Rusya, 2024’te kazanımlarını güçlendirerek Batı cephesindeki çatlağı derinleştirmeye hazırlanıyor

Ukrayna savaşı ertelendi. Bölgesel dosyalara katılım etkinleştirildi.

Putin ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ekim ayında bir askeri eğitim merkezine yaptıkları ziyaret sırasında (AFP)
Putin ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ekim ayında bir askeri eğitim merkezine yaptıkları ziyaret sırasında (AFP)
TT

Rusya, 2024’te kazanımlarını güçlendirerek Batı cephesindeki çatlağı derinleştirmeye hazırlanıyor

Putin ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ekim ayında bir askeri eğitim merkezine yaptıkları ziyaret sırasında (AFP)
Putin ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ekim ayında bir askeri eğitim merkezine yaptıkları ziyaret sırasında (AFP)

Yıl sonunda bölgesel ve uluslararası manzara, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in lehine görünüyor. 2023 yılı, hem iç hem de dış düzeyde son on yılın en çalkantılı ve endişe verici dönemiydi. Öyle ki Rusya, tehlikeli dönüşlere ve büyük olaylara tanık oldu.

Wagner grubunun önde gelen generallerin desteği ve geniş bir halk kitlesi tarafından desteklenen askeri isyanı, yılın ortasında adeta Rusya’yı bir iç kaos tüneline soktu. Ancak Kremlin, kararlı bir iç çatışmadan galip çıktı ve rakiplerini ölümcül bir darbeyle ortadan kaldırmayı başardı. Silahların yayılması tehdidini ve baskı ve etki merkezleri oluşturan çeşitli partilerin siyasi hırslarını ortadan kaldıran geniş bir iç temizlik sürecini başlattı.

Yaşam koşulları büyük sarsıntılara sahne oldu. Yılın başında Rus ekonomisinin 11 kapsamlı yaptırım paketinin ağırlığı altında sarsılmaya başladığı görülüyordu. Ancak sonbaharın gelmesiyle birlikte birçok sektörde göstergeler durgunluktan iyileşmeye doğru ilerledi. Öyle görünüyor ki Rusya, Batı’dan ekonomik izolasyonla yüzleşmeye başlamış, sert yansımalarıyla mücadele için koşullarını iyileştirmiş ve çeşitli alanlarda rekor büyüme rakamlarına doğru harekete geçmişti.

Geçen yıl, komşu ülkedeki savaş cephelerinde Rusya’ya karşı askeri zafer elde etme üzerine bahis oynamaya dair başarısızlık formülü oluşturuldu. Kremlin de önceliklerini değiştirdi ve yıl ortasındaki Bahmut atılımından sonra artık cephelerdeki geniş ilerlemeye dikkat etmedi. Ancak karşılığında Ukrayna vilayetlerini ilhak ettikten sonra oluşturduğu fiili haritaları güçlendirerek, Ukrayna- Batı karşı saldırısı çerçevesinde ilerlemeye yönelik tüm girişimleri boşa çıkardı.

Uluslararası politika açısından ise rüzgâr, Putin’in istekleri doğrultusunda esmeye başladı. Kiev’e askeri yardım ve Moskova üzerinde ekonomik baskının yapılabilirliği konusunda Batı cephesindeki görüş ayrılıkları da arttı. Sonbahardaki Gazze savaşı ise yeni kazanımların yolunu açtı. BRICS, Şanghay ve Bağımsız Devletler Topluluğu gibi Kremlin’in desteklediği bölgesel ittifakların küresel olaylar üzerindeki etkisinin zayıf olması, Moskova ve müttefikleri için çıkar biriktirmeye dayalı politikalar geliştirmelerine engel olmadı.

Kremlin’e ve Rusya içinde geniş bir harekete göre en zor zamanlar geçti. Öyle görünüyor ki Moskova, yeni yılın gelişiyle birlikte sonuçlara ulaşmaya hazırlanıyor.

Ukrayna... Çatışmanın dondurulması

Putin’in 2024’teki politikalarının en belirgin yönleri arasında Ukrayna’daki askeri çatışma haritalarının durgunluğunun sürdürülmesi yer alıyor. Önde gelen uzmanlar, Kremlin’in en azından yılın ilk yarısında geniş çaplı bir saldırı başlatmasını beklemiyor. Onlara göre bunun, güçlü gerekçeleri var. Ülke önümüzdeki Mart ayında önemli bir seçime hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu önceden bilinmesine rağmen bu, Putin’i neredeyse ulusun lideri ve Kremlin’in ömür boyu efendisi olarak kutsayan olayın önemini azaltmıyor. Tartışmalı savaş kararını veren bir ismin koltuğunda kalma yeteneği hakkında daha önce ortaya çıkan endişe verici soruların aksine bu kazanım, Batı’nın çöküşünü beklediği Rusya’daki Putinizm yaklaşımının uzun yıllar yüceltilmesi anlamına gelecektir.

FOTO: Moskova’da yılbaşı süsleri: Ukrayna’daki Rus ordusunun amblemi olan Z işaretli Kremlin yıldızı (AFP)
Moskova’da yılbaşı süsleri: Ukrayna’daki Rus ordusunun amblemi olan Z işaretli Kremlin yıldızı (AFP)

Bu çerçevede Putin’in Ukrayna’daki mücadelesine ilişkin çeşitli eğilimleri gözlemlemek mümkün.

Rus kuvvetleri tüm cephe hattındaki çatışmaları dondurmayı ve büyük ihlalleri önlemeyi başardı. Yarın başarı, birkaç yüz metrelik ilerleme veya aynı miktardaki geri çekilmeyle ölçülecek. Askeri uzmanlar, Moskova’nın, bir sonraki aşamada Putin’in popülerliğini vurgulamak için Kremlin’in ihtiyaç duymadığı büyük bir saldırı başlatmadan, Avdiyivka (Donetsk) kuşatmasını geliştirebileceğini söylüyor. Ayrıca onlara göre bu kuşatmanın riskleri çok büyük. Öyle ki Rus askerleri arasında ağır kayıplar yaşanırsa bunun olumsuz etkisi olabilir. Bu düzeydeki ikinci unsur, Moskova’nın artık yıpratma savaşında kısmi kazanan konumda olmasıdır. Bu nedenle yönelimleri Batı saflarındaki çatlağı genişletme arayışına odaklanıyor. Daha fazla Avrupa bıkkınlığına hazırlanıyor. Birçok ülkenin Slovakya, Macaristan ve Hollanda örneğini takip ederek Moskova’ya yönelik tonlarını yumuşatmasını ve Moskova ile daha acil bir diyalog başlatma çağrısı yapmasını bekliyor.

Aynı çerçevede Moskova verileri, Batı’nın depolarındaki silah ve mühimmatın tükendiğine işaret ediyor. Bu da Ukrayna’nın tedarik maliyetinin bir sonraki aşamada daha yüksek olacağı anlamına geliyor. Bu durum ise bazı Batı ülkelerinin, NATO ülkelerinde üretilen askeri silah ve teknolojilere alternatif olarak Kiev ile ortak savunma sanayii kurulmasını destekleme eğilimine de yansımaya başlıyor.

Kremlin, çatışmadaki durgunluğun Batı’daki çatlağı genişletmek için önemli bir temel oluşturduğuna ve Kiev’in manevra kabiliyetini daha da zayıflattığına inanıyor. Özellikle şimdiye kadar ertelenen iç başkanlık seçimlerinin tarihi yaklaştıkça, Ukrayna’da iç çatışmaların gelişmesini bekliyor ve teşvik ediyor.

Uzmanlar, geniş çaplı bir askeri gelişmenin gelecek yılın ortasından önce gerçekleşmesini beklemiyor. Bu gelişmenin başlangıçları büyük olasılıkla Ukrayna’nın iç ortamıyla ve Kremlin'in Batı ittifakını etkilemeyi beklediği gevşeklik düzeyiyle bağlantılı olacak.

Genel olarak tahminler, son çeyreğe yaklaşırken 2024 yılının savaşın kaderini belirlemede belirleyici olacağını gösteriyor.

Müttefik cephesinin güçlendirilmesi

Her ne kadar Rusya’nın bölgesel ittifakları, Kremlin’in Batı’ya yönelik tutumunu destekleyen sağlam bir uyum sergileyerek geçen yıl boyunca tersine dönmemiş olsa da Moskova birçok atılım gerçekleştirmeyi başardı. Bu atılımlar arasında, Batı ablukası karşısında alternatif ticaret hatlarının genişletilmesi, Şanghay ve BRICS çerçevesinde ve Çin gibi stratejik müttefiklerle ikili olarak ulusal para birimlerindeki döviz kurunun, Rusya’nın dış ticaret hacminin yaklaşık yarısına ulaşması için artırılması da yer alıyor. Bu yol yeni yılda da güçlü bir şekilde devam edecek. Aynı şekilde Moskova, Çin, İran ve Güney Kafkasya ülkeleriyle işbirliği içinde, başta Kuzey-Güney Koridoru olmak üzere alternatif tedarik yollarının yolunu güçlendirmeyi ve müttefikleriyle ticaret koşullarını iyileştirmeyi amaçlıyor.

Uluslararası politika düzeyinde ise Kremlin, bölgesel meseleler üzerindeki ABD hegemonyasına karşı koyma bağlamında Güney ülkelerine yönelik tarafgirliğini pekiştirmeye çalışıyor. Bu eğilim, Gazze Savaşı’nın patlak vermesiyle daha net bir hal almaya başladı. Bu nedenle Moskova, Afrika’daki işbirliğini genişletmeyi hedefliyor. Nitekim kıtanın birçok ülkesinde Wagner’e alternatif grupların varlığını yeniden düzenleyerek buna hazırlandı. Bu, Batı baskısına rağmen iç politikaya doğrudan müdahalenin ve bazı ülkelere verilen desteğin devamının temelini oluşturuyor.

Öte yandan geçtiğimiz yıl iki bloğun üyeleri arasındaki iç anlaşmazlıklar, engelleyici unsurlar oluşturdu. Çin- Hindistan anlaşmazlıkları bunun bir örneği. Ancak buna rağmen Moskova, Şanghay Grubu’nun çalışmalarını canlandırma koşulları ve BRICS bloğunun bölgesel politikalardaki varlığını genişletmenin yolu üzerinde çalışıyor.

FOTO: BRICS liderleri, Ağustos ayında Johannesburg’da yaptıkları toplantıda (AFP)
BRICS liderleri, Ağustos ayında Johannesburg’da yaptıkları toplantıda (AFP)

2024 yılında daha da ‘en büyük’ ortak haline gelecek olan, en önde gelen müttefik olan Çin ile ilişkiler çerçevesinde ise, Moskova’nın geçmişte onunla ilişkilerde uyum sağlamaya çalışmasının ardından Rusya ve Çin, 2024 yılında birçok alanda ortak projeler başlatmayı planlıyor. Bunlar arasında dış politika koordinasyonunun geliştirilmesi ve ortak stratejik projelerin yolunun geliştirilmesi de var. Dolayısıyla gemi inşası, kapsamlı teknolojiler ve yeşil enerji alanlarında mega projelere yönelik planlar da bu kapsamda. Çin’in artık Avrupa Birliği’nin (AB) ilk ticaret ortağı olarak eski yerini aldığı biliniyor. 2023 yılında ikili ticaret hacmi, yüzde 23 artarak 201 milyar dolara ulaştı.

Stratejik bir müttefik İran

Yeni yılda Rus politikasının ana yönleri arasında, ‘Rusya’nın en önemli bölgesel ortağı olan İran’la ilişkileri güçlendirmeyi sürdürme’ de yer alıyor. Ukrayna savaşındaki ortaklığın pekişmesi ve Tahran’ın geçen yıl Moskova’ya sağladığı büyük miktarda malzeme, bu ortak hareketin genişletilmesinin temellerini attı. Bu durum ise sivil (araba üretimi, uçak ve makine montajı...) ve askeri (drone üretimi alanında işbirliğinin geliştirilmesi ve savunma füzesi sektörünün geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesi) olmak üzere her iki alanda da gelişmeye yönelik çalışmalar yürütülen ortak sanayi anlaşmalarıyla ortaya çıkmaya başladı. Bu bağlamda İran’a uzun zamandır beklenen yeni nesil Suhoy savaş uçakları ile ilgili bir anlaşma sağlanması ihtimalinden de bahsediliyor.

Rusya ve İran’ın tahminleri, 2024’ün ilk yarısında iki tarafın ‘yeni ve kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzalamaya’ doğru ilerlediğini gösteriyor. İki yıl boyunca ilişkileri yeni bir niteliksel seviyeye taşıması beklenen anlaşma üzerinde çalışılıyor. Ayrıca gelecekteki işbirliklerinin tüm alanlarını içeren nihai versiyonuna ulaşıldıktan sonra resmi imza töreni bekleniyor.

Bölgesel düzeyde; İki ülke, özellikle İran’ın nükleer dosyası ve önümüzdeki yıl yeni bir aşamaya girmesi beklenen Suriye’de devam eden çatışmalar başta olmak üzere, eldeki dosyalara ilişkin görüş uyumunun artırılması yönündeki niyetlerini gizlemiyor.

Suriye… Yenilenen çatışmaların arenası

Ukrayna savaşı ve Tel Aviv’in Kiev’e açık destek verme yönünde benimsediği pozisyonlar ve sonrasında Gazze’de devam eden savaşın yansımaları, Rusya’nın Suriye’deki önceliklerinde önemli bir değişikliğe yol açtı.

Bu durum, öncelikle Moskova’nın bir yandan İran’la diğer yandan da İsrail ile ilişkilerinde kurduğu hassas dengeyi korumaya yönelik daha önceki çabalarına karşı daha az temkinli ve hassas bir politikaya yönelmesine yol açtı. Bu durum, Rusya’nın İsrail’in Suriye’deki İran bölgelerine yönelik saldırılarını giderek daha sık kınamasında açıkça görülüyor. Ayrıca Rusya, Batı ile ‘Suriye’deki İran varlığının kontrol altına alınması’ temelinde bir anlaşmaya varmak için yapılan önceki hazırlıklardan da geri adım attı. İran’ı Golan’daki temas hatları gibi hassas alanlardan uzak tutmaya yönelik önceki anlaşmaların yanı sıra bu gelişme, Rusya’da, ABD’de ve İsrail’de Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlarıyla yapılan görüşmelerde ortaya koyuldu.

FOTO: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’nın merkezindeki Gostiny Dvor Sergi Salonu’nda düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’nın merkezindeki Gostiny Dvor Sergi Salonu’nda düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Şu anda Moskova, bu konudaki taahhütlerini azaltma eğiliminde. Yıl sonuna gelindiğinde Moskova, Batı’nın İran’ın Golan’dan 80 kilometre uzaklaştırılması yönündeki anlaşmanın yenilenmesi için arabuluculuk yapılması isteğine ilişkin haberleri yalanladı. Daha da önemlisi İsrail’in periyodik olarak bombaladığı havalimanlarına alternatif olarak, İran’ın malzemelerini Moskova kontrolündeki Suriye havalimanları üzerinden taşımak için kolaylıkların sağlanacağı yönünde haberler var.

Bunun yanı sıra Moskova, zaman zaman doğrudan veya dolaylı olarak Suriye ve Irak’taki ABD üslerinin daha geniş şekilde hedef alınmasını teşvik ediyor.

Uzmanlar, Moskova’nın ‘meselelerin, Gazze savaşının coğrafi kapsamının bölgesel olarak genişlemesine yol açabilecek kapsamlı bir çatışmaya sürüklenmesini önleyerek’ bir sonraki aşamada bu yolu güçlendirmeye devam etmesini bekliyor.

Moskova’nın Suriye’deki İran varlığını kontrol etmeye yönelik hamlelerden vazgeçeceği beklentileri ortasında bu durum, Suriye’nin bir kez daha dış aktörler arasında kontrol edilerek, aktif bir çatışma alanına dönüştüğü anlamına geliyor. Aynı şekilde bu gelişmenin bir yansıması olarak uzmanlar, doğrudan çatışmanın meydana gelmesini önleyen minimum seviyenin korunacağını söylerken, diğer taraftan da Rusya- İsrail ve Rusya- ABD anlayışlarının ‘çatışmasızlık protokolleri’ alanındaki etkilerinin görülmemesi açısından önümüzdeki yılın daha geniş bir bozulmaya sahne olmasını bekliyor.



Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
TT

Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)

Elie el-Kasifi

Ortadoğu’daki tabloyu okumak için iki ana başlık var. Bunlardan birincisi İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve dolayısıyla Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve Batı Şeria'dan bahsetmemesi, ikincisi ise İran'ın nükleer programı, balistik silahları ve belki de Tahran destekli milislerin bölgedeki geleceğiyle ilgili müzakereler konusunda İran ve ABD arasında karşılıklı olarak verilen mesajlar ve savrulan tehditler.

Bu iki başlık arasındaki tüm bağlantıları, sanki bölge için hala sisli, dalgalı ve binlerce soruyu beraberinde getiren bir gelecek öngörüyormuşuz gibi aramanın bir önem yok. Bu iki başlığın eşzamanlı ve uluslararası sahneyi her geçen gün sarsan Donald Trump döneminde ABD'nin bölgedeki stratejisinin mihenk taşı olması yeterli. Zira bunun İran'dan Sudan'a, doğudan batıya bölgedeki tabloyu etkilemeden yapılması mümkün değil.

İster doğuda ister batıda” olsun hiç kimse tarafından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana istediğini yapmaktan caydırılamayan İsrail, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana ABD'nin bölgedeki tutumuyla birebir özdeşleşmiş durumda. Trump’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının arifesinde İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkesin, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkanı’nın seçim kampanyası sırasında söz verdiği gibi Gazze'deki savaşı durdurma konusunda ciddi olduğunu gösterdiği doğru olsa da çok geçmeden Trump'ın vaatlerinin İsrail'i ve hatta kendisini bile bağlamadığı ortaya çıktı. Slogan atma ve son tarih belirleme konusunda başarılı olan Trump’ın gerçeklere uyum sağlama ve planlarını yavaşlatma ya da iptal etme konusunda daha becerikli olduğu da açıkça görüldü. Aynı şey Ukrayna'daki savaşı rekor bir sürede sona erdirme vaadi için de geçerli.

Gazze Şeridi'ndeki savaşa gelince, İsrail’in yeniden başlayan saldırısı, sanki ABD’nin mevcut stratejisinin bir parçasıymış ve sadece İsrail stratejisini yansıtmıyormuş gibi ABD'nin tam desteğine sahip. Bu da Trump dönemi ile İsrail'in Gazze’deki ve bölgedeki vahşetini örtbas etmekten geri kalmayan Joe Biden dönemi arasında büyük bir fark olduğunu gösterdi. Ancak ABD’nin ve İsrail’in stratejileri arasındaki uyum daha önce hiç Trump yönetiminde olduğu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı. Trump'ın açıkladığı Gazze halkını yerinden etme planı bunun tek kanıtıdır. Trump, bu plandan geri adım atmış ya da planını ertelemiş gibi görünse de bu plan İsrail aşırı sağı için çok iddialı bir Amerikan tavanı oluşturdu. İsrail aşırı sağının önerilerine karşı zaman zaman çok muğlak da olsa bir mesafe koyan önceki Demokrat Partili Joe Biden yönetimi döneminde durum böyle değildi.

Aslında İsrail'in Gazze Şeridi’ne karşı yeniden başlayan saldırısı ‘güç yoluyla barış’ sloganının pratikteki tercümesi olurken pratikte bölgede barışı sağlamaktan ziyade İsrail'in bölge üzerindeki kontrolünü dayatmak anlamına geliyor. Ancak İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana geleneksel rakipleri olan Filistinli gruplar ve Hizbullah'a karşı elde ettiği tüm ‘başarılara’ rağmen, şimdiye kadar kendisi için tamamen elverişli bir bölgesel durum tasarlayabilmiş ya da bölge üzerinde kontrolünü empoze etmesine yahut çevresiyle normal ilişkileri olan bir devlete dönüşebilmiş değil. Aksine, İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de güç kullanmaya devam etmesi, onu bölgede ‘normal bir devlet’ olmaktan giderek daha da uzaklaştırıyor.

Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum tesis edildiğinden, İsrail'in Lübnan'daki saldırıları artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a yönelik saldırılar olarak görülmüyor.

İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatması, Hizbullah ile bölgedeki devletler ve halklar arasındaki köklü husumet göz önüne alındığında, Hizbullah'a karşı olumsuz bir hassasiyet uyandırmak bir yana İsrail'in Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'ye girmeye devam etmesi ve buradaki mezhepçi grupları kendi tarafına çekmeye çalışması, Suriye topraklarını sürekli bombalaması, İran'ın bölgedeki hegemonik projesinin çöküşünden sonra belli bir bölgesel denge yaratmaya çalışan bölgenin ağır toplarının İsrail'e karşı hassasiyetlerini ve öfkelerini artırdı. Tüm bunların yanında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım savaşını sürdürmesi, bölge genelinde İsrail'e yönelik nefreti pekiştirirken İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ihtimalini ortadan kaldırdı ya da en azından uzun bir süre için erteledi.

7u6ı8o9
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında hasar gören bina, 1 Nisan 2025 (AFP)

Hatta Lübnan dosyasıyla ilgili olarak İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan topraklarında beş yeri işgal etmesi ve Beyrut'un güney banliyölerini yeniden bombalamaya başlaması, Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığı ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum oluştuğu için bunlar yapılan artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a karşı yapılmış gibi görülmüyor. Öyle ki Hizbullah, doğrudan ya da dolaylı sorumlulukla, geçtiğimiz hafta İsrail’deki yerleşim birimlerine iki parti halinde ham roketlerle saldırmış olsa da bu durum İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını haklı çıkarmıyor. İsrail’in saldırıları Hizbullah’ın roketli saldırılarına verilen bir yanıt değil, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de ateş kontrolünü sağlama iddiasından öteye geçmiyor.

Bu durum bölgedeki çatışmayı bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda İsrail arasında olmaktan çıkarıp bir yanda İsrail diğer yanda onun politikalarından etkilenen bölge ülkeleri arasında olmaya doğru sürüklüyor. Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki saldırılarını genişleterek ve orada süresiz kalma tehdidinde bulunarak körüklemeye devam ettiği Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan gerilim, bunun en açık örneğidir. Ayrıca İsrail, Suriye'de çoğunlukla Türkiye tarafından desteklenen yeni hükümete sürekli olarak saldırmış ve Suriye toprakları içindeki birçok yeri bombalamıştır.

Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti.

Peki Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilim doğrudan bir çatışmaya dönüşür mü? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken olsa da Ankara'nın Suriye ordusuna eğitim vermek için Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan Palmira’da (Tedmur) bir askeri üs kurmayı planlıyor olmasına İsrail'in verdiği tepkiden de görülebileceği gibi böyle bir çatışma mümkün. Her halükarda İsrail'in, saldırılarının, bombalamalarının ve ‘sızma girişimlerinin’ Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve hükümeti için görmezden gelemeyecekleri büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ardından Suriye'deki yeni hükümetin hızını etkilemeye çalıştığı aşikar. Bu konu Türkiye ile Şara yönetimi arasındaki başlıca ortak meselelerden biri haline geldi.

Trump'ın uzun süredir ABD güçlerini Suriye'den çekme arzusundan hareketle Türkiye ile İsrail arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılması için belli bir anda inisiyatif alacağını, bunun da ABD'nin Suriye'nin kuzeyinin güvenliğini Türkiye'ye emanet etme ihtiyacını haklı çıkardığını ve bu yüzden ABD yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şara yönetimi arasındaki anlaşmaya buradaki güvenlik düzenlemelerinin bir başlangıcı olarak itiraz etmediğini konuşanlar var. Bu anlaşmanın İsrail'in Suriye’ye yönelik politikalarından görünenin aksine Washington’ın Suriye’nin bölünmesini teşvik etmediğine dair bir sinyal verdiği de bu dosyanın gündeme getirdiği bir diğer nokta. Ancak henüz Suriye konusunda net bir ABD-İsrail çelişkisinden bahsetmek mümkün değilse de ABD'nin özellikle şu an Washington tarafından daha önce eşi ve benzeri görülmemiş şekilde korunan İsrail'in dosyaları ve arenaları birbirine bağlamasından bu yana Suriye stratejisinin bir bütün olarak bölgedeki dosyalarla ilgilenme stratejisinden ayrı tutulamayacağı kesin.

cfvbghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bir araya geldiler, 4 Şubat 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Gazze ve Batı Şeria ile ilişkilerinin hızı ile başta Suudi Arabistan-Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin hızı arasında da bir çelişki var. İsrail bu bölgeleri gerginliğin ve istikrarsızlığın ortasında tutmaya çalışırken, İran'ın bölgedeki yayılmacı projesinin körüklediği yaklaşık yirmi yıldır süregelen çatışmaların ve krizlerin ardından bu bölgelerde istikrarın sağlanması Riyad ve Ankara'nın açıkça çıkarınadır. Bu durum, Suriye'deki ve daha az ölçüde Irak'taki çatışma dinamiklerinin bir parçası olan Ankara'ya kıyasla Riyad için daha çok geçerli.

Bu çerçevede Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti. İsrail de bu iki arenayı tek bir arena olarak ele alıyor, ancak bu iki dinamik arasında, önümüzdeki ay Donald Trump'ın Suudi Arabistan'dan başlamak üzere Körfez'e yapacağı ziyaret turunda önemli bir noktaya gelecek olan bölgesel sahneyi bir bütün olarak etkilemesi mümkün olmayan açık bir çelişki söz konusu.

Trump’ın Körfez ülkelerine gerçekleştireceği ziyaret, ABD yönetiminin bölgedeki arenaların birbirine bağlılığını ne ölçüde kabul ettiği sorusunu gündeme getiriyor. Dolayısıyla İsrail, Gazze Şeridi’ndeki ve Batı Şeria'daki saldırılarını sürdürdüğü, Suriye'ye sızmaya devam ettiği, Lübnan'ın beş noktasında askerlerini konuşlandırdığı ve Lübnan ve Suriye topraklarını bombalamaya devam ettiği sürece mevcut durumda herhangi bir bölgesel anlaşmaya varılması oldukça zor.

Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın bölgesel nüfuzunun ciddi şekilde erimesi, bölge ülkelerinin Ortadoğu’daki tabloya geçmiş yıllardan, özellikle de 2015 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bakmasına neden oluyor. O dönemde bu anlaşma İran'ın bölgede serbest kalmasıyla aynı anlama geliyordu. Şimdi ise İran rejimini çökmekten zar zor kurtaran bir anlaşmaya dönüştü. Dolayısıyla, bölge ülkelerine yönelik İran tehdidi artık geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Bu tehdit, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı politikaları nedeniyle yerini İsrail tehdidine bıraktı. İsrail tehdidi bölgedeki kaosu derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak asıl önemli soru şu: Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ‘İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye girdiğini ve onları sahada kontrol ettiğini, bunun da kapsamlı bir normalleşmeye kapıyı araladığını’ söylediğinde İsrail’in şu anki hızının bölgede uzun bir istikrarsızlık evresine işaret ettiği göz önüne alındığında, İsrail ile ABD arasındaki bu uyum daha ne kadar devam edecek? Trump’ın Gazze Şeridi’ni ‘Ortadoğu’nun Rivierası’ yapma önerisi ya da Rusya ile Ukrayna arasında barışı aceleye getirmesi gibi krizlerle başa çıkma konusundaki tarzı da İsrail ile tamamen uyumlu. Çünkü gerçekler Gazzelilerin gitmeye hazır olmadığını gösterirken ve ilk etapta gidebilecekleri bir yer yokken önerilerine kimsenin karşı koyamayacağına inanıyor ya da bunu ima ediyorlar. Rusya kendi koşullarını karşılamayan bir barışı sonuca ulaştırma konusunda hiç acele etmiyor, aksine Trump'ın girişimini tüketmeye ve kazanımlarını genişletmeye çalışıyor. Lübnan ya da Suriye'de normalleşme sürecinin mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteren tek bir işaret dahi yok. Üstelik Witkoff'un önerdiği normalleşme reçetesi bölgesel kaosun daha uzun yıllar devam etmesinden başka bir işe yaramayacak.

Buna karşın Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir. Doğaları gereği hareketli olsalar da Trump ve ekibindekiler, şimdiye kadar sundukları çelişkili normalleşme önerileriyle ‘yaratıcı kaos’ teorisine inanıyor ya da bunu yeniden denemeye çalışıyor gibi görünüyorlar.