında artmasının enflasyonda artışa neden olduğunu söylemişti. Hudayi, bu açıklamayı şu sözlerle değerlendirdi:

“Ücretlere dair bu tür açıklamaların son dönemde artmaya başlaması, endişe verici. Bu noktada önemli olan soru şu: Enflasyonun asıl sebebi nedir? Enflasyonun sorumlusu, iş piyasası ve işçiler değil. Hükümet bir bütçe açığıyla karşı karşıya ve kaynaklarını doğru şekilde yönetemedi. Ülke, mali sıkıntılara maruz kalıyor. Hükümet işçilerin ve memurların maaşlarını ödemede zorluk yaşıyor. Bütçe açığını kapatmak için düzensiz para basımı da enflasyon sebeplerinden biri. Ama ücretlerin yükselmesi, enflasyon sebebi değildir.”

Foto: Kirlilikten kaynaklanan sis, İran’ın başkenti Tahran’ı kaplıyor (Reuters)
Kirlilikten kaynaklanan sis, İran’ın başkenti Tahran’ı kaplıyor (Reuters)

Hudayi değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü:

“Yakın zamanda ortaya çıkan 3 milyar 700 milyon dolarlık büyük dolandırıcılık bizi dehşete düşürdü. Bu nasıl oldu? Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde buna benzer pek çok büyük dolandırıcılık vakası yaşandı. Ancak o dönemde petrol gelirleri büyüktü. Ama durum şu an farklı ve ülkenin her bir kuruşa ihtiyacı var. İşçi ve memur maaşlarının artırılmasını talep ettiğimizde bize, hükümetin bunun için yeterli bütçesi olmadığını ve ücret artışının enflasyona yol açtığını söylüyorlar. Toplum nüfusunun yarısından fazlasına yönelik yaklaşımları doğru değil. Mali yolsuzluğun yanı sıra, nakdi ve mali kararların yokluğu her şeyi mahvetti. Ekonomik yolsuzlukla mücadele ve yoksullara destek, hükümetin görevlerinden değil mi?

Ücretlerde yapılan yüzde 57’lik artış, iş ve üretim oranlarının iyileşmesine katkı sağladı. Bu da vatandaşların satın alım gücünü iyileştirmeye yardımcı olan yapıcı likiditenin oluşmasına vesile oldu. Enflasyon düzeylerinin ve düşük ücretlerin ciddi yansımaları var. Zira et, süt, süt ürünleri ve hatta pirinç satın alım gücünü kaybeden vatandaşlar, ucuz ve kalitesiz ürünlere yöneldi. Bu da önümüzdeki birkaç yıl içinde bir sağlık felaketi yaşanacağı anlamına geliyor. Siyasetçilerden işçi ücretlerini düşürmenin yollarını aramak yerine, bu sorunların meydana gelmesini önleyecek çareler düşünmelerini bekliyoruz.”

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.