Batı, Rusya'nın Libya üzerinden Akdeniz'e inmesinden endişeli

Hafter'le yakınlaşarak varlığını güçlendiren Moskova, Bombea Körfezi veya Tobruk'ta bir deniz üssü kurmaya yakın

Batı, Rusya'nın Libya üzerinden Akdeniz'e inmesinden endişeli
TT

Batı, Rusya'nın Libya üzerinden Akdeniz'e inmesinden endişeli

Batı, Rusya'nın Libya üzerinden Akdeniz'e inmesinden endişeli

Rusya'nın, Akdeniz ülkesi olmamasına rağmen, Akdeniz'e ilgisi 18. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. Bunun birkaç nedeni var; en önemlisi denizin konumunun Avrupa, Asya ve Afrika'yı birbirinden ayırmasıdır. Rusya'nın Afrika kıtasında daha fazla varlık göstermesini sağlayacak coğrafi bir alanda genişleme gücünü sergilemesi, bu durumu önemli kılan faktörlerden biridir, özellikle de Avrupa'nın güney kanadı olarak kabul edilen ülkede, Libya'daki “El-Cufra” üssü (ortada) ve El-Hadim üssü (doğu) gibi çeşitli kara askeri üslerindeki konumunu güvence altına aldığından beri.

İrini Deniz Operasyonu Komutanı İtalyan Amiral Stefano Torcito, bu ay yaptığı açıklamada Rusya'nın Akdeniz bölgesinde artan varlığı konusunda uyardı. Torcito, “Moskova, Doğu Libya ile ilişkilerini güçlendirerek Akdeniz havzasının ortasında yeni bir deniz konumu elde etmek için çalışıyor.” dedi.

Kadim bir miras

Libyalı askeri uzman Albay Adil Abdulkafi Rusya'nın Doğu Libya'dan Akdeniz'e yayılma girişiminin yeni olmadığını, Halife Hafter'in (Moskova'nın müttefiki) Recme kampını elinde tuttuğu döneme hatta daha ziyade eski Başkan Muammer Kaddafi'nin dönemine kadar uzandığını söyledi.

Libya üzerinden Akdeniz havzasının ortasında bir deniz konumu elde etme girişimini, yeni temeller üzerine kurulu eski bir Rus mirası olarak nitelendiren Abdulkafi, “Bu miras, Kaddafi'nin 1969'da iktidarda olduğu ve ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya'yı geride bırakarak Sovyet kutbuna yönelmeyi seçtiği döneme kadar uzanıyor. Rusya'nın güney kanadı üzerinden Akdeniz'e doğru genişleme isteği, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 2008'de Libya'ya yaptığı ziyaretten bu yana şekillenmeye başladı. O sıralarda Putin, Fransız, İtalyan ve Amerikalılar’ın Libya’da Rusya'nın çıkarları aleyhinde oluşturduğu tehlikeyi sezmişti. Libya-Rusya ilişkileri, 2003'te sona erecek ekonomik yaptırımların uygulanması ile ilgili Güvenlik Konseyi'nde yapılan oylamada Moskova’nın Libya'ya destek vermemesi nedeniyle soğumuş ve daha sonra söz konusu tehlike kendini göstermeye başlamıştı.” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Askeri uzman, Kaddafi rejiminin düşmesinin Rusya'nın çabalarını zayıflatmadığını, Rusya'nın hızla bir alternatif bulduğunu ve çıkarlarını korumak için Doğu Libya Kuvvetleri Komutanı Halife Hafter ile işbirliğini geliştirmeye devam etme yönünde adımlar attığını da sözlerine ekledi.

Abdulkafi, “Rusya, ilk aşamada Doğu Libya'daki askeri varlığını kara yoluyla genişletmeye çalıştı. Bu aşamanın daha sonra Güney Akdeniz'de bir deniz üssü kurulmasına yol açacağı açık. Bombeo Körfezi (Libya'nın doğusundaki Derna şehrinin etekleri) veya daha yakın olan Tobruk Körfezi’nin de Rus deniz üssü olması muhtemel. Rusya, çeşitli düzeylerde Rus çıkarlarına hizmet etmek amacıyla denizdeki varlığı aracılığıyla karadaki konumunu desteklemeye çalışıyor. Rusya’nın Libya üzerinden daha fazla

Afrika ülkesine nüfuz etme çabası öne çıkıyor. Libya, Rusya'nın Afrika kıtasına ulaşmada ana kapısı olarak kabul ediliyor. Moskova, Libya devletinin bölünmüş durumundan ve siyasi zayıflığından yararlanarak Akdeniz'deki varlığını güçlendiriyor ve Doğu Libya'da bir deniz üssü kurulmasına bir tür meşruiyet kazandırmayı, böylece Avrupa Birliği'nin yakınında bir yer edinmeyi amaçlıyor.

ABD geri çekiliyor

Siyasi uzman İbrahim Lassifer ise şunu söyledi: “Rusya'nın Akdeniz'e yayılma ve Libya kıyısı üzerinden burada bir deniz üssüne sahip olma hedefi açıkça görülen bir şey ve hatta Kremlin ve Putin bunu kasıtlı olarak uluslararası güçlere gösteriyor. Akdeniz'deki doğal kaynakların kesiştiği bir bölge olan Libya devletinin stratejik konumunun önemi nedeniyle, Doğu Libya'da son dönemde Rus etkinliği daha aktif hale geldi. Rusya, özellikle Afganistan ve Irak'taki deneyiminin başarısızlıkla sonuçlanması ve bunun sonucunda ortaya çıkan küçülmenin ardından, son dönemde ABD’nin dış stratejisinde meydana gelen gerilemeden yararlandı; önceki durum, Rusya'nın bu bölgesel alanlardaki kaba genişlemesiyle dengelendi.”

İrini Deniz Operasyonu Komutanı’nın Rusya'nın Akdeniz'deki yayılması ve Libya kıyısı üzerinden burada bir deniz üssüne sahip olması yönünde endişeye sahip olduğunu kaydeden Lassifer, bu durumun Avrupa ülkelerinin Rusya'nın yayılmasına ilişkin korkularını ve Sovyetler Birliği ile eski Varşova İttifakı'nın hayaletinin hegemonyasına geri dönme ihtimalini yansıttığını söyledi. Öte yandan bu ittifaka Çin ve diğer bazı ülkeler de dahildi. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger NATO'nun kuruluşundaki ünlü konuşmasında, “Aynı fikirde olmadığımız pek çok pozisyon var ama gelin bu ittifaktan vazgeçme konusunda anlaşalım.” ifadelerine yer vermişti.

Siyaset uzmanı, “Eski Kıta'nın Rusya'nın yayılmasına ilişkin korkuları, Akdeniz havzasında genişleyen Rus askeri kalkınmasına karşı koyamama çerçevesinde geliyor. Rusya'nın Libya'daki emelleri esas olarak Libya devletinin 1951'deki bağımsızlığından öncesine dayanıyor. Çin'in Afrika'daki genişlemesi ise Libya üzerinden gerçekleşiyor ve son dönemde meydana gelen ABD, İngiltere ve Fransa aleyhine Rusya-Çin yakınlaşmasının boyutunu herkes biliyor” diye konuştu.

Lassifer, "Libya'ya girişin, öncelikle Rusların genişlemesine izin veren egemenlik zayıflığı olmak üzere bir dizi avantajı var. Rus Savunma Bakan Yardımcısı'nın Doğu Libya'ya yaptığı ziyaret, Rusya'nın Doğu Libya'da deniz üssü kurma niyetinde olduğuna dair bir işaret olarak kabul edilebiliyor. Bu durum, AB'nin bu genişlemeye karşı yetersiz bir tepki göstermesi nedeniyle Rusya'nın bu genişlemede daha fazla ilerleme kaydetmesine olanak tanıyacak zayıf bir durumla karşılanacaktır. Özellikle Putin'in önünde geniş bir alan bulunuyor.”

Başlıca düşmanlarının Avrupa, ABD ve İngiltere olduğu göz önüne alındığında, Türkiye ile Rusya arasında ittifak zamanının geldiğine dikkat çeken siyaset uzmanı, “Bu durum başta Libya ve Akdeniz Havzası ülkeleri olmak üzere bölgenin jeopolitik coğrafyasında değişiklikleri beraberinde getirecek. Rusya Libya'ya girdi ve oradan çıkmayacak” dedi.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.